Aşırı yararlanma (gabin), karşılıklı edimleri içeren bir sözleşmede edimler arasında açık bir oransızlığın bulunması ve bu dengesizliğin zarar gören tarafın zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak gerçekleştirilmesidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 28/1 uyarınca bu durumun varlığı halinde zarar gören kişi, durumun özelliğine göre sözleşmeyle bağlı olmadığını karşı tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini talep edebilir.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 28Kaynağı aç
Aşırı Yararlanmanın Objektif ve Sübjektif Unsurları
Aşırı yararlanmanın oluşmasında ağırlıklı olarak edimler arasındaki açık oransızlığı ifade eden objektif unsur ile zor durumda kalma, düşüncesizlik veya deneyimsizlikten yararlanmayı kapsayan sübjektif unsur olmak üzere iki unsur kabul edilmekle birlikte, sömürmeyi karşı taraf yönünden ayrıca sübjektif unsur sayarak üç unsurun varlığını benimseyen görüşler de yer almaktadır. İncelemede öncelikle edimler arasındaki açık oransızlık üzerinde durulur; objektif unsurun bulunmadığı hallerde davanın sübjektif unsurlarının araştırılmasına gerek kalmaz. Objektif unsur yönünden edimler arasındaki farkın inkâr olunamayacak derecede belirgin olması ve normal bilgi ve düşüncedeki makul bir kimsenin ilk bakışta dikkatini çekecek bir oransızlık taşıması gerekir.
Edimler arasındaki kıymetlendirmeyi yapma görevi mahkeme hakimine aittir. Hakim bu değerlendirmeyi bizzat yapabileceği gibi mesleki bilgisini aşan teknik konularda bilirkişilerden de yararlanabilir. Uyuşmazlığa konu edimin bir taşınır veya taşınmaz mal olması halinde, gerektiğinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak sözleşme tarihindeki değerler ve emsaller tespit edilir; malın paylı ya da çekişmeli olmasının değere olumsuz etki yapacağı da bu incelemede dikkate alınır.
Objektif oransızlığın ispatlanması halinde sübjektif unsurlar kapsamında zarar görenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü ve psikolojik yapısı araştırılır. Zor durumda kalma (müzayaka) hali yargısal değerlendirmelerde yalnızca maddi sıkıntı olarak sınırlandırılmamış, hastalıktan veya kimsesizlikten doğan himaye ihtiyacı gibi durumlar da bu çerçevede gözetilmiştir. Kararlara yansıyan somut uyuşmazlıklarda, evlilik birliğinde eşlerden birinin müzayaka içinde bulunmasının diğer eşin de bu durumda olduğunu gösterebileceği ya da okuma yazması bulunmayan bir kimsenin inşaat işlerinde deneyimsiz sayılabileceği gibi hususlar olayın özelliklerine göre dikkate alınmıştır.
Aşırı yararlanmada sübjektif unsurların tamamının birlikte gerçekleşmesi zorunlu değildir; kanunda sayılan zor durumda kalma, düşüncesizlik veya deneyimsizlik hallerinden birinin bulunması yeterlidir. Bununla birlikte aşırı yararlanmanın varlığı için sömürme kastının gerçekleşmesi aranır. Sömürme kastı, sömüren tarafın karşı tarafın içinde bulunduğu zayıf durumu ve edimler arasındaki açık oransızlığı bilmesini ve bu olgudan yararlanmayı istemesini ifade eder.
Seçimlik Haklar ve Sözleşmeyi Ayakta Tutma İmkânı
Aşırı yararlanmaya maruz kalan tarafa tanınan haklar seçimlik niteliktedir. Zarar gören taraf durumun özelliğine göre ya sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek ediminin iadesini ister ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın düzeltilmesini talep eder. Bu haklar seçimlik yapıda olduğundan, hak sahibi bu seçeneklerden birini kullandıktan sonra diğer hakkı ileri süremez.
Mülga Borçlar Kanunu döneminde zor durumda kalarak sözleşme yapan tarafın yalnızca sözleşmeyi feshederek verdiklerini geri isteyebileceği, sözleşmenin ayakta tutulmasına ve bedelin indirilmesine yönelik taleplerin kabul edilemeyeceği yönünde kararlar verilmekteydi. Ancak yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 28/1 hükmüyle, zarar görene sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı açık bir yasal seçenek olarak sağlanmıştır.
Hak Düşürücü Süreler ve Mirasçılara İntikal
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 28/2 gereğince zarar gören kişi aşırı yararlanmadan doğan haklarını; düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği, zor durumda kalmada ise bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanmalıdır. Tapu iptali ve tescili taleplerine ilişkin bir Yargıtay kararında bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcının sözleşmenin düzenleme günü değil tapudaki temlik tarihi olduğu ifade edilmişse de kanunun genel kuralı öğrenme, zor durumun kalkması ve sözleşmenin kurulması tarihlerine dayanmaktadır. Yasal hak düşürücü süreler geçmemişse aşırı yararlanma sebebiyle fesih hakkı mirasçılara geçer.
Temsil Durumu, Dava Şartları ve İspat
Satış işleminin vekaletnameye dayanılarak vekil aracılığıyla yapıldığı durumlarda kural olarak asıl yönünden aşırı yararlanma ileri sürülemez. Buna karşılık sözleşmenin bütün koşullarını tarafların bizzat kararlaştırdığı ve vekilin yalnızca tapu müdürlüğündeki işlem sırasında temsil görevi üstlendiği hallerde gabin iddiası ileri sürülebilir.
Mirasbırakanın yapmış olduğu bir işleme karşı mirasçılardan birinin tereke adına hareket etmeksizin sırf kendi miras payı yönünden aşırı yararlanma davası açması halinde, sonradan miras ortaklığı sağlansa dahi davanın görülmesine olanak bulunmamaktadır.
Muvazaa ile aşırı yararlanma özde farklı hukuki müesseseler olup her ikisinin ispat koşulları birbirinden tamamen ayrıdır; bu nedenle aynı davada birlikte ileri sürülmeleri mümkün değildir. Gabin davalarında yemin deliline başvurulması konusunda ise farklı yargısal yaklaşımlar bulunmaktadır; bazı kararlarda davanın niteliği gereği yemin deliliyle kanıtlanamayacağı belirtilirken, bazı kararlarda ise uyuşmazlıkta yemin deliline başvurulabileceğinin gözetilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Gabin Hükümlerinin Uygulanabileceği ve Uygulanamayacağı Alanlar
Aşırı yararlanma iddiası hakim önünde yapılan sulh sözleşmelerinde ileri sürülebileceği gibi ibraname verilmesi işlemlerinde de gündeme getirilebilir. Buna karşılık icra yoluyla yapılan cebri satışlarda ve açık artırma yoluyla yapılan satın almalarda aşırı yararlanma hükümleri uygulanamaz. Ayrıca edimler arasındaki açık oransızlığın objektif olarak belirlenmesine imkân bulunmayan ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde de gabin hukuksal nedenine dayanılamaz.
Gabin halinde hak düşürücü süre ne kadardır?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 28/2 uyarınca aşırı yararlanmadan doğan haklar, düşüncesizlik veya deneyimsizliğin öğrenildiği, zor durumda kalmada ise bu durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 5 yıl içinde kullanılmalıdır. Tapu iptali ve tescili talepli bir Yargıtay kararında ise bir yıllık sürenin başlangıcı olarak sözleşmenin düzenleme tarihi yerine tapudaki temlik tarihi benimsenmiştir.
Aşırı yararlanmada sözleşmeden dönmek zorunlu mudur?
Hayır, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 28/1 uyarınca zarar gören dilerse sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek ediminin iadesini isteyebilir, dilerse sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini talep edebilir. Bu haklar seçimlik olup biri kullanıldıktan sonra diğeri kullanılamaz.
İcra ve açık artırma satışlarında gabin ileri sürülebilir mi?
Hayır, icra yoluyla yapılan cebri satışlarda ve açık artırma suretiyle gerçekleştirilen satın almalarda aşırı yararlanma hükümleri uygulanamaz.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde gabin davası açılabilir mi?
Hayır, ölünceye kadar bakma sözleşmesinde edimler arasındaki objektif oransızlığın önceden belirlenmesi mümkün olmadığından gabin hukuksal nedenine dayanılamaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

