Görevde Yaralanan Kamu Personelinin Tazminat Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Görevde Yaralanan Kamu Personelinin Tazminat Hakları

İdari eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişi, dava açmadan önce ilgili idareye başvurur. Başvuru, eylemin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılır. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Kamu görevlisinin görevini yaparken ve görevi nedeniyle uğradığı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:
2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 125Kaynağı aç
Madde 125 – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir. (…) (Ek cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) (…)[68] Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır. İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. (Değişik birinci cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Kanun, olağanüstü hallerde, (…)[69] seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. C. İdarenin kuruluşu 1. Merkezi idare
Danıştay 10. Daire, E. 2021/6708, K. 2022/523Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/6708 E.  ,  2022/523 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/6708 Karar No : 2022/523 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Manisa ili, … ilçesi … Jandarma Eğitim Alay Komutanlığı emrinde askerlik görevini yapmakta iken 11/03/2019 tarihinde yapılan içtima sırasında dengesini kaybederek yere düşmesi sonucu %32 oranında engelli hale gelen davacı tarafından, olay nedeniyle uğranılan zararların karşılığı olarak, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 100.000,00 TL (miktar artırım dilekçesi ile 523.671,82 TL) maddi, 400.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 923.671,82 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacının askerlik yükümlüğü sırasında yaşadığı kaza sonrası oluşan iş gücü (efor) kaybı nedeniyle uğradığı zararın tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 06/02/2021 havale tarihli bilirkişi raporunda davacının iş gücü kaybı nedeniyle uğradığı zararın 523.671,82 TL olduğu yönünde görüş bildirilmesine karşın davacıya askerlik görevinin ifası sırasında meydana gelen olay nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunun 45. ve 56. maddeleri uyarınca vazife malullüğü maaşı bağlandığı, aynı Kanunun ek 79. maddesi uyarınca ek ödeme yapıldığı, bağlanan bu maaş ile yapılan ek ödemenin herhangi bir prim karşılığı olmadığı, bu olaydan kaynaklanan zararının ifası niteliğinde ve SGK tarafından Hazineden tahsil (rücu) edilebilir nitelikte olduğu göz önünde bulundurularak, davacının hesaplanan maddi zararın maaş ödemesi ile karşılanmış olacağı, dolayısıyla davacının davalı idarece tazmini gereken "gerçek zararının" bulunmadığı gerekçesiyle davacının maddi tazminat isteminin reddine, davacının manevi tazminat isteminin ise; davacının gördüğü tedaviler nedeniyle duyduğu acının kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği gerekçesiyle kısmen kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatı davacının başvuru dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 18/09/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin talepler yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesince; tarafların istinaf başvurularına konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, olay nedeniyle kendisine bağlanan vazife malullüğü aylığının kendisinin iş gücü kaybı nedeniyle uğradığı maddi zararından mahsup edilmemesi gerektiği, hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu; davalı idare tarafından, Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğu, kararın maddi tazminatın tamamının reddi nedeniyle hükmedilen vekalet ücretine ilişkin kısmının hatalı olduğu ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMASI : Taraflarca temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminatın reddine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava dosyasının incelenmesinden, davacının Manisa ili, … ilçesi …Jandarma Komutanlığı Eğitim Alay Komutanlığı emrinde askerlik görevini yapmakta iken 11/03/2019 tarihinde sabah içtiması sırasında ani baş dönmesi sonucu düşerek yaralandığı, Bingöl Devlet Hastanesince düzenlenen … tarih ve … sayılı sağlık kurulu raporunda 'travmatik optik nöropati' tanısı alması üzerine terhis edildiği, akabinde sol gözünde meydana gelen travmatik optik nöropati nedeniyle %32 oranında engelli hale geldiğinin Şırnak Devlet Hastanesince düzenlenen 30/05/2019 tarihli sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi üzerine, olay nedeniyle uğradığı zararların idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi istemiyle 18/09/2019 tarihinde davalı idareye başvurduğu, başvurusunun zımnen reddi üzerine bakılan davayı açtığı görülmektedir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 49. maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür."; "Bedensel Zarar" başlıklı 54. maddesinde, "Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4.Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar." hükmü; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinde, "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." hükmüne yer verilmiştir. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 56. maddesinde, "Muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (Serbest sevkler dahil) sevkleri sırasında, yedek subay ve yedek astsubay okulu öğrencilerinin gerek okulda, gerek okuldan evvelki hazırlık kıtasında vazife malulü olmaları halinde, kendilerine, öğrenim durumlarına göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinde tespit edilen giriş derece ve kademe tutarlarının, daha önce Devlet Memuriyetinde bulunmuş olanlardan kazanılmış hak aylıkları veya emekli keseneğine esas aylıkları, sözü edilen giriş derece ve kademe tutarının üzerinde olanlara bu aylıkları emeklilik gösterge tablosunda karşılığı olan derece ve kademe tutarının,% 70'i üzerinden aylık bağlanır."; Ek 78. maddesinde, "Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddelerine, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesine ve 2330 sayılı Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananların bu aylıkları, aşağıdaki esaslar dahilinde yükseltilir.(…)Bu maddeye göre yapılan ödemeler her türlü vergi, resim ve harçtan müstesna olup, faturası karşılığında Hazineden tahsil edilir."; Ek 79. maddesinde, "Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddeleri, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi, 2330 sayılı Kanun veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananlara, bu madde uyarınca ek ödeme verilir… Bu ödemeler T.C. Emekli Sandığı tarafından ödenmesini izleyen iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil edilir." kuralına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) TEMYİZ İSTEMİNE KONU KARARIN, DAVACININ MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNİN KISMEN KABULÜ, KISMEN REDDİNE İLİŞKİN KISMI YÖNÜNDEN İNCELENMESİ: Bölge İdare Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) TEMYİZ İSTEMİNE KONU KARARIN, DAVACININ MADDİ TAZMİNAT İSTEMİNİN REDDİNE İLİŞKİN KISMI YÖNÜNDEN İNCELENMESİ: Dosyanın incelenmesinden; davacının askerlik görevini ifası sırasında ani baş dönmesi sebebiyle dengesini kaybederek düştüğü, hakkında Adli Tıp … İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda, sol göz dış tarafını vurması sonucu gelişen travmatik optik nöropatiye bağlı sol göz tam görme kaybı nedeniyle %32,3 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı yönünde görüş bildirildiği, bakılan davada malul olması nedeniyle uğradığı zararların karşılığı olarak 100.000,00 TL (miktar artırımıyla 523.671,82 TL) maddi tazminatın ödenmesine karar verilmesini istediği, dava ve temyiz dilekçelerinde davacının maddi tazminat isteminin gelir kaybı ve beden gücü kaybına bağlı olarak fazladan sarf edilen güç (efor) kaybı karşılığı uğranılan zarara yönelik olduğunun belirtildiği görülmektedir. Bu durumda, davacının gelir kaybı ve güç kaybından doğan zararlarının ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Davacının gelir kaybı zararının incelenmesi: Bakılan davada, davacının maluliyet oranının %32,3 olduğu görülmektedir. Davacının maluliyet oranının %60'tan az olması nedeniyle çalışmaya devam edebileceği, ayrıca davacı tarafından gelir kaybına yönelik somut bir bilgi- belge sunulmadığı göz önünde bulundurulduğunda, davacının gelir kaybının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının güç (efor) kaybı zararının incelenmesi: Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin kalıcı sakatlığı nedeniyle uğramış olduğu beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi "güç (efor) kaybı tazminatı" olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Beden gücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını ve çalışma hayatını sürdürebilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır. İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde ve gücünde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir. Uyuşmazlıkta, davacının dava konusu olay nedeniyle % 32,3 oranında bedensel güç kaybına uğradığı, bu nedenle günlük yaşamını ve çalışma hayatını emsallerine ve eskiye nazaran daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdürmek zorunda kalması nedeniyle maddi zararının bulunduğu açık olup, davacının güç (efor) kaybından doğan zararı; Aktif dönemde, zarara uğranılan tarihten itibaren içtihadi emeklilik yaşı kabul edilen 60 yaşın sonuna kadar asgari geçim indirimi (AGİ) dahil net asgari ücrete (2022 yılına kadar AGİ dahil, 2022 yılından sonra AGİ hariç olmak üzere) çalışma gücü kaybı olan % 32,3 oranının uygulanması; pasif dönemde ise, davacının 60 yaşını ikmalinden TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel yaşam süresinin sonuna kadar geçecek süre için -bir çalışmanın karşılığı olmaması nedeniyle- AGİ hariç net asgari ücrete yine çalışma gücü kaybı oranının uygulanması suretiyle ortaya çıkacak miktarların toplanması suretiyle hesaplanmalıdır. Söz konusu hesaplamada, gelecek yılların asgari ücretlerinin bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarının her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden, askerlik görevi sırasında yaşanılan olay nedeniyle davacıya 5434 sayılı Kanunun 56. maddesi uyarınca bağlanan maluliyet aylığı ile Ek 79. maddesi uyarınca yapılacak ek ödemelerin; prim karşılığı yapılmadığı, gerek maluliyet aylığı, gerekse ek ödemenin ödemeyi yapan kurum tarafından faturası karşılığında Hazineden tahsil edildiği, bu nedenle bağlanan aylık ve yapılan ek ödemenin "rücuya tabi bir sosyal güvenlik ödemesi" niteliğinde olduğu anlaşıldığından, Mahkemece, yapılan ve yapılacak bahse konu ödemelerin olay nedeniyle davacıya sağlanan "yarar" kapsamında kabul edilmesi suretiyle ilgilinin zararından indirilerek yapılacak denkleştirme sonucu ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının efor (güç) kaybından kaynaklanan maddi zararının bilirkişi marifetiyle hesaplanarak yeniden bir karar verilmesi gerekmekte olup, Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmında hukuki isabet görülmemiştir. Öte yandan, davalı idarece reddedilen maddi tazminat istemi yönünden idareleri lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, sehven davacı lehine hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; Mahkemece iş bu bozma kararına uyulması üzerine vekalet ücreti yönünden de yeniden karar verileceğinden, anılan temyiz istemi bu aşamada incelenmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, 2. …. İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının; maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 09/02/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Davadan önce idareye başvuru

İdari eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişi, idari dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak hakkının yerine getirilmesini ister. Bir yıllık süre öğrenme tarihine, beş yıllık süre ise eylem tarihine bağlanır. Öğrenme, yazılı bildirimle sınırlı değildir; başka suretle öğrenme de süreyi başlatır.

İstem kısmen veya tamamen reddedilirse dava süresi, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Otuz gün içinde cevap verilmezse süre, bu otuz günlük sürenin bittiği tarihten itibaren işler. Her iki durumda da dava, dava süresi içinde açılır. Otuz gün, cevap verilmemesine bağlanan süredir; dava süresinin gün sayısı bu hükümde ayrıca gösterilmemiştir.

Yaralanma sonucunda maluliyet oranı hemen belli olmamışsa, öğrenme tarihinin sağlık kurulu raporunun kesinleştiği tarih olarak kabul edilebileceği belirtilir. Bu anlatım bir ihtimaldir; her olayda öğrenme tarihini rapor tarihine bağlayan zorunlu bir kural kurulamaz.

Görevli olmayan adli yargı merciinde açılan tam yargı davası görev yönünden reddedilirse, daha sonra idari yargı merciinde açılacak davada idareye önceden başvurma şartı aranmaz. İstisna, görev yönünden ret sonucuna bağlıdır.

İdarenin ödeme yükümlülüğü ve yargı denetimi

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenler. Aynı maddede, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı da yer alır. Bu cümle idari işlemlere ilişkin davaları konu edinir; idari eylemden doğan başvurunun bir ve beş yıllık sürelerinin yerine geçmez.

Danıştay 10. Daire, E. 2023/5903, K. 2025/610Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2023/5903 E.  ,  2025/610 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/5903 Karar No : 2025/610 KARARIN DÜZELTİLMESİNİ İSTEYEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü / … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 06/06/2023 tarih ve E:2023/1654, K:2023/3201 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından; … Asayiş Şube Müdürlüğü Motosikletli Polis Timler Amirliği emrinde polis memuru olarak görev yaptığı dönemde 24/06/2009 tarihinde kendisinin sevk ve idaresinde olan polis motosikletiyle seyir halinde iken plakası tespit edilemeyen bir araç tarafından sıkıştırılarak kaza geçirmesi neticesinde belden aşağısının felç kaldığı, ömür boyu bakıma muhtaç olduğundan bahisle uğradığı iddia edilen zararlarına karşılık 500,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 1.041.522,60 TL) işgücü kaybı, 500,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 530.146,21 TL) bakıcı gideri olmak üzere 1.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 1.570.668,81 TL) maddi tazminat ile 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Danıştay Onuncu Dairesinin 15/06/2021 tarih ve E:2016/14632, K:2021/3319 sayılı maddi tazminata yönelik bozma kararına uyularak, bozma kararı doğrultusunda alınan 13/06/2022 tarihli bilirkişi raporunda gelir kaybı hesabı yapıldığı, SGK tarafından bakıcı aylığı bağlandığı bildirildiğinden bakıcı gideri hesabı yapılmadığı, yapılan gelir kaybı hesabına göre davacının maddi zararının 536.578,00 TL fazlasıyla karşılandığı belirtildiğinden mezkur olay nedeniyle davacının uğramış olduğu zarardan, mağduriyetini gidermeye yönelik olarak yapılan ödemeler mahsup edildiğinde davacının aktif ve pasif döneme ilişkin maddi zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Davacının temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir. KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından; Danıştay Onuncu Dairesinin güncel içtihadının dikkate alınmadığı, hesabın hatalı yapıldığı, efor kaybı zararının dikkate alınmadığı, yargılamanın devamı sırasında Danıştay tarafından içtihat değişikliğine gidildiği, ekonomik geleceği sarsılmamış olsa bile efor zararı bulunduğuna ilişkin karar verildiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 55. maddesinin 4. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 06/06/2023 tarih ve E:2023/1654, K:2023/3201 sayılı kararı kaldırılarak davacının temyiz istemi yeniden incelendi: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, … Asayiş Şube Müdürlüğü Motosikletli Polis Timler Amirliği emrinde polis memuru olarak görev yaptığı dönemde, 24/06/2009 tarihinde kendisinin sevk ve idaresinde olan … plakalı ve … kod numaralı polis motosikletiyle seyir halinde iken plakası tespit edilemeyen bir araç tarafından sıkıştırılması, havanın yağışlı, yolun kaygan olması nedeniyle motosikletin hakimiyetini kaybederek kaza geçirmesi neticesinde yaralanarak ömür boyu yatalak vaziyette bakıma muhtaç kaldığından bahisle uğradığı iddia edilen zararlarına karşılık 500,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 1.041.522,60 TL) işgücü kaybı, 500,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 530.146,21 TL) bakıcı gideri olmak üzere 1.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 1.570.668,81 TL) maddi tazminat ile 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır. İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Bedensel zarar" başlıklı 54. maddesinde, bedensel zararların; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu; "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinin 1. fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı; 2. fıkrasında, bu Kanun hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda belirtilen Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi hükümden de görüleceği üzere; kazanç kaybı ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, maddenin ayrı bentlerinde farklı bedensel zarar kalemleri olarak örnekleme yoluyla sayılmıştır. Buna göre, bedensel zarara uğrayan kişiler hem "kazanç kaybı" hem de "çalışma gücü kaybı"na uğrayabilirler. Dolayısıyla, idari eylem nedeniyle kalıcı sakatlığa uğrayan kişinin gelirinde/kazancında, bu sakatlığa bağlı olarak bir azalma meydana gelmişse, uğradığı bu kazanç kaybının yanı sıra çalışma gücü kaybından kaynaklanan efor (güç) kaybı tazminatının da ödenmesi gerekmekte olup, her ikisinin birlikte ödenmesi, iki ayrı tazminat kalemi olması nedeniyle mükerrer ödeme olarak değerlendirilmemelidir. Buna göre; 1- Davacının gelir kaybından doğan zararının incelenmesi: Davacının gelir kaybından doğan zararının aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanması gerekmektedir. Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, dava konusu olay nedeniyle vazife malulü olarak emekliye ayrılan davacının bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla emsali polis memurunun almakta olduğu görev aylıkları ile rapor tarihi itibarıyla davacının almakta olduğu vazife malullüğü aylıklarının aylar itibarıyla dökümünün Sosyal Güvenlik Kurumundan sorularak, gelen cevaplara göre görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı karşılaştırılarak aradaki farkın toplamının davacının aktif dönemde işlemiş dönem zararı olduğu kabul edilmelidir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır. Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı/tamamlayacağı tarihi kapsayan bu dönemde, davacının emsalinin almış olduğu görev aylıkları ile bu dönem içerisinde de almaya devam edeceği vazife malullüğü aylıkları dikkate alınmak suretiyle, işlemiş dönem zararının hesaplanmasındaki yöntemle (görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki fark zarar olarak kabul edilmek suretiyle) hesaplanmalıdır. İşlemiş dönem zararından farklı olarak, bu dönemdeki zararın hesabında, her iki aylıkta meydana gelen artışlar ile zararın peşin sermaye değerinin dikkate alınması gerekmektedir. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. Pasif dönemdeki zararı, davacının yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla davacı yasal emekli olma koşullarına sahip olsaydı bağlanabilecek emekli aylığının tutarı Sosyal Güvenlik Kurumuna sorularak gelen cevaba göre, emekli aylığı ile bu dönemde de almaya devam edeceği vazife malullüğü aylığı arasında aylar itibarıyla oluşan farkın peşin sermaye değeri kadar olmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. Bununla birlikte, davacıya ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, davacıya 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun uyarınca ödenen nakdi tazminat ile 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi kapsamında ödenen tütün ikramiyesinin olay nedeniyle sağlanan yarar olduğu kabul edilerek, hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihinde yasal faiz uygulanmak suretiyle güncellenecek değerlerinin düşülmesi gerekmektedir. 2- Davacıya efor kaybı tazminatı verilip verilmeyeceği hususunun incelenmesi: Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin uğramış olduğu kalıcı bedensel sakatlığının sebep olduğu iş gücü kaybının mevcut işini yürütmesine engel olup / olmadığına bakılmaksızın gelirinde ve mal varlığında bir eksilme olmamış olsa dahi günlük faaliyetlerini ve işini eskisine ve emsallerine göre daha fazla efor sarf ederek gerçekleştireceği kabulünden hareketle "güç (efor) kaybı tazminatı" olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bedensel kayba uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır. İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir. Bakılan uyuşmazlıkta, dava konusu olay neticesinde Ankara Atatürk Eğtim ve Araştırma Hastanesinin 06/12/2012 tarihli sağlık kurulu raporu ile davacının sürekli olarak meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin, yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak, başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malul olduğunun belirlendiği, davacının günlük yaşamını ve işini daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdüreceği, maddi zararının en fazla net asgari ücret tutarı kadar olacağı, Dairemizin içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır. Buna göre, davacının aktif dönemdeki, (olay tarihinden yasal olarak emekliye ayrılacağı tarihe kadar olan dönemdeki) maddi zararının, 2022 yılına kadar asgari geçim indirimi (AGİ) dahil net asgari ücrete meslekte kazanma gücü kaybı oranı uygulanmak suretiyle hesaplanması gerekmektedir. Ayrıca, güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminatın hesabında, davacının yasal olarak emekliye ayrılacağı tarihten TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenen muhtemel bakiye yaşam süresinin sonuna kadar geçen pasif devrede de, bedensel kaybı nedeniyle daha fazla efor sarf ederek yaşamını devam ettirmesi söz konusu olacağından, pasif dönem zararının da aynı usulle ( AGİ hariç net asgari ücret tutarına meslekte kazanma gücü kayıp oranının uygulanması suretiyle) hesaplanması gerekmektedir. Aktif dönemin işleyecek devre zararı ile pasif dönem zararı hesaplanırken, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihte bilinen net asgari ücret miktarı her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle belirlenmelidir. Ayrıca, davacı tarafından güvence hesabına karşı açılan davada, … Asliye Ticaret Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile 150.000,00 TL sürekli iş göremezlik nedeniyle tazminata hükmedildiği anlaşıldığından bu tutarın da güncel değerinin mahsup edilmesi ve "gelir kaybı zararı"nın tespitine ilişkin bölümde yapılacak denkleştirme (yarar-zarar hesabı) sonucu, davacının halen yararının bulunması halinde, söz konusu yarar tutarının da davacının efor kaybı zararından indirilerek denkleştirme yapılması ve ortaya çıkacak sonuca göre efor kaybı zararının tazminine karar verilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, İdare Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının aktif ve pasif dönemde efor (güç) kaybından kaynaklanan maddi zararının ve gelir kaybı zararının bilirkişi marifetiyle hesaplanarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, davacının efor (güç) kaybından kaynaklanan maddi zararına yönelik bir hesaplama yapılmayan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 3- Davacıya efor tazminatı ile birlikte bakıcı giderinin birlikte verilip verilemeyeceği hususunun incelenmesi: “Tam bağımlı engelli”, “ağır özürlü” ya da “bakıma muhtaç” gibi kavramlarla ifade edilir hale gelen ve bu durumu sağlık kurulu/bilirkişi raporuyla tespit edilen kişiye (kalıcı) bakıcı giderinin ödenmesi hususunda tartışma bulunmamaktadır. Tartışma konusu, efor tazminatı ile bakıcı giderinin birlikte verilip verilemeyeceği hususu olup 10/02/2025 tarihli Dairemizin başkan ve bütün üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen büyük heyette; "Efor" tazminatı ve "bakıcı" tazminatının ayrı tazminat kalemleri olduğu, bir başka ifadeyle geçici ve/veya kalıcı sakatlığın neden ve tesiri neticesinde meydana gelen efor/güç kaybına bağlı olarak uğranılan geçici ve/veya kalıcı işgöremezlik zararının ayrı, kalıcı sakatlık nedeniyle zarar görenin bakıcı yardımına ihtiyacı olduğunun tespit edilmesi halinde bakıcıya ödeyeceği ücret gideri karşılığı uğranılan zararın ise ayrı bir zarar kalemi olduğu, her iki zarar kaleminin amaç ve kapsamının farklılık arz ettiği, her iki tazminat kaleminin birlikte verilmesinin mükerrerliğe yol açmayacağı yolunda karar verilmiştir. Buna göre, Dairemizin başkan ve bütün üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda alınan ilke kararı gereğince efor tazminatı ve bakıcı giderinin birlikte verilemeyeceği hususundaki uygulamadan dönülmüştür. Esasen, bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir. (Unedic/Fransa, B. No:20153/04, 18/12/2008, S 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin / Türkiye, S 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez. (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No:36815/03, 14/01/2010. S 38). Öte yandan;5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun Ek 77. maddesinde, "Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddelerine, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesine ve 2330 sayılı Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananların bu aylıkları, aşağıdaki esaslar dahilinde yükseltilir. … Birinci fıkra kapsamında bulunanlardan, başkasının yardım ve desteği olmadan yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malul olanlara, 16 yaşından büyük işçiler için tespit edilmiş olan otuz günlük asgari ücretin net tutarının iki katı, aylıklarıyla birlikte ayrıca ödenir." hükmü bulunmaktadır. Anılan hüküm uyarınca, SGK'nın … tarihli ve E-… sayılı yazısı ile davacıya 5434 sayılı Kanun kapsamında her ay bakıcı ücreti ödemesi yapıldığı anlaşıldığından, davacının bakıcı gideri zararı bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla; yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak davacının maddi tazminatının yeniden hesaplanması suretiyle bir karar verilmesi gerektiğinden İdare Mahkemesinin temyize konu kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 17/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Anayasa’nın 125. maddesi yargı yetkisini, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesiyle sınırlar. Bu denetim yerindelik incelemesine dönüşemez. Mahkeme, yürütmenin kanunda gösterilen biçim ve esaslara uygun görevini daraltacak, idari eylem veya işlem oluşturacak ya da takdir yetkisini ortadan kaldıracak bir karar veremez.

Hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk ve kusur

İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdür. İdari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde ele alınır. Kamu görevlisinin görevini yaparken ve görevi nedeniyle uğradığı zarar bakımından kusursuz sorumluluk, hizmet kusuruna göre ikincil bir sorumluluk türü olarak ve hizmetin sonucu olan özel ve olağan dışı zararlarla sınırlı biçimde anlatılmıştır. Bu nedenle her yaralanma, kusur araştırması yapılmaksızın aynı sonuca bağlanamaz.

Hizmet kusuru, kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık ya da boşluk olarak tanımlanır. Hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hâllerinde gerçekleşir.

Danıştay 10. Daire, E. 2022/2436, K. 2025/4588Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/2436 E.  ,  2025/4588 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/2436 Karar No : 2025/4588 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendi adına asaleten, … adına vesayeten … 2- Kendi adına asaleten, … adına velayeten … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Valiliği / … VEKİLİ : Av. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, davacı …'nin 30/01/2016 tarihinde … civarında polis memuru tarafından ateşli silahla hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığından bahisle olayda idarenin sorumluluğunun bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık … için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, babası … için 11.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, annesi … için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi ve kardeşi … için 1.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 14.000,00 TL (miktar artırımı ile 192.344,99 TL) maddi ve 175.000,00 TL manevi tazminatın başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacının 30/01/2016 tarihinde … civarında görevli polis memuru tarafından gerçekleştirilen müdahale sırasında yaralandığı, her ne kadar ilgili polis memuru hakkında yürütülen tahkikat neticesinde soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de, gerçekleştirilen müdahale esnasında ateşli silahtan çıkan merminin davacının bel bölgesine isabet etmesi suretiyle ağır yaralanmasına sebep olunması nedeniyle zor kullanma yetkisi sınırının aşıldığı, davalı İdare personeli tarafından gerçekleştirilen eylem ile hukuka uygunluk sınırının aşılarak orantısız müdahalede bulunulduğu hususunun sabit olduğu, bu yönüyle gerçekleşen olay nedeniyle davalı İdarenin hizmet kusurunun bulunduğu, maddi tazminat yönünden; İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı'nca hazırlanan 23/05/2019 tarihli raporda kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı vücudunda meydana gelen sol ilik kemik kırığı ile kolon ve ince bağırsak yaralanması sonucu iyileşme sürecinin olay tarihinden itibaren 3 aya kadar uzayabileceği, bu süre içerisinde kişinin %100 oranında geçici iş göremezlik ve başkasının bakımına muhtaç olma durumunun olduğu, olay nedeniyle %10 tüm vücut sürekli özür durumunun oluştuğu kanaatinin belirtildiği, raporda yer verilen tespitlerin hükme esas alınabilecek nitelikte değerlendirilmesi sonucu davacının maddi zararlarının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen raporun da hükme esas alınabilecek yeterlilikte görüldüğü; manevi tazminat yönünden, meydana gelen yaralanma ve sonrasında oluşan travmalar ile tedavi süreçleri dikkate alınarak duyulan elem ve ızdırap nedeniyle davacılar … için 30.000,00 TL, baba … için 20.000,00 TL, anne … için 20.000,00 TL ve kardeş … için 10.000,00 TL ödenmesi gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu, taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, davacılardan …'nin yakınmalarının ve özürlülük halinin büyük kısmının psikiyatrik rahatsızlıklardan kaynaklandığı, ancak hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinde psikiyatri uzmanının da yer alması gerekirken yer almadığı, Bursa Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen ve dosyada mevcut 20/06/2017 tarihli Engelli Sağlık Kurulu raporunda yer verilen %80 oranında "Atipik Psikoz Bozukluk" rahatsızlığının bulunduğu hususunun dikkate alınmadığı, olayın davacıya etkisinin ortaya konulabilmesi için olay öncesi ve sonrası sağlık durumunun araştırılması gerekirken araştırılmadığı, davacıların tedavi giderleri bakımından uğradığı zararların hekim ve seyahat-konaklama uzmanından oluşan bilirkişilere hesaplatılmadığı, bu konudaki taleplerinin değerlendirmeye alınmadığı, olayın etkileri dikkate alındığında manevi tazminat taleplerinin tamamen kabul edilmesi ve miktar artırımı yapılan maddi tazminat tutarına işletilecek faizin başlangıç tarihinin idareye başvuru tarihi olması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, olay nedeniyle kusurunun bulunmadığı, davacılardan …'nin uyarıları dikkate almadığı, olay tarihi itibarıyla çalışmayan kişinin kazanç kaybından bahsedilemeyeceği, hastane masraflarının neye göre belirlendiğinin anlaşılamadığı, buna ilişkin bilgi ve belgelerin bulunmadığı, ailesinin bakımında olduğundan bakıcı giderlerinin olmadığı ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMASI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava dosyasının incelenmesinden, davacı …'nin 30/01/2016 tarihinde İstanbul ili, Beyoğlu ilçesi, … Mahallesi, … Caddesi, … civarında yürümekte iken, sırt çantasından çıkan kabloları elinde tutması nedeniyle görevli polis memurlarının dikkatini çektiği, durumdan şüphelenilmesi üzerine görevli polis memurlarınca davacıya dur ihtarında bulunulduğu, davacının dur ihtarına uymayarak yoluna devam etmesi sebebiyle megafonla defaten ikazda bulunulduğu, davacının yapılan ikazlara uymayarak yürümeye devam etmesi üzerine önce havaya sonra davacının ayaklarına doğru silahla birer el ateş edildiği, gerçekleşen müdahale sonrasında yaralanan davacının hastaneye kaldırıldığı, ateşli silahla hayati tehlike arz edecek şekilde yaralanması nedeniyle olayın meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek davacı … için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi; baba … için 11.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi; anne … için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi; kardeş Betül Elsem İnce için 1.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine dair kısmının incelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın anılan kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının incelenmesi: Olayda, 30/01/2016 tarihinde Dolmabahçe Parkı civarında görevli polis memuru tarafından gerçekleştirilen müdahale esnasında ateşli silahtan çıkan merminin davacılardan …'nin bel bölgesine isabet etmesi suretiyle ağır yaralanmasına sebep olunması nedeniyle zor kullanma yetkisinin sınırlarının aşıldığı, davalı İdare personeli tarafından gerçekleştirilen eylem ile hukuka uygunluk sınırının aşılarak orantısız müdahalede bulunulduğundan gerçekleşen olay nedeniyle davalı İdarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğunun bulunduğunda duraksama bulunmamaktadır. Davacıların maddi tazminat taleplerinin tedavi, yol, iaşe ve barınma, bakıcı giderleri ve efor kaybından doğan zararları açısından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Öncelikle bahsi geçen zarar kalemlerinin sadece zarara uğrayan … tarafından talep edilebileceği açık olup, dava dilekçesinde diğer davacılar baba … için 11.000,00 TL, anne … ve kardeş … için de ayrı ayrı 1.000,00 TL olmak üzere toplam 13.000,00 TL maddi tazminat ödenmesi taleplerinin bulunduğu görüldüğünden bu talepler yönünden de ayrıca hüküm kurulması gerekmektedir. 1- Geçici iş göremezlik tazminatı yönünden; Hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda davacı … için 3 aylık iyileşme süresi yönünden 3.903,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı hesaplandığı görülmektedir. Geçici iş göremezlik tazminatı, çalışma gücünün kullanılamaması nedeniyle çalışma gücünün %100 oranında kaybedildiğinin kabul edildiği "tedavi ve iyileşme süresi" ile sınırlı bir tazminat olup, bu süreçte olay öncesinde çalışılan kişinin işe devam edememesinden dolayı uğradığı kazanç kaybının giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, olay/zarar tarihinde gelir getirici bir işte çalışmayan kişinin kazanç kaybı söz konusu olmayacağından geçici iş göremezlik zararı da doğmayacaktır. 2- Tedavi, yol, iaşe ve barınma giderleri yönünden; Hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Kurumu Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin … tarih ve … sayılı yazısı ekinde sunulan tedavi tutarlarını gösterir belgeler dikkate alınarak davacı … için 15.011,99 TL tedavi giderinin bulunduğu, ancak hesaplamada dikkate alınan evrakların tedavi tutarlarının ödendiğine ilişkin belge niteliğinde olmadığı, hasta ücret takip formu olduğu, bu tedavi evraklarının içerikleri itibarıyla dava konusu yaralanmaya ilişkin olup olmadığının anlaşılamadığı, ayrıca yapılan harcamaların Sosyal Güvenlik Kurumundan karşılanıp karşılanmadığı hususunda alanında uzman bir kişiden rapor alınması gerektiği belirtilmektedir. Bakılan davada, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesince davacı … adına düzenlenen ve tedavi tutarlarını gösteren belgeler sunulmuş ise de, söz konusu tedavilerin dava konusu yaralanma olayından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, bu olaydan kaynaklanmışsa yapılan tedavi giderlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanıp karşılanmadığı veya karşılanıp karşılanmayacağı araştırılmak suretiyle maddi tazminat isteminin tedavi giderlerine ilişkin kısmının yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu haliyle, bozma üzerine yeniden yapılacak olan yargılamada davacılardan …'nin tedavi giderlerine ilişkin olarak yukarıda belirtilen araştırmanın yapılması suretiyle hüküm kurulması gerekirken, böyle bir araştırma yapılmaksızın davacılar tarafından sunulan tedavi tutarlarını gösterir belgelerin tümü dikkate alınarak tedavi giderlerinin kabulüne karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan, davacılar tarafından yol, iaşe ve barınma giderlerine ilişkin zararlarının da tazmininin istendiği görülmekle birlikte, Mahkemece anılan giderlerin yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeler araştırılmak ve davacılardan istenilmek suretiyle bu talep yönünden de hüküm kurulması gerekmektedir. 3- Bakıcı gideri, efor tazminatı ve üç aylık geçici bakıcı gideri yönünden; “Tam bağımlı engelli”, “ağır özürlü” ya da “bakıma muhtaç” gibi kavramlarla ifade edilir hale gelen ve bu durumu sağlık kurulu/bilirkişi raporuyla tespit edilen kişiye (kalıcı) bakıcı giderinin ödenmesi hususunda tartışma bulunmamaktadır. İdare Mahkemesince, kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı vücudunda meydana gelen sol ilik kemik kırığı ile kolon ve ince bağırsak yaralanması sonucu iyileşme sürecinin olay tarihinden itibaren 3 aya kadar uzayabileceği, bu süre içerisinde kişinin %100 oranında geçici iş göremezlik ve başkasının bakımına muhtaç olma durumunun olduğu, olay nedeniyle %10 tüm vücut sürekli özür durumunun bulunduğu, kişinin çeşitli psikiyatrik şikayetler ile söz konusu olaydan önce psikiyatrik takip ve tedavi gördüğünden psikiyatrik şikayetler ile olay arasında doğrudan illiyet bağının kurulamadığı tespitlerine yer verilen İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı'nca hazırlanan 23/05/2019 tarihli raporunun esas alınması, (Yönetmeliğin olay tarihinde yürürlükte bulunması karşısında) Dairemizce de uygun görülmektedir. Bu durumda, yukarıda yer verilen sağlık kurulu raporu ile kalıcı şekilde bakıma muhtaç olduğu kanaatine varılmayan davacı …'ye kalıcı bakıcı giderinin ödenmemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar bakıcı gideri, efor tazminatı ve üç aylık iyileşme süresine ilişkin geçici bakıcı gideri yönünden usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu yönlerden bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan işbu bozma kararı üzerine maddi tazminat istemi hakkında yeniden karar verilirken Dairemizin yerleşik içtihadı uyarınca hükmedilen tüm tazminat miktarı için idareye başvuru tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği de açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi ile maddi tazminat isteminin bakıcı gideri, efor tazminatı ve geçici bakıcı ücretine ilişkin kısımları yönünden ONANMASINA, geçici işgöremezlik tazminatı, tedavi, yol, iaşe ve barınma giderleri ile … dışındaki davacıların maddi tazminat istemleri hakkında hüküm kurulmaması yönlerinden BOZULMASINA, 3. Bozulan kısımlar yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 16/10/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Memurun yaralanmasında, zararın tamamen mağdurun ağır kusurundan, mücbir sebepten veya üçüncü kişinin öngörülemez eyleminden doğduğunun ispatı ile kusur oranında indirim aynı anlatımda birlikte duran iki ayrı ölçüdür. Bu ölçülerden biri diğerinin yerine geçmez.

Bedensel zararın kalemleri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesi bedensel zararları sınırlı bir liste gibi değil, özellikle görülen kalemler üzerinden sayar. Bunlar tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır. Sayım, her kalemin her olayda kendiliğinden doğduğu anlamına gelmez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 54Kaynağı aç
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. c. Belirlenmesi

Sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanmayan tedavi giderleri, ilaç masrafları, rehabilitasyon harcamaları ile yaralanma nedeniyle gerekli protez veya tıbbi araç ve gereç bedellerinin idareden istenebileceği belirtilir. Tedavi giderlerinin olayla ilişkisi ve sosyal güvenlikçe karşılanıp karşılanmadığı ise ayrıca araştırılacak hususlardandır; karşılanma hâlinin tek bir hesap sonucu yoktur.

Kazanç kaybı ile çalışma gücü kaybı ayrı bedensel zarar kalemleridir. Kalıcı sakatlık nedeniyle gelir ve mal varlığında azalma olmasa bile, günlük faaliyetlerin ve işin daha fazla güç harcanarak yapılacağı kabulüne dayanan efor kaybı tazminatı istenebilir. Kazanç kaybı ile efor kaybının birlikte ödenmesi, yalnızca iki kalemin birlikte istenmiş olması nedeniyle mükerrer ödeme sayılmaz. Bu değerlendirme, kalıcı sakatlık ve idari eylem arasında nedensellik bulunan uyuşmazlıklara ilişkindir.

Danıştay 10. Daire, E. 2021/6708, K. 2022/523 sayılı kararında yüzde 32,3 maluliyet oranının yüzde 60’tan az olması ve gelir kaybına ilişkin somut belge sunulmaması nedeniyle o dosyada gelir kaybı bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu sonuç, dosyadaki oran ve belge yokluğuyla sınırlıdır; yüzde 60’ın altındaki her olay için gelir kaybını ortadan kaldıran genel bir kural değildir. Aynı kararda maddi tazminat isteminin reddi bozulmuş, manevi tazminata ilişkin kısım onanmıştır. Karar, ödenecek maddi tutarı kesin bir sonuca bağlamamıştır.

Danıştay 10. Daire, E. 2023/5903, K. 2025/610 sayılı kararında vazife malulü olarak emekliye ayrılan kişinin işlemiş dönem gelir kaybı, emsal görev aylığı ile vazife malullüğü aylığı arasındaki fark olarak ve peşin sermaye değeri uygulanmadan hesaplanması gereken bir zarar diye ele alınmıştır. Henüz gerçekleşmeyen aktif ve pasif dönem farklarında ise artışlar ve peşin sermaye değeri dikkate alınmıştır. Efor kaybına dayanan maddi zarar için dairenin kabul ettiği üst sınır, net asgari ücret tutarıdır. Karar, bu hesabı yaptırmadan maddi istemin reddini hukuka aykırı bularak yeniden karar için dosyayı göndermiş; tazminat miktarını kesin hükme bağlamamıştır.

Geçici iş göremezlik tazminatı tedavi ve iyileşme süresiyle sınırlıdır. Zarar tarihinde gelir getirici işte çalışmayan kişinin kazanç kaybı, dolayısıyla geçici iş göremezlik zararı doğmaz. Bu şart, çalıştığı saptanan kişiye kendiliğinden uygulanmaz.

Kalıcı bakıcı giderinde tam bağımlılık, ağır özürlülük veya bakıma muhtaçlık, sağlık kurulu ya da bilirkişi raporuyla belirlenir. Bu belirleme yoksa kalıcı bakıcı giderinin ödenmemesi hukuka aykırı görülmemiştir. Danıştay 10. Daire, E. 2023/5903, K. 2025/610 sayılı kararda 5434 sayılı Kanun’un Ek 77. maddesi kapsamında her ay bakıcı ücreti ödendiği anlaşıldığından bakıcı gideri zararı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ek 77’nin birinci fıkrası kapsamındaki kişilerden, başkasının yardım ve desteği olmadan yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malul olanlara, 16 yaşından büyük işçiler için belirlenen otuz günlük asgari ücretin net tutarının iki katı aylıklarıyla birlikte ayrıca ödenir. Bu ödeme, harp veya vazife malullüğü aylığının yükseltildiği kişiler ve belirtilen maluliyet derecesiyle sınırlıdır.

5434 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU m. Ek 77Kaynağı aç
Ek Madde 77 – (Ek:11/5/2000 – 4567/1 md.)[12][13][14] (Değişik birinci fıkra : 15/9/2000 – KHK – 624/1 md.; Değiştirilerek kabul: 13/6/2001 – 4677/1 md.) (Değişik birinci cümle: 12/7/2013-6495/92 md.)  Bu Kanunun 56 ncı maddesi ile mülga 45 inci ve 64 üncü maddelerine, 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesine ve 2330 sayılı Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre harp veya vazife malullüğü aylığı üzerinden aylık bağlananların bu aylıkları, aşağıdaki esaslar dahilinde yükseltilir. a) (Değişik: 15/9/2000 – KHK – 624/1 md.; Değiştirilerek kabul: 13/6/2001 – 4677/1 md.) Subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaşlar, sözleşmeli subaylar, sözleşmeli astsubaylar, sözleşmeli erbaş ve erler ile Emniyet Teşkilâtı personeli ve Millî İstihbarat Teşkilâtı personeli dahil sivil iştirakçilerin dul ve yetimleri ile malul olanlara bunların ölümleri halinde de dul ve yetimlerine bağlanan aylıklar, kendisinden aylık bağlananlar ile malullerin emsalleri esas alınarak, her yıl kademe ilerlemesi, her üç yılda bir derece yükselmesi işlemine tabi tutulur. b) Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, azami rütbe tavanı subaylarda (öğrenim durumuna bakılmaksızın astsubaydan subay olanlar dahil) kıdemli albaydır. Kıdemli albaylar ile general ve amirallere bir üst rütbenin aylığı bağlanır. (Değişik üçüncü cümle: 12/7/2013-6495/92 md.) Astsubaylar ve uzman jandarmalarda yükselinebilecek azami derece ve kademe, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda kendilerine ilişkin aylık gösterge tablosunda belirlenmiş olan en yüksek derece ve kademedir. (Mülga dördüncü cümle: 12/7/2013-6495/92 md.) (…) Uzman erbaşlar ile sözleşmeli erbaş ve erlerin aylık yönünden yükseltilmeleri ise 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunun 16 ncı maddesinde belirtilen esaslara göre yapılır.[15] c) (Değişik: 4/7/2012-6353/70 md.) Sivil iştirakçilere uygulanacak azami derece ve kademe, öğrenim durumları ve hizmet sınıfları itibarıyla 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre yükselebilecekleri derece ve kademe; bu Kanunun 56 ncı maddesi, 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin e ve (f) bentleri ile 3713 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin (i) ve (j) bentlerinde belirtilenlere uygulanacak azami derece ve kademe ise, genel idare hizmetleri sınıfı esas alınarak öğrenim durumları itibarıyla 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre yükselebilecekleri derece ve kademedir.[16] d) Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, emniyet hizmetleri sınıfında bulunan personelin azami rütbe tavanı; Polis Akademisi ve dört yıllık yüksek okul mezunu rütbeli personel için il emniyet müdürü, diğer personel için öğrenim durumuna bakılmaksızın üçüncü sınıf emniyet müdürü rütbesidir. e) (Ek: 4/7/2012-6353/70 md.) Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, milli istihbarat hizmetleri sınıfında bulunan personel için azami kadro unvanları; yükselebilecekleri en son yönetim veya uzmanlık kadrosunu geçmemek kaydıyla, yönetim kademelerinde olanlar için Başkan kadrosu, diğer personeller için 1 inci sınıf uzman kadrolarıdır. f) Derece yükselmesi ve kademe ilerlemesi, kendisinden aylık bağlananların ve mallüllerin rütbe, kıdem ve unvanlarında herhangi bir değişikliği gerektirmez. g) bağlanacak aylıkların hesaplanmasında, tekabül eden unvan ve rütbenin derece ve kademesinin gösterge ve ek göstergesi ile bu Kanunun Ek 70 inci maddesine göre emekli aylığına yansıtılan tutar esas alınır. (Ek fıkra: 12/7/2013-6495/92 md.) Bu madde kapsamında yapılacak olan intibak işlemlerinde, 1 Eylül tarihi esas alınır. 1 Eylül tarihi esas alınarak yapılacak olan intibak işlemlerinde, görevde iken yapılan son terfi işleminin üzerinden bir tam yıl geçmemiş olanlar hakkında izleyen yılın 1 Eylül tarihi itibarıyla intibak işlemi yapılır. (Ek: 13/6/2001 – 4677/1 md.) Birinci fıkra kapsamında bulunanlardan, başkasının yardım ve desteği olmadan yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak derecede malul olanlara, 16 yaşından büyük işçiler için tespit edilmiş olan otuz günlük asgari ücretin net tutarının iki katı, aylıklarıyla birlikte ayrıca ödenir. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/75 md.; Mülga fıkra: 12/7/2013-6495/92 md.) (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/75 md.) Bu maddeye göre yükseltilenlerin dereceleri, 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanununun 14 üncü maddesinin (A) bendindeki hükümlere göre de ayrıca dikkate alınır. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/75 md.) Birinci fıkranın uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığının görüşü alınarak Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/75 md.) Bu maddeye göre yapılan ödemeler her türlü vergi, resim ve harçtan müstesna olup, faturası karşılığında Hazineden tahsil edilir.

Sosyal güvenlik ve diğer ödemelerin etkisi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine göre kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ve ifa amacını taşımayan ödemeler, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar hesaplanırken dikkate alınmaz; zarar veya tazminattan da indirilmez. Rücuya tabi görülen ödemeler bu kuralın dışında bırakılır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 55Kaynağı aç
MADDE 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır. d. Manevi tazminat

Danıştay 10. Daire, E. 2021/6708, K. 2022/523 sayılı kararda askerlik sırasında bağlanan 5434 sayılı Kanun’un 56. maddesi kapsamındaki maluliyet aylığı ve Ek 79 kapsamındaki ek ödeme, prim karşılığı olmadığı ve Hazineden tahsil edildiği için rücuya tabi sosyal güvenlik ödemesi ve sağlanan yarar kabul edilmiş; maddi tazminatın reddi bozulurken bu ödemelerin zarardan indirilmesi istenmiştir. E. 2023/5903, K. 2025/610 sayılı kararda da 2330 sayılı Kanun uyarınca ödenen nakdi tazminat ile 5434 sayılı Kanun’un Ek 79. maddesi kapsamındaki tütün ikramiyesi yarar sayılıp rapor tarihine yasal faizle güncellenerek maddi zarardan düşülmesi istenmiştir. Hangi ödemenin rücu edilebilir olduğu, ödemenin niteliğine göre belirlenir.

Personelin şahsi sigortalarından aldığı ödemelerin tazminattan düşülmeyeceği belirtilir. Rücu edilebilir sosyal güvenlik ödemelerinin toplam tazminattan mı yoksa yalnız maddi tazminattan mı düşüleceği ise aynı anlatım içinde farklı iki ölçü olarak bırakılmıştır; bunlardan biri diğerine üstün tutulamaz.

Manevi tazminat, faiz ve üçüncü kişi

Manevi tazminat isteminde belirsiz alacak davası açılamaz. Dilekçede net bir miktar gösterilir ve bu miktar, bazı usulî istisnalar saklı kalmak üzere sonradan artırılmaz.

Manevi tazminatta faizin genellikle idareye başvuru tarihinden itibaren işletileceği belirtilir. Bu anlatım her uyuşmazlık için kesin başlangıç tarihi kurmaz. Danıştay 10. Daire, E. 2022/2436, K. 2025/4588 sayılı kararda ise bozma sonrası yeniden karara bağlanacak maddi tazminatın tamamı için idareye başvuru tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiği ifade edilmiştir. Bu yöneltme, bozulan maddi tazminat kısmına ilişkindir ve faiz oranını göstermez.

Kaza üçüncü kişinin kusuruyla meydana gelmişse idarenin ödediği tazminatı o kişiye rücu edebileceği, yaralanan memurun ise üçüncü kişiye adli yargıda ve idareye idari yargıda dava açabileceği belirtilir. Görev sırasında bir vatandaşın memura çarpması örneği, bütün görev ve süre ilişkilerine kendiliğinden yayılmaz.

Yaralanma nedeniyle önce idareye başvurmak gerekir mi?

Evet. İdari eylemden hakkı ihlal edilen kişi, dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak hakkının yerine getirilmesini ister. Süre, eylemin yazılı bildirim veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıldır.

İdare başvuruya cevap vermezse ne olur?

İstem hakkında otuz gün içinde cevap verilmezse, bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir. Ret hâlinde süre, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

Adli yargıda görevden ret sonrası yeniden başvuru gerekir mi?

Hayır. Görevli olmayan adli yargı merciinde açılan tam yargı davası görev yönünden reddedilirse, daha sonra idari yargı merciinde açılacak davada idareye başvurma şartı aranmaz.

Görevde yaralanma için kusur her zaman aranır mı?

Hayır, her olayda aynı şart aranmaz. Hizmetle nedensellik bağı kurulabilen görev zararı, ilgili kararlarda kusursuz sorumluluk kapsamında ele alınmıştır. Bu sorumluluk ikincil tür olarak ve özel, olağan dışı zararlarla sınırlı anlatıldığından her yaralanmayı kapsayan zorunlu bir sonuç değildir.

Efor kaybı ile kazanç kaybı birlikte istenebilir mi?

Evet, koşulları varsa birlikte istenebilir. Bunlar ayrı bedensel zarar kalemleridir ve birlikte ödenmeleri salt bu nedenle mükerrer sayılmaz. Kazanç kaybının ve kalıcı sakatlıkla nedensellik bağının ayrıca bulunması gerekir.

Rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemesi tazminattan düşülür mü?

Hayır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler bedensel zarar hesabında gözetilemez ve tazminattan indirilemez. Rücuya tabi kabul edilen ödemeler bu yasaktan ayrılır.

Memurun kusuru tazminatı tamamen ortadan kaldırır mı?

Bu konuda iki ayrı ölçü birlikte durmaktadır. Zararın tamamen mağdurun ağır kusurundan doğduğunun ispatı sorumluluktan kurtulma bakımından ileri sürülür. Diğer ölçüde ise kusur varsa tazminat tümüyle reddedilmez ve kusur oranında indirim yapılır. Ölçülerden biri diğerinin yerine geçmez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu