Devletin Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Sorumluluğunun Hukuki Niteliği
Devlet, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararlardan kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince sorumludur. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1007 nci maddesinde düzenlenen bu sorumluluk; asıl, nesnel ve ağırlaştırılmış objektif bir sorumluluktur. Tapu sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının bulunması sorumluluğun doğması için yeterli olup görevlinin kusurlu olması aranmaz. Görevlinin kusur durumu yalnızca Devletin kusuru bulunan görevliye rücu etmesi aşamasındaki iç ilişkide önem taşır. Bu sorumluluk türünde kurtuluş kanıtı bulunmamaktadır; ancak uygun illiyet bağını kesen sebepler Devleti sorumluluktan kurtarır. Zarar gören kimse zararının tazminini doğrudan Devletten talep edebilir. Bu davalar Hazine aleyhine adli yargı kolundaki asliye hukuk mahkemesinde görülür; 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davalar tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde açılır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/1124, K. 2024/146Kaynağı aç
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/2793, K. 2015/6735Kaynağı aç
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2013/8601, K. 2013/12818Kaynağı aç
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/13208, K. 2018/7221Kaynağı aç
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2017/9903, K. 2020/2597Kaynağı aç
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2017/6637, K. 2018/916Kaynağı aç
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2023/3454, K. 2023/10495Kaynağı aç
Devletin Tazminatla Sorumlu Tutulabilmesinin Temel Şartları
Devletin 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1007 nci maddesi kapsamında sorumlu tutulabilmesi için tapu sicilinin tutulmasından dolayı bir zararın doğmuş olması, hukuka aykırı bir eylemin bulunması ve zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Salt tapu sicilinin veya tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemlerinin hatalı olması sorumluluk için yeterli olmayıp, gerçekleşmiş bir zararın varlığı ve bu zararın tapu sicilinin tutulmasından veya kadastro işleminden doğması zorunludur.
Tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluk tapu kütüğüne dayandığından, tapuya bağlanmamış yerler için tazminata hükmedilemez. Bununla birlikte aleyhine açılan davada tapusu iptal edilmeyip kendi üzerinde bırakılan bölümler yönünden de malikin mülkiyet kaybı bulunmadığından tazminat talep edilemez.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2017/7146, K. 2020/95Kaynağı aç
Kadastro Hataları ile Orman ve Kıyı Alanlarındaki Sorumluluk Rejimi
Sicil kütüğünün temelini oluşturan kadastro tespitleri ile tapu tescil süreci birbirini tamamlayan ayrılmaz bir bütün niteliği taşıdığından, kadastro tespit ve kayıtlarındaki yanlışlıklardan kaynaklanan zararlardan da 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1007 nci maddesi gereğince Devlet kusursuz sorumludur. Kıyılar özel mülkiyete konu olamasa dahi genel arazi kadastrosu sırasında kadastro tespit tutanağı düzenlenerek tapu kütüğü kişi adına oluşturulmuş ve sonradan mahkeme kararıyla iptal edilmişse tapu sicilinin hatalı tutulması sebebiyle Devletin kusursuz sorumluluğu doğar ve gerçek zararın tazmini gerekir.
Taşınmazın tapusu iptal edilmemiş olsa dahi tapu kütüğüne orman şerhi konulması malikin tasarruf yetkisini kısıtlar. Bu doğrultuda tapu iptal davasının açılması beklenmeksizin şerhin kesinleşmesiyle Hazineye karşı tazminat talep edilebilir. Bununla birlikte zararın kapsamının belirlenebilmesi için taşınmazın orman içinde kalan kısmının belirlenmesi ve bu kısmın tapu kaydının iptaline karar verilmesi gerekir.
Tapu kütüğünde kıyı kenar çizgisi içinde kaldığına dair şerh bulunan bir taşınmazı bu durumu bilerek satın alan kişinin hukuki durumu değerlendirilirken, tapu kütüğündeki mevcut şerhi bilerek devralan kişinin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davrandığı ve kusursuz sorumluluğa dayanamayacağı gerekçesiyle davanın reddi yönünde kararlar bulunmaktadır. Buna karşılık, tapu kaydı mahkemece iptal edilmediği müddetçe şerhli devrin illiyet bağını kesmeyeceği ve mülkiyet hakkının ihlaline yol açacağı yönünde karşı oy gerekçeleri de mevcuttur.
Yüzölçümü Hataları ve Maliklerin Tazminat Talep Yetkisi
Taşınmazı tapuda hatalı yüzölçümü ile devralıp üçüncü kişiye devrederken de aynı hatalı yüzölçümü miktarıyla devreden ara malikin, taşınmazın gerçekte daha büyük olduğunun sonradan anlaşılması sebebiyle tapu sicilinin tutulmasından doğan bir zararı bulunmamaktadır. Taşınmaz devralındığı tarihte tapuda hangi yüzölçümü miktarıyla kayıtlı ise devredildiği tarihte de aynı miktarla kayıtlı olduğundan ara malik bakımından fakirleşme unsuru gerçekleşmez ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 77 nci maddesi kapsamında sebepsiz zenginleşme davası açılamaz. Sebepsiz zenginleşmeye dayalı dava hakkı, yalnızca taşınmazı gerçek miktarından daha az yüzölçümü ile tapuya kaydedilip satan ilk tespit malikine aittir.
Dayanak alınan eski tapu kaydı gayrisabit hudutlu ise bu kayıt miktarı ile geçerlidir. Kadastro sırasında gayrisabit hudutlu kaydın miktarından fazla revizyon görmesi ve sonradan miktar fazlası kısmın kadastro tespitinin iptal edilmesi durumunda 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1007 nci maddesi kapsamında tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir zarar oluşmaz. Bu hallerde tazmin edilecek zarar, miktar fazlası kısmın düşülmesinden sonra kalan geçerli tapu miktarı dâhilindeki kayıptan ibarettir.
Sahte İşlemler ve İyi Niyetli Kişilerin Korunması
Tapu sicilindeki kayda güvenerek taşınmazı edinen ve sahte düzenlemeyi tespit edemeyecek durumda olan iyi niyetli kişinin zararını Hazine tazmin etmekle yükümlüdür. Buna karşılık 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1024 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, sahte vekâletnameyi bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi iyi niyet iddiasında bulunamaz ve Devlete karşı tazminat hakkı elde edemez.
Gerçek Zararın Hesaplanması ve Değerleme Ölçütleri
Hatalı tapu kaydı nedeniyle ödenecek tazminat miktarı malikin oluşan gerçek zararı kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali yüzünden malikin malvarlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı malikin malvarlığı hangi durumda olacak idiyse o durumun tesis edileceği miktardır. Taşınmazın değerlemesine esas alınacak tarih bakımından, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 705 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mülkiyetin sona erdiği tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihin değerlendirme tarihi olduğu yönünde içtihatlar bulunmakla birlikte, değerlendirme tarihi olarak dava tarihini esas alan kararlar da mevcuttur. Değerlemede, iptal kararının kesinleştiği tarihteki yüzölçümü esas alınır; sonradan yapılan yenileme kadastrosu ile azalan yüzölçümüne göre hesaplama yapılmaz.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/4257, K. 2018/1324Kaynağı aç
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2019/4665, K. 2020/1863Kaynağı aç
Gerçek bedel saptanırken taşınmazın vasfı dikkate alınır. Taşınmaz arazi niteliğinde ise net gelir metodu yöntemi tatbik edilir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 15 inci maddesindeki yöntem uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle yöredeki ürün münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyetine ilişkin resmi veriler ilçe tarım müdürlüğünden getirtilir. Sulu tarım arazisinde yüzde 4, kuru tarım arazisinde yüzde 5 kapitalizasyon faiz oranı esas alınarak ve objektif değer artışı uygulanarak gerçek değer bulunur. Arazideki kendiliğinden yetişen ağaçlar taşınmaz değerine eklenmez. Uygulanacak objektif değer artışında ise taşınmazın değerini olumlu etkileyen özelliklerin her birinin ayrı ayrı hangi oranda değer kattığı gerekçelendirilmelidir; soyut oranlar üzerinden artış kabul edilemez. Arazi vasfındaki taşınmazlar için net gelir yöntemiyle tazminat belirlendiğinden mahkemece ayrıca ecrimisil tazminatına hükmedilemez.
Taşınmazın arsa vasfında kabul edilebilmesi için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. İmar planında yer almayan bir taşınmazın arsa sayılabilmesi için ise değerlendirme tarihi itibarıyla belediye veya mücavir alan sınırları içinde bulunması, meskun yerler arasında yer alması ve yol, su, elektrik, çöp toplama, kanalizasyon gibi belediye hizmetlerinden fiilen yararlanması gerekir. Arsa vasfındaki taşınmazlarda değerlendirme gününden önceki özel amacı bulunmayan emsal satışlar esas alınarak gerçek değer belirlenir. Emsal taşınmaz imar parseli iken çekişmeli taşınmaz imar uygulaması görmemiş arsa parseli ise emsal karşılaştırması sonucunda bulunan değerden düzenleme ortaklık payı (DOP) oranında indirim yapılması gerekir. Ayrıca belediyeden arsa rayiç bedelleri getirtilerek taşınmazların üstünlük oranları denetlenmelidir.
Tapusu kısmen iptal edilen bir taşınmazın geriye kalan bölümünün yüzölçümü ve geometrik durumu sebebiyle artık yararlanma olanağı kalmamışsa, bu bölümün de bedelinin Hazinece tahsili ile tapusunun iptaline ve Hazine adına tesciline karar verilir.
Tazminat Hesabına Dâhil Edilmeyen Kalemler ve Tahsis İptalleri
Devletin 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1007 nci maddesi kapsamındaki sorumluluğu taşınmazın ayni değer kaybına ilişkindir. Bu nedenle emlak komisyon bedeli, tapu harcı, emlak vergisi ve tapu iptal davasındaki yargılama giderleri tazminat hesabına dâhil edilmez.
775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamındaki tahsis işleminin iptali nedeniyle açılan davalarda ise tazminat rayiç değer üzerinden değil, ilgilisi tarafından ödenen bedelin güncellenmiş değeri üzerinden hesaplanır. Bu davalarda husumet Hazineye değil, tahsis işlemini yapan ilgili kamu kurumuna yöneltilmelidir.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
Devletin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğu haksız fiil sorumluluğu niteliğinde olmadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiil zamanaşımı hükümleri ve hakkaniyet indirimi uygulanmaz. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1007 nci maddesinde özel bir zamanaşımı öngörülmediğinden 6098 sayılı Kanun'un 146 ncı maddesindeki genel 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Orman kısıtlamalarında zamanaşımı süresi, tapu malikinin tasarruf hakkının fiilen kısıtlandığı tapu kütüğüne şerh düşülmesi veya aleyhe dava açılması gibi tarihlerden itibaren işlemeye başlar.
Genel zamanaşımının yanında kadastro işlemlerine dayalı özel süreler de mevcuttur. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında kadastro öncesi hak iddialarına dayalı tapu iptali ve tescil talepleri için öngörülen on yıllık hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkin olup dava şartı niteliğindedir ve yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Diğer taraftan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun geçici 7 ve 11 inci maddeleri uyarınca vakıf mallarının tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklanan tazminat talepleri 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi kapsamında kalmakla birlikte, zamanaşımı ve hak düşürücü süre anılan geçici maddelerin yürürlük tarihi esas alınarak değerlendirilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3083, K. 2026/273Kaynağı aç
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/1747, K. 2024/2866Kaynağı aç
Yargılama Usulü, Islah ve Karar Esasları
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 109 uncu maddesi uyarınca talep konusunun bölünebilir olduğu durumlarda alacağın sadece bir kısmı dava konusu yapılabilir; kalan kısımdan açıkça feragat edilmedikçe kısmi dava açılması feragat anlamına gelmez. Taşınmazın birden çok mirasçıya ait olması halinde mahkemece sadece dava açan mirasçıların paylarıyla sınırlı olarak tazminata hükmedilmelidir; davada yer almayan diğer mirasçıların hisselerine düşen bedel yönünden talep aşılarak tazminat verilemez. Ayrıca 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkeme hükmünün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hüküm kurulması ve yüklenen borçların gösterilmesi zorunludur.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 109Kaynağı aç
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 297Kaynağı aç
Hükmedilecek tazminata uygulanacak faiz bakımından dava dilekçesinde talep edilen asıl alacak tutarına dava tarihinden itibaren faiz yürütülür; dava sırasında talep ıslah yoluyla artırılmışsa artırılan kısma ilişkin faiz ıslah tarihinden itibaren işlemelidir. Alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi usul ve kanuna aykırıdır.
İlk derece mahkemesinin Yargıtay bozma kararına uyması halinde bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar ve mahkeme bozma kararında gösterilen çerçevede karar vermekle yükümlüdür. Yargılama usulü gereğince bozma kararından sonra ıslah suretiyle talep sonucunun artırılması veya değiştirilmesi mümkün değildir. Ayrıca 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesi direnme kararının temyizini kapsamadığından ve 373 üncü maddesinde duruşmaya yer verilmediğinden, ilk derece mahkemesinin direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamaz.
Hatalı tapu sicili sebebiyle tazminat davası kime karşı ve nerede açılır?
Tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararlar nedeniyle tazminat davası Hazine aleyhine açılır. Görevli yargı kolu adli yargı olup 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1007 nci maddesi uyarınca dava tapu sicilinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde görülür.
Tapu iptal edilmeden yalnızca orman şerhi konulması durumunda tazminat istenebilir mi?
Taşınmazın tapusu henüz mahkemece iptal edilmemiş olsa dahi orman şerhi konulması malikin mülkiyet ve tasarruf hakkını fiilen kısıtladığından, tapu iptal davası beklenmeksizin şerhin kesinleşmesiyle Hazineye karşı tazminat davası açılabilir.
Tazminat davasında faiz hangi tarihten itibaren işletilir?
Dava dilekçesinde istenen asıl tazminat tutarına dava tarihinden itibaren, yargılama sürecinde ıslah ile artırılan miktara ise ıslah tarihinden itibaren yasal faiz yürütülür.
Devlete karşı açılacak hatalı tapu sicili davasında zamanaşımı süresi nedir?
Devletin sorumluluğu haksız fiil kapsamında değerlendirilmediğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır.
Kıyı kenar çizgisi şerhi bulunan taşınmazı satın alan kişi Devlete dava açabilir mi?
Tapu kütüğünde kıyı kenar çizgisi içinde kaldığına dair şerh bulunan taşınmazı bu durumu bilerek satın alan kişinin dürüstlük kuralına aykırı davrandığı ve kusursuz sorumluluğa dayanamayacağı gerekçesiyle açtığı tazminat talebinin reddi yönünde kararlar bulunmaktadır. Bununla birlikte mülkiyet hakkı iptal edilmediği sürece bu durumun sorumluluğu kaldırmayacağı yönünde karşı oy görüşleri de mevcuttur.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

