Eser Sözleşmelerinde Döviz Yasağı ve Uyarlama Koşulları

by Avukat Erdal Ersoy
Eser Sözleşmelerinde Döviz Yasağı ve Uyarlama Koşulları

13 Eylül 2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Karar'da değişiklik yapılmış; taşınmaz satış ve kira sözleşmeleri ile eser sözleşmelerinin dövizle veya dövize endeksli olarak kurulması yasaklanmıştır. Bu düzenleme, özellikle maliyetlerini yabancı para üzerinden hesaplayan yükleniciler bakımından sözleşme uyarlaması taleplerinin önünü açan önemli bir hukuki sorun kaynağı olmuştur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/7877, K. 2023/2131Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/7877 E.  ,  2023/2131 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1342 Esas, 2021/1860 Karar HÜKÜM : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/17 E., 2020/193 K. Taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması ve banka teminat mektubunun iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 04.04.2023 günü hazır bulunan davacılar vekilleri Avukat ….., Avukat …, Avukat …. ile davalı vekilleri Avuka…., Avukat …. …. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı ile dava dışı ……'in müvekkili Halikarnas A.Ş.'nin hissedarları olduklarını, bu şirket lehine Orman Bakanlığınca 49 yıllığına irtifak hakkı tesis edildiğini, anılan hissedarların söz konusu arazi üzerinde hasılat paylaşımı esasına dayalı bir inşaat sözleşmesi yapmak istemeleri üzerine davacı Astay Gayrimenkul İnş. Yat. ve Tur. A.Ş. ile pay sahipleri arasında ön sözleşme yapıldığını ve hasılat paylaşımı esaslarının belirlendiğini, sözleşmenin imzalanmasından sonra yapılan bir kısım idari ve yasal düzenlemelerin projenin öngörülen sürede tamamlanmasını ve öngörülen hasılatın elde edilip paylaştırılmasını imkansız hale getirdiğini ileri sürerek taraflar arasındaki sözleşmeden doğan bedellerin yeniden belirlenmesine, sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması ile bakiye 63 milyon USD hasılat payı taahhüdü yerine fiilen elde edilecek hasılattan %11 oranında davalıya ödeme yapılmasına, bu olmadığı takdirde inşaat ruhsatının alınması için geciken süre kadar ödemenin ötelenmesine, ödeme yükümlülüklerinin TL'ye çevrilmesine ve dava konusu teminat mektubunun taraflarına iadesine karar verilmesini talep talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluşmadığını, teminat mektubunun verildiği tarihten önce gerçekleşen olaylara ilişkin olarak uyarlama talebinde bulunulamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyuşmazlığa ilişkin olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 138 inci maddesinde düzenlenen sözleşmenin uyarlanması için gerekli yasal koşulların gerçekleşmediği ve olayda aynı Kanun'un 480 inci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanma yerinin bulunmadığı, buna bağlı olarak da dava konusu teminat mektubunun iadesinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; uyarlamanın şartları ile ilgili değerlendirme yapan yerel mahkeme kararının eksik inceleme sonucu verilmiş olduğunun açık olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece verilen kararda maddi vakıa ve hukuki denetim noktalarında usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı, davacıların istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacıların esasa yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; uyarlama koşullarının oluştuğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasında 11.07.2011 tarihinde imzalanan asıl sözleşme ile sonuncusu 04.01.2016 tarihinde imzalanan ek protokollere konu davacı edimleri yönünden sözleşmenin uyarlanması istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ilk asıl sözleşme veya ek protokollerden sonra gelişin durumlar ve olaylar nedeniyle uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Kanun'un 136 ncı, 137 nci ve 138 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Türk hukukuna mehaz İsviçre Medeni Kanunu’ndan geçen ve hukukun en temel genel ilkelerinden biri olan Dürüstlük Kuralı 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasında Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır” şeklinde yer almış ve bu kurala aykırılığın yaptırımı ise maddenin 2 nci fıkrasında "Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" şeklinde gösterilmiştir. 3. Dürüstlük kuralları, kural olarak yazılı olmayan kurallar olup hakim dürüstlük kurallarını kendiliğinden uygulamakla yükümlüdür. Dürüstlük kuralları hem hakların kullanılmasında hem de borçların ifasında uygulanır. Dürüstlük kuralının hukuki işlemlerin kuruluşunda, kuruluş öncesi dönemde, sözleşmelerin yorumunda, tamamlanmasında veya sözleşmedeki yükümlülüklerin uyarlanmasında uygulanması mümkündür. 4. Dürüstlük kurallarının müeyyidesi olan hakkın kötüye kullanılması yasağı bir emredici hukuk kuralı olup mahkemelerce bu hükmün re’sen gözetilmesi gerekir. Öte yandan mahkemelerden dürüstlük kuralına aykırılık nedeniyle hakkın kötüye kullanılması yasağını talep eden tarafın ise iyi niyetli olması gerekir. 5. Sözleşme hukukunda asıl olan Ahde Vefa (Sözleşmeye sıkı sıkıya bağlı kalma / Pacta Sund Servanda) ilkesi olmakla birlikte, bazı durumlarda değişen olağanüstü yeni şartlara rağmen sözleşmedeki edimlerin aynen yerine getirilmesini beklemek dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz. O nedenle dürüstlük kuralı gereği sözleşmenin değişen yeni şartlara göre uyarlanması gerekebilir. Bu açıdan uyarlamaya, ahde vefa prensibinin istisnalarından biri olarak bakmak gerekir. 6. Dürüstlük kuralından hareketle sözleşmenin değişen olağanüstü şartlara uyarlanması (emprevizyon) koşullarının varlığı için, sözleşme ilişkisi kurulduktan sonra edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması ve borcun ifasını güçleştirmesi gerekir. Bu tür bir durumda sözleşme iradesine ilişkin işlemin temelinden çöktüğü kabul edilir. Diğer bir anlatımla, başlangıçta öngörülen sözleşme dengesi, beklenmedik şekilde değişen olağanüstü yeni şartlar (clausula rebus sic stantibus) nedeniyle taraflardan biri aleyhine artık çekilemez ve katlanılamaz biçimde bozulmuş, bu şartlar altında sözleşme yapma veya sürdürme iradesi ortadan kalkmıştır. 7. Değişen koşulların sözleşmedeki ifaya etkisi, 6098 sayılı Kanun'un birinci kısmındaki Genel Hükümler kısmında İfa İmkansızlığı başlığı altında 136 ncı, 137 nci ve 138 inci maddelerinde düzenlenmiştir. Kaynağını dürüstlük kuralından alan ifa imkansızlığı halleri yönünden 6098 sayılı Kanun'un 136 ncı maddede, kusuru olmaksızın ifanın tamamen imkansız hale gelmesi halinde borçlunun borcundan kurtulacağı, 137 nci maddede, kusuru olmaksızın ifanın kısmen imkansız hale gelmesi halinde, borçlunun sadece imkansız hale gelen kısım yönünden borçtan kurtulacağı ifade edilmiştir. 8. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda yer almayan, ancak 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralı uyarınca uygulamada varlığı kabul edilen aşırı ifa güçlüğü hali ilk defa 6098 sayılı Kanun 'da açıkça düzenleme konusu yapılmıştır. 9. 6098 sayılı Kanun'un 138 nci maddesinde yer alan yeni düzenleme uyarınca; sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen borçludan kaynaklanmamış olağanüstü yeni bir durumun ortaya çıkmış olması, yeni koşullara göre ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek ve ifa güçlüğü doğuracak derecede borçlu aleyhine değişmiş olması ve borçlunun edimini henüz ifa etmemiş veya ihtirazi kayıtla ifa etmiş olması hallerinin birlikte varlığı halinde, borçlu, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilecektir. Böyle bir durumda mahkemece uyarlama koşullarının bulunup bulunmadığı her somut olay yönünden dürüstlük kuralına uygun olarak değerlendirilmeli ve buna göre bir çözüm tarzı bulunmalıdır. 10. Uyarlama koşullarının varlığı için sözleşmeye konu karşılıklı edimler arasındaki dengenin taraflardan biri için artık çekilmez, katlanılamaz bir biçimde bozulmuş olmalıdır. Öğretide bu kurama işlem temelinin çökmesi adı verilmektedir. Buna göre, sözleşmenin temelini teşkil eden, kendisi üzerine anlaşmanın dayandığı ve karşılıklı edimlerin tayin olunduğu edim ve karşı edim arasındaki dengenin taraflardan biri için artık çekilmez, katlanılmaz biçimde bozulduğu hallerde, işlem temelinin çökmesi söz konusu olacaktır. (Serozan, Rona; s. 164 vd). Bir hukuki işlemin temelinden çözmüş sayılması için edimler arasındaki denge bozukluğunun önemli, açık ve aşırı olması gerekir. 11. Uyarlama koşullarının varlığının tespitinde işlem temelinin çökmesi kavramının uygulanabilmesi için, sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olması gerekir. Önceden teşhis ve tahmin edilen sonraki vakıalar uyarlama sebebi olamaz ise de, bir tacirin gelecekteki her bir somut tehlikeyi tahmin edebilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte gelecekte meydana gelebilecek her türlü riziko listesinin (deprem, sel felaketi, savaş, sıkıyönetim, ithalat/ihracat yasakları, ekonomik ambargo vs.) bilinebilir olması, o olay yönünden gelecekte meydana gelebilecek somut tehlikenin bilindiği veya bilinmesi gerektiği anlamına gelmez. Böyle bir riskin bilindiğinden veya bilinmesi gerektiğinden söz edebilmek için o iş yönünden somut bir işaret ya da verinin varlığı gerekir. 12. Uyarlama koşulları arasında varlığı aranan sebeplerden birisi de edimin henüz ifa edilmemiş olması olup kural olarak sürekli edimler yönünden ifanın uyarlanması istenebilir ise de 6098 sayılı Kanun'un 138 nci maddesinin düzenlemesi karşısında, edimin henüz ifa edilmemiş olması ve diğer şartların varlığı halinde ani edimli sözleşmelerde de uyarlama talebinde bulunmak mümkündür. 13. Bir sözleşmede uyarlamanın mümkün olup olmaması sözleşme türüne ve sözleşmede yer alan edimlere göre değişkenlik arz edebilir. Bu noktada sözleşmenin türünü nitelendirmek önem arz eder. 6098 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" düzenlemesi uyarınca, tarafların yazılı veya sözlü akdedilen sözleşmenin türüne ilişkin nitelendirmeleri mahkemeleri bağlamaz. Bu açıdan yapılması gereken tarafların gerçek ve ortak iradesine ve sözleşmedeki edimlerin niteliğine göre sözleşmenin türünün belirlenmesidir. 14. Davaya konu somut olay, uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığı hususu yönünden yukarıdaki ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki ilk sözleşmenin 11.07.2011 tarihli olduğu, tarafların daha sonrasında değişen ve gelişen birçok olay karşısında 8 defa protokol yaptıkları, sonuncusunun 04.01.2016 tarihli olduğu ve bu tarih itibariyle kapanış tutanağının imzalandığı anlaşılmaktadır. Taraflar değişen ve gelişen olaylar karşısında 8 no’lu son protokolü yapmalarından sonra, bu protokol öncesine dayanan olağanüstü olayların öngörülemez olduğu söylenemeyeceğine göre, dava sebebi yapılan; 16.06.2012 tarih ve 28326 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile “irtifak hakları devrinin Orman Bakanlığından alınarak Başbakanlık onayına tabi tutulması ile 18.04.2014 tarih ve 28976 sayılı Orman Kanunu'nun 17. ve 18.maddelerinde değişiklik ve bu değişiklik uyarınca çıkarılan Uygulama Yönetmeliği’nin 25/1. maddesindeki değişikliği ile irtifak arazileri üzerindeki bağımsız bölümler yönünden kat irtifakı yasağı getirilmesi sebepleri yönünden uyarlama koşullarının gerçekleştiği söylenemez. Bununla birlikte 04.01.2016 tarih ve 8 no’lu son Protokol sonrasında gerçekleşen; Muğla Kültür Varlıklarını Korumu Bölge Kurulu’nun 21.11.2016 tarihli kararıyla Proje alanında yer alan bir kısım arazi yönünden 1. Derece, bir kısım alan yönünden ise 3. Derece sit alanı ilanı, 13.09.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararı'nda yapılan değişiklikle, taşınmazların satış ve kira sözleşmeleri ile eser sözleşmelerinin dövizle veya dövize endeksli olarak yapılması yasağı getirilmesi, 04.01.2016 tarihli son Protokol sonrasındaki döviz kurlarındaki aşırı artış ve bu nedenle inşaat malzeme fiyatları, enerji ve nakliye maliyetlerindeki aşırı yükselme sebepleri yönünden uyarlama koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklıkla değerlendirilmesi gerekmektedir. 15. Taraflar arasındaki 11.07.2011 tarihli sözleşmenin niteliği noktasında davacı taraf bunun bir “Hasılat Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi”olduğunu ileri sürmekte, davalı taraf ise “Anonim Şirket Hisse Devir Sözleşmesi” olduğunu savunmaktadır. Oysa, gerek 11.07.2011 tarihli sözleşme, gerek ek protokoller ve gerekse de taraflar arasındaki yazışmalar birlikte değerlendirildiğinde; sözleşmenin karma nitelikli bir sözleşme olduğu anlaşılmaktadır. Zira, sözleşmede bir yandan mülkiyeti davalı …’a ait taşınmazların mülkiyetinin davacı şirkete devredilmesi, bir yandan Halikarnas A.Ş.’deki hisselerin davalı … tarafından davacıya devrinin öngörüldüğü, diğer taraftan ise davacıların; mülkiyeti kendilerine geçmiş tapulu araziler üzerinde, nitelikleri sözleşmede belirlenmiş 5 adet villanın inşaa edilerek davalılara teslimi, ayrıca tahsisli arazi ve ek arazi üzerine inşaa edilecek marinada davalılara yat bağlama, plaj ve yat kulüplerinin işletmelerinin davalılara verilmesi hep birlikte düşünüldüğünde sözleşmenin bir bütün itibariyle bir yandan taşınmaz satış sözleşmesi, diğer yandan anonim şirket hisse satış sözleşmesi hükümlerini içerdiği gibi aynı zamanda plaj ve yat bölgelerinde ticari tesisleri işletme haklarının devri yönünden işletme hakkı devir sözleşmesi, yat bağlama hakları yönünden kullandırma sözleşmesi vs. hükümlerini de içermektedir. 16. Tarafların, sözleşmenin vasfına ilişkin sözleşmede kullandıkları beyanlarından ari olarak sözleşme değerlendirildiğinde; Bodrum bölgesinde davalı … ve arkadaşlarına ait Halikarnas A.Ş.’ye orman arazisi üzerinde turizm tesisi kurup işletmek üzere 519.000 m² arazi üzerinde 1996 yılında 49 yıllığına arazi tahsisi yapıldığı, davalının aynı zamanda bu araziye komşu 12 parça özel mülkiyete konu taşınmaz (42.418 m²) üzerinde mülkiyetinin bulunduğu, tapulu bu yerlerin satışı yönünden taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı ve öngörülen bedelin davalıya tamamen ödendiği, tahsisli arazi üzerinde davalı tarafça davacı ile temas kuruncaya kadar birçok kişi ile bu arazi üzerine tahsisli alan devri karşılığı turizm tesisi inşaa ettirilmek ve işletilmek istenildiği, ayrıca kendisi ve yakınlarının kullanımı için 5 adet lüks villa inşaa ettirilmesi, arazi üzerine inşaa ettirilecek bir takım turizm tesisleri, villaların satışından hasılat paylaşımı yoluyla gelir elde edilmesi, keza plaj ve marina inşaa ettirilerek gerek bu yerlerden kendilerinin bireysel kullanımlarının sağlanması ve gerekse bu yerlerde kendilerine ticari alanlar ile yat bağlama noktalarının sağlanması da dikkate alındığında, davalının arazi üzerinde yapılacak inşaatlar yönünden hiçbir risk alınmadan inşaatları davacıya yaptırarak ve onun sermaye gücünden yararlanma amacı güttüğü, davacı tarafa da bu amaçla bir takım yükümlülükler yüklendiği, arazi üzerine mevzuatın izin verdiği ölçüde projeye ilişkin tüm imar planlarının onaylatılması, ruhsatlarının alınması, ek alanların tahsislerinin yaptırılması ve inşaat izinlerinin alınması, akabinde projenin tüm giderleri kendisine ait olmak üzere arazi üzerinde davalının arzu ettiği nitelik ve vasıflarda tahsisli arazi üzerine yapılacak inşaatların maliyetini üstlendiği, taraflar arasındaki ihtilafın da bu noktada toplandığı, diğer bir anlatımla her ne kadar tahsis hakkı davacı tarafa devredilse bile tahsis boyunca inşaa ettirilecek bu yerler üzerinde davalının da hak sahibi olarak kalacağı ve hatta 5 adet villanın tapulu alanda inşaatı ve mülkiyetinin davalı tarafa geçirilmesi, tahsisli arazi üzerindeki davalı paylarının davacı yapımcı tarafından onun adına satılarak hasılatın %11 ve %15’i olarak devri borcu düşünüldüğünde, anlaşmazlığın tahsisli arazi karşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin olduğu, Mahkemenin kabulünün aksine taraflar arasındaki ilişkinin şirket hisse devir sözleşmesi veya adi ortaklık sözleşmesi olarak yorumlanmasının isabetli olmadığı anlaşılmaktadır. 17.Öte yandan uyarlama koşulları yönünden, sözleşmenin hasılat paylaşımı karşılığı anonim şirket hisse devir sözleşmesi veya inşaat sözleşmesi olarak kabul edilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Zira konuya ilişkin 6098 sayılı Kanun'un 480 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki "Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilir." düzenlemesinin, 6098 sayılı Kanun'un Genel Hükümler’e ilişkin hem ifa imkansızlığı, hem de aşırı ifa güçlüğüne dair 136, 137 ve 138 nci Maddelerindeki düzenlemeleri birlikte içeren benzer bir düzenleme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. 18. Davacı tarafın uyarlama sebebi olarak gösterdiği, Muğla Kültür Varlıklarını Korumu Bölge Kurulu’nun 21.11.2016 tarihli kararıyla Proje alanında yer alan bir kısım arazi yönünden 1. Derece, bir kısım alan yönünden ise 3. Derece sit alanı ilanı kararı irdelendiğinde, 3. Derece SİT alanı ilanı yönünden inşaat yoğunluğunda azalmaya yol açmayacak ise de, 1. Derece SİT alanı ilanı yönünden arazi üzerindeki inşaat yoğunluğunun azalacağı önemli bir sebep olmakla birlikte miktar azlığı yönünden önemli bir zarar olmadığı kabul edilse bile, 2016 yılı sonundaki SİT alanı ilanının 2011’den beri devam eden bütün inşaat ve mimari projelerde önemli değişiklik ve masraflara yol açtığı, hepsinin ötesinde inşaat ruhsatının ancak 2018 sonuna sarkmasına sebep olduğu, zaten sınırlı süreyle alınan arazi tahsisi dikkate alındığında, araziyi ticari olarak kullanma süresini önemli ölçüde azalttığı ve SİT alanı üzerine yapılacak olan bağımsız bölümlerin satış ve pazarlanmasında önemli kayıplara yol açacağı, arazi tahsisinin üzerinden 20 yıl geçtikten sonra SİT alanı ilanı kararı alınmasının önceden bilinmesi ve öngörülmesi mümkün görülmeyen ve çok pahalı bir yatırım işinde menfaatler arasında dengenin yeniden sağlanmasını gerektiren önemli bir uyarlama sebebi olarak kabulü gerekir. 19. Davacı tarafça uyarlama sebebi olarak ileri sürülen 13.09.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararı'nda yapılan değişiklikle, taşınmazların satış ve kira sözleşmeleri ile eser sözleşmelerinin dövizle veya dövize endeksli olarak yapılması yasağı getirilmesi olayının da son Protokolden sonra ortaya çıkan ve davacının yatırım maliyetini oldukça yükselten ve edim borcunu ağırlaştıran bir sebep olduğu görülmektedir. Zira tahsisli arazi üzerine yapılacak turizm amaçlı tesislerin daha çok yabancı yatırımcılara yönelik bir ticari faaliyet olduğu, döviz kurları tek başına uyarlama sebebi teşkil etmese de, gerek irtifak hakkı satışlarının veya kiralamaların TL bazlı yapılması zorunluluğunun getirilmesi ve sözleşmenin başlangıcında mümkün olduğu halde döviz üzerinden satışın yasaklanması nedeniyle, döviz üzerinden hasılat paylaşımı garantisinin satış ve pazarlama faaliyetlerini önemli ölçüde zorlaştıran ve davacının yatırımdan beklediği geliri önemli ölçüde azaltan, önceden öngörülmesi mümkün olmayan bir uyarlama sebebi olarak kabul edilmelidir. 20. Davacı tarafça uyarlama sebebi olarak gösterilen 04.01.2016 tarihli son Protokol sonrasındaki döviz kurlarındaki ani ve aşırı artış ve bu nedenle inşaat malzeme fiyatları, enerji ve nakliye maliyetlerindeki aşırı yükselme iddiaları değerlendirildiğinde, bir takım inşaat, enerji ve akaryakıt bedellerinin döviz bazlı olarak aşırı artması diğer koşulların varlığı halinde ayrı bir uyarlama sebebi görülebilir ise de, döviz kurlarındaki artışların Türkiye gibi enflasyonist ülkelerde önceden öngörülmesinin mümkün olması nedeniyle tek başına uyarlama sebebi olarak görülmesi mümkün görülmemiştir. Mahkemece konunun bu yönü itibariyle değerlendirilmesi gerekmektedir. 21. Her dava açıldığı tarihteki koşullar dikkate alınarak değerlendirilir. Bu açıdan davacı tarafın temyiz sebebi yaptığı, Orman Kanunu Ek Madde 16'da yapılan 21.12.2019 tarihli değişiklikle proje arazisinin orman arazisinden çıkarılıp, özel mülk arazisine dönüştürülmesinin yasaklanması, 31.05.2019 tarih 1134 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile yürürlüğe giren Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin 18 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca turizm belgeli tesislerde kat irtifakı kurularak bağımsız bölüm oluşturulmasının yasaklanması sebebiyle hasılatın 11.07.2011 tarihli Ön Sözleşmede öngörülen şekilde paylaşımının imkânsız hale gelmesi ve Danıştay 6. Hukuk Dairesinin 2013/9073 E. sayılı dosyasından 30.04.2019 tarihinde yürütmenin durdurulması kararı ile 24.02.2020 tarihli 2013/9073 E. ve 2020/2277 K. sayılı kararı ile 1/25.000'lik çevre düzenleme planının büyük bir kısmı proje alanının tamamını kapsayacak şekilde iptal edilmesiyle 1/1000 ve 1/5000'lik planların da dayanaksız hale gelmesi bir uyarlama sebebi olarak ileri sürülmüş ise de bu olaylar davadan sonra meydana geldiğinden, davacı tarafın bu temyiz sebepleri de yerinde görülmemiştir. 22.Yukarıdaki yapılan açıklamalar doğrultusunda uyarlama sebebi olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilen sebepler çerçevesinde uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle bir değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacılar vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacılara iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava sebebi olarak ileri sürülen vakıaları ikna edici ve kanaat verici bir şekilde karşılar nitelikte oluşturulan gerekçe ve gerekçeye uygun kurulan hükmün hukuka uygun olduğu kanaati ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiğini düşündüğümüzden bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Yasağın Hukuki Dayanağı

85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 32 sayılı Karar'ın ilgili hükümlerinde değişiklik yaparak eser sözleşmelerinde dövizle ödeme ve dövize endeksleme yasağını yürürlüğe koymuştur. Yasağın kapsamı ve olası istisnaları konularında ilgili mevzuatın tam metnine başvurulması gerekmektedir.

Yasak Öncesi Kurulan Sözleşmeler ve Uyarlama Talebi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/7877, K. 2023/2131 sayılı kararında çoğunluk gerekçesi, 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile getirilen yasağın tarafların son protokolünden sonra ortaya çıkan ve davacının yatırım maliyetini önemli ölçüde yükselten, edim borcunu ağırlaştıran bir değişiklik niteliği taşıdığını değerlendirmiştir. Çoğunluk, yasağın uyarlama sebebi sayılıp sayılamayacağının bilirkişi incelemesiyle somutlaştırılması gerektiği sonucuna vararak yerel mahkeme kararını bozmuştur. Kararda karşı oy mevcuttur; karşı oy, yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiğini savunmuştur.

Aynı kararın çoğunluk gerekçesinde, döviz üzerinden hasılat paylaşımı garantisi içeren sözleşmelerde irtifak hakkı satışları veya kiralamaların Türk lirası bazlı yapılma zorunluluğunun getirilmesinin ve başlangıçta mümkün olan döviz üzerinden satışın yasaklanmasının, davacının yatırımdan beklediği geliri önemli ölçüde azaltan ve önceden öngörülmesi mümkün olmayan bir uyarlama sebebi oluşturduğu tespit edilmiştir. Çoğunluk bu tespiti bilirkişi incelemesine bırakarak bozma yoluna gitmiş; karşı oy bu sonuca da katılmamıştır.

Uyarlamanın Yasal Koşulları: TBK m. 138

Türk Borçlar Kanunu m. 138, aşırı ifa güçlüğü halinde sözleşme uyarlamasını düzenler. Bu hükme göre uyarlamaya başvurabilmek için dört koşulun birlikte gerçekleşmesi aranır: sözleşme kurulurken taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmalı, bu durum borçludan kaynaklanmamalı, mevcut olgular ifanın borçlu aleyhine dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde güçleşmesine yol açmalı ve borçlu edimini henüz ifa etmemiş ya da haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır. Bu koşullar birlikte gerçekleştiğinde borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir; uyarlama mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkı doğar. Sürekli edimli sözleşmelerde ise borçlu kural olarak dönme yerine fesih hakkını kullanır. Kanun, bu hükmün yabancı para borçlarında da uygulanacağını açıkça öngörmektedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 138Kaynağı aç
MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır. F. Takas I. Koşulları 1. Genel olarak

Uyarlama, Türk Medeni Kanunu m. 2'deki dürüstlük kuralının bir gereği olarak değerlendirilmekte ve ahde vefa ilkesinin istisnalarından biri sayılmaktadır. Olağanüstü yeni koşullara rağmen edimlerin aynen yerine getirilmesini beklemek dürüstlük kuralıyla bağdaşmadığında sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması gerekebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Götürü Bedellilik ve TBK m. 480/2

Eser sözleşmelerinde bedelin götürü olarak belirlenmesi, yüklenicinin eseri bu bedelle meydana getirme yükümlülüğünü doğurur; eser öngörülenden fazla emek ve masraf gerektirmiş olsa bile yüklenici bedelin artırılmasını isteyemez. Bununla birlikte TBK m. 480/2, bu katılığı dengeleyen özel bir uyarlama yolu öngörmektedir: başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar götürü bedelle eserin yapılmasına engel olur ya da son derece güçleştirirse yüklenici, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Uyarlama mümkün değilse veya karşı taraftan beklenemezse sözleşmeden dönme hakkı doğar. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda ise yüklenici yalnızca fesih hakkını kullanabilir. Öte yandan iş sahibi de götürü bedeli eksiksiz ödemekle yükümlüdür; eser öngörülenden az emek ve masraf gerektirmiş olsa bile bu yükümlülük devam eder.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 480Kaynağı aç
MADDE 480- Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin artırılmasını isteyemez. Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilir. Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile işsahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür. b. Değere göre bedel

Öngörülememezlik Koşulu ve Döviz Kuru Değişiklikleri

Uyarlamanın temel koşullarından öngörülememezlik, somut olarak değerlendirilmesi gereken bir ölçüttür. Belirli bir risk türünün genel olarak bilinmesi, o olayın somut biçimde öngörüldüğü anlamına gelmez; önceden bilindiğinden veya bilinmesi gerektiğinden söz edilebilmesi için o iş bakımından somut bir işaret ya da verinin varlığı aranır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/7877, K. 2023/2131 sayılı kararının çoğunluk gerekçesine göre döviz kurlarındaki artış, enflasyonist bir ekonomide önceden öngörülebilir nitelikte kabul edildiğinden tek başına uyarlama sebebi oluşturmaz; ancak diğer koşulların varlığı halinde ayrı bir uyarlama unsuru olarak değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeye karşı oy muhalefeti mevcuttur.

SİT Alanı İlanı Örneğinde Öngörülememezlik

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/7877, K. 2023/2131 sayılı kararında çoğunluk, döviz yasağının yanı sıra SİT alanı ilanını da bağımsız bir uyarlama sebebi olarak kabul etmiştir. Arazi tahsisinin üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra alınan bu kararın önceden bilinmesi ve öngörülmesi mümkün görülmemiş; çok pahalı bir yatırım işinde taraflar arasındaki menfaat dengesinin yeniden sağlanmasını gerektiren önemli bir değişiklik olarak nitelendirilmiştir. Bu tespit de bilirkişi incelemesiyle somutlaştırılması amacıyla bozma kapsamına alınmış olup çoğunluk gerekçesine aittir.

Son Protokol Tarihi ve Uyarlama Kapsamı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/7877, K. 2023/2131 sayılı kararının çoğunluk gerekçesinde, tarafların değişen koşullar karşısında defalarca protokol yapmış olmalarının önemi vurgulanmıştır. Bu çerçevede son protokol tarihinden önce gerçekleşen ve taraflarca o protokolde göz önünde bulundurulmuş sayılabilecek olgular için öngörülemezlik iddiasının ileri sürülemeyeceği değerlendirilmiştir. Bu tespite göre uyarlamaya konu edilebilecek olaylar yalnızca son protokolden sonra ortaya çıkan ve taraflarca öngörülmesi beklenmeyen gelişmelerdir. Karşı oy bu sonuca katılmamaktadır.

Uyarlama Davası Açıldığı Tarihteki Koşullar Esastır

Her uyarlama davası açıldığı tarihteki koşullar esas alınarak değerlendirilir. Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan gelişmeler uyarlama sebebi olarak ileri sürülemez.

Sözleşmenin Türü ve Uygulanacak Hüküm

Hangi uyarlama hükmünün uygulanacağı sözleşmenin türüne göre belirlenir. TBK m. 19/1 uyarınca sözleşme türünün tespitinde tarafların sözleşmeye verdikleri ad bağlayıcı değildir; tarafların gerçek ve ortak iradesi ile sözleşmedeki edimlerin niteliği esas alınır.

Sık Sorulan Sorular

2018 tarihli döviz yasağı sözleşme uyarlaması için geçerli bir sebep sayılabilir mi?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/7877, K. 2023/2131 sayılı kararının çoğunluk gerekçesinde, 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile getirilen yasağın son protokolden sonra ortaya çıkan ve davacının yatırım maliyetini yükselten bir değişiklik niteliği taşıdığı, bu nedenle uyarlama sebebi oluşturabileceği değerlendirilmiştir. Çoğunluk, bu değerlendirmeyle birlikte konunun bilirkişi incelemesiyle somutlaştırılması gerektiği sonucuna ulaşmış ve yerel mahkeme kararını bozmuştur. Kararda karşı oy bulunmaktadır.

Yüklenici hangi koşullarda uyarlama talep edebilir?

TBK m. 138 uyarınca yüklenici; sözleşme kurulduktan sonra taraflarca öngörülemeyen ve borçludan kaynaklanmayan olağanüstü bir durum nedeniyle ifanın dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde güçleşmesi ve edimi henüz ifa etmemiş ya da haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halinde uyarlama talep edebilir. Götürü bedelli eser sözleşmelerinde TBK m. 480/2 de uygulama alanı bulur ve uyarlama mümkün olmadığı ya da karşı taraftan beklenemediği durumda sözleşmeden dönme hakkını da tanır.

Döviz kurundaki artış tek başına uyarlama sebebi sayılır mı?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/7877, K. 2023/2131 sayılı kararının çoğunluk gerekçesine göre döviz kurlarındaki artış, enflasyonist bir ekonomide önceden öngörülebilir nitelikte kabul edildiğinden tek başına uyarlama sebebi oluşturmaz. Ancak başka koşulların varlığı halinde ayrı bir uyarlama unsuru olarak değerlendirilebileceği de belirtilmiştir. Bu değerlendirmeye karşı oy muhalefeti mevcuttur.

Götürü bedel kararlaştırılmış olması uyarlamayı tamamen engeller mi?

Hayır. TBK m. 480/1 uyarınca yüklenici kural olarak belirlenen götürü bedeli ile eseri meydana getirmek zorundadır ve öngörülenden fazla emek veya masraf gerekmiş olsa bile bedelin artırılmasını isteyemez. Bununla birlikte TBK m. 480/2, başlangıçta öngörülemeyen ya da öngörülebilip taraflarca göz önünde tutulmayan durumların eserin yapılmasını engellemesi veya son derece güçleştirmesi halinde yükleniciye uyarlama veya dönme hakkı tanımaktadır.

Sözleşmenin türü neden önemlidir?

Uyarlama talebinin dayandırılacağı hüküm sözleşmenin türüne göre belirlenir. TBK m. 19/1 uyarınca sözleşme türü, taraflarca kullanılan isme göre değil tarafların gerçek ve ortak iradesi ile edimlerin niteliğine göre tespit edilir; bu nitelendirme uygulanacak uyarlama koşullarını ve hakları doğrudan etkiler.

Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan olaylar uyarlama sebebi olarak ileri sürülebilir mi?

Hayır. Her uyarlama davası açıldığı tarihteki koşullar esas alınarak değerlendirilir; dava açıldıktan sonra meydana gelen olaylar uyarlama sebebi olarak ileri sürülemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu