Garanti Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Kefaletten Ayrımı

by Avukat Erdal Ersoy
Garanti Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Kefaletten Ayrımı

Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen kişi, bu fiil gerçekleşmediğinde doğan zararı gidermekle yükümlüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi yükümlülüğü üçüncü kişinin fiilini üstlenme başlığı altında bu şekilde kurar. Kefalet sözleşmesi ise aynı kanunun 583. maddesine göre yazılı yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 128Kaynağı aç
MADDE 128- Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir. C. Üçüncü kişi yararına sözleşme I. Genel olarak
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 583Kaynağı aç
MADDE 583- Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz. III. Eşin rızası

Üstlenenin zararı giderme borcu

128. madde, üstlenenin borcunu üçüncü kişinin fiilini bizzat yerine getirmesi olarak değil, fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermesi olarak tanımlar. Hüküm, giderilecek zararı başka bir zarar türüne ayırmaz.

Üstlenme belirli bir süre için yapılmışsa, süre bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı başvurulmamasının sorumluluğu sona erdireceği sözleşmeyle kararlaştırılabilir. Bu sonuç kanunda kendiliğinden doğmaz. Her süreli üstlenmede yazılı başvurunun zorunlu olduğu veya sürenin bitmesinin sorumluluğu ortadan kaldırdığı da bu hükümden çıkmaz.

Kefaletin şekli ve sorumluluk sınırı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesine göre kefalet sözleşmesi, yazılı yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefil, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil ise bu sıfatla veya bu anlama gelen bir ifadeyle yükümlü olduğunu kendi el yazısıyla belirtmelidir.

Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ile diğer tarafa veya üçüncü kişiye kefil olma vaadi de aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlamayı kararlaştırabilir. Kefilin sorumluluğunu artıran sonraki değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6543 esas ve 2019/3083 karar sayılı kararında, kefaletin geçerliliği yazılı şekle ve kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesine bağlanmıştır. Aynı kararda, 128. maddedeki üçüncü kişinin fiilini üstlenme bakımından geçerliliğin herhangi bir şekle bağlanmadığı ve garantinin belirli bir limite bağlanmasının öngörülmediği açıklanmıştır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/6543, K. 2019/3083Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2017/6543 E.  ,  2019/3083 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, dava dilekçesinde özetle; üzerine kayıtlı Alışveriş Merkezinde yer alan 118 m2 büyüklüğündeki 48 no'lu mağazanın, 18.02.2013 tarihinde Sabit Kiralı Kira Sözleşmesi ile 5 yıl süreli olarak …'a kiralandığını, kira sözleşmesine davalı …'ın garantör olarak imza attığını, kira sözleşmesinin 12. maddesi çerçevesinde kira bedelini her ayın ilk beş iş günü içerisinde nakden ve peşin olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını,bu nedenle davacı tarafından davalı adına dökümü dava dilekçesinde belirtilen faturalar düzenlendiğini ve davalıya tebliğ edildiğini,davalının fatura bedellerini ödemediğini, bu nedenle icra takibi başlattıklarını, davalının borca haksız yere itiraz ettiğini, yapılan itirazın iptalini, takibin devamı ile davalı taraf aleyhine % 20 oranında icra inkar tazminatı hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, cevap dilekçesi ile; davaya konu kira sözleşmesinde garantör olarak yer aldığını, dava dışı takip boçlusu Sezgin Aydın'ın kira bedelleri ile ortak ve genel gider kapsamındaki bedelleri ödememesi nedeniyle 51.906,20TL ifa yükümlülüğünün bulunduğu iddiasıyla hem kiracı adına hem de adına icra takibi başlattıklarını, takibe konu borca ilişkin sorumluluğunun bulunmadığını, sözleşmede müşterek müteselsil borçlu ve kefil sıfatının bulunmadığını ve takibe konu borcun sorumluluğu dışında kaldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, somut olayda uyuşmazlık konusu sözleşmenin niteliğinin kefalet sözleşmesi olduğu, Borçlar Kanununun 583. maddesinde kefalet şekline ilişkin hükümlerin yer aldığını, mevcut kefalet sözleşmesinin bu şartları taşımaması nedeniyle adi kefalet hükmünde olduğu, Borçlar Kanununun 585. maddesi hükmüne göre de adi kefalette alacaklının, borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi almadan kefili takip edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nun 04.07.2001 gün ve E:2001/19-534, K:2001/583 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişisel (şahsi) teminat sözleşmelerinin alt kavramlarını oluşturan kefalet ve garanti sözleşmelerinin temel amaçları, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya şahsi teminat (güvence) verilmesidir. Her iki sözleşme de temel amaçları itibari ile aynı hedefe yönelmekle birlikte, gerek doktrinde, gerekse bu konudaki uygulamanın öncüsü niteliğindeki 11.06.1969 gün ve 1969/4-6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'ndaki belirlemelere göre, aralarında ana farklar bulunmaktadır: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 583. maddesi hükmü uyarınca, kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle tabi olup sözleşmede kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesi gerektiği halde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 128. maddesindeki "üçüncü kişinin fiilini üstlenme" başlığı altında düzenlenmiş olan garanti sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekle tabi tutulmadığı gibi, verilen garantinin belli bir limite bağlanmış olması da öngörülmemiştir. Öte yandan, kefalette 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 591. maddesi hükmü uyarınca kefil, borçluya ait defileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahipken, garanti sözleşmesinde teminat veren kişiye bu hak tanınmış değildir. Bunların dışında kefilin kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 596. maddesi hükmü uyarınca asıl borçluya yasadan ötürü rücu hakkı bulunduğu halde, garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmamıştır. Nihayet, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 598. maddesi gereğince kefalette, kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlı iken, garanti sözleşmesi, bağımsızlık ilkesi gereğince bu koşula tabi tutulmamıştır. Yukarıda belirtilen farklılıklardan anlaşılacağı üzere, garanti veren yani üçüncü kişinin fiilini üstlenen kişinin sorumluluğu, kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Bu nedenle sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda teminat veren kimsenin iradesi de bu yönden titizlikle değerlendirilmelidir. İşte bu nedenledir ki, doktrinde ve uygulamada her iki sözleşmenin birbirinden ayırt edilebilmesi için çeşitli kıstaslar belirlenmiştir. Bu kıstaslardan ilk grubu yardımcı olarak belirlenen kıstaslardır ki, bunlar ana hatları itibariyle; sözleşmede kullanılan deyimler, üstlenilen rizikonun niteliği, borçlu yerine ifa veya tazminat ödeme yükümlülüğü, para borcunun tekeffülü veya bir fiilin tekeffülü gibi kıstaslardır. Bunlar, aşağıda belirtilecek ana kıstasların yanında kullanılması mümkün olan feri nitelikteki kıstaslardır. Yine doktrin ve anılan İçtihadı Birleştirme Kararında da belirlenmiş olan ana kıstaslara gelince: Bunlardan ilki, asli-feri yükümlülük kriteridir. Buna göre, garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi yoktur; kefalette ise, asıl olan bir başka borcun (temel ilişkinin) olması ve verilen teminat ile o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır. Doktrine göre de, bir başka borç ilişkisine yollamada bulunulması ferilik karinesini teşkil eder. Ana kıstaslardan ikincisi, yükümlülüğün kapsam ve niteliğidir. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise, garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmelidir. Ana kıstaslardan üçüncüsü menfaat kıstası olup, buna göre kefalet ilişkisinde kefalet verenin bu ilişkide bir yararlanma amacı olmadığı halde, garanti sözleşmesinde ilke olarak, böyle bir teminat verenin yararı mevcuttur. Nihayet, ana kıstaslardan bir diğeri ise, kişiye yönelik teminat verme kıstası olup, buna göre teminatın bir kişi gözönüne tutularak verilmesi kefalete işaret olacak, objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak verilmesi halinde ise garanti sözleşmesinin amaçlandığı kabul edilecektir (Bütün bu açıklamalar için bkz. Prof. Dr. S. Reisoğlu, Türk Hukukunda ve Bankacılık Uygulamasında Kefalet, Ank. 1992 sh. 78 vd., Prof. Dr. H. Tandoğan, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C. II 3. Bası, Ank. 1987, Sh. 818 vd., Prof. Dr. K. Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, İst. 1997 Cilt l, Sh. 980 vd., Dr. H. Becker, İsviçre Medeni Kanun Şerhi, Borçlar Kanunu, Genel Hükümler, Madde 111). Uyuşmazlık çözümünde bu şekilde iki sözleşme türünün farkları ile kıstasları belirlendikten sonra, bu kriterler uygulanmak suretiyle dava konusu sözleşmenin niteliği saptanmalıdır. Somut olayda davacı ile dava dışı …. arasında işyeri kirasına ilişkin sözleşme bulunmakta olup bu sözleşme davalı tarafından "garantör" sıfatıyla imzalanmıştır. Uyuşmazlık davalının hukuki durumunun kefil olarak mı garantör olarak mı değerlendirileceği noktasındadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hukuk yargılamasının temel ilkelerini de düzenlemiş olup 33. maddesi uyarınca hakim Türk hukukunu resen uygular. Maddi vakıaları getirmek taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ve bu doğrultuda hukuku uygulamak ise hakime aittir ve hakim tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Davalı yukarıda da değinildiği üzere sözleşmeyi garantör sıfatıyla imzalamış olup sözleşmenin 2. maddesinde tanımlamalara yer verilerek "m" bendinde garantörün tanımının yapıldığı ve kiracının sözleşmeden doğmuş ve doğacak tüm borçlarını sözleşmede yazılı süreler içinde ödememesi halinde müteselsil sorumlu gerçek kişi olduğunun düzenlendiği, 36. maddesinde garanti taahhüdü başlığı altında garantörün kiracının kira sözleşmesinden doğmuş veya doğacak tüm borçlarını sözleşmede belirtilen süre ve koşullarda ödeyeceğinin, herhangi bir limite bağlı olmaksızın Borçlar Kanunu'nun 110. ve devamındaki maddeleri uyarınca garanti ettiğinin, herhangi bir defi ve itiraz ileri sürmeksizin ve kiracının rızasına gerek olmaksızın yahut kiracı ile kiraya veren arasındaki herhangi bir ihtilafın neticeleri beklenmeksizin ödeyeceğinin düzenlendiği görülmüştür. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunun 110. maddesi başkasının fiilini tahhütü düzenlemekte olup yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda bu kurum başkasının fiilini üstlenme başlığı altında düzenlenmiştir. Yine sözleşmeyi kiracı sıfatıyla imzalayan …'ın … Kuaför Salonu işletme adı altında imzaladığı da görülmektedir. Dolayısıyla, davalının sözleşmenin her sayfasını garantör sıfatı altında imzaladığı, 36. maddesinin içeriği incelendiğinde garanti tahhüdünün düzenlendiği, tanımlamalarda bu sıfatın kullanıldığı, teminatın edimin objektif olarak yerine getirilmesine ilişkin olduğu, kiracının faaliyet gösterdiği işletme adının … olduğu da dikkate alındığında diğer kıstasların yanı sıra menfaat kıstasının da somut olayda mevcut olduğu, tarafların sözleşmeyi düzenleme biçimleri bakımından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kefalet sözleşmesi olmayıp garanti sözleşmesi olduğu anlaşılmakla davalının hukuki durumunun buna göre değerlendirilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile kefalet olarak nitelendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.04.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Def’iler ve ödeme sonrası sonuç

Anılan karara göre kefil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 591. maddesi uyarınca borçluya ait def’ileri alacaklıya karşı ileri sürebilir. Garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmamıştır. Asıl borçlu kendisine ait bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, bu def’iyi alacaklıya karşı ileri sürebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 591Kaynağı aç
MADDE 591- Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek zorundadır. Yanılma veya sözleşme yapma ehliyetsizliği ya da zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı bir borca bilerek kefalet hâli bu hükmün dışındadır. Asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’iî alacaklıya karşı ileri sürebilir. Kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl borçlu, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder. Kumar veya bahisten doğan bir borca kefalette kefil, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu def’ileri ileri sürebilir. d. Özen gösterme, rehin ve borç senetlerinin teslimi

Yanılma, sözleşme yapma ehliyetsizliği veya zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı borca bilerek kefalet, 591. maddedeki def’ileri ileri sürme hükmünün dışındadır. Kumar veya bahisten doğan borca kefalette ise kefil, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile asıl borçlunun def’ilerini ileri sürebilir.

Kefil, asıl borçluya ait def’ileri bilmeden ödeme yaparsa rücu hakkına sahiptir. Asıl borçlu, kefilin bunları bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, def’iler ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder.

Kefilin halefiyeti ve rücu sınırları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 596. maddesine göre kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde onun haklarına halef olur ve bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. Aksi kararlaştırılmamışsa rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden yalnız kefalet anında var olanlara veya sonradan bizzat asıl borçlu tarafından özellikle bu alacak için verilmiş olanlara halef olur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 596Kaynağı aç
MADDE 596- Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir. Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır. Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir. Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar. Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur. c. Kefilin bildirim yükü

Alacaklıya yapılan ifa kısmi kaldığında kefilin rehin hakkına geçişi de yalnız bu kısmı karşılar. Rehin konusu üzerinde alacaklının kalan hakkı, kefilin hakkından önce gelir. Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.

Rehin paraya çevrildiğinde veya borç rehin veren malik tarafından ödendiğinde malik, kefile karşı rücu hakkını ancak kefille aralarında anlaşma varsa ya da rehin sonradan üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir. Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, alacaklıya ifanın yapıldığı anda işlemeye başlar.

Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödeme yaparsa asıl borçluya rücu edemez. Buna karşılık zamanaşımına uğramış asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, vekâlet sözleşmesi hükümlerine göre ona karşı sorumlu olur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6543 esas ve 2019/3083 karar sayılı kararına göre kefilin ödeme sonrası asıl borçluya karşı 596. maddeden doğan rücu hakkı varken, garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmamıştır. Karar, bu hakkın kapsamını ve istisnalarını ayrıca düzenlemez.

Asıl borca bağlılık ve kefaletin süresi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesine göre asıl borç hangi sebeple sona ererse kefil de borcundan kurtulur. Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşirse, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır. Anılan Yargıtay kararına göre kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli olmasına ve devamına bağlıdır; garanti sözleşmesi bağımsızlık ilkesi nedeniyle bu koşula bağlı tutulmamıştır. Karar, ilkenin sınırlarını ayrıca açıklamaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 598Kaynağı aç
MADDE 598- Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır. Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir. II. Kefaletten dönme

Bir gerçek kişi tarafından verilmiş her türlü kefalet, sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. On yıldan uzun verilmiş olsa bile, uzatılmadıkça veya yeni kefalet verilmedikçe kefil ancak on yıl doluncaya kadar takip edilebilir. Uzatma, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce, kefalet şekline uygun yazılı açıklamayla ve en çok on yıllık yeni dönem için yapılabilir. Hüküm gerçek kişi kefaletini düzenler.

Sözleşmenin kefalet veya garanti sayılması

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin aktardığı ölçüye göre garanti veren, başka bir borçla ilgisi olmayan bağımsız borç altına girer. Kefalette ise temel ilişkinin varlığı ve teminatın o borcun ödenmesini sağlaması asıldır. Başka bir borç ilişkisine yollama, fer’îlik karinesi olarak açıklanır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/6543 esas ve 2019/3083 karar sayılı kararında aktarılan ölçüye göre, asıl borçlu gibi yükümlenmeyi amaçlayan sözleşme kefalet; asıl borçlunun borcunu aşabilecek ve lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramamasını amaçlayan sözleşme ise garanti sözleşmesi olarak nitelendirilir. Bu, kararın somut olayda kullandığı nitelendirme ölçütüdür.

Aynı kararda aktarılan menfaat ölçütüne göre kefalet verenin ilişkiden yararlanma amacı bulunmazken, garanti sözleşmesinde ilke olarak teminat verenin yararı vardır. Kararın kişiye yönelik teminat ölçütüne göre belirli bir kişi gözetilerek verilen teminat kefalete, objektif olarak belirli bir sonucun gerçekleşmesine yönelen teminat ise garanti sözleşmesine işaret eder. Karar, kullanılan deyimler ile riziko, ifa veya tazminat ve para ya da fiilin tekeffülünü yardımcı unsur sayar.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca hâkim Türk hukukunu kendiliğinden uygular. Maddi vakıaları taraflar getirir; hukuki nitelendirme ve hukukun uygulanması hâkime aittir. Hâkim, tarafların sözleşmeye verdikleri kefalet veya garanti nitelendirmesiyle bağlı değildir.

Somut uyuşmazlıklardaki nitelendirme

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/6543 esas ve 2019/3083 karar sayılı kararında incelenen kira sözleşmesindeki garantör kaydı ile sınırsız ve def’i ileri sürmeksizin ödeme taahhüdünü garanti sözleşmesi saymıştır. İlişkinin kefalet kabul edilerek davanın reddini doğru görmemiş ve kararı bozmuştur. Bozma, davanın kabul edildiği anlamına gelmez ve sonuç o sözleşmenin değerlendirilmesine ilişkindir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/11917 esas ve 2017/5574 karar sayılı kararında çoğunluk, tarafların nitelendirmesine bağlı kalınamayacağını kabul etmiş ve ilgili edimi dava dışı acentenin ediminden ayrı, bağımsız bir borç saymıştır. Taahhüdü, düzenleme tarihinde yürürlükteki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 110. maddesi ve karşılığı olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi kapsamında başkasının fiilini taahhüt kabul ederek kefalet nitelendirmesine dayanan kararı oyçokluğuyla bozmuştur. Bu bozma, alacağın tahsiline hükmedildiği anlamına gelmez; aynı karardaki karşı oy bağlayıcı sonuç değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/11917, K. 2017/5574Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/11917 E.  ,  2017/5574 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26/10/2015 tarih ve 2014/715-2015/790 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, turizm acenteliği ve yatırım alanında faaliyette bulunan müvekkili ile davalı ve dava dışı … Tic. Ltd. Şti. arasında alt satış acenteliği sözleşmesinin düzenlendiğini, müvekkilinin bu sözleşme uyarınca üstlendiği dava dışı şirketin ofis dekorasyonu ve mobilya düzenlemesi işi uyarınca 29.500 TL harcama yaptığını, acentenin faaliyette bulunmayı taahhüt ettiği adresinden bilgilendirme yapmadan ve onay almadan ayrılarak faaliyetine son verdiğini, müvekkilinin de bu nedenle fesih yetkisini kullandığını, böyle bir durumda ofis için yapılan harcamaların müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğunu, sözleşmeyi alt acente adına imzalayan davalının şirket yetkilisi olarak üçüncü kişinin fiilini taahhüt sözleşmesi kapsamında müşterek ve müteselsil sorumluluğu da kabul ettiğini, 29.500 TL'nin tahsili için hem alt acente hem de davalı aleyhine başlatılan icra takibinin acente yönünden kesinleştiğini, davalının ise itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkâr tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı, TBK'nın 583 üncü maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinde kefilin el yazısı ile yükümlülük altına girdiğini belirtmesi gerektiği gibi sorumluluğun azami miktarı ile kefalet tarihinin gösterilmemesi halinde kefaletin geçersiz olacağını, sözleşmede bu şartların yerine getirilmediğini, genel işlem şartları kapsamında matbu olarak düzenlenen sözleşmede kefalete ilişkin hükmün yazılmamış sayılacağını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile dava dışı … şirketi arasında 02.05.2011 tarihli alt satış acentası sözleşmesi düzenlendiği, davalının şirket yetkilisi olarak sözleşmeyi imzaladığı, sözleşmenin 4.4. maddesinde "İş bu sözleşmeyi … ile birlikte imzalayan …'nın yetkilisi ve şirket ortakları her biri ayrı ayrı üçüncü kişinin edimini taahhüt eden olarak garantör sıfatıyla, …'nın iş bu sözleşmeden doğan her türlü ödeme ve cezai şart ödeme yükümlülüğünü yerine getireceğini, …'a garanti ve taahhüt etmişlerdir, bu nedenle iş bu sözleşmenin tüm maddeleri bakımından … ile birlikte müşterek ve müteselsil olarak …'a karşı sorumludur." hükmünün yer aldığı, ödemeden sorumlu sayılma hususunu içeren sözleşmelerin nitelik itibari ile kefalet sözleşmesi niteliğinde olduğu, bu nedenle kefalet sözleşmesinin geçerlilik koşullarına bağlı bulunduğu, sözleşmede kefilin sorumlu olduğu azami miktar gösterilmediğinden geçersiz bir kefalet sözleşmesi mahiyeti taşıdığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davacı tarafından, dava dışı acente için yapılan ofis dekorasyonu masrafının üçüncü kişinin fiilini taahhüt sözleşmesi kapsamında tahsili için davalı aleyhine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflarca imzalandığı hususunda uyuşmazlık bulunmayan 02.05.2011 tarihli sözleşmenin 1.2. maddesinde davalının sözleşmenin tarafı olduğu, 4.2. maddesinde acentenin sözleşmedeki yükümlülüklerine aykırı davranması halinde davacının sözleşmeyi feshedebileceği, bu durumda acentenin diğer bir kısım borçlarının yanında ofis dekorasyonu için yapılan masrafları davacıya derhal ve nakten ödeyeceği düzenlenmiştir. Aynı sözleşmenin 4.4. maddesi ise "İşbu sözleşmeyi … ile birlikte imzalayan …'nın yetkilisi ve şirket ortakları; her biri ayrı ayrı 3. kişinin edimini taahhüt eden olarak garantör sıfatıyla; …'nın işbu sözleşmeden doğan her türlü ödeme ve cezai şart ödeme yükümlülüğünü yerine getireceğini …'a garanti ve taaahhüt etmişlerdir. Bu nedenle işbu sözleşmenin tüm maddeleri bakımından … ile birlikte müşterek ve müteselsil olarak …'a karşı sorumludur" şeklinde kaleme alınmıştır. Her ne kadar mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, sözleşmenin vasfının belirlenmesinde tarafların nitelendirmelerine bağlı kalınamayacaksa da sözleşmenin 4.4. maddesindeki ifadeler bütün olarak değerlendirildiğinde davalının sözleşme ile yükümlendiği edimin dava dışı acentenin ediminden ayrı, bağımsız bir borç mahiyeti taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, taraflar arasındaki sözleşmenin, tanzim tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 110. (6098 sayılı TBK 128.) maddesi kapsamında başkasının fiilini taahhüt olarak nitelendirilmesi gerekirken davalının taahhüdünün alt satış acenteliği sözleşmesine doğrudan bağlı olduğu ve bağımsız bir niteliğinin bulunmadığından bahisle kefalet sözleşmesi olarak niteleyen bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 23/10/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) KARŞI OY Dava, dava dışı … Turizm Seyahat Acentesi Kongre ve Organizasyon Tic. Ltd. Şti'nin borçlarından davalının garantör sıfatıyla sorumlu olduğu iddiasıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup; uyuşmazlık, davacı ile davalı arasındaki ilişkinin kefalet mi yoksa garanti sözleşmesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır. Garanti ile kefalet sözleşmesini birbirlerinden ayıran unsurların en önemlisi kefaletin fer'i nitelikte olmasına rağmen, garantörün bağımsız bir borç altına girmesidir. Bu borcun, asıl borçlunun borcu ile bir ilgisi yoktur. Garanti veren bağımsız bir borç altına girmektedir. Doktrine göre, bir borç ilişkisine yollamada bulunulması fer'ilik karinesini teşkil eder. Somut olayda, davacının garantörlük olarak nitelendirdiği hüküm davacı ile dava dışı … Ltd. Şti arasında düzenlenen Alt Satış Sözleşmesinin 4.4 maddesinde yer almakta olup bu hükümde "………….'nın işbu sözleşmeden doğan her türlü ödeme ve cezai şart ödeme yükümlülüğünü yerine getireceğini garanti ve taahhüt etmişlerdir. …… Sözleşmenin tüm maddeleri bakımından … ile birlikte müşterek ve müteselsil olarak sorumludurlar." diyerek teminat almakla, garanti beyanı asli unsur olmaktan çıkmış; fer'i nitelik yani kefalet amacına yönelik olduğu intibaı verilmiştir. Davalı bu beyanla, … Turizm Seyahat Acentesi Kongre ve Organizasyon Tic. Ltd. Şti'nin sorumluluğunu yüklenmiş, … ile birlikte müşterek ve müteselsilen sorumlu olacağını ve … Ltd.nin yükümlülüklerini yerine getireceğini taahhüt etmiştir. Bu haliyle bağımsız ve objektif bir amaca yönelik olarak teminat verilmiş değildir. Sözleşmenin garanti mi kefalet mi olduğu noktasında tereddüt olması halinde sözleşmede kullanılan kelimelere bakılmaksızın kefalet olduğunun kabul edilmesi gerektiği de gözönüne alındığında davanın bu gerekçe ile reddine ilişkin mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/9169 esas ve 2023/4345 karar sayılı kararında hukuki ilişkinin nitelendirilmesi dâhil bölge adliye mahkemesi kararını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca onamıştır. Onanan gerekçede, protokolde belirli miktar gösterilmediği ve içerikten belirlenemediği için imza tarihinde yürürlükteki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 484. maddesindeki kefalet şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmiştir. Aynı gerekçede ilgili kişinin kefil veya garantör olduğuna dair ibare bulunmadığı da belirtilmiştir. Bu tespitler o protokole özgüdür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/9169, K. 2023/4345Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/9169 E.  ,  2023/4345 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2002 Esas, 2021/1329Karar HÜKÜM : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/1242 E., 2019/263 K. Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davalardaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen 2019/8 Esas sayılı dosya yönünden davanın kabulüne, birleşen 2014/518 Esas sayılı dosya yönünden ise davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili asıl davada dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalılardan …'nın 15.09.2008 tarihli 15 yıl 6 aylık süre için kira sözleşmesi akdettiğini, kira sözleşmesinin tapuya şerh edildiğini, davalı Karakayalar Petrol İşl. San ve Tic Ltd Şti'nin de kira sözleşmesine konu taşınmaz üzerinde kurulu bulunan akaryakıt istasyonunu işletmek amacıyla müvekkili ile 17.09.2009 tarihli Bayilik Sözleşmesi ve 30.05.2008 tarihli protokolü akdettiğini, davalı bayi Karakayalar Ltd Şti tarafından Menemen 2. Noterliğinin 04.09.2013 tarihli ihtarname ile bayilik sözleşmesinin 19.09.2013 tarihi itibariyle yenilenmeyeceğini, sözleşmenin feshedilmiş sayılacağını, kira şerhinin terkin edilmesi gerektiğinin bildirildiğini, taraflar arasında akdedilen 30.05.2008 tarihli protokolün 4 üncü maddesinde Opet ile malik arasında akdedilen kira sözleşmesi uyarınca 15 yıl 6 aylık kira bedeli olarak 24.000,00 USD'nin ödeneceğinin belirlendiğini, bu ödemenin 28.05.2009 tarihinde TL karşılığı olarak 30.576,00 TL olarak ödendiğini, yine işletme yatırım desteği olarak 28.05.2009 tarihinde 325.000,00 TL, 31.12.2009 tarihinde 184.080,00 TL'nin davalı şirkete ödendiğini, dava konusu taşınmaz üzerinde davalı Karakayalar Petrol tarafından 15 yıl 6 ay süre ile bayiilik ilişkisinin sürdürüleceği inancıyla 370.000,00 USD+Katma Değer Vergisi (KDV) işletme yatırım destek bedeli ile 24.000,00 USD kira bedeli ödemesi yapıldığını, değişen mevzuat nedeniyle 19.09.2013 tarihinde ilişkinin sonlandırıldığını, bakiye 11 yıllık süre için yapılan ödemeler nedeniyle davalıların haksız olarak zenginleştiğini, davalılardan …'nın sözleşmelerde garantör sıfatıyla taraf olduğunu ileri sürerek kira süresinin tamamı nazara alınarak peşin ödenen kira bedelinden kullanılamayacak kira süresine karşılık gelen 28.701,31 TL'lik kısmın davalı …'dan tahsiline, müvekkili şirketin bu bedelden yoksun kalması sebebiyle uğradığı ekonomik kayıpların karşılığı olan 11.301,14 TL'nin KDV'si ile birlikte tahsilini, işletme yatırım destek bedelinden kullanılamayacak süreye karşılık gelen 361.206,98 TL ile davalının elde ettiği tüm semereler olan 135.896,96 TL'nin KDV'si ile birlikte 19.09.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsilini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen 2014/518 E. sayılı davada dava dilekçesinde; davacı, davalı şirkete peşin ödenen duran varlık inşaat bedelinin geçersiz ve müvekkili tarafından kullanılmayacak kira süresine karşılık gelen 61.514,11 TL'lik kısmının KDVsi ile birlikte ödeme tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte ayrıca söz konusu bedelin dava tarihine kadar davalı yedinde kaldığı sürede davalı şirketin elde ettiği tüm semerelerin ve müvekkili şirketin bu bedelden yoksun kalması sebebiyle ekonomik kayıpların karşlığı 22.742,68 TL'nin KDV'si ile birlikte dikey ilişkinin sona erdiği 19.09.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 3.Davacı vekili birleşen 2019/8 E. sayılı davada dava dilekçesinde; bakiye kira alacağına ilişkin taleplerinin olduğunu ileri sürerek davanın kabulü ile 28.701,31 TL'nin KDV si ile birlikte ödeme tarihi olan 28.05.2009 tarihinden itibaren avans faizi ile davalı …'dan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili asıl ve birleşen davalarda cevap dilekçesinde; müvekkilleri … ve …'nın gerçek kişi olduğunu, sözleşmede kararlaştırılan yetki şartının müvekkillerini bağlamadığını, yetkili mahkemenin Menemen/ İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, …'nın garantör veya müteselsil kefil olarak bayiilik sözleşmesinin tarafı olmadığını, bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, üzerinde akaryakıt istasyonu bulunan taşınmazın müvekkili …'dan 15.09.2008 tarihli kira sözleşmesi ile kiralandığını, 15 yıl 6 aylık kira bedeli olan 30.576,00 TL'nin 28.05.2009 tarihinde ödendiğini, kira sözleşmesinin feshedilmesinde müvekkillerinden …'nın herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, akdedilen bayilik sözleşmesi gereğince herhangi bir sebepsiz zenginleşmenin gerçekleşmediğini, Rekabet Kurulunun kararı uyarınca sözleşmenin geçersiz kaldığını, davacının Rekabet Kurulunun kararı gereğince yaptığı yatırımın 5 sene için olduğunu ve bayiilik sözleşmesinin yenilenmeme ihtimalinin bulunduğunu bilerek işletme yatırım bedelini müvekkili şirkete verdiğini, müvekkili şirketin sözleşmenin devam etmemesinde bir sorumluluğunun bulunmadığını, kanunen tanınan haklarını kullandığını, kötü niyetli olmadığını savunarak davaların reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından davalı şirkete 28.05.2009 tarihinde 325.000,00TL, 31.12.2009 tarihinde 184.080,00 TL olmak üzere toplam 481.000,00 TL yatırım destek bedeli ödemesinin yapıldığı, davalı tarafından yapılan ödemelerin Rekabet Kurulunun 05.03.2009 tarihinde almış olduğu ve 12.03.2009 tarihinde resmi internet sitesinde yayınladığı kararlardan sonra yapıldığı, davacı tarafın işletme yatırım bedeli adı altında yapmış olduğu ödemeleri bayilik sözleşmeleri ve bayilik sözleşmesi ile bağlantılı kira, intifa hakkı gibi sözleşmelerin 5 yılı aşan süreleri bakımından muafiyet koşullarının ortadan kalkacağını bilerek yapmış olup, 5 yıllık süre dolduğunda bayilik sözleşmesi yenilenmediğinden, ayrıca bayilik sözleşmesinde ve taraflar arasında akdedilen protokol ve kira sözleşmelerinde de işletme yatırım desteği bedelinin iadesine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığından davacının işletme yatırım bedeline yönelik talebinin reddine karar vermek gerektiği, birleşen 2014/518 E. sayılı dosya yönünden; aldırılan bilirkişi raporuna göre, davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan sabit yatırımların halen kullanılmakta olduğu, taşınmaza değer kattığı, güncel değerlerinin 77.100,00 TL olarak belirlendiği, bu bedelin piyasa rayiçlerine göre kadrimaruf olduğu, davacının sabit yatırım bedeli olarak 61.514,11 TL talep ettiği, bu talebiyle bağlı olduğu, sabit yatırım bedelinin güncel değeri hesap edilerek hüküm kurulmuş olduğundan ayrıca davalı şirketin elde ettiği semerelerin ve davacının yoksun kaldığı bedelin talep edilemeyeceği, … ve …'nın kefaletinin geçerli olabilmesi için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olacağı muayyen miktarın gösterilmesinin zorunlu olduğu, taraflar arasında imzalanan protokolde kefalet limiti belirtilmediği gibi protokol içeriğinde kefilin sorumlu tutulacağı azami miktarın belirlenmesine yarayacak bir düzenlemenin de bulunmadığı, davacının davalı kefiller … ve … açısından geçersiz olan bu protokoldeki kefalet hükmüne dayanarak herhangi bir talepte bulunamayacağı, birleşen 2019/8 E. sayılı dosya yönünden; bayilik ilişkisinin sona ermesiyle kira ilişkisinin de bittiği, bayilik sözleşmesi ile kira sözleşmesinin ilintili olduğu, alınan bilirkişi raporuna göre, ödenen kira bedelinden bakiye süreye isabet eden miktarın 29,077,41 TL olarak belirlendiği, davacının 28.701,31 TL talep ettiği, davacı tarafından Üsküdar 17 Noterliğinin 16.09.2013 tarihli ihtarname ile davalılardan alacak talebinde bulunulduğu, davalı …'nın ihtarnameyi 23.09.2013 tarihinde aldığı, verilen 15 günlük sürenin sonunda 09.10.2013 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşıldığından kira bedeline ilişkin davanın kabulü ile 28.701,31 TL'nin KDV'si ile birlikte davalı …'dan 09.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ve faizin KDV'si ile birlikte tahsiline karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl davada işletme yatırım destek bedelinin tahsili talebinin reddine, birleşen 2014/518 E. sayılı dosyada; davanın kısmen kabulüne, 61.514,11 TL sabit yatırım bedelinin KDV'si ile birlikte 09.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ve faizin KDV si ile birlikte davalı Karakayalar Petrol İşletmeleri San. ve Tic. Ltd. Şti.'den tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, … ve … hakkında açılan davanın reddine, birleşen 2019/8 E. sayılı dosyada davanın kabulü ile 28.701,31 TL'nin KDV'si ile birlikte davalı …'dan 09.10.2013 tarihinden işleyecek avans faizi ve faizin KDV'si ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ödemelere 30.05.2008 tarihli Protokolün dayanak olduğunu, bu protokolde taraflar iradelerini davaya konu akaryakıt istasyonunda 15 yıl süre ile OPET amblem ve logosu altında OPET ürünlerinin satışının yapılması, ödenen tüm bedellerin söz konusu taşınmazda 15 yıl süre ile OPET ürünlerinin satılmasının karşılığında verildiğinin açık olduğunu, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi taraflarca kira sözleşmesinin "kiranın başlangıcı" başlıklı bölümünde çok açık ve net bir şekilde ilk akaryakıt satış tarihi olarak belirlendiğinden kök rapordaki belirleme gibi kira sözleşmesinin başlangıcının 10.11.2009 tarihi olarak baz alınmasıyla iadeye konu tutarın KDV dahil 426.224,24 TL olarak kabulü gerektiğini, sebepsiz zenginleşme halinde sebepsiz zenginleşenin başlangıçtan beri temerrüt halinde olduğundan 28.05.2009 ve 31.12.2009 tarihlerinden itibaren faiz hesaplanması gerektiğini, davacının boş bir arazi üzerine akaryakıt istasyonu kurulması için tüm yatırımı yaptığını, taşınmazın değerine değer katılmasını sağladığını ve bunu da 15 yıl için yapmışken 5. yılın sonunda, henüz daha 10 yıl varken hiçbir bedel iade almaksızın 'ilişki sonlanmıştır' demenin davalıların sebepsiz zenginleşmelerinden başka bir şey olmadığını, davacının zararı ve mağduriyetinin büyük olduğunu, yerel mahkemece kullanılmayan süreye karşılık gelen işletme yatırım destek bedelinin iadesine karar verilmesi gerektiğini, diğer davalıların Karakaya Petrol Ltd. Şti'nin borçlarına "garantör" olması karşısında esasen kefalet ilişkisi değil garantörlük ilişkisi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini, garanti sözleşmesi ile kefalet sözleşmesinin birbirinden farklı olduğunu, 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) zamanındaki Yargıtay İçtihadına göre 818 sayılı Kanun'un 484 üncü maddesi uyarınca sözleşmede kefilin sorumlu olacağı azami tutarın belirtilmesi şartı varsa da; şayet kefalet beyanı, kefil olunan borcun kaynaklandığı sözleşme metninde yer almışsa ve bu sözleşmede asıl borca ilişkin herhangi bir tutar açıkça yazılmışsa, artık bu kefilin sorumlu olduğu azami miktar sayılır ve kefalet bu miktara kadar geçerli olduğunu şeklinde belirlendiğini, birleşen 2014/518 E. sayılı dosya yönünden; 28.05.2015 tarihli bilirkişi raporunda iadeye konu duran varlık bedelinin 77.100,00TL olarak hesaplandığını; yine Bilirkişi Kurulu tarafından hazırlanan 11.01.2017 tarihli raporda; sabit yatırım adı altında 77.100,00 TL talep edilebileceği belirlemelerinin yapıldığını, bu durumda sabit yatırım alacağı yönünden tespit edilen alacağın ilk akaryakıt alım tarihi olan 10.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsili, sözleşmenin feshi tarihi itibariyle faiz uygulanmasına karar verilmesi halinde ise semere taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini, diğer gerçek kişi davalıların garantör olduğunu birleşen 2019/8 E. sayılı dosya yönünden ise; dava konusu edilen kira alacağına ilişkin herhangi bir itirazlarının bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; tarafların kira sözleşmesinde 15 yıl 6 ay için ödenecek kira bedelini 24.000 USD+KDV olarak kararlaştırdığını, bu miktarın üzerinde akaryakıt işletmesi bulunan bir taşınmaz için sembolik bir miktar olduğunu, aksini düşünmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kirayı gün bazına çevrildiğinde 5 lira gibi bir miktara tekabül ettiğini, kira sözleşmesinin süresinin bayilik sözleşmesinin süresini belirlemek amacı taşıdığını, sözleşmenin taraflarından davacı …Ş.'nin güçlü olan taraf olduğunu, taraflar arası imzalanan 30.05.2008 tarihli ön bayilik protokolünün bile tek nüsha olarak hazırlandığını ve o nüshanın da davacı …'e verildiğini, taraflar arasında imzalanan Bayilik Sözleşmesinin 17.09.2009 tarihli olduğunu, yani bu tarihte Opet'in Rekabet Kurulu kararları ile kendi aleyhine çıkan Danıştay kararlarından haberdar olduğunu, davacı …Ş.'nin bu kararlardan haberdar iken protokol hükümlerini revize etmeden, intifa süresini kısaltmadan kanuna aykırı işlem yaptığını, bu nedenlerle davacı …Ş tarafından yapılan işletmesel yatırımlar ile taşınmaza ödenen kiranın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesinin istenmesinin hakkaniyete aykırı ve kötü niyetli olduğunu, Opet AŞ'nin davalı müvekkili …'ya ait taşınmaz üzerindeki değişiklikler için ödediği sabit yatırım bedellerinin bayilik anlaşmasının süresinden bağımsız olduğunu, anlaşma ister 5 yıl ister 10 veya 15 yıl olsa da işletmeye yapılacak yatırımların aynı miktarda olduğunu, üstelik yapılan ödemeler esnasında hiçbir ihtirazi kayıt da bulunmadığını, bu nedenle birleşen 2014/518 E. sayılı dosyası uyarınca verilmiş olan 61.514,11 TL sabit yatırım bedelinin KDV'si ile Karakayalar Petrol İşletmeleri San. ve Tic. Ltd. Şti.'den tahsiline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı … AŞ'nin işbu davayı açtığında taşınmaz üzerindeki intifa hakkı ve kira sözleşmesi şerhini terkin etmediğini, davacının işbu davayı açmakta hukuki bir yararı bulunmadığını, müvekkili davalıları zarara uğratacak bir durumun oluşmasına neden olduğunu belirterek birleşen 2014/518 E. sayılı dosyada kısmen kabul edilen miktar ile birleşen 2019/8 E. sayılı dosyada kabul edilen miktar yönünden davaların reddini gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı arasında imzalanan 15 yıl 6 ay süreli kira sözleşmesinin, taşınmaz üzerine davacı şirket bayisi olarak akaryakıt istasyonu kurulup işletilmesi amacıyla yapıldığı sunulan kira sözleşmesi ve protokolden anlaşıldığı, her ne kadar dava tarihi itibarıyla tapuya şerh edilen kira sözleşmesi feshedilmemiş olup, tapu kaydındaki şerh de kaldırılmamış ise de kira sözleşmesinin 11 inci maddesine göre sözleşmenin uygulanması bayilik sözleşmesinin uzatılmaması nedeniyle imkansız hale geldiğinden ve kira bedeli kira süresinin 15 yıl 6 ay süreceği koşuluyla peşin ödendiğinden kullanılmayan süreye ilişkin kira bedelinin davacıya iade edilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı … vekili her ne kadar kira bedelinin bayilik sözleşmesine dayalı olarak sembolik bir miktar belirlenerek yapıldığını, kira bedelinin düşük olduğunu bu nedenle kullanılmayan süreye ilişkin bedelin iadesi gerekmediğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de taraflar arasında imzalanan sözleşme ile kira bedelinin belirlenmiş olması, kira bedelinin peşin ödenmesi ve kira sözleşmesinin 11 inci maddesi hükmü dikkate alındığında davalı … vekilinin birleşen ve kullanılmayan kira sözleşmesi süresine tekabül eden bedelin iadesine ilişkin dava yönünden yaptığı istinaf isteminin yerinde görülmediği, davaya konu taşınmazın akaryakıt istasyonu olarak faaliyet göstermesi için davacı tarafında sabit yatırım yapmış olup, davacı tarafça davalı şirkete teslim edilen sabit yatırımların dava tarihi itibarıyla akaryakıt istasyonu olarak kullanılan taşınmazda mevcut olduğu, davalı şirketin başka bir bayilik alarak akaryakıt istasyonunu halen işlettiği, davacı tarafça yapılan sabit yatırımlar nedeniyle taşınmazın değer kazandığı, davalı şirketin bu nedenle fayda sağladığı ve faydalanmayı sürdürdüğünün yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ile sabit olduğundan davalı şirket vekilinin birleşen davada sabit yatırım bedellerinin rayiç değerinin davacıya ödenmesine ilişkin verilen karara karşı istinaf isteminin de yerinde görülmediği, davacının yatırım destek bedelini taraflar arasında imzalanan akaryakıt bayilik sözleşmesi gereğince bayilik sözleşmesinin 5 yıl süreceğini bilerek yaptığı, Bayilik sözleşmesi de 5 yıllık süre sonunda yenilenmeyerek sona erdiğinden ve taraflar arasında imzalanan protokol ve bayilik sözleşmesinde işletme yatırım destek bedelinin iadesine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından davacının bu bedelin kullanılmayan süreye tekabül eden kısmını talep etmesine olanak bulunmadığından davacının asıl davada verilen karara karşı yaptığı istinaf başvurusunun yerinde görülmediği, taraflar (davacı ve davalı şirket) arasında imzalanan protokolün diğer davalılar tarafından müteselsil kefil olarak imzalandığı, protokolün 8 inci maddesinde her ne kadar …'nın davalı şirketin taahhütlerini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile taahhüt ve garanti ettiği belirtilmiş ise de protokolün davalı … tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzalandığı, protokolü diğer davalı …'in malik olarak imzaladığı, Nurettin'in kefil veya garantör olduğuna ilişkin bir ibarenin de protokolde bulunmadığı, protokolde kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktar gösterilmediği gibi protokolde tarafların karşılıklı pek çok yükümlülükleri belirlenmiş olduğundan protokol içeriğinden kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktar tespit edilemediği, kefalet sözleşmesinin protokolun imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'un 484 üncü maddesinde öngörülen şartları taşımadığından geçersiz olduğu, bu nedenle davacı vekilinin bu yöndeki istinaf istemininde yerinde görülmediği, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin süre sonunda uzatılmayacağına ilişkin davalı şirket ihtarına davacı ihtarla karşılık vermiş olup bu ihtarında kira bedelinin, sabit yatırımların ve işletme yatırım destek bedellerinden kullanılmayan süreye tekabül eden kısımlarının iadesi için davalı şirkete süre verdiği, Mahkemede davacı tarafça davalılara yapılan bu ihtarda öngörülen süre sonunda davalıların temerrüde düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faiz yürütülmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davacının bu yöndeki istinaf isteminin doğu görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davalar, taraflar arasında imzalanan protokol, bayilik sözleşmesi ve kira sözleşmesi gereğince, davalılardan Nurettin adına kayıtlı taşınmazın davacı tarafça 15 yıl 6 ay süreyle kiralanması, kira bedelinin peşin ödenmesi, taşınmaz üzerinde davalı şirket tarafından davacı bayii olarak akaryakıt istasyonu olarak faaliyette bulunması karşılığında davalı şirkete yapılan sabit yatırım giderleri ile, yatırım destek bedelinin taraflar arasındaki sözleşmelerin süresinden önce sona ermesi nedeniyle, gerçekleşmeyen sürelere tekabül eden miktarlarının sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 484 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve Kanun'a uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sık sorulan sorular

Üçüncü kişinin fiilini üstlenen ne yapmakla yükümlüdür?

Fiil gerçekleşmediğinde bundan doğan zararı gidermekle yükümlüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi borcu bu şekilde tanımlar.

Süreli üstlenmede süre bitince sorumluluk kendiliğinden sona erer mi?

Hayır. Sorumluluğun, süre bitimine kadar yazılı başvuru yapılmaması hâlinde sona ereceği ancak sözleşmede kararlaştırılmışsa kabul edilebilir.

Kefalet sözleşmesi hangi kayıtlar olmadan geçerli olmaz?

Yazılı şekilde yapılmadıkça, kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ve kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Bu kayıtlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesinde aranır.

Kefil, borçlunun vazgeçtiği def’iyi ileri sürebilir mi?

Evet. Asıl borçlu kendisine ait def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 591. maddesi uyarınca bu def’iyi alacaklıya karşı ileri sürebilir.

Asıl borç sona erince kefil borçtan kurtulur mu?

Evet. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesine göre asıl borç hangi sebeple olursa olsun sona erince kefil de borcundan kurtulur.

Tarafların sözleşmeye verdiği ad hâkimi bağlar mı?

Bağlamaz. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca hâkim hukuku kendiliğinden uygular ve tarafların hukuki nitelendirmesiyle bağlı değildir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu