Hisseli Tapu Nedir ve Hisseli Taşınmazlarda Haklar

by Avukat Erdal Ersoy
Hisseli Tapu Nedir ve Hisseli Taşınmazlarda Haklar

Hisseli Tapu Kavramı ve Mülkiyet Türleri

Hisseli tapu, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti şeklinde birden fazla kişinin aynı taşınmaz üzerinde malik olduğu mülkiyet durumunu ifade eder. Taşınmaz üzerindeki aynî hak sahipliği tapu sicili kayıtlarıyla belirlenir ve aleniyet ilkesi uyarınca sicilde hak sahibi görünen kişi taşınmaza ilişkin haklardan yararlanır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 688. maddesine göre paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 688Kaynağı aç
Madde 688- Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir. 2. Yönetim ve tasarruf a. Anlaşmalar

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 701. maddesinde düzenlenen elbirliği mülkiyetinde ise kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olunur. Bu mülkiyet türünde ortakların önceden belirlenmiş bağımsız payları bulunmayıp her bir ortağın hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 701Kaynağı aç
Madde 701- Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. 2. Hükümleri

Miras yoluyla intikal eden taşınmazlar elbirliği mülkiyetine tâbidir. Bu kapsamda miras kalan taşınmaz üzerinde mirasçıların münferit paylarla mülkiyet hakkı bulunmadığından, ortaklığın giderilmesi niteliğindeki taksim işlemi gerçekleştirilmeden taşınmaz üzerinde serbestçe tasarrufta bulunulamaz.

Hisseli Taşınmazın Yönetimi ve Tasarruf İşlemleri

Paylı mülkiyette paydaşlar taşınmazı kullanma, yararlanma ve yönetme düzenini aralarında yapacakları sözleşmeyle kararlaştırabilir. İmzası noterden onaylı olan bu sözleşmenin tapu siciline şerh edilmesi durumunda, belirlenen kullanım ve yönetim şartları sonradan pay iktisap eden kişileri de bağlar.

Paydaşlar arasında sözleşme bulunmaması veya sözleşmede düzenlenmeyen hususların kalması durumunda yönetim usulü kanun hükümlerine göre belirlenir. Bu çerçevede yönetim işleri olağan, önemli ve olağanüstü işler olarak sınıflandırılır. Olağan yönetim işlerini paydaşlardan her biri tek başına yürütebilir. İşletmenin türünü veya şeklini değiştirmeye yönelik önemli yönetim işleri pay ve paydaş çoğunluğuyla karara bağlanır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 692. maddesi gereğince paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi ve paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça bütün paydaşların kabulüne bağlıdır. Ayrıca paylar üzerinde taşınmaz rehni veya taşınmaz yükü kurulmuşsa, paydaşlar malın tamamını benzer haklarla kayıtlayamazlar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 692Kaynağı aç
Madde 692- Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır. Paylar üzerinde taşınmaz rehni veya taşınmaz yükü kurulmuşsa, paydaşlar malın tamamını benzer haklarla kayıtlayamazlar. 3. Yararlanma, kullanma ve koruma

Taşınmazın kullanılırlığını ve verimliliğini koruma ile zarar tehlikesinden önleme yetkisi sözleşmeyle paydaşların elinden alınamaz. Bir zarar tehdidi belirdiğinde her paydaş derhal müdahalede bulunabilir; ancak bu müdahalede bulunmayan paydaş bakımından bir sorumluluk doğmaz.

Aksine sözleşme veya kanun hükmü bulunmadıkça paydaşlar giderlere payları oranında katılır. Koruma tedbirlerinin alınması amacıyla zorunlu masraf yapan paydaş, ortak karar alınamamış olsa dahi yaptığı koruma giderlerini diğer paydaşlara payları nispetinde rücu edebilir. Sözleşme, kanun hükmü ve ortak karar bulunmayan hâllerde her paydaş mahkemeden müdahale talebinde bulunabilir ve şartları oluştuğunda paydaşlıktan çıkarma talep edilebilir.

Hisseli Tapunun Devri ve Yasal Önalım Hakkı

Pay bir haktır; devri veya rehni mümkündür. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir. Hisseli tapunun alınması tapu dairesinde resmî şekilde gerçekleştirilir. Hisseli tapu satıldığında taşınmazın belirli bir kısmı değil, tamamı üzerinde belirli bir oran satılmış olur.

Hissesini satacak kişinin bizzat tapu dairesine gitmesi veya noterden vekâletname düzenleyerek temsilci yetkilendirmesi gerekir. İşlem için kimlik belgeleri aranır; vekâlet durumunda noter onaylı vekâletname ile temsilci kimliği sunulur ve kimi durumlarda ilgili belediyeden rayiç bedel belgesi temin edilir. Pay üzerinde ipotek veya haciz şerhi yer alması hâlinde tapu memuru bu kayıtları payı devralacak kişiye bildirir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 733. maddesi uyarınca yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden bir yıl geçmekle düşer. Diğer paydaşların kanundan doğan önalım hakkını kullanmasıyla bu satışı iptal ettirmeleri mümkündür. Önalım hakkı dava yoluyla kullanılabilen bir haktır ve bunun için dava açılması zorunludur. Önalım hakkını kullanan paydaş o payı satın almak durumundadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 733Kaynağı aç
Madde 733- (Değişik birinci fıkra:24/12/2025-7571/35 md.) 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz. Önalım hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir. Belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra yapılabilir. Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden bir yıl geçmekle düşer.[37] c. Kullanılması

Önalım hakkından feragatin resmî şekilde yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi şarttır. Buna karşılık belirli bir satış işleminde önalım hakkını kullanmaktan vazgeçme yazılı şekle tâbi olup satıştan önce veya sonra gerçekleştirilebilir. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla yapılan satışlarda ise yasal önalım hakkı kullanılamaz.

Borçlunun henüz üzerinde haciz bulunmayan taşınmaz hissesini alacaklıların icra takibini önlemek amacıyla devretmesi durumunda koşulları varsa tasarrufun iptali davası açılarak tasarruf iptal ettirilebilir. Mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırma amacıyla yaptığı hisse devirlerinde ise muris muvazaası davası açılarak işlemin geçersizliği ileri sürülebilir.

Hisseli Taşınmazın Kiralanması ve Ecrimisil Talepleri

Hisseli bir taşınmaz kiraya verilirken kira bedeli paydaşlarca birlikte belirlenir ve sözleşme birlikte yapılır. Bu iş için paydaşlardan biri diğerlerini temsilen hareket edebilir. Sözleşmenin şartlarına ve bedeline ilişkin uyuşmazlık çıkarsa belirleme pay ve paydaş çoğunluğuyla yapılır. Bu kararı uygun bulmayan paydaş mahkemeye başvurabilir. Paylı mülkiyete tâbi apartman dairesinin kiraya verilmesi ile kira sözleşmesinin feshi, pay ve paydaş çoğunluğu sağlanarak yapılır. Paydaş, diğer paydaşların haklarına zarar veremeyeceği için kira sözleşmesi yapamaz. Paydaşlar arasında her birinin kullanacağı yer tahsis edilmişse kira sözleşmesinin yapılabileceği kabul edilir. Kira alacağı paydaşlar arasında payları oranında paylaştırılır.

Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanması engellenen paydaş, diğer paydaşlara karşı payına vaki elatmanın önlenmesi ile ecrimisil davası açabilir. Elbirliği mülkiyetinde de ortaklardan biri, diğer mirasçıların onayını almaksızın ve miras ortaklığına temsilci atanmaksızın yararlanmasını engelleyen ortaklar aleyhine tek başına ecrimisil talebinde bulunabilir. Haksız işgal tazminatı niteliğindeki ecrimisil alacağı dava tarihinden geriye doğru beş yıllık zamanaşımına tâbidir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/7138, K. 2018/1105Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/7138 E.  ,  2018/1105 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ECRİMİSİL Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.02.2018 Perşembe günü saat 11.25'te daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi …'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, paydaşlar arası ecrimisil isteğine ilişkindir. Davacı, 2612 ada 14 parsel sayılı taşınmazın davalı ile birlikte paydaşı olduğunu, davalının taşınmazı tek başına konut olarak kullandığını, sözlü ihtarlarına rağmen davalının herhangi bir kullanım bedeli ödemediğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden geriye doğru beş yıllık dönem için 36.071,34-TL ecrimisilin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, 1995 yılında metruk ve harabe durumdaki taşınmazı tadilat, bakım, onarımı ile emlak vergilerinin tarafından karşılanması şartıyla ileride satış veya ortaklığın sona erdirilmesi durumunda kendisinden herhangi bir bedel talep edilmeyeceği hususunda davacı ile anlaştığını, ecrimsil koşullarının oluşmadığını, davacı tarafından düzenlenen ihtarnamenin 06/11/2013 tarihinde tebliğ edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının ihtar tarihine kadar davalıdan talepte bulunduğuna dair yazılı bir belge sunamadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların kardeş olup çekişmeli 2612 ada 14 parsel sayılı kargir ev vasıflı taşınmazda yarı yarıya paydaş oldukları ve taşınmazın tamamının davalının kullanımında olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Öte yandan; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Bu nedenle, eğer arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda somut olaya bakıldığında, tarafların kardeşleri tanık olarak dinlenmiş olup beyanlarından intifadan men koşulunun ihtarnamenin tebliğinden önce gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; tarafların çekişme konusu taşınmazda paydaş oldukları ve davacı yönünden intifadan men koşulunun oluştuğu gözetilerek, dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık ecrimisil miktarının denetime uygun şekilde saptanması, bilirkişi tarafından belirlenen ecrimisil tutarı üzerinden, davacının payına karşılık gelen ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Tarafların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Paydaşların birbirinden ecrimisil talep edebilmesi, kural olarak taşınmazdan ya da semeresinden yararlanma isteğinin ecrimisil istenen süreden önce davalı paydaşa bildirilmesi anlamına gelen intifadan men koşulunun gerçekleşmesine bağlıdır. İntifadan men dava şartı niteliğinde olup mahkemece kendiliğinden araştırılır ve gerçekleştiği iddiası yemin dâhil her türlü delille ispatlanabilir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/5653, K. 2020/2157Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/5653 E.  ,  2020/2157 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma üzerine yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, paydaş bulunulan dairenin tümüyle davalı pay sahibi tarafından kullanıldığı ileri sürülerek 05.08.2004 tarihinden dava tarihine kadar fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 6.500,00 TL ecrimisilin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 25.05.2009 tarihli dilekçe ile talebini 11.000,00 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 2008/249 Esas, 2009/240 Karar sayılı 07.10.2009 tarihli ilam ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı tarafından temyizi üzerine karar 3. Hukuk Dairesinin 8.4.2010 tarihli ve 2010/3428 Esas, 2010/6223 Karar sayılı ilamı ile “…. dava konusu dairenin davalı paydaş tarafından bizzat kullanıldığı ve davalıya 20 Ekim 2007 tarihinde ihtarname tebliğ edildiği çekişmesizdir. Ne var ki ihtarname tebliğ tarihinden öncesine ilişkin intifadan men hususunda bilgi ve belge bulunmadığı gözetilmemiş (davacının sair delillere dayandığı değerlendirilip) yemin delili de hatırlatılmamış böylece 5.8.2004 tarihinden ihtarneme tebliğ tarihine kadar olan süre için intifadan men şartının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmadan 5.8.2004 tarihinden itibaren ecrimisile hükmedilmiştir. Eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. Kabule göre de, dava tarihi (31.07.2008) tarihine kadar ecrimisile hükmedilebileceği, oysa raporda 05.08.2008 tarihi dahil ecrimisil belirlendiği dikkate alınmadan rapor doğrultusunda dava tarihinden sonrası için de ecrimisile karar verilmesi doğru görülmemiştir.” denmekle bozulmuştur. Bozma üzerine Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemenin Yargıtay'ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli hak doğmaktadır. O nedenle Mahkemenin Yargıtayca verilen bozma kararına uyması sonunda kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar vermesi gerekir. Buna göre Yargıtayın bozma kararına uymuş olan Mahkeme bu uyma kararı ile bağlıdır. Bozma gereğince işlem yapmak durumundadır. Olayımıza gelince; Mahkemece, bozma ilamına uyma kararı verilmesine rağmen bozma ilamı gereği yerine getirilmeden karar verilmiştir. Bozma ilamında da izah edildiği üzere; Paydaşlar, kural olarak, intifadan men edilmedikçe birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de; ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanma isteğini davalı paydaşa bildirmiş olmasına bağlıdır. İntifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, niteliğinde yemin dahil her türlü delille ispatlanabilir. Bu koşul dava şartı niteliğinde olduğundan, gerçekleşip gerçekleşmediğinin Mahkemece re’sen araştırılarak saptanması gerekir. Bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde davacıya intifadan men şartının gerçekleşip gerçekleşmediğine dair delil ibrazı için süre tanınmış, yemin hakkı hatırlatılmış, davacı vekili delil ibraz etmemiş, davalıya 11.06.2004 ila 05.08.2004 tarihleri arasında davalının intifadan men edilip edilmediğine yönelik yemin teklif etmiş, davalı asil; belirtilen dönemler içerinde intifadan men edilmediğine dair yemini eda etmiştir. Bozma ilamında; 05.08.2004 ila 20.10.2007 tarihleri arasında intifadan men şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması talep edilmişken bu döneme ilişkin yemin teklif edilmediği anlaşılmaktadır. Bu halde artık 05.08.2004 ila 20.10.2007 tarihleri arası için intifadan men koşulunun sağlanmadığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Nevar ki; 20.10.2007 tarihinde tebliğ edilen ihtarname ile davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanma isteğinin davalıya iletildiği bir diğer anlatımla intifadan men koşulunun sağlandığı sabittir. O halde, 20.10.2007 tarihinden dava tarihine (31.07.2008) kadar ecrimisile karar verilmesi gerekirken, davanın ispat edilmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 04.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Taşınmazın kamu malı olması, bağ ve bahçe gibi doğal semere vermesi, işyeri ve konut gibi kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden bulunması, paylı taşınmazı işgal edenin diğerlerinin paydaşlığını inkâr etmesi, aralarında yapılan anlaşmayla her paydaşın yararlanacağı yerlerin belirli olması veya önceden elatmanın önlenmesi, ecrimisil ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmış bulunması hâllerinde intifadan men koşulu aranmaz. Davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin icra takibi yapılmış olması da intifadan men koşulunun aranmadığı hâllerdendir.

Paydaşın payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yerin bulunması durumunda ecrimisil davası dinlenmez; payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın uyuşmazlığı taksim veya ortaklığın giderilmesi davası açarak çözüme kavuşturması gerekir. Kira gelirine dayalı ecrimisil takdirinde ilk dönem için emsal kira bedeli ve rayiç esas alınır; sonraki dönemler bakımından ise ilk dönem bedeline ÜFE artış oranının tamamı yansıtılarak belirlenecek miktardan az olmamak üzere hesaplama yapılır.

Ortaklığın Giderilmesi ve Hisseli Tapunun Ayrılması

Türk Medeni Kanunu'nda yer alan genel ilke doğrultusunda hiçbir paydaş paylı mülkiyet ilişkisini sürdürmeye zorlanamaz. Paylaştırma talep edilmesine hukuki engel bulunan istisnai durumlar hariç olmak üzere, taşınmazın paylaşılması ve ortaklığın sonlandırılması hususunda anlaşma sağlanamazsa mahkemeden ortaklığın giderilmesi davası açılması talep edilebilir.

Hisseli tapuda payların ifraz edilerek ayrılması işlemi belediyenin görevlendirdiği birimce kadastro faaliyetleri kapsamında incelenir. İncelemede taşınmazın bölünmeye elverişliliği, apartman dairesi niteliğindeki yerlerde plan ve proje uygunluğu, tarla ve arsalarda ise ilgili mevzuatta öngörülen bölünme sınırları gözetilir; tarım arazilerinin bölünmesi kanuni sınırlamalar sebebiyle özel şartlara tâbidir. İdari bölme başvurusunun olumsuz neticelenmesi durumunda yargı yoluna başvurulabilir.

Hisseli Tapuda İcra Takibi ve Üçüncü Kişi Haciz İhbarnameleri

Borçlunun borcunu ödememesi durumunda herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın ilamsız icra yoluyla takip başlatılarak borçlunun malvarlığına haciz konulabilir ve satış gerçekleştirilebilir. Hisseli tapunun haczi de söz konusu olabilir. Hacizde ilgili pay üzerine haciz konularak bu payın satışı gerçekleştirilir. Hisseli tapuda haciz ve satış olduğunda diğer malikler bu şekilde önalım hakkına sahip olmaz. Bunun dışında payın icra yoluyla satışında ve hisseli tapudaki haciz işlemlerinde genel icra ve iflas hukuku kuralları uygulanır. Cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 89. maddesi gereğince takip borçlusunun hamiline ait olmayan veya ciro ile devredilmeyen bir senede dayanmayan alacağı veya üçüncü kişi elindeki taşınır malı haczedildiğinde, icra memuru üçüncü kişiye birinci haciz ihbarnamesi gönderir. İhbarnamede borcun ancak icra dairesine ödenebileceği, borçluya yapılan ödemenin geçersiz olacağı veya taşınır malın ancak icra dairesine teslim edilebileceği bildirilir. Üçüncü kişi borcu bulunmadığı, borcu tebliğden önce ödediği, malın borçluya ait olmadığı veya alacağın başkasına verildiği gibi itirazlarını tebliğden itibaren yedi gün içinde icra dairesine bildirmek zorundadır.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 89Kaynağı aç
Madde 89 – (Değişik: 18/2/1965-538/49 md.) Hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi).Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir. Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur. (Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/22 md.) Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi   içinde    itiraz etmeyen    ve zimmetinde sayılan   borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa   onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir.[40] Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahküm edilmesini istiyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder. Üçüncü şahıs, kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği takdirde 65 inci madde hükmü uygulanır. (Değişik son cümle: 17/7/2003-4949/22 md.) Her hâlde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir. Malın teslimi mümkün olmazsa, alacaklı icra mahkemesine müracaatla değerini üçüncü şahsa ödetmek hakkını haizdir. (Değişik yedinci fıkra: 2/7/2012-6352/18 md.) Haciz ihbarnamesi, borçlunun hak ve alacaklarının bulunabileceği bir tüzel kişinin veya müessesenin şubesine veya tüm şubelerini kapsayacak şekilde merkezine tebliğ edilir. Haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği merkez, tüm şubeleri veya birimlerini kapsayacak şekilde beyanda bulunmakla yükümlüdür. Üçüncü şahsın beyanı hiçbir harc ve resme tabi değildir. Bu madde hükmü, memuriyeti hasebiyle hakikate muhalif beyanda bulunan memurlar hakkında da uygulanır. (Ek fıkra:6/12/2018-7155/12 md.) Bu madde uyarınca haciz ihbarnamelerinin bildirimi ve bu ihbarnamelere verilecek cevaplar, güvenli elektronik imza kullanılmak suretiyle Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ve bu sisteme entegre bilişim sistemleri üzerinden de yapılabilir. Bu usulle yapılan bildirim tebliğ yerine geçer. 3 – Diğer haklar için:

Birinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz etmeyen üçüncü kişiye, borcun zimmetinde veya malın elinde sayıldığını bildiren ikinci haciz ihbarnamesi tebliğ edilir. Üçüncü kişi bu tebliğden itibaren de yedi gün içinde itiraz etmez, borcu ödemez veya malı teslim etmezse; kendisine on beş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi, malı teslim etmesi yahut aynı süre içinde menfi tespit davası açması ihtar edilir.

Bu bildirimi alan üçüncü kişi, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine verirse, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106. maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü kişi, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmek zorundadır. Davayı kaybederse dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir.

Haciz ihbarnamesine süresinde itiraz edilmesi hâlinde alacaklı icra mahkemesinde cevabın aksini ispatlayarak üçüncü kişinin cezalandırılmasını ve genel hükümlere göre çözümlenmek üzere tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Haczedilen malın teslimi mümkün olmazsa alacaklı icra mahkemesinden değerini üçüncü kişiye ödetme yetkisine sahiptir. Kusuru olmaksızın bir engel nedeniyle süreyi kaçıran üçüncü kişi hakkında İcra ve İflas Kanunu'nun 65. maddesi tatbik olunur; her hâlde ödemek zorunda kaldığı bedel veya mal için borçluya ve kötü niyetli alacaklıya karşı dava açabilir.

Haciz ihbarnameleri tüzel kişilerin şubelerine veya tüm şubeleri kapsayacak biçimde merkezine tebliğ edilebilir. Bildirimler ve verilecek cevaplar Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ve buna entegre bilişim sistemleri üzerinden güvenli elektronik imza ile de yapılabilir ve bu usul kanunen tebliğ yerine geçer.

Hisseli Taşınmazın İhlallere Karşı Korunması

Hisseli taşınmaza yönelik saldırı veya müdahalelerde bu yollara paydaşlardan her biri kendi başına başvurabilir. Müdahalenin men'i davasıyla saldırının ve zararın giderilmesi istenebilir. Korumayı başaran paydaşın sağladığı menfaatten diğer paydaşlar da yararlanabilir. Kuvvet kullanarak saldırının önlenmesi ancak saldırı anında ilgili taşınmaza girilmesinin önlenmesi şeklinde olabilir.

Saldırının önlenmesi amacıyla mahallin en büyük mülkî amirine idari başvuruda bulunulması da mümkündür. İdari makamın yaptığı haklılık tespiti kesin bir yargı kararı niteliğinde olmamakla birlikte hızlı bir koruma mekanizması sağlar; idari kararın verilmesinden sonra saldırının yinelenmesi hâlinde idari yaptırım tatbik edilir. İdari başvuru yoluna gidilmiş olması adli mahkemelerde dava açma hakkını ortadan kaldırmaz.

Tapu sicilinin aleniyeti gereğince herkes tapu kütüğündeki kayıtları inceleyebilir. İlgisini inanılır kılan kimseler ise taşınmaza ilişkin tapu kayıtlarının örneğini alma hakkına sahiptir.

Hisseli taşınmazda kira sözleşmesi nasıl yapılır?

Kira bedeli ve sözleşme paydaşlarca birlikte belirlenir; paydaşlardan biri diğerlerini temsilen hareket edebilir. Şart ve bedelde uyuşmazlık çıkarsa belirleme pay ve paydaş çoğunluğuyla yapılır ve kararı uygun bulmayan paydaş mahkemeye başvurabilir. Paylı mülkiyete tâbi apartman dairesinin kiralanması ve kira sözleşmesinin feshi pay ve paydaş çoğunluğuyla yapılır. Paydaş, diğer paydaşların haklarına zarar veremeyeceği için kira sözleşmesi yapamaz. Her bir paydaşın kullanacağı yer tahsis edilmişse kira sözleşmesi yapılabileceği kabul edilir.

Hisseli tapu satışında önalım hakkı ne zaman düşer?

Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir. Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden bir yıl geçmekle düşer.

Hisseli taşınmazı kullanan paydaştan ecrimisil istenebilir mi?

Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanması engellenen paydaş, engel olan diğer paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenmesini ve ecrimisil isteyebilir. Paydaşlardan yalnızca biri ödeme yapmaksızın taşınmazı kullanmışsa diğer paydaşlar ecrimisil davasıyla kira alacağı talep edebilir. Ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tâbidir; bu süre dava tarihinden geriye doğru işler. Kural olarak men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemez. İntifadan men, ecrimisil istenen süreden önce taşınmazdan veya gelirinden yararlanma isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır.

Hacizli hissenin icra yoluyla satışında önalım hakkı kullanılabilir mi?

İcra dairesi aracılığıyla cebrî artırma yoluyla yapılan satışlarda diğer hissedarların Türk Medeni Kanunu'ndan doğan yasal önalım hakkını kullanma yetkisi bulunmamaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu