Tıbbi Müdahalenin Hukuki Çerçevesi ve Aydınlatma Kavramı
Doktorun aydınlatma yükümlülüğü; hastaya uygulanması planlanan tedavi, müdahalenin olası riskleri ve mevcut alternatif yöntemler hakkında anlaşılır ve kapsamlı bilgi sunma zorunluluğudur. Bu yükümlülük, hastanın bilinçli bir onam verebilmesini sağlamak üzere tıbbi müdahale gerçekleştirilmeden önce yerine getirilmelidir. Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkide yapılacak bilgilendirme, hastanın tedaviyi kabul edip etmeyeceğini belirlediğinden hekim bakımından sözleşmesel bir borç niteliği taşımaktadır.
Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca tıbbi müdahale; tıp mesleğini icraya yetkili kişilerce uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi amacıyla ilgili mesleki yükümlülük ve standartlara uygun şekilde tıbbın sınırları dahilinde gerçekleştirilen fiziki ve ruhi girişimleri ifade eder. Bir tıbbi girişimin hukuka uygun sayılması için müdahaleyi yapan kişinin yetkili bulunması, eylemin hukuk düzenince öngörülen amaçlar doğrultusunda yapılması, hastanın aydınlatılması ve rızasının alınması şarttır; aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi müdahaleyi hukuka aykırı kılar.
Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça kişilik haklarına yönelen her saldırı hukuka aykırıdır. Kanunun 23. maddesi ise hiç kimsenin hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemeyeceğini, özgürlüklerinden vazgeçemeyeceğini veya bunları hukuka ya da ahlaka aykırı biçimde sınırlayamayacağını açıkça hükme bağlamaktadır.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 23Kaynağı aç
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 24Kaynağı aç
Aydınlatmanın Zamanı, Şekli ve Muhatabı
Aydınlatma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak niteliğindedir. Bu nedenle ayırt etme gücüne sahip bulunan ve durumu kavrayabilecek haldeki bir hastanın bizzat kendisinin bilgilendirilmesi gerekir; hastanın idrak yeteneği mevcutken aydınlatmanın hastanın yerine ailesine yapılması hukuka aykırıdır.
Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 18. maddesi uyarınca bilgilendirme, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun, tereddüt ve şüpheye yer bırakmayacak biçimde yapılır; kural olarak tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubunca sözlü olarak yerine getirilir. Acil durumlar dışında bilgilendirme, hastaya makul bir süre tanınarak ve hastanın mahremiyeti korunarak uygun bir ortamda gerçekleştirilir. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde bu talep, hastanın imzasıyla yazılı olarak kayıt altına alınmak şartıyla yalnızca belirtilen kişilere bilgi verilir.
4847 sayılı HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ m. 18Kaynağı aç
Yapılacak tıbbi işlemin aciliyet durumu aydınlatmanın kapsamı üzerinde etkilidir. Tıbbi işlem acele nitelikte değilse hekimin aydınlatma yükümlülüğünün kapsamı genişlemekte; buna karşılık işlemin acil nitelik taşıdığı durumlarda aydınlatmanın kapsamı daralmaktadır.
Aydınlatmanın İçeriği: Hangi Bilgiler Verilmelidir?
Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesi aydınlatmanın asgari içeriğini düzenlemektedir. Bu maddeye göre hastaya; hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, tıbbi müdahalenin kim tarafından, nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, muhtemel komplikasyonları hakkında bilgi verilir.
4847 sayılı HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ m. 15Kaynağı aç
Aynı madde uyarınca bilgilendirme; reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, kullanılacak ilaçların önemli özelliklerini, sağlık için kritik olan yaşam tarzı önerilerini ve gerektiğinde aynı konuda tıbbi yardıma nasıl ulaşılabileceğini de kapsar. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/27946, K. 2013/31316 sayılı kararında da bilgilendirmenin, somut olayın ve tedavi sürecinin koşullarına uygun, hastanın tedaviden gereksiz yere kaçınmasına yol açmayacak ölçüde yeterli ve anlaşılır biçimde olması gerektiği vurgulanmaktadır.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2013/27946, K. 2013/31316Kaynağı aç
Temsil Durumunda Rıza ve Özel Usuller
Tıbbi müdahalelerde kural olarak hastanın kendi rızası aranır. Hasta küçük veya kısıtlı ise velisinden veya vasisinden izin alınır; veli veya vasinin bulunmadığı, hazır olamadığı ya da hastanın ifade gücünün bulunmadığı hallerde bu izin şartı aranmaz. Kanuni temsilcinin rızasının yeterli görüldüğü durumlarda dahi, anlatılanları anlayabildikleri ölçüde küçük veya kısıtlı hastanın dinlenmesi ve mümkün olduğu kadar bilgilendirme sürecine ve tedavisi ile ilgili kararlara katılımının sağlanması öngörülmüştür.
4847 sayılı HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ m. 24Kaynağı aç
Tıbbi müdahale tıbben zorunlu olmasına rağmen veli veya vasi rıza göstermiyorsa, velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi Türk Medeni Kanunu'nun 346. ve 487. maddeleri gereğince mahkeme kararına bağlıdır. Engelli hastalar bakımından ise sağlık kurum ve kuruluşlarınca durumlarına uygun bilgilendirme yapılması ve rıza alınması için gerekli tedbirlerin alınması zorunludur.
Tıbbi müdahale sırasında isteğini beyan edemeyecek durumda olan hastanın, bu müdahaleye ilişkin önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır. Hastanın yeterliğini zaman zaman yitirdiği tekrarlayıcı hastalıklarda ise hastadan, yeterliğinin bulunduğu dönemde, onu kaybettiği dönemlere ilişkin yapılacak tıbbi müdahale için önceden rıza vermesi istenebilir.
Yatarak tedavisi tamamlanan hastaya taburcu sonrası genel sağlık durumu, ilaçları, kontrol tarihleri, diyeti ve dikkat etmesi gereken hususları içeren tedavi planı sağlık personeli tarafından sözlü olarak açıklanır ve bu planı içeren epikrizin bir sureti hastaya verilir.
Aydınlatma ve Rıza Kuralının İstisnaları
Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 24. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca; hastanın rızasının alınamadığı, hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir. Bu koşulların tamamı bir arada aranmayıp hayati tehlike ile bilinç kapanıklığının birlikte, ya da organ veya fonksiyon kaybı riskinin varlığının tek başına yeterli olduğu şekilde düzenlenmiştir; gerekli müdahale yapılarak durum kayıt altına alınır. Hastanın yakını veya kanuni temsilcisi mümkünse derhal, değilse müdahale sonrasında bilgilendirilir. Hastanın bilinci açıldıktan sonra yapılacak müteakip işlemler için ise yeterliği ve ifade gücüne bağlı olarak yeniden rıza usulüne başvurulur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/8491, K. 2023/1356Kaynağı aç
Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 19. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereğince; hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde teşhisin saklanması caizdir. Bu şartlar çerçevesinde hastaya veya yakınlarına bilgi verilip verilmemesi hekimin takdirindedir. Aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca tedavisi bulunmayan bir teşhis, ancak bir hekim tarafından tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir; hastanın aksi yönde bir talebi yoksa veya açıklanacak kişi önceden belirlenmemişse bu teşhis ailesine bildirilir.
4847 sayılı HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ m. 19Kaynağı aç
Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 20. maddesi uyarınca, ilgili mevzuat hükümleri veya yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında kişi; sağlık durumu hakkında kendisinin, yakınlarının ya da hiç kimsenin bilgilendirilmemesini talep edebilir. Bu tercih yazılı olarak kayıt altına alınır ve hasta bu kararını istediği zaman değiştirip bilgi verilmesini talep edebilir.
Bilimsel Deneyler, Biyolojik Maddeler ve Sağlık Verileri
Türk Ceza Kanunu'nun 90. maddesi insan üzerinde bilimsel deney yapılmasını kural olarak suç saymakta; ceza sorumluluğunun doğmaması için maddede sayılan şartların tamamının birlikte bulunmasını aramaktadır. Bu şartlar arasında deneyin mahiyeti ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması yer almaktadır; ancak yazılı rıza ve menfaat yasağı bu fıkradaki şartlardan yalnızca ikisidir. Çocuklar üzerindeki deneylerde rıza açıklama yeteneğine sahip çocuğun rızasının yanında anne ve babasının veya vasisinin yazılı muvafakati de aranır. Bilinen tıbbi yöntemlerin sonuç vermeyeceğinin anlaşıldığı durumlarda hasta üzerinde tedavi amaçlı deneme yapılabilmesi için yeterli bilgilendirmeye dayalı yazılı rızanın alınması ve denemenin uzman hekim tarafından hastane ortamında gerçekleştirilmesi zorunludur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 90Kaynağı aç
Türk Medeni Kanunu'nun 23. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli yazılı rıza ile mümkündür. Bununla birlikte biyolojik madde verme borcu altına giren kişiden bu edimin yerine getirilmesi istenemez; maddi ve manevi tazminat isteminde de bulunulamaz.
Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesi sağlık verilerini özel nitelikli kişisel veri olarak tanımlamakta ve bu verilerin işlenmesini kural olarak yasaklamaktadır. Maddenin üçüncü fıkrası, yasağın istisnalarını sınırlı biçimde saymaktadır. Bu istisnalar arasında; sır saklama yükümlülüğü altındaki kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlarca kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması hali yer almaktadır.
6698 sayılı KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU m. 6Kaynağı aç
İspat Kuralları ve Hukuki Değerlendirme
Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi uyarınca, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Aydınlatılmış onam meselesinde ispat yükünün kime ait olduğu konusunda ise Yargıtay aydınlatıldığı ve aydınlatılmış onamın alındığı hususunda ispat külfetinin hekim ya da hastanede olduğunu kabul etmektedir. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/5637, K. 2024/3954 sayılı kararı ile Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/27946, K. 2013/31316 sayılı kararı bu ilkeyi açıkça ortaya koymaktadır.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/5637, K. 2024/3954Kaynağı aç
1219 sayılı Kanun'un 70. maddesi uyarınca hekimler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin muvafakatini almak zorundadır; büyük cerrahi ameliyatlar için bu muvafakatin yazılı olması kanuni şarttır. Büyük ameliyatlar dışındaki müdahalelerde ise aydınlatmanın ve muvafakatin ispatı genel hükümlere göre belirlenir; her iki halde de ispat yükü hekim veya hastanededir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/5637, K. 2024/3954 sayılı kararı, Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 5. maddesi çerçevesinde yalnızca ameliyata rıza gösterilmesinin yetmediğini, komplikasyonların da açıklanması ve rızanın aydınlatılmış rıza niteliği taşıması gerektiğini vurgulamaktadır. Aynı kararda, sağlık alanındaki herhangi bir müdahalenin, kişiye önceden müdahalenin amacı, niteliği, sonuçları ve tehlikeleri bildirilmeksizin gerçekleştirilemeyeceği de belirtilmektedir; rıza her zaman serbestçe geri alınabilir.
Tıbbi uygulamadan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgi gerektiren meselelerde mahkemece bilirkişi görüşüne başvurulur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/8491, K. 2023/1356 sayılı kararında; bilirkişi raporlarında davalı hastane ve görevli hekimlere kusur atfedilmemiş olması ve davacının meydana gelen zararın davalının kusuru neticesinde ortaya çıktığını ispat edememesi halinde davanın reddedileceği hüküm altına alınmıştır.
Doktorun aydınlatma yükümlülüğü ne zaman yerine getirilmelidir?
Aydınlatma yükümlülüğü, hastanın bilinçli bir onam verebilmesi amacıyla tıbbi müdahaleden önce yerine getirilmelidir. Acil durumlar dışında bilgilendirme, hastaya makul bir süre tanınarak ve mahremiyeti korunarak uygun bir ortamda yapılır.
Hastanın ayırt etme gücü varken ailesine aydınlatma yapılabilir mi?
Aydınlatma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı olduğundan, ayırt etme gücüne sahip hastanın bizzat kendisi bilgilendirilmelidir. Hasta, bir başkasının bilgilendirilmesini talep ederse bu talep imzalı ve yazılı olarak kayıt altına alınmak şartıyla yalnızca belirtilen kişilere bilgi verilebilir; hastanın rızası olmaksızın aydınlatmanın aileye yapılması hukuka aykırıdır.
Hangi durumlarda tıbbi müdahale rızaya bağlı değildir?
Hastanın rızasının alınamadığı, hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumların varlığı halinde tıbbi müdahale rızaya bağlı değildir. Bu hallerde durum kayıt altına alınarak yakın veya temsilci mümkün olan en kısa sürede bilgilendirilir; hastanın bilinci açıldıktan sonra yeniden rıza usulüne başvurulur.
Aydınlatılmış onamı ispat etmek kimin yükümlülüğündedir?
Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre aydınlatılmış onamın alındığını ispat etmek hekim veya hastanenin yükümlülüğündedir. Büyük cerrahi ameliyatlarda rızanın yazılı olması kanuni şart iken diğer müdahalelerde ispat meselesi genel hükümlere göre belirlenir.
Hasta sağlık durumunun kendisine bildirilmemesini talep edebilir mi?
Evet; mevzuatın zorunlu kıldığı haller dışında hasta, sağlık durumu hakkında kendisinin, yakınlarının ya da hiç kimsenin bilgilendirilmemesini yazılı olarak talep edebilir ve bu kararını istediği zaman değiştirebilir.
İkinci görüş alma hakkı var mıdır?
Hasta, aynı şikayetiyle ilgili olarak bir başka hekimden sağlık durumu hakkında ikinci görüş almayı talep edebilir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

