Geçersiz Sözleşmelerde İade Yükümlülüğü ve Tasfiye

by Avukat Erdal Ersoy
Geçersiz Sözleşmelerde İade Yükümlülüğü ve Tasfiye

Geçersiz bir sözleşmeye istinaden yerine getirilen edimler, hukuken geçerli bir sebebe dayanmadığı için sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde karşılıklı olarak geri verilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 77 uyarınca, haklı bir sebep bulunmaksızın bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen taraf bu zenginleşmeyi iade etmekle yükümlüdür. Kanun, bu iade borcunun özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan, gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması hâlinde doğacağını düzenler. Dolayısıyla geçersiz sözleşmelerde ifa edilen edimlerin geri istenmesi akdi bir ifa talebi değil, doğrudan kanundan doğan ikincil nitelikte bir iade borcudur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 77Kaynağı aç
MADDE 77- Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur. II. Borçlanılmamış edimin ifası

Geçersizlik Türleri ve İade Borcunun Doğumu

Hukuk düzeninde sözleşmelerin geçersizliği kesin hükümsüzlük, askıda hükümsüzlük, yokluk ve iptal edilebilirlik kategorileri altında değerlendirilir. Hukuka veya ahlaka aykırı olan, konusu imkânsız bulunan, kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşmeler ile kanunun öngördüğü zorunlu şekle uyulmaması hâlinde yapılan sözleşmelerin önemli bir kısmı butlanla maluldür. Kesin hükümsüz olan bu işlemler başlangıçtan itibaren hüküm doğurmaz ve bu tür sözleşmelere dayanılarak yerine getirilen edimlerin tasfiyesinde Türk Borçlar Kanunu m. 77 ve devamındaki sebepsiz zenginleşme kuralları uygulanır.

Temsil yetkisi bulunmayan bir kimsenin gerçekleştirdiği hukuki işlem temsil olunan tarafından onanmadığı müddetçe askıda hükümsüz kalır ve taraflar arasında geçerli bir borç ilişkisi meydana gelmez. Bu aşamada yapılan ifalar hukuki dayanaktan yoksun kaldığından sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak geri istenebilir. Benzer şekilde, sözleşmenin kurulması için zorunlu olan kurucu unsurların bulunmadığı yokluk hâllerinde de tarafların işleme güvenerek sundukları edimler aynı kanuni çerçevede iadeye konu olur.

Hata, hile veya korkutma gibi irade sakatlığı bulunan hâllerde ise sözleşme derhal hükümsüz sayılmaz; hak sahibi iptal hakkını kullanıncaya kadar geçerliliğini sürdürür. İptal hakkı kullanıldığında sözleşme geriye etkili olarak baştan itibaren hükümsüz hâle gelir ve tarafların birbirlerine aktardıkları edimlerin sebepsiz zenginleşme ilkeleri doğrultusunda karşılıklı olarak geri verilmesi gerekir.

Sebepsiz Zenginleşmenin Koşulları ve İade Borcunun Hukuki Niteliği

Sebepsiz zenginleşmeye dayanan geri verme taleplerinde klasik dört unsurun varlığı aranır. Bunlar; bir kimsenin malvarlığında artma veya borçlarında azalma şeklinde zenginleşme meydana gelmesi, karşı tarafın malvarlığında buna karşılık gelen bir fakirleşme bulunması, zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun nedensellik ilişkisinin kurulması ve bu malvarlığı kaymasını haklı kılacak geçerli bir hukuki sebebin bulunmamasıdır.

Geçersiz sözleşmelerde ortaya çıkan geri verme borcu, taraflar arasındaki akitten kaynaklanan asli borç niteliği taşımayıp kanunun yüklediği ikincil bir borçtur. Bu hukuki nitelik sebebiyle zamanaşımı, faiz başlangıcı ve talep edilebilecek kalemler sözleşme şartlarına göre değil, Türk Borçlar Kanunu m. 77 ve devamı hükümlerine göre belirlenir. Bu doğrultuda, geçersiz sözleşmede kararlaştırılmış olan ceza koşulu veya akdi faiz düzenlemeleri kural olarak uygulanamaz.

İadenin Kapsamı ve İyiniyetin Belirleyiciliği

Sebepsiz zenginleşmede öncelikli kural, intikal eden değerin elverdiği ölçüde aynen geri verilmesidir. Para verilmişse paranın, mal teslim edilmişse malın kendisinin iadesi aranır. İade yükümlülüğü sadece para ve taşınır veya taşınmaz mallarla sınırlı kalmayıp hak, kullanım imkânı, lisans ve hizmet gibi malvarlığına dahil edilebilen diğer kazanımları da içine alır. Aynen iadenin mümkün olmadığı durumlarda ise değer iadesi söz konusu olur.

Eşyanın telef olması, elden çıkarılması veya aynen iadesinin imkânsızlaşması durumunda sorumluluğun kapsamı zenginleşenin iyiniyet durumuna göre şekillenir. Türk Borçlar Kanunu m. 79/1 uyarınca sebepsiz zenginleşen taraf, geri isteme anında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın haricinde kalan değeri iade etmekle yükümlüdür. Bu çerçevede iyiniyetli zenginleşen, elinde kalan mevcut zenginleşme nispetinde ve bu zenginleşmenin devam ettiği ölçüde sorumlu tutulur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 79Kaynağı aç
MADDE 79- Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür. Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür. II. Giderleri isteme hakkı

Türk Borçlar Kanunu m. 79/2 hükmü uyarınca, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden çıkaran veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda kalabileceğini hesaba katması gereken kimse zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür. Kötüniyetli zenginleşen ise çoğu durumda daha geniş bir sorumluluğa tabi tutularak elde ettiği semereleri ve kaçınabildiği giderleri de geri vermek zorunda kalabilir.

Kullanma Bedeli, Yapılan Masraflar ve Hukuka Aykırılık Hâli

Geçersiz sözleşme kapsamında bir malı elinde tutan ve kullanan tarafın, kullanım karşılığı makul bir bedel ödemesi söz konusu olabilir. Buna karşılık zenginleşen taraf, mal veya hakkın korunması gayesiyle katlandığı zorunlu ve yararlı masrafların iadesini talep etme hakkına sahiptir.

Hukuka veya ahlaka aykırı amaçlarla yapılan kazandırmalarda ise kanun özel bir düzenleme getirmiştir. Türk Borçlar Kanunu m. 81 gereğince, hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez; bununla birlikte açılan davada hâkim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 81Kaynağı aç
MADDE 81- Hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hâkim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir. D. Zamanaşımı

Taşınmaz Satışında Şekil Eksikliği ve Denkleştirici Adalet

Türk Medeni Kanunu m. 706, Türk Borçlar Kanunu m. 237, 2644 sayılı Tapu Kanunu m. 26 ile 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60 hükümleri uyarınca tapulu taşınmazların devrini amaçlayan sözleşmelerin resmi şekilde düzenlenmesi kanuni bir zorunluluktur. Bu şekil şartına uyulmaksızın haricen yapılan satış sözleşmeleri geçersiz olduğundan taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/3735, K. 2020/77Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2019/3735 E.  ,  2020/77 K. "İçtihat Metni" Davacı … ile davalı … arasındaki alacak davasına dair … Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 17/06/2016 tarihli ve 2014/455 Esas 2016/442 Karar sayılı hükmün onanması hakkında Dairece verilen 20/05/2019 tarihli ve 2018/8081 Esas 2019/4698 Karar sayılı ilama karşı davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir. Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalıya ait tapulu taşınmazın sınırları belirlenen bölümünü haricen düzenlenen sözleşme ile satın aldığını, ancak davalı ile diğer hissedarlar arasındaki ihtilaf nedeniyle taşınmazın mahkeme kararı ile satıldığını ve üçüncü bir kişi tarafından ihale ile satın alındığını ileri sürerek; ödediği satış bedelinin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca dava tarihine uyarlanmasını ve dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 09/05/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 259.773,90 TL’ye artırmıştır. Davalı; alacak talebinin zamanaşımına uğradığını, esas yönünden ise sözleşmede ileride hisseli mülkiyetin ortadan kalkması halinde taşınmazın tapu devrinin yapılacağının kararlaştırıldığını, bu nedenle taşınmazın ihalesine katılmadığını, davacının ise yapılan ihaleye katılarak taşınmazı değerinin altında bir bedelle satın aldığını, davacının kötüniyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşmenin resmi şekilde yapılmamış olması nedeniyle hukuken geçersiz olduğu, bu durumda tarafların verdiklerini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebilecekleri, davacının ödemiş olduğu bedelin iadesine karar verilirken denkleştirici adalet ilkesi uyarınca verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerektiği, dava konusu sözleşmenin 425 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak düzenlendiği, dava edilen yerde mirasçı sayısının fazlalığından dolayı … Satış Memurluğunun 2013/10 sayılı dosyasında taşınmazın satışa çıkarıldığı ve ikinci artırmada davacının oğluna ihale ile satıldığı, alınan bilirkişi raporu ile verilen paranın güncellenmiş değerinin 259.773,90 TL olduğunun tespit edildiği, davalının dava konusu taşınmazın ihalesine davacı ile şifahen anlaşmaları nedeniyle girmedikleri, bu nedenle taşınmazın davacının oğluna muammen bedelin yarısı kadar bedel ile satıldığı yönündeki savunmasını ispatlayamadığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile 259.773,90 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizin 20/05/2019 tarihli ve 2018/8081 E. 2019/4698 K. sayılı ilamıyla onanmıştır. Onama ilamına karşı, davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Taraflarca imzalanan 01/04/1998 tarihli ve “Tarla Satış Senedi” başlıklı satım sözleşmesine konu taşınmazın davalının murisi adına tapuda kayıtlı olduğu ve davalı ile diğer mirasçılar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davası sonucunda davacının oğluna ihale ile satıldığı yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme; TMK'nın 706, BK'nın 213 (TBK'nın 237), Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89 uncu maddeleri uyarınca resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Bu nedenle, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın, bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana ve enflasyon oranlarına bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve az olduğu da bilinen bir gerçektir. Hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet ilkesi hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus, hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iade kararı verilirken, satış sedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde ise kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak ve iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır. Somut olayda; davacı, satıma konu taşınmaz için ödediği satış bedelinin, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca dava tarihi itibariyle ulaşacağı alım gücünün tespiti ile tahsilini istemiştir. Kural olarak, geçersiz sözleşmelerde denkleştirici adalet ilkelerinin uygulanması, mahkemenin de kabulünde olduğu gibi doğrudur. Ancak, satış sözleşmesi geçerli olsa idi davacının sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle taşınmazın satılan bölümünün dava tarihi itibariyle rayiç değerini talep edebilecekti. Bu itibarla, geçersiz sözleşme nedeniyle davacının isteyebileceği iade tutarının, geçerli sözleşme ile elde edeceği menfaatten fazla olamayacağının gözönünde tutulması gerekir. Davalının, davaya konu sözleşme ile murisi adına tapuya kayıtlı olan taşınmazın bir bölümünü sattığı sabittir. Mahkemece yapılan keşif ve aldırılan bilirkişi raporları ile davalının 45.553,74 m² yüzölçümlü taşınmazın 16.993,79 m² lik bölümünü davacıya sattığı ve satılan bu bölümün dava tarihi itibariyle rayiç değerinin 84.968 TL olduğu belirlenmiş olup, taraflarca alınan bu raporlara itiraz edilmemiştir. Bu durumda mahkemece; davacının, geçersiz sözleşme nedeni ile isteyebileceği iade tutarının, geçerli sözleşme ile elde edeceği menfaatten fazla olamayacağı gözetilerek, davanın kısmen kabulü ile satışa konu bölümün dava tarihindeki rayiç değeri olan 84.968 TL’nin dava tarihinden işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile denkleştirici adalet ilkesi uyarınca belirlenen ve rayiç değeri aşan değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır. Ne var ki, mahkeme kararının açıklanan bu gerekçe ile bozulması gerekirken, zuhulen onandığı bu defa yapılan inceleme ile belirlendiğinden, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 20/05/2019 tarihli ve 2018/8081 E. 2019/4698 K. sayılı onama ilamının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda açıklanan gerekçe ile BOZULMASINA, peşin alınan temyiz ve karar düzeltme harçlarının istek halinde davalı tarafa iadesine, 14/01/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 706Kaynağı aç
Madde 706- Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tâbidir. 2. İşgal
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 237Kaynağı aç
MADDE 237- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. B. Satış ilişkisi doğuran haklar I. Süresi ve şerhi
2644 sayılı TAPU KANUNU m. 26Kaynağı aç
Madde 26 – (Değişik: 6/1/1954 – 6217/1 md.)[3] Mülkiyete, mülkiyetin gayrı ayni haklara ve müşterek bir arzın hissedarları veya birbirine muttasıl gayrimenkullerin sahipleri arasında bunlardan birinin veya bir kaçının o gayrimenkul üzerinde mevcut veya inşa edilecek binanın, muayyen bir katından veya dairesinden yahut müstakillen istimale elverişli bir bölümünden munhasıran istifadesini temin gayesiyle Medeni Kanunun 753 üncü maddesi hükümlerine göre irtifak hakkı tesisine veya tesisi vadine mütedair resmi senetler tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından tanzim edilir. (Ek fıkra:4/7/2019-7181/1 md.) Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerde, tarafların farklı tapu müdürlükleri veya yurt dışı teşkilatında bulunmaları hâlinde, taraf iradeleri resmî görevliler tarafından ayrı ayrı alınarak sözleşme tamamlanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. (Ek fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) İllerde bulunan tapu sicil müdürlükleri dışındaki müdürlüklerden akitli ve akitsiz işlemleri yıllık 500'ün altında olan yerlerde işleri yapmak üzere, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yakın il veya ilçelerde görevli tapu sicil müdürü veya görevlendirilen yetkili memura belirli günlerde yetki verilebilir. (Ek fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) Resmi senetlerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Alakalıların isteği halinde resmi senedi tanzim için memurlar ikametgahlara giderler, bu sırada gelecek haciz ve tahdit kararları resmi senedi yapmak için ikametgaha gitmiş olan memura tebliğ olunur. (Ek hüküm: 2/4/1998 – 4358/3 md.) Resmi senede tarafların kimlik bilgileri ile birlikte vergi kimlik numaraları da kaydedilir.(Değişik:6/3/1981-2421/1 md.) Resmi senedi, taraflar ile hazırlayan tapu sicil müdürlüğü görevlileri imzalar, tapu sicil müdürü veya görevlendirilen memur onaylar.Tarafların kimliklerinde şüpheye düşülen hallerde tanık getirilmesi istenebilir. Kanunların tanık bulundurulmasını zorunlu kıldığı hükümler saklıdır.11 Ocak 1926 tarihli ve 711 sayılı Kanun gereğince yapılacak akitlerde de aynı usul uygulanır. Birinci fıkrada beyan olunan irtifak hakkı tesisi vaitleri tapu siciline re'sen şerh verilir. Bunlardan irtifak hakkı tesisi vadine mütedair resmi senetler tapuya şerh verilmekle, taallük ettiği gayrimenkulün sonraki maliklerini de ilzam eder. Noterlik Kanununun 44 üncü maddesinin (B) bendi mucibince noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vadi sözleşmeleri  ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri de taraflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir. Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunur. (Ek : 26/4/1984 – 3000/1 md.; Değişik: 15/2/2018-7099/1 md.) Kamu kurum ve kuruluşları, kredi kuruluşları, bankalar, esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile tarım kredi kooperatiflerince açılmış veya açılacak tüm borç ve kredilere karşılık teminat gösterilen taşınmazların ipotek işlemleri, tarafların istemi halinde, taraflarınca imzalanan kredi veya borç sözleşmesine istinaden tapu müdürlüklerinde tapuya tescil olunur. (Ek: 12/3/1985 – 3163/1 md.; Mülga son fıkra: 15/1/2009-5831/1 md.) (Ek fıkra:4/3/2021-7292/19 md.) 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu kapsamındaki tasarruf finansman şirketleri tarafından müşterilere sağlanan veya sağlanacak finansmana karşılık teminat gösterilen taşınmazların ipotek işlemleri, tarafların istemi hâlinde, imzalanan tasarruf finansman sözleşmesine istinaden tapu müdürlüklerinde tapuya tescil olunur.
1512 sayılı NOTERLİK KANUNU m. 60Kaynağı aç
Madde 60 – Noterlerin görevleri: 1. Yapılması kanunla başka bir makam, merci veya şahsa verilmemiş olan her nevi hukuki işlemleri düzenlemek, 2. Kanunlarda resmi olarak yapılmaları emredilen ve mercileri belirtilmemiş olan bütün hukuki işlemleri bu kanun hükümlerine göre yapmak, 3. (Değişik: 23/6/2022-7413/11 md.) Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmak ve bu sözleşmeyi taraflardan birinin talep etmesi, harç ve giderleri ödemesi hâlinde tapu bilişim sistemi vasıtasıyla tapu siciline şerh vermek, taşınmaz satış sözleşmesi yapmak, 4. Bu kanuna uygun olarak dışarda yazılıp getirilen kağıtların üzerindeki imza, mühür veya herhangi bir işareti veya tarihi onaylamak, 5. Bu kanun hükümlerine göre yapılan işlemlerin dairede kalan asıl veya örneklerinden veya getirilen kağıtlardan örnek çıkarıp vermek, 6. Belgeleri bir dilden diğer dile veya bir yazıdan başka bir yazıya çevirmek, 7. Protesto, ihbarname ve ihtarname göndermek, 8. Kanunen tescili gereken işlemleri tescil etmek, 9. Bu ve diğer kanunlarla verilmiş sair işleri yapmak. İKİNCİ BÖLÜM Özel Olarak Tespit işleri:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2019/3735 Esas ve 2020/77 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, hukuken geçersiz sözleşmeler sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde tasfiye edilirken denkleştirici adalet ilkesi gözetilmelidir. Bu doğrultuda, satış bedeli olarak ödenen paranın iadesine hükmedilirken alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması aranır.

Ödenen bedelin iade tarihindeki alım gücünün belirlenmesinde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2014/7051 Esas ve 2014/15789 Karar sayılı ilamında; enflasyon, üretici ve tüketici fiyat endeksleri, altın ve döviz kurları ile memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi ekonomik göstergelerin ortalamaları esas alınarak bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğine işaret edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/7051, K. 2014/15789Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2014/7051 E.  ,  2014/15789 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak davasının yapılan muhakemesi sonunda yerel mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili ile yaptığı 31/10/2007 tarihli harici sözleşme ile İstanbul ili, Kartal ilçesi,… mahallesi, … pafta,… parseldeki …m2'lik arsa vasıflı kendi adına kayıtlı gayrimenkulü satım borcu üstlendiğini, sözleşmede 200.000,00 TL alım bedelini alıcı müvekkilden tahsil ettiğini ve bu taşınmaz üzerinde hiç bir hak ve alacağının kalmadığını, istediğinde tapuda devir işlemini yapacağını ve tanıklar huzurunda beyan ettiğini, arsanın tapu kaydının kendi adına geçirilmesini talep ettiğinde olumsuz yanıt aldıklarını, müvekkilinin 31/10/2007 tarihinde davalıya ödemiş olduğu satış bedelini davalının 14/06/2011 tarihinde iade ettiğini, bu süre zarfında taşınmazın değerinin arttığını ve geçen süre zarfında müvekkilinin maddi kayba uğradığını, davalıya İstanbul…Noterliğinin 27/06/2011 tarih 2011/02242 yevmiye nolu ihtarname gönderildiğini, davalının ihtarnameyi 29/06/2011 tarihinde tebellüğ etdiğini, beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10,000,00 TL tazminatın davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Bilirkişi raporunda dava tarihi itibari ile taşınmazın değeri 389.200,00 TL olarak tespit edilmiş, aradaki farkın tahsili için de davacı tarafça dava 179.200,00 TL yönünden ıslah edilmiş, toplamda 189.200,00 TL'nin davalıdan tahsili istenmiştir. Davalı cevap dilekçesinde; davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Somut olayda taraflar arasında haricen düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesi nedeni ile davacı tarafından davalıya 200.000,00 TL ödendiği, ancak tapuda resmi satışın yapılmadığı ve davalının harici satım sözleşmesiyle kendisine ödenen bedeli 14.06.2011 tarihinde davacıya iade ettiği, davacının 27.06.2011 tarihinde ihtar çekerek harici satım sözleşmesinin yapıldığı 31.10.2007 tarihinden paranın iade tarihine kadar geçen sürede taşınmazın değerinin arttığı, müvekkilinin maddi kayba uğradığını beyanla davalıdan bu suretle oluşan zararının tazminini talep ettiği anlaşılmakta olup, satış tarihi itibariyle tapulu olan taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (TMK.nun 706, BK.nun 213, Tapu K.nun 26 ve Noterlik K.nun 60. maddeleri). Bu durumda taraflar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre karşılıklı olarak verdiklerini iade ile yükümlüdürler. Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle sebepsiz zenginleşmenin kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında yarar vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Şu durumda hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye, karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.Hal böyle olunca mahkemece; davacı tarafça 31.10.2007 tarihinde ödenen satış bedelinin enflasyon, üretici ve tüketici fiyatları endeksleri, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak suretiyle iade tarihinde 14.06.2011 tarihinde ulaşacağı alım gücünün yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlemesi ve bu miktardan davalı tarafından 14.06.2011 tarihinde iade olunan 200.000,00 TL'nin mahsubuyla kalan miktara hükmedilmesi gerekirken, gayrimenkulün dava tarihindeki bedeli üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alınması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Denkleştirici adalet uyarınca belirlenecek tutar sınırsız değildir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2019/3735 Esas ve 2020/77 Karar sayılı ilamı gereğince, geçersiz sözleşme nedeniyle talep edilebilecek iade miktarı, sözleşmenin geçerli olması hâlinde elde edilecek menfaati, somut uyuşmazlıkta satılan bölümün dava tarihindeki rayiç değerini aşamaz.

Husumet Tespiti ve Dava Yolu

Sözleşmenin nispiliği ilkesi gereğince borç ilişkisinden doğan hak ve yükümlülükler kural olarak sözleşmeyi kuran taraflar arasında cereyan eder. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/7809 Esas ve 2023/2756 Karar sayılı kararının çoğunluk görüşünde, arsa payı karşılığı inşaat ilişkisinde alıcının yükleniciyle harici sözleşme imzalayarak ödemeyi yükleniciye yaptığı ve arsa malikleriyle doğrudan veya temsilen bir hukuki bağ kurulmadığı somut olayda, arsa maliklerine husumet yöneltilemeyeceği ve davanın husumetten reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Aynı kararda yer alan karşı oyda ise satış işleminin yüklenici ve arsa sahiplerince birlikte ve vekâleten gerçekleştirildiği kabulüyle arsa maliklerine de husumet yöneltilebileceği savunulmuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/7809, K. 2023/2756Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2022/7809 E.  ,  2023/2756 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil-alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmekle, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalılar tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.10.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir Belli edilen günde davacı vekili Avukat … ile davalılar vekili Avukat …'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; dava dışı … … Konut San. A.Ş. ile 27.07.2006 tarihli satış sözleşmesi ile villanın satışının yapıldığını, satış bedeli olan 300.000,00 TL'nin şirkete ödendiğini, şirket ile davalı arsa sahipleri arasında 14.10.2005 tarihli Hasılat Paylaşımlı Konut Yapım Sözleşmesi Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre arsa sahiplerinin sermaye olarak arsalarını koyduklarını ve hasılattan 423 pay sahibi, diğer davalı şirketin 677 pay sahibi olduklarını, davalılar arasında yapılmış olan 14.10.2005 tarihli sözleşmeye göre satışlâra ait tahsilattan arsa sahiplerine nakden ödeme yapılacağının kararlaştırıldığını ve 69.000,00 TL'nin davalı arsa sahiplerine, 231.000,00 TL'nin şirkete ödendiğini, inşaatın %5 seviyesinde olup, sözleşmedeki bitim tarihi olan 31.12.2007 tarihine kadar bitmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek, taşınmazın tapuda adına tesciline, inşaatın eksikliklerinin bedelinin tespiti ile sözleşme tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, inşaat maliyetlerindeki artış nazara alınarak kalan işlerin bedelinin belirlenerek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken tahsiline, fesih işlemi gerçekleşmişse sözleşmenin resmi olarak yapılmamış olması nedeniyle sözleşmenin geçersiz hale gelip gelmediğinin tespiti ile sözleşmenin geçersizliğine karar verilmesi halinde denkleştirici adalet kuralı gereği 300.000,00 TL'nin alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılarak davalılardan tahsiline, %40 kötü niyet tazminatına karar verilerek davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar; cevap dilekçesi vermemişler, 12.7.2010 tarihli beyan dilekçesinde; davacı ile yüklenici arasında yapılan satış sözleşmesi harici olarak yapıldığından sözleşmenin geçersiz olduğunu, yüklenici ile arsa sahipleri arasında yapılan sözleşmenin sadece taraflar arasında hüküm doğuracağını, sözleşmede arsa sahiplerinin, yüklenicinin edimlerini 3. şahıslara karşı taahhüt etmediğini, davacının, arsa malikleri ile yüklenici arasındaki hükümlere dayanarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunamayacağını, yüklenicinin arsa maliki olarak kendilerine karşı hiçbir taahhüdünü yerine getirmediğini, yüklenicinin iflas ettiğini, davacının masaya alacağını kaydettirdiğini, arsa malikleri ile yüklenici arasındaki sözleşmenin feshedildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tapuda kayıtlı taşınmazların satışının ne şekilde yapılacağına ilişkin yasal düzenleme mevcut olduğu, mülkiyet naklini gerektiren sözleşmelerin resmi biçimde yapılmadıkça 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 213 üncü maddesi, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ncı maddesi ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi uyarınca geçersiz olduğu, dava tarihi itibariyle dava konusu bağımsız bölüm davacıya teslim edilmediği gibi, davaya konu bağımsız bölümün tapu devrinin de gerçekleştirilmediği, davalı müteahhitin dava tarihi itibariyle ve şekle aykırı sözleşmeden doğan edimini tümüyle yerine getirmediği, bu durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesine dayanarak sözleşmeye geçerlilik kazandırılması mümkün olmadığı, davalı arsa malikleri ile davalı … Konut A.Ş. arasında inşaat yapım sözleşmesi imzalandığı ve davalı yüklenicinin kendisine düşecek yerlerden birisini davacıya satmayı vadettiği, bu sözleşmede davalı yüklenicinin arsa malikleri adına hareket ettiğine ilişkin bir açıklamanın olmadığı, davacının satış bedelini yükleniciye ödediği ayrıca davalılar arasındaki Beşiktaş Noterliğinin 23.07.2007 tarihli 133238 yevmiye nolu sözleşmenin feshedildiği ve dava konusu bağımsız bölümlerin yapılmadığı, toplam inşaat seviyesinin %10 seviyesinde bulunduğu, davacı ile dava dışı şirket arasında imzalanan sözleşmenin geçersiz bir sözleşme olduğu, tarafların ancak verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilecekleri, geçersiz sözleşmenin denkleştirici adalet ilkesi gereğince tasfiye edilmesi gerektiği, davacı tarafça ödenen miktarın denkleştirici adalet kuralı gereğince dava tarihi itibari ile güncel değerinin 340.174,80 TL olarak hesaplandığı, davalı arsa sahipleri … ve … ile davalı … A.Ş. arasındaki 14.10.2005 tarihli sözleşmenin, olağan bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi olmayıp, hasılat paylaşımlı bir adi ortaklık sözleşmesi olduğu, adi ortaklıkta iştirak halinde mülkiyet hükümleri söz konusu olup ortakların dışa karşı da müşterek ve müteselsilen sorumlu oldukları, 300.000,00 TL tutarındaki davacı ödemesinin, denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde yapılan hesaplama ile 25.04.2008 dava tarihi itibari ile güncel değerinin 340.174,80 TL olduğu anlaşıldığından davacının davasının terditli talebi yönünden kabulüne, 340.174,80 TL'nin davacının bu talebi için faiz talebi bulunmadığı gözetilerek davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafından her ne kadar kötü niyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de, tazminata hak kazanabilmek için davalıların haksız olmasının yetmediği aynı zamanda kötü niyetli de olması ve kötü niyetinin ispat edilmiş olması gerektiği, dosyada bu yönde bir ispat olmadığı gerekçesiyle, davacının terditli talebinin kabulü ile 340.174,80 TL'nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, diğer taleplerinin ve kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflar istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davalılar; davacının yaptığı ödemeleri ispat edemediğini, ödeme belgelerinin asıllarının dosyaya sunulmadığını, fotokopi belge üstünden üstelik banka ödeme dekontlarıyla ispat edilmeden tüm alacak talebinin kabul edildiğini, gerekçeli karar içeriğinde de belirtildiği üzere banka ödeme dekontu sunulabilen ödeme tutarının 28.000,00 TL olup bu dekontların da aslının dosyaya celp edilmediğini, Mahkeme kararında davanın kabulüne karar verilmesinin gerekçesi olarak davalılar ile … arasında adi ortaklık bulunduğunun ileri sürülmüş olduğunu, fakat Hasılat Paylaşımlı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde yalnızca arsa maliki sıfatına sahip olan davalıların hangi gerekçeyle adi ortak kabul edildiğinin açıklanmadığını, arsa sahipleri ile yüklenici arasında adi ortaklık ilişkisi bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. 2. Davacı; davanın 2008 yılında açıldığından adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu olması nedeniyle hesaplama yapılırken dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği tarih itibariyle hesaplama yapılmamasının hatalı olduğunu, Mahkemece faiz talebiyle ilgili olarak fazlaya ilişkin haklarının mahfuz tutulduğuna ilişkin talebi nazara almadan karar verdiğini, davanın terditli olarak açılması nedeniyle de faiz tahakkuk ettirilmesine yasal olarak zorunluluk bulunduğunu, Mahkemenin ek süre talebine ilişkin olarak ara kararı vermeden ve taraflara tebliğ etmeden ret kararı verdiğini, ortada açık bir kötü niyet mevcut olmasına hatta kötü niyetin kanıtı olarak aynı gün aynı saatte noterde yapılan sözleşmeyi dosyaya delil olarak sunmasına karşılık kötü niyet tazminat talebinin hatalı olarak reddine karar verdiğini belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının istinaf sebeplerinin incelenmesinde, davalılar aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için davalıların haksız olmalarının yanında aynı zamanda kötü niyetli olmaları da gerektiğinden davalıların kötü niyetlerinin ispat edilmediğinden bahisle davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddinin usul ve yasaya uygun bulunduğu, davacı terditli talebi yönünden kabul kararı verilmesi istenildiğini, ancak faiz talebinde bulunmadığından faize karar verilmemesinin usul ve yasaya uygun bulunduğu, davalıların istinaf sebeplerinin incelenmesinde, taraflar arasındaki konut satışına ilişkin sözleşmenin adi yazılı şekilde yapıldığı ve geçersiz olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken denkleştirici adalet kuralının uygulanması gerektiği, alınan bilirkişi raporunun taraf mahkeme ve yargı yolu denetimine uygun olduğu gibi yine taraflar arasındaki sözleşmenin Yargıtayın aynı projeye ilişkin olarak benzer nitelikte emsal olan uyuşmazlıkta verdiği kararlar dikkate alındığında adi ortaklık hükümlerinin uygulanması gerektiği, davalıların da sözleşme uyarınca davacıya karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı ve davalılar temyiz dilekçelerinde; istinaf başvuru dilekçelerinde bildirdikleri sebepleri tekrar ederek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Satış vaadi şeklinde düzenlenen hasılat paylaşımlı konut yapım sözleşmesi kapsamında taşınmaz satışı için ödenen bedelin arsa maliklerinden denkleştirici adalet ilkesi uyarınca iadesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 818 sayılı Borçlar Kanunun 355 ve devamı (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 470 vd. ) ile 520 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620), ve devamı maddeleri. 2. Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 28.09.2021 tarih 2017/3-2615 E., 2021/1102 K. Sayılı ilamı. 3. Dairenin 23.06.2014 tarih ve 2014/10780 E., 2014/10005 K., 04.05.2015 tarih ve 2014/17909 E., 2015/7475 K., 14.09.2023 tarihli ve 2022/7389 E., 2023/2242 K. sayılı ilamları. 3. Değerlendirme 1.Adi ortaklık; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir ( BK. m.520 , TBK. 620/1 md.). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzelkişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Doktrinde adi şirket, sözleşmeyle kurulan ve bir müşterek amacın elde edilmesine hizmet eden kişi birliği olarak tanımlanmaktadır (…/…/…, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku. … 2003. s. 26). Adi ortaklık sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden farklı olarak iki yada daha çok sayıda kişi arasında kurulabilir. Ortaklar hak ve yetkilerini ortaklığa karşı kullanabilir. 2. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payı(sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir ( Prof. Dr. …, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, 3. Bası, … 2012, s. 17) . Bu nedenle, adi ortaklık ilişkisinin varlığının tespiti için bu unsurların var olup olmadığının araştırılması gerekir. Ancak, adi ortaklığın, bazı komşu hukuksal müesseselerden, özellikle gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinden ayırt edilmesini sağlayan temel kriterler: müşterek amaç ve müşterek amaç uğruna birlikte çaba unsurudur. Zira, ortaklığa sermaye olarak yalnızca emeğini koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceğini öngören TBK. m. 623/3 (BK. m.523/2) hükmünün karşıt anlamına (argumentum a contrario) başvuran Türk doktrininde, ortaklığa sermaye olarak salt emeğini koyan ortak dışında hiçbir ortağın zarardan muaf tutulamayacağı, müşterek amacın ve sonuçta adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için bütün ortakların hem kazanca ve hem de zarara katılmalarının gerekli olduğu görüşü egemendir. Adi ortaklık sözleşmesinde bir ortağın sadece kâra katılacağına ilişkin hüküm geçersizdir. Bunun tek istisnası ortaklığa katılım payı olarak ortağın emeğini koyması halidir. Bu hal dışında her ortağın zarara katılması zorunluluğu adi ortaklığın benzer hukuki kurumlardan ayırt edici özelliğidir (Dr…. , Gelir Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi, …-2021 s.67) Ayrıca, ortakların tamamı müşterek amaca ulaşmak için birlikte çaba sarf etmek konusunda yükümlülük altına girmeleri, adi ortaklığın varlığı bakımından zorunludur. Ortakların sadece ortak amacı benimsemeleri yeterli olmayıp amacın gerçekleşmesi için gerekli faaliyetlere aktif bir şekilde katılmak gerekir. Bu unsur ortaklık sözleşmesinin içeriğinde mutlaka yer almalıdır (Prof. Dr. …, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, 3. Bası, … 2012, s. 25-40). 3. Öte yandan, hasılat paylaşımlı inşaat sözleşmesi: yüklenici tarafından arsa sahibinin arsasında meydana getirilecek yapının, arsa sahibinin verdiği yetkiye dayanarak yüklenici tarafından satılması ye bu surette elde edilecek satış bedelinin (bu bedelin elde edilmesi için yüklenici tarafından yapılan masraflar düşülmeksizin) arsa sahibi ile yüklenici arasında sözleşmede kararlaştırılan oranda paylaşılması esasına dayanmaktadır. Halbuki adi ortaklıkta toplam maliyet giderleri toplam gelirden düşülerek kalan net kâr üzerinden paylaşım yapılır. Oysa hasılat paylaşımlı inşaat sözleşmesinde paylaşım konusu kâr olmayıp bağımsız bölümlerin satışından elde edilen brüt satış bedeli olmaktadır. Bu paylaşım usulüne göre arsa sahibi tarafından bina inşaatı için her hangi bir harcama yapılmayacağından satış tutarı üzerinden yapılacak paylaşımda yüklenicinin payına düşenden fazla gideri olduğu durumda zarar etmesi ihtimali bulunmakta iken arsa sahibinin zararı söz konusu olmaz. Arsa sahibinin bağımsız bölüm satışlarından elde edilen satış bedelinden pay almasına karşılık zarara katılmaması adi ortaklıkta diğer bir zorunlu unsur olan ortak amaç unsurununda olmadığını gösterir. Bu esastan yola çıkarak gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi; yüklenicinin bağımsız bölümler meydana getirme ve bunların satışını sağlama borcuna karşılık, arsa sahibinin bu bağımsız bölümlerin satımına ilişkin yükleniciye temsil yetkisi verme ve bu satıştan elde edilecek brüt (gayri safi) geliri yükleniciyle paylaşma borcu altına girdiği sözleşme şeklinde tanımlanabilir. Yüklenici tarafından meydana getirilen bağımsız bölümlerin tümünün sözleşmede tayin edilen sürede satışının yapılamaması halinde kalanların aynen paylaşımına ilişkin düzenlemede yapılabilir. 4. Bu tanımdan yola çıkılarak, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinin unsurları; arsa sahibinin bağımsız bölümlerin satışından elde edilecek gayri safi geliri paylaşma borcu altına girmesi (arsa sahibinin satışı bizzat yapması ya da satışın gerçekleştirilmesi için yükleniciye vekalet yermesi), yüklenicinin sözleşmede kararlaştırılan bağımsız bölümleri yapma; arsa sahibi adına satma ve alıcılara teslim borcu altına girmesi ve tarafların anlaşması olarak tespit edilebilir (Yrd. Doç.Dr. Emrehan İnal, Sonuca Katılmalı Sözleşme Kavramı ve Gelir Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi, 2. Baskı, … 2011, s. 149-165). 5. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında arsa sahipleri davalılar ile yüklenici … (… Konut Sanayi ) A. Ş. arasında akdedilen 14.10.2005 tarihli olarak Noterde Düzenleme Şeklinde "Satış Vaadi Şeklinde Düzenlenen Hasılat Paylaşımlı Konut Yapım Sözleşmesi" hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; Sözleşme gereğince arsa sahipleri sadece arsalarını vermeyi, yüklenici şirket ise bu arsa üzerinde konut yapmayı, bilahare konutların reklam finansman ve tüm tanıtım giderleri ile pazarlama giderlerini karşılamayı, konutları satmayı, satış bedelini tahsil ettikten sonra bir hafta içinde arsa sahibine sözleşmede kararlaştırılan payını ödemeyi yüklenmiştir. Sözleşmenin (16/7) maddesinde yüklenicinin bir hafta içinde ödemeyi yapmazsa %10 cezai şart ödeyeceği ve yine sözleşmenin (17/4) maddesinde de inşaatın süresinde bitirilmemesi halinde "arsa maliklerine düşecek konut sayısının 500 YTL ile çarpımı kadar bedeli" aylık cezai şart olarak ödeyeceği kararlaştırılmıştır. Bunun yanında, sözleşmenin (17/5) maddesinde ekonomik kriz vb. sebeplerle reklam kampanyalarına rağmen satılan konut sayısı toplam konut sayısının %25'e ulaşmadığı takdirde yüklenicinin arsa sahibine %23 hissesini karşılayacak konut vereceği veya bir kısmını konut, bir kısmını para veya senet olarak vereceği ve böylelikle edimini yerine getirmiş olacağı, tüm ek süreler sonunda arsa maliklerinin hissesine düşen %23'lük pay konut veya para olarak arsa maliklerine teslim edilmediği takdirde yapımcının, inşaatı mevcut haliyle arsa sahibine iade edeceği kabul edilmiştir. Sözleşme, özetlenen bu hükümleriyle birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde eldeki davada, taraflar arasında yapılan 14.10.2005 tarihli “Satış Vaadi Şeklinde Düzenlenen Hasılat Paylaşımlı Konut Yapım Sözleşmesi" arsa sahiplerinin paylarının bağımsız bölüm brüt satış bedeli üzerinden ödenmesinin taahhüt edilmesi nedeniyle zarar sorumluluklarının olmaması, sözleşmeyle arsa sahiplerinin ortak amaca erişmek için ortak çaba ve gayret göstereceklerine dair sözleşmenin hiçbir hüküm veya irade açıklaması içermediğinden adi ortaklık sözleşmesi niteliğinde olmadığının kabulü gerekir. Sonuçta taraflarına karşılıklı borç yükleyen, karma nitelikli bir sözleşme olmakla birlikte baskın niteliğinin gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi olması nedeniyle uyuşmazlıkta eser sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği açıktır. (İlgili hukuk bölümünde yer verilen Dairemiz ilamı ile Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/3-2615 E., 2021/1102 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir.). 6. Davacı, Satış Vaadi Şeklinde Düzenlenen Hasılat Paylaşımlı Konut Yapım Sözleşmesinin yüklenicisi olan şirketle 31.07.2008 tarihli adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesini akdetmiş olup sözleşmeye göre satış bedelinin satıcı sıfatıyla yükleniciye ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda, sözleşmenin nispiliği ilkesine göre; arsa maliki davalılar ile davacı tüketici arasında doğrudan veya temsilen kurulmuş bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı gibi davacının yüklenici şirketle yapılan sözleşme ilişkisinde ödemenin yükleniciye yapılması karşısında ödenen satış bedelinin iadesinde arsa maliki olan davalılara sorumluluk ve husumet yöneltilemeyeceği gözetilerek mahkemece davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesi uyarınca davalılar yararına BOZULMASINA, 3. Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı, dava dışı yüklenici … … Konut Sanayi A.Ş.’den harici satış sözleşmesi ile villa satın almış ise de konutun teslim edilememesi nedeniyle ödenen bedelin denkleştirici adalet kuralı gereği arsa sahiplerinden tahsilini talep etmiştir. Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, yüklenici ile arsa sahipleri arasındaki sözleşmenin niteliği ile yükleniciden taşınmaz satın alan davacının arsa sahiplerine karşı açtığı davada arsa sahiplerine husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davalı arsa sahipleri ile yüklenici arasında imzalanan satış vadi ve hâsılat paylaşımlı konut yapım sözleşmesine göre, arsa sahipleri arsalarını vermeyi, yüklenici ise konut yapmayı ve konutların reklam, tanıtım, finansman giderlerini karşılamayı ve pazarlamayı, satış bedelini bir hafta içinde arsa sahiplerine vermeyi üstlenmiştir. Arsa sahibi ile yüklenici arasındaki sözleşmenin adi ortaklık mı yoksa kat karşılığı inşaat sözleşmesi mi olduğu hususu tartışmalı ise de daha önce HGK’nın 20.4.2013 tarih 2012/13-798 ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 14.9.2023 tarihli ve 2022/7389 E., 2023/2242 K. ile aradaki ilişkinin adi ortaklık olduğu yönünde kararlar verilmiştir. Arsa sahipleri ile yüklenici arasındaki hukuki ilişkinin adi ortaklık olması halinde TBK 638 inci maddesi uyarınca ortaklar üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olduklarından arsa sahiplerine husumet yöneltilebilecektir. Somut olayda davacı taşınmazı satın alan kişi olup önemli olan davacı ile arsa sahipleri arasında bir hukuki ilişki bulunup bulunmadığı ve sonuç olarak arsa sahiplerine husumet düşüp düşmeyeceği de önem arz etmektedir. Arsa sahipleri ile yüklenici arasında yapılan sözleşmelerin 16. maddesine göre, inşaatı yüklenici yapacak ise de sonuçta müstakil taşınmazların hepsi satılacak ve hasılatın %77'si yüklenici, %23'ü ise arsa sahiplerine ait olacaktır. Satım işini yüklenici yapacak arsa sahiplerine düşen pay 15 gün içinde banka hesabına ödenecektir. Aksi halde yüklenici cezai şart ödeyecektir. Yüklenici her üç ayda bir arsa sahiplerine yapılan işler hakkında rapor verecektir. Sözleşmenin 17. maddesine göre, konutlar müştereken satıldığı için alıcı hesabı kapattığı anda arsa sahipleri tapuyu verecektir. Arsa sahipleri hissesine düşen payı almasına rağmen tapuyu vermezse alıcılara karşı sorumlu olacak ve yapımcıya cezai şart ödeyecektir. Sözleşme ile yüklenici konut satmaya yetkili kılınmıştır. Yüklenici ile arsa sahipleri arasında yapılan 07.04.2011 tarihli sözleşmenin 5. maddesine göre, satış sözleşmeleri yükleniciler tarafından akdedilecek ve arsa sahibi de tapu devirlerine esas olmak üzere tapuda satış sözleşmesi yapacaktır. Talep halinde satış ilanlarında arsa sahibinin de adı yüklenici ile birlikte kullanılacaktır. Gayrimenkul satış sözleşmeleri yüklenici ile alıcılar arasında imzalanacak olmakla birlikte, alıcılara yapılan satış bedelleri üzerinden alıcılar adına fatura düzenleme ve KDV mükellefiyeti ve sorumluluğu tarafların sorumluluk ve hisselerine isabet edecek olan nispetlerde taraflara ait olacaktır. Arsa sahipleri ile yüklenici arasındaki sözleşmeden anlaşıldığına göre, taşınmaz üzerindeki inşaatlar bitinceye kadar tapu kaydı/kat irtifakı arsa sahipleri üzerinde kalacak, yüklenici satışı yapacak, satışlar arsa sahibinin bilgisi ve onayı dâhilinde olacak, para tahsil edildiğinde hemen arsa sahibine hissesi yatacak ve bedel ödendiğinde arsa sahibi alıcıya tapuda devir yapacaktır. Sözleşmeden anlaşıldığına göre, arsa sahipleri ile yüklenici arasında eser sözleşmesinin yanı sıra taşınmazları arsa sahipleri adına satımı hususunda vekâlet ilişkisi de vardır. Bütün bağımsız bölümlerin tapu kaydı arsa sahipleri üzerinde kalmakta ve yüklenici vekâleten taşınmazları üçüncü kişilere satmaktadır. Taşınmazlar alıcıya, yüklenici ve arsa sahiplerinin birlikte koordineli satışı ile yapılmaktadır. Başka deyişle arsa sahipleri ve yüklenici el ve … birliği içindedirler. Alıcıya yapılan satış sözleşmesinde arsa sahipleri bulunmasa da satış onun onayı ile yapılmaktadır. Ödeme arsa sahiplerine de yapılmaktadır. Bu nedenle arada üçlü bir ilişki olup, yapılan sözleşmede arsa sahipleri yönünden iç ilişki de sorumlu olur denilemez. Yukarıda açıklanan nedenlerle ve emsal Yargıtay kararlarında kabul edildiği üzere satış işlemini yüklenici ve arsa sahipleri birlikte ve vekâleten yaptıklarından arsa sahiplerine de husumet düşeceği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğu görüşüne katılmıyorum. KARŞI OY 1. Dava, harici satış sözleşmesinden doğan alacağın sözleşmede imzası bulunmayan adi ortaktan tahsili istemin ilişkindir. 2. Davacılar, dava dışı müteahhit … AŞ.’den Satış Sözleşmesi ile haricen satın aldıkları inşaa halindeki villa nitelikli taşınmazın Sözleşmeye uygun şekilde inşa edilip kendilerine teslim edilmemesi sebebiyle, müteahhit ile aralarında adi ortaklık sözleşmesi bulunduğunu iddia ettikleri davalı arsa maliklerinden ödedikleri bedelin iadesini istemektedir. 3. Davalısı aynı olan HGK’nın 24.04.2013 tarihli ve 2012/13-798 E. 2013/568 K. sayılı kararı ile Dairenin 31.05.2022 tarihli, 2021/6702 E., 2022/5253 K., 15.03.2022 tarihli, 2021/6896 E., 2022/2315 K., 24.02.2022 tarihli 2021/4933 E. 2022/1535 K., 22.12.2020 tarihli 2020/8253 E. 2020/8058 K., 23.09.2020 tarihli ve 2020/3236 E., 2020/4674 K. 16.02.2020 tarihli, 2020/9671 E., 2021/1499 K. ve Kapatılan 13. Hukuk Dairesinin 29.01.2019 tarihli, 2018/3340 E., 2019/738 K., 10.05.2018 tarih ve 2016/22662 E., 2018/5682 K., 12.10.2011 tarihli, 2011/7451 E., 2011/14359 K. sayılı dosyalarında, dava dışı müteahhit ile bu dosya davalısı arsa malikleri arasındaki hukuku ilişkinin Adi Ortaklık İlişkisi olduğuna dair toplam 9 adet kesinleşmiş karar bulunmaktadır. Bu görüş Daire uygulamasında somut olay bakımından bir nevi yerleşmiş içtihat haline gelmiştir. 4. Her ne kadar kesinleşen dosyaların davacısı ile bu dosyanın davacısı aynı kişiler olmadığından yukarıda zikrolunan dosyalar bu dosya için kesin hüküm teşkil etmemekle birlikte, davalıları hep aynı olup, aynı kampanyada taşınmaz alan diğer kişilerin açtıkları davalara ilişkin olduğu, maddi vakıanın tamamen aynı olduğu dikkate alındığında anılan dosyalarda verilen kararlar bu dosya için de “GÜÇLÜ DELİL” niteliğini haizdir. Bu hususta Yargıtay’ın bütün hukuk dairelerinin ve hukuk genel kurulunun sayılamayacak kadar çok içtihadı olduğu izahtan varestedir. 5. Öte yandan adi ortaklık ilişkisinin varlığı için “zarara katılma” zorunlu unsurlardan birisi ve bu sözleşmeyi “sadece hasılata katılmalı sözleşmelerden” ayıran bir unsur ise de (A. Kendigelen, Şirketler Hukuku I, …, 2021, s.45), somut olayda Sözleşmenin 16. Maddesinde sadece arsa maliklerinin “reklam, lansman, tanıtım ve pazarlama giderlerinden” arsa maliklerinin sorumlu olmayacağı açıkça düzenlenmiş olup, Sözleşmede, “zarardan arsa maliklerinin sorumlu olmayacağına dair bir düzenleme” de bulunmamaktadır. Yukarıda izah olunan güçlü delil de dikkate alındığında, müteahhit ile arsa malikleri arasındaki ilişkiyi adi ortaklık sayan ve bu nedenle davayı kabul eden mahkeme kararının onanması gerektiğini düşündüğümden Daire sayın çoğunluk görüşünü isabetli bulmuyorum.

Geçersiz sözleşmelerde dava ikame edilirken taleple bağlılık ilkesi dikkate alınmalıdır. Mahkeme sebepsiz zenginleşme hükümlerine kendiliğinden dayanmayabileceğinden, dava dilekçesinde geçersizliğin tespiti ile birlikte iade istenebileceği gibi yalnız sebepsiz zenginleşme alacağı da dava konusu edilebilir. Hukuki değerlendirmede belirsizlik bulunan durumlarda öncelikle sözleşmesel alacak, kabul görmemesi hâlinde sebepsiz zenginleşme talebinin incelenmesi biçiminde terditli talep kurulması mümkündür.

Zamanaşımı Süreleri ve Faiz Başlangıcı

Sebepsiz zenginleşmeden doğan iade talepleri iki aşamalı bir zamanaşımı sistemine bağlanmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 82/1 hükmüne göre geri isteme alacağı, hak sahibinin bu hakkını öğrendiği andan itibaren iki sene ve her ihtimalde zenginleşmenin vuku bulduğu tarihten itibaren on senelik sürenin dolmasıyla zamanaşımına uğrar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 82Kaynağı aç
MADDE 82- Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Zenginleşme, zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcunu ifadan kaçınabilir. İKİNCİ BÖLÜM Borç İlişkisinin Hükümleri BİRİNCİ AYIRIM Borçların İfası A. Genel olarak I. Şahsen ifa zorunluluğunun olmaması

Türk Borçlar Kanunu m. 82/2 uyarınca, zenginleşme zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa dahi her zaman borcunu ifadan kaçınma hakkını haizdir.

İade borcunda faiz işletilmesi kural olarak borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren başlar. Geçersiz sözleşmelerde ödenen paranın iadesinde çoğunlukla dava tarihi veya ihtar tarihi faiz başlangıcı kabul edilirken, kötüniyetli zenginleşenler açısından daha önceki bir tarihten itibaren faiz talep edilmesi yönünde hukuki gerekçeler ileri sürülebilmektedir.

Harici taşınmaz satışında ödenen bedel hangi yöntemle iade edilir?

Resmi şekilde yapılmayan harici taşınmaz satışları geçersiz olduğundan taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilir. İade kararı verilirken denkleştirici adalet ilkesi uyarınca ödenen paranın ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması amaçlanır ve bu hesaplamada enflasyon, fiyat endeksleri, döviz ve altın gibi ekonomik göstergelerin ortalamaları gözetilebilir.

Denkleştirici adalet kapsamında istenebilecek tutarın bir üst sınırı var mıdır?

Evet, geçersiz sözleşme sebebiyle talep edilebilecek iade tutarı, sözleşmenin geçerli olması hâlinde elde edilecek menfaatten fazla olamaz. Yargıtay içtihadı uyarınca bu menfaat, somut uyuşmazlıkta satılan bölümün dava tarihindeki rayiç değeriyle sınırlandırılmıştır.

Geçersiz sözleşmeye dayalı sebepsiz zenginleşme davasında zamanaşımı süresi nedir?

Türk Borçlar Kanunu m. 82/1 uyarınca iade davası, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıllık zamanaşımına tabidir. Zenginleşmenin bir alacak hakkı kazanılmasıyla gerçekleşmesi durumunda ise borçlu, zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile borcu ifadan her zaman kaçınabilir.

Yükleniciye ödenen harici satış bedeli arsa malikinden talep edilebilir mi?

Sözleşmenin nispiliği ilkesi uyarınca, yüklenici ile yapılan geçersiz satışta ödeme yükleniciye yapılmışsa ve arsa malikleriyle doğrudan veya temsilen kurulmuş bir hukuki ilişki bulunmuyorsa, bedelin iadesi için arsa maliklerine husumet yöneltilemeyerek dava husumet yokluğundan reddedilebilir. İlgili uyuşmazlığa dair karşı oy gerekçesinde ise işlemin arsa malikleri adına da yürütüldüğü durumlarda husumetin kabul edilebileceği ileri sürülmüştür.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu