Geçersiz Sözleşmelerde Ödenen Paranın Değer Kaybı ve İadesi

by Avukat Erdal Ersoy
Geçersiz Sözleşmelerde Ödenen Paranın Değer Kaybı ve İadesi

Geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak ödenen paranın iadesinde yalnızca geçmişte verilen nominal tutarın aynen ödenmesi yeterli kabul edilmez; denkleştirici adalet ilkesi uyarınca paranın ulaştığı alım gücünün iadesi gerekir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 706, mülkiyetin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerliliğini resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlamıştır. Tapu Kanunu m. 26 ve Noterlik Kanunu m. 60 hükümleri uyarınca da taşınmaz devri resmî biçimde yapılmadıkça hukuken bağlayıcı sonuç doğurmaz. Resmî şekil noksanlığı sebebiyle tapu iptali ve tescil istemi dinlenmeyen durumlarda, tarafların verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre karşılıklı olarak iade etmesi zorunludur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/7051, K. 2014/15789Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2014/7051 E.  ,  2014/15789 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak davasının yapılan muhakemesi sonunda yerel mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili ile yaptığı 31/10/2007 tarihli harici sözleşme ile İstanbul ili, Kartal ilçesi,… mahallesi, … pafta,… parseldeki …m2'lik arsa vasıflı kendi adına kayıtlı gayrimenkulü satım borcu üstlendiğini, sözleşmede 200.000,00 TL alım bedelini alıcı müvekkilden tahsil ettiğini ve bu taşınmaz üzerinde hiç bir hak ve alacağının kalmadığını, istediğinde tapuda devir işlemini yapacağını ve tanıklar huzurunda beyan ettiğini, arsanın tapu kaydının kendi adına geçirilmesini talep ettiğinde olumsuz yanıt aldıklarını, müvekkilinin 31/10/2007 tarihinde davalıya ödemiş olduğu satış bedelini davalının 14/06/2011 tarihinde iade ettiğini, bu süre zarfında taşınmazın değerinin arttığını ve geçen süre zarfında müvekkilinin maddi kayba uğradığını, davalıya İstanbul…Noterliğinin 27/06/2011 tarih 2011/02242 yevmiye nolu ihtarname gönderildiğini, davalının ihtarnameyi 29/06/2011 tarihinde tebellüğ etdiğini, beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10,000,00 TL tazminatın davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Bilirkişi raporunda dava tarihi itibari ile taşınmazın değeri 389.200,00 TL olarak tespit edilmiş, aradaki farkın tahsili için de davacı tarafça dava 179.200,00 TL yönünden ıslah edilmiş, toplamda 189.200,00 TL'nin davalıdan tahsili istenmiştir. Davalı cevap dilekçesinde; davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Somut olayda taraflar arasında haricen düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesi nedeni ile davacı tarafından davalıya 200.000,00 TL ödendiği, ancak tapuda resmi satışın yapılmadığı ve davalının harici satım sözleşmesiyle kendisine ödenen bedeli 14.06.2011 tarihinde davacıya iade ettiği, davacının 27.06.2011 tarihinde ihtar çekerek harici satım sözleşmesinin yapıldığı 31.10.2007 tarihinden paranın iade tarihine kadar geçen sürede taşınmazın değerinin arttığı, müvekkilinin maddi kayba uğradığını beyanla davalıdan bu suretle oluşan zararının tazminini talep ettiği anlaşılmakta olup, satış tarihi itibariyle tapulu olan taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (TMK.nun 706, BK.nun 213, Tapu K.nun 26 ve Noterlik K.nun 60. maddeleri). Bu durumda taraflar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre karşılıklı olarak verdiklerini iade ile yükümlüdürler. Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle sebepsiz zenginleşmenin kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında yarar vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Şu durumda hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye, karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.Hal böyle olunca mahkemece; davacı tarafça 31.10.2007 tarihinde ödenen satış bedelinin enflasyon, üretici ve tüketici fiyatları endeksleri, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak suretiyle iade tarihinde 14.06.2011 tarihinde ulaşacağı alım gücünün yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlemesi ve bu miktardan davalı tarafından 14.06.2011 tarihinde iade olunan 200.000,00 TL'nin mahsubuyla kalan miktara hükmedilmesi gerekirken, gayrimenkulün dava tarihindeki bedeli üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alınması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 706Kaynağı aç
Madde 706- Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tâbidir. 2. İşgal
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/15332, K. 2018/2591Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2017/15332 E.  ,  2018/2591 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalıdan 15.06.2001 tarihinde tapuya kayıtlı taşınmazı haricen satın aldığını, karşılığında 1.000 TL ödediğini, devrin sağlanmadığını, 02.08.2012 tarihinde taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi nedeniyle ifanın imkansız hale geldiğini yeni öğrendiğini, denkleştirici adalet ilkesinin uygulanması gerektiği ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000 TL'nin 02.08.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının yeri kullanmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; "sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği 15.06.2001 tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesi ile davanın reddine" dair verilen karar Dairemizin 29.02.2016 tarih ve 2015/5227 E., 2016/2706 K. ilamı ile "taraflar arasındaki harici satım sözleşmesinin ifasının imkansız hale geldiği 02.08.2012 tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde davanın açıldığı gözetilerek zamanaşımı definin reddine karar verilmesi gerektiği " gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece, uyulan bozma kararı üzerine, haricen yapılan satış sözleşmesinde tanık olarak imzası bulunan ve keşif esnasında da tanık olarak dinlenen Musa Açık'ın "davacının davalıya verdiği 1.000 TL'yi geri aldığını kendi gözlerimle gördüm" şeklinde yeminli beyanda bulunması karşısında borcun ortadan kalktığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya kapsamı itibari ile taraflar arasındaki uyuşmazlık; tapulu taşınmaza ilişkin taraflar arasındaki adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesinden kaynaklı alacağın, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesi talebine ilişkindir. Taşınmazların satışına ilişkin resmi şekilde sözleşme yapılmadıkça TMK. 706. ve TBK'nun 237., Tapu Kanununun 26. ve Noterlik Kanunu'nun 60.maddeleri gereğince harici satış sözleşmesi hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmelerde herkes aldığını iade etmekle yükümlüdür. ./.. Kanunda ispat sınırı olarak gösterilen parasal belli tutarı (HMK 200/1.maddesi) aşan hukuki işlemler ve senede karşı olan iddialar (HMK 201.maddesi) kural olarak yalnız senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Buna göre, davacının taraflar arasında haricen yapılan taşınmaz satım sözleşmesi ile davacıya 1.000 TL verdiği, ispat yükü üzerinde bulunan davalı ödeme iddiasını yazılı belge ile ispat edememiştir. Yazılı delil ile ispatı gereken bu hususta davalı tanığın beyanına dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir. 2-Geçersiz satış sözleşmesi gereğince; diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi "Denkleştirici Adalet" düşüncesine dayanmaktadır. Denkleştirici Adalet İlkesi ise, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder. Bu bakımdan, sebepsiz zenginleşmeye konu alacağın iadesine karar verilirken, taşınmazın satış bedelinin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Bu güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak, ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır. Başka bir deyişle, denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ifanın imkansız hale geldiği tarihteki alım gücüne uyarlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Mahkemece; ödenen satış bedelinin, ifanın imkansız hale geldiği tarih itibariyle (çeşitli ekonomik etkenlerin TEFE-TÜFE artış oranları, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri ekonomik göstergelerin ortalamaları alınmak suretiyle) ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde, uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenmeli; bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir. Buna göre; yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar da dikkate alınmak suretiyle mahkemece; davacının ödediği satış bedelinin, dava konusu taşınmazın dava dışı üçüncü kişi adına bağışlandığı 02.08.2012 tarihteki ulaşacağı alım gücünün; çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs ortalamaları alınmak suretiyle belirlenmesi ve bu yöntemle belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken, davalı tanığın beyanına dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/11057, K. 2018/2057Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/11057 E.  ,  2018/2057 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar; murisleri …'ın 1978'de 450 m2 arsaya 220.000 TL ödeyerek haricen davalıların murisi…'tan satın aldığını, arsaya 1985'te ev yaptığını, halen zilyet olduklarını, ancak davalıların murisinin tapuyu devretmediğini ve taşınmazın 3. şahsa satıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla … ili, … ilçesi, … mahallesi … ada 3 parsel numaralı taşınmazın satışının imkansız hale geldiği tarih itibariyle denkleştirici adalet ilkesine göre yapılacak hesaplamada bulunacak rakamın şimdilik 5.000,00 TL'sinin yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalılar; alacağın zamanaşımına uğradığını, davacıların murisinin 36 yıl önce yapıldığı iddia edilen satışa ilişkin hiçbir talepte bulunmadan vefat ettiğini, bedelin ödendiğine ilişkin delil ibraz edilmediğini, davacıların iyi niyetli olmadıklarını savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece; tarafların murisleri arasında haricen taşınmaz satımı yapıldığı, taşınmazın davacıların murisi …'ın zilyetliğine geçtiği, ancak davacıların satış bedelinin ödendiğine dair ispata yarar delil sunamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı tarafın sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin mal varlığının geçerli(haklı) bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine çoğalması (zenginleşmesi) demektir. Sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak talep edilebilmesi için borçlunun mal varlığından bir başkasının aleyhine olarak bir zenginleşme meydana gelmeli, zenginleşme ve zenginleştirici olay arasında illiyet bağı bulunmalı ve zenginleşme haklı bir sebebe dayanmamalıdır. Taşınmazın devrine ilişkin, TMK'nun 705, BK'nun 213(TBK'nun 237), Tapu Kanunu 26, Noterlik Kanununun 60.maddeleri gereğince ve HGK'nun 15.11.2000 tarih, 2000/13-1612 E, 2000/1704 K.sayılı kararı ile taşınmazın devrine ilişkin sözleşme resmi şekilde yapılmadıkça geçersizdir. Geçersiz satış sözleşmesi gereğince; diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi "Denkleştirici Adalet" düşüncesine dayanmaktadır. Denkleştirici Adalet İlkesi ise, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder. Bu bakımdan, sebepsiz zenginleşmeye konu alacağın iadesine karar verilirken, taşınmazın satış bedelinin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Bu güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut verileri tek tek uygulanarak, ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır. Başka bir deyişle, denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ifanın imkânsız hale geldiği tarihteki alım gücüne uyarlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Satım bedelinin iade tarihindeki ulaştığı bedel belirlenirken ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün (enflasyon), ÜFE-TÜFE artış oranları, altın, işçi ücretlerindeki artış ve döviz kurlarındaki artış vs. ortalamaları göz önünde tutulmalıdır. Somut olayda; taşınmaz tapulu olmasına rağmen satış resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olup, davalıların dayandığı murisleri …'un elinden çıkma belgede, davacıların murisi …'ın 100.000 (eski para) TL ödediği belirtilmiş olmakla, davacıların murisinin taşınmaz satışı için 100.000 (eski para) TL ödediğinin ve davalı tarafa ödenen bu 100.000 (eski para) TL'nin edimin imkansız hale geldiği tarih itibariyle istenebileceğinin kabulü gerekir. O halde mahkemece; ödenen satış bedelinin, taşınmazın ödeme tarihinden itibaren üçüncü şahsa satıldığı tarih araştırılarak bu tarih itibariyle (çeşitli ekonomik etkenlerin ÜFE-TÜFE artış oranları, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri ekonomik göstergelerin ortalamaları alınmak suretiyle) ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde, uzman bilirkişi heyetinden denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenmeli; bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı tarafın sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.03.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

Geçersiz Taşınmaz Satışı ve Sebepsiz Zenginleşme Esasları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 77 uyarınca, haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen kimse bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük zenginleşmenin geçerli olmayan, gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir nedene dayanması durumunda doğar. Sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak talebinde bulunabilmek için borçlunun malvarlığında alacaklı aleyhine haklı bir nedene dayanmayan artış gerçekleşmeli ve bu artış ile olay arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Haksız biçimde malvarlığı azalan taraf, sebepsiz zenginleşme davası açarak uğradığı ekonomik eksilmenin giderilmesini isteyebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 77Kaynağı aç
MADDE 77- Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur. II. Borçlanılmamış edimin ifası
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/7477, K. 2014/16831Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2014/7477 E.  ,  2014/16831 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasının yapılan yargılaması sonunda yerel mahkemece verilen hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; Müvekkili ile davalı arasında yapılmış olan 03/12/2003 tarihli yazılı sözleşme gereği, … İli … İlçesi … Mevkiinde bulunan 750 m²' lik taşımazın mülkiyetinin müvekkiline devredildiğini; sözleşme tarihinde, satışa konu taşınmazın bulunduğu yerde, henüz kadastro çalışmalarının yapılmaması nedeni ile, satışın köy senedi ile yapıldığını; Kadastro Mahkemesi' nin 2009/12 Esas-2009/44 Karar sayılı ilamı ile söz konusu yerin …köy tüzel kişiliği adına hükmen tesciline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, bu kararın kesinleşmesi ile müvekkil ile davalı arasındaki sözleşmenin geçersiz hale geldiğini ileri sürere; müvekkilin, davalıya ödediği 7.000 TL' nin sözleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde; aleyhine açılan ve dava dilekçesinde belirtilen hususların doğru olduğunu; davacı tarafın davasında haklı olduğunu, taşınmazın kamulaştırıldığını, taşınmazı parsellemek suretiyle davacıya ve başkalarına sattığını, bedellerini aldığını; … Köyü tüzel kişiliğinin davaya dahil edilmesini, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; taraflar arasında, satıcısının … olduğu alıcısının … olduğu 01/12/2003 tarihinde gayrimenkul satış sözleşmesi şeklinde taahhüt sözleşmesinin yapıldığı; daha sonra, davalı tarafından sözleşme konusu taşınmazın davacıya devredilemediği ve taahhüdün yerine getirilemediğinden bahisle; satış sözleşmesi sonucu ödendiği kabul edilen 7000,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiş, hüküm taraflarca süresinde temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. Davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Davada, geçersiz satış sözleşmesi gereğince ödenen bedelin, TBK'nun 77-82.maddeleri (BK'nun 61-66.maddeleri) gereğince güncelleştirilerek (davalıya ödenen bedelin, sözleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili talebinin; güncelleştirmeyi de içerdiğinden), iadesi talep edilmektedir. Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin mal varlığının geçerli (haklı) bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine çoğalması (zenginleşmesi) demektir. Sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak talep edilebilmesi için borçlunun mal varlığından bir başkasının aleyhine olarak bir zenginleşme meydana gelmeli, zenginleşme ve zenginleştirici olay arasında illiyet bağı bulunmalı ve zenginleşme haklı bir sebebe dayanmamalıdır. Taşınmazın devrine ilişkin, TMK'nun 705, BK'nun 213 (TBK'nun 237), Tapu Kanunu 26, Noterlik Kanununun 60.maddeleri gereğince ve HGK'nun 15.11.2000 tarih, 2000/13-1612 E, 2000/1704 K.sayılı kararı ile taşınmazın devrine ilişkin sözleşme resmi şekilde yapılmadıkça geçersizdir. Geçersiz satış sözleşmesi gereğince; diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi "Denkleştirici Adalet" düşüncesine dayanmaktadır. Denkleştirici Adalet İlkesi ise, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder. Bu bakımdan, sebepsiz zenginleşmeye konu alacağın iadesine karar verilirken, taşınmazın satış bedelinin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Bu güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut verileri tek tek uygulanarak ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değeri her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır. Başka bir deyişle, denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ifanan imkansız hale geldiği tarihteki (olayımızda, Kadastro Mahkemesinin kararının kesinleştiği tarihteki) alım gücüne uyarlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Mahkemece, ödenen satış bedelinin, ifanın imkansız hale geldiği tarih itibariyle (çeşitli ekonomik etkenlerin TEFE-TÜFE artış oranları, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar, faiz ve benzeri ekonomik göstergelerin ortalamaları alınmak suretiyle) ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde, uzman bir bilirkişiden denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara taleple bağlı kalınmak suretiyle hükmedilmelidir. Somut olayda; 03/12/2003 tarihinde, gayrimenkul satış sözleşmesi şeklinde taahhüt sözleşmesinin yapıldığı, daha sonra, davalı tarafından sözleşmenin konusu taşınmazın davacıya devredilemediği ve taahhüdün yerine getirilmediği yönündeki değerlendirmede bir isabetsizlik yoktur. Ancak, davacı taraf, geçersiz sözleşmeye göre talepte bulunmakla; satış bedeli olarak davalıya yapılan ödemenin ifanın imkansız hale geldiği tarihteki güncellenmiş değerinin; davacı lehine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Taşınmaz devrine ilişkin sözleşmeler resmî şekilde yapılmadıkça hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmelerde herkes aldığını iade etmekle yükümlü olup uyuşmazlığın ispatında kanuni ispat sınırları gözetilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 200/1 ve m. 201 uyarınca, kanunda belirlenen parasal tutarı aşan hukuki işlemler ve senede karşı ileri sürülen iddialar kural olarak kesin delil niteliğindeki senetle ispat edilmelidir.

Denkleştirici Adalet İlkesi ve Alım Gücünün Hesaplanması

Denkleştirici adalet ilkesi, haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından yararlanarak kendi malvarlığını artıran tarafın bu kazanımı iade etmek zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme borcu altında bulunduğunu düzenler. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2014/7051, K. 2014/15789 sayılı kararında açıklandığı üzere, geçersiz sözleşmeler tasfiye edilirken ödenen paranın ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılarak iade edilmesi gerekir. Paranın salt nominal tutarının iade edilmesi haksız zenginleşmenin bir kısmının borçluda kalmasına yol açacağından eksik iade oluşturur.

Satış bedelinin iadesinde paranın güncellenmesi keyfî biçimde yapılmayıp somut ekonomik göstergelerin objektif analizine dayandırılır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2015/10997, K. 2015/18042 ve E. 2017/15332, K. 2018/2591 sayılı kararları uyarınca, ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar geçen süre için TEFE, TÜFE veya ÜFE artış oranları, altın ve döviz kurlarındaki değişimler, memur maaşı ile işçi ücretlerindeki artışlar ve faiz göstergeleri dönem dönem ayrı ayrı hesaplanarak ortalamaları alınır. Mahkemenin bu veriler ışığında uzman bilirkişi heyetinden yargı denetimine elverişli rapor alması zorunludur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/10997, K. 2015/18042Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2015/10997 E.  ,  2015/18042 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ERDEMLİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 13/05/2014 NUMARASI : 2011/356-2014/238 Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil-alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dava dilekçesi ile; dava konusu taşınmazları müvekkilinin davalıdan 15.04.2002 tarihinde yapılan harici satış sözleşmeleri ile toplamda 1.300 TL'ye satın aldığını, taşınmazların davalı tarafça devir işlemlerinin yapılmadığını belirterek, dava konusu taşınmazların davacı adına tapuya tescilini, mümkün olmadığı takdirde rayiç değerinin ödenmesini, bunun da mümkün olmaması halinde dava konusu yerlere belirlenen tarihte vermiş olduğu meblağın yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece;dava konusu taşınmazların satım tarihinde tapusuz olduğu, davacı tarafın taşınmazların zilyetliğinin devredildiğini ispat edemediğini, bu nedenle taraflar arasında geçerli bir sözleşme bulunmadığını belirterek, tapu iptal – tescil ve dava konusu taşınmazların dava tarihindeki rayiç bedellerinin verilmesine yönelik talebinin reddine, toplam 4.107,20-TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. Somut olayda; haricen düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesi nedeniyle, davalıya toplamda 1.300 TL ödendiği, yapılan satım sözleşmesinin geçersiz olduğu, bu durumda tarafların sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre karşılıklı olarak verdiklerini iade ile yükümlü oldukları anlaşılmaktadır. Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle sebepsiz zenginleşmenin kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında yarar vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Şu durumda hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye, karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Buna karşın, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; harici satım sözleşmelerinde belirtilen bedellerin endekslenmiş değerlerinin hesaplandığı ancak endekslemenin hangi kritere göre yapıldığı anlaşılamamaktadır. Mahkemece; ödenen satış bedelinin, ifanın imkansız hale geldiği tarih itibariyle (çeşitli ekonomik etkenlerin TEFE-TÜFE artış oranları, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar, faiz ve benzeri ekonomik göstergelerin ortalamaları alınmak suretiyle) ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde, uzman bir bilirkişiden denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenmeli; bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme sonucu yetersiz rapor doğrultusunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İfanın İmkânsız Hale Geldiği Tarih ve Taleple Bağlılık Sınırı

Denkleştirici adalet kuralı gereğince yapılacak güncellemede paranın alım gücünün hangi tarihe kadar taşınacağı önem taşır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2014/7477, K. 2014/16831 sayılı kararı gereğince güncelleme, ifanın imkânsız hale geldiği tarihteki alım gücüne uyarlanır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin E. 2015/42102, K. 2018/953 sayılı kararında belirtildiği üzere mahkeme, davacının sözleşmenin ifa edilemeyeceğini öğrendiği tarihi araştırarak ifanın imkânsızlaştığı somut tarihi tespit etmekle yükümlüdür.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2015/42102, K. 2018/953Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2015/42102 E.  ,  2018/953 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, … İli …İlçesi, …. Belediyesince 22.01.2002 tarihinde yapılan ihale ile …502 ada 3 parselde kayıtlı 1000 m² taşınmaz ile aynı yerde 495 ada 3 parselde kayıtlı 8072 m² taşınmazların ihale yolu ile davalı Belediye tarafından kendisine satıldığını, tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve 30.03.2002 tarihinde arsa bedelinin bir kısmını peşin kalan kısmını ise 22 ay taksitler halinde toplam 38.900,00 TL'yi …Belediyesine ödediğini, daha sonra …Tapu Kütüğünde kayıtlı olmayan yerlerin ihalesinin yapıldığı ve dava konusu parsellerin devrinde hukuki ve maddi imkansızlık bulunduğu gerekçesiyle encümen kararı ile ihalenin iptal edildiğini, davalı tarafa keşide ettiği ihtarnamelerle taşınmazların tapu devrini, aksi halde rayiç bedelinin ödenmesini istediğini ancak olumlu yanıt alamadığını, kendisinin dava konusu taşınmazların ihale tarihindeki bedelini davalı Belediyeye satın alma bedeli olarak ödediği 38.900,00 TL'nin denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde dava tarihindeki değerinin tespit edilerek ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılmasını ve bu şeklide iadeye karar verilmesini, hükmolunan alacağı güncellemeye yani denkleştirici adalet ilkesine göre ödenecek tutarın belirlendiği tarihten itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 38.900,00 TL'nin 30.09.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, taşınmazın davacıya devrine ilişkin ifanın imkansızlığı nedeniyle, davalıya ödenen paranın iadesine ilişkindir. Davaya konu taşınmaz ihale sonucu davacıya satılmış olup, ihale sonucu yapılan bu satışın geçersiz olduğundan söz edilemez. Geçerli satış nedeniyle davacı akdin ifasının imkansız olduğu tarihteki taşınmazın rayiç değerini isteyebilir ise de davacının talebi sebepsiz zenginleşme sorumluluğuna dayandığından sadece ödediği paranın denkleştirici adalet ilkelerine göre ulaştığı değerini talep etmiş, olmakla, mahkemece davacının davalıya keşide ettiği 11.09.2012 tarihli ihtarnamenin tebliği tarihine ihtarnamede belirlenen onbeş günlük önel süresinin eklenmesi sonucu bulunan 27.09.2012 tarihi itibariyle ifanın imkansız hale geldiği kabul edilmiştir. Mahkemece, davalının iddiaları değerlendirilmeden, davacının sözleşmenin ifa edilemeyeceğini öğrendiği tarih araştırılmadan, ifanın imkansız hale geldiği tarihin yukarıda yazılı şekilde esas alınması hatalıdır.Bu halde mahkemece ifanın imkansız hale geldiği tarih tespit edilerek yukarıda belirlenen esaslar dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Geçerli bir taşınmaz satışında alacaklı akdin ifasının imkânsız hale geldiği tarihteki rayiç değeri talep edebilecekken sebepsiz zenginleşmeye dayanarak denkleştirici adalet ilkelerine göre ödediği paranın ulaştığı değeri istemişse mahkemece taleple bağlı kalınarak karar verilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2014/7477, K. 2014/16831 ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin E. 2015/42102, K. 2018/953 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere, satış bedelinin ifanın imkânsız hale geldiği tarihteki alım gücü denetime elverişli bilirkişi raporuyla belirlenmeli ve taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerine değil, taleple bağlı kalınarak ulaşılan bu alım gücüne hükmedilmelidir.

Faiz Talebi ve Munzam Zarar ile İlişkisi

Dava dilekçesinde ödenen bedelin sözleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsilinin istenmiş olması, denkleştirici adalet kapsamında paranın güncellenerek iadesi talebini de kapsar. Öte yandan para borçlarında temerrüt halinde faizi aşan zararlar için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 122 devreye girer. Alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğraması durumunda borçlu, kusursuz olduğunu ispat etmedikçe bu zararı gidermekle yükümlüdür; bu munzam zarar görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa davacının talebiyle hâkim esas hükümle birlikte bu tutara da karar verir. Enflasyon kaynaklı değer kayıpları munzam zararın unsuru olabilmekle birlikte, geçersiz sözleşmelerin tasfiyesinde ana çözüm yolu ödenen bedelin ifanın imkânsızlaştığı tarihe güncellenmesidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 122Kaynağı aç
MADDE 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder. 4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde a. Süre verilmesi
Harici sözleşmeyle satın alınan taşınmazın tapusu dava yoluyla alınabilir mi?

Resmî şekilde yapılmayan taşınmaz satış sözleşmeleri geçersiz olduğundan tapu iptali ve tescil talebi kabul edilmez; taraflar yalnızca verdikleri bedeli sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde talep edebilir.

Geçersiz sözleşmede ödenen para yıllar sonra nasıl iade edilir?

Yalnızca ödenen paranın nominal tutarının verilmesi yeterli olmayıp, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca paranın ifanın imkânsız hale geldiği tarihteki alım gücüne ulaştırılması gerekir.

Paranın güncel alım gücü belirlenirken hangi göstergeler esas alınır?

Alım gücünün hesabında TEFE, TÜFE, ÜFE oranları, döviz kurları, altın fiyatları, memur maaşı ve işçi ücretlerindeki artışlar ile faiz göstergelerinin ortalamaları alınarak uzman bilirkişi raporu düzenlenir.

Dava dilekçesinde yalnızca faiz istenmesi alım gücü güncellemesini engeller mi?

Ödenen bedelin sözleşme tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilinin istenmiş olması, denkleştirici adalet uyarınca bedelin güncellenerek iadesi talebini de kapsar.

Geçersiz satışta taşınmazın güncel piyasa rayiç değeri istenebilir mi?

Sözleşme resmî şekilde yapılmadığı için geçersiz olduğundan taşınmazın rayiç değeri değil, ödenen satış bedelinin ifanın imkânsız hale geldiği tarihteki güncellenmiş alım gücü taleple bağlı kalınarak talep edilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu