Hastane Enfeksiyonu Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Hastane Enfeksiyonu Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davası

Hastane Enfeksiyonunda Hukuki Sorumluluğun Temel Şartları

Sağlık hizmeti sunumu esnasında hastane ortamında enfeksiyon gelişmesi, tazminat sorumluluğunun doğması için yeterli kabul edilmemektedir. Hukuki sorumluluğun meydana gelebilmesi için hukuka aykırı bir eylem, gerçekleşen bir zarar, eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağı ve kusur unsurlarının bir arada bulunması aranır. Tazminat talebinde bulunabilmek için enfeksiyonun hastane ortamında veya sağlık hizmeti sırasında geliştiğinin, sağlık kuruluşunun gerekli önlemleri almadığının veya enfeksiyon geliştikten sonra geç ya da hatalı müdahalede bulunduğunun gösterilmesi gerekir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/5260, K. 2024/3093Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/5260 E.  ,  2024/3093 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/733 E., 2023/740 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2010/516 E., 2020/634 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkili …'ın ani bir kalp krizi geçirmesi neticesinde davalı hastanede 05.05.2009 tarihinde davalı doktor … tarafından BY-PASS ameliyatına alındığını ve akabinde taburcu edildiğini, ameliyattan 17 gün sonra aynı hastaneye kontrol için gidip davalı doktor … tarafından yapılan kontrol sonrasında durumunun gayet iyi olduğu söylenerek eve gönderildiğini ancak sadece bir gün sonra aniden ateşlenince davalı hastaneye kaldırıldığını, rutin kontrol ve tedavi uygulayan nöbetçi doktorun müvekkilinin vücudunda iltihap olabileceğini söylediğini ancak tahlil sonucunun müvekkiline gösterilmeyip lökositinin normal olduğunun beyan edilerek eve gönderdiğini, ertesi gün müvekkilinin ateşinin tekrar yükseldiğini ve göğsündeki ameliyat dikişlerinin patlayarak iltihap fışkırdığını, bunun üzerine müvekkilinin hastaneye yatışının yapıldığını, kan tahlilinde CRP² ve WBC³ değerlerinin çok yüksek olmasına rağmen sadece serum ve antibiyotikle müdahale yapıldığını ve ileri tetkike geçilmediğini ve taburcu edildiğini, enfeksiyonun kemiğe geçip geçmediğine bakılmadığını, müvekkilinin taburcu edildikten 3 gün sonra yeniden ameliyat dikişlerinin şişmeye başladığını ve davalı hastaneye götürüldüğünü, müvekkilinin göğsünün bistüri ile kesilerek şişliğin içindeki ifrazatın akıtıldığını, davalı doktor …'ın yaptığı açıklamada, yapılan testlerin temiz çıktığı, hastane mikrobu (MRSA) tehlikesinin kalmadığını ve konunun artık kendilerini ilgilendirmediğinin beyan edildiği, ancak şikayetlerinin devam etmesi üzerine kendi çabaları neticesinde MRSA'nın kemiklerine işlediğini öğrendiğini, Çapa Tıp Fakültesi doktorları tarafından gögüs cerrahi servisine acil yatışının yapılarak debridman ameliyatı olduğunu, ameliyat sırasında müvekkilinin göğsüne vak cihazı yerleştirildiğini, daha sonra bir kez daha debridman ameliyatı yapıldığını, bu sürecin başlangıcından itibaren kullanılan antibiyotiklerin böbrek fonksiyonlarını bozduğunu ve bir süre sonra diyalize girmeye başladığını, müvekkilinin %94 oranında özür raporuna sahip olduğunu ve en basit kişisel ihtiyaçlarını dahi gideremeyecek durumda olduğunu ileri sürerek; enfeksiyon kontrol önlemlerine uymayarak müvekkili …'ın vücudunda hastane mikrobu (MRSA) üremesine neden olan davalı hastaneden ve yine müvekkilinin tedavi sürecinde kusurlu davranan, enfeksiyon kontrol önlemlerine uymadıkları gibi zamanında müdahalede bulunmayarak mikrobun üremesine ve hatta kemiklere kadar işlemesine neden olan davalı doktorlardan, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 240.000,00 TL manevi tazminatın (müvekkili için 150.000,00 TL, eşi için 30.000,00 TL ve her bir çocuğu için ayrı ayrı 30.000,00 TL) müvekkilin cismani zarara uğratıldığı tarihten itibaren 3095 sayılı Kanun gereği işleyecek olan avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında ölümü ile mirasçıları davaya devam etmişlerdir. II. CEVAP 1. Davalı hastane vekili; husumet itirazları olduğunu, iddiaların tıbbi bilgi, belge ve dayanaktan yoksun olduğunu, davacı hastanın ameliyatının özenle gerçekleştirildiğini ve sağlıklı bir şekilde taburcu edildiğini, iddia edilen şikayetlerin hastaneden taburcu olduktan uzunca bir süre (18 gün) sonra ortaya çıktığını, hastanın 18 günü nasıl ve hangi koşullarda geçirdiğini ve nerede enfeksiyona maruz kaldığını bilme imkanlarının mevcut olmadığını, bu nedenlerle de illiyet bağının kurulamayacağını, hastanın gerek ilk yatışında gerekse takiplerinde doktorlar ve hastanenin ihmali ve kusurunun olmadığını, doktorların yaptıkları tedavilerin güncel ve bu tip hastalara uygulanan üst düzey tedaviler olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Diğer davalılar vekili; zamanaşımı itirazları olduğunu, müvekkillerine yasal olarak husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacı hastanın ameliyatının özenle gerçekleştirildiğini, davacılar vekilinin %94 oranında malul olunduğuna dair iddiasının, müvekkilleri tarafından yapılan ameliyatla ilişkili olmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 3. İhbar olunan sigorta şirketi vekili; müvekkili şirket sigortalısı davalı doktor …'ın, davacının ameliyatını 22.05.2009 tarihinde gerçekleştirdiğini, poliçenin, müvekkili şirket sigortalısının mesleki faaliyetlerinden dolayı sözleşme yapılmasından önceki bir yıl içinde meydana gelen bir olaya bağlı oluşan zararlar için düzenlenmiş olup, müdahale tarihi itibariyle müvekkili şirketin sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, kusur durumunun tespitinin gerektiğini, taraf sıfatına haiz olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yargılama sırasında alınan ve birbirini doğrulayan ATK 8. İhtisas Kurulunun 09.08.2018 tarihli raporu ile ATK 3. Üst Kurulunun 06.02.2020 tarihli raporlarına göre davacı müteveffa …'ın kültür sonuçlarına uygun tedavi edildiği, yara yeri debridmanlarının yapıldığı, yapılan medikal tedavi, takip ve işlemlerinin tıp kurallarına uygun olması nedeni ile davalı hastane ile davacının tedavisinde görev alan diğer davalı doktorların herhangi bir kusurlu tedavi ve işlemlerinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili; davalıların kusurlu oldukları hususunun sübuta erdiğini, davanın yargılama bakımından kusur incelemesi ve değerlendirmesi aşaması tamamlanmamış olsa dahi, ATK 8. İhtisas Kurulunun 09.08.2018 tarihli raporu ile ATK 3. Üst Kurulunun 06.02.2020 tarihli raporu dayanak kabul edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesinin mümkün olmadığını, birbiri ile tamamen zıt tespitler içeren bu iki raporda da, enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Turan Aslan'ın imzasının bulunduğunu, dava konusu uyuşmazlık bakımından görüşü kritik önemde olan aynı klinik mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanının adeta çelişkili rapor verdiğini, Mahkeme kararının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, oluşan durumun, hizmet kusuru kavramının niteliği dikkate alındığında komplikasyondan öte davalı hastaneye ait hijyen şartları açısından gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu doğduğu anlaşılmakla müvekkilinde lökosit eritrosit sedimantasyon hızı (ESR) ve C-reaktif protein (CRP) referans değerlerinin çok üzerinde olmasına karşın müvekkiline gerekli tetkiklerin yapılmamasının ağır ihmal ve davalıların kusurlarının ağırlığını ortaya koymakta olduğunu, hükme esas alınan raporların birbiri ile çelişkili olduğunu yine adli tıp raporlarındaki incelemelerin yetersiz olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 8.Adli Tıp İhtisas Kurulunun 29.08.2018/1051 karar nolu ihtisas kurulu mütalaasında ve Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu tarafından hazırlanan 06.02.2020/40 karar sayılı raporlarda belirtilen geç tedaviye başlama ve erken taburcu etme eylemlerinin, davacıdaki hastalığa esas etki eden ana etken hususlardan olmadığı, davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin dava dosyası içinde bulunduğu, Kanun'un olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm vermeye yeterli ve denetime elverişli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrarlayarak, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, doktor ve hastane kusuruna dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 502 ve devamı maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 266 ncı maddesinin birinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Temyizen incelenen karara esas alınan 29.08.2018 tarihli Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu raporunda; yapılan ameliyat sonrası ateş şikayetiyle hastaneye müracaat eden hastaya, ameliyat yerinde herhangi bir infeksiyon belirti ve bulgu olmadığından bronşit tanısı konularak antibiyotik reçete edildiği, 30.05.2009 tarihinde ise insizyon yerinde açılma nedeniyle tekrar hastaneye başvurulması üzerine mediastenit şüphesi ile hastanın yatırılarak tedavisine başlandığı, alınan kültür sonucu 02.06.2009 tarihinde hastada MRSA tespit edildiği, 30.05.2009 tarihinde uygulanan antibiyotik tedavisinin hastane enfeksiyonu düşünülen hasta için yeterli olmasa da, 02.06.2009 tarihli kültür sonucu ile doğru tedaviye başlandığı, kültür alındıktan sonra geçen sürenin zorunlu bekleme süresi olduğu, bu sürenin kısa olduğu, kişinin enfeksiyonunu ilerlemesi üzerinde etkisinin önemsiz kabul edilebileceği belirtilmiş, yapılan itirazlar üzerine alınan 06.02.2020 tarihli Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu raporunda ise; bir haftalık zorunlu bekleme süresi nedeniyle bir hafta geç başlanan tedavide bahsi geçen bir haftalık sürenin enfeksiyonunu ilerlemesi üzerinde etkisinin ihmal edilebilecek derecede olduğu, antibiyogram sonuçları ile birlikte başlanan tedavinin erken kesilmiş olduğu ancak 36 gün antibiyotik tedavisine rağmen kişinin sedimentasyon değerinin düşmemesinin hastalığın kronikleştiğini gösterdiği, bu tablonun ortaya çıkmasında tedavinin erken kesilmesinden ziyade kendisinde mevcut diyabet hastalığı ve diğer faktörlerin etkisi olduğu, sonuç olarak kişiye kültür sonuçlarına uygun tedavi verildiği, yara yeri debridmanlarının yapıldığı, medikal tedavi ve takiplerinin uygun olduğu cihetle yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. 2. Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır. Hemen belirtmek gerekir ki tazminat hukukunda sorumluluktan söz edilebilmesi için sadece eylemin yasaya veya sözleşmeye aykırı olması yeterli olmayıp, eylem sonucunda bir zararın da doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gereklidir. 3. Somut olayda davalı doktorların kusurunun bulunmadığının temelde birbirini teyit eden bilirkişi raporları ile belirlendiği davalı doktorlar tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususları dikkate alındığında, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.10.2024 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davalı hastane işletmesinin yeterli hijyen kurallarını sağlamaması nedeniyle bypass ameliyatı olan davacıların murisi Kemal'e hastane mikrobu bulaşmasına sebep olması, davalı doktorunda diyabetli hastanın özel bakıma ihtiyacı olduğu halde erken taburculuğuna karar vermesi ve ameliyat sonrası talepte özensizlik göstermesi nedeniyle meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerektiği düşüncesiyle Daire çoğunluk düşüncesine katılmıyorum.

Sağlık hizmeti sunan hekim ve hastane, üstlendikleri işin mesleki niteliği gereği en hafif kusurlarından dahi sorumludur. Vekalet ilişkisi çerçevesinde mesleki iş gören sağlık çalışanları ile sağlık işletmeleri, yöneldikleri sonucun elde edilememesinden mesul tutulmasalar da bu sonuca ulaşmak için sergiledikleri davranışların ve işlemlerin özenli olmamasından kaynaklanan zararları tazmin etmekle yükümlüdür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/4066, K. 2023/1340Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2022/4066 E.  ,  2023/1340 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/191 E., 2022/208 K. DAVA TARİHİ : 29.04.2016 KARAR : Davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/782 E., 2021/869 K. Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili, davalı … vekili ve davalı Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacıların, davalılar … ve Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş.'nin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından duruşmasız, davalı … vekili ve davalı Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş. vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 09.05.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacılar vekili … …, davalı asil … ve vekili Avukat … ile diğer davalı Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş. vekili Avukat ….geldiler. Sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; davacı …'in eşi, küçük Aybüke, Mustafa ve …'nın annesi olan muris …'in üçüncü çocuğu olan …'ya gebelik süreci boyunca Kayseri'de bulunan davalı Özel Tekden Hastanesinde görev yapan dava dışı Opr. Dr. … tarafından takip edildiğini, 26.05.2015 gecesi sezeryan ile doğuma alındığını ve …'nın doğduğunu, sezeryan doğum akabinde en az iki gün takibi yapılıp daha sonra taburcu olması gereken 27.05.2015 günü erken saatlerde taburcu edilen müteveffanın saatler ilerledikçe kendini kötü hissettiğini, nefes alamadığını, sırt ve göğüs ağrılarının olduğunu söylediğini, lohusalığın erken döneminde; taburcu olduktan hemen sonraki 4. günde 31.05.2015 gecesi davalı Özel Tekden Hastanesi acil polikliniğine hırıltılı solunum, nefes alıp verirken zorlanma ve solunum sıkıntıları şikayeti ile başvurduğunu, henüz sezeryan doğum yaptığını ve öyküsünü anlatarak davalı acil hekimi …'na muayene olduğunu, muayene sonrasında müteveffadan kan tetkikleri ve akciğer filmi istendiğini, davalı doktorun, müteveffa ve eşi …'a muris …'ya sezeryan sırasında fazla narkoz verildiğini, bu nedenle ciğerlerinde büzüşme ve yapışma olduğunu, bunun nefes egzersizleriyle geçeceğini, evine gidip balon şişirmesini tavsiye ettiğini, akabinde müteveffanın çekilen akciğer filmi ve yapılan tetkiklerinde zatüre hastalığına teşhis koymasına rağmen o sırada sadece bir serum ve oksijen takviyesinde bulunduğunu ve serum sonrası müteveffayı taburcu ettiğini, tedavi sonrasında murisin davalı acil hekimine rahatlamadığını söylemesine rağmen davalı doktorun murisin takibini yapan kadın doğum doktoruna ya da zatüre tedavisi için ilgili branş doktoruna danışma gereği duymadığını ve hastayı sadece 30 dakikalık tedavi sonucunda o halde taburcu ettiğini, o gece davalı hekime güvenerek eve gitmek zorunda kalan murisin henüz 24 saat bile geçmeden daha da ağırlaştığını, bu kez aynı gün saat 11:30'da murisi …'ne götürüldüğünü, orada hastaneye yatırmak için geç kalındığını, yine de ellerinden geleni yapacaklarını söylediklerini ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen hastanın kurtulamadığını ve 19.10.1982 doğumlu ve henüz 32 yaşında olan …'in vefat ettiğini, murise yapılan ilan otopsi tutanağında ölüm nedeni olarak "Pnömonlmitral yetmezlik ve akciğer ödem" olarak belirtildiğini, bu tanının basit bir tanı olmayıp davalı acil hekiminin müteveffaya koyduğu tanıyı doğrular nitelikte olduğunu, nitekim davalı doktorun da müteveffaya zatüre teşhisi koyduğunu ve bu hususu 31.05.2015 tarihli epikriz raporunda da belirttiğini, davalı acil hekiminin 31.05.2015 günü aynı hastanede geçirdiği sezeryan operasyonundan sadece dört gün sonrasında muayene için gelen, söz konusu sıkıntılarını beyan eden müteveffaya gerekli tüm tetkikleri yaptıktan sonra EKG'sini de çektirmesi, çekilen akciğer grafisini özenle incelemesi, bu konuun uzmanı bir hekimin görüşünü aldıktan sonra müteveffayı hastaneye yatırması gerekirken, davalı Dr. …'nun, müteveffaya bir hekimin göstereceği dikkat ve özeni göstermediğini ve “balon şişir” gibi tıbbi tedavi ile ilişkisi olmayan ancak tamamlayıcı tedavi olarak verilebilecek, herhangi bir vatandaşın tavsiye edeceği bir telkinle hastaneden gönderdiğini, haricen yaptıkları araştırmada 31.05.2015 günü murisin acilde çekilen akciğer filminin başka hekimlere inceletildiğini ve alınan cevabın bu akciğer filmini gören her hekimin bu hastaya acil yatış vermesi gerektiği yönünde olduğunu, müteveffa ve eşinin asgari ücretli, geliri ve maddi durumunun elverişsizliğine rağmen tedavi ve doğum için davalı Özel Tekden Hastanesini tercih ederken bu hastanede verilen hizmetin niteliğine ve kalitesine güvenerek geldiğini, yaşanan bu olaylar ve uygulanan yanlış tedavi neticesinde müteveffanın ölümü, …'ın ve küçük çocuklarının telafisi mümkün olmayan bir acıya mahkum edildiğini, müteveffanın ölümünden geriye eş … ile ortak çocukları 10 yaşındaki Aybüke, 8 yaşındaki Mustafa ve annesinin ölümünden henüz birkaç gün önce doğan …'nın kaldığını, davalıların mesleki sorumluluklarının gereğini, gerekli özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirmemelerinin maliyetinin kendileri açısından son derece ağır olduğunu beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.500 TL maddi tazminat ve … için 80.000 TL, Aybüke için 40.000 TL, Mustafa için 40.000 TL, … için 40.000 TL olmak üzere 200.000 TL manevi tazminatın, toplamda 202.500 TL maddi ve manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği tarih olan 31.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi birlikte davalılardan (davalı … Anonim Şirketi yönünden sadece maddi tazminat yönünden ve poliçe limitleri ile sınırlı olmak kaydıyla) müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1. Davalı Kardiyoloji Merkezi A.Ş. vekili; müteveffa …'nın hastaneye 26.05.2015 tarihinde müracaat ettiğini ve sezeryan yoluyla doğum gerçekleştirilip, 27.05.2015 tarihinde sağlıklı bir şekilde doğum yapıp hastaneden ayrıldığını, doğum öncesi ve sonrası hastane kayıtlarının tetkikinde görüleceği üzere müteveffanın hastaneye alındığı andan itibaren evvela 15 dakikada bir, daha sonra saat başı olmak üzere gözlem altına alındığını; tansiyon, nabız ve kalp hareketlerinin an be an takip edildiğini, sezeryan ameliyatı ile 3.650 gr ağırlığında, 50 cm boyunda, son derece sağlıklı bir bebek dünyaya getirildiğini, müteveffanın hastaneden sağlıklı bir şekilde taburcu edildikten 5 gün sonra nefes darlığı ve öksürük şikâyeti ile tekrar acil servisten giriş yaptığını, kendisine her türlü tıbbi desteğin sağlandığını, müteveffa hastaneden taburcu edildikten sonra artık hastanenin sorumluluk alanından çıktığını, kendisine doğum sırasında uygulanmış veya uygulamaya mesnet bir ölümün gerçekleşmediğinden, ayrıca ölümün de başka hastanede gerçekleşmesinden dolayı hastane açısından illiyet bağının kesildiğini, hastanenin Tababet Kanunu, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, Borçlar Kanunu ve ilgili yasal hükümler çerçevesinde müteveffayı uzman hekime teslim ettiğini, koruyucu tedbirleri aldığını, en emin yolu tercih edip seçtiğini, halin icaplarının gerektirdiği bütün önlemleri aldığını, hastayı gereksiz riskler altına sokmadığını, hastasına değer verip şifa ile hastaneden taburcu ettiğini, dolayısıyla somut olayda tarafına atfedilecek bir kusur, ihmal veya hata olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı … vekili; hastanın eşinden destek almadan, ayakta ve nefes nefese kalmadan gayet sağlıklı durduğunu gözlemlediğini, daha sonra hastanın anamnezini (öyküsünü) almaya başlayarak öncelikle şikayetini sorduğunu, hastanın nefes darlığı, hırıltı ve ateşinin olduğunu ve 3 gün önce doğum yaptığını ifade ettiğini, hastalara her ayrıntısına kadar bilgi vermeyi görev edinmiş bir hekim olarak hasta ve davacı eşine, doğum yapmış bir hastanın aktif bir şikayeti yoksa, 10 gün sonra aktif şikayeti olduğu zaman daha erken poliklinik kontrolü hakkının ücretsiz olduğunu da hatırlattığını, ayrıca her ne kadar dava dilekçesinde hasta …'in sezeryanla doğum yapmasının hemen akabinde taburcu edildiği iddialarının yer alsa da 2 gün boyunca kadın doğumda yatış önerilmesine rağmen ertesi gün sabah kendisinin hastaneden ayrıldığını, hastanın ve davacı eşin verdiği anamnezde verilen tedavi ve önerileri dikkate almadığını, ilaç kullanmamakta ısrarcı olduğunu görmesi sebebiyle, hastaya öncelikle kendisine gereken tetkikleri yapacağını, sonrasında kendisini rahatlatacağını ifade ettiğini, kendisini taburcu etse bile sabah öncelikle kendi kadın doğum hastalıkları uzmanına, sonra dahiliye veya göğüs hastalıkları uzmanına mutlaka görünmesi gerektiğini dile getirdiğini, hastanın genç ve bir anne olduğu için ölümü adli vaka olarak değerlendirildiğini ve otopsisi yapıldığını, otopsi raporunda da görüleceği üzere hastaya koymuş olduğu tanıda bir yanlışlığın söz konusu olmadığını, İl Sağlık Müdürlüğü'nde, Bakanlık'tan anne ve çocuk sağlığı ilgili biriminden gelen bir komisyonla bu konuda neler yapılabileceğinin konuşulduğunu, komisyonda hepsi kendi branşlarında uzman birçok profesör doktor komisyon üyeleri tarafından tarafına herhangi bir ihmal atfedilmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. 3. Davalı …Ş.; dava konusu olayda sigortalı hastanenin kusurlu olmadığını, zira hastanenin sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartın uygulanmamış olması gerektiğini, tıbbi standartın uygulandığı yerde, müdahale tıp biliminin gereklerine de uygun ise hastanenin sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, olayda sigortalı hastanenin hiçbir kusuru bulunmadığını, salt komplikasyon sebebiyle oluşan bir zarar nedeniyle hastaneye kusur addetmenin tıp literatürünün genel kabul görmüş kurallarına ve hukuka aykırı olacağını, nezdinde Doktor …'na ait 02.04.2015-2016 vade tarihli tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin düzenlenmiş olduğunu, sunulan belgelerden sigortalının kendisine tazminat talebinde bulunulduğunu öğrendiği an belirlenemediğinden ve işbu davanın poliçenin vadesinin bitmesinden sonra açılmış olduğundan söz konusu poliçe kapsamında hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıların davalılardan … ve Kayseri Kardiyoloji Merkezi Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi hakkındaki maddi tazminat davasının kabulü ile davacı … için 420.175,76 TL, davacı … için 45.336,43 TL, davacı … için 34.707,92 TL ve davacı … için 117.415,71 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılar … ve Kayseri Kardiyoloji Merkezi Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi'nden vefat tarihi olan 01.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak ayrı ayrı davacılara verilmesine, davacıların hükmedilen maddi tazminata 31.05.2021 tarihinden itibaren faiz işletilmesine ilişkin isteminin reddine; davacıların davalı …Ş. hakkındaki maddi tazminat davasının reddine, davacıların … ve Kayseri Kardiyoloji Merkezi Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi hakkındaki manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile davacı … için 70.000 TL, davacı … için 30.000 TL, davacı … için 30.000 TL ve davacı … için 30.000 TL manevi tazminatın vefat tarihi olan 01.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak ayrı ayrı davacılara verilmesine, davacıların hükmedilen manevi tazminata 31.05.2021 tarihinden itibaren faiz işletilmesine ilişkin isteminin reddine, davacıların davalı … ve Kayseri Kardiyoloji Merkezi Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi hakkındaki fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı … vekili ve davalı Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacılar vekili; mesleki sorumluluk sigortası genel şartlarının B.2 maddesinde sigorta ettirenin ve sigortalının yükümlülükleri arasında sigorta ettiren veya sigortalının derhal bildirim yükümlülüğünü ön gördüğünü, bu yükümlülüğün zarar gören tazminat alacaklısı için ön görülmüş olduğunu, sigorta ettiren veya sigortalının bildirim yükümlülüğüne uymaması sigorta şirketini zarar görene karşı sorumluluktan kurtarıldığı düşüncesinin kabul edilemez olduğunu, mahkemenin tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilerek aşan kısmın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının yapılacak istinaf incelemesi sonucunda davanın davalı … Şirketine karşı reddi, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile aşan kısmın red edilmesi yönlerinden kısmen kaldırılarak davanın davalı … Şirketi yönünden de kabulüne ve manevi tazminat talebinin tamamen kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı Kayseri Kardiyoloji Merkezi San. ve Tic. A.Ş. vekili; mahkemece dosyada alınan Adli Tıp Kurumu ve bilirkişi heyet raporlarına aykırı olarak karar verildiğini, Adli Tıp Kurumu ve bilirkişi heyet raporlarında, müvekkili hastanenin hizmet kusurunun bulunmadığının belirtildiğini, müteveffanın önerilen tedaviye uymayı reddettiğini, kendisine önerilen ilaçları kullanmaması nedeniyle müteveffanın ölümüyle hekimin eylemi arasındaki illiyet bağının kesildiğini, hükme esas hesap raporunda kusur durumuna ilişkin bir veri bulunmadığından %100 kusur oranı üzerinden hesaplama yapıldığının belirtilmiş olmasına rağmen yerel mahkemenin bu hesap üzerinden hüküm kurduğunu, somut olayda müvekkili hastanenin kusurunun bulunmadığını, yerel mahkemenin %100 kusur oranı üzerinden hüküm kurmasının hatalı olduğunu, müvekkiline atfedilen fahiş kusur oranının kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirterek istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 3. Davalı … vekili; davanın, davalı müvekkili ve davalı hastane açısından görevsiz mahkemede görüldüğünü, davalı müvekkili ve davalı hastane açısından görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu, gerekçeli kararda somut olaya ilişkin yapılan ve hükmün gerekçesini oluşturan değerlendirmenin bütünüyle yanlış olduğunu, müteveffanın kendisine reçete edilen antibiyotiği kullanmayı reddetmiş olması nedeniyle müvekkilinin eylemi ile müteveffanın ölümü arasında illiyet bağının kesildiğini, müteveffanın ağır mütefarik kusurunun söz konusu olduğunu, bu durumun mahkemece hiçbir şekilde göz önüne alınmadan hüküm kurulmasının hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, hastanın hekim talimatına aykırı olarak hastaneyi terk etmiş olduğuna ilişkin iddialarının aydınlatılması gerektiğini, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 25.08.2020 tarihli bilirkişi raporunda belirtilmesine karşı bu durumun açıklığa kavuşturulmadan ve bu hususun neden dikkate alınmadığının gerekçelendirilmeden hüküm kurulduğunu, davalı … şirketinin sorumlu olmadığına ilişkin hüküm kurulmasının mevzuata aykırı olduğunu belirterek istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere ve özellikle hükme esas alınan İstanbul ATK 8. Adli Tıp İhtisas Kurulu'ndan alınan 28.11.2018 heyet raporu ile üniversitelerin tıp fakültelerinde görevli olan konularında uzman öğretim görevlilerinden oluşturulan altı kişilik bilirkişi heyetinden alınan 25.08.2020 tarihli heyet raporundaki tespit ve değerlendirmelere göre müteveffanın doğumu sonrası başlayan akciğer enfeksiyonuna (lober pnömoni) yönelik tedavide davalı doktor tarafından gerekli ihtimam ve özenin gösterilmediği, her ne kadar alınan raporlarda davalı hastanenin kusurunun olmadığı belirtilmiş ise de davalı hastanenin çalıştırdığı personel seçiminde gerekli özen ve dikkati göstermediğinden dolayı çalıştırdığı personel/doktor ile aynı oranda kusurlu sayılması gerektiği, yine ilk derece mahkemesince hesap bilirkişisinden alınan dosya kapsamında mevcut tazminat hesap raporunun denetime elverişli ve yeterli olduğu ve ilk derece mahkemesinin raporları/delilleri takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla istinafa konu karar sonuç olarak usul ve yasaya uygun bulunduğundan taraf vekillerince yapılan istinaf itirazlarının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacılar vekili, davalı Kayseri Kardiyoloji Merkezi ve Sağlık Hizmetleri Tic. ve San. A.Ş. vekili ve davalı … vekilinin istinaf taleplerin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı … vekili ve davalı Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar vekili; istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı Kayseri Kardiyoloji Merkezi San. ve Tic. A.Ş. vekili; istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı … vekili; istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 nci ve devamı maddeleri. 2. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. 3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen dosyada, müteveffa … adına Özel Tekden Hastanesi acil servisi giriş tarihi 31.05.2015 02:02:59, çıkış tarihi 31.05.2015 02:43:13 olan sonuç kısmında "şikayetiyle başvuran hastanın yapılan muayenesi ve tetkikleri sonucu hastanın muayenesi sonrası post op atelektazi ve akciğer enfeksiyonu olabileceği düşünülerek hastaya tedavi ve takip amaçlı yatış yapıldı." açıklamaları bulunan epikriz ile Özel Tekden Hastanesi acil servisi yatış tarihi 31.05.2015 02:21:01, çıkış tarihi 31.05.2015 02:38:46 olan sonuç kısmında "şikayetleri ile başvuran hastanın yapılan muayenesi ve tetkikleri sonucu hastaya reçete yazıldı ama hasta reçeteyi almadı. kontrole daha erken gelmesi önerilerek acil polikliniğimizden taburcu edildi." açıklamaları bulunan epikriz düzenlendiği anlaşılmıştır. 2. İlk Derece Mahkemesince, Özel Tekden Hastanesi Acil Servisinde ilk epikrizden 4 dakika sonra hazırlanan 31.05.2015 tarihli 02:21:01 saatli giriş ve 31.05.2015 tarihli 02:38:46 saatli çıkış epikrizde "hastanın muayenesi ve tetkikleri sonucu hastanın muayenesi sonrası post op atelektazi ve akciğer enfeksiyonu olabileceği düşünülerek hastaya tedavi ve takip amaçlı yatış yapıldı." yazıyor olmasına rağmen …'in hastaneye yatışının yapılmadığı, yatışa ilişkin herhangi bir belgenin sunulamadığı, ikinci epikrizde yazdığı üzere …'e yatış önerildiği halde adı geçenin yazılan ilaçları kullanmayı ve yatış ile tedaviyi red ettiğine ilişkin hastanenin tıbbi evrakları arasında tedavi/yatış red tutanağı olmadığı, davalı tarafça bunun ispatlanamadığı, dinlenen tanık anlatımlarının da 31.05.2015 tarihli 02:02:59 saatli giriş ve 31.05.2015 tarihli 02:43:13 saatli çıkış epikrizi ile örtüştüğü dikkate alındığında bu epikrizin içeriğinin doğru olduğunun kabul edildiği belirtilmiş ise de davalıların, hastaya önce acil poliklinik hizmeti verildiği, teşhise bağlı olarak da yatışı uygun görüldüğü, müteveffanın ise kimseye haber vermeden hastaneden ayrıldığı, 2 farklı epikriz düzenlenmesinin SGK uygulaması gereği olduğunu ileri sürdükleri, bu konuda inceleme yapılmadığı anlaşılmakla, müteveffa için 2 farklı epikriz düzenlenmesinin SGK uygulaması için gerekli olup olmadığı ve hastane bilgisayar sistemi log kayıtlarına müdahale edilip edilemeyeceği hususunda taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir. 3. Bozma nedenine göre, davacıların tüm, davalılar … ve Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş.'nin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. 4. Kabule göre de; davalı …Ş.'nin 02.04.2015 tanzim tarihli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi hükümleri uyarınca maddi tazminattan sorumlu tutulması gerekirken, sorumlu olmadığı şeklinde hüküm kurulmuş olması da doğru değildir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda V(C)-3/2. bentte yazılı gerekçeyle BOZULMASINA, Davacıların tüm, davalılar … ve Kayseri Kardioloji Merkezi Ve Sağlık Hiz. Tic. Ve San. A.Ş.'nin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalılar … ve Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş.'ye verilmesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılar …'e ve Kayseri Kardioloji Merkezi ve Sağlık Hiz. Tic. ve San. A.Ş.'ye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Özel Hastanelerin Organizasyon Kusuru ve Zorunlu Sigorta Kapsamı

Özel hastanede tedavi gören hastalarda gelişen enfeksiyonlarda hastane işletmesinin hukuki sorumluluğu sadece hekimin bireysel fiiliyle sınırlı değildir. Özel hastane işletmesi; ameliyathane, yoğun bakım, sterilizasyon, hemşirelik hizmetleri, temizlik, tıbbi atık yönetimi ve hastane organizasyonunun tamamından kaynaklanan kusurlardan özel hukuk hükümleri doğrultusunda sorumludur.

Yargı kararlarında, hekimin tıbbi kötü uygulaması nedeniyle doğan maddi tazminat istemlerinde, hekim adına tanzim edilen Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi hükümleri çerçevesinde ilgili sigorta şirketinin sorumluluğunun da gözetilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

Komplikasyon Savunması ve Aydınlatılmış Onamın Sınırları

Yargılama sürecinde sağlık kuruluşu tarafından meydana gelen enfeksiyonun kaçınılmaz bir komplikasyon olduğu ileri sürülebilmektedir. Bununla birlikte cerrahi alan enfeksiyonu komplikasyon olarak nitelendirilse dahi, bu durumun ortaya çıkma olasılığını en aza indirmek üzere gerekli şartların, enfeksiyon kontrol ve sterilizasyon önlemlerinin eksiksiz yerine getirilmesi, belirtilerin zamanında değerlendirilerek uygun tedavinin yürütülmesi beklenmektedir.

Danıştay 10. Daire, E. 2020/1878, K. 2024/3227Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/1878 E.  ,  2024/3227 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1878 Karar No : 2024/3227 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- … Anonim Türk Sigorta Şirketi VEKİLİ : Av. … 2- … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, bel fıtığı şikayetiyle başvurduğu Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen ameliyatlardaki tıbbi uygulama hataları nedeniyle bedensel zarara uğradığı iddiasıyla tazminat ödenmesi için davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddine dair işlemin iptali ile 100.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacı tarafından, kendisinin de ameliyatın gerçekleştirildiği hastanede uzman doktor olarak görev yaptığı ve kasıtlı olarak kendisine zarar verilmek istenildiği, gerçekleştirilen ameliyatta kasıtlı olarak ıslak set kullanılarak enfeksiyona neden olunduğu, gerçekleştirilen ameliyat öncesinde meydana gelebilecek riskler hakkında bilgilendirilmediği, Adli Tıp Genel Kurulundan bilirkişi raporu alınması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Müdahiller tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; Davacının, bel ağrısının sağ bacağına yayılması şikayetiyle Kahramanmaraş Devlet Hastanesine başvurduğu ve bel fıtığı tanısıyla ameliyat edildiği, sağ bacak ağrısının düzeldiği, ancak ameliyattan sonraki üçüncü günde sol bacak ağrısının başladığı ve bu nedenle ikinci kez ameliyata alındığı, daha sonrasında, ameliyat bölgesinde meydana gelen iltihaba bağlı olarak ortaya çıkan absenin tedavisi için anılan hastanede ve başka sağlık kuruluşlarında uzunca bir süre tedavi gördüğü ve bir dizi ameliyata girdiği, Davacı tarafından, bel fıtığı teşhisi ile gerçekleştirilen ilk ameliyatın ardından ağrılarının artması üzerine tekrar ameliyatını yapan doktora başvurduğunda, ağrılarının ikinci fıtığın alınmamasından kaynaklandığı belirtilerek ikinci kez ameliyata alındığı, bu ameliyatta sterilizasyon kurallarına riayet edilmemesi nedeniyle ameliyat bölgesinde abse oluştuğu, absenin tedavisi için üçüncü kez ameliyat edildiği, buna rağmen ağrılarının geçmediği ve yürüyemez hale geldiği, meydana gelen enfeksiyon nedeniyle … Üniversitesi … Araştırma ve Uygulama Hastanesinde tedavi gördüğü, daha sonra meydana gelen enfeksiyon nedeniyle … Üniversitesi …Fakültesinde de tedavi gördüğü, en son…Üniversitesi …Hastanesinde iltihaba yönelik tedavi gördüğü ve tekrar bel fıtığına yönelik ameliyata alınarak platin uygulandığı, uzunca bir süre yatarak tedavi gördüğünden ve kullandığı ilaçlardan kaynaklı olarak karaciğerinde ve böbreğinde fonksiyon kaybı oluştuğu, cinsel güç kaybı meydana geldiği, kendisinin de cerrah doktor olarak çalıştığı ve mesleğini uzun bir süre ifa edemediği, yaşanan olayın ve belirtmiş olduğu zararlarının Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde ameliyatlarını gerçekleştiren beyin cerrahının meslek ve sanatta acemiliğinden kaynaklandığı belirtilerek davalı idareye tazminat ödenmesi için yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Mahkemece bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı… İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen …tarih ve … karar numaralı raporda, "Kişinin bel ağrısının sağ bacağına yayılması şikayeti ile başvurduğu, bel fıtığı tanısı konarak 26/07/2010 tarihinde opere edildiği, sağ bacak ağrısı düzelen hasta postop 3.günden itibaren sol bacak ağrısının şiddetlendiği, yapılan tetkiklerde sol tarafta da fıtık olduğu söylenerek 02/08/2010 tarihinde tekrar opere edildiği, sol bacak ağrısı geçmeyen hasta destekle mobilize olduğu, insizyon yerinde iltihap olduğu söylenerek iki kez revizyon ameliyatı olduğu, lomber MR ında L4-5 santral disk hernisi L5-S1 sol intra foraminal disk hernisi saptandığı, birinci operasyonda, bilateral hemilaminektomi, L4-5 bilateral mikrocerrahi ile diskektomi, L5 sol hemilaminektomi, L5 – S1 sol mikrocerrahi ile diskektomi yapıldığı, nöral foramelen ağrılarının fazla olması nedeniyle ikinci operasyonda, sol L4-5 nöral foramen genişletilmesi ameliyatının yapıldığı, üçüncü ve dördüncü operasyonların apse drenajı ameliyatı olduğu, yapılan cerrahi girişimler arasında söz konusu ameliyat şeklinin uygulanan yöntemlerden biri olduğu, bu tür ameliyatlardan sonra söz konusu klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olamayabileceği, bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan nöral foramelen ağrılarının ve gelişen abse durumunun bu tür ameliyatlardan sonra ortaya çıkabilen herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan 'komplikasyon' olarak nitelendirildiği, söz konusu komplikasyonları gidermeye yönelik müteaddit operasyonların yapılabileceği, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu cihetle; dava konusu olayda kişinin tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına atfı-kabil kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirildiği, İdare Mahkemesince, bilirkişi raporuna yapılan itirazın raporu kusurlandıracak nitelikte görülmediği ve bu raporda belirtildiği üzere davacıya yapılan müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu, doktorun atfı kabil bir kusurunun olmadığı, sonuç olarak davacıya yapılan tıbbi müdahale için idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından davacının tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Bölge İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli üç öğretim üyesi tarafından düzenlenen 29/01/2019 kayıt tarihli bilirkişi raporunda, "1) Davacının bel ağrısı şikayeti ve dosya kapsamındaki belgeler birlikte değerlendirilerek, davacı hakkında konulan bel fıtığı teşhisi ile 1. ameliyatın gerekli olup olmadığı sorulmaktadır. Gönderilen klasörün içerisindeki tüm CD'ler açılarak incelenmiş ancak hastanın ilk ameliyatından önce çekilmiş olması gereken Lomber (bel) MR tetkiklerine rastlanılmamıştır. Bu nedenle hastanın bel, bacak ağrısı ve nörolojik bulguları ile MR bulgularının karşılaştırarak 'lomber disk cerrahisi endikasyonu (gerekliliği)' konusunda karar vermek mümkün olmamıştır. 2) İlk ameliyat öncesi veriler ile davacıda iki fıtık olduğunun tespit edilmasinin olanaklı olup olmadığı, olması halinde iki fıtığın aynı anda ameliyat edilmesinin mümkün olup olmadığı sorulmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi hastanın ilk ameliyat öncesi bel MR tetkikleri gönderilen evrak içerisinde bulunamamış, bu nedenle hastada iki fıtık olup olmadığı hakkında karar vermek mümkün olmamıştır. Ancak bir hastada iki fıtık olması halinde, hangi fıtığın ameliyat edileceği veya her ikisinin de aynı seansta ameliyat edilip edilmeyeceği hakkında karar verebilmek için hastanın muayene bulguları önem taşır. Genel bir kural olarak hastanın hangi fıtığına ait muayene bulguları ön planda ise o fıtık ameliyat edilir. Birden fazla fıtığın aynı anda ameliyat edilmesi çok nadiren gerekli olur. Örneğin her iki fıtığın da nörolojik bulgu-belirti veriyor olması veya belirtisi az olan veya olmayan fıtığın ileride daha ciddi bulgulara yol açabilme riskine karşı her iki fıtığın aynı seansta ameliyatı yapılabilir. Yani MR tetkiklerinde görülen bir fıtığın, muayene bulgusu olmaksızın ameliyat edilmesi cerrahi endikasyon (gereklilik) değildir. 3) Davacıda ameliyat sonrası gelişen apse durumunun bel fıtığı ameliyatlarında görülme sıklığı ile söz konusu apsenin giderilmesi için yapılan tıbbi girişimlerin gereklilik ve yeterlilik açısından değerlendirilmesi ve bu hususta herhangi bir tıbbi hatanın bulunup bulunmadığının açıklanması istenmektedir. Ameliyat sonrası davacıda gelişen enfeksiyon ve oluşan apse, bel fıtığı ameliyatlarından sonra yaklaşık % 2 civarında görülen cerrahi bir komplikasyondur (Harper R, Klineberg E. The evidence-based approach for surgical complications in the treatment of lumbar disc herniation. Int Orthop. 2018 Dec 12. doi:10.1007/500264-018-4255-6., Review) Ancak bu komplikasyonun ortaya çıkma olasılığını en aza indirmek için gerekli şartların sağlanması hastane idaresi ve cerrahi ekibin ortak sorumluluğundadır. Eğer davacının sözünü ettiği gibi, cerrahi sırasında 'ıslak cerrahi set' kullanılmışsa bu ciddi bir tıbbi ve idari hatadır. Çünkü ıslak cerrahi setlerin steril olup olmadığı her zaman şüphe götürür ve bu tip bir cerrahi set ile ameliyat yapmak hastayı gereksiz riske sokmaktır. Böyle bir 'ıslak set kullanma' konusu gerçek ise hem idarenin (sterilizasyondan ıslak set çıkabildiğine göre, kullanılan sterilizasyon cihazları eski, ayarsız, bakımsız veya bozuk olabilir), hem de cerrahi ekibin yani ameliyat hemşiresi ve cerrahın (ıslak cerrahi set geldiyse kullanmayı reddetmeleri, bu sorumluluğu almamaları gerekir) hatası vardır. Setlerin sterilizasyonu konusunda şüphe yoksa, cerrahi alan enfeksiyonu bel fıtığı ameliyatlarında nadir de olsa görülebilen ve cerrahın hatası olarak kabul edilmemesi gereken bir durum, bir cerrahi komplikasyondur. 4) Davacının söz konusu süreçte 5 kez cerrahi girişime muhatap olmak zorunda kalması ve en son platin takılması ile tedavinin sonlandırılmasına ilişkin süreçte idarenin hizmet kurulumu ve işletimine yönelik herhangi bir hizmet kusuru bulunup bulunmadığı, tedavinin bu şekilde uzamasına davacının herhangi bir etkisinin olup olmadığı açıklanarak varsa tarafların kusur oranlarının ne olduğu sorulmaktadır. Eğer davacının iddia ettiği şekilde ameliyat sırasında 'ıslak cerrahi set' kullanımı ispatlanmış bir konu ise idarenin de hizmet kusurundan bahsetmek gerekir. Çünkü idare, hastane hizmetlerinin düzgün ve aksamadan yürütülebilmesi için gerekli önlemleri almak zorundadır. Bu nedenle eğer ameliyathaneye 'ıslak cerrahi set' geldiyse bunda idarenin suçu vardır. Çünkü ameliyathane sterilizasyon cihazlarını güncel, çalışır durumda, ayarları tam ve bakımlarının tam olması konusunda sorumlu olan makam hastane idaresidir. Islak cerrahi set sterilizasyon cihazının yetersizliğinden kaynaklanan bir hatadır. Tabii ki ıslak cerrahi set görüldüğü halde (ameliyat ekibi veya cerrah görmemiş de olabilir veya cerraha bu durum söylenmemiş olabilir) ameliyat için kullanılması bir tıbbi hata olup, bu konuda cerrahi ekibin de sorumluğu vardır. Cerrahi enfeksiyon bazen tedavisi çok zor ve zahmetli olan hem hasta hem de hekim için meşakkatli bir komplikasyondur. Bu nedenle hastanın birden çok kez ameliyat olması uzun süreler hastanede yatması ve tedavi sonrasında da bazı sekellerin kalması çok da nadir rastlanılan bir durum değildir. Enfeksiyon ortaya çıktıktan sonra Dr. İlhan Büyükbeşe'nin hastası için yapılması gereken işlemleri ve konsültasyonları yaptığı, hastaya gerekli ihtimamı gösterdiği anlaşılmaktadır. Fakat davacı Dr. …'nin, Dr. …'ye itimadının kaybolması neticesinde başka hastaneye gitmek istediği, bu nedenle sevk edildiği, takiben pek çok hastane ve hekimin tedavisi altında uzun ve zorlu bir tedavi süreci yaşadığı ifadelerinden anlaşılmaktadır. Hasta cerrahi alanı korumadı ise enfeksiyonun ortaya çıkmasında bunun rolü olabilir. Ancak hastanın çok terlemesi, hijyene uymaması gibi suçlamalar bu durumun doğrudan sebebi olamaz. Eğer öyle olsaydı enfeksiyonun önce yüzeyden başlayıp zamanla derinleşmesi gerekirdi. Hastanın MR incelemeleri enfeksiyonun spondilodiskit olduğunu göstermektedir. Yani hastada enfeksiyon en derinden yukarıya doğru gelmiştir. Bu nedenle enfeksiyonun başlangıcı konusunda hastanın bir etkisi olduğunu söylemek doğru olmaz. Fakat hasta, müdavi hekimi Dr. …'nin iddia ettiği gibi kendisinin ve enfeksiyon hastalıkları uzmanının verdiği antibiyotik tedavisinin doğru uygulanmasına izin vermemiş, kendisi farklı ilaçlar eklemiş veya var olan ilaçlarını çıkarmış- değiştirmiş ise bu durumdan hasta Dr. …'nin de büyük sorumluluğu vardır." yönünde görüş bildirildiği, Bölge İdare Mahkemesince, dosyadaki belgeler ile başvuru dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, istinaf başvurusuna konu kararın hukuk ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verildiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler. (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. …", 22. maddesinin 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılmasını ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dosyadaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporları birlikte incelendiğinde, davacının ilk ameliyatından önce çekilmiş olması gereken lomber (bel) MR tetkikinin hasta dosyasında bulunmadığı ve bu nedenle de davacının bel, bacak ağrısı şikayetiyle gerçekleştirilen ilk ameliyatın endikasyonu (tıbbi gerekliliği) ve davacıda iki fıtık olup olmadığı, iki fıtık varsa bunlara yönelik tek bir ameliyat yapılmasının gerekip gerekmediği konusunda şüpheye yer verilmeyecek bilimsel bir değerlendirmenin yapılamadığı görülmüştür. Bu haliyle, dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarının hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen eksik tıbbi belgeler dosyaya getirtilerek Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan kurulundan alınacak ek bilirkişi raporu uyarınca, davacının zararının davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının bilimsel olarak şüpheye yer verilmeyecek şekilde tespit edilmesi suretiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Ayrıca; hasta dosyasında, Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen ameliyatlar öncesinde davacının meydana gelebilecek komplikasyon ve risklerler hakkında usulüne uygun olarak bilgilendirildiğini ve muvafakatinin alındığını gösterir herhangi bir onam belgesinin de bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle, Bölge İdare Mahkemesince işbu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak olan yargılamada, davacının meydana gelebilecek komplikasyon ve riskler hakkında usulüne uygun olarak bilgilendirildiğini ve muvafakatinin alındığını gösterir onam belgesinin de dosyaya getirtilmesi ve esas hakkında verilecek kararda bu hususun da dikkate alınması gerekmektedir. Öte yandan, dosyada bulunmadığı anlaşılan davacıya ait lomber (bel) MR tetkikleri ve onam formunun davalı idarece dosyaya sunulamaması durumunda ise, tıbbi kayıtların usulüne uygun bir şekilde tutulmamış olması karşısında, davacının kusur atfedilen operasyon sonrasında ortaya çıkan zarara ilişkin maddi gerçeğe hiçbir zaman ulaşamayacağı ve ömür boyu şüphe duyacağı, ayrıca, yapılan cerrahi girişim öncesinde bilgilendirilerek rızasının alınmamış olması karşısında, belirtilen bu yükümlülüğün yerine getirilmemiş olması nedeniyle davacının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda endişe ve üzüntü duyacağı kuşkusuz olduğundan; davacının uğramış olduğu manevi zararın, yukarıda aktarılan ilkeler gözetilerek takdiren belirlenecek hakkaniyetli bir manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir. Bu itibarla, davanın reddi yolundaki Mahkeme kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2. … Bölge İdare Mahkemesi…İdari Dava Dairesinin… tarih ve E:… K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 19/09/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Tıbbi müdahale neticesinde meydana gelen zararın komplikasyon olarak kabul edildiği, bilirkişi incelemesiyle hekime veya hastaneye atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığının saptandığı ve hastanın olası komplikasyonlar hakkında aydınlatılarak rızasının alındığı somut uyuşmazlıklarda tazminat isteminin reddi yönünde hüküm kurulabilmektedir; öte yandan ameliyat sonrası takipteki özensizliğin veya hijyen eksikliğinin sorumluluk doğurabileceğine dair karşıt değerlendirmeler de yargı kararlarına yansımaktadır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/3712, K. 2024/2216Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/3712 E.  ,  2024/2216 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/633 E., 2023/915 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/575 E., 2022/8 K. Taraflar arasındaki maddi manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, davalı şirkete ait … Hastanesinde 22.07.2015 tarihinde boyun fıtığı nedeniyle, ön servikal disk ektomisi ve füzyon ameliyatı olarak boyuna platin yerleştirildiğini, 3 günlük yatıştan sonra taburcu olduğunu ancak rahatsızlığı nedeniyle 10.10.2015 tarihinde aynı hastanenin acil servisine müracaat etmesi üzerine çekilen MRI sonucunda ameliyat bölgesinde enfeksiyon tespit edildiğini, bunun üzerine Pamukkale Üniversitesi Araştırma hastanesine sevk edildiğini, enfeksiyonun malzemenin ve ameliyathanenin streril olmamasından kaynaklandığını, başka türlü enfeksiyon kapmasının mümkün olmadığını, ayrıcı ameliyat sonuçları hakkında ayrıntılı ve aydınlatıcı bilgi verilmediğini sadece yazılı olarak matbu form üzerinden bilgi verildiğini, davalının üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemesi sebebiyle müvekkilinin 10.10.2015-18.10.2015 tarihleri arasında yürüme ve denge yeteneğini yitirdiğini %80 engelli hale gelip tamamen başkasının bakımına muhtaç kaldığını, Denizli barosuna kayıtlı avukatlardan olan müvekkilinin aynı zamanda ilçe ve büyükşehir belediyesi meclis üyesi olduğunu, işine ve faaliyetlerine devam edemediğini, ömür boyu fizik tedavi ve bakıcıya ihtiyaç duyduğunu ileri sürerek cerrahi operasyon ve yataklı tedavi hizmetinin kusurlu olması nedeniyle oluşan zararlarına karşılık daha sonra belirli hale geldiğinde arttırılmak üzere şimdilik 10.000 TL maddi tazminat ile 250.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacının ilk olarak 12.08.2013 tarihinde ellerde uyuşma, kuvvet kayıpları ve dengesiz yürüyüş şikayetleri ile geldiğini, ikisi arka taraftan biri ön taraftan 3 kez ameliyat edildiğini, 06.07.2015 tarihinde arka taraftan dura tamiri yapıldığını ve en son 20.07.2015 tarihinde çekilen MR’da servikal kifoza bağlı kord basısı tespit edildiğini, daha önce arka taraftan ameliyat olduğu için tek çarenin ön taraftan c5 ve c6 ya korpektomi yapılarak ameliyat etmek olduğunu ve risklerin kendisine anlatıldığını 23.07.2015 tarihinde planlanan ameliyatın gerçekleştirildiğini, ameliyatın başarılı sonuçlandığını, kifozun düzeldiğini ve kord basısının azaldığını, davacının ameliyatında kullanılan malzemelerin her türlü sterilizasyon işleminden geçtiğini, hastanede enfeksiyon oranlarının sürekli takip edildiğini ve Sağlık Bakanlığına bildirildiğini, her hastada hastanede alınabilecek bütün tedbirlere rağmen hastanın kişisel bakımı, hastanın beslenme durumu, hastanın ek hastalıklarının olması (diyabet vs.) tedavi sürecine uymama gibi pek çok faktör sonucunda ameliyat yerinde enfeksiyon oluşabileceğini, bu sebeple ameliyat öncesi hastaya koruyucu antibiyotik tedavisi başlandığını ve ameliyattan sonra da devam edildiğini, davacının tedavi sürecine uymayarak alkol ve sigara tükettiğini, ayrıca davacının 12.01.2013 ve 19.03.2015 tarihlerinde hastanede genital apse tespiti yapılarak opere ile apsenin boşaltıldığını dolayısıyla vücudunun normal yapısında da enfeksiyon olduğunu, 10.10.2015 tarihinde acile geldiğinde apse tespit edildiğinde kendisinin, enfeksiyon alanında daha yetkin bir hastane olan Pamukkale Üniversitesi hastanesine sevk edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile alınan her iki bilirkişi raporuna göre de davacıda meydana enfeksiyon ile uygulanan tedaviler arasında illiyet bağı olup bu zararın uygulanan cerrahi tedavilerin bir komplikasyonu olarak değerlendirildiği, komplikasyonun gelişmesinde davalı hastane ve tedaviyi gerçekleştiren sağlık personelinin herhangi bir hatası veya kusurunun olmadığı ve davacı tarafından imzalanmış olan ameliyat hasta onamları ile davacının ameliyatın komplikasyonları konusunda aydınlatıldığı, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğunu, yalnızca vekalet sözleşmesi hükümleri içermediğini ve eser sözleşmesi hükümlerinin de uygulanması gerektiğini, operasyon öncesi aydınlatma yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmediğini ve kayıtların tam olarak tutulmadığını, bilirkişi raporlarının yeterli gerekçe içermediğini, bilirkişi raporlarında davacının aleyhine atfedilen durumun hangi tıbbi gerekçe ile veyahut bilimsel gerekçe ile komplikasyon niteliği taşıdığına ilişkin detaylı bir açıklama da bulunmamakta olup genel geçer ifadelerle sonuca varıldığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı doktor ve hastane tarafından yapılan operasyonda hatalı bir işlem bulunmadığı, ameliyat sonrası gelişen komplikasyona dair davacının bilgilendirildiği ve aydınlatılmış onamın alındığı, tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranıldığı, vekalet sözleşmesinde sonucun garanti edilmediği dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesi kararında, tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları temyiz dilekçesinde tekrar etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, vekilin özen borcuna aykırılığı sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 502 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle alınan bilirkişi raporunda davalı hastaneye atfı kabil bir kusurun olmadığının tesbit edilmiş olmasına ve oluşan komplikasyonlar nedeni ile davacının aydınlatılmış olduğunun anlaşılmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kamu Hastanelerinde Hizmet Kusuru ve İdarenin Sorumluluğu

Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olup idari eylemler nedeniyle kişisel hakları ihlal edilenler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi gereğince tam yargı davası açabilmektedir. Tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden dolayı doğrudan zarara uğrayanların açtığı ve idarenin mali sorumluluğunun yargı yoluyla tespitini sağlayan davalardır.

Danıştay 10. Daire, E. 2022/557, K. 2025/3090Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/557 E.  ,  2025/3090 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/557 Karar No : 2025/3090 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar müvekkili tarafından, …'in, bel ağrısı şikayeti ile başvurduğu … Eğitim ve Araştırma Hastanesinde … tarihinde yapılan yağ bezesi çıkarılması operasyonu sonrası gelişen enfeksiyon nedeniyle engelli hale geldiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık … için 1.000,00 TL maddi, 175.000,00 TL manevi; … için 75.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; bilirkişi raporunun hükme esas alınabileceği, bu durumda, 04/10/2016 tarihinde gerçekleştirilen spinal lipom ameliyatının (L3 intradural ekstamedüller kitle eksizyonu operasyonu) endikasyon ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, 04/10/2016 tarihinde gerçekleştirilen cerrahi girişim öncesinde, cerrahi girişimin bünyesinde taşıdığı risklere yönelik komplikasyonlar konusunda davacının aydınlatıldığı, bu hususun onam formundan anlaşıldığı, davacının 23/10/2016 tarihinde ateş ve bel ağrısı şikayetleriyle acil tıp polikliniğine başvurması üzerine enfeksiyon hastalıkları ve beyin cerrahi uzmanlarından konsültasyon istenmesinin tıbben doğru bir yaklaşım teşkil ettiği, 25/10/2016 tarihinde genel durum bozukluğu, ateş ve bel ağrısı şikayetleriyle acil tıp polikliniğine yapılan başvuru akabinde menenjit tanısıyla verilen antibiyotik tedavisinin tıbben uygun olduğu, klinik takibi sırasında gelişen beyin ödeminin menenjit enfeksiyonuna bağlı geliştiği, beyin ödemi için 26/10/2016 tarihinde uygulanan ameliyatların endikasyon ve tekniklerinin tıbben doğru olduğu, söz konusu ameliyatların sonuçları ve olası komplikasyonları konusunda davacının onamının alındığı, klinik takip ve tedavi sürecinde tatbik edilen medikal tedavilerin de tıbben yerinde olduğu, bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, hastanın tanı, tedavi ve takibinde herhangi bir tıbbi ihmal, eksiklik, gecikme veya hata bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hastane evraklarının incelenmediği, “acinetobacter baumannii” ibaresinin raporda geçmediği, kendisine hastane enfeksiyonu bulaştığının açık olduğu, hastane enfeskiyonlarının komplikasyon kapsamında değerlendirilemeyeceği, hzmet kusuru oluşturduğu, hijyen probleminden kaynaklanan bir bakteri olduğunun bilindiği iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacı …'in, iki senedir yaşamakta olduğu bel ağrısı şikayetlerinin artması üzerine 03/10/2016 tarihinde … Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu, beyin ve sinir cerahisi kliniğine 03/10/2016 tarihinde iki sene önce bel ağrısı şikayeti ile çekilen tetkikte saptanan kitlenin boyutlarında artış görülmesi üzerine operasyon amaçlı yatışının yapıldığı, 04/10/2016 tarihinde spinal lipom ameliyatının (kitle çıkarılması operasyonu) gerçekleştirildiği, ameliyat sonrasında anormal bir durum saptanmadığı, 10/10/2016 tarihinde yara yerinin normal olduğu, duyu ve hareket eksikliği bulunmadığı belirlenerek yürür halde taburcu edildiği, 23/10/2016 tarihinde bel ağrısı ve ateş şikayetiyle acil tıp polikliniğine başvurması üzerine enfeksiyon hastalıkları ile beyin ve sinir cerrahisi konsültasyonlarının istendiği, muayenesinde, nörolojik eksiklik tespit edilmediği, yara yerinin temiz olduğu, akıntı ve şişlik bulunmadığı hususlarına yer verildiği, sonrasında 25/10/2016 tarihinde bir kez daha bel ağrısı, ateş ve genel durumda bozulma şikayetleri ile acil tıp polikliniğine başvurduğu, muayenesinde uykuya meyillilik, ateş ve ense sertliği tespit edildiği, beyin MR tetkikinde, iskemik enfarktla (beyin dolaşımında bir tıkanıklık ya da daralma) uyumlu bölgeler saptandığı, cerrahi alan enfeksiyonu ve menenjit ön tanısı aldığı, 26/10/2016 tarihinde beyin ve sinir cerrahisi tarafından operasyona alındığı, 27/10/2016 tarihinde lomber ponksiyon (beyin omurilik sıvısı alınması işlemi) yapıldığı, 28/10/2016 tarihinde beyin omurilik sıvısı ve kan kültüründe "Acinetobacter Baumannii" üremesi tespit edildiği, 30/11/2016 tarihinde ise idrar kültüründe "enterecoccus faecium" üremesi saptandığı, bunlara yönelik antibiyotik tedavisi uygulandığı, ilaç tedavisine devam edilerek … tarihinde fizik tedavi önerisi ile taburcu edildiği, … tarihinde bel ağrısı ve yürüme şikayetlerinin artması üzerine İstanbul Üniversite Tıp Fakültesine başvurduğu, … tarihinde Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi enfeksiyon hastalıkları kliniğine gitmek üzere taburcu edildiği, akabinde davacılar tarafından olayda hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararın karşılanması için 06/10/2017 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi tarafından davacı … hakkında düzenlenen … tarih ve … sayılı Engelli Sağlık Kurulu Raporunda …'in %91 oranında, … tarih ve … sayılı Engelli Sağlık Kurulu Raporunda ise %83 oranında engelli olduğu tespitine yer verilmiştir. Uyuşmazlıkta, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi için bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulunun … tarih ve … sayılı raporunda özetle; "… Dava dosyasına ekli 07/09/2016 tarihli lomber MR tetkikinin Kurulumuzca yapılan incelenmesinde; L3 vertebra corpus hizasında intradural yerleşimli 8×15 mm boyutunda lipom ile uyumlu lezyon tespit edildiği dikkate alındığında; kişinin 2 yıldır mevcut bel ağrısı şikayetinin artması nedeniyle 03/10/2016 tarihinde başvurduğu … Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 04/10/2016 tarihinde yapılan L3 intradural ekstramedüller kitle eksizyonu ameliyatının endikasyon ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, kişinin 23/10/2016 tarihinde ateş ve bel ağrısı şikayeti ile Acil Tıp Polikliniği'ne başvurması üzerine Enfeksiyon Hastalıkları ve Beyin Cerrahi Uzmanlarından konsültasyon istenmesinin tıbben doğru bir yaklaşım olduğu, kişinin muayenesinde; nörolojik defisit saptanmadığı, yara yerinin temiz olduğu, kan tetkikinde lökositoz, orofarenkste hiperemi, pürülan akıntı ve tonsilde lezyon tespit edildiği dikkate alındığında; tonsilit tanısı ile verilen Augmentin 1000 mg tablet antibiyotik tedavisinin ve Enfeksiyon Hastalıkları Poliklinik kontrolü önerilmesinin tıbben uygun olduğu, 25/10/2016 tarihinde genel durum bozukluğu, ateş ve bel ağrısı şikayeti ile Acil Tıp Polikliniği'ne yaptığı başvurusunda menenjit tanısıyla verilen Seftriakson antibiyotik tedavisinin tıbben uygun olduğu, klinik takibi sırasında gelişen beyin ödeminin menenjit enfeksiyonuna bağlı geliştiği, beyin ödemi tedavisi için uygulanan ekstraventriküler drenaj ve ventriküloperitoneal şant ameliyatlarının endikasyon ve tekniklerinin tıbben doğru olduğu, klinik takip ve tedavi sürecinde uygulanan medikal tedavilerin tıbben uygun olduğu, tüm bu bilgi ve bulgular birlikte değerlendirildiğinde; Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kişinin tedavisini yürüten hekimlerinin eylemlerinin tıbbi hata olarak değerlendirilmediği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği oy birliği ile mütalaa olunur." görüşlerine yer verilmiştir. İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesince de davacıların istinaf başvurusu reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kişinin tedavisini yürüten hekimlerinin eylemlerinin tıbbi hata olarak değerlendirilmediği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir; -Davacıların uyuşmazlığa esas temel iddiası, 04/10/2016 tarihinde yapılan spinal lipom ameliyatında (kitle çıkarılması operasyonunu) enfeksiyon bulaşmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu olmasına karşın söz konusu raporda, davacı … ile aynı dönemde ameliyat olan ya da aynı birimde yatan başka hastalarda aynı mikroorganizma üremesinin görülüp görülmediğine ilişkin araştırma ve değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. -Bunun yanında, davacıda "Acinetobacter Baumannii" mikrobunun üreme sebebinin ne olduğu, anılan mikrobu hangi aşamada kaptığı, enfeksiyon kapmasının önlenmesi için idarece gereken tedbirlerin alındığından söz edilip edilemeyeceği, hastanın enfeksiyon kapmasında idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı, hastada gelişen menenjitin teşhis ve tedavisinde gecikme olup olmadığı, antibiyotik tedavisi uygulanmasına rağmen kan kültürlerinde tekrarlayan acinetobakter üremesi görüldüğü gözetildiğinde enfeksiyona yönelik tedavinin yeterli olup olmadığı, davacıda bunun yanında "enterecoccus faecium" mikrobu da ürediğinden, bu mikrobun üreme sebebinin ne olduğu, bu mikrobu kapmasında idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu amaçla, davalı idareden, hastanın ameliyat olduğu tarihlerde aynı ameliyathanede operasyon yapılan, beyin ve sinir cerrahi servisinde yattığı dönemlerde aynı kliniklerde yatan başka hastalarda da aynı mikrop üremesi görülüp görülmediği hususlarında bilgi ve belgeler, beyin cerrahi servisi ve ameliyathanesinin enfeksiyon kontrol komitesi tarafından denetlenip denetlenmediği ve davacının hastanede yattığı döneme ilişkin yatan, ameliyat edilen, hastane enfeksiyonu kapan hasta sayısını ve enfeksiyon etkeni mikropları da gösterir şekilde enfeksiyon kontrol komitesi raporları, hastaya ait tüm kültür sonuçları, hastanın beyin ve sinir cerrahisi servisinde yattığı döneme ilişkin günlük doktor ve hemşire gözlem formlarının tamamı temin edildikten sonra konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 18/06/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde tazmin eder. Ancak zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için zararın idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması şartı aranır.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/6558, K. 2020/5274Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6558 E.  ,  2020/5274 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/6558 Karar No : 2020/5274 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- … 2- … 3- … VEKİLLERİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarfından, 22/10/2011 tarihinde ağaçtan düşmek suretiyle yaralanan ve Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kaldırılarak tedavisi tamamlanan murislerinin talepleri üzerine sevkedildiği, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde hastane enfeksiyonuna maruz kalması sebebiyle vefat etmesi sonucu destekten yoksun kalan eşi için 210.000,00 TL, kızı için 105.000,00 TL olmak üzere toplam 315.000,00 TL maddi, çekilen elem ve üzüntüleri karşılığı her biri için 70.000,00 TL olmak üzere toplam 210.000,00 TL manevi tazminatın vefat tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olaya ilişkin olarak Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda özetle, kişinin yüksekten düşme öyküsü ile götürüldüğü Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayenesinin yapıldığı, travmatik patolojileri tespit amaçlı laboratuar ve radyolojik tetkiklerinin yapıldığı, bulguların branş konsültasyonları eşliğinde değerlendirildiği, sevki sağlanana kadar müşahade altında ilk tedavisinin yapıldığı, sevk öncesi sevkinin yapılacağı reanimasyon kliniği ile görüşülerek bilgi dahilinde uygun koşullarda 112 ambulansı ile transportunun sağlanıldığı, sevkedildiği Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi … Hastanesinde muayenesinin yapılarak yoğun bakımda takip ve tedavilerinin sürdürüldüğü, takibi sırasında branş konsültasyonlarının önerileri doğrultusunda tedavisinin yapıldığı, laboratuar ve radyolojik görüntülemelerinin yapıldığı, bulguların branş konsültasyonları eşliğinde değerlendirildiği enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları ile gelişen enfeksiyonlara karşı kültür sonuçları ve kültür antibiyogramları ile tedavisinin düzenlenildiği, trakeostomisinin açıldığı, böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiafıltrasyon uygulanıldığı göz önüne alındığında, kişinin muayenesine takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline ve davalı idareye kusur atfedilemeyeceği, yönünde görüş bildirildiği, davacılar tarafından hastalarının Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde sağlık durumunun iyi olması sebebiyle 3-4 saat sonra taburcu edilmek istendiği, ancak akciğer zedelenmesi ihtimali dikkate alınarak ailesinin talebi üzerine Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi …Hastanesine sevk edildiği ve iyi durumda olan hastalarının hastane enfeksiyonuna maruz kalması nedeniyle vefat ettiği ileri sürülmekte ise de, hastanın yüksekten düşme sonucu şuur kaybı (20 dk) yaşadığı saat 13.37'de Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kabul edildiği yapılan tetkiklerde çoklu kaburga ve omurga kırığı tespit edildiği ve yoğun bakıma yatış önerildiği Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi… Hastanesi ile görüşülerek 112 servisi ile reanimasyon yoğun bakıma gönderildiği, hastanın reanimasyon servisine kabul kaydına, bilinç açık genel durumu kötü, hipotansif, taşıkardik solunum sesleri bozolde azalmış notunun bulunduğu, 25/10/2011 tarihinde genel durumunun giderek kötüleştiği hastanın entübe edilerek mekanik ventilatörde takip edilmeye başlandığı, herhangi bir sorunu olmayan sağlıklı bir kişinin hastane reanimasyon servisine kabulünün mümkün olmadığı, travmaya bağlı kırıklar bulunan ve yatağa bağlı hastalarda akciğer enfeksiyonu gelişmesinin mümkün olduğu adli tıp kurumu raporunda belirtildiği, dosyanın bütünü dikkate alındığında, müteveffanın solunum cihazı bulunan bir hastaneye sevk edilmesi ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi reanimasyon yoğun bakımında izlenmesinin gerekli olduğu, travma ve kırıklar nedeniyle uzun süreli yatağa bağlı kalan ve geri plandaki lenfoma nedeniyle bağışıklık sistemi kötü olan davacıya uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olmasına karşın sonuç alınamamasında davalı idareye atfedilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, yoğun bakımda gerekli hijyen şartları sağlanmadığından hastane enfeksiyonu oluştuğu, yoğun bakım şartları iyileştirilmediğinden ilaç ile enfeksiyon azaltılsa da sonrasında ölümcül düzeyde tekrar meydana çıktığı, hastane eczanesinde gerekli ilaçların bulunmadığı, zamanında müdahale edilmediği, ilaçların hasta yakınlarına dışarıdan aldırıldığı, hastane eczanesinde bu ilaçların bulunmamasının ağır hizmet kusuru olduğu, hükme elverişli ve denetime açık olmayan, enfeksiyon hastalıkları uzmanının bulunmadığı bir heyetten alınan raporun, teknik uzman raporu niteliğinde olmadığı, konunun uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetince yeniden incelemesinin yapılması gerektiği, davacılar murisi ile birlikte iki kişinin daha aynı tarihlerde hastane enfeksiyonu nedeniyle vefat ettiği hususunun raporda irdelenmediği, hastanenin enfeksiyon oluşmaması için gerekli tedbirleri almadığı, oluşan enfeksiyonu yok etmek için gerekli çalışmaların yapılmadığı, enfeksiyon ile mücadelenin zamanında ve gereği gibi yapılmadığı, müteveffa ve yakınlarının hastane enfeksiyonu hakkında bilgilendirilmediği, aydınlatılmış onamlarının alınmadığı, enfeksiyon ortaya çıktığında hasta kişinin izole edilmediğinden bulaş riskinin arttığı, bütün yoğun bakımın kısa sürede kontamine olduğu, mevzuat gereği gerekli birimlerin kurulmasının davalının kusurunu ortadan kaldırmayacağı ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, buna rağmen sonuç alınamadığı, olayda davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı, dosya kapsamındaki raporun da bu yönde olduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar murisi …'ün, 22/10/2011 tarihinde yüksekten düşme sonucu yaralandığı, ambulans ile Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüğü, aynı gün müteveffa ve yakınlarının talebi üzerine Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi … Hastanesi reanimasyon servisine sevk edildiği, burada yapılan tetkiklerde çoklu kaburga ve omurga kırığı tespit edildiği, 25/10/2011 tarihinde genel durumunun kötüleştiği, hastanın entübe edilerek mekanik ventilatörde takip edilmeye başlandığı, böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiafıltrasyon uygulanıldığı, devam eden tedavisi sırasında enfeksiyona rastlanıldığı, 29/12/2011 tarihi saat 08.30'da kardiyak arrest geliştiği, yapılan resüsitasyona cevap alınmaması üzerine 09.00'da vefat ettiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlıkta, olaya yönelik olarak Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve …sayılı raporda özetle, "kişinin yüksekten düşme öyküsü ile götürüldüğü Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayenesinin yapıldığı, travmatik patolojileri tespit amaçlı laboratuar ve radyolojik tetkiklerinin yapıldığı, bulguların branş konsültasyonları eşliğinde değerlendirildiği, sevki sağlanana kadar müşahade altında ilk tedavisinin yapıldığı, sevk öncesi sevkinin yapılacağı reanimasyon kliniği ile görüşülerek bilgi dahilinde uygun koşullarda 112 ambulansı ile transportunun sağlanıldığı, sevkedildiği Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi … Hastanesinde muayenesinin yapılarak yoğun bakımda takip ve tedavilerinin sürdürüldüğü, takibi sırasında branş konsültasyonlarının önerileri doğrultusunda tedavisinin yapıldığı, laboratuar ve radyolojik görüntülemelerinin yapıldığı, bulguların branş konsültasyonları eşliğinde değerlendirildiği enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları ile gelişen enfeksiyonlara karşı kültür sonuçları ve kültür antibiyogramları ile tedavisinin düzenlenildiği, trakeostomisinin açıldığı, böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiafıltrasyon uygulanıldığı göz önüne alındığında, kişinin muayenesine takip ve tedavisine katılan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline ve davalı idareye kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş bildirilmiştir. Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup, bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bununla birlikte bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. İdare Mahkemesince hükme esas alınan raporda, davacılar murisinde acinetobacter, pseudomonas aeruginosa, staphylococcus aereus ve proteus penneri bakterilerinin üreme sebeplerinin ne olduğu, bu bakterileri hangi aşamada kaptığı, bu bakterileri kapmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, davacılar murisinin vefatında bu bakterilerin etkisinin olup olmadığı, antibiyotik tedavisine rağmen bu bakterilerin görüldüğü dikkate alındığında enfeksiyona yönelik tedavinin yeterli olup olmadığı, bakterilerin duyarlılık test sonuçlarına göre uygun antibiyotik tedavisi yapılıp yapılmadığı, söz konusu hastanenin yoğun bakım servisinde 4 adet izolasyon odası bulunmasına, acinetobacter ve pseudomonas aeruginosa bakterilerinin davacılar murisi ile aynı dönemde aynı yoğun bakım servisinde bulunan iki hastada daha üremesine rağmen davacılar murisinin bu odalardan birine alındığına ilişkin bir kaydın bulunmadığı, izolasyon odasına alınmış ise tecrit uygulamasında bir gecikme olup olmadığı hususlarında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, ayrıca Adli Tıp Kurumu raporunda enfeksiyon hastalıkları uzmanı katılımı olmadan görüş bildirildiği, dava dosyası kapsamında davacılar murisinin rutin kan ve idrar tahlilleri, kültür ve antibiyogram sonuçları ile davacılar murisinin hastanede yattığı dönemlerle ilgili Hastane Enfeksiyon Komitesi raporlarının da bulunmadığı, bu haliyle olayda davalı idarenin hizmet kusuru olup olmadığının açık ve net olarak değerlendirilmediği, anılan bilirkişi raporunun, yeterli, objektif, bilimsel açıklama ve değerlendirmeleri içermediği ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle, davacılar murisinin, hastanede yattığı döneme ilişkin yatan, ameliyat edilen, hastane enfeksiyonu kapan hasta sayısını ve enfeksiyon etkeni mikropları da gösterir şekilde enfeksiyon kontrol komitesi raporları, hastaya ait tüm kan ve idrar tahlilleri ile kültür ve antibiyogram sonuçları, hastaya ait günlük doktor ve hemşire gözlem formlarının, davacılar murisi ile aynı dönemde aynı yoğun bakım servisinde bulunan dava dışı … ve … isimli hastalara ait kayıtların temin edilerek, söz konusu hastaların izolasyon odasına alınıp alınmadığı, alınmış ise hangi tarihten itibaren tecrit uygulaması yapıldığı hususları araştırılarak, davacılar murisinin tedavi sürecine ilişkin dosyadaki tüm belgelerin Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, ilgili (enfeksiyon hastalıkları uzmanı gibi) uzmanların oluşturduğu Adli Tıp Üst Kurulundan, yukarıda belirtilen hususların açıklandığı, taraf iddialarının açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. Öte yandan, davacılar murisinin, söz konusu hastanedeki tedavisi sırasında hastane enfeksiyonuna maruz kalarak vefat ettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen toplam 525.000,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi isteminden kaynaklanan işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup, Mahkemece, esastan yeniden karar verilirken dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davanın res'en ilgililere davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ihbarı gerektiği açıktır. Ayrıca, işbu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılama neticesinde, maddi tazminat yönünden davanın reddi halinde Dairemizin yerleşik içtihatları gereği maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1.Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/11/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hizmet kusuru; sağlık hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel aksaklık, bozukluk veya boşluklardan doğan, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesi hallerinde gerçekleşen bağımsız ve anonim karakterli bir kusurdur. İdareler, kamu hizmetinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonu kurarak yeterli bina, tesis, teknik araç gereç donanımını sağlamak ve alana uygun seçilmiş, yetişmiş personelle hizmet sunmak zorundadır.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/6326, K. 2020/4036Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6326 E.  ,  2020/4036 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/6326 Karar No : 2020/4036 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … … 6- … VEKİLLERİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, murisleri …'nin Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi beyin sinir cerrahisi servisinde 13/09/2011 tarihinde geçirdiği ameliyat sonrasında hastane enfeksiyonuna maruz kalması nedeniyle 28/12/2011 tarihinde ölmesi olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle ölenin eşi … için 72.000,00 TL, engelli çocuğu … için 120.000,00 TL olmak üzere 192.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı, davacıların herbiri için 30.000,00 TL olmak üzere toplam 180.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 372.000,00 TL tazminatın vefat tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olaya ilişkin olarak Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan 28/05/2014 tarih ve 2467 sayılı raporda, kişinin şikayetleri nedeniyle götürüldüğü Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde gerekli tetkiklerin yapılarak doğru tanının konulduğu, uygun endikasyon ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesine sevk edildiği, burada da gerekli tetkiklerin yapılarak doğru tanının konulduğu ve uygun endikasyon ile ameliyata alındığı, postop yoğun bakım ünitesinde takiplerinin yapıldığı, gerekli konsültasyonların yapıldığı, konsültasyonlar doğrultusunda uygun tetkikler yapılarak uygun antibioterapisinin verildiği, bu nedenlerle davalı idareye yönelik hizmet kusuru tespit edilemediği, yönünde görüş bildirildiği, ancak, müteveffanın vefatında hastane enfeksiyonun etkisinin ne olduğunun açıklanmadığı, anılan hastanede hastane enfeksiyonunun önlenmesi için uyulması gereken kuralların belirlendiği belirtilmekle birlikte anılan kurallara uyulması noktasında gerekli olan takibin davalı idarece yapılıp yapılmadığı ve anılan enfeksiyonun oluşmasında hastane personelinin ihmalinin bulunup bulunmadığı hususunun açıklanmadığı, ayrıca uyuşmazlığın esasının müteveffanın hastane enfeksiyonuna maruz kalması sebebiyle vefat etmesine dayanması hususu dikkate alındığında anılan kurulda enfeksiyon uzmanının yer alması gerekirken söz konusu kurulda enfeksiyon uzmanına yer verilmediği, Mahkemenin 25/06/2014 tarihli ara kararı üzerine bu hususların kesin ve net bir sonuca bağlandığı ek bilirkişi raporunun hazırlanmasının istenilmesi üzerine aynı İhtisas Kurulunca hazırlanan 22/10/2014 tarih ve 4049 sayılı raporda ise, kişinin şikayetleri nedeniyle götürüldüğü Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde gerekli tetkiklerin yapılarak doğru tanının konulduğu, uygun endikasyon ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesine sevk edildiği, burada da gerekli tetkiklerin yapılarak doğru tanının konulduğu ve uygun endikasyon ile ameliyata alındığı, postop yoğun bakım ünitesinde takiplerinin yapıldığı, gerekli konsültasyonların yapıldığı, konsültasyonlar doğrultusunda uygun tetkikler yapılarak uygun antibioterapisinin verildiği, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde çalışan bir enfeksiyon komitesinin mevcut olduğu, ilgili mevzuata uygun olarak kontrol programının uygulandığı, düzenli olarak sağlık personeli eğitiminin yapıldığı, komitenin Sağlık Bakanlığının belirlediği kriterlere uygun olarak surveyans yaptığı ve hastane enfeksiyon hızları, etkenleri, direnç partnerleri hususlarını içeren surveyans raporu hazırlayarak ilgili bölümlere ilettiği, ilgili bölümlerin enfeksiyon hızları ve bu hızlardaki değişiklikler, enfeksiyon kontrolü ile ilgili toplantılar yapıldığı, değerlendirme sonuçlarının düzenli aralıklarla yönetime sunulduğu, enfeksiyon kontrolü antibiyotik ve dezenfektan kullanımı ile ilgili sterilazsyon uygulama politikalarının belirlendiği, bu nedenlerle davalı idareye yönelik hizmet kusuru tespit edilemediği, yönünde görüş bildirildiği, anılan raporlar ile dosyada bulunan diğer tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı, söz konusu olaydan dolayı davalı idarenin, davacıların uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini ile sorumlu tutulabilmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, dosya kapsamında bulunan ve davalı idarece sunulan yazıda, zaman zaman enfeksiyon kontrol önlemlerinde veya temizlik hizmetlerinde aksama meydana geldiği, bazı nedenlerle ilaç temin ihalelerinin ertelendiği, en etkili enfeksiyon tedavisi ilacının 26/08/2011-28/12/2011 tarihleri arasında davalı idareye bağlı hastanenin eczanesinde bulunmadığı hususlarının belirtildiği, davacılar murisi ile birlikte iki kişinin daha aynı tarihlerde hastane enfeksiyonu nedeniyle vefat ettiği hususunun raporda irdelenmediği, hastanenin enfeksiyon oluşmaması için gerekli tedbirleri almadığı, oluşan enfeksiyonu yok etmek için gerekli çalışmaların yapılmadığı, müteveffa ve yakınlarının hastane enfeksiyonu hakkında bilgilendirilmediği, aydınlatılmış onamlarının alınmadığı, hastanede bulunması zorunlu ilaçların bulundurulmadığı, ilaçların büyük çoğunluğunun müteveffa yakınları tarafından temin edildiği, enfeksiyon belirdiğinde derhal kullanılması gereken ilacın hastane eczanesinde olmamasının ağır hizmet kusuru olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dosya kapsamında bulunan raporlar ve diğer bilgi belgeler birlikte değerlendirildiğinde, olayda davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar murisi …'nin, 25/08/2011 tarihinde şiddetli baş ağrısı ve bayılma şiakyetleriyle Kahramanmaraş Devlet Hastanesine başvurduğu, burada yapılan muayene ve tetkiklerin ardından 26/08/2011 tarihinde grade I subaraknoidal kanama tanısıyla Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi beyin cerrahisi yoğun bakım servisine sevk edildiği, 13/09/2011 tarihinde genel anestezi altında kraniektomi ile anterior comm anevrizmaya klemp takıldığı, postop takiplerinde enfeksiyona rastlanıldığı, 28/12/2011 tarihi saat 14:35'te kardiyak arrset geliştiği, yapılan resüsitasyona cevap alınmaması üzerine 15:20'de vefat ettiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlıkta, olaya yönelik olarak Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan 28/05/2014 tarih ve 2467 sayılı raporda özetle, "kişinin şikayetleri nedeniyle götürüldüğü Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde gerekli tetkiklerin yapılarak doğru tanının konulduğu, uygun endikasyon ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesine sevk edildiği, burada da gerekli tetkiklerin yapılarak doğru tanının konulduğu ve uygun endikasyon ile ameliyata alındığı, postop yoğun bakım ünitesinde takiplerinin yapıldığı, gerekli konsültasyonların yapıldığı, konsültasyonlar doğrultusunda uygun tetkikler yapılarak uygun antibioterapisinin verildiği, bu nedenlerle davalı idareye yönelik hizmet kusuru tespit edilemediği" yönünde görüş bildirilmiş, Mahkemenin 25/06/2014 tarihli ara kararı ile, müteveffanın vefatında hastane enfeksiyonun etkisinin ne olduğunun açıklanmadığı, anılan hastanede hastane enfeksiyonunun önlenmesi için uyulması gereken kuralların belirlendiği belirtilmekle birlikte anılan kurallara uyulması noktasında gerekli olan takibin davalı idarece yapılıp yapılmadığı ve anılan enfeksiyonun oluşmasında hastane personelinin ihmalinin bulunup bulunmadığı hususunun açıklanmadığı, ayrıca uyuşmazlığın esasının müteveffanın hastane enfeksiyonuna maruz kalması sebebiyle vefat etmesine dayanması hususu dikkate alındığında anılan kurulda enfeksiyon uzmanının yer alması gerekirken söz konusu kurulda enfeksiyon uzmanına yer verilmediği gerekçesiyle, aynı İhtisas Kurulundan bu hususların kesin ve net bir sonuca bağlandığı ek bilirkişi raporunun hazırlanması istenilmiş, bunun üzerine hazırlanan 22/10/2014 tarih ve 4049 sayılı raporda ise özetle, "kişinin şikayetleri nedeniyle götürüldüğü Kahramanmaraş Devlet Hastanesinde gerekli tetkiklerin yapılarak doğru tanının konulduğu, uygun endikasyon ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesine sevk edildiği, burada da gerekli tetkiklerin yapılarak doğru tanının konulduğu ve uygun endikasyon ile ameliyata alındığı, postop yoğun bakım ünitesinde takiplerinin yapıldığı, gerekli konsültasyonların yapıldığı, konsültasyonlar doğrultusunda uygun tetkikler yapılarak uygun antibioterapisinin verildiği, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde çalışan bir enfeksiyon komitesinin mevcut olduğu, ilgili mevzuata uygun olarak kontrol programının uygulandığı, düzenli olarak sağlık personeli eğitiminin yapıldığı, komitenin Sağlık Bakanlığının belirlediği kriterlere uygun olarak surveyans yaptığı ve hastane enfeksiyon hızları, etkenleri, direnç partnerleri hususlarını içeren surveyans raporu hazırlayarak ilgili bölümlere ilettiği, ilgili bölümlerin enfeksiyon hızları ve bu hızlardaki değişiklikler, enfeksiyon kontrolü ile ilgili toplantılar yapıldığı, değerlendirme sonuçlarının düzenli aralıklarla yönetime sunulduğu, enfeksiyon kontrolü antibiyotik ve dezenfektan kullanımı ile ilgili sterilazsyon uygulama politikalarının belirlendiği, bu nedenlerle davalı idareye yönelik hizmet kusuru tespit edilemediği" yönünde görüş bildirilmiştir. Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup, bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bununla birlikte bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. İdare Mahkemesince hükme esas alınan raporda, davacılar murisinde acinetobacter, serratia marcescens, pseudomonas aeruginosa, staphylococcus haemolyticus, staphylococcus epidermidis ve klebsiella pneumoniae ssp pneumoniae bakterilerinin üreme sebeplerinin ne olduğu, bu bakterileri hangi aşamada kaptığı, bu bakterileri kapmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, davacılar murisinin vefatında bu bakterilerin etkisinin olup olmadığı, antibiyotik tedavisine rağmen bu bakterilerin görüldüğü dikkate alındığında enfeksiyona yönelik tedavinin yeterli olup olmadığı, bakterilerin duyarlılık test sonuçlarına göre uygun antibiyotik tedavisi yapılıp yapılmadığı, söz konusu hastanenin yoğun bakım servisinde 4 adet izolasyon odası bulunmasına, acinetobacter ve pseudomonas aeruginosa bakterilerinin davacılar murisi ile aynı dönemde aynı yoğun bakım servisinde bulunan iki hastada daha üremesine rağmen davacılar murisinin bu odalardan birine alındığına ilişkin bir kaydın bulunmadığı, izolasyon odasına alınmış ise tecrit uygulamasında bir gecikme olup olmadığı hususlarında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, ayrıca dava dosyası kapsamında 26/10/2011 ila 08/12/2011 tarihleri arasındaki kültür sonuçlarının da bulunmadığı, bu haliyle olayda davalı idarenin hizmet kusuru olup olmadığının açık ve net olarak değerlendirilmediği, anılan bilirkişi raporunun, yeterli, objektif, bilimsel açıklama ve değerlendirmeleri içermediği ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle, davacılar murisinin, 26/10/2011 ila 08/12/2011 tarihleri arasındaki kültür ve antibiyogram sonuçlarının, davacılar murisi ile aynı dönemde aynı yoğun bakım servisinde bulunan dava dışı … ve … isimli hastalara ait kayıtların temin edilerek, söz konusu hastaların izolasyon odasına alınıp alınmadığı, alınmış ise hangi tarihten itibaren tecrit uygulaması yapıldığı hususları araştırılarak, davacılar murisinin tedavi sürecine ilişkin dosyadaki tüm belgelerin Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, ilgili uzmanların oluşturduğu Adli Tıp Üst Kurulundan, yukarıda belirtilen hususların açıklandığı, taraf iddialarının açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. Öte yandan, davacılar murisinin, söz konusu hastanedeki tedavisi sırasında hastane enfeksiyonuna maruz kalarak vefat ettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen toplam 372.000,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi isteminden kaynaklanan işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup, Mahkemece, esastan yeniden karar verilirken dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davanın res'en ilgililere davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ihbarı gerektiği açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kamu hastanelerinde sunulan sağlık hizmetine ilişkin başvurularda davalı idarenin tespiti önem taşımaktadır; zira sağlık kuruluşunun Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir hastane, üniversite hastanesi veya farklı bir kamu sağlık kuruluşu niteliği taşıması başvuru merciini belirlemektedir.

İdareye Zorunlu Başvuru Usulü ve Dava Açma Süreleri

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, idari eylemlerden hakları ihlal edilen kişilerin tam yargı davası açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini talep etmeleri zorunludur.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

İdareye yöneltilen başvurunun kısmen veya tamamen reddedilmesi halinde bu ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren; idare tarafından otuz gün içinde herhangi bir cevap verilmemesi durumunda ise bu otuz günlük sürenin bittiği tarihten itibaren kanuni dava açma süresi içerisinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekmektedir.

Enfeksiyon Önleme Yükümlülükleri ve Tıbbi Kayıtlar

Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği; kamu kurumları ile özel hukuk tüzel kişilerine ait tüm yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonları önlemek, kontrol altına almak ve çözüm üretmek üzere enfeksiyon kontrol komitelerinin teşkili ile çalışma usullerini düzenler. Kurumlar bu kapsamda enfeksiyon kontrol komitesi kurmak, enfeksiyon kontrol programı hazırlamak, personele düzenli eğitim vermek, el hijyenini sağlamak, izolasyon tedbirlerini uygulamak, sürveyans yürütmek, sterilizasyon ve dezenfeksiyon kurallarını tayin etmek, antibiyotik kullanım politikası geliştirmek ve salgın şüphesinde hızlı inceleme başlatmakla yükümlüdür.

Hasta Hakları Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda hasta; sağlık durumuna ilişkin tıbbi dosya ve kayıtları doğrudan, vekili veya kanuni temsilcisi aracılığıyla inceleme ve suret alma hakkına sahiptir. Aynı hasta adına birbiriyle çelişen farklı epikrizlerin düzenlenmesi durumunda, bunun kurum uygulamaları gereği olup olmadığı ve hastane bilgisayar sistemi log kayıtlarına müdahale edilip edilemeyeceği hususlarının uzman bilirkişi incelemesiyle açıklığa kavuşturulması aranmaktadır.

Bilirkişi İncelemesi, İhbar Usulü ve Ceza Soruşturması

Sağlık hakkını doğrudan ilgilendiren hastane enfeksiyonu davalarında somut verilere dayanmayan, bilimsel inceleme içermeyen ve varsayıma dayalı bilirkişi raporları hükme esas alınamaz. Enfeksiyon kaynaklı uyuşmazlıklarda enfeksiyon hastalıkları uzmanı katılımı bulunmayan raporlar hükme esas alınamamakta; heyette klinik mikrobiyoloji uzmanının yanı sıra olayın özelliğine göre ilgili cerrahi, dahili, yoğun bakım, anestezi, hemşirelik ve adli tıp uzmanlarının yer alması önem taşımaktadır. 2659 sayılı mülga Kanun sonrasında adli tıp ihtisas kurullarının yapısı 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerine göre teşekkül ettirilmektedir.

Yargı mercilerince yapılacak incelemelerde; enfeksiyon etkeni bakterilerin üreme sebepleri, bulaşma aşaması, idarenin gereken koruyucu tedbirleri alıp almadığı, teşhis ve antibiyotik tedavisinde gecikme bulunup bulunmadığı, hastanın yoğun bakımdaki tecrit veya izolasyon odasına alınıp alınmadığı araştırılmalıdır. Ayrıca ilgili dönemde yatan, ameliyat edilen ve enfeksiyon kapan hasta sayılarını gösteren enfeksiyon kontrol komitesi raporları, kültür-antibiyogram sonuçları ve aynı servisteki diğer hastaların izolasyon verileri toplanmalıdır.

Taraflar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesi ve 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesi uyarınca bilirkişi raporunun tebliğinden itibaren iki hafta içinde rapordaki eksikliklerin giderilmesini, belirsizliklerin açıklanmasını veya yeni bir bilirkişi görevlendirilmesini talep edebilir. Öte yandan davada idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kamu personeli veya üçüncü kişilerin tespit edilerek davaya müdahil olabilmelerini teminen davanın mahkemece resen ihbar edilmesi gerekir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 31Kaynağı aç
Madde 31 – 1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. (Ek cümle: 5/4/1990-3622/11 md.; Değişik:10/6/1994-4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarı (…)[23] Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/22 md.) Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.[24][25][26] 2. Bu Kanun ve yukarıdaki fıkra uyarınca Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uygulanır. İKİNCİ BÖLÜM İdari Davalarda Yetki ve Bağlantı ile Görevsizlik ve Yetkisizlik Hallerinde Yapılacak İşlemler İdari davalarda genel yetki:

Sağlık meslek mensuplarının tıbbi işlem ve uygulamalarından kaynaklanan cezai ve rücu süreçlerinde 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. maddesi hükmü uyarınca Mesleki Sorumluluk Kurulu usulü işletilmektedir.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. ek 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

Maddi ve Manevi Tazminat Taleplerinin Kapsamı

Hastane enfeksiyonu sebebiyle açılacak maddi tazminat davalarında; tedavi giderleri, antibiyotik ve ilaç harcamaları, zorunlu ek ameliyat maliyetleri, yoğun bakım ve yatak giderleri, yara bakımı, fizik tedavi, medikal cihaz ile protez veya implant yenileme bedelleri talep edilebilir. Bunun yanında hastanın geçici iş göremezlik, sürekli iş göremezlik, gelir kaybı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararları ile refakatçi, bakıcı ve ulaşım harcamaları da maddi tazminatın kapsamındadır.

Manevi tazminat; hastanın yaşadığı bedensel acı, ölüm tehlikesi, yoğun bakım süreci, uzun hastane yatışı, kalıcı organ ve hareket kısıtlılığı ile yaşam kalitesinin düşmesi nedeniyle talep edilir. Manevi tazminat bir malvarlığı eksilmesini giderme aracı değil, duyulan elem ve ızdırabı kısmen hafifletmeyi amaçlayan bir tatmin aracı olup zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmelidir. İdarenin kamu hizmetini gereği gibi sunamaması sebebiyle ilgililerin yeterli hizmet alamamaktan ötürü üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi tazminat için yeterlidir. Enfeksiyon neticesinde ölüm meydana gelmişse murisin yakınları cenaze giderleri, destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebinde bulunabilir.

Danıştay 10. Daire, E. 2022/3510, K. 2025/4008Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/3510 E.  ,  2025/4008 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/3510 Karar No : 2025/4008 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / ANKARA VEKİLLERİ : Huk. Müş. Av. … Huk. Müş. … 2- … Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, boynundaki rahatsızlık sebebiyle başvurduğu Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığından ve olayda davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 450,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 09/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu olaya ilişkin alınan Adli Tıp raporunda belirtildiği üzere, ilgiliye uygulanan tıp tekniklerinin uygun olduğu, ameliyatta stabilizasyon için uygulanan materyallerin yerlerinin uygun olduğu, stabilizasyon materyallerinde kırık oluşabileceği, bunun herhangi bir özen ya da dikkat eksikliğinden kaynaklanmayan ameliyat komplikasyonu olduğu, ikinci ameliyat sonrası yara yeri enfeksiyonu geliştiği, bu durumun bu hastalarda her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olduğu, kişinin takip ve tedavisinden sorumlu sağlık personeline atfı kabil tıbbi kusur saptanmadığı, sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yerine getiren idarenin organizasyon hatasının bulunmadığı, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için ağır hizmet kusurunun bulunması gerektiği tartışmasız olduğundan burada davalı idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, hükme dayanak alınan Adli Tıp Kurumu raporunu düzenleyen heyet içerisinde yeterli sayıda beyin ve sinir cerrahisi uzmanı ile nöroloji uzmanı bulunmadığı, yeterli uzmanın bulunmadığı rapora dayanılarak davanın reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu raporunda ikinci ameliyat sonrasındaki vaziyet hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, oluşan durumun komplikasyon olarak nitelenebilmesinin mümkün olmadığı, ikinci ameliyat yapılmasına karar verilinceye kadar sürenin uzun olup olmadığı, bunun geç alınmış bir karar olup olmadığı hususlarına yönelik olarak bir değerlendirme yapılmadığı, komplikasyon yönetiminde herhangi bir eksiklik olup olmadığı hususunun yeterince ve olması gerektiği gibi tartışılmadığı, komplikasyon yönetiminde eksiklik bulunduğu, hastanın kontrol ve takibinde gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği, Adli Tıp Kurumu Üst Kuruldan rapor alınması gerektiği, hukuka uygun aydınlatılmış onam alınıp alınmadığının incelenmediği, olay bir komplikasyon olarak nitelendirilse ve olay ile idarenin eylemi arasında doğrudan bir illiyet bağı kurulmasa dahi tedavisinin gerektiği gibi yürütülmemesi yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açıldığından manevi tazminata karar verilmesi gerektiği, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI :Davalı idareler tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; davacının sol el ve kolda uyuşma, sol orta parmakta ağrı şikayetiyle başvurduğu Marmara Üniversitesi Nörolojik Bilimler Enstitüsünde yapılan tetkikler sonucu servikal dar kanal tanısıyla 02/08/2016 tarihinde opere edildiği, operasyon sonrası stabilizasyon materyalinde gevşeme olduğu için 22/06/2017 tarihinde revizyon ameliyatı yapıldığı, ikinci ameliyat sonrası yara yerinde akıntı gelişmesi sebebiyle yatırılarak tedavi edildiği ve boyun ağrısı şikayetinin geçmemesi üzerine başvurduğu Özel … Hastanesinde 14/03/2018 tarihinde yapılan operasyonla eski operasyonlara ait materyaller çıkarılarak yenilerinin takıldığı, davacı tarafından, meydana gelen zararın hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idarelere yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan son durum muayenesi neticesinde düzenlenen, 07/01/2020 tarihli raporda, boyun ağrısı şikayetinin mevcut olduğu, yürümesi doğal, kol ve bacaklarda güç kaybı ve motor defisiti olmadığı, boyunda rijidite ve hareket kısıtlılığı mevcut olduğu belirtilmiştir. Mahkemece olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda; " Kişiye servikal dar kanal ve OPLL tanısı ile yapılan C4-5-6 laminektomi + bilateral C3-4-5 sağ C6 lateral mass + C7 transpediküler enstrümantasyon operasyonunun endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, ameliyatta stabilizasyon için uygulanan materyallerin yerlerinin uygun olduğu, stabilizasyon materyallerinde kırık oluşabileceği, bunun herhangi bir özen ya da dikkat eksikliğinden kaynaklanmayan ameliyat komplikasyonu olarak değerlendirildiği, stabilizasyon materyalinde instabilite saptanması üzerine Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon konsültasyonu istenmesinin uygun olduğu, şikayetleri geçmemesi nedeniyle kişiye yapılan revizyon ameliyatının endikasyonu olduğu, ikinci ameliyat sonrası yara yeri enfeksiyonu geliştiğinin anlaşıldığı, bu durumun bu hastalarda her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olduğunun bilindiği, kişinin kliniğe yatırıldığı, kültür ve hemogram tetkiklerinin alındığı ve antibiyoterapi uygulanarak taburcu edildiği, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, ameliyat öncesi saptanan sol üst ekstremitedeki motor güç kaybının ameliyatlar neticesinde gerilediği ancak boyun ağrısı şikayetinin devam etmesi üzerine … Hastanesine başvurduğu, burada yapılan operasyon ile eski materyaller çıkarılarak aynı seansta C3-Th1 anterior servikal plak-vida ile enstrümentasyon uygulandığının anlaşıldığı, bu tür ameliyatlardan sonra her zaman tam şifa halinin olmayabileceği, şikayetlerin kısmen devam edebileceği tıbben bilindiğinden kişinin takip ve tedavisinden sorumlu sağlık personeline atfı kabil tıbbi kusur saptanmadığı, sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yerine getiren idarenin organizasyon hatasının bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak davacının istinaf başvurusu reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, Mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ve adli bilimler ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda sağlık personeline atfedilecek tıbbi hata bulunmadığı, sağlık hizmetini sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin hatasının bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için gerekli görüldüğünden; Davacının ilk ameliyat sonrası 29/05/2017 tarihli kontrol Servikal Vertebra BT incelemesinde "sağda C7 vertabra korpusundaki transpedinküler vidada fraktür mevcut olduğu"nun tespiti üzerine cerrahi operasyon yapılmadan takip edilerek 22/06/2017 tarihinde ameliyata alınmasında herhangi bir gecikmenin söz konusu olup olmadığı, 22/06/2017 tarihli revizyon ameliyatının tıbben uygun bir şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, tekniğinin uygun olup olmadığı, ameliyatta herhangi bir özen ya da dikkat eksikliğinin bulunup bulunmadığı, 22/06/2017 tarihli revizyon ameliyatı sonrasında yara yeri enfeksiyonu dışında gelişen bir komplikasyon bulunup bulunmadığı, komplikasyonun varlığının tespiti halinde komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olup olmadığı, Davacının revizyon ameliyatından yaklaşık dokuz ay sonra özel bir hastanede 14/03/2018 tarihinde servikal kifotik deformite tanısıyla eski materyaller çıkarılarak aynı seansta C3-Th1 anterior servikal pklak-vida ile enstrümentasyon operasyonu olduğu dikkate alındığında, servikal kifotik deformite durumunun oluşmasının revizyon ameliyatındaki herhangi bir özen ya da dikkat eksikliğinden ya da tıbbi bir hatadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, Bir buçuk yıllık süre zarfında üç kez ameliyat olmak zorunda kalan davacının sağlık durumunun gelinen son noktada olağan bir durum olup olmadığı, hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmekte olup, yukarıda aktarılan konularda yetersiz veya hiç açıklama içermeyen bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Bu itibarla, konu ile ilgili uzmanlardan oluşacak Adli Tıp Üst Kurulundan yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan davacının istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 23/09/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Hastane enfeksiyonu kapılmış olması tazminat davası açmak için tek başına yeterli midir?

Yalnızca hastane enfeksiyonu gelişmiş olması tazminat sorumluluğu için yeterli sayılmamakta; sağlık hizmetindeki kusur ile zarar arasında illiyet bağının kurulması ve sağlık kuruluşunun gerekli tedbirleri almadığının veya tedavide geç ya da hatalı davrandığının ispatlanması gerekmektedir.

Kamu hastanesinde gelişen enfeksiyon için dava öncesi idareye başvuru süresi ne kadardır?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye yazılı başvuru yapılması zorunludur.

İdare başvuruya cevap vermezse veya reddederse tam yargı davası hangi sürede açılır?

İdareye sunulan başvurunun kısmen veya tamamen reddi halinde ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren, başvuruya otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde ise bu otuz günlük sürenin bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde tam yargı davası açılabilir.

Özel hastane enfeksiyon sebebiyle sadece doktorun hatasından mı sorumludur?

Özel hastane işletmesi hekimin eylemlerinin yanı sıra ameliyathane, yoğun bakım, sterilizasyon, hemşirelik, temizlik, tıbbi atık yönetimi ve genel organizasyon kusurlarından da özel hukuk kuralları çerçevesinde sorumludur.

Hastane enfeksiyonunun komplikasyon olarak değerlendirilmesi tazminat sorumluluğunu nasıl etkiler?

Tıbbi müdahale neticesinde ortaya çıkan durumun komplikasyon olarak nitelendirildiği somut uyuşmazlıklarda, sağlık kuruluşuna yüklenebilecek bir kusur bulunmadığının bilirkişi incelemesiyle belirlenmesi ve hastanın olası riskler konusunda aydınlatılarak rızasının alınmış olması halinde tazminat istemleri reddedilebilmektedir; ancak sterilizasyon ve enfeksiyon kontrol tedbirlerinin alınıp alınmadığı her somut olayın özelliğine göre mahkemece değerlendirilir.

Hasta hastanedeki tıbbi kayıt ve epikriz belgelerini talep edebilir mi?

Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca hasta, sağlık durumuna ilişkin tüm dosya ve tıbbi kayıtları doğrudan, vekili veya kanuni temsilcisi aracılığıyla inceleme ve suretini alma hakkına sahiptir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu