HMK Madde 292 Soybağı Tespiti İçin İnceleme Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 292 Soybağı Tespiti İçin İnceleme Usulü

Soybağının tespiti amacıyla vücuttan kan veya doku alınması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesinde özel bir usul olarak düzenlenmiştir. Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olması, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmaması şartıyla, herkes soybağının tespiti amacıyla kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu yükümlülüğe uyulmaması hâlinde hâkim, incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 292Kaynağı aç
MADDE 292- (1) Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir. (2) Üçüncü kişi tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek bu yükümlülükten kaçınamaz. YEDİNCİ BÖLÜM Uzman Görüşü Uzman görüşü
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/33, K. 2023/377Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2022/33 E.  ,  2023/377 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki babalığın tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; … Anadolu 17. Aile Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda verilen davanın kabulüne ilişkin karar Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili 02.05.2011 tarihli dava dilekçesinde; müvekkil …'ın … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.12.2010 tarihli ve 2010/188 Esas, 2010/1842 Karar sayılı kararı ile … adına kayyım tayin edildiğini, küçük …'ın 24.07.2007 tarihinde dava dışı … ile davalı …’nun evlilik dışı ilişkisinden dünyaya geldiğini, davalı …'nun küçüğün babası olduğu hâlde bu durumu kabul etmediğini ileri sürerek davalı …'nun küçük …'ın babası olduğunun tespitine ve çocuk yararına 2.000,00 TL nafaka ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında vekil tarafından 11.09.2012 tarihli duruşmada nafakaya yönelik taleplerini atiye terk ettikleri beyan edilmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı asıl 06.06.2011 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacı vekili tarafından … 1. Aile Mahkemesinin 2008/611 Esas sayılı dosyası ile aynı konuda açılması nedeniyle derdestlik itirazında bulunduklarını, davanın yetkili mahkemede açılmadığını, davayı açan kayyım …'ın … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.12.2009 tarihli ve 2009/214 Esas, 2009/1440 Karar sayılı dosyası ile kayyım olarak atandığını, dolayısıyla davanın bu tarihten sonra bir yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açıldığını, davanın esası ile ilgili olarak da kendisinin küçük …’ın babası olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Cevaba Cevap 6. Davacı vekili 20.07.2011 tarihli cevaba cevap dilekçesinde; davanın yetkili mahkemede kayyım … tarafından küçük…. adına açıldığını, davalı tarafından bildirilen … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.12.2009 tarihli, 2009/214 Esas, 2009/1440 Karar sayılı kayyımlık kararının … 1. Aile Mahkemesinde görülen 2008/611 Esas ve 2008/810 Karar sayılı dosyasına ilişkin verildiğini, eldeki davaya dayanak kayyımlık kararının ise … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.12.2010 tarihli ve 2010/188 Esas, 2010/1842 Karar sayılı kararı olduğunu ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemenin Birinci Kararı 7. … Anadolu 17. Aile Mahkemesinin 12.02.2013 tarihli ve 2011/379 Esas, 2013/52 Karar sayılı kararı ile; davanın niteliği itibari ile Cumhuriyet Başsavcılığı ve … Hazinesine ihbar edildiği, davaya katılan olmadığı, davalının yetkisizlik ve derdestlik itirazlarının reddine karar verildikten sonra yapılan yargılamada çocuğu doğuran …’ın dahili davalı sıfatı ile dinlenildiği, ifadesinde davalı …’nun küçük Efe’nin babası olduğunu beyan ettiği, davalıya “DNA testi için hazır bulunması, aksi takdirde çocuğun babasının kendisi olduğunun kabul edileceği ihtarı” ile davetiye gönderildiği hâlde şahsın müracaat etmediği, vekili tarafından bu yönde bir beyanda bulunulmadığı, hâl böyle olunca davanın kabulü ile DNA testi için ihtarlı davetiyeye rağmen gelmeyen davalı …’nun küçük …’ın babası olduğunun tespitine karar verilmiştir. Özel Daire Birinci Bozma Kararı 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay 18. (Kapatılan) Hukuk Dairesinin 05.12.2013 tarihli ve 2013/12819 Esas, 2013/17140 Karar sayılı kararı ile; “…Davacı kayyım 20.04.2007 doğumlu…nin evlilik dışı ilişkiden doğduğunu belirterek babalığın tespitini istemiş, mahkemece dava kabul edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine, Türk Medeni Kanunu'nun 303/2. maddesinde ''Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.'' hükmü Anayasa Mahkemesinin 2010/71 Esas 2011/143 Karar ve 27.10.2011 tarihli kararı ile iptal edilmiş olup kararın 08.02.2013 tarihinde ve mahkemece karar verilmesinden önce yürürlüğe girmesine ve Yasada çocuk için hak düşürücü sürenin bulunmamasına göre sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak; Dosyanın incelenmesinden davalıya Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesi uyarınca ihtarlı davetiye çıkarıldığı, davalının DNA incelemesi için icabet etmemesi üzerine davanın kabul edildiği anlaşılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292/1. maddesi "uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca … yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir" hükmünü taşımaktadır. Mahkemece açıklanan yasa hükmü gözetilerek işlem yapılması gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı 10. … Anadolu 17. Aile Mahkemesinin 28.12.2017 tarihli ve 2014/910 Esas, 2017/1154 Karar sayılı kararı ile; bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda her ne kadar Yargıtay bozma ilâmında 6100 sayılı HMK’nın 292/1 inci maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiğinden bahsedilmişse de bozma ilâmına uygun olarak zor kullanılmak suretiyle davalının kan örneğinin alınması için … Aile Mahkemesine talimat, ayrıca Maltepe İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, ne var ki davalıya ulaşılamadığı, davalının kendisini vekil ile temsil ettirmesine rağmen kötüniyetli olarak kan vermekten kaçındığı, açılan davayı sürüncemede bırakmayı amaçladığı, TMK'nın 2 nci maddesine göre “bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının” hukuk düzenince korunmasının mümkün olmadığı, davalının aleyhine açılan eldeki babalık davasında DNA testi için kan örneği vermesi gerektiğini bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yedi yıldır devam eden bir davada mahkemece verilen ara kararlardan haberdar olmadığının düşünülemeyeceği, öte yandan mevcut yasal düzenlemeler karşısında kan örneğinin alınması için davalı hakkında yakalama kararı çıkarılmasının da mümkün olmadığı gerekçesiyle davalı …’nun küçük …’ın babası olduğunun tespitine karar verilmiştir. Özel Daire İkinci Bozma Kararı 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 12. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 24.06.2019 tarihli ve 2018/12446 Esas, 2019/6342 Karar sayılı kararı ile; “…Dava babalığın tespiti istemine ilişkindir. Kamu düzeni ile yakından ilgili olan babalığın tespiti istemine ilişkin davalarda, Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesinde belirtilen koşullar saklı kalmak kaydıyla, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292/1. maddesinde, uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak ve ayrıca … yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkesin soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorunda olduğu, haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması halinde hâkimin incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar vereceği hükmü bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden davalıya Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesi uyarınca ihtarlı davetiye çıkarıldığı, davalının DNA incelemesi için icabet etmemesi üzerine davanın kabul edildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, Mahkemece Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına uyulmuş ancak bozma ilamının gerekleri yerine getirilmemiş, davalının küçük…nin babası olup olmadığı hususu kesin olarak aydınlatılamamıştır. Mahkemece yapılacak …, HMK'nin 292/1. maddesi hükmü uyarınca davalı … temin edilip, somut olaydaki iddia ile ilgili olarak DNA testi yaptırılıp alınacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesidir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 13. … Anadolu 17. Aile Mahkemesinin 10.12.2019 tarihli ve 2019/605 Esas, 2019/1028 Karar sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; davanın TMK’nın 301 ve devamı maddelerinde düzenlenen babalığın hükmen tespiti davası olduğu, somut olayda çözümlenmesi gereken hususun kendisini duruşmalarda vekil ile temsil ettiren davalının ısrarla DNA incelemesinden kaçması nedeniyle hakkında 4721 sayılı TMK'nın 284/2 nci maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplandığı, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK’nın 284/2 nci maddesi ile “Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir” hükmünün düzenleme altına alındığı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 292/1 inci maddesinde ise “Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca … yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması halinde, hâkim incelemenin zor kullanarak yapılmasına karar verir” düzenlemesinin getirildiği, bilindiği üzere, mer’i mevzuatta aynı konuyu düzenleyen birden fazla kanun olduğunda uygulanacak olan kanunun belirlenmesi “özel kanun-genel kanun” kriterine göre “özel kanun” olacağı, “önceki kanun-sonraki kanun” kriterleri bakımından değerlendirme yapıldığında ise “sonraki kanun” olacağı babalığın hükmen tespiti davalarında DNA incelemesine ilişkin olarak TMK’nın 284/2 nci maddesinde özel bir düzenleme getirildiği, HMK’nın 292/1 inci maddesinde getirilen düzenlemenin ise genel kanun niteliğinde olduğu, hâl böyle olunca bu genel kanunla TMK’nın 284/2 nci maddesinin yürürlükten kaldırdığından söz edilmesinin mümkün olmadığı, somut olayda aynı konu hakkında genel kanun-özel kanun çatışmasının öne çıktığı, bu nedenle sorunun normlar hiyerarşisi kurallarına göre çözümlenmesi gerektiği, “Yasaların çatışması” olarak da adlandırılan bu gibi durumlarda sonraki norm, öncekinin yerini alır (Lex Pasterior deraget priori); özel kanun, genel kanundan önce gelir (Lex specialis per generalem non deregatur); açık anlamlı norm, kapalı anlamlı normdan önce gelir biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılması gerektiği, tüm bu açıklamaların ışığı altında eldeki davaya gelince iki kez aynı gerekçeyle bozulmuş olan davada tüm yasal yollar denendiği hâlde davalıya ulaşılamadığı, davalı vekilinin her duruşmaya katıldığı, buna rağmen davalının kötüniyetli olarak kan vermekten kaçındığı, açılan davayı sürüncemede bırakmayı amaçladığı, Mahkemeyi ciddiye almadığı, tabiri caiz ise Türk Mahkemelerini dalga konusu yaptığı, kötü emellerine alet ettiği, davalının bu davranışlarının yaptırımsız bırakılamayacağı, nitekim TMK’nın 284/2 nci maddesinde bu konuda özel düzenleme yapıldığı, buna göre taraflar ve üçüncü kişilerin soybağın belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermelerinin zorunlu olduğu, davalının hâkimin ön gördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermemesi hâlinde, hâkimin, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabileceğinin belirtildiği, bu hususta davalıya gerekli ihtarın yapıldığı, kamu düzenine ilişkin olan babalığın tespiti davasının davalının insafına terk edilemeyeceği, hâkimin insana, tabiata, gerçeğe, olanağa sırt çevirmeden ve katı kalpler içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa “insan kokusu” taşıyan bir çözüm getirmek zorunda olduğu, davalının dokuz yıldır kan vermekten kaçınması nedeni ile küçük çocuğun on bir yıldır babasının tespit edilemediği, yine davalı annenin ve kayyımın hukuk mücadelesinin davalının kötüniyetli davranışları nedeniyle on bir yıldır engellendiği, kaldı ki mahkemece verilen kabul kararının kesinleşmesi hâlinde davalının her zaman için kan vererek bunun aksini ispat etme hakkının bulunduğu, davanın daha yıllarca sürüncemede kalması hâlinde küçük çocuğun maddi- manevi bu durumdan olumsuz etkileneceği, öte yandan mevcut yasal düzenlemeler karşısında kan örneğinin alınması için davalı hakkında 5271 sayılı CMK’nın 98 inci maddesi uyarınca yakalama kararı çıkarılmasının da mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 14. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; soybağının tespiti amacıyla açılan eldeki davada, DNA testi yaptırmak üzere mahkemeye müracaat etmeyen ve davada kendisini vekille temsil ettirdiği hâlde kendisine ulaşılamayan davalıdan “soybağının tespiti amacıyla zorunlu olan kan veya doku alınması” hakkında; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 284 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mı yoksa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 292 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca mı işlem yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 17. Bilindiği üzere soybağı, 743 sayılı Medeni Kanun'daki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Kanun tarafından hukuk diline kazandırılan bir terim olup, biri geniş diğeri dar olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır. 18. Geniş anlamda soybağı, bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade eder. Dar anlamda soybağı ise sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı ifade eder. Türk Medeni Kanunu'nun “Aile Hukuku” başlıklı ikinci kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu dar anlamdaki soybağıdır. 19. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun soybağı hükümlerini düzenleyen 282 nci maddesinde, çocuk ile ana arasındaki soybağının doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı belirtilmiştir. Ayrıca bu maddeye göre, soybağı evlat edinme yoluyla da kurulabilir. Çocuk ile babası arasında, anne ile evlenme, tanıma ve evlat edinme yoluyla soybağı ilişkisi kurulmasında babanın rızası bulunmaktadır. Babanın rızasının bulunmadığı durumlarda ise çocuk ile babası arasında soybağının kurulabilmesi için hâkim kararı gereklidir. Çocukla babası arasında soybağının kurulması için açılan bu davaya babalık davası denilmekte olup, babalık davası ile ilgili hükümler TMK'nın 301 ilâ 304 ıncı maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eldeki davada da soybağının hâkim hükmüyle kurulması talep edilmiştir. 20. Çocuk ile baba arasındaki soybağı bir temel hak olduğu gibi kamu düzeni ile de ilgilidir. Bu nedenle hâkim, soybağına ilişkin davalarda doğru sonucun elde edilmesi için tüm maddi olguları resen araştırmalı, bilimsel çalışmaların ulaştığı bütün olanaklardan yararlanmalıdır. 21. Belirtmek gerekir ki tüm canlılarda genetik kodu içeren DNA konusunda yapılan araştırma ve incelemeler de çağımızın en önemli bilimsel gelişmelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gen teknolojisinde yaşanan bu gelişmeler hukuku da kaçınılmaz bir şekilde etkilemiş ve bu teknoloji sayesinde uyuşmazlık konusu olan bazı maddi vakıaların güvenilir şekilde aydınlatılması olanaklı hâle gelmiştir. 22. Nitekim somut olayda da mahkemece toplanan delillerden davacının annesi ile davalı arasında evlilik dışı bir birlikteliğin yaşandığı ve davacının bu birliktelikten dünyaya gelmiş olabileceği yönünde güçlü bir kanaat oluştuktan sonra bilimsel bir veri ile maddi sonuca ulaşmak amacıyla DNA testi yaptırılmasına karar verilmiştir. Ne var ki davalı, çıkarılan tebligat ve ihzar müzekkerelerine karşın test yaptırmak için müracaat etmemiştir. Bu nedenle babalık davası sırasında DNA testi için biyolojik bulgu vermekten kaçınan taraftan zorla numune alınıp alınamayacağı hususuna değinmek gerekmektedir. 23. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz” hükmü öngörülmüştür. Bu hüküm uyarınca tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı istisnai hâller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı açıktır. Anayasa’nın 19 uncu maddesi ile de; mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması hâlleri dışında kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağı düzenleme altına alınmıştır. Öyle ise bu maddeye göre bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak kişinin zorla getirilmesi yolu ile hürriyetinden yoksun bırakılabileceğine izin verilmiştir. 24. Kanunlarda babalık davalarına ilişkin olarak istisnai bir düzenlemenin bulunup bulunmadığına bakıldığında ise 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK'nın 284 üncü maddesinde soybağının kurulmasına ilişkin davalardaki "Yargılama usulü" düzenlenmiş ve “Soybağına ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır: 1. Hâkim maddi olguları resen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. 2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hakimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hakim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir” hükmüne yer verilmiştir. 25. Bunun yanında 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda “Soybağının tespiti için yapılacak inceleme” başlığı altında ayrı bir düzenleme yapılmış ve 292 nci maddenin birinci fıkrasında “Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca … yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir” biçiminde emredici ve özel bir düzenleme yapılmıştır. Madde gerekçesinde de işin önemi dikkate alınarak davanın tarafları yanında üçüncü kişilerin dahi zorunluluk hâlinde, bilimsel verilere uygun olmak, … yönünden bir tehlike oluşturmamak koşuluyla, vücutlarından kan veya doku alınmasına katlanmak zorunda olduklarına vurgu yapılmak suretiyle soybağının tespiti için vücuttan kan veya doku alınmasına katlanma zorunluluğu açıklanmıştır. 26. Somut olayda; Yerel Mahkemece, test yaptırmaktan kaçınan davalı hakkında TMK'nın 284/2 nci maddesi uyarınca incelemeden beklenen sonucun onun aleyhine doğmuş olduğu kabul edilerek karar verilmiş olduğu belirtildiği gibi direnme karar gerekçesinde HMK’nın 292/1 inci maddesinde getirilen düzenlemenin genel kanun niteliğinde olduğu ve bu genel kanunla TMK’nın 284/2 nci maddesinin yürürlükten kaldırılmış olduğundan söz edilemeyeceğine de değinilmiştir. Oysa ki karara konu uyuşmazlık usul hukukuna ilişkin bir düzenlemedir. Bu düzenleme HMK kapsamında da olsa TMK kapsamında da olsa, bu durum düzenlemenin bir usul hukuku müessesesi olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu durumda HMK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte hangi düzenlemenin uygulama alanı bulacağı sorunu, usûl kurallarının zaman bakımından uygulanmasına yönelik genel kural olan derhal uygulanması prensibi dikkate alınarak çözülmelidir. Dolayısıyla söz konusu kanun değişikliği dikkate alındığında derhal uygulama prensibi gereği doğru sonucun elde edilebilmesi için sonraki kanun olan HMK'nın 292 nci maddesi hükmüne göre kan ve doku örneği vermekten kaçınan davalı hakkında gerektiğinde yakalama, ihzar, gözlem altına alma da dâhil olmak üzere tüm zor kullanma tedbirlerinin uygulanması suretiyle ve de zor kullanma görevini ihmâl eden yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulması gerektiği de düşünülerek alınacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesi gerektiği şüphesizdir. 27. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; her iki usule ilişkin düzenlemenin aynı anda yürürlükte olması sebebiyle Yerel Mahkemenin yaklaşımının dayanaksız görülemeyeceği, Anayasa’nın 17 nci maddesi karşısında HMK’nın 292 nci maddesi düzenlemesinin zayıf kaldığı zira CMK’nın aksine HMK’da gerekli tıbbi delillerin ne şekilde toplanacağının açıkça düzenlemediği, dolayısıyla HMK’nın 292 nci maddesinin somut olaya uygulanmasının yetersiz düzenleme ve temel insan haklarına aykırılık sebebiyle mümkün gözükmediği, sonuç olarak direnme kararının isabetli olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 28. Hâl böyle olunca mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda yazılı genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerekmiştir. 29. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Daalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçelerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Dava babalığın tespitine ilişkin olup, Yargıtay Yüksek 8. Hukuk Dairesi 24.06.2019 tarihli bozma ilamı ile, İlk Derece Mahkemesince verilen kabul kararını bozmuş, HMK 292/1 maddesi gereğince inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi bozmaya karşı direnme kararı vermekle, dosya Hukuk Cezai Kurulu önüne incelenmek üzere gelmiş olup, sayın çoğunluk genişletilmiş bozma yönünde görüşünü açıklamış ise de, aşağıdaki şekilde karşı oyumuz açıklanmıştır. 1. İlk Derece Mahkemesi ile Daire arasındaki yaklaşım farkı, TMK 284 üncü maddesi ile HMK 292 nci maddesinden hangisinin olaya uygulanacağı yönündendir. 2. Doktrinde bu maddeler itibariyle birisi lehine ve diğerinin aleyhine olmak üzere farklı yaklaşımlar yoğun bir şekilde bulunmaktadır. 3. Genel kabul itibariyle esasen her iki düzenlemenin, soybağı (babalık tespiti) davaları yönünden usul hükümleri ihtiva ettiği hususu olup, bunlardan HMK'daki düzenlemenin daha yeni düzenleme olması sebebiyle özel hüküm olduğu ve öncelikle uygulanması yönündedir. 4. Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna ait emsal kararda belirtildiği üzere, "sonraki kanun olan ve özel düzenleme içeren HMK 292. maddesi hükmünün uygulanması…." şeklinde bir ön kabul, (3) fıkradaki görüşe paraleldir. 5. Ancak TMK genel bir kanuni düzenleme olduğu gibi, bu Kanun'un 284 üncü maddesi hâlen yürürlükte olup, bu durumda iki ayrı usul hükmünün aynı anda yarışması durumu doğmuş bulunmaktadır. 6. HMK görüşmeleri sırasında, 292 nci maddenin tasarı metinden çıkarılması talep edilmiş, ancak her iki düzenlemenin "çifte yürürlüğün uygulamacılar için sorun teşkil etmeyeceği ve usul kurallarının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda bulunması YARARI olacağı fikrinin hakim olması" sonucu önerge reddedilmiştir. 7. Bu durumda sonraki Kanun'un, önceki Kanun'un (TMK) ilgili maddesini zımnen kaldırdığı düşüncesi sağlıklı olmayıp, fiilen her iki düzenlemede hâlen yürürlüktedir. Çözüm yolu TMK 284 üncü maddesi yönünden Anayasa Mahkemesine başvurularak, ilgili maddenin son cümlesinin iptalinin sağlanması veya kanun koyucunun açık ve net bir şekilde bu hükmü yürürlükten kaldırması olmalıdır (Medeni Usul Hukuku Açısından Babalık Davası, Hikmet Bilgin, … Üniversitesi Doktora Tezi (Yük Tez), sf. 477 vd.). 8. Her iki usule ilişkin genel düzenlemenin aynı anda yürürlükte olması sebebiyle, ön kabul olarak, TMK 284 üncü maddesinin yok sayılacağı (zımnen kaldırıldığı) fikri yanlış olmakla, bu yönden olaya yaklaşan İlk Derece Mahkemesi yaklaşımı dayanaksız görülemez. 9. Sonradan yürürlüğe giren HMK 292 nci maddesi esasen keşif ile ilgili bölümde düzenlenmiş olup, yeterli açıklıkta bulunmadığı, özellikle son cümlede geçen "… Hakim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir" hükmünün tartışmalı olduğu dikkate alınırsa ilgili maddenin uygulamasına dair çoğunluk kararı hatalıdır. 10. Çünkü Anayasamızın temel haklara ilişkin muhtelif hükümleri ve özellikle 17 nci maddesinde belirtilen "kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığına" dair düzenlemeler itibariyle, ilgili 292 nci madde düzenlemesi zayıf karakterlidir. 11. Gerekli tıbbi delillerin ne şekilde toplanacağının açıkca düzenlenmesi gerekirken, bu konuda hiç bir düzenlemenin bulunmadığı, kişinin dokunulmazlığına müdahale niteliğindeki vücut muayenesinin en ince ayrıntısına kadar kanuni düzenlemeye tâbi olması gerekirken, bu güne kadar çalışma yapılmadığı belirgindir. 12. Vücuda müdahale için kanunilik, öngörülebilirlik, ve hukuki güvenliğin zedelenmemesine özen gösterilmesi gerekir. Ayrıntılı düzenleme bulunmadığı için, zor ile yapılacak uygulamalar, vücut dokunulmazlığına yönelik Anayasal çerçevede temel hak ihlâli oluşturabilir. 13. Benzer konularda düzenleme getiren CMK da çok ayrıntılı bir şekilde müdahalenin unsurları, şartları detaylı bir şekilde düzenlenmiş olup (CMK madde 75-80 arası) HMK düzeninde kıyasen uygulanması düşünülebilir ise de, (keza Ceza Muhakemesi, Genetik İle İnceleme ve Fizik Kimliğinin Tespiti Hakkında Yönetmelik) insan hakları yönünden bu kıyasın yapılabilmesi de mümkün değildir. 14. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi hükümleri gereğince, çocuğun genetik kökenini öğrenme hakkı da Anayasal haklardan olup, bu tip davalarda iki tarafın hakları itibariyle menfaat çalışması bulunmaktadır. Davanın uzun sürmesi de dikkate alınarak davalının temel haklarının göz ardı edilmesine dayanan sayın çoğunluğun görüşü yukarıda açıklanan gerekçelere uymamaktadır. 15. Bu durumda menfaat çatışmasının çözümü yönünden hükümlerden birinin kaldırılması ve temel insan hakları yönünden yeterli mevzuat çalışmasının yapılması bir zorunluluktur (Yukarıda 7. bentteki açıklamalar). Genetik incelemeye konu numunelerin kişiden zorla alınması işleminin yasal şartlarının sağlanması ve gerekli bildirimlerin önceden yapılması hâlinde bu işlemler Anayasa'ya aykırılık teşkil etmeyecektir (Adı geçen eser sf. 298). 16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında çocuğun menfaatinin daha üstün tutulduğu gözlenmekte ise de, gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması da önemle açıklanmaktadır. 17. Bütün bu açıklamalar itibariyle HMK 292 maddesinin olayımıza uygulanması, özellikle yetersiz düzenleme ve temel insan haklarına aykırılık sebebiyle mümkün gözükmemektedir. 18. Neticeten bu şartlarda İlk Derece Mahkemesinin TMK 284 maddesindeki usulü uygulaması genel olarak doğrudur. İnceleme konusunda çağrılara uymayan, iyiniyet göstermeyen davalının korunması iyiniyet kuralları itibariyle mümkün gözükmemektedir. Davalı hiç bir şekilde mahkemeye yardımcı olmamış, aksine davanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet vermiştir. Belki mahkemece, hükme varırken yan delillerden faydalanması beklenebilirdi. Özellikle davanın kamu düzenini ilgilendirmesinden dolayı, mahkemece her türlü delile başvurulması gerekirdi. Özellikle HMK' daki düzenlemeler itibariyle belge kavramı ve kapsamı oldukça değişmiş ve gerçekleştirilmiştir. Örneğin fiziki veya internet üzerinden yazışmalar, resimler, ses kayıtları gibi unsurlar artık tamamlayıcı delil olarak değerlendirilebilmektedir. Yine yüz karşılaştırma işlemleri artık daha detaylı olarak yapılabildiğine göre, geçen bu uzun yargılama süreci içinde bunlara başvurulmaması da önemli bir eksikliktir. 19. Sonuç olarak İlk Derece Mahkemesi kararı, TMK 284 maddesinin lafzı ve ruhuna uygun olmakla, eksik delil toplanmasına ilişkin eleştirilerimize rağmen, dikkate alınmalı ve onanması gerekmektedir. Çoğunluğun bozma görüşüne yukarıda açıklanan gerekçeler itibariyle katılmadığım için karara muhalifim.

Soybağının Kurulması ve Görevli Mahkeme

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 282. maddesi gereğince çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında ise soybağının kurulması ana ile evlilik, tanıma veya mahkemenin hâkim hükmüyle gerçekleşir. Bunun yanında evlât edinme yoluyla da soybağı kurulabilmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 282Kaynağı aç
Madde 282- Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur. B. Davada yetki ve yargılama usulü I. Yetki

Soybağının belirlenmesine yönelik davalarda görevli mahkeme, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun uyarınca aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yargı çevrelerinde ise uyuşmazlığın Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesinde aile mahkemesi sıfatıyla görülüp karara bağlanması kanuni bir gerekliliktir.

4787 sayılı AİLE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN m. 4Kaynağı aç
Madde 4- Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler: 1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,[2] 2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 3. Kanunlarla verilen diğer görevler. Uzmanlardan yararlanma[3]

Resen Araştırma İlkesi ve Delillerin Serbestçe Takdiri

4721 sayılı Kanun'un 284. maddesinin birinci fıkrası uyarınca soybağına ilişkin davalarda hâkim maddî olguları resen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. Maddi olguları açıklamak davanın taraflarına ait olmakla birlikte, hukuki nitelendirmeyi yapmak ve olaya uygun yasal düzenlemelere göre uyuşmazlığı karara bağlamak mahkemenin görevidir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında da tarafların tasarruf yetkisi bulunmamakta ve resen araştırma ilkesi geçerliliğini korumaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 284Kaynağı aç
Madde 284- Soybağına ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır: 1. Hâkim maddî olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. 2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir. İKİNCİ AYIRIM KOCANIN BABALIĞI A. Babalık karinesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1536, K. 2024/1830Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2024/1536 E.  ,  2024/1830 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/234 E., 2023/358 K. DAVA TARİHİ : 21.04.2011 KARAR : Ret Taraflar arasındaki nüfus kaydının düzeltilmesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozma gereğinin yerine getirilmediği gerekçesi ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı …'nın sahipsiz bir bebek olarak bulunduğunu ve davacı ile vefat eden eşi Metin tarafından büyütüldüğünü, davacı ve eşi …'in bir süre sonra da kendi çocukları gibi nüfusta kayıt ettirdiklerini, davalı …'nın da bu durumu bir süre önce öğrendiğini ileri sürerek davanın kabulü ile davalı …'nın, davacı ile vefat eden eşi Metin'in çocuğu olmadığının tespiti ile nüfus kaydının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde belirttiği hususları ve davasını kabul etmediklerini, davacının ilerleyen yaşı ve son evlendiği eşinin baskılarıyla bu davayı açarak davalıyı mirastan mahrum etmeye çalıştığını, tüm mal varlığının tek mirasçısı olarak eşine kalmasını amaçladığını, davacının 45 yıl sonra ortada herhangi bir husumet olmadığı halde bu davayı açıyor olmasının kötü niyetli olduğunu, nüfus kayıtlarında davacıdan doğduğunun açık olduğunu, resmi belgenin aksinin ispatlanması gerektiğini, davacının vefat eden eşi Metin için böyle bir tasarrufta bulunma hakkı olmadığını, sadece kendi adına talepte bulunabileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı … cevap dilekçesi sunmamıştır. III. MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.02.2012 tarih ve 2011/148 Esas, 2012/22 Karar sayılı kararı ile dosya kapsamından davalı asilin ve vekilinin davayı kısmen kabul beyanları ve taraf vekillerinin beyanları, davacının boşandığı ve boşandıktan sonra vefat eden davalının babası olarak gözüken Metin Kiremitçi ile ilgili talepte bulunma ve dava açma yetkisi olmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davalı …'ın, annesinin … olmadığının tespitine, davacının eski eşi Metin Kiremitçi ile ilgili davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı … vekili tarafından davanın kabulü yönünden temyiz isteminde bulunulmuştur. 2.Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 05.06.2012 tarih ve 2012/5983 Esas, 2012/6991 Karar sayılı ilamı ile davacı ile davalı … arasında DNA testi yapılmadan davanın kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İkinci Bozma Kararı 1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 12.07.2018 tarih ve 2012/421 Esas, 2018/272 Karar sayılı kararıyla, davacı ile davalı … arasındaki soybağının tespiti yönünden, davalı …'nın DNA testi yaptırılması için gerekli olan kan örneğini vermeye yanaşmadığı, bu husustaki davetiyelerin sonuçsuz kaldığı, ayrıca kan örneğinin alınması için Avusturya Adli Makamlarına yazılan adli yazışmaya verilen 07.05.2015 tarihli cevapta yetişkin birisine babalık testi veya herhangi bir sivil hukuk sebebiyle kan örneği verdirme, zorunluluk gücü/yetkisinin bulunmadığı bildirilerek bu talebin geri çevrildiğini, dosyada toplanan tüm kayıtlar, tanık anlatımlarına göre davalı …'nın, davacıdan doğmadığının anlaşıldığı, Davalı …'nın 14.02.2012 tarihli duruşmada davayı kabul ettiğini bildirdiği ve mahkemeye hitaben yazdığı 13.02.2012 havale tarihli ayrıntılı beyanında kendi yaşam öyküsünü anlatarak davacının gerçek annesi olmadığını bildirdiği değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı … vekili tarafından DNA incelemesi yapılmasının zorunlu olduğu belirtilerek davanın kabulü yönünden temyiz yoluna başvurmuştur. 2.Yargıtay 8.Hukuk Dairesi 20.05.2019 tarih ve 2018/15759 Esas, 2019/5240 Karar sayılı ilamı ile nüfus kayıtlarının düzeltilmesi istemine ilişkin davalarda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 284 üncü maddesinde belirtilen koşullar saklı kalmak kaydıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) uygulanacağı, 6100 sayılı Kanun'un 292 inci maddesinin birinci maddesinde, uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak ve ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkesin soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorunda olduğu, haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması halinde hâkimin incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar vereceğinin belirtildiği, dosyanın incelenmesinden, davalı …'nın Avusturya Devletinde yaşaması ve DNA incelemesi için icabet etmemesi üzerine davanın kabul edildiği anlaşılmakla Mahkemece bozma ilamına uyulduğu ancak bozmanın gereğinin yerine getirilmediği, davacının davalı …'nın annesi olup olmadığı hususunun kesin olarak aydınlatılamadığı, davalı …'nın nüfus kayıt örneğinin incelenmesinden, davalının yurt içinde sabit ikametgah adresinin olduğu ve Mahkemece bu adreste davalı …'nın temin edilmesi bakımından araştırma yaptırılmadığı, davalının Türkiye'ye geliş gidiş tarihleri de takip edilerek temin edilmesi, somut olaydaki iddia ile ilgili olarak DNA testi yaptırılması ve alınacak raporun değerlendirilmesi, Türkiye'ye hiç gelmediğinin tespit edilmesi halinde ise yurt dışındaki ikamet adresine meşruhatlı davetiye çıkartılması, oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davalı …'nın adres araştırması için ilgili kolluklara müzekkereler yazıldığı, gelen cevapta davalının Mahkemeye sevkinin sağlanamadığının bildirildiği, davalının Avusturalya Sdney adresinde bulunduğunun belirlendiği, ülke konsolosluğuna DNA testi için kan örneklerinin alınması yönünde usulüne uygun davetiye tebliğ edildiği, davalının davete icabet etmediği, davanın ispatı için mülzem olan DNA örnekleri alınamadığından davalı …'nın davacı … ile ölü eşi Metin'in çocuğu olmadığının kesin delillerle tespit edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı …'nın 14.02.2012 tarihli duruşmada davayı kabul ettiğini, 13.02.2012 tarihli dilekçesi ile de davacının gerçek annesi olmadığını bildirdiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının yurt dışı adresine çıkartılan davete icabet etmediği belirtilmiş ise de davalının halen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri ve yasalarına tabi olduğunu, Mahkeme kararına uymak zorunda olduğunu, 4721 sayılı Kanun'un 284 üncü maddesinin 2 inci fıkrası gereği soy bağının belirlenmesinde zorunlu olan sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlü olduğunu, yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde bu durumun aleyhine değerlendirilmesi gerektiğini, davalının izinli olarak Türkiye'ye gelme ihtimalinin bulunduğunu, DNA örneklerinin alınmasına ilişkin yasal işlemler tamamlanmadığı için verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının doğum yapıp yapmadığı hususunda da Mahkemece bir araştırma yapılmadığını belirterek davanın reddi yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, bozma ilamına uygun olarak inceleme yapılıp sonucu uyarınca karar verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35 inci ve 36 ncı maddeleri; 6100 sayılı Kanun'un 292 nci maddesinin birinci fıkrası, geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası; 4721 sayılı Kanun'un 284 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Dava, nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır. Bu davada tarafların tasarruf yetkisi bulunmamakta olup resen araştırma ilkesi geçerlidir.Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve olaya uygun yasal düzenlemelere göre uyuşmazlığı çözmek hakime aittir. Somut olayda, davalı …'nın anne ve babasının nüfus kayıtlarında görünen isimler olmadığı, davacı ve önceki eşinin gerçeğe aykırı bildirimi ile nüfus kayıtlarının yanlış oluştuğunun iddia edildiği anlaşılmaktadır. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. Nüfus kayıtları gerçeği yansıtmak zorundadır. Gerçeğin tespit edilebilmesi için DNA incelemesinin yapılması zorunludur. Her ne kadar, davacı, boşandığı ve daha sonra vefat eden eşi Metin adına davalının biyolojik babası olmadığı iddiasıyla baba adı yönünden nüfus kaydının düzeltilmesine dair talebinden yargılama sırasında vazgeçmiş ve Mahkemece de Metin yönünden sıfat yokluğundan ret kararı verilmiş ise de, olay kamu düzenine ilişkin olup nüfus kayıtları gerçeği yansıtmak zorundadır. Bu nedenle davacının vefat eden eşi Metin de dava ile yakından ilgilidir. Metin'in ölümü nedeniyle mirasçılarının da davaya dahil edilmesi, Metin'in mezarı açılarak davalının biyolojik babası olup olmadığı yönünde DNA incelemesi yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Metin yönünden sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 2.Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda; davalı …'nın, yurt dışında yaşadığı, DNA testi için kan örneğinin alınması yönünden usulüne uygun davetiye tebliğ edildiği, davalının davete icabet etmediği ve bu nedenle DNA örneğinin alınamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak Mahkemece, test yaptırmaktan kaçınan davalı hakkında TMK'nın 284/2 nci maddesi uyarınca incelemeden beklenen sonucun onun aleyhine doğmuş olduğu kabul edilerek karar verilmiş olduğu belirtildiği gibi direnme karar gerekçesinde HMK’nın 292/1 inci maddesinde getirilen düzenlemenin genel kanun niteliğinde olduğu ve bu genel kanunla TMK’nın 284/2 nci maddesinin yürürlükten kaldırılmış olduğundan söz edilemeyeceğine de değinilmiştir. Oysa ki karara konu uyuşmazlık usul hukukuna ilişkin bir düzenlemedir. Bu düzenleme HMK kapsamında da olsa TMK kapsamında da olsa, bu durum düzenlemenin bir usul hukuku müessesesi olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu durumda HMK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte hangi düzenlemenin uygulama alanı bulacağı sorunu, usûl kurallarının zaman bakımından uygulanmasına yönelik genel kural olan derhal uygulanması prensibi dikkate alınarak çözülmelidir. Dolayısıyla söz konusu kanun değişikliği dikkate alındığında derhal uygulama prensibi gereği doğru sonucun elde edilebilmesi için sonraki kanun olan HMK'nın 292 nci maddesi hükmüne göre kan ve doku örneği vermekten kaçınan davalı hakkında gerektiğinde yakalama, ihzar, gözlem altına alma da dâhil olmak üzere tüm zor kullanma tedbirlerinin uygulanması suretiyle ve de zor kullanma görevini ihmâl eden yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulması gerektiği de düşünülerek alınacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesi gerektiği şüphesizdir. (HGK, 26.04.2023 tarih ve 2022/(18)-2-33 Esas, 2023/377 Karar) Bu durumda, DNA örneği vermekten kaçınan davalı … hakkında, 6100 sayılı Kanun'un 292 inci maddesi gereğince, yurt içine girmesi halinde yakalama, ihzar, gözlem altına alma da dâhil olmak üzere tüm zor kullanma tedbirlerinin uygulanması ve de zor kullanma görevini ihmâl eden yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulması sonucu alınan DNA örneği ile yapılacak inceleme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.03.2024 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.

Vücuttan Kan veya Doku Alınmasının Şartları ve Üçüncü Kişilerin Durumu

6100 sayılı Kanun'un 292. maddesinin birinci fıkrasına göre incelemenin yapılabilmesi uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmasına, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamasına bağlıdır. Bu şartların bulunması hâlinde herkes soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır; haklı bir sebep olmaksızın bu yükümlülüğe uyulmaması hâlinde ise incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verilir.

Soybağının belirlenmesi amacıyla kan veya doku örneği verme zorunluluğu yalnızca davanın taraflarını kapsamaz. Kanunun 292. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere bu yükümlülük koşulları oluştuğunda üçüncü kişiler için de geçerlidir. Ayrıca 292. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, üçüncü kişiler tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek kan veya doku örneği vermekten kaçınamazlar.

Zor Kullanma Kararı ve TMK Madde 284 ile Değerlendirme

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/1536 Esas ve 2024/1830 Karar sayılı kararında, DNA örneği vermekten kaçınan davalı hakkında yurt içine girmesi halinde yakalama, ihzar ve gözlem altına alma dahil tüm zor kullanma tedbirlerinin uygulanması ve zor kullanma görevini ihmal eden yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulması gerektiği belirtilmiştir.

Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesinin ikinci fıkrasında, davalının hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermemesi hâlinde durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucun aleyhine doğmuş sayılabileceği hükme bağlanmıştır. 6100 sayılı Kanun'un 292. maddesinde ise haklı sebep olmaksızın kaçınma durumunda incelemenin zor kullanılarak yapılması öngörülmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/33 Esas ve 2023/377 Karar sayılı kararında çoğunluk görüşü, sonraki kanun niteliğindeki 6100 sayılı Kanun'un 292. maddesi gereğince örnek vermekten kaçınan davalı hakkında zor kullanma tedbirlerinin tüketilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Karardaki karşı oyda ise sonraki düzenlemenin Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükmünü zımnen kaldırmadığı, her iki usul düzenlemesinin de yürürlükte olduğu ve somut olayda Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesindeki usulün uygulanması gerektiği savunulmuştur.

İlgilinin Vefatında Fethi Kabir ve DNA İncelemesi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/1536 Esas ve 2024/1830 Karar sayılı kararında, ilgilinin ölümü nedeniyle mirasçılarının davaya dahil edilmesi, ilgilinin mezarı açılarak biyolojik bağ yönünde DNA incelemesi yaptırılması ve bu incelemenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği; sıfat yokluğu gerekçesiyle davanın reddedilmesinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Soybağının tespiti için kan veya doku örneği vermek zorunlu mudur?

Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu olması, bilimsel verilere uygunluk taşıması ve sağlık açısından bir tehlike oluşturmaması şartıyla herkes kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır; haklı bir sebep olmaksızın kaçınılması hâlinde hâkim zor kullanılmasına karar verir.

Üçüncü kişiler tanıklıktan çekinme hakkını öne sürerek incelemeyi reddedebilir mi?

6100 sayılı Kanun'un 292. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, üçüncü kişiler tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu öne sürerek kan veya doku örneği verme yükümlülüğünden kaçınamazlar.

DNA örneği vermekten kaçınan kişi hakkında zor kullanma nasıl uygulanır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/1536 Esas ve 2024/1830 Karar sayılı kararında, DNA örneği vermekten kaçınan davalı hakkında yurt içine girmesi hâlinde yakalama, ihzar ve gözlem altına alma dâhil tüm zor kullanma tedbirlerinin uygulanması, görevi ihmal eden yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulması ve alınacak örnekle yapılacak inceleme sonucuna göre karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Soybağı davasında incelenecek kişinin vefat etmiş olması hâlinde nasıl işlem yapılır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/1536 Esas ve 2024/1830 Karar sayılı kararına göre, ilgilinin vefat etmiş olması durumunda mirasçılarının davaya dâhil edilmesi, mezarın açılarak fethi kabir yoluyla DNA incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu