Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen kişi, bu fiil gerçekleşmediğinde doğan zararı gidermekle yükümlüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi yükümlülüğü üçüncü kişinin fiilini üstlenme başlığı altında bu şekilde kurar. Kefalet sözleşmesi ise aynı kanunun 583. maddesine göre yazılı yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 128Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 583Kaynağı aç
Üstlenenin zararı giderme borcu
128. madde, üstlenenin borcunu üçüncü kişinin fiilini bizzat yerine getirmesi olarak değil, fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermesi olarak tanımlar. Hüküm, giderilecek zararı başka bir zarar türüne ayırmaz.
Üstlenme belirli bir süre için yapılmışsa, süre bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı başvurulmamasının sorumluluğu sona erdireceği sözleşmeyle kararlaştırılabilir. Bu sonuç kanunda kendiliğinden doğmaz. Her süreli üstlenmede yazılı başvurunun zorunlu olduğu veya sürenin bitmesinin sorumluluğu ortadan kaldırdığı da bu hükümden çıkmaz.
Kefaletin şekli ve sorumluluk sınırı
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesine göre kefalet sözleşmesi, yazılı yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefil, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil ise bu sıfatla veya bu anlama gelen bir ifadeyle yükümlü olduğunu kendi el yazısıyla belirtmelidir.
Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ile diğer tarafa veya üçüncü kişiye kefil olma vaadi de aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlamayı kararlaştırabilir. Kefilin sorumluluğunu artıran sonraki değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6543 esas ve 2019/3083 karar sayılı kararında, kefaletin geçerliliği yazılı şekle ve kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesine bağlanmıştır. Aynı kararda, 128. maddedeki üçüncü kişinin fiilini üstlenme bakımından geçerliliğin herhangi bir şekle bağlanmadığı ve garantinin belirli bir limite bağlanmasının öngörülmediği açıklanmıştır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/6543, K. 2019/3083Kaynağı aç
Def’iler ve ödeme sonrası sonuç
Anılan karara göre kefil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 591. maddesi uyarınca borçluya ait def’ileri alacaklıya karşı ileri sürebilir. Garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmamıştır. Asıl borçlu kendisine ait bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, bu def’iyi alacaklıya karşı ileri sürebilir.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 591Kaynağı aç
Yanılma, sözleşme yapma ehliyetsizliği veya zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı borca bilerek kefalet, 591. maddedeki def’ileri ileri sürme hükmünün dışındadır. Kumar veya bahisten doğan borca kefalette ise kefil, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile asıl borçlunun def’ilerini ileri sürebilir.
Kefil, asıl borçluya ait def’ileri bilmeden ödeme yaparsa rücu hakkına sahiptir. Asıl borçlu, kefilin bunları bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, def’iler ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder.
Kefilin halefiyeti ve rücu sınırları
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 596. maddesine göre kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde onun haklarına halef olur ve bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. Aksi kararlaştırılmamışsa rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden yalnız kefalet anında var olanlara veya sonradan bizzat asıl borçlu tarafından özellikle bu alacak için verilmiş olanlara halef olur.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 596Kaynağı aç
Alacaklıya yapılan ifa kısmi kaldığında kefilin rehin hakkına geçişi de yalnız bu kısmı karşılar. Rehin konusu üzerinde alacaklının kalan hakkı, kefilin hakkından önce gelir. Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.
Rehin paraya çevrildiğinde veya borç rehin veren malik tarafından ödendiğinde malik, kefile karşı rücu hakkını ancak kefille aralarında anlaşma varsa ya da rehin sonradan üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir. Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, alacaklıya ifanın yapıldığı anda işlemeye başlar.
Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödeme yaparsa asıl borçluya rücu edemez. Buna karşılık zamanaşımına uğramış asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, vekâlet sözleşmesi hükümlerine göre ona karşı sorumlu olur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6543 esas ve 2019/3083 karar sayılı kararına göre kefilin ödeme sonrası asıl borçluya karşı 596. maddeden doğan rücu hakkı varken, garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmamıştır. Karar, bu hakkın kapsamını ve istisnalarını ayrıca düzenlemez.
Asıl borca bağlılık ve kefaletin süresi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesine göre asıl borç hangi sebeple sona ererse kefil de borcundan kurtulur. Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşirse, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır. Anılan Yargıtay kararına göre kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli olmasına ve devamına bağlıdır; garanti sözleşmesi bağımsızlık ilkesi nedeniyle bu koşula bağlı tutulmamıştır. Karar, ilkenin sınırlarını ayrıca açıklamaz.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 598Kaynağı aç
Bir gerçek kişi tarafından verilmiş her türlü kefalet, sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. On yıldan uzun verilmiş olsa bile, uzatılmadıkça veya yeni kefalet verilmedikçe kefil ancak on yıl doluncaya kadar takip edilebilir. Uzatma, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce, kefalet şekline uygun yazılı açıklamayla ve en çok on yıllık yeni dönem için yapılabilir. Hüküm gerçek kişi kefaletini düzenler.
Sözleşmenin kefalet veya garanti sayılması
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin aktardığı ölçüye göre garanti veren, başka bir borçla ilgisi olmayan bağımsız borç altına girer. Kefalette ise temel ilişkinin varlığı ve teminatın o borcun ödenmesini sağlaması asıldır. Başka bir borç ilişkisine yollama, fer’îlik karinesi olarak açıklanır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6543 esas ve 2019/3083 karar sayılı kararında aktarılan ölçüye göre, asıl borçlu gibi yükümlenmeyi amaçlayan sözleşme kefalet; asıl borçlunun borcunu aşabilecek ve lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramamasını amaçlayan sözleşme ise garanti sözleşmesi olarak nitelendirilir. Bu, kararın somut olayda kullandığı nitelendirme ölçütüdür.
Aynı kararda aktarılan menfaat ölçütüne göre kefalet verenin ilişkiden yararlanma amacı bulunmazken, garanti sözleşmesinde ilke olarak teminat verenin yararı vardır. Kararın kişiye yönelik teminat ölçütüne göre belirli bir kişi gözetilerek verilen teminat kefalete, objektif olarak belirli bir sonucun gerçekleşmesine yönelen teminat ise garanti sözleşmesine işaret eder. Karar, kullanılan deyimler ile riziko, ifa veya tazminat ve para ya da fiilin tekeffülünü yardımcı unsur sayar.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca hâkim Türk hukukunu kendiliğinden uygular. Maddi vakıaları taraflar getirir; hukuki nitelendirme ve hukukun uygulanması hâkime aittir. Hâkim, tarafların sözleşmeye verdikleri kefalet veya garanti nitelendirmesiyle bağlı değildir.
Somut uyuşmazlıklardaki nitelendirme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/6543 esas ve 2019/3083 karar sayılı kararında incelenen kira sözleşmesindeki garantör kaydı ile sınırsız ve def’i ileri sürmeksizin ödeme taahhüdünü garanti sözleşmesi saymıştır. İlişkinin kefalet kabul edilerek davanın reddini doğru görmemiş ve kararı bozmuştur. Bozma, davanın kabul edildiği anlamına gelmez ve sonuç o sözleşmenin değerlendirilmesine ilişkindir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/11917 esas ve 2017/5574 karar sayılı kararında çoğunluk, tarafların nitelendirmesine bağlı kalınamayacağını kabul etmiş ve ilgili edimi dava dışı acentenin ediminden ayrı, bağımsız bir borç saymıştır. Taahhüdü, düzenleme tarihinde yürürlükteki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 110. maddesi ve karşılığı olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi kapsamında başkasının fiilini taahhüt kabul ederek kefalet nitelendirmesine dayanan kararı oyçokluğuyla bozmuştur. Bu bozma, alacağın tahsiline hükmedildiği anlamına gelmez; aynı karardaki karşı oy bağlayıcı sonuç değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/11917, K. 2017/5574Kaynağı aç
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/9169 esas ve 2023/4345 karar sayılı kararında hukuki ilişkinin nitelendirilmesi dâhil bölge adliye mahkemesi kararını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca onamıştır. Onanan gerekçede, protokolde belirli miktar gösterilmediği ve içerikten belirlenemediği için imza tarihinde yürürlükteki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 484. maddesindeki kefalet şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmiştir. Aynı gerekçede ilgili kişinin kefil veya garantör olduğuna dair ibare bulunmadığı da belirtilmiştir. Bu tespitler o protokole özgüdür.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/9169, K. 2023/4345Kaynağı aç
Sık sorulan sorular
Üçüncü kişinin fiilini üstlenen ne yapmakla yükümlüdür?
Fiil gerçekleşmediğinde bundan doğan zararı gidermekle yükümlüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi borcu bu şekilde tanımlar.
Süreli üstlenmede süre bitince sorumluluk kendiliğinden sona erer mi?
Hayır. Sorumluluğun, süre bitimine kadar yazılı başvuru yapılmaması hâlinde sona ereceği ancak sözleşmede kararlaştırılmışsa kabul edilebilir.
Kefalet sözleşmesi hangi kayıtlar olmadan geçerli olmaz?
Yazılı şekilde yapılmadıkça, kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ve kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Bu kayıtlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesinde aranır.
Kefil, borçlunun vazgeçtiği def’iyi ileri sürebilir mi?
Evet. Asıl borçlu kendisine ait def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 591. maddesi uyarınca bu def’iyi alacaklıya karşı ileri sürebilir.
Asıl borç sona erince kefil borçtan kurtulur mu?
Evet. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesine göre asıl borç hangi sebeple olursa olsun sona erince kefil de borcundan kurtulur.
Tarafların sözleşmeye verdiği ad hâkimi bağlar mı?
Bağlamaz. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca hâkim hukuku kendiliğinden uygular ve tarafların hukuki nitelendirmesiyle bağlı değildir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

