Hatalı Tapu Kaydı Sebebiyle Devlete Karşı Tazminat Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Hatalı Tapu Kaydı Sebebiyle Devlete Karşı Tazminat Davası

Devletin Tapu Sicilinden Doğan Sorumluluğunun Hukuki Niteliği

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Bu sorumluluk türü kusursuz sorumluluk esasına dayanır. Sicil işlemlerindeki hata veya eksiklik sebebiyle malvarlığında eksilme meydana gelen kişinin tapu görevlisinin kusurunu kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığı gibi Devlet de görevlinin kusursuzluğunu ileri sürerek tazminat borcundan kurtulamaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1007Kaynağı aç
Madde 1007- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür. B. İşlemler I. İşlemlerin konusu 1. Tescil
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2014/8750, K. 2015/93Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2014/8750 E.  ,  2015/93 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 21.05.2014 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili Av. … tarafından istenilmekle, tayin olunan 20.01.2015 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden vekili Av. … geldi, diğer taraftan Hazine vekili Av…. ve Orman Yönetimi vekili Av…. geldi, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü; K A R A R Davacı vekili 24.08.2011 havale tarihli dilekçe ile,… İlçesi,…Köyünde kain 102 ada 1 parsel sayılı taşınmazın müvekkili tarafından 1990 yılında …isimli kişiden satın alındığı, ancak orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı karar ile tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle tesciline karar verilmesine rağmen hükmün hâlen tapu sicilinde infazının yapılmadığından yeniden müvekkili davacı adına tesciline, aksi takdirde taşınmazın rayiç bedeli kadar tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000.- TL'lik kısmının en yüksek reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemi ile … Bakanlığı İl Müdürlüğüne husumet yönelterek dava açmıştır. Davacı vekili 25.04.2013 havale tarihli dilekçe ile, bilirkişi raporlarına göre tazminat istemlerini 394.604,00.- TL olarak ıslah etmiştir. Davalı idare vekili, çekişmeli taşınmazın mülkiyetinin hükmen orman olduğu ve 17.02.2001 tarihli yazı ile tescil için istemde bulunulduğu, tazminata ilişkin de hukukî sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddini istemiştir. Mahkemece, çekişmeli taşınmazın Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı karar ile tapu kaydının iptaline karar verildiği, hükmün 22.09.1995 tarihinde kesinleştiği, orman alanlarında kalan taşınmazın zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği gerekçesiyle mülkiyete ve tazminata ilişkin davanın reddine, harç ve yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 1320.- TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk dairesi tarafından bozulmuştur. Dairece 24.12.2013 gün 2013/8758-12152 sayılı bozma kararında özetle “…davacı tarafından açılan davanın, dava konusu 102 ada 1 parselin Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı kararı ile tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle tesciline karar verildiği, ancak hâlen tapu sicilinde infazının yapılmadığı belirtilerek yeniden adına tescili, aksi takdirde Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulması nedeniyle devletin hukukî sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemli olarak terditli dava açıldığı, taşınmazın mülkiyetinin, Türk Medenî Kanununun 705. maddesi uyarınca kesinleşen mahkeme kararı sonucunda tapu sicilinden önce kazanılması nedeniyle kuru mülkiyeti Hazine, kullanım hakkı Orman Yönetimine geçtiği, tapu sicilinin tutulmasından dolayı Devletin objektif sorumluluğunun bulunduğundan, Orman Yönetimi ve Hazineye husumet yaygınlaştırılarak taraf teşkili sağlandıktan sonra, tarafların delilleri toplanarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekir…” denilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan ve taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmiştir. Dava, tapu iptal ve tescil ile Medenî Kanunun 1007 maddesi uyarınca açılan tazminata ilişkindir. Yörede, 3116 sayılı Kanuna göre 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu vardır. Daha sonra 1985 yılında 2896 sayılı Kanuna göre yapılan ancak ilân edilmeyen aplikasyon, orman sınırları dışında kalmış ormanların kadastrosu ve 2/B madde uygulaması ile 1987 yılında 3373 ve 3302 sayılı kanunlara göre yapılıp kesinleşen aplikasyon, orman sınırları dışında kalmış ormanların kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır. 1) Davacı vekilinin tapu iptal ve tescil davasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi sonucunda; İncelenen dosya kapsamına göre, dava konusu 102 parsel sayılı taşınmaz, hâlen davacı adına tapu sicilinde kayıtlıdır, ancak Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı karar ile tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle tesciline karar verilmiş ve hüküm kesinleşmekle, eldeki dava yönünden tarafları ve konusu aynı olan kesin hüküm oluşmuştur. Kesin hüküm dava şartı olup, istek olmasa bile mahkemece re'sen nazara alınır. Bu nedenle davanın reddine ilişkin verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından, temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2) Davacı vekilinin, tazminat istemine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; İncelenen dosya kapsamına göre, dava terditli dava olarak açılmıştır. Terditli davaya ilişkin olarak, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunda herhangi bir hüküm bulunmamakta olup, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanununun 111. maddesinde, davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebileceği belirtilmek suretiyle düzenlenmiştir. Mahkemece, davacı tarafından açılan tapu iptal ve tescil davası istemi reddedildikten sonra, terditli olarak açılan tazminat davasının da zamanaşımı süresinin dolduğu nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, Medeni Kanunun 1007. maddesine istinaden açılan tazminat davalarında zamanaşımı süresinin ne olduğu ve ne zaman başlayacağının tartışılması gerekmektedir. Mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanun ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), … VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, Köktepe – Türkiye davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının, 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E. – 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. – 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Anılan Kanun maddesinde düzenlenen sorumluluk, objektif (kusursuz) sorumluluk olup, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 41. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, aynı Kanunun 72. maddesindeki (818 sayılı yasanın 66.maddesi) zamanaşımı kurallarının uygulanma imkanı olmadığı gibi, TMK'nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması esas olup, busüre Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün 1994/38-443 sayılı ilâmının kesinleşmesinden sonra tapu sicilinin terkin edildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Çünkü, terkin tarihine kadar davacı tapu maliki olup, zararın da terkin ile gerçekleştiği dikkate alındığında, zamanaşımının tapunun terkin tarihinden itibaren başlatılması gerekmektedir. Bu hale göre, tapu kaydının halen terkin edilmediği, bu nedenle davada zamanaşımı süresi başlamadığı anlaşıldığından, davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken Medenî Kanunun 1007. maddesi uyarınca, Devletin objektif sorumluluğuna dayalı olarak açılan temyize konu davada, BK'nın 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tapu iptal ve tescil davasına ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE, temyiz incemesinin duruşmalı yapılması nedeniyle 1.100 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 2) İkinci bentde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tazminat davasına ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile, MK 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat davasına ilişkin olarak kurulan hükmün BOZULMASINA, temyiz incemesinin duruşmalı yapılması nedeniyle 1.100 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, taraflarca 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, temyiz harcının istek halinde iadesine 20/01/2015 günü oy çokluğu ile karar verildi. (Karşı oy) (Karşı oy) KARŞI OY Davacı taraf 24.08.2011 tarihinde, … Köyü 102 ada 1 parsel sayılı taşınmazın müvekkili tarafından 1990 yılında önceki malikinden satın alındığını, ancak Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı kararı ile orman tahdit sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilmesine rağmen halen hükmün infazının yapılmadığını öne sürerek taşınmazın yeniden müvekkili davacı adına tesciline, aksi takdirde taşınmazın rayiç bedelinin tahsiline karar verilmesi istemiyle terditli dava açmıştır. Mahkemece davanın tümü ile reddine dair verilen önceki günlü ilk hüküm dairemizce; "husumetin Hazineye de yaygınlaştırılması gerektiği" gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra taraf teşkili sağlanmış, davaya dahil edilen hazine vekilinin süresinde verdiği cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunması üzerine de mülkiyete yönelik davanın orman alanlarının zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle, tazminata yönelik davanın da zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemece verilen bu son hüküm de davacı vekilince temyiz edilmiş, dairemizce yapılan inceleme sonucunda davacı vekilinin tapu iptal ve tescil davasına ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra tazminat davasında verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde özetle “Terkin tarihine kadar davacı tapu maliki olup, zararın da terkin ile gerçekleştiği dikkate alındığında Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin asliye hukuk mahkemesinin 02.11.1994 gün ve 1994/38-443 sayılı ilâmının kesinleşmesinden sonra ve tapu sicilinin terkin edildiği tarihten itibaren başlatılması gerektiği, buna göre davada henüz zamanaşımı süresinin işlemeye başlamadığı gerekçesiyle tazminat davası yönünden verilen hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece davacı tarafın mülkiyete yönelik tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu dava yönünden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının reddedilmesi doğrudur. Yine tazminat istemiyle açılan davada Türk Medenî Kanunu (TMK)'nın 1007. maddesi gereğince Hazinenin sorumlu olduğu ve davada 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği konusunda da dairemiz çoğunluğu ile aramızda görüş aykırılığı bulunmamaktadır. Ne var ki, somut olayda davacı zararının daha önce görülen tapu iptal ve tescil davasında verilen hükmün kesinleştiği tarihte gerçekleştiği ve zamanaşımı süresinin de bu tarihte işlemeye başladığı, görülmekte olan davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki; Bilindiği üzere TMK 1007. maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur" denilerek devletin objektif sorumluluğu düzenlenmiştir. Devletin bu maddeden kaynaklanan sorumluluğundan söz edilebilmesi için öncelikle bir zararın meydana gelmesi ve bu zararın da tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanması zorunludur. TMK'nın 704. maddesinde açıklanan tapuda kayıtlı taşınmaz mülkiyeti, aynı kanunun 705. maddesi uyarınca kural olarak tescil ile kazanılır. Bu halde tescil kurucu nitelikte olduğundan yeni malik tescille mülkiyeti kazanırken varsa eski malikin mülkiyet hakkı da terkin veya tapu kaydının iptali ile aynı tarihte sona ermektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise bu genel kuralın ayrık hali (istisnası) açıklanmış ve miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde taşınmaz mülkiyetinin tescilden önce kazanılacağı öngörülmüştür. Kanunda sınırlı olarak sayılan bu ayrık hallerde taşınmaz mülkiyetinin kazanılabilmesi için tescilin ( dolayısıyla eski malikin mülkiyet hakkını kaybetmesi için de terkin veya tapu iptalinin) zorunlu olmadığı, taşınmaz mülkiyetinin bu hallerin gerçekleşmesi ile tescil gerekmeksizin kazanılacağı, bu hallerde tescilin kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğu gerek bilimsel öğretide ve gerekse Yargıtay içtihatlarında tartışmasız kabul edilmektedir. Somut olaya gelince; dosya içeriğinden davaya konu taşınmazın davacı adına tapuda kayıtlı iken orman idaresi tarafından açılan dava sonucunda Beykoz Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 02.11.1994 gün 1994/38-443 sayılı ilâmı ile davacı adına olan tapu kaydının iptaline ve taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verildiği, bu kararın 22.09.1995 tarihinde kesinleştiği, ancak hükmün tapu sicil müdürlüğünde infaz edilmediği, tapu sicilinde malik olarak halen davacının göründüğü anlaşılmaktadır. Az yukarıda açıklanan ve TMK 705. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen özel hüküm gözetildiğinde tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği 22.09.1995 tarihi itibarıyla davaya konu taşınmazın mülkiyetinin el değişerek Hazineye geçtiği, davacının mülkiyet hakkını kaybettiği kuşkusuzdur. Bu halde tescil kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğundan hüküm doğrultusunda hazine adına tescilin yaptırılmaması ancak yeni ve gerçek malik olan hazinenin taşınmazla ilgili herhangi bir tasarruf işlemi yapmasına engel olur. Bunun dışında mülkiyetin kazanılıp kaybedilmesi yönünden sonuca etkisi bulunmamaktadır. 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146 ıncı (818 sayılı Kanunun 125 inci) maddesinde yazılı 10 yıllık genel zamanaşımı süresi alacağın muaccel (istenebilir) hale geldiği gün işlemeye başlar ve 10 yıl sonra aynı gün dolar. Somut olayda davacının mülkiyet hakkını mahkeme kararı ile kaybettiği kaybettiği 22.09.1995 tarihi itibarıyla zararın doğduğu ve bu tarihte tazminat alacağının muaccel (istenebilir) hale geldiği gözetildiğinde zamanaşımı süresinin 22.09.2005 tarihinde dolduğu, davanın açıldığı 24.08.2011 tarihi itibariyle 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin fazlasıyla geçtiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca mahkemenin zamanaşımı nedeniyle davanın reddine ilişkin kararı yerinde olduğundan hükmün onanması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, zamanaşımı başlangıcı olarak terkin tarihini esas alan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.

Devletin tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için tapu sicilinin tutulmasına ilişkin bir eylemin bulunması, bu fiilin hukuka aykırı olması, ilgilinin aleyhine bir zararın gerçekleşmesi ve hukuka aykırı işlemle oluşan zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.

Tapu Kütüğüne Kaydedilen Unsurlar ve Sorumluluk Doğuran Sicil Hataları

Türk Medeni Kanunu'nun 998. maddesi uyarınca tapu siciline taşınmaz olarak arazi, taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyetine konu bağımsız bölümler kaydedilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 998Kaynağı aç
Madde 998- Tapu siciline taşınmaz olarak şunlar kaydedilir: 1. Arazi, 2. Taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli haklar, 3. Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler. Arazinin tapu siciline kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir. Bağımsız ve sürekli hakların kaydedilmesi için gerekli koşullar ve usul Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Süreklilik koşulunun gerçekleşmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması gerekir.[42] Kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin taşınmaz olarak kaydı, özel kanun hükümlerine tâbidir. b. Kaydedilmeyecek taşınmazlar

Kadastro tespitleri ile tapu sicilinin oluşturulması birbirini takip eden ve bir bütün oluşturan işlemlerdir. Kadastro işlemlerinin harita ve planlara ya da tapu kütüğüne yanlış aktarılması ile taşınmazın yüzölçümü, cinsi ve üzerindeki yapılar gibi niteliklerinin hatalı tescil edilmesi Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi kapsamında Devletin sorumluluğunu doğurur.

Eski sicil kayıtlarının yeni kütüklere devredilmesinde, taşınmazların bölünmesi veya birleştirilmesinde ve hakların yeni oluşturulan taşınmaza naklinde meydana gelen hatalar Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi kapsamında Devletin sorumluluğu altındadır.

Resmi Belgelerin İncelenmesi ve İyiniyetli Kişilerin Kazanımı

Tapu görevlisinin tescile dayanak resmi senedi inceleme yükümlülüğü şekli geçerlilik denetimiyle sınırlıdır. Buna karşılık tescil talebinde bulunan kişinin ayni hak sahibi, sicilde malik görünen kimse veya yetkilendirilmiş temsilci olup olmadığının araştırılmaması Devletin sorumluluğunu doğurur.

Sahte vekaletname veya geçersiz belgelerle sicilde yolsuz tescil oluşturulduğu durumlarda, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu iktisabı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca korunur. İyiniyetli üçüncü kişinin mülkiyeti kazanması sonucunda hakkını yitiren gerçek hak sahibi, uğradığı zararın giderilmesini Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi kapsamında Devletten talep edebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1023Kaynağı aç
Madde 1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. 3. İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı

Aynı taşınmaz için birden fazla tapu kaydının bulunması halinde gerçek durumu yansıtmayan tapu kütüğü sayfasına iyiniyetle güvenerek işlem yapan kişinin zararı Devletten talep edilebilir. Hukuk öğretisinde gerçek hak sahibi olmayan kişilerin korunup korunmayacağı hususunda farklı değerlendirmeler yer alsa da sicildeki tescile güvenerek zarara uğrayan iyiniyetli kimselerin tazminat talep edebileceği kabul edilmektedir.

İlliyet Bağının Kesilmesi ve Zararın Kapsamı

Devletin tazminatla yükümlü kılınabilmesi için meydana gelen zararla tapu işlemi arasında uygun nedensellik bağının kesilmemiş olması şarttır. Zarar, hak sahibinin bizzat taraf olduğu muvazaalı işlemlerden kaynaklandığı takdirde illiyet bağı kopacağından Devlet aleyhine tazminat sorumluluğu doğmaz.

Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu hükme bağlamaktadır. Bununla birlikte manevi zararın tazminat kapsamına girip girmediği yönünden farklı yorumlar bulunmakta olup sorumluluğun fiili zararı ve yoksun kalınan kârı içeren maddi zararları kapsadığı kabul edilmektedir. Mevcut ayni hakkın tescil edilmemesinden doğan hak kaybı, ipotek hakkının kütüğe işlenmemesi yüzünden alacağın elde edilememesi, yolsuz tescil neticesinde taşınmaz değerinde oluşan azalma ve iyiniyetin korunmadığı durumlarda sarf edilen işlem masrafları tazminat çerçevesinde talep edilebilir.

Tapu sicilinin hatalı tutulmasından doğan zarar her zaman yanlış kaydın yapıldığı anda değil, sicildeki yanlışlığın düzeltilmesinin hukuken ve fiilen imkansız hale geldiği anda doğar. Tapu sicilinin olağan zamanaşımıyla mülkiyet iktisabı gibi hallerde düzeltilmesi mümkün olduğu sürece kesinleşmiş bir zararın varlığından söz edilemez.

Kadastro Tutanakları ve Taşınmaz Değerleme Esasları

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Kadastro sırasında revizyon görmeyen ve hukuki niteliğini kaybeden tapu kaydına dayanılarak Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca tazminat istenemez. Bununla birlikte aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca kadastrosu tamamlanan çalışma alanında kalan eski tapu kayıtlarının işleme tabi olma özelliğini kaybetmesi, tapu kapsamındaki mülkiyetin tümden yitirildiği anlamına gelmez.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2021/14349, K. 2022/11386Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2021/14349 E.  ,  2022/11386 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonucunda; ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi üzerine bölge adliye mahkemesinin yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmünün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekilince istenilmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21/06/2022 günü temyiz eden davacılar vekili ile aleyhine temyiz olunan davalı Hazine vekilinin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra ve dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü. – K A R A R – Dava, kadastro zabıt defterinin kadastro işlemleri sırasında zemine uygulanmaması nedeniyle kadastrodan önceki sebebe dayalı tapu iptali ve adlarına tescili ile tescil olmadığı takdirde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine göre açılan tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin olarak verilen karara karşı, davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nce HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Dosya içindeki bilgi ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; … parsel sayılı taşınmazın (… parsel sayılı taşınmazın geldi parseli) kadastro tespitinin 11.10.1988 tarihinde yapıldığı ve kadastro tutanağına 30 günlük ilan süresi içerisinde itiraz edilmeyerek 03.03.1989 tarihinde kesinleştiği ve … adına tapu kaydı oluştuğu; … parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 10.10.1988 tarihinde yapıldığı ve 30 günlük askı ilan süresi içinde … ve … tarafından kadastro komisyonuna itiraz edildiğinden komisyonca yapılan itirazlarının 30.01.1989 tarihinde reddine karar verilmesi ve kadastro tespitine itiraz davası açılmaması nedeniyle kadastro tespitinin kesinleştiği ve S.S. Yeni Yarsav Turizm Geliştirme Kooperatifi adına 03.03.1989 tarihinde tapu kaydı oluştuğu ve taşınmazların davacıların murisleri olan … lakaplı …'a ait tapu kaydı olduğu, öldüğünde davacılar murislerine intikal ettiği zabıt defterinde kayıtlı olduğu halde kadastro sırasında zabıt kayıtları tercüme edilerek uygulanmadığından tapu kayıtlarının hatalı oluştuğundan bahisle tapu kayıtlar iptali ile adlarına tescili, tescilin mümkün olmaması halinde TMK'nın 1007. Maddesi uyarınca uğranılan zararın tazmini istemiyle iş bu davanın 08.04.2019 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. TMK'nın 1007. maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren TBK'nın 125. md. (eski 146.md.) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin 2014/6673 başvuru nolu 25/07/2017 tarihli, 29/09/2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan … kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18/11/2009 tarihli 2009/4-383 E. – 2009/517 K. sayılı kararı nazara alındığında; Hukuk Genel Kurulu kararı ile TMK'nın 1007. maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hale gelmiş olup, ne var ki Hukuk Genel Kurulu karar tarihi olan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından dava açılmasının mümkün kılacak makul süre içinde TMK'nın 1007. maddesi dayanarak dava açılmalıdır. Buna göre, Anayasa Mahkemesi'nin 25.07.2017 tarihli 2014/6673 kararı gereği 18/11/2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan eldeki dava yönünden, 4721 sayılı Kanun'un 1007 maddesi kapsamında dava açılabilmesi imkanı yönünden Anayasa Mahkemesi'nin belirtilen hak ihlali kararı nazara alındığında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18/11/2009 tarihli kararından yaklaşık 10 yıl sonra tarihinde açıldığı ve 18/11/2009 tarihinden itibaren oluşan iç hukuk yolu itibariyle, eldeki davanın makul süre içinde açıldığının kabulünün mümkün olmadığı gibi 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki "bu tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz" maddesi gereği dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 20 yıldan fazla süre geçtiği, davacıların murisi adına kadastro sonucu herhangi bir tapu kaydı oluşmadığı, kadastro sırasında revizyon görmeyen ve hukuki niteliğini kaybetmiş tapu kaydına dayanılarak TMK'nın 1007. maddesi gereğince tazminat talep edilemeyeceğinden ilk derece mahkemesince davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacılar vekilince yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-l maddesi gereğince esastan reddine karar verimesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olmadığından usul ve yasaya uygun olan hükmün HMK'nın 370. maddesi gereğince ONANMASINA, davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazine'ye irad kaydedilmesine, aleyhine temyiz olunan davalı Hazine yararına yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 3.815,00-TL vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, 21/06/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/8957, K. 2018/7590Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2016/8957 E.  ,  2018/7590 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacılar vekili 15/09/2015 havale tarihli dava dilekçesinde, … ilçesi, İçerişehir mahallesinde 2008 yılında yapılan kadastro çalışması neticesinde müvekkillerine ait olan ve tapuda 24.822 m² olarak kayıtlı bulunan tarla vasfındaki taşınmazının 22.409,40 m²'lik kısmının tapusunun kıyı kenar çizgisi içinde kaldığından bahisle iptal edilerek …. mahallesi, …. mevki 953 ada 27 parsel sayılı taşınmazın 2.412,60 m² yüzölçümü ile tespit edildiğini, yine İçerişehir mahallesi …. Aşağı Kaba mevkiinde bulunan ve tapuda 4593 m² büyüklüğündeki tarla vasfındaki gayrimenkulün 3033 m²'lik kısmının tapusunun iptal edilerek Küçükçiftlik mevki 953 ada 23 parsel sayısı ve 1560 m² yüzölçümü ile tapuya kaydedildiğini, 953 ada 23 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağında müvekkiline ait tapu kaydının dikkate alınmadığını, belirterek gerçek değeri yapılacak tespitte ortaya çıkmakla şimdilik müvekkillerinin her birisi için 125,00 TL olmak üzere toplam 1.000,00 TL tazminatın tapunun iptal edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 21/03/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile, 953 ada 23 parsel için 500,00 TL olan tazminat taleplerini 39,024,71 TL'ye, 953 ada 27 parsel için 500,00 TL olan tazminat taleplerini 345,288,44 TL'ye artırdıklarını, toplam 383,363,15 TL tazminatın davacıların 1/8 er hissesi nazara alınarak herbirine 48.045,39 TL'nin davalı tarafından ödenmesine, bu tazminatın tamamına tapu iptalinin kesinleştiği 17/07/2013 tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiş, ıslah harcını da yatırmıştır. Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile; 953 ada 27 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması sebebi ile talep edilen 345.288,44 TL tazminatın, 500,00 TL'sinin tapu iptalinin kesinleştiği 17/07/2013 tarihinden kalan 344.788,44 TL'sinin ıslah tarihi olan 21/03/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 953 ada 23 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması sebebi ile talep edilen 14.622,18 TL tazminatın, 500,00 TL'sinin tapu iptalinin kesinleştiği 14/08/2008 tarihinden kalan 14.122,18 TL'sinin ıslah tarihi olan 21/03/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından esasa yönelik olarak, davacı tarafından ise ıslah edilen kısma ilişkin faiz başlangıcının da taşınmazın hükmen tesciline ilişkin kadastro mahkemesi ilamının kesinleşme tarihinden olmazsa dava tarihinden başlatılması gerekçesi ile temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava TMK’nın 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamından 953 ada 23 parsel sayılı taşınmazın 2008 yılında yapılan kadastro sırasında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak 1560,88 m2 yüzölçümü ve tarla vasfı ile davacılar adına tespit edildiği, taşınmazın korunması gerekli kültür varlığı olduğunun beyanlar hanesine işlendiği, tutanağın edinme sebebinde taşınmazın doğu hududunda 2480 m2 kısmının … gölünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığından kadastroya tabi tutulmadığının belirtildiği, tespit maliklerinden …'nun taşınmazın 14/07/2003 tarih 1 numaralı tapu kaydı sınırları içinde kaldığı, taşınmazın miktarının eksik yazıldığı gerekçesi ile tespite itiraz ettiği, komisyonca, muterizin dayandığı tapu kaydının 953 ada 23 parsele değil 953 ada 27 parsele ait olduğu, 953 ada 23 parselin tapu ve vergi kaydına dayalı olarak değil senetsizden kadastro tespitinin yapıldığı, taşınmazın bu kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı, bu kısımların kadastroya tabi tutulmadığı, itirazın yerinde olmadığı gerekçesi ile talebin reddine ve taşınmazın tespitteki gibi tesciline karar verildiği, komisyon kararının kesinleşmesi üzerine taşınmazın tespitteki gibi tapuya tescil edildiği anlaşılmıştır. Tazminat konusu 953 ada 27 parselin ise 14/07/2003 tarih 3 ve 28/08/2001 tarih 2 sıra nolu tapu kayıtlarına dayanarak davacılar adına 1/8 eşit payla tespit edilmiş, kadastro tutanağının edinme sebebi bölümünde taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığı, tapunun hudutları itibari ile 953 ada 27 parsel sayılı taşınmazı kapsadığı, taşınmazın korunması gerekli kültür varlığı olduğunun beyanlar hanesine işlendiği, bu parselin … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/707 E. sayılı dosyasında komşu 953 ada 28 parsel sayılı taşınmazın ½ malikinin sınır ve yüzölçüme ilişkin dava açtığı, bu taşınmazın da davalı olarak gösterildiği sınırlarının kesinleştirilmediği, bu parselin batı hududunun 33264,78 m2'lik kısmının … gölünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı anlaşılmakla … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/707 E. sayılı dosyasında davalı olması nedeni ile yüzölçüm hanesi boş bırakılarak tespit yapıldığı, kadastro tutanak aslının davalı olduğu dosya içerisine gönderildiği anlaşılmıştır. … Asliye Hukuk Mahkemesinin dosyasında yapılan incelemede; davacı Mezide Ezilmez’in komşu taşınmaz maliklerini davalı göstererek dava açtığı, temyize konu dosyanın davacılarının, o dosyada davalı sıfatı ile yer aldıkları, davacı Mezide Eğilmez’in cilt 112, sayfa 11 ve sıra 5 nolu tapu kaydının miktarının tapuda 17467 m2 olarak yazsada aslında 40000 m2 olduğunu tapudaki yüzölçüm azalmasının düzeltilmesini talep ettiği, davanın devamı sırasında davacı Mezide’ye ait taşınmaz için 953 ada 28 parsel sayısı ile tutanak düzenlendiği, davanın yüzölçüme ilişkin olması nedeni ile komşuları olan 953 ada 1-20-21-27-30-31 sayılı taşınmazların yüzölçüm hanelerinin boş bırakılarak tutanak asıllarının dosya içerisine gönderildiği, dava konusu taşınmazlar için kadastro tutanağı düzenlendiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verildiği, Kadastro Mahkemesinin 2008/89 E. 2013/46 K. sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucu davacının davasının kabulüne 953 ada 28 parsel sayılı taşınmazın 25453 m2 olarak belirlenmesine ve tespitteki malikler adına tesciline, tazminat istemine konu 953 ada 27 parsel sayılı taşınmazın ise 2412,60 m2 olarak tespitteki malikler adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 17.7.2013 tarihinde kesinleştiği ve tazminat istemine konu taşınmazın 2412,60 m2 yüzölçümü ve tarla vasfı ile hükmen davacılar adına 17/07/2013 tarihinde tescil edildiği, beyanlar hanesine “korunması gerekli kültür varlığı” olduğu hususunun yazıldığı,15/09/2015 tarihinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de eksik inceleme ile hüküm kurulmuştur. Davacılar dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığı halde bır kısım yerlerin kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı gerekçesi ile kadastro tespitine esas tutulmadığını bildirerek tapu kaydı kapsamında kaldığı halde adlarına tespit edilmeyen taşınmazlar yönünden tazminat isteminde bulunmuşlardır. Dava konusu taşınmazlardan 23 parsel komisyon kararı ile 27 parsel ise hükmen tapuya tescil edilmiş olup, davacı 23 parsel sayılı taşınmazının 14/07/2003 tarih 1 sıra numaralı 4593 m2 yüzölçümlü tapu kaydı kapsamında kaldığını ileri sürmektedir. 27 parsel sayılı taşınmazın dayanak hüküm dosyasında 27 parselin tespitine esas alınan tapu kaydı yöntemince uygulanmak sureti ile kapsamı belirlenmediği gibi eldeki dosyada da dayanak tapu kayıtları yöntemince uygulanmamış ve taşınmazların tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadıkları belirlenmemiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/4. maddesinde " kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları işleme tabi olma niteliğini kaybeder. Bu kayıtlara dayanarak kadastro ve tapu müdürlüklerinde işlem yapılamaz." hükmü gözetildiğinde, tapunun hukuki kıymetini kaybetmeyip, sadece işleme tabi olma özelliğini yitirdiği, başka bir ifadeyle tapu kapsamında ki mülkiyetin yitirilmesi anlamının çıkarılamayacağı açıktır. Bu durumda, çekişmeli taşınmazların kısmen göl suları altında kaldığından kadastroca tahdit ve tespitinin yapılmamış olduğu, kadastro çalışmaları sırasında davacıların dayandıkları tapu kaydının tamamen revizyon görmediği ileri sürüldüğüne göre, somut olayda, sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi için öncelikle davacıların dayandıkları delil durumuna düşen tapu kayıtlarının kapsamlarının ve kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, eldeki davada sorunun çözümlenmesi, davacıların dayandıkları tapu kaydının nereye ait olduğunun ve sınırlarının tam olarak belirlenmesine, çekişmeli taşınmazın bu kapsam içerisinde kalıp, kalmadığının ortaya çıkarılmasına ve kıyı kenar çizgisine göre durumunun saptanmasına bağlıdır. Ne var ki; mahkemece, bu yeterlilikte bir uygulama yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Bilindiği üzere, harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719. maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte tapu müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur. Böylece, yapılan uygulamada, dayanılan tapu kayıtlarının miktarı ile geçerli olduğu anlaşılır ise, bu durumda daha önce kadastro tespiti nedeniyle revizyon gördüğü parsel miktarlarınında gözetilmesi gerekeceği açıktır. Öte yandan, çekişmeli taşınmazın tapu kayıtları kapsamında kalmasına karşın, kıyı kenar çizgisi dışında kalan bölümlerinin varlığının belirlenmesi halinde, bu bölümler yönünden, davacıların tescil isteme imkanları bulunduğundan, doğrudan tazminat talep etmelerinin mümkün olmadığının gözetilmesi; kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan bölümler yönünden ise, tazminat isteğinin değerlendirilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, davacıların dayandıkları tapu kayıtlarının tüm tedavülleriyle birlikte merciinden getirtilmesi, dayanak tapuların başka taşınmazlara revizyon görüp görmediğinin araştırılması, bu tapu kayıtlarının revizyon gördüğü başka taşınmazlar var ise bu taşınmazlara ait kadastro tutanakları, tapu kayıtları davalı ise dosyaları dosya arasına alınmalı, tapu kayıtlarının revizyon gördüğü başka taşınmazlar var ise tapu kapsamı tayin edilirken bu hususun gözönüne alınması, tapu maliklerinin davacılar ile bağlantılarının sağlanması, ondan sonra yukarıda değinilen ilke ve esaslar doğrultusunda, yerinde yeniden keşif yapılması, konularında uzman kişilerden oluşacak bilirkişilere rapor ve kroki düzenlettirilmesi, tüm bu uygulama sonucunda belirlenecek olan hususun, tapu kapsamının çekişmeli bölümleri içerip içermediğinin, içeriyorsa … gölü kıyı kenar çizgisi içerisinde kalıp kalmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesinden ibaret olduğunun gözetilmesi, bu hususların kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkartılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren getirtilip yöntemince uygulanmadan, tazminat kararı verilen kısımların tapu kaydı kapsamında kalmakla beraber kadastro tespitine esas tutulmayan taşınmazlar olup olmadığı saptanmadan karar verilmiş olması doğru değildir. Yukarda açıklanan şekilde yapılacak araştırma ile tapu kaydı kapsamında kaldığı halde davacılar adına tespit edilmeyen taşınmazlar olduğu saptanırsa bu sefer, 953 ada 27 parsel sayılı taşınmaz açısından kadastro mahkemesinin 2008/89 E.- 2013/46 K. sayılı ilamının kesinleştiği 17/07/2013 tarihinde 953 ada 23 parsel sayılı taşınmazın ise kadastro tespitinin kesinleşerek tapuya kaydedildiği 14/08/2008 tarihinde davacının zararı ortaya çıkmış olacağından bu tarihler itibari ile taşınmazların vasfı belirlenmeli, arsa ise emsal metodu ile arazi ise gelir metodu ile taşınmazların değeri belirlenmeli ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Kabule göre de; davacı ıslah dilekçesi ile alacağın tamamına kadastro mahkemesinin ilamının kesinleştiği 17/07/2013 tarihinden faiz işletilmesini talep ettiği halde, ıslah edilen kısımlar için ıslah tarihinden faiz işletilmesine karar verilmiş olması da doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı ve davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 27/11/2018 günü oy birliği ile karar verildi.
3402 sayılı KADASTRO KANUNU m. 12Kaynağı aç
Madde 12 – 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir. Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir. Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. (Ek cümle: 25/2/2009-5841/2 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 12/5/2011 tarihli ve E.: 2009/31, K.: 2011/77 sayılı Kararı ile.) Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz. Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Mülkiyet Hakkının Tespitine İlişkin Esaslar Tapuda kayıtlı taşınmaz malların tespiti:

Kadastroda tespit dışı kalan taşınmazlarda zarar, kadastro mahkemesi ilamının kesinleşmesiyle veya kadastro tespitinin kesinleşerek tapuya tescil edildiği tarihte doğar. Tapu kapsamındaki taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında kalan kısımları bakımından tescil davası açma imkanı bulunduğundan bu bölümler yönünden doğrudan tazminat istenemez; tazminat talebi kıyı kenar çizgisi içinde kalan alanlar için incelenir.

Tazminat tutarı hesaplanırken zararın ortaya çıktığı tarih esas alınarak taşınmazın vasfı tespit edilir; taşınmaz arsa niteliğinde ise emsal karşılaştırması metodu, arazi niteliğinde ise gelir metodu uygulanarak gerçek değer belirlenir. Dava sırasında ıslah yapılarak talep artırıldığında, ıslah edilen miktar için faiz başlangıcının talep doğrultusunda zararın doğduğu tarihten mi yoksa ıslah tarihinden mi işletileceği hususunda davacının talep sonucu gözetilmelidir.

Yargılama Usulü, Yetkili Mahkeme ve Sorumluluk Kuralları

Hatalı tapu kaydı sebebiyle açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi gereğince Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca taşınmazın tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
MADDE 2- (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev

Birden çok kişinin birlikte zarara sebebiyet vermesi veya aynı zarardan değişik hukuki nedenlerle sorumlu bulunması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesindeki müteselsil sorumluluk hükümleri devreye girer. Hukuk hakimi, sorumlunun kusurunu ve ayırt etme gücünü değerlendirirken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi gereğince ceza mahkemesinin beraat hükmüyle ya da ceza hukukunun sorumluluk kurallarıyla bağlı değildir; ceza hakiminin kusur oranı ve zarar tespitine dair kararları da hukuk hakimini bağlamaz. Ayrıca aynı taşınmaz ve taraflar hakkında önceden kesinleşmiş bir tapu iptal hükmü bulunması halinde kesin hüküm dava şartı mahkemece kendiliğinden dikkate alınır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 61Kaynağı aç
MADDE 61- Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır. b. İç ilişkide
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 74Kaynağı aç
MADDE 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. II. Tazminat hükmünün değiştirilmesi

Devlet tarafından mülkiyet hakkına müdahale edilirken malın değerini karşılayan makul bir tazminatın ödenmemesi mülkiyet hakkının ölçüsüz biçimde sınırlandırılması sonucunu doğurur.

Dava Zamanaşımı ve Başlangıç Anına İlişkin Uygulama

Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesinde tazminat davası için müstakil bir zamanaşımı süresi düzenlenmemiştir. Bu sorumluluk Türk Borçlar Kanunu'ndaki haksız fiil sorumluluğu niteliğinde olmadığından haksız fiil zamanaşımı hükümleri uygulanmaz; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde yer alan genel on yıllık zamanaşımı süresi tatbik edilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/690, K. 2017/9164Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2016/690 E.  ,  2017/9164 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekilinin 29/06/2015 havale tarihli dilekçesinde özetle; … ili, … ilçesi,…köyü, 2519 ada, 3 parselde kayıtlı taşınmazın davacının maliki iken … Kadastro Mahkemesinin 2002/136 E. 2004/41 K. sayılı kararı ile taşınmazın orman vasfı olduğu gerekçesiyle tapusunun iptali nedeniyle davacı müvekkilinin uğradığı zarar nedeniyle şimdilik 1.000,00.-TL tazminatın ilgili tapu kaydının iptal davasının kesinleştiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili için dava ve talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu … Kadastro Mahkemesinin 17/03/2005 tarihinde kesinleşen 2002/136 E. 2004/41 K. sayılı dosyası ile davalı vekilinin zamanaşımı itirazında dikkate alındığında TBK'nın 146. maddesinde zamanaşımı süresi 10 yıl olarak belirtilmiş olduğundan davacının dava konusu parselin tapu kaydının iptaline ilişkin dosyanın 17/03/2005 tarihinde kesinleştiği, kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık süre 17/03/2015 tarihinde sona erdiği, davanın ise 29/06/2015 tarihinde açıldığından davalı tarafın zamanaşımı itirazıda dikkate alınarak davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir Dava, TMK'nın 1007. maddesi gereğince tazminat istemine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre; çekişmeli taşınmazın 1996 yılında imar uygulaması sonucu davacı adına tescil edildiği, ancak daha sonra Orman Bakanlığı tarafından, tapu maliki aleyhine açılan orman tahdidine itiraz davası sonucunda, Kadastro Mahkemesinin 2002/136E.-2004/41K. sayılı ilamı ile orman tahdidinin iptali ile 2519 ada 3 parsel sayılı taşınmazın orman sınırı içine alınmasına, orman olarak Hazine adına tesciline karar verildiği , hükmün 17.3.2005 tarihinde kesinleştiği, TMK'nın 1007. maddesine dayanılarak açılan tazminat davaları için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 125.) maddesinde yazılı 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanmasının söz konusu olduğu davada, tapu iptali ve tescile ilişkin hükmün kesinleştiği 17.3.2005 yılından itibaren 10 yıllık süre içinde dava açılmaması nedeniyle bu sürenin geçtiği, davalı Hazinenin de zamanaşımı itirazında bulunduğu gözönüne alındığında davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 09/11/2017 gününde oy birliği ile karar verildi.

On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı konusunda yargı kararlarında farklı ölçüler uygulanmaktadır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 2016/690 Esas, 2017/9164 Karar sayılı ilamında zamanaşımının tapu iptali ve tescil hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kabul edilmektedir. Buna karşılık Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2014/6694 Esas, 2014/20143 Karar sayılı ilamında, tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleşip tapuda infaz edilmesinden sonra zamanaşımının işlemeye başlayacağı belirtilmektedir. Yine Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 2014/8750 Esas, 2015/93 Karar sayılı ilamında ise çoğunluk görüşüyle terkin tarihine kadar ilgilinin tapu maliki sıfatını koruduğu ve zararın terkinle gerçekleştiği gerekçesiyle sürenin tapu sicilinin terkin edildiği tarihten başlatılması gerektiği sonucuna varılmış, aynı karardaki karşı oyda ise kesinleşme tarihi savunulmuştur.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2014/6694, K. 2014/20143Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2014/6694 E.  ,  2014/20143 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK’nun 1007. maddesi uyarınca tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davacı vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: – K A R A R – Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK’nun 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden, Antalya ili Kemer ilçesi Beldibi Çifteçeşmeler mevkiinde bulunan 120 parsel sayılı taşınmazın 1971 yılında yapılan tapulama çalışmalarında dava dışı Murat Demir adına tespit ve tescilinden sonra davacının 1972 yılında satış yoluyla edinerek adına tescilinden sonra, Orman Genel Müdürlüğünce Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılıp 1972/598 esas sayılı dosyada görülen davada, 120 parsel sayılı taşınmazın 1941 yılında kesinleşen orman sınırları içerisinde kaldığı ve özel mülkiyete konu olacak yerlerden olmadığı tespit edilerek davacı … Çiftçi adına olan tapu kaydının iptaline karar verildiği, söz konusu kararın kesinleşmesi üzerine 120 parselin 07.09.1990 yılında orman vasfı ile Hazine adına tescil edilmesi üzerine, davacı tarafından TMK’nun 1007. maddesine dayalı olarak tazminat istemli işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. 4721 sayılı TMK’nun 1007. maddesi uyarınca tazminat istemli olarak açılan davalarda 6098 sayılı TBK’nun 146. maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması esas olup, tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleşip tapuda infaz edilmesinden sonra 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde açılmayan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olmadığından usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 08.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2021/14349 Esas, 2022/11386 Karar sayılı ilamında da benimsendiği üzere mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren genel zamanaşımı süresi uygulanır. Yargı kararlarıyla tazminat yolunun etkili hale getirildiği 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş uyuşmazlıklarda davanın bu tarihten itibaren makul süre içinde açılması gerekir.

Devletin Tapu Görevlilerine Rücu Hakkı ve Rücu Zamanaşımı

Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca Devlet, ödediği tazminat için zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin üçüncü kişilere karşı sorumluluğu kusursuz sorumluluk esasına dayanırken görevliye rücu edilebilmesi kusur şartına bağlı kılınmıştır; görevlinin kusursuzluğu halinde rücu hakkı doğmaz.

2644 sayılı Tapu Kanunu'nun Ek 2. maddesi uyarınca Devletin kusursuz sorumluluğu sebebiyle yaptığı ödemeler dolayısıyla ihmali bulunan personele karşı başlatılacak rücu istemleri, ödeme tarihinden itibaren iki yıl ve her halde zarara yol açan işlemin yapıldığı tarihten itibaren on yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Personelin ağır kusura dayalı sorumluluğunda ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 73. maddesi hükümleri saklıdır.

2644 sayılı TAPU KANUNU m. Ek Madde 2Kaynağı aç
Ek Madde 2 – (Ek: 10/9/2014-6552/84 md.) Tapu ve kadastro işlemleri ile ilgili olarak, Devletin kusursuz sorumluluğu sebebiyle yapılan ödemeler dolayısıyla, ihmali bulunan personel aleyhine başlatılacak rücu istemleri, ödeme tarihinden itibaren iki yıl, her hâlde zarara yol açan işlemin gerçekleştirildiği tarihten itibaren on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ağır kusura dayalı sorumluluğu bulunan personel için 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 73 üncü maddesi hükümleri saklıdır. Tapu kaydındaki hisse hatalarının düzeltilmesi
Hatalı tapu kaydı nedeniyle açılan tazminat davasında memurun kusurlu olduğunu kanıtlamak gerekir mi?

Hayır, Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesinde düzenlenen Devlet sorumluluğu kusursuz sorumluluk esasına dayandığından davacının memurun kusurunu kanıtlama yükümlülüğü yoktur ve Devlet de görevlinin kusursuzluğunu kanıtlayarak sorumluluktan kurtulamaz.

Hatalı tapu kaydı davasında manevi tazminat istenebilir mi?

Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesinde bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğu belirtilmekle birlikte uygulamada sorumluluğun fiili zararı ve mahrum kalınan kârı içeren maddi zararlarla sınırlı olduğu kabul edilmekte, manevi tazminat talepleri bu kapsamda değerlendirilmemektedir.

Devlete karşı açılacak tapu sicil tazminatı davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Sürenin başlangıcı bakımından yargı kararlarında mahkeme kararının kesinleşmesi, kararın kesinleşip tapuda infaz edilmesi veya tapu sicilindeki terkin işlemi farklı kararlarda esas alınmaktadır.

Tapu sicil tazminatı davası nerede açılır?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi gereğince Asliye Hukuk Mahkemesinde ve Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca taşınmazın tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde açılır.

Sahte belgeyle yapılan taşınmaz devrinde mülkiyetini kaybeden hak sahibi tazminat alabilir mi?

Evet, sahte belgeye dayalı yolsuz tescile güvenerek taşınmazı edinen üçüncü kişinin iktisabı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi gereğince korunursa, mülkiyetini kaybeden gerçek hak sahibi uğradığı zararın giderilmesini Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca Devletten isteyebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu