Hatalı Burun Estetiği Nedeniyle Tazminat Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Hatalı Burun Estetiği Nedeniyle Tazminat Davası

Hatalı Burun Estetiğinde Sözleşmesel Nitelik ve Hekimin Borçları

Estetik amaçla gerçekleştirilen burun operasyonları hukuki mahiyeti bakımından eser sözleşmesi çerçevesinde ele alınmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesinde eser sözleşmesi, üstlenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bu çalışma karşılığında bir bedel ödemeyi taahhüt ettiği sözleşme türü olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkide Türk Borçlar Kanunu'nun eser sözleşmesini düzenleyen hükümleri tatbik edilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 470Kaynağı aç
MADDE 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Yüklenicinin borçları 1. Genel olarak

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2018/479 Esas ve 2018/1458 Karar sayılı kararında ifade edildiği üzere, eser sözleşmesinde yüklenici hekim iş sahibinin amacına ve isteğine fen ve sanat kurallarına uygun biçimde ifada bulunmak zorundadır. Anılan karara konu uyuşmazlıkta, estetik müdahale neticesinde burunda meydana gelen şekil bozukluğu tıbbi açıdan komplikasyon olarak nitelendirilse dahi hekimin sonucu taahhüt etme borcu altında bulunduğu kabul edilmiştir. Düzeltici ikinci bir ameliyatın gerekliliği halinde hastanın katlandığı bedelin kadri maruf olup olmadığı hususunda bilirkişi kurulundan ek inceleme alınarak maddi tazminat isteminin değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/479, K. 2018/1458Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2018/479 E.  ,  2018/1458 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik amaçlı müdahaleden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın manevi tazminat yönünden kabulüne dair verilen hüküm taraf vekillerince temyiz olunmuştur. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; davacı vekili, müvekkilinin 21.12.2011 tarihinde … Tıp Merkezi'nde davalı tarafından burun estetiği ameliyatı olduğunu, ameliyat sonrasında burun şeklinde bozulmalar meydana geldiğini, davalıya durumu bildirmesine karşın sonuç alamadığını, elektronik posta yazışmalarında da hatasını kabul ettiğini, ameliyat bedelini iadesini istemesine rağmen sadece 2.000,00 TL'nin iade edildiğini, bakiyesinin ödenmediğini, ayrıca 2 kez daha ameliyat olması gerektiğini,10.000,00 TL manevi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini dilemiştir.Davalı vekili ise, davalının göğüs estetiği, burnunda hava yolu açma ve burun estetiği ameliyatları olduğunu ve toplamda 7.500,00 TL aldığını, ancak burun estetiği tutarının 2.000,00 TL olduğunu, davacının ameliyat sonrasındaki süreçte uzun vadede yaptırması gerekli kontrolleri yaptırmadığını, ilk şikayetinin ameliyattan 9 ay sonra e-posta yoluyla bildirdiğini, davacıya ulaşmaya çalıştığının ve burun görüntüsünü düzeltebileceğini belirtmesine rağmen davacının bedelin iadesini istediğini, kusuru kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, hekime izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığı, operasyon bedelinin geri iadesi ve yeniden ameliyat parasının tahsiline yönelik talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle maddi tazminat istemi reddedilmiş, burun sırtında bir çökmenin meydana geldiği, şekil bozukluğunun oluştuğu ve eser sahibi olarak davalı doktorun istediğini yapmak sözünü verdiğinden bahisle ikinci girişime katlanmak zorunda kalan davacı için 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK.'nın 355. ve devamı maddelerinde düzenlenen 'estetik amaçlı' eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davacının göğüs estetiği yönünden bir istemi bulunmamaktadır. Uyuşmazlık burun estetiğinden kaynaklanmaktadır. Davacı, yapılan ameliyat sonrası burnunda çökme meydana geldiğini , bu sebeple de yeniden ameliyat olması gerektiğini ileri sürerek maddi tazminat talebinde de bulunmuş olup, Adli Tıp Kurumu'nun 10.09.2014 tarihli raporunda, burundaki septum deviasyonu, nedeniyle yapılan ameliyatlarının cerrahi normlara uygun olduğu, davacının ameliyat sonrasında burnunda şekil bozukluğu ve çökme yakınması olduğu, ortaya çıkan sonucu gösterilecek özen ve dikkate rağmen kusur izafe edilemeyen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, bu durumun yapılacak sekonder rinoplasti girişimi ile düzeltilebileceği, davalı hekime atfı kabil ihmal ya da kusur bulunmadığı bildirilmiştir.Eser sözleşmesi niteliği gereği tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türüdür. Eserde iş sahibinin borcu bedelin yükleniciye ödenmesi, yüklenicinin borcu ise, iş sahibinin amacına uygun, fen ve sanata uygun imal ve teslim yükümlülüğü bulunmaktadır. Estetik operasyonlarda da yüklenici yani estetik operasyonu yerine getiren doktorun edimini, iş sahibinin yani hastanın amacına ve isteğine uygun şekilde yerine getirmesi zorunludur. Davacının burnundaki şekil bozukluğunun tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte eser sözleşmesinin niteliği sonucu garanti etmesi nedeniyle gereği burnundaki şekil bozukluğunun 2. bir operasyonla düzeltilmesi gerektiği dosyada bulunan bilgi ve raporlardan anlaşıldığından dosyada mevcut bulunan 10.07.2015 günlü belge ekinde sunulan bilgi ve belgeler ile 25.07.2014 tarihli fatura da gözetilerek davacının yeniden ameliyat olması nedeniyle ödediği bedelin kadri maruf olup olmadığı konusunda son bilirkişi kurulundan ek rapor alınıp bu bedelin hüküm altına alınması gerekirken tümden maddi tazminat isteminin reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 10.04.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Özel Hastanenin ve İfa Yardımcısı Hekimin Sorumluluğu

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesinin birinci fıkrası uyarınca borcun ifasını veya borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını personeline ya da diğer yardımcılarına bırakan borçlu, bu kişilerin iş gördükleri sırada karşı tarafa verdikleri zararları tazmin etmekle yükümlüdür. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise kanun veya resmi makamların yetkilendirmesiyle yürütülebilen uzmanlık gerektiren meslek ve hizmetlerde, borçlunun yardımcı kişilerin eylemlerinden sorumlu olmayacağına yönelik önceden yapılan sorumsuzluk anlaşmalarının kesin hükümsüz sayılacağı düzenlenmiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 116Kaynağı aç
MADDE 116- Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür. Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. B. Borçlunun temerrüdü I. Koşulları

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2018/5219 Esas ve 2019/46 Karar sayılı kararında, özel hastanenin bünyesinde gerçekleştirilen operasyonda ifa yardımcısı hekimin eyleminden kaynaklanan zararlardan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesi uyarınca sorumlu olduğu belirtilmiştir. Söz konusu kararda, burun estetiği müdahalesinin hekimin uzmanlık alanı dışına çıkılarak genel cerrahi uzmanı tarafından yapılması tıp kurallarına aykırı ve tıbben kusurlu bulunmuştur.

Maddi Tazminat Kalemleri ve İspat Külfeti

Hatalı burun estetiğinde talep edilebilecek maddi zararlar kapsamında ödenen ameliyat ücreti, düzeltme operasyonu dahil tedavi giderleri, ilaç, bakıcı, konaklama ve ulaşım giderleri yer almaktadır. Ayrıca çalışılamayan süreye ilişkin kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar, ekonomik geleceğin sarsılması ve efor kaybından doğan zararlar talep edilebilir. Hastanın yeniden ameliyat olması nedeniyle ödediği bedelin kadri maruf olup olmadığı ise bilirkişi raporuyla değerlendirilir.

Hatalı estetik müdahale nedeniyle açılan tazminat davalarında ispat yükü genel kural gereği davacı hastanın üzerindedir. Buna karşılık, operasyon öncesinde hastanın rızasının alındığının ispatı hekimin sorumluluğundadır.

Devlet Hastanesinde Gerçekleşen Operasyonlar ve İdare Hukukunda Manevi Tazminat

Estetik operasyonun kamuya ait bir hastanede yapılması durumunda idari eylemlerden doğan zararlar tam yargı davasına konu edilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce bu eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılabilir. Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan davanın görev yönünden reddedilmesi durumunda ise idareye başvurma şartı aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca, idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme sırasıyla; zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili mahkeme, zararın bir hizmetten veya idarenin eyleminden doğması halinde hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer, diğer hallerde ise davacının ikametgahının bulunduğu yer idare mahkemesidir. Kamu hastanesinde gerçekleştirilen estetik ameliyatlara ilişkin uyuşmazlıklarda da yetkili mahkeme bu kanuni sıralama gözetilerek belirlenir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 36Kaynağı aç
Madde 36 – İdari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla: a) Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili, b) Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer, c) Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer. İdari mahkemesidir. Vergi uyuşmazlıklarında yetki:[28]

Danıştay 10. Dairesi'nin 2021/5780 Esas ve 2025/1578 Karar sayılı kararında, kamu hizmeti kapsamında manevi zararın yalnızca şeref, haysiyet ihlali veya vücut bütünlüğünün kaybıyla sınırlı bulunmadığı ifade edilmiştir. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu sağlık hizmetini eksiksiz sunamaması neticesinde ilgililerin duyduğu üzüntü ve sıkıntı manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli görülmüş; manevi tazminatın mal varlığındaki eksilmeyi değil manevi tatmini sağlamayı amaçladığı belirtilmiştir.

Danıştay 10. Daire, E. 2021/5780, K. 2025/1578Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/5780 E.  ,  2025/1578 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/5780 Karar No : 2025/1578 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten …adına vesayeten …, … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) :… VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi… İdari Dava Dairesinin… tarih ve E:…, K:…sayılı kararının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, …'un tedavisi (burun ameliyatı sırasında kardiak arrest gelişmesi ve sonrasındaki tedavisi) sırasında gelişen olaylar sonucu %99 oranında engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla … için 5.000,00 TL maddi, 600.000,00 TL manevi; Anne … için 5.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi; Baba … için 5.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın olayın gerçekleştiği 18/10/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumunca düzenlenen ve hükme esas alınan rapor doğrultusunda …'un %99 engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle maddi tazminat istemine yönelik olarak davanın reddine, olayda 12/10/2016 imza tarihli aydınlatılmış onam-rıza belgesi incelendiğinde; davacı hastaya uygulanacak operasyonun ne olduğu, alternatif tedavi yöntemlerinin bulunup bulunmadığı, var ise bunların neler olduğu tereddüt ve şüpheye yer vermeyecek şekilde aydınlatılmış onam-rıza belgesinde bulunmadığı, bilgilendirme formunda yazan risklerin hekim tarafından ayrıca davacıya sözlü olarak aktarıldığına ilişkin bir kaydın yer almadığı, operasyonu gerçekleştirecek sağlık personelinin adı soyadı, ünvanı ve imzasının da anılan onam-rıza belgesinde bulunmadığı bu nedenle olayda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesiyle manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, 200.000,00 TL'nin …'a, 50.000,00 TL'nin Gülşen Karakuş'a, 50.000,00 TL'nin …'a idari başvurunun yapıldığı 31/03/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi… İdari Dava Dairesince; İdare Mahkemesi kararının, davacıların maddi tazminat taleplerinin tamamı ile manevi tazminat taleplerinin 700.000,00 TL'sinin reddine ilişkin kısmı yerinde görülerek bu kısımlara yönelik davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusun reddine, dosya içeriğinde bulunan … ve … tarafından imzalanmış 12/10/2016 tarihli anestezi (hekimin adı soyadı bölümünde isim mevcuttur) ve yine aynı tarihli plastik, rekonstruktif ve estetik cerrahi uzmanı Op. Dr. O. K.'nın isminin bulunduğu aydınlatılmış onam-rıza belgelerinde, davacı hastaya uygulanacak operasyonun ne olduğunun, alternatif tedavi yöntemlerinin bulunup bulunmadığının, yapılan ameliyatın yaratabileceği muhtemel komplikasyonların (riziko) ve uygulanan operasyonun/tedavinin yaratacağı risklerin neler olduğunun açıkça yazıldığı, bu haliyle anılan onam belgelerinin mevzuatında belirtilen kriterlere uygun düzenlendiği belirtilerek olayda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesiyle davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesi yerinde görülmeyerek, davalı ve davalı idare yanında müdahilin istinaf başvurularının kabulüne, İdare Mahkemesi kararının davacıların manevi tazminat taleplerinin 300.000,00 TL'sinin kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasına ve bu kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, olayda hizmet kusurunun bulunduğu, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare yanında müdahil tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının, kısmen onanması kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İstemine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat istemine ilişkin kısmı, usul ve hukuka uygun olup, davacı tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İstemine İlişkin Kısmının İncelenmesi: MADDİ OLAY : 20/07/1992 doğum tarihli …, 18/10/2016 tarihinde Kağıthane Devlet Hastanesinde crooked nose (çarpık burun) tanısı ile burun ameliyatı olmuştur. …, ameliyat sırasında gelişen kardiyak arrest sonucunda beyin hasarı yaşayarak bitkisel hayata girmiştir. Davacının %99 oranında engelli olduğuna ilişkin olarak Kağıthane Devlet Hastanesince 19/01/2017 tarihli engelli sağlık kurulu raporu düzenlenmiştir. Bunun üzerine davacılar tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 31/03/2017 tarihli dilekçe ile İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne başvurularak olay nedeniyle uğranılan zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödemesi talep edilmiştir. Anılan başvurunun zımnen reddi üzerine ise bakılan dava açılmıştır. Mahkemece olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan … tarih ve … karar numaralı raporda; "… kişinin 18/10/2016 tarihinde Kağıthane Devlet Hastanesinde crooked nose tanısıyla septolasti operasyonuna alındığı, operasyon başlangıcında bölgeye kanamayı önleme amacıyla lokal anestesi (5 ampul jetokain) uygulanmasını takiben ani tansiyon yükselmesi ve taşikardi (TA: 220/160, nabız:160-170 ) geliştiği, yükselen tansiyonu düşürmek amacıyla yapılan anestesi medikasyonu (Beloc 3 mg) sonrası ise tansiyonun düştüğü, bradikardi ve takiben kardiak arrest geliştiği, uygulanan resustasyona cevap alınan hastanın operasyon sonlandırılarak yoğun bakım ünitesine alındığı, kardiyoloji ve dahiliyeye konsülte edildiği ve aynı gün Kardiyoloji uzmanı bulunan bir merkezin yoğun bakım ünitesine sevki sağlandığı anlaşılmakla; kişiye planlanan operasyonun endikasyonu bulunduğu, operasyon başlangıcında yapılan lokal anestezik enjeksiyonunun tıbben uygun olduğu, bu enjeksiyon sonrasında gelişen ani tansiyon yükselmesinin, her türlü özene rağmen ortaya çıkabilen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, tansiyonu düşürmek için uygulanan ilaç seçimi ve dozlarının doğru olduğu, medikasyon sonrası oluşan tansiyon düşmesi, bradikardi ve kardiak arrestin (kalp durmasının) her türlü özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, kardiak arrest sonrası uygulanan resusitasyon (yeniden canlandırma) işlemi ve sonrasında yapılan tedavilerin uygun olduğu, dolayısıyla ortaya çıkan komplikasyonların doğru yönetilmesi cihetiyle; kişinin tedavisini yürüten hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, söz konusu sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yürüten davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı…" yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece, anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle yukarıda özetlendiği şekliyle davanın kısmen reddine, kısmen kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı taraflarca ve davalı idare yanında müdahil tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, temyize konu Bölge İdare Mahkemesince, davalı idare ve davalı idare yanında müdahilin istinaf başvurusunun kabulüne, davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun ise reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdür. İdari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, operasyon başlangıcında yapılan lokal anestezik enjeksiyonunun tıbben uygun olduğunun, bu enjeksiyon sonrasında gelişen ani tansiyon yükselmesinin, her türlü özene rağmen ortaya çıkabilen bir komplikasyon olduğunun, tansiyonu düşürmek için uygulanan ilaç seçimi ve dozlarının doğru olduğunun, medikasyon sonrası oluşan tansiyon düşmesi, bradikardi ve kardiak arrestin (kalp durmasının) her türlü özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak değerlendirildiğinin, kardiak arrest sonrası uygulanan resusitasyon (yeniden canlandırma) işlemi ve sonrasında yapılan tedavilerin uygun olduğunun, dolayısıyla ortaya çıkan komplikasyonların doğru yönetildiğinin belirilmesi karşısında, davacıda meydana gelen hasarın oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. Bununla birlikte, …'un çarpık burun tanısı nedeniyle olduğu ameliyat sırasında henüz operasyona geçilmeden önce ameliyat bölgesindeki kanamayı önleme amacıyla yapılan lokal anestezinin uygulanmasını takiben ani tansiyon yükselmesi ve taşikardinin geliştiği, yükselen tansiyonu düşürmek amacıyla yapılan anestezi medikasyonu sonrası ise tansiyonun düştüğü ancak bradikardi ve takiben kardiyak arrest geliştiği, uygulanan resustasyona cevap alınan hastanın operasyon sonlandırılarak yoğun bakım ünitesine alındığı, neticede …'un %99 oranında, ömür boyu yatağa mahkum olacak şekilde engelli hale geldiği, yapılan ameliyat sonucunda komplikasyon olarak kardiyak arrest (kalp durması) gelişmesine karşın ameliyatın gerçekleştirildiği hastanede kardiyoloji uzmanının bulunmadığı, hayata döndürülen hastanın kardiyoloji uzmanının bulunduğu bir merkeze sevkine karar verildiği görülmektedir. Buna göre, davalı idarenin meydana gelen hasarda hizmet kusurunun bulunduğunun açıkça ortaya konulamaması karşısında, maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamakla birlikte, yukarıda belirtilen tüm bu işleyişteki aksaklığın, davacılarda sağlık hizmetinin kötü işletildiği, tedavide eksiklik yapıldığı kanısı yarattığı ve bu nedenle davacılarda daimi üzüntü ve acıya sebebiyet verdiği dolayısıyla manevi zarara yol açtığı açıktır. Bu durumda, yürütülen sağlık hizmetinin öngörülen şekilde ifa edilmesini sağlayacak organizasyonun yapılmamasından kaynaklı olarak davacıların uğradıkları manevi zararın da manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekirken, davacıların manevi tazminat istemlerinin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi…İdari Dava Dairesinin… tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, maddi tazminat istemine ilişkin kısmının ONANMASINA oy birliğiyle, manevi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA oy çokluğuyla 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi… İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 12/03/2025 tarihinde, kesin olarak karar verildi. (X) – KARŞI OY : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin… tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının, İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına yönelik olarak davalı idare ve davalı idare yanında müdahil tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olduğundan kararın bu kısmının da onanması gerektiği oyuyla Daire kararının bozmaya ilişkin kısmına katılmıyoruz.

Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Dava Şartı Arabuluculuk

Özel hastanede veya hekimin muayenehanesinde gerçekleşen hatalı burun estetiğinde görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise estetik müdahalenin yapıldığı yer mahkemesi ya da taraflardan birinin yerleşim yeri tüketici mahkemesidir. Hekimin mesleki sorumluluk sigortası kapsamında doğrudan sigorta şirketine karşı yöneltilecek tazminat taleplerinde asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Tüketici Hakem Heyeti tarafından verilen kararlara karşı ise tebliğden itibaren 15 gün içinde yetkili tüketici mahkemesine itiraz hakkı bulunmaktadır.

Özel hastanede gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin tazminat taleplerinde tüketici mahkemesinde dava açılmadan önce dava şartı arabuluculuk sürecinin tüketilmesi zorunludur. Arabuluculuk yoluna başvurulmaksızın dava açılması halinde uyuşmazlık dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddedilir. Ancak tüketici hakem heyetinin görev alanına giren uyuşmazlıklar bakımından arabuluculuk yoluna başvurulması zorunlu değildir.

Zamanaşımı Süreleri

Hatalı burun estetiği nedeniyle tüketici mahkemesinde ikame edilecek tazminat davalarında zamanaşımı süresi kural olarak 5 yıldır. Bununla birlikte tıbbi müdahaleyi icra eden hekimin ağır kusurlu bulunması halinde uygulanacak zamanaşımı süresi 20 yıldır.

Hatalı burun estetiğinde düzeltme ameliyatı bedeli tazminat olarak istenebilir mi?

Eser sözleşmesinde hekim sonucu taahhüt etme borcu altında bulunduğundan, burnundaki şekil bozukluğunun düzeltilmesi için ikinci bir ameliyat gereken hallerde yapılan harcamanın kadri maruf olup olmadığı bilirkişi raporuyla belirlenerek tazminat konusu yapılabilir.

Özel hastanede yapılan hatalı burun ameliyatı için doğrudan tüketici mahkemesinde dava açılabilir mi?

Özel hastanede yapılan operasyonlara karşı tüketici mahkemesinde dava açılmadan önce kural olarak dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulması zorunludur; ancak uyuşmazlık tüketici hakem heyetinin görev alanına giriyorsa arabuluculuk şartı aranmaz.

Operasyon öncesinde hastanın rızasının alındığını ispat külfeti kime aittir?

Tazminat davasında ispat yükü genel olarak davacı tarafta olmakla birlikte, operasyon öncesinde hastanın rızasının alındığını ispatlama yükümlülüğü hekime aittir.

Hekimin mesleki sorumluluk sigortacısına karşı açılacak tazminat davasında görevli mahkeme hangisidir?

Hekimin mesleki sorumluluk sigortası kapsamında doğrudan sigorta şirketine yöneltilen tazminat davalarında görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir.

Hatalı burun estetiği davalarında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Hatalı burun estetiği nedeniyle tüketici mahkemelerinde açılacak tazminat davalarında zamanaşımı süresi kural olarak 5 yıldır; tıbbi müdahalede hekimin ağır kusurlu olması halinde ise zamanaşımı süresi 20 yıldır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu