Bağışlamanın Geri Alınması ve Bağışlamadan Dönme Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Bağışlamanın Geri Alınması ve Bağışlamadan Dönme Şartları

Bağışlamanın geri alınması, bağışlayanın kanunda sayılan belirli haklı sebeplerin varlığı halinde bağışlama sözleşmesini tek taraflı bir beyanla sona erdirmesini ifade eder. Kişiye sıkı sıkıya bağlı ve devredilemez nitelikte olan bu yetki, kural olarak mirasçılara geçmez. Geri alma iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte bağışlama ilişkisi geriye etkili şekilde ortadan kalkar.

Bağışlamanın geri alınması üzerine bağışlanan, istem tarihindeki mevcut malvarlığı artışı çerçevesinde bağışlama konusunu iade etmekle yükümlüdür. Bağışlananın elinde istem tarihi itibarıyla herhangi bir değer kalmamışsa iadesi talep edilebilecek bir malvarlığı fazlalığı oluşmaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 295Kaynağı aç
MADDE 295- Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir: 1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse. 2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa. 3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse. II. Bağışlama sözü vermenin geri alınması ve ifadan kaçınma

Elden Bağışlamanın ve Yerine Getirilen Bağışlama Sözünün Geri Alınması

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 295. maddesine göre bağışlayan; bağışlananın kendisine veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi, kendisine veya ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması yahut yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep bulunmaksızın yüklemeyi ifa etmemesi hallerinde elden bağışlamayı ya da yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/17009, K. 2018/356Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2017/17009 E.  ,  2018/356 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki ziynet alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; tarafların 2011 yılında evlendiğini, davalıya, ailesi tarafından 1 adet gerdanlık, 2 adet bilezik, 2 adet Cumhuriyet altını; yakınları tarafından 4 adet bilezik, 3 adet yarım altın, 17 adet çeyrek altın ve 1.870 TL para, söz sırasında söz yüzüğü, sonrasında nişan yüzüğü ve bir adet altın bileklik takıldığını, davalının düğünün ertesinde evden ayrıldığını ileri sürerek, 1.870 TL para ile ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde bedelinin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı; davanın reddine karar verilmesini dilemiştir. Mahkemece; kadının kişisel malı sayılan düğünde takılan paraların ve ziynetlerin iadesini davacının talep edemeyeceği nedeni ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Bağışlama, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermeyi üstlenmesi (taahhüt) ya da vermesi yoluyla bu iki kişi arasında yapılan sözleşmedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi bağışlama, hukukî işlemlerin bir çeşidi olan sözleşme mahiyetindedir. Bu sözleşmede, yalnızca bağışlayan bağışlanana belirli bir değeri verdiğinden ya da vermeyi üstlendiğinden ve bağışlanan karşılık bir değer vermeyi üstlenmediğinden, bu tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Tek tarafa borç yükleyen bu sözleşme, kendisine değer kazandıran kişiyi (bağışlananı) teberru yoluyla zenginleştirme amacını gütmektedir. Düğün sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kendisine bağışlanmış sayılır ve onun kişisel malıdır. Hukuken bağış niteliğinde olan düğünde takılan ziynet eşyaları yasada belirtilen belirli nedenlerin oluşması durumunda bağıştan dönülmek suretiyle geri istenebilir. Bağışlananın, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması veya yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemesi durumlarında bağışlayan, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir (TBK madde 295). Düğünde takılan ziynetlerin iadesine ilişkin isteğin ise, Borçlar Kanunu madde 295 uyarınca bağışlamanın geri alınması hukuki sebebine dayanması halinde görevli mahkeme aile mahkemesi değil, genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesi olacaktır. Bu kapsamda somut olaya bakıldığında ise; davacının bağıştan rücu nedeniyle düğün merasiminde davalı kadına takılan ziynet eşyalarına ilişkin alacak talepleri yönünden yukarıdaki açıklamalar da gözetildiğinde taraflar arasındaki uyuşmazlığın Borçlar Kanunu'ndan kaynaklandığı ve bu talepler yönünden görevli mahkemenin ise Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kuşkusuzdur. Görev kamu düzenine ilişkindir. Yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınmalıdır. Hal böyle olunca mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile işin esasına girilmek suretiyle hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. II-) Bozma nedenine göre, davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bendde açıklanan nedenle davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ağır suç sebebine dayalı geri alma hakkının doğabilmesi için eylemin bağışlama gerçekleştikten sonra meydana gelmesi gerekir. Bu fiil bakımından bağışlanan hakkında ceza mahkemesinde bir mahkûmiyet hükmü kurulmuş olması veya hakkında kovuşturma yürütülmesi zorunlu tutulmaz.

Bağışlananın bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması bağışlamanın geri alınması sebebi oluşturur. Buna karşılık kanunun tanıdığı boşanma veya nafaka davası açma hakkının kullanılması tek başına geri alma sebebi sayılamaz.

Yüklemeli Bağışlamalarda Yüklemenin Yerine Getirilmemesi ve İstisnaları

Yüklemeli bağışlamada bağışlanan, haklı bir sebep bulunmaksızın üstlendiği yüklemeyi ifa etmezse bağışlayan sözleşmeyi sona erdirerek bağışlamayı geri alabilir. Bu durumda bağışlananın sorumluluğu sözleşmenin ortadan kalkmasıyla sınırlı olup bağışlanandan ayrıca tazminat talep edilemez.

Bağışlama konusunun değeri yüklemenin gerektirdiği masraftan fazla olduğunda, yüklemenin ifasında kusursuz imkânsızlık bulunduğunda veya ifa bizzat bağışlayan tarafından engellendiğinde bağışlananın yüklemeyi yerine getirmemesi haklı bir nedene dayanır. Bu koşullarda bağışlamadan geri dönülemez.

Bağışlama Sözü Vermenin Geri Alınması ve Hükümsüzleşmesi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 296. maddesi gereğince bağışlama sözü veren kimse; elden bağışlamanın geri alınmasını gerektiren sebeplerden birinin varlığı, sonradan mali durumunun ifayı kendisi için olağanüstü ağır kılacak derecede değişmesi veya yeni aile yükümlülüklerinin doğması ya da mevcut yükümlülüklerinin önemli ölçüde ağırlaşması durumlarında sözünü geri alarak ifadan kaçınabilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 296Kaynağı aç
MADDE 296- Bağışlama sözü veren, aşağıdaki durumlarda sözünü geri alabilir ve onu ifadan kaçınabilir: 1. Elden bağışlanılan bir malın geri verilmesini isteyebileceği sebeplerden biri varsa. 2. Mali durumu, sonradan sözün yerine getirilmesini kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse. 3. Bağışlama sözü verdikten sonra, kendisi için yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa. Bağışlama sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü belirlenir veya iflasına karar verilirse, ifa yükümlülüğü ortadan kalkar. III. Geri alma hakkının süresi ve mirasçılara geçmesi

Bağışlama sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü tespit edilir veya iflasına karar verilirse, henüz yerine getirilmemiş olan bağışlama sözünün ifa yükümlülüğü kendiliğinden ortadan kalkar ve ayrıca geri alma beyanında bulunulması gerekmez.

Geri Alma Süresi ve Mirasçıların Yetkileri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 297. maddesi uyarınca bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir; bu bir yıllık süre hak düşürücü niteliktedir. Kural olarak mirasçılara geçmeyen geri alma hakkı, kanunda belirli özel durumlarda mirasçılar tarafından da ileri sürülebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 297Kaynağı aç
MADDE 297- Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir. Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler. Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler. Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse, mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler. IV. Bağışlayanın ölümü

Bağışlayan bir yıllık hak düşürücü süre tamamlanmadan vefat ederse mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar geri alma hakkını kullanabilir. Bağışlayanın sağlığında sebebi öğrenemeden ölmesi halinde mirasçılar ölüm tarihinden itibaren bir yıllık süre içinde bu hakkı işletebilir. Bağışlananın bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürmesi veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellemesi durumunda da mirasçılar bağışlamayı geri alabilir; eylem meşru müdafaa gibi bir hukuka uygunluk sebebine dayanıyorsa bu yola başvurulamaz.

Düğün Ziynetlerinin Niteliği ve Görevli Mahkeme

Düğün sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kendisine bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malıdır. Hukuken bağış niteliğinde olan bu ziynet eşyaları, yasada belirtilen nedenlerin gerçekleşmesi durumunda bağıştan dönülerek geri istenebilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2017/17009 Esas ve 2018/356 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, düğünde takılan ziynet eşyalarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 295. maddesi uyarınca bağışlamanın geri alınması hukuki sebebine dayalı olarak talep edilmesi halinde dava aile mahkemesinde değil asliye hukuk mahkemesinde görülür. Mahkemenin görevine ilişkin bu düzenleme kamu düzenine ilişkindir.

Mirası reddetmek bağışlama sayılır mı?

Hayır, bağışlama iki taraflı bir hukuki işlem iken mirası ret tek taraflı bir hukuki işlemdir; bu nedenle mirası reddetmek bağışlama olarak kabul edilmez.

Bağışlamanın geri alınmasında zamanaşımı veya hak düşürücü süre ne kadardır?

Bağışlayan, geri alma nedenini öğrendiği günden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde hakkını kullanmak zorundadır.

Bağışlamanın geri alınması halinde bağışlanan neyi iade eder?

Bağışlanan, geri verme isteminin yapıldığı tarihteki zenginleşmesi ölçüsünde bağışlama konusunu iade etmekle yükümlüdür; elinde istem tarihinde bir değer kalmamışsa geri verme borcu doğmaz.

Ziynet eşyalarının bağıştan dönme yoluyla geri istenmesinde hangi mahkeme görevlidir?

Düğünde takılan ziynetlerin Türk Borçlar Kanunu'nun 295. maddesi uyarınca bağışlamanın geri alınması sebebine dayanılarak talep edilmesi halinde görevli mahkeme aile mahkemesi değil, kamu düzeni gereği Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu