Ev Hizmetlerinde Çalışanların Tazminat Hakları ve Hukuki Statüsü

by Avukat Erdal Ersoy
Ev Hizmetlerinde Çalışanların Tazminat Hakları ve Hukuki Statüsü

Ev hizmetlerinde çalışanlar, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca Kanun'un uygulama alanı dışında bırakılmıştır. Bu çalışanların iş sözleşmelerinden doğan hak, borç ve tazminat talepleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Dolayısıyla ev sahibi ile ev hizmetlisi arasındaki iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde değil, genel mahkemelerde karara bağlanır. İş hukukunda istisnai nitelikteki hükümlerin genişletilerek değil dar yorumlanması ve işçiler yararına getirilen yasal düzenlemelerin işçi lehine uygulanması esastır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2015/3384, K. 2018/1281Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2015/3384 E.  ,  2018/1281 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesince mahkemenin görevsizliğine dair verilen 03.06.2014 gün ve 2013/1308 E., 2014/382 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 06.11.2014 gün ve 2014/24263 E., 2014/33093 K. sayılı kararı ile; “…A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalılara ait bahçeli villa tipi lüks evde bahçe ve hayvan bakımı bekçilik işlerinde çalıştığını iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, manevi tazminat, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, taraflar arasında hizmet akdinin bulunmadığını, davacının zaman zaman bahçe sulama ( yarım saati geçmeyecek kadar ) işini yaptığını, bahçe bakımı ile ilgili herhangibir iş yapmadığını, ağaçların budanması, çiçeklerin ekimi gübrelenmesi gibi işlerin ziraatçı Metin İlkkutlu tarafından, havuzun bakımının, tamiratının Şükrü Gündoğdu usta tarafından yapıldığını, 15-20 tane tavuğu olduğunu, davacının kendine ait tavuklarla birlikte arasıra bu tavuklarada yem ve su verdiğini, yaptığı işler karşılığı günlük ücretini verdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, tanık beyanlarına göre sadece davalıların ev hizmetlerinde çalıştığı evin içine girmeksizin bahçede yapılması gereken çimlerin sulanması temizliği, biçilmesi gibi ev işlerini yaptığı 4857 sayılı yasanın 4/1-e maddesi gereği ev hizmetlerinde çalışanlara İş Kanunu hükümleri uygulanamayacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir. 4857 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, “ev hizmetlerinde çalışanlar” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Ev hizmetlerinde aşçı, uşak, temizlikçi gibi işlerde çalışan işçi ile ev sahibi işveren ararındaki uyuşmazlığın iş mahkemesi yerine genel mahkemelerde çözümlenmesi gerekir. İş Kanunu kapsamı dışında bırakılan bu hizmetleri gören kimselerle bunları çalıştıranlar arasındaki hukukî ilişkilerde Borçlar Kanununun hizmet akdine ilişkin hükümleri uygulanır. Aile bireylerini evden alarak alışverişe, şehir içinde gezmeye götüren, boş zamanında ev ve eklentilerinde zamanını geçiren şoföründe ev hizmeti yaptığı ve iş kanunu kapsamında olmadığı kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 09.10.2008 gün ve 2007/27814 Esas, 2008/25988 K.). Buna karşın evde hastaya bakan hemşire ve çocuk eğiticisi İş Kanunu kapsamında değerlendirilmelidir. Somut olayda davalılardan Zafer polise verdiği ifade de davacının 1998 den beri yanlarında çalıştığını, aylık 600 TL ödediğini, önceki bahçıvanın ölümü üzerine davacıyı bahçe işlerinde çalıştırmak üzere aldıklarını belirtmiştir. Davalıların komşusu olan davacı tanığı; davacının yazın sabah 07.00, kışın saat 08.00 sıralarında gelip yazın 18.00 kışın 17.00 gibi ayrıldığını, bahçenin içinde davacının kaldığı baraka tarzı küçük bir yapı olduğunu, davacının evin içine girmediğini, bahçede; hayvanların bakım işi ( tavuk ve köpek) havuz ve etrafının yıkanması işi, bahçenin süpürülmesi temizlenmesi, yaprakların toplanması, bitkilerin bakım işlemleri, çimlerin biçilmesi, sulanması, temizlenmesi gibi rutin bahçe işlerini yaptığını, bitki ekim işlerini yılda bir kere gelen profesyonel bahçıvan ekibinin yaptığını, gündüz ayrıca bekçilik işini de bu şekilde yaptığını ifade etmiştir.Davacının çalıştığı yer yazlık bahçeli villa olup davalı ise sürekli ikamet etmemektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 23.05.1960 gün ve 11-10 ile 10.05.1974 gün ve 3-44 sayılı kararları uyarınca, özellikle iş hukukunda istisnaî hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına getirilen düzenlemelerin yine işçiler yararına yorumlanması asıldır. Hal böyle olunca gerek davalılardan Zaferin davacı ile ilgili olarak karakolda vermiş olduğu ifade gerek tanık beyanı gözetildiğinde davacının yaptığı işlerin iş kanunu kapsamında, ev hizmetleri kapsamı dışında kaldığı anlaşılmakla mahkemece tarafların delilleri toplanarak işin esasına girilerek sonuca gidilmelidir.Yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır…” gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin davalılara ait bahçeli villa tipi evde bahçe, hayvan bakımı ve bekçilik işlerinde çalıştığını, davalıların iki köpeği ile yüze yakın tavuğunun bulunduğunu, bahçe ve hayvan işlerinin doğası gereği yazın 06.00-19.30, kışları ise 07.00- 17.00 saatleri arasında haftanın 7 günü aralıksız çalıştığını ileri sürerek işçilik alacaklarının tahsilini istemiştir. Davalılar vekili taraflar arasında iş ilişkisinin bulunmadığını, davacının zaman zaman günde yarım saati geçmeyecek şekilde müvekkillerinin bahçe sulama işini yaptığını, bahçe bakımı ile ilgili işlerin ziraatçi bir tanıdıkları tarafından, havuzun bakımı ve tamirat gibi işlerin ise Şükrü Gündoğdu adlı bir usta tarafından yerine getirildiğini, müvekkillerinin 15-20 tane tavuğu olduğunu, davacının kendine ait tavuklarla birlikte ara sıra bu tavuklara da yem ve su verdiğini, yaptığı işler karşılığında talep ettiği tutarda bir bahşiş ödemesinin yapıldığını, evin yakınındaki bir çok kişinin de davacıdan benzer konularda hizmet aldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece davacının davalılara ait evde davacı tanık beyanına göre ev hizmetinde çalıştığı, evin içine girmeksizin bahçede yapılması gereken çimlerin sulanması, temizliği, biçilmesi gibi ev işleri ile uğraştığı hususunun taraflar arasında çekişmesiz olduğu, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanun’un 1. maddesine göre davacı ile davalılar arasındaki iş ilişkisinin 4857 sayılı İş Kanundan doğmadığı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4/1-e maddesi gereği ev hizmetlerinde çalışanlara İş Kanunu hükümleri uygulanamayacağından davada genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Hüküm davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece davalı …’in karakolda vermiş olduğu ifade ile yine davacı asilin 14.04.2015 tarihli duruşmadaki beyanlarından davacının bahçe işlerinde çalıştığının açık olduğu, 4857 sayılı İş Kanun’un 4/1-e maddesi gereği ev hizmetlerinde çalışanlara İş Kanunu hükümlerinin uygulanamayacağı, nitekim Yargıtay içtihatlarının da ev hizmetlerinde aşçı, uşak, temizlikçi olarak çalışanlar ile iş sahibi arasındaki uyuşmazlıkların genel mahkemelerde çözülmesi ve bu kişiler ile bunları çalıştıranlar arasında Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği yönünde olduğu, bozma kararında dahi ev dışında iş gören, boş zamanlarında ev ve eklentilerinde vakit geçiren, ev dışında çalışıp, eve ilişkin bir hizmet yerine getirmeyen şoförün ev hizmetlisi olduğunun açıklandığı, davacının evin bahçesinde zaman geçirip bahçe işleri ile uğraştığının taraflar arasında çekişmesiz olduğu, davacının bahçe işlerine ek olarak gündüz bekçilik görevi yapmasının da İş Kanunu kapsamında sayılmasına yeterli olmadığı, nitekim bekçilik görevinin davalıların evinin bulunduğu yer itibariyle gündüzden ziyade geceleri gerektiği, davacının asıl işinin bahçe işi olduğunun açık olduğu, dolayısıyla asıl işi evin eklentisinde çalışmak olan ve bahçe işi yapan işçinin ev hizmetlisi sayılmamasının 4857 sayılı Kanun’un 4/1-e maddesine aykırı olacağı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının yaptığı işin ev hizmeti niteliğinde olup olmadığı buna bağlı olarak taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, sonucuna göre de eldeki davanın iş mahkemelerinde mi yoksa genel mahkemelerde mi görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. Genel anlamda bir mahkemenin görevi: belirli bir davaya, dava konusunun niteliği veya değerine göre o yerdeki aynı yargı koluna ait ilk derece (hüküm) mahkemelerinden, hangisi tarafından bakılabileceğini belirtir. Bir yerdeki ilk derece (hüküm) mahkemeleri; genel mahkemeler ve özel mahkemeler olmak üzere ikiye ayrılır. Genel mahkemeler ise asliye ve sulh hukuk mahkemesi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hangi davalara; özel mahkemelerde, hangi davalara genel mahkemelerde bakılacağı ve genel mahkemelerde bakılacak davalardan hangilerine asliye hukuk mahkemesinde, hangilerine sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı hususuna görev, bunu düzenleyen kurallara da görev kuralları denir. Gerek mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1’inci maddesi gerekse 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5’inci maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir. Bunun yanı sıra, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 1’inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4’üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiş, aynı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde ise “ev hizmetlerinde çalışanlar” hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Buna göre İş Kanunu kapsamı dışında bırakılan ev hizmeti gören kimselerle bu kişileri çalıştıranlar arasındaki hukuki ilişkilerde Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Somut olaya gelince, davacı davalılara ait villa tipi bahçeli evde bekçilik bahçe ve hayvan bakımı gibi işlerde haftanın yedi günü aralıksız çalıştığını ileri sürerek işçilik alacaklarının ödetilmesini talep etmiş iken davalılar ise davacı ile aralarında işçi ve işveren ilişkisinin bulunmadığını, davacının zaman zaman günde yarım saati aşmayacak şekilde evlerinin bahçe sulama işini yaptığını, aralarındaki ilişki hizmet alımından ibaret olduğundan davacının iş ilişkisinden kaynaklanan alacaklara hak kazanmasının yasal olarak mümkün olmadığını savunmuşlardır. Bununla birlikte davalılardan Zafer, davacının yakınları tarafından tehdit ve hakarete uğradığını beyanla Üsküdar Emniyet Müdürlüğü’ne yaptığı 30.11.2013 tarihli şikâyetinde, davacının 1998 yılından beri yanlarında çalıştığını, kendisine aylık 600,00-TL ödediğini, önceki bahçıvanın ölümü üzerine davacıyı bahçe işlerinde çalıştırmak üzere işe aldıklarını belirtmiştir. Davalıların komşusu olan davacı tanığı ise yargılama sırasında alınan ifadesinde açıkça, davacının yaz aylarında 07.00-18.00, kış aylarında 08.00-17.00 saatleri arasında çalıştığını, bahçenin içinde davacının kaldığı baraka tarzı küçük bir yapı olduğunu, davacının evin içine girmediğini, bitki ekim işlerini yılda bir kez gelen profesyonel bahçıvan ekibi yaparken davacının ise bahçede hayvanların bakımı, havuz ve etrafının yıkanması, bahçenin süpürülmesi, temizlenmesi, yaprakların toplanması, bitkilerin bakım işlemleri, çimlerin biçilmesi, sulanması, temizlenmesi gibi rutin bahçe işleri ile ilgilendiğini, gündüz ayrıca bekçilik işi de yaptığını beyan etmiştir. Mahkemece davacının davalılara ait evin bahçe işleri ile uğraştığı, bahçıvanlık işinin ise evin eklentisinde gerçekleştirildiği, bu nedenle davacının ev hizmetlisi sayılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiş buna göre de taraflar arasındaki ilişki İş Kanunu kapsamında kabul edilmemiştir. Gerçekten de davacının davalılara ait evin bahçesinde bahçe işi ile uğraştığı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Davacı asil de 14.04.2015 tarihli duruşmadaki beyanında, davalıların villasında bahçe işlerinde çalışıp, davalıların tavuklarına baktığını, bu şekilde her gün sabahtan akşama kadar 17 sene çalıştığını beyan etmiştir. Diğer taraftan davacı tanığı davacının dini ve milli bayram günlerinde dahi hayvanların bakımını yaptığını açıklamıştır. Buna göre de mahkemenin kabulünün aksine davacının yaptığı işlerin ev hizmeti olarak kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Hayvan bakımı ve bahçıvanlığın aşçı, uşak, temizlikçi gibi ev içinde görülen işlerden olmadığı açıktır. Hâl böyle olunca, davacının yaptığı işler İş Kanunu kapsamında, ev hizmetleri kapsamı dışında kaldığından taraf delilleri toplanmak suretiyle işin esasına girilerek sonuca gidilmesi gerekirken iş mahkemelerinin görevine giren bu davada görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 27.06.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

Ev Hizmeti Sayılan ve Sayılmayan Faaliyetler

Ev hizmeti kavramı, doğrudan yaşanan konuta ve ev yaşamının olağan, gündelik gereksinimlerini karşılamaya yönelik faaliyetleri ifade eder. Yemek, temizlik, çamaşır ve benzeri konut içi işlerde çalışanların yanı sıra aile bireylerini evden alarak alışverişe veya şehir içinde ulaşıma götüren, boş zamanlarında da evde ve evin eklentilerinde bulunan şoförlerin yürüttüğü işler ev hizmeti kapsamında değerlendirilir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/9967, K. 2024/9395Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2024/9967 E.  ,  2024/9395 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2760 E., 2023/2921 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/321 E., 2021/183 K. Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekillince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 15.10.2011-10.07.2015 tarihleri arasında davalılara ait ikamette ev işlerinde ve çocuk bakımı işlerinde çalıştığını, çalışmalarının Kuruma bildirilmediğini belirterek 15.10.2011-10.07.2015 tarihleri arasında davalılara ait iş yerindeki çalışmalarının tespitini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının sürekli ve kesintisiz bir çalışması olmadığını, davalıların çocuklarına aynı binada oturan aile büyüklerinin baktığını, davalıların çocuklarında alerji olması nedeni ile davacıdan çocuğun beslenmesi ve yemeklerinin nasıl yapılacağı yönünde danışmanlık alındığını, davacı ve davalılar arasında sürekli bir iş ilişkisi olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir. Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; hizmet tespitine ilişkin talebin yasal ve hukuksal tüm incelemeler sonucunda değerlendirilmesi, Kurum kayıtlarının aksine eşdeğer nitelikte resmi belgelerle kanıtlanması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF A.İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur. B.İstinaf Sebepleri: Davacı Vekilinin İstinaf Sebepleri Dosya tanık beyanlarıyla ispatlanmış iken verilen kararın hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C.Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile davacının davalı işverenler yanındaki çalışmalarının haftada 01.04.2015 öncesi için açıklanan 3 günden fazla ev hizmetinde çalışan kişinin sigortalı sayılacağı yönündeki Yargıtay içtihatlarına uygun 3 günden fazla bir çalışması olmadığı, davacının 01.04.2015 tarihi öncesinde davalı işverenler yanında sigortalılık kapsamında tespiti mümkün bir çalışmasının olmadığı, davacının 01.04.2015 tarihi sonrasında çalışmaları olduğu ve çalışmaların aylık 30 gün üzerinden tespiti gerektiği, davacının 15.10.2011-01.04.2015 tarihleri arası çalışmalarının kısmı çalışma olduğu, çalışmasının haftada 3 gün ve ya daha az olduğu yönünde kanaate varılmış olup; 01.04.2015 tarihinden sonraki döneme ilişkin olarak da davacının sürekli çalıştığına dair herhangi bir delil bulunmadığı anlaşıldığından; davacının çalışmalarının sigortalılık kapsamında bir çalışma olmadığı, 6552 sayılı Kanun ile getirilen değişiklik öncesinde ev hizmetlerinde çalışanların sigortalılığı için süreklilik unsuru yukarıda arz edilen yargı kararları ile açıklığa kavuşturulmaya çalışırken bu kanun ile bu kriter terk edilmiş ve ay içinde 10 gün ve daha fazla ve daha az çalışma kıstası getirilmiş olup böylece süreklilik kriterine ilişkin konunun yasal çerçeveye oturduğu, davacının davalıların ikametinde hangi tarihler arasında haftada kaç gün çalışmaları olduğuna dair herhangi bir yazılı belge bulunmadığı; dosya kapsamında dinlenilen davacı tanıkları, davalı tanıkları ile kamu tanıklarının da davacının 3 günden fazla çalışmalarının olduğuna dair herhangi bir beyanlarının olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; davacının çalışmalarının sürekli iş mahiyetinde sayılamayacağı kanaatiyle, davacının tespitini talep ettiği sürelerde devamlı ve kesintisiz çalıştığının sübuta ermediği, her ne kadar davacının bakıcı olarak çalıştığı iddia edilse de davalıların çocuğunu davacının okula götürüp- getirdiğine dair herhangi bir şahidin de bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar ile temyiz talebinde bulunmuştur. C.Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; davacının 15.10.2011-10.07.2015 tarihleri arasında davalılara ait ikamette ev işlerinde ve çocuk bakımı işlerinde çalıştığının tespit istemine ilişkindir. 2.İlgili Hukuk Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddeleri olup anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2014 tarih ve 2013/10-2280 E., 2014/65 K. sayılı ilamında, ev hizmetlerinde çalışma ile ilgili davaların hukuki niteliği ve ispat şekline ilişkin ilkeler şu şekilde belirtilmiştir. İş mevzuatı yönünden, ev hizmetlerinin, gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, gerekse 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan hükümler ile bu Kanunların uygulama alanı dışında bırakıldığı görülmektedir. Sosyal güvenlik mevzuatı açısından ise gerek mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu gerekse 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında sigortalı olabilmek üç temel koşula bağlanmıştır. Bu koşullar; hizmet akdi ile çalışma, işin işverene ait işyerinde yapılması ve mülga 506 sayılı Kanun’un 3 üncü ve aynı yöndeki 5510 sayılı Kanun’un ise 6 ncı maddesi kapsamında olmamak olarak sıralanabilir. 506 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesi sigortalı sayılmayanları; diğer bir ifade ile anılan Kanun kapsamına alınmayanları sıralamaktadır. Buna göre mülga 506 sayılı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3 üncü maddesi uyarınca: “Aşağıda yazılı kimseler bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmazlar. D) (Değişik: 11/8/1977 – 2100/1 md.) Ev hizmetlerinde çalışanlar (ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç)…” Yine 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 6. maddesi uyarınca; “…Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları hükümlerinin uygulanmasında; …c) (Değişik: 17/4/2008-5754/4 md.) Ev hizmetlerinde çalışanlar (ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç)…4 üncü ve 5 inci maddelere göre sigortalı sayılmaz.”. Buna göre ev hizmetleri, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun ilk halinde Kanun kapsamı dışında bırakılmış iken 24.08.1977 tarih ve 16037 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 24.11.1977 tarihinde yürürlüğe giren 11.08.1977 tarih ve 2100 sayılı Kanun’un 1 inci maddesiyle yapılan değişiklik ile mülga 506 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin (D) bendinde yapılan düzenleme uyarınca, ev hizmetlerinde “ücretle ve sürekli çalışanlar” anılan maddede yer alan istisnalar içinden çıkarılmış, 5510 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile de aynı yöndeki uygulamaya devam edilmiştir. Görüldüğü üzere, anılan maddeler uyarınca, ev hizmetlerinde çalışanlar; ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç, bu Kanunların uygulanmasında sigortalı sayılamazlar. Sigortalı sayılmak için, ücret ve sürekli çalışma birlikte arandığından, her iki koşulun da gerçekleşmiş olması gerekir. Hizmet karşılığı ücret alınmıyorsa veya ücret alınmakla birlikte çalışmada süreklilik yoksa bu tür çalışmayı sigortalı çalışma saymak mümkün değildir. Buna göre, diğer koşulları gerçekleştirmiş olanlar eğer anılan maddelerin kapsamına giriyorlarsa, sigortalı sayılamayacak ve 506 veya 5510 sayılı Kanunlarda düzenlenen haklardan yararlanamayacaklardır. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 5/1 inci maddesi ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4/1 inci maddeleri uyarınca, İş Kanunları hükümleri ev hizmetlerine ve ev hizmetleri çalışanlarına uygulanamayacak, bu işler ve bu işleri yapan kişiler Borçlar Kanunu’nun hizmet akdini düzenleyen hükümlerine tabi olacaklardır. Evde yapılan işle, ev hizmetleri arasında bazı farklılıkların da tanımlanması gerekir. Ev hizmeti evde yapılmakla birlikte, herhangi bir iş olmayıp doğrudan yaşanan mekâna yönelik bir iştir. Yaşanan konutla doğrudan bağlantı içerisindedir. Doğrudan eve ve ev yaşamına yöneliktir. Dolaylı olarak ev yaşamına katkıda bulunan, onu kolaylaştıran hizmetlerdir. Ev hizmetinin doğrudan eve veya ev yaşamına yönelik olması gerekir. Ev hizmeti evden soyutlanamaz (Okur A. R., Ev Hizmetlerinde (İşlerinde) Çalışanların Sigortalılığı, Kamu-İş Dergisi, Cilt 7, Sayı 3, 2004, s. 10). Bir işin ev hizmeti sayılabilmesi için yapılan işin evde gündelik yaşamın gerektirdiği faaliyetler kapsamında ev yaşamının gündelik, olağan gereksinmelerini karşılayan işlerdir (Mollamahmutoğlu H., İş Hukuku, Turhan, Ankara, 2004, s. 179). Öğretide ev hizmetleri, evde gündelik yaşamın gerektirdiği; temizlik, yemek, çamaşır, ütü, çocuk bakımı, mürebbiyelik gibi işler olarak kabul görmektedir. Ev hizmetleri çalışanları ise uşak, kahya, hizmetçi, temizlikçi, aşçı, çocuk bakıcısı, bahçıvan, şoför, bekçi, hayvan bakıcısı vb. evin gündelik işleyişine ilişkin faaliyetleri yürüten kişiler olarak kabul görmektedir ((N. Gökçek Karaca, F. Kocabaş, Ev Hizmetlerinde Çalışanların Karşılaştıkları Sorunların Türkiye Açısından Değerlendirilmesi, Kamu-İş Dergisi, 2009, cilt 10, sayı 4, sayfa 172’den atfen; Çenberci M., 1475 sayılı İş Kanunu Şerhi, 1986, s.190-191; Mollamahmutoğlu, a.g.e., s. 179; Çelik N., İş Hukuku Dersleri, B. 20, Beta, İstanbul, 2007, s. 70; Süzek S., İş Hukuku, B. 2, İstanbul, Beta 2005, s. 180; Okur A., a.g.e. s. 348-349; Erkul İ-Karaca N, 4857 sayılı İş Kanunu Uygulaması, Nisan Yayınları Eskişehir 2004, s. 67; Tunçomağ K., İş Hukuku, İstanbul 1988, s. 44-46; Akyiğit E., İçtihatlı ve Açıklamalı 4857 Sayılı İş Kanunu Şerhi, C. 1, B. 3, Ankara 2008, s. 285; … E., Aydın U., İş Hukuku (Yeni İş Yasaları) B. 3, … Yayınları, Ankara 2007, s. 32; Tunçomağ K-Centel T., İş Hukukunun Esasları, B. 4, İstanbul 2005, s. 38; Narmanlıoğlu Ü, İş Hukuku (Ferdi İş İlişkileri), B. 2, Ankara 1994, … Yayınları, s. 71; Eyrenci Ö- Taşkent S- Ulucan D, Bireysel İş Hukuku, Legal Yayınları, İstanbul 2004, s. 43). Yukarıda ayrıntıları açıklandığı üzere, “ev hizmetleri” 506 sayılı Kanun ile tamamen sigortalılık dışında tutulmuş iken 2100 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle ev hizmetlerinde sadece “ücretle ve sürekli olarak çalışanlar” sigortalı sayıldıklarından, bu kişilerin sigortalı olarak kabul edilebilmesi için önemli olan, ev hizmetinde geçen çalışmanın ücretle yapılması ve sürekli olmasıdır. Sürekli çalışma kavramı yönünden uygulamada, haftanın çoğu ev işlerinde geçirilmiş ve çalışma bir süre devam etmişse, bu çalışma sigortalı çalışma olarak değerlendirilmekte, süreklilik için çalışmanın belli bir yoğunluğa ulaşması aranmaktadır. Mülga 506 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun uyarınca “iş” tanımı açık olup, burada “iş” ev hizmetidir. Bu nedenle ölçü, işin niteliği değil ev işinde çalışanın, bu işte ne kadar süre çalıştığıdır. Ev işlerinde çalışma devamlı ise sürekli sayılacak, devamlılık yoksa, iş belirsiz aralıklarla geçici olarak ya da çağrı üzerine yapılıyorsa süreksiz sayılacaktır. 3.Değerlendirme Somut olayda; Mahkemece, davacı, davalı ve kamu tanıkları dinlenmiş ise de toplanan deliller hüküm kurmaya yeterli olmayıp verilen karar eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır. Mahkemece, davalıların ikamet ettiği apartman komşu, yönetici, site görevlisi ve kapıcılarından kanaat edinmeye yetecek kadarının beyanlarına başvurulmak suretiyle davacının davalının evine haftanın hangi günlerinde ve saatlerinde gelerek bakıcılık ve temizlik yaptığı hususu tam olarak ortaya konulmalı, varsa tarafların ortaya koyacağı diğer deliller de toplanmak suretiyle toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2024 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Buna karşılık konutun içine girmeksizin yalnızca bahçe bakımı, hayvan bakımı ve bahçıvanlık yapan ya da bekçilik üstlenen çalışanların faaliyetleri ev hizmeti sayılmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/3384 Esas ve 2018/1281 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere hayvan bakımı ve bahçıvanlık ev içinde görülen işlerden olmadığından bu çalışanlar 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabidir ve davalarına iş mahkemeleri bakar. Aynı şekilde evde hasta bakan hemşireler ile çocuk eğiticileri de gördükleri işin mesleki ve eğitsel niteliği sebebiyle ev hizmeti kapsamı dışında tutularak 4857 sayılı İş Kanunu'na bağlı kabul edilir.

Kıdem Tazminatı ve İşe İade Güvencesi

Kıdem tazminatına hak kazanabilmenin öncelikli şartı 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi niteliğini taşımaktır. Ev hizmetlerinde çalışanlar anılan Kanun'un 4. maddesi uyarınca kapsam dışında bırakıldıklarından, hizmet sözleşmesi sona erdiğinde kural olarak kıdem tazminatı talep etme hakları bulunmamaktadır.

Ev çalışanları bakımından iş güvencesi hükümleri de geçerli değildir. 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına girmeyen ev hizmetlileri, hizmet sözleşmesinin feshedilmesi durumunda işverene karşı işe iade davası açamaz. İşe iade davası açılamaması sebebiyle bu davanın yasal sonuçları niteliğindeki işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti alacakları da talep edilemez.

Sosyal Güvenlik Statüsü ve Süreklilik Ölçütü

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun ek 9. maddesi uyarınca ev hizmetlerinde ay içinde on gün ve üzeri süreyle çalışanlar 4/a kapsamında tam sigortalı sayılır ve işveren tarafından SGK'ya bildirilmek zorundadır. Ayda on günden az çalışanlar için ise yalnızca yüzde iki oranında iş kazası ve meslek hastalığı primi yatırılır; bu kişileri çalıştıranlar ilgili kanun uygulamasında işveren dahi sayılmaz.

Sigortalılık statüsü ile İş Kanunu'na tabi olma durumu birbirinden bağımsızdır. Ayda on gün ve üzerinde çalışarak 4/a statüsünde tam sigortalı tescil edilen ev hizmetlisi de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na tabi kalmayı sürdürür. Bu doğrultuda tam sigortalılık bildirimi yapılmış olması tek başına kıdem tazminatına hak kazandırmaz.

Sosyal güvenlik mevzuatı yönünden ev hizmetlisinin sigortalı sayılabilmesi için çalışmanın ücret karşılığı yapılması ve süreklilik taşıması zorunludur. Süreklilik ölçütü yapılan işin türüne göre değil, çalışanın fiilen devamlılığına göre belirlenir; iş belirsiz aralıklarla geçici veya çağrı üzerine yapılıyorsa süreksiz kabul edilir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024/9967 Esas ve 2024/9395 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere ev hizmetlerinde geçen sigortalılık sürelerinin tespiti davaları kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler tarafların sunduğu delillerle bağlı kalmaksızın resen araştırma yapmakla yükümlüdür.

Fesih Bildirim Süreleri ve İş Arama İzni

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 432. maddesi gereğince belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinden önce durumun karşı tarafa bildirilmesi şarttır. Sözleşme; bildirimin karşı tarafa ulaşmasından itibaren hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş işçi için iki hafta, bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta, beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer. Yasa gereği bu bildirim süreleri sözleşmeyle kısaltılamaz; ancak taraflarca artırılabilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 432Kaynağı aç
MADDE 432- Belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinden önce, durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. Hizmet sözleşmesi; bildirimin diğer tarafa ulaşmasından başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi için iki hafta sonra; bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta ve beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer. Bu süreler kısaltılamaz; ancak sözleşmeyle artırılabilir. İşveren, fesih bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle hizmet sözleşmesini feshedebilir. Fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf için de aynı olması zorunludur; sözleşmede farklı süreler öngörülmüşse, her iki tarafa da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır. Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı hâllerde fesih bildirim süreleri işlemez. b. Deneme süresi içinde

Fesih bildirim sürelerinin her iki taraf için de eşit belirlenmesi zorunludur. Hizmet sözleşmesinde taraflar için farklı süreler öngörülmüşse her iki tarafa da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır. İşveren dilerse fesih bildirim süresine ait ücreti peşin ödemek suretiyle sözleşmeyi derhâl sona erdirebilir. Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı durumlarda ise fesih bildirim süreleri işlemez.

Belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshinde işveren, Türk Borçlar Kanunu'nun 421. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bildirim süresi boyunca işçiye ücretinde herhangi bir kesinti yapmaksızın günde iki saat yeni iş arama izni vermekle yükümlüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 421Kaynağı aç
MADDE 421- İşveren, işçiye her hafta, kural olarak pazar günü veya durum ve koşullar buna imkân vermezse, bir tam çalışma günü tatil vermekle yükümlüdür. İşveren, belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshi hâlinde, bildirim süresi içinde işçiye ücretinde bir kesinti olmaksızın, günde iki saat iş arama izni vermekle yükümlüdür. İzin saatlerinin ve günlerinin belirlenmesinde, işyerinin ve işçinin haklı menfaatleri göz önünde tutulur. 2. Yıllık izin a. Süresi

Haksız Fesih ve Kötüniyet Tazminatı

İşverenin haklı bir neden bulunmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshetmesi hâlinde Türk Borçlar Kanunu'nun 438. maddesi devreye girer. Bu düzenlemeye göre işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde fesih bildirim süresine, belirli süreli sözleşmelerde ise sözleşme süresine uyulmuş olsaydı elde edeceği geliri tazminat olarak talep edebilir. Belirli süreli sözleşmelerde işçinin sözleşmenin sona ermesi sebebiyle tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten kazandığı veya bilerek kazanmaktan kaçındığı tutarlar tazminattan indirilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 438Kaynağı aç
MADDE 438- İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir. Belirli süreli hizmet sözleşmesinde işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir. Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak, ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye ödenmesine karar verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı aylık ücretinden fazla olamaz. c. İşçinin haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması

Haklı sebep olmaksızın derhâl fesih durumunda hâkim, olayın bütün durum ve koşullarını değerlendirerek miktarını serbestçe belirleyeceği ek bir tazminatın işçiye ödenmesine hükmedebilir. Ancak kanun uyarınca hükmedilecek bu tazminat işçinin altı aylık ücretinden fazla olamaz.

Hizmet sözleşmesinin fesih hakkı kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda ise Türk Borçlar Kanunu'nun 434. maddesi uyarınca işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında kötüniyet tazminatı ödemekle yükümlüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 434Kaynağı aç
MADDE 434- Hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür. IV. Derhâl fesih 1. Koşulları a. Haklı sebepler

Çalışma Şartları, Ücret ve İzin Hakları

Türk Borçlar Kanunu'nun 401. maddesi gereğince işveren işçiye sözleşmede kararlaştırılan, sözleşmede hüküm bulunmayan hâllerde ise asgari ücretten az olmamak kaydıyla emsal ücreti ödemek zorundadır. Kanunun 402. maddesi kapsamında fazla çalışma yaptırıldığında işverenin normal çalışma ücretini en az yüzde elli fazlasıyla ödemesi gerekir; işçinin rızası varsa bu ücret yerine orantılı serbest zaman izni verilebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 401Kaynağı aç
MADDE 401- İşveren, işçiye sözleşmede veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen; sözleşmede hüküm bulunmayan hâllerde ise, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücreti ödemekle yükümlüdür. b. Fazla çalışma ücreti
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 402Kaynağı aç
MADDE 402- İşveren, fazla çalışma için işçiye normal çalışma ücretini en az yüzde elli fazlasıyla ödemekle yükümlüdür. İşveren, işçinin rızasıyla fazla çalışma ücreti yerine, uygun bir zamanda fazla çalışmayla orantılı olarak izin verebilir. c. İşin sonucundan pay alma

Ev çalışanının haftalık dinlenme hakkı Türk Borçlar Kanunu'nun 421. maddesinin birinci fıkrasında korunmuştur; işveren işçiye her hafta kural olarak pazar günü veya koşullar elvermiyorsa bir tam çalışma günü tatil vermelidir. Resmi ve dini bayram tatillerinde çalışma yürütülmesi hâlinde ise çalışana bu günlerin karşılığı olarak ilave bir yevmiye ödenmesi, yani günün çift yevmiye ile karşılanması gerekir.

Yıllık ücretli izin hakkı Türk Borçlar Kanunu'nun 422. maddesiyle düzenlenmiştir. En az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en az iki hafta, on sekiz yaşından küçük ve elli yaşından büyük çalışanlara ise en az üç hafta ücretli izin verilmesi zorunludur. Kanunun 424. maddesi uyarınca yıllık izinler kural olarak aralıksız kullandırılır; tarafların anlaşmasıyla ikiye bölünerek uygulanması mümkündür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 422Kaynağı aç
MADDE 422- İşveren, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz yaşından küçük işçiler ile elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli yıllık izin vermekle yükümlüdür. b. İndirimi
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 424Kaynağı aç
MADDE 424- Yıllık ücretli izinler, kural olarak aralıksız biçimde verilir; ancak tarafların anlaşmasıyla ikiye bölünerek de kullanılabilir. İşveren, yıllık ücretli izin tarihlerini, işyerinin veya ev düzeninin menfaatleriyle bağdaştığı ölçüde, işçinin isteklerini göz önünde tutarak belirler. d. Ücreti

İşverenin Bakım, Barınma ve Koruma Yükümlülükleri

Ev hizmetleri, özel konutlarda yerine getirilmesi ve denetimlerin yürütülmesindeki güçlükler nedeniyle 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun kapsamı dışında tutulmuştur. Buna karşın Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca işveren, işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek, psikolojik ve cinsel tacize uğramasını engellemek ve iş sağlığı ile güvenliği önlemlerini eksiksiz almakla yükümlüdür. Bu borçların ihlali sebebiyle işçinin bedensel veya kişilik haklarının zarar görmesi durumunda tazminat sorumluluğu sözleşmeye aykırılık hükümlerine göre belirlenir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 417Kaynağı aç
MADDE 417- İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. 2. Ev düzeni içinde çalışmada

İşçi işverenle birlikte aynı ev düzeninde yaşıyorsa Türk Borçlar Kanunu'nun 418. maddesi gereğince işveren yeterli gıda ve uygun bir barınak temin etmekle yükümlüdür. İşçi kusuru olmaksızın hastalık veya kaza sebebiyle işgörme edimini yerine getiremezse, sosyal sigortadan yararlanamayan ve bir yıla kadar çalışmış işçinin bakım ve tedavisini işveren iki hafta süreyle karşılar. Bir yılı aşan her çalışma yılı için bu süre, dört haftayı aşmamak üzere ikişer gün artırılır. Aynı edimler işçinin gebeliği ve doğum yapması hâllerinde de yerine getirilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 418Kaynağı aç
MADDE 418- İşçi işverenle birlikte ev düzeni içinde yaşıyorsa işveren, yeterli gıda ve uygun bir barınak sağlamakla yükümlüdür. İşçi, kusuru olmaksızın hastalık veya kaza gibi sebeplerle işgörme edimini yerine getiremezse işveren, sosyal sigortalar yardımlarından yararlanamayan, bir yıla kadar çalışmış işçinin bakımını ve tedavisini, iki hafta süreyle sağlamak zorundadır. İşçinin bir yılı aşan her hizmet yılı için söz konusu süre, dört haftayı aşmamak üzere ikişer gün artırılır. İşveren, işçinin gebeliğinde ve doğum yapması durumunda da aynı edimleri yerine getirmekle yükümlüdür. 3. Kişisel verilerin kullanılmasında
Ev hizmetlerinde çalışanlar kıdem tazminatı talep edebilir mi?

Ev hizmetlerinde çalışanlar 4857 sayılı İş Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca kanun kapsamı dışında bırakıldığından kural olarak kıdem tazminatı alma hakkına sahip değildir.

Ev hizmetlisi haksız fesih durumunda hangi tazminatları isteyebilir?

İşverenin haklı sebep olmaksızın feshi hâlinde işçi fesih bildirim süresine veya sözleşme süresine ait kazanımlarını talep edebilir; ayrıca hâkim koşullara göre işçinin altı aylık ücretini aşmamak üzere serbestçe bir tazminata hükmedebilir.

Ev çalışanlarının ihbar bildirim süreleri ne kadardır?

Türk Borçlar Kanunu'nun 432. maddesi uyarınca bildirim süresi bir yıla kadar çalışmada iki hafta, bir yıldan beş yıla kadar dört hafta, beş yıldan fazla sürmüş çalışmalarda ise altı haftadır.

Ev hizmetlisi işe iade davası açabilir mi?

Ev hizmetlileri 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olmadığından işe iade davası açamaz; işe başlatmama tazminatı veya boşta geçen süre ücreti talep edemez.

Evde hasta bakanlar ve çocuk eğiticileri ev hizmetlisi sayılır mı?

Evde hasta bakan hemşireler ile çocuk eğiticileri yürüttükleri faaliyetin niteliği gereği ev hizmetlisi sayılmaz; bu kişiler 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu