Bedensel Zararlarda Maddi ve Manevi Tazminat Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Bedensel Zararlarda Maddi ve Manevi Tazminat Davası

Bedensel zararlar, haksız bir fiil ya da sözleşmeye aykırılık sonucu kişinin vücut bütünlüğünün zedelenmesiyle doğan maddi ve manevi eksilmeleri ifade eder. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi gereğince bedensel zararlar özellikle tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardan meydana gelir. Vücut bütünlüğü ihlale uğrayan kimse bu zararlarının giderilmesi amacıyla maddi tazminat davası açabileceği gibi duyduğu acı ve elemin telafisi için manevi tazminat talebinde de bulunabilir. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca bedensel zararlar sorumluluk hukuku ilkelerine ve Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre hesaplanır. Aynı hüküm uyarınca bu kurallar, idarenin sorumlu olduğu sebepler ile her türlü idari eylem ve işlemlerin yol açtığı vücut bütünlüğünün yitirilmesine bağlı tazminat davalarında da uygulanır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 54Kaynağı aç
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. c. Belirlenmesi
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 55Kaynağı aç
MADDE 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır. d. Manevi tazminat

Maddi Zararın Hesaplanması ve Kapsamı

Bedensel zararlarda maddi tazminat miktarı belirlenirken kişinin fiilen maruz kaldığı tedavi masrafları, çalışamadığı dönemdeki kazanç kayıpları ve gelecekteki çalışma gücü eksilmeleri esas alınır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/4030 Esas, 2024/2349 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, bedensel zararlarda hesaplanan tazminat miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz; tazminatın üst sınırı gerçek zararla sınırlıdır. Ayrıca kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler de bedensel zararların belirlenmesinde gözetilemez ve hesaplanan zarar veya tazminattan indirilemez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/4030, K. 2024/2349Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/4030 E.  ,  2024/2349 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/168 E., 2023/419 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 1. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi SAYISI : 2015/1240 E., 2020/159 K. Taraflar arasındaki asıl ve birleşen maddi-manevi tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın asıl davada davalılar, birleşen davada davalı … San. Ve Tic. A.Ş. (… Hastanesi A.Ş.) vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı … vekili tarafından duruşmasız, asıl ve birleşen davada davalı … Hastanesi A.Ş. vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.09.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen asıl ve birleşen davada davacılar vekili Avukat …, asıl ve birleşen davada davalı … vekili Avukat … ile asıl ve birleşen davada davalı … Hastanesi vekili Avukat …'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacılar vekili … davada; 28.03.2015 tarihinde müvekkillerinden …’ın davalı hastanede …’ı dünyaya getirdiğini, prematüre doğum nedeniyle bebeğin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kuvöze alındığını ve 52 gün burada kaldığını, bu süreçte … ve tedavisinin davalı hastanede çocuk doktoru olarak görev yapan diğer davalı Dr. … tarafından takip edildiğini, ancak bebeğin ROP muayenesi ve tedavisinin zamanında yapılmaması nedeniyle görme yetisini kaybettiğini, davalı doktor tarafından 28.04.2015 tarihinde ROP açısından değerlendirilmek üzere göz konsültasyonu istendiğini, ancak aşırı kapak ödemi nedeniyle göz dibinin değerlendirilemediğini ve bir hafta sonra kontrolünün yapılmasının rapor edildiğini, 05.05.2015 tarihinde göz muayenesi yapılması gereken bebeğin hastanede göz doktoru olmaması nedeniyle muayene edilemediğini, bebeğin taburcu edilirken davalı doktor tarafından … Hastanesinde göz doktoru …’e yönlendirildiğini, küçüğün 18.05.2015 tarihinde taburcu edildiğini, 25.05.2015 tarihinde yönlendirildikleri doktora bebeği muayene ettirdiklerini ve burada bebeğe ROP evre 2 (+) teşhisi konulduğunu, bir hafta sonra randevu verilerek evlerine gönderildiklerini, ailenin kendi araştırması sonucu randevuyu beklemeyerek en yakın Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittiklerini, burada çok geç kalındığını ve bebeğin görme yetisini kaybettiğinin bildirildiğini, bebeğe billateral plus hastalık evre 4a ROP (+) tanısı ile acil lazer ameliyatı yapılarak hastanın vitroeretinel cerrahi açısından Gazi Üniversitesi Göz Bölümüne sevk edildiğini, son bir umut olarak 12.06.2015 tarihinde göz hastalıkları uzmanı Prof. Dr. … tarafından ameliyat edildiğini, ancak bebeğin görme yetisi kazanamadığını ileri sürerek küçük … için 200.000,00 TL, baba … için 150.000,00 TL, anne Dilek için 150.000,00 TL olmak üzere toplamda 500.000,00 TL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, küçük …’ın çalışma gücü kaybından dolayı 1.000,00 TL maddi tazminatın ve 20.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere 21.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 28.05.2019 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla …'ın iş gücü kaybından doğan maddi tazminata ilişkin taleplerini 1.304.346,21 TL arttırarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir. 2. Davacılar vekili birleşen davada; İskenderun 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde işgücü kaybı tazminatı, yapılan ameliyata ilişkin tedavi gideri ve manevi tazminata ilişkin açmış oldukları davada davalıların kusurlu olduklarının tespit edildiğini, bu nedenle Küçük … için yaşam boyu bakıcı gideri tazminatının talebinin gerektiğini, davanın kabulü ile 1.699.355,07 TL bakıcı giderinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı … vekili … davada ; erken doğumlarda ROP riskinin mevcut olduğunu, bu nedenle bebeğin göz doktoru tarafından görülmesi gerektiğini, bu hususta müvekkilinin gerek hastane yetkililerini ve gerekse de hasta yakınlarını uyardığını ve bilgilendirdiğini, bebeği göz doktoruna yönlendirdiğini, davalı hastanede çalışan Dr. …’ın bebeği kontrol ettiğini, bu safhadan sonra sorumluluğun hastane ve göz doktoruna ait olduğunu, meydana gelen zarar ile müvekkili davranışı arasında illiyet bağı bulunmadığını, göz doktoru …’ın daha sonra hastaneden ayrıldığını, hastane yetkililerince yeni işe başlayan Dr. …'den bebeğin ROP kontrolünü yapması istenmiş ise de bu doktorun ROP muayenesi yapmadığını, hastanenin bu nedenle Dr. … ile temasa geçtiğini, bebeğin doğumundan itibaren hastaneden taburcu edilene kadar ilgililere durumun aciliyetini bildirdiğini, müvekkilinin aynı süreç içerisinde aynı riski taşıyan 5 doğum gerçekleştirdiğini, çalışılan bölümün 3. basamak yoğun bakım ünitesi olduğunu, hastanenin ROP muayenesi yapabilecek göz doktoru bulundurma veya anlaşmalı göz doktoru temin etme yükümlülüğü bulunduğunu, ortada bir kusur var ise bu kusurun hastanede ve göz doktorlarında olduğunu, davanın müvekkiline açılmış olması nedeniyle müvekkilinin tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk poliçesi ile sigortalı olduğunu bu bakımdan davanın Axa Sigorta A.Ş.’ne ihbarını talep ederek neticede davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı … Hastanesi A.Ş. vekili; diğer davalı doktorun herhangi bir kusuru olmadığından müvekkili hastanenin de sorumluluğunun bulunmadığını, gerek diğer davalı ve gerekse müvekkili tarafından tıbbi sorumluluğun gerektirdiği tüm yükümlülüğün yerine getirildiğini, davacıların gerek yazılı ve gerekse sözlü olarak bebeğin göz muayenesinin yapılması gerektiği konusunda uyarıldığını, müvekkili hastanede görevli göz doktorunun işten ayrılması nedeniyle bu süreçte davacıların başka göz doktorlarına yönlendirildiğini ve gerekli bilgilendirmenin yapıldığını, davacının en yüksek mevduat faizi talebinin yapılanın ticari iş olmaması nedeniyle yerinde olmadığını, müvekkilinin Sompo Japan Sigorta A.Ş. nezdinde sigortalı olduğunu bu bakımdan davanın bu şirkete ihbarını talep ederek neticede davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3. Davalı … vekili birleşen davada; davacı taraf açmış olduğu asıl tazminat davasında bakıcı giderlerini talep etmediğinden zımnen bu hakkından feragat etmiş olduğunu, ayrıca davanın zamanaşımına da uğradığını belirterek, davanın davalı müvekkili yönünden reddine, birleşen bu davanın Axa Sigorta A.Ş'ye ihbar edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 4. Davalı … Hastanesi A.Ş. vekili birleşen davada; taraflar arasında görülmekte olan ve asıl dava dosyası olan 2015/1240 Esas sayılı dosyasında belirtilen tüm beyan ve itirazlarını tekrar ettiklerini, davalı hastanenin ROP hastalığının tanı ve tedavisi hususunda gerekli hizmeti verdiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte emsal Yargıtay kararları gereğince kişinin her koşulda kendi gelirinden bakım için pay ayırması ve aile içi bakım yardımından yararlanacağı dikkate alınarak hesaplanan bakıcı gideri tazminatından %50 hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini belirterek, öncelikle asıl dosyada alınan bilirkişi raporunda göz doktorunun da kusurlu olduğu yönünde tespit yapıldığından birleşen davanın da göz doktoru Dr. …'a ve hastane ile diğer doktorun sigortalı olduğu Axa Sigorta A.Ş, Allianz Sigorta A.Ş, Güneş Sigorta A.Ş, Anadolu Sigorta A.Ş ve Sompo Japan Sigorta A.Ş'ye ihbar edilmesini, bununla birlikte dosyanın üniversitede görev yapan en az doçent ya da profesör unvanında ROP hastalığı alanında uzman bilirkişi heyetinden kusur ve maluliyet raporu alınmasını, neticeten davacının haksız davasının reddine, mahkeme aksi kanaatte ise hesaplanacak bakıcı giderinden hakkaniyet indirimi yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece ceza dosyası da dosya içine alınarak çelişkilerin giderilmesi amacıyla Hacettepe Üniversitesinden alınan raporda; hekimin üst merkeze sevke geç kaldığı ve bundan sorumlu olduğu hususunun belirtildiğini, alınan tüm raporlarda davalı hastanenin, vermekle yükümlü olduğu bir tedaviyi yerine getirmemesi nedeniyle asli kusurlu bulunduğu, davacıların her bir davalıdan zararın tamamını talep edebilmelerine ve dosya kapsamındaki tüm raporlarda davalıların kusurlu oldukları tespit edildiğine göre rapora itirazların yerinde görülmediği, tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle; asıl dava bakımından; davacı …'ın maddi tazminat talebinin kabulü ile, 1.305.346,21 TL ile 175.000,00 TL manevi tazminatın, davacı …'ın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 100.000,00 TL'nin, davacı …'ın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 100.000,00 TL'nin, davacıların tedavi giderine yönelik taleplerinin kısmen kabulü ile 15.000,00 TL'nin olay tarihi olan 28.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, birleşen dava bakımından; davacıların bakıcı giderine yönelik taleplerinin kabulü ile, 1.699.355,00 TL'nin olay tarihi olan 28.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, koşulları oluşmadığından bakıcı giderine yönelik tazminattan indirim yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davalı … Hastanesi vekili; dava konusu olayla ilgili alınan kusur raporları arasında gerek kusur oranları gerekse kusur atfedilen kişiler bakımından açık çelişki bulunduğunu, mahkemece bu çelişkinin giderilmediğini, davacıların ROP muayenesi hususunda özellikle kontrol bakımından bilgilendirildiğini, davaya konu ROP hastalığının halen dahi sebebi tam olarak belirlenemeyen, birden fazla faktörü, etkeni olan, zamanında müdahale halinde dahi görme kaybı söz konusu olan bir hastalık olduğunu, alınan raporda illiyet bağının mevcut olup olmadığı hususlarının değerlendirilmediğini, müvekkili hastanenin hastaların bilgisi ve izni dahilinde ROP muayenesi bakımından yakın bir hastanede (Özel Doğu Akdeniz hastanesi) Dr. Cengaver Tamer isimli hekime, tüm masraflar müvekkili hastane tarafından karşılanmak üzere sevk edildiğini, müvekkili hastanenin ROP tanı- tedavi yükümlülüğünü yerine getirdiğini, dosya kapsamında maluliyete ilişkin olarak ATK ihtisas kurulundan alınan raporda küçüğün %100 maluliyeti olduğunun kabul edildiğini, ancak dosyada mevcut Mersin Üniversitesi göz hastalıklarının raporunda dava konusu küçüğe gözlük düzenlendiği, obje takibini yapabildiğinin açıkça belirtildiğini, hükme esas alınan ATK raporunun, soyut ve hatalı tespitlere ve eksik incelemeye dayalı olduğunu, davacı lehine 18 yaş öncesi dönemi de kapsayacak şekilde maddi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava konusu küçüğün 18 yaşından itibaren çalışmaya başlayabileceğini, normal şartlarda da bu yaştan itibaren gelir elde edebileceğini, 18 yaş öncesinde iş gücü kaybı oluşmasının söz konusu olmadığını, davacı tarafın tedavi gideri talebi bakımından da haksız davasını ve iddalarını ispatlayamadığını, bu husustaki talebin muhakkak ki teknik inceleme gerektirdiğini, dosyada davacının talebi sebebiyle bilirkişi incelemesinin yapılmadığını, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen manevi tazminat tutarının fahiş derecede yüksek olduğunu, bakıcı gideri tazminatın net asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini, zaten bakım ücreti adı altında ödeme alan davacıların bakıcı gideri tazminatı talebinin tümden reddi gerektiğini, aksi kanaat halinde en azından bu ödemenin hesaplanan tazminattan mahsubu gerektiğini, zira aksi durum mükerrer ödemeye sebebiyet vereceğini, davacı çocuğun davacıların yanında olup ailesi tarafından bakımının yapıldığını, aile içi bakım yardımından yararlanacağını, bireyin her koşulda kendi gelirinden bakım için pay ayırması gerektiğini, mahkeme gerekçesinin aksine bu hususların bir varsayım olmayıp dosyadaki veriler ile sabit olduğunu, zira bu hususların bizzat davacı tanık beyanlarından ve Hatay Valiliği Aile Ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nün evde bakım ücreti ödemesine ilişkin yazısından anlaşıldığını, bu nedenlerle ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı … vekili; müvekilinin bebek …'ı hayata tutmak için gerekli tüm tedavileri yaptığını, bu sırada doğumun prematüre olması sebebiyle göz doktoruna sevkini de öngörülen 4-6 hafta içinde gerçekleştirdiğini, ayrıca gerek aileyi gerekse hastane yetkililerini uyardığını, müvekkilinin olayda hiçbir kusuru bulunmadığı halde, mahkemenin kusursuzluğuna ilişkin rapora itibar etmemesi ve bu yöndeki değerlendirmelerin yerinde olmadığını, bebeğin olay göz doktoruna intikal ettikten ilk muayenesi gerçekleşmiş olduktan sonra yanlış tedavi veya tedavisinde gecikme sebepleri ile ROP, göz körlüğü hastalığına yakalanmış ise de müvekkili ile hastalık arasında kusuru ve sorumluluğu doğuracak illiyet bağının kurulamayacağını, müvekkilinin sorumluluğunun hasta bebeğin göz doktoruna görünmesini temin etmek ile sınırlı olduğunu, bildirim yükümlülüğünü yerine getiren ve hasta bebeğin göz doktoruna ilk muayenesini sağlayan müvekkilinin göz doktorunun işini yapamaması, tedaviyi ertelemesi veya başka bir sebep ile uzmanlık alanının dışında bir hastalık sebebiyle sorumlu olduğuna yönelik mahkemenin kararının yerinde olmadığını, mahkemenin brüt değerler üzerinden hüküm kurmasının da yerinde olmadığını, ayrıca bakıcı giderlerinde hakkaniyet indirimine gidilmemesinin de yerinde olmadığını, yüksek maddi tazminat yanında ayrıca yüksek miktarda manevi tazminata da hükmedildiğini, gerek maddi tazminatın gerekse manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, gerek davacılar lehine hükmedilen avukatlık ücreti gerekse, kendilerine hükmedilen avukatlık ücret hesabının yerinde olmadığını belirtip, ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın esastan incelenerek müvekkili … yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece alınan bilirkişi raporları bütünüyle değerlendirildiğinde, davalı doktorun kusurlu olduğu, davalı hastane bakımından ise olayın meydana gelmesinde gerek organizasyon olarak gerekse çalıştırdığı personelin ihmali nedeniyle zamanında göz muayenesinin yerine getirilmemesi ya da daha donanımlı başkaca bir sağlık kuruluşuna zamanında hastanın sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yerinde olduğu, mahkemesince tarafların kusur durumu ve maluliyet oranı belirlendikten sonra uzman bilirkişi aktüerya bilirkişisinden rapor alınarak bu bedele hükmedilmesinde, küçüğün "görme yetisini" kaybetmesi nedeniyle hayatı boyunca emsallerine oranla daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacağı, bu haliyle sürekli iş gücü kaybının on sekiz yaşına kadar "efor tazminatı" olarak hesaplanmasında, sürekli bakıma muhtaç olması dikkate alınarak birleşen dosyada bakıcı giderine hükmedilmesine ve görme yetisi kaybı nedeniyle olayın somut özelliklerine göre bu ücrette hakkaniyet indirimi yapılmaması ve ücretin belirlenmesindeki esaslarda benimsenen gerekçelere göre mahkemenin kabulünde usul ve yasaya aykırı yan olmadığı gerekçesiyle; davalıların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili duruşmasız, davalı … Hastanesi A.Ş. vekili duruşmalı temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı … Hastanesi A.Ş. vekili; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanlarına ek olarak, faiz bakımından olay tarihinden itibaren faiz uygulanmasının hatalı olduğunu, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak değil kısmi eda davası olarak açtığını, bu nedenle ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiğini, kaldı ki tedavi gideri ve bakıcı giderlerine ancak yapıldıkları tarihten itibaren faize hükmedilebileceğini, Bölge Adliye Mahkemesince her bir davalıdan ayrı ayrı harç alınmasına karar verildiğini, kabul anlamına gelmemek üzere davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabul edildiği durumlarda bakiye harcın mükerrer ödemeye sebebiyet verecek şekilde ayrı ayrı tahsiline karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı … vekili; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklı maddi-manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 56 ncı, 116 ncı maddesi ile 502 vd. maddeleri. 2.Dairemizin 15.05.2024 tarihli, 2024/311 E., 2024/1697 K. Sayılı ilamı, 13.02.2024 tarihli, 2023/4972 E., 2024/602 K. Sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2021 tarihli, 2018/(21)10-927 E., 2021/531 K. sayılı ilamı. 3. Değerlendirme 1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. 2.Davalıların kusur ve maluliyet tespitine ilişkin temyiz itirazları yönünden; Mahkemece kusur tespitine ilişkin Üniversite hastanelerinden alınan raporlarda; ''bebeğin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavisinden sorumlu olan doktor …'ın bebeğin ilk ROP muayenesinin yapılmaya çalışıldığı halde göz dibinin görülememesi nedeniyle bir hafta sonra planlanan kontrol ROP muayenesinin gerçekleşememesi üzerine hastane yönetimine resmi başvuru yapmakta gecikmiş olması ve bebeğin ROP muayenesinin zamanında yapılabilmesi için yenidoğan yoğunbakım ünitesi ve ROP muayenesi yapılabilecek bir göz hastalıkları uzmanının bulunduğu bir üst merkeze sevk talebinde bulunmamış olması nedeniyle, bebeğin ROP hastalığının tanı ve tedavisinde dolaylı olarak gecikmeye neden olduğu için kusurlu olduğu'' hususlarının açıkça belirtildiği, davacı küçüğün bizzat raporu düzenleyen İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi'nde de göz muayenesinin yapıldığı ve raporun olay tarihinde yürürlükte olan 11.10.2008, 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinden yararlanılarak düzenlendiği anlaşılmakla bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 3. Tazminatın amacı zararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Hesaplanacak tazminatın azami miktarı gerçek zarar ile sınırlıdır. Bu yönüyle TBK’nın 55. maddesindeki “hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.” ibaresi hesaplanan tazminatın yalnızca miktar gözetilerek azaltılamayacağını öngörmek suretiyle zarar görenin mülkiyet hakkı kapsamındaki meşru beklentisini korumaktadır. Öte yandan aynı nedenle tazminat miktarının artırılamamasına ilişkin kural fazla tazminat ödenmesini engellemek suretiyle, zarar verenin mülkiyet hakkını da korumakta, zarar veren ve zarar gören tarafların menfaatlerini adil bir şekilde dengelemektedir. Kanun koyucunun bedensel zararlar konusunda tarafların yıkımına yol açacak yüksek miktarda tazminat hesaplanmasının dahi hakkaniyet düşüncesiyle indirime konu edilemeyeceği yönündeki tutumu konunun hassasiyetini de ortaya koymaktadır. TBK’nın 51. ve 52. maddelerinde belirtilen durumların gerçekleşmesi hâlinde ancak hâkim tarafından tazminattan indirim yapılabileceği, ölüm nedeniyle uğranılan zararlarda ve bedensel zararlarda 55. madde ile açık biçimde hakkaniyet düşüncesiyle indirime gidilemeyeceği açıkça düzenlendiği dikkate alındığında zarar görenin aile bireylerinin zarar veren lehine sorumluluğu ve yükümlülüğü olmayacağı gibi zarar verenin sorumluluğunu haksız fiil failine hizmet eder şekilde aile bireylerine yüklemek de doğru değildir. Her ne kadar toplum aile içi bakım dayanışmasını ahlaki ödev olarak görse de, bu durumun zarar sorumlusu lehine yorumlanması mümkün değildir. Tüm bu açıklamalar ile yukarıda yer verilen Hukuk Genel Kurulu kararı ve Dairemiz emsal kararları uyarınca yapılan inceleme sonucu; davacı küçüğün "görme yetisini" kaybetmesi nedeniyle hayatı boyunca emsallerine oranla daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacağı, bu haliyle sürekli iş gücü kaybının on sekiz yaşına kadar "efor tazminatı" olarak dikkate alınması gerektiği, brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması gereken bakıcı giderlerinden indirim yapılamayacağı, tedavi giderleri yönünden ise davacıların iddialarını ispatladıkları, davalı hastanenin faiz başlangıcı yönündeki temyiz itirazlarını istinaf aşamasında ileri sürmediği, istinaf aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceği anlaşılmakla davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının da reddine karar verilmiştir. 4. Hakimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşıyacağından bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim; bu konuda takdir hakkını kullanırken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir. Somut olayda; olayın oluş şekli, vakanın niteliği, gelecek hayatına etkisi, olay tarihi, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, günün ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat miktarlarının isabetli olduğu anlaşılmakla davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 5. Davacılar lehine hükmedilen tazminatlardan davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu kabul edildiği, bu durumda Harçlar Kanunu gereği alınması gereken istinaf karar harcından da müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaları gerekirken, davalılar aleyhine ayrı ayrı istinaf karar ilam harcına hükmedilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı … vekilinin tüm, davalı … Hastanesi A.Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışından kalan temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Yukarıda 5. bentte yazılı gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 2 ve 3 numaralı bentlerinin hükümden çıkartılarak, yerine; ''Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 231.892,03 TL istinaf karar harcından davalı … tarafından peşin yatırılan 57.973,00 TL ve davalı … Hastanesi A.Ş. tarafından peşin yatırılan 57.918,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 173.851,03 TL'nin (davalı … 173.796,63 TL'sinden sorumlu olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye irat kaydına'' ibarelerinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı . … Hastanesi Sanayi ve Tic. A.Ş.'ye verilmesine, Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Vücut bütünlüğü ihlal edilen kişinin çalışma gücünde fiilen bir azalma meydana gelmese dahi ekonomik geleceğinin sarsılması mümkündür. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2014/24918 Esas, 2017/5131 Karar sayılı ilamına göre ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar müstakbel zararlar niteliğinde olup, kişinin iş piyasasında yeni bir iş bulmakta ya da mevcut işini korumakta güçlük çekmesi veya aynı işi yapabilmek için ihlalden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalması hallerinde uzman bilirkişi marifetiyle hesaplanmalıdır. Söz gelimi trafik kazası neticesinde bacak ve omzundan yaralanan 22 yaşındaki bir profesyonel futbolcunun yaralanmasının yalnızca mesleğe kabulde değil, mesleğinde yükselmesinde ve kariyer basamaklarındaki etkileri de değerlendirilerek bu zarar kalemi saptanmalıdır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/24918, K. 2017/5131Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2014/24918 E.  ,  2017/5131 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -KARAR- Davacı vekili; davacının yolcu olarak bulunduğu davalı …'nin sevk ve idaresindeki otobüs ile diğer davalı … Ltd.Şti'nin maliki bulunduğu ve davalı …'ın sevk ve idaresindeki aracın çarpışması sonucu meydana gelen kazada davacının yaralandığını, davacının kaza nedeni ile çene, kol, omuz ve ayağından ameliyat geçirdiğini, profesyonel futbolcu olan davacının iki yıl süre ile futbol oynayamadığını ve sözleşmesinin fesh edildiğini, meydana gelen kaza nedeniyle ekonomik istikbalinin sarsıldığını, tedavi süresince fiilen çalışamadığı gibi tekrar futbol oynama ihtimalinin kalmadığını belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 7.000 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar … Taşımacılık Tic. Ltd. Şti. ve … vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili; davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, hatır taşımacılığı çerçevesinde otobüste bulunan davacının maddi tazminat talep etme hakkının bulunmadığını, davacının hastane giderleri için babasına 2.000 TL ve kendisine 100 TL verildiğini ve talebin fahiş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 1.684,53 TL'nin 27.09.2001 kaza, 3.554,45 TL'nin 05.11.2001 fatura, 200,00 TL'nin 03.11.2001 fatura, 1.000 TL'nin 25.10.2001 fatura tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-)Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava Borçlar Kanunu'nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince bedensel zarara uğranılması nedeniyle maddi tazminat ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler. Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin, vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (OĞUZMAN Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, … 2009, s. 562). Somut olayda davacı vekilince profesyonel futbolcu olan davacının kaza sonucu bacak ve omuzunda yaşadığı sakatlık sonucu ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat da talep edilmiştir. Bu nedenle dava konusu olayda zarar görenin 22 yaşında genç bir futbolcu olması ve bu kişinin mesleğinde yükselmesine engel olması gibi hallerde de zarar görenin ekonomik geleceğinin sarsıldığından bahsedilir. Dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelerden davacının yaptığı işin özelliği göz önüne alındığında kişinin bacak ve omuzdaki yaralanmasının yalnızca mesleğe kabulde değil kariyer olarak mesleğinde yükselmesinde de etkileri değerlendirilip açıklanan yönlerden gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 08/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bedensel zarara maruz kalan küçüklerin uğradığı kayıplar bakımından Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/4030 Esas, 2024/2349 Karar sayılı ilamı özel ilkeler getirmiştir. Sürekli iş gücü kaybına uğrayan küçüğün on sekiz yaşına kadarki kaybı efor tazminatı olarak hesaplanmalıdır. Mağdurun sürekli bakıma muhtaç bulunması durumunda ise brüt asgari ücret üzerinden tespit edilen bakıcı giderlerinden hakkaniyet gerekçesiyle indirim yapılamaz. Zarar gören küçüğün bakımının aile bireyleri tarafından üstlenilmesi, sorumluluğu fail lehine hafifleten bir gerekçe olarak kullanılamaz.

Tazminatın Belirlenmesi, Ödenme Biçimi ve İndirim Halleri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hâkim, tazminatın kapsamı ile ödeme yöntemini olayın niteliğini ve tarafların kusur durumunu değerlendirerek tayin eder; ödemenin irat biçiminde kararlaştırılması halinde borçlunun teminat sunması gerekir. Bedensel zararlarda tazminat miktarından indirim yapılması ise kanunun 51 ve 52. maddelerindeki şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; mağdurun eyleme onay vermesi, zararın oluşumunda yahut çoğalmasında payının bulunması ya da borçlunun hukuki durumunun güçleşmesine sebebiyet vermesi hallerinde mahkemece tazminat tutarı indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 52Kaynağı aç
MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. IV. Özel durumlar 1. Ölüm ve bedensel zarar a. Ölüm
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 51Kaynağı aç
MADDE 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür. 2. İndirilmesi

6098 sayılı Kanun'un 52. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, zarara yalnızca hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü bu tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecekse ve hakkaniyet de gerektiriyorsa hâkim tazminattan indirim yapabilir. Buna karşılık aile bireylerinin zarar görene fiili bakım sağlaması gibi durumlar haksız fiil sorumlusu yararına bir hakkaniyet indirimi sebebi oluşturmaz.

Bedensel Zararlarda Manevi Tazminat

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bedensel bütünlüğü ihlal edilen kişi olayın somut özellikleri dikkate alınarak adil bir meblağın manevi tazminat olarak verilmesini isteyebilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca ağır bedensel zarar yahut ölüm hallerinde, zarar görenin ya da vefat edenin yakınlarına da uygun miktarda bir manevi tazminat ödenmesine karar verilebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 56Kaynağı aç
MADDE 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. 2. Haksız rekabet

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/4030 Esas, 2024/2349 Karar sayılı ilamı gereğince manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi malvarlığı eksilmesini telafi etmeyi amaçlayan bir tazmin türü de değildir; zarara uğrayanda manevi huzur ve tatmin duygusunu sağlamaya yönelik özgün bir işleve sahiptir. Takdir edilecek manevi tazminat tutarı; somut olayın özellikleri, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, paranın satın alma gücü ile duyulan elem ve ızdırap gözetilerek hak ve adalete uygun şekilde belirlenmelidir.

Sağlık Hizmetlerinde Hekimin ve Hastanenin Özen Yükümlülüğü

Tıbbi müdahalelerden doğan bedensel zararlarda sorumluluk vekalet sözleşmesi ve istihdam eden ilkelerine dayanır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/4030 Esas, 2024/2349 Karar sayılı ilamına göre, vekalet sözleşmesinde mesleki iş gören hekim ve istihdam eden sıfatıyla sağlık kuruluşu en hafif kusurundan dahi sorumludur. Vekil kural olarak yöneldiği tıbbi sonucun elde edilememesinden sorumlu tutulmasa da bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, iş ve işlemlerin özenli olmamasından doğan zararlardan ötürü sorumluluk altındadır. Hekim ve hastane, hastanın durumunu zamanında ve gecikmeksizin belirlemek, somut olayın gerektirdiği tüm önlemleri eksiksiz almak, asgari düzeyde tereddüt doğuran hallerde araştırmaları tamamlayıp koruyucu tedbirleri uygulamak ve hastayı riske atmayacak en emin tedavi yolunu seçmekle yükümlüdür.

Yargılama Usulü, Arabuluculuk ve Geçici Ödemeler

Bedensel zarara uğrayan mağdurun dava süresince korunması için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 76. maddesinde geçici ödeme düzenlenmiştir. Zarar görenin iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunması ve ekonomik durumunun da bunu gerektirmesi hâlinde hâkim, istem üzerine davalının geçici bir ödeme yapmasına hükmedebilir. Davalının gerçekleştirdiği geçici ödemeler nihai kararla hükmedilen tazminattan mahsup edilir; mahkemece tazminata hükmedilmemesi durumunda ise hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri yasal faiziyle birlikte geri vermesine karar verir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 76Kaynağı aç
MADDE 76- Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir. Davalının yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen tazminata mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri A. Koşulları I. Genel olarak

Bedensel zarara yol açan uyuşmazlığın ticari dava mahiyeti taşıması halinde dava şartı arabuluculuk süreci işletilmelidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi uyarınca, para alacağı veya tazminat istemli ticari davalar bakımından mahkemeye başvurulmadan önce arabuluculuk yoluna gidilmesi bir dava şartı olarak öngörülmüştür. Arabulucu, kendisine tevdi edilen uyuşmazlığı altı haftalık yasal sürede neticelendirir; zorunlu durumlarda bu süreye en çok iki haftalık ekleme yapılabilir. Yargılama aşamalarının takibinde ise Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/4030 Esas, 2024/2349 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere istinaf aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesinde kural olarak ileri sürülemeyeceği ilkesi uygulanır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 5/AKaynağı aç
MADDE 5/A- (Ek:6/12/2018-7155/20 md.) (1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.[8] (2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir. B) Çeşitli hükümler I – Zamanaşımı

Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Ceza Yargılamasının Etkisi

Bedensel zararlardan kaynaklanan davalarda adli yargı kolunda genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. İdari eylem ve işlemlerden kaynaklanan vücut bütünlüğü ihlalleri idare mahkemelerinde, iş ve sosyal güvenlik ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde, ticari taşıma faaliyetinden doğan tazminat talepleri ise ticaret mahkemelerinde görülür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi, failin kusurlu bulunup bulunmadığını ve temyiz kudretini değerlendirirken ceza mevzuatının sorumluluk kuralları veya ceza mahkemesince verilmiş beraat hükümleriyle bağlı tutulamaz. Benzer biçimde ceza mahkemesinin kusur derecesi veya zarar miktarına ilişkin saptamaları da hukuk yargılamasını bağlamaz; takipsizlik veya kusursuzluk kararları bulunsa bile hukuk mahkemesi sorumluluğu bağımsızca karara bağlar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 74Kaynağı aç
MADDE 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. II. Tazminat hükmünün değiştirilmesi

Yetkili yargı yerinin belirlenmesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesindeki genel kural gereğince davanın ikame edildiği anda davalının ikametgâhı mahkemesi yetkilidir. Bunun yanı sıra haksız fiile dayalı tazminat uyuşmazlıklarında anılan kanunun 16. maddesi gereğince hukuka aykırı fiilin vuku bulduğu, zararın doğduğu ya da doğma olasılığının mevcut olduğu yer veya zarar görenin kendi yerleşim yeri mahkemesi nezdinde de dava açılabilmektedir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
MADDE 6- (1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. (2) Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir. Davalının birden fazla olması hâlinde yetki
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 16Kaynağı aç
MADDE 16- (1) Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Yetki sözleşmesi

Dava Açma Süresi ve Zamanaşımı

Bedensel zararlardan kaynaklanan tazminat talepleri bakımından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesindeki zamanaşımı hükümleri tatbik edilir. İlgili kural uyarınca talep hakkı, mağdurun zararı ve sorumluyu öğrendiği andan itibaren iki yıl ve her durumda eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıllık sürenin dolmasıyla zamanaşımına uğrar. Bununla birlikte tazminat konusu eylem ceza kanunları kapsamında daha uzun bir zamanaşımına tabi bir suça vücut veriyorsa, tazminat davasında da ceza zamanaşımı süresi geçerli olur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde
Ağır bedensel zarar halinde yaralanan kişinin yakınları manevi tazminat talep edebilir mi?

Evet, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi uyarınca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde zarar görenin veya ölenin yakınları da uygun bir manevi tazminat talebinde bulunabilir.

Çalışma gücünde fiili eksilme olmasa bile ekonomik geleceğin sarsılması tazminatı istenebilir mi?

Evet, çalışma gücünde fiili bir azalma meydana gelmese dahi iş bulmanın zorlaşması, mevcut işin korunmasında güçlük çekilmesi veya kariyer gelişiminin engellenmesi hallerinde ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan tazminat uzman bilirkişi marifetiyle belirlenerek talep edilebilir.

Dava devam ederken acil tedavi ve bakım giderleri için geçici ödeme alınabilir mi?

Zarar görenin iddiasının haklılığına ilişkin inandırıcı kanıt sunması ve ekonomik durumunun gerektirmesi hâlinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 76. maddesi uyarınca mahkemece davalının geçici ödeme yapmasına karar verilebilir.

Bedensel zarara dayalı haksız fiil davası hangi mahkemelerde açılabilir?

Dava, davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği gibi haksız fiilin işlendiği, zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin kendi yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu