Doktorun Aydınlatma Yükümlülüğü İhlali ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Doktorun Aydınlatma Yükümlülüğü İhlali ve Hukuki Sonuçları

Hekimin aydınlatma yükümlülüğü; hastaya uygulanacak teşhis, tedavi, müdahalenin amacı, olası riskler, komplikasyonlar, alternatif yöntemler ve muhtemel sonuçlar hakkında anlaşılır bilgi verilmesini ifade eder. Tıbbi müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için müdahalenin yetkili kişi tarafından yapılması, tıp bilimi ve meslek kurallarına uygun olması ve hastanın bilgilendirilmiş rızasına dayanması unsurları aranır.

Aydınlatmanın Kapsamı ve Açıklanması Gereken Unsurlar

Hekimin bilgilendirme borcu; teşhisi, tatbik edilecek tedavi veya işlemin mahiyet ve aşamalarını, muhtemel tehlikeleri, komplikasyonları, başka tedavi seçeneklerini ve hastanın müdahaleyi geri çevirmesi halinde karşılaşabileceği neticeleri içerir. Açıklamaların hastanın kavrayabileceği bir dille yapılması gerekir.

Hastanın kararını etkileyebilecek önemli, ciddi veya sık görülen riskler hekim tarafından açıklanmalıdır. Nadir olsa bile kalıcı sakatlık, organ kaybı, yoğun bakım ihtiyacı veya ölüm gibi ağır sonuçlar gizlenemez. Bununla birlikte alternatif tedavi seçenekleri aydınlatmanın zorunlu bir parçası olup hastaya karşılaştırma imkânı tanır. Hekim, önerilen müdahale dışındaki alternatif yöntemleri, bunların avantaj ve sakıncalarını hastaya açıklar.

Bilgilendirmenin Muhatabı ve Zamanlaması

Aydınlatılacak kişi kural olarak hastanın kendisidir. Hastanın küçük, kısıtlı veya bilincinin kapalı olması halinde bilgilendirme kanuni temsilciye ya da somut olayın gereklerine göre yakınlarına yönelir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların niteliği gereği, mümkün olan her durumda doğrudan hastanın aydınlatılması esastır.

Aydınlatma, hastanın baskı altında kalmadan düşünme ve karar verme fırsatı bulabileceği bir zamanda yapılmalıdır. Müdahaleden hemen önce ve acele içinde yapılan açıklamalar iradenin serbest oluşunu zayıflatabileceğinden, özellikle elektif işlemlerde bilginin müdahale öncesinde verilmesi gerekir.

Mevzuatta Rıza Şartı ve Elektronik Muvafakat Usulü

Hasta Hakları Yönetmeliği çerçevesinde rıza temin edilirken hastaya yahut kanuni temsilcisine işlemin mahiyeti ve sonuçları aktarılır. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesi uyarınca hekimler, diş hekimleri ve dişçiler icra edecekleri her nevi ameliye öncesinde hastanın, şayet hasta küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin rızasını temin eder; büyük cerrahi müdahalelerde ise muvafakatin yazılı şekilde verilmesi şarttır.

1219 sayılı TABABET VE ŞUABATI SAN´ATLARININ TARZI İCRASINA DAİR KANUN m. 70Kaynağı aç
Madde 70 – (Değişik: 23/1/2008-5728/38 md.) Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Ek cümleler: 21/7/2025-7557/3 md.)  Bu fıkra kapsamında alınacak muvafakat elektronik ortamda da alınabilir. Elektronik ortamda alınacak muvafakat, bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve ilgilinin kimliğinin doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle veya biyometrik yöntemlerle ya da elektronik kimlik doğrulanmasına imkân verecek yöntemler kullanılarak alınır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir. (Ek fıkra: 21/7/2025-7557/3 md.) Bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden alınacak muvafakatlerle ilgili usul ve esaslar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenir.

1219 sayılı Kanun'un 70. maddesinde düzenlenen kuralın istisnası olarak; veli veya vasisi bulunmayan, veli ya da vasisine ulaşılamayan veya üzerinde ameliye yapılacak kişinin iradesini beyan etmeye muktedir olmadığı hallerde muvafakat şartı aranmaz. Kanun hükmüne aykırı davranılması halinde idari para cezası uygulanır ve Kanunda yazılı idari para cezaları mahalli mülki amir tarafından verilir.

1219 sayılı Kanun'un 70. maddesi kapsamında cerrahi müdahaleler için alınacak muvafakat elektronik ortamda da temin edilebilir. Elektronik ortamda muvafakat alımı; bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden, ilgilinin kimliğini doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle, biyometrik yöntemlerle ya da elektronik kimlik doğrulanmasına imkân veren yöntemlerden biri kullanılarak gerçekleştirilir. Bu usule ilişkin usul ve esaslar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenir.

Acil Durumlarda Aydınlatma Borcunun Kapsamı

Acil durumlarda aydınlatma yükümlülüğü tamamen ortadan kalkmamakla birlikte kapsamı daralabilir. Hayati tehlike bulunan hallerde zaman kısıtlı olduğundan hastaya anlayabileceği en kısa ve gerekli bilgiler verilir. Hastanın bilincinin kapalı olması veya temsilciye ulaşılamaması durumunda müdahale zorunluluk çerçevesinde değerlendirilebilir. Buna karşılık acil durum sona erdikten sonra hastaya ayrıntılı bilgilendirme yapılması önemini korur.

Hekimin Özen Sorumluluğu ve Komplikasyon Ayrımı

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/2809 Esas, 2024/811 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, vekil mesleki iş gören sıfatıyla sonucun elde edilmemesinden sorumlu tutulamazsa da yöneldiği sonuca ulaşmak için harcadığı çabanın ve yaptığı işlemlerin özenli olmamasından doğan zararlardan en hafif kusurunda dahi sorumludur. Hekim, hastanın durumunu gecikmeksizin belirleyerek gerekli tıbbi tedbirleri almak zorundadır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/2809, K. 2024/811Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/2809 E.  ,  2024/811 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/3079 E., 2022/2410 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/66 E., 2020/351 K. Taraflar arasındaki maddi manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 27.02.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir Belli edilen günde gelen davacı asıl …ve davacılar vekili Avukat…ile davalılar vekili Avukat …..'nın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; davacıların murisi …….,'a 25.12.2015 tarihinde Okmeydanı Devlet Hastanesinde lenf kanseri teşhisi koyulduğunu ve ilik nakli işlemleri için Memorial Şişli Hastanesinde tedavisine devam edildiğini, burada hasta ile davalı doktorun ilgilendiğini, tedavi sürecine kemoterapi ve ilik toplama ile başlandığını, ilik toplandıktan sonra doktorun söylemesi üzerine evde iki hafta dinlenme süreci geçirdiğini, bu sürede merhumun evde enfeksiyon sorunu yaşamadığını, 22.08.2016 tarihinde hastanenin 11.katında yer alan ilik nakli bölümüne yatışının yapıldığını 07.09.2016 tarihinde kök hücre nakli yapıldığını, merhumun tedavisi gereği steril ve korunaklı özel odalarda kalması gerekirken vaktinden önce normal odaya alındığını ve hastanenin gerekli önlemleri almaması nedeniyle hastada akciğer enfeksiyonu gelişmesi sonucu hastanın vefat ettiğini, müvekkillerin tedavi sürecinde yapılan işlemlerin gerekliliğine ve aciliyetine inandırıldıklarını ve bu şekilde okumaya dahi fırsat bulamadan evraklar imzalatıldığını, oysa hastane ve doktorların aydınlatma yükümlülüğü olup müvekkilleri ne imzalattıkları konusunda bilgilendirmeleri ya da okumak için fırsat tanımaları gerektiğini, matbu evraklara, iradesi fesada uğratılarak imza attırılmak suretiyle alınan onamlar hem sözleşmeye hem de hukuka aykırı olup tedavinin olumsuz sonuçlanmasında hekimin herhangi bir kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulacağını beyan ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik destekten yoksun kalan merhumun kızları ve torunu için her biri 100,00 TL üzere, toplamda davacı müvekkiller için 300 TL’nin, … için 500.000 TL, … için 500.000 TL, … için 500.000 TL olmak üzere, tüm davacılar için toplam 1.500.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işletilecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; …adlı hastanın kemoterapi ve ışın tedavisi gören ve vücut direnci baskılanmış bir hematoloji hastası olduğunu ve hastada enfeksiyon riski olacağı ve bu durum öngörüldüğü için hastanın enfeksiyon riskini en aza indirecek şekilde tüm önlemlerin alındığını, hastanın bakımının yapılmadığı, ilgilenilmediği iddiasının doğru olmadığını, tıbbi belgelerden de görüleceği üzere hemşirelik bakım standartları çerçevesinde hastanın takiplerinin yapıldığını, normal değerlerden sapma olduğunda hekime bildirildiğini, hastanın 9. kattaki hematoloji ünitesine transfer edildikten 2 gün sonra 16.09.2017 târihinde ateşinin 39 dereceye çıktığı belirtilerek, burada enfeksiyon kaptığı imajı verilmesinin tamamen Mahkemeyi yanıltmaya yönelik bir iddia olduğunu, davalı Dr. …..'ün şehir dışında olsa dahi, serviste yatan tüm hastaları yakından takip eden konusunda uzman deneyimli bir ekibi olduğunu, bu ekibin Dr. …….., ile devamlı iletişim halinde olduğunu, hastanın takip ve tedavisinin bu deneyimli ekip tarafından Dr. …….Hanım ile koordine bir şekilde devam ettirildiğini, hastada ortaya çıkan enfeksiyon belirtilerinin doğrudan doğruya bir hastane enfeksiyonu ve bir ihmal olarak ele alınamayacağını, bu etkenler farklı yollarla hastaya bulaşabileceği gibi hastanenin tüm sorumluluklarını yerine getirmesi halinde dahi hastanın vücut direncindeki değişikliklere bağlı olarak hastanın kendi florasındaki organizmaların baskın olması ile de ortaya çıkabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece davacıların murisine ait tedavi evrakları ile birlikte konusunda uzman bilirkişilerden ve adli tıp kurumundan alınan raporlarda; otolog kök hücre nakil sürecinde enfeksiyöz komplikasyonlar görülebildiği ve gelişen komplikasyona yönelik olarak gerekli muayene, tetkik ve tedavilerinin yapılmış olduğu, muris Güner Akbay’ın takip ve tedavi sürecinde yapılan tetkik ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, davalıların, operasyonda gelişen komplikasyonlar sebebiyle herhangi bir kusuru bulunmadığının tespit edildiği, maddi tazminat koşullarının bulunmadığı, davalıların kusuru bulunmadığı, somut olayda davalıların, davacının sağlık durumu ile ilgilenmedikleri, doktor ve hastane olarak üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmedikleri, gerekli özen ve dikkatin kendisine gösterilmediğine dair dosya içerisinde bir delil bulunmadığı, davacının operasyon öncesi ve sonrası olması gerektiği gibi bilgilendirildiği, sonuç olarak manevi tazminat koşullarının oluşmadığı, davalıların kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili; gerekçeli karara dayanak olan bilirkişi raporu düzenleyen kurul üyelerinin davaya konu hastalık ve şikayetleri inceleyecek uzmanlık alanlarına sahip olmadıklarını, yeniden bir heyet kurulmayıp dosyada bulunan raporla eksik bir şekilde hüküm kurulduğunu, alınan bilirkişi raporunda davacıların veya yeminli tanıkların beyanlarına yer verilmeyip karşı yanın beyanları üzerinden rapor düzenlendiğini, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda davacıların merhumu birinci dereceden etkileyecek eksiklikle ve kusurlardan oluşan şikayetleri göz önünde bulundurulmadan evrak üzerinden hastane çalışanları tarafından düzenlenen belgeler üzerinden kanaat oluşturulduğunu, akciğer enfeksiyonunun olağan komplikasyon olma özelliğinin özen yükümlülüğünden mahrum bırakılan merhumun vefatının tek ve gerçek açıklaması olarak kabul edilemeyeceğini, akciğer enfeksiyonunun olağan komplikasyon olabilmesinin hastane çalışanlarının görev ve yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmiş olmasının açıklaması gibi gösterilmesi ve kusurların üzerinin olağan komplikasyon olabilme özelliği ile örtülmesinin hukuk ve etik ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini, oysa bütün hastane evrakları ve davacıların beyanları birlikte değerlendirilerek olağan komplikasyon olup olmadığına karar verilmesi gerektiğini, homatopoetik kök hücre nakli merkezi yönetmeliği doğrultusunda değerlendirme yapılmadığını, oysa bu yönetmelikte kök hücre nakilleri yapılacak yerlerin bina, tesis, cihaz ve diğer fiziki şartlarının açıkça düzenlendiğini, dosyanın merhumun ölüm nedeninin tespit edebilecek alanında gerçekten uzman kişilerden oluşan bir heyete tevdi edilerek yeniden uzmanlık raporu alınması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; her iki bilirkişi raporunda da; davalı doktor ve hemşire ifadesinin rapor içeriğine alındığı, hemşire Hilal Doğaner'in "hastanenin 9.katının da 11.katı gibi girişinin şifreli kapı olduğu, ziyaretçi girişinin yasak olduğu, kapıdan girildiğinde maske, el dezekfektesi yapıldığı ve önlük giyildiği, odaya her girildiğinde önlük değiştirildiği, önlüklerin tek kullanımlık olduğu, hastanın enfeksiyon kapmaması için hastane personeli olarak tüm kurallara yani tek kullanımlık önlük, maske ve eldiven değişimine riayet edildiği" şeklindeki anlatımlarının raporda işlendiği, İlk derece mahkemesince verilen istinaf incelemesine konu kararda; toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya münderacatı değerlendirildiğinde, yanlar arasındaki uyuşmazlığın doğru olarak nitelendirildiği, usule- maddi hukuka ilişkin kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği anlaşılmakla; dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara, gerektirici nedenlere ve delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve esas yönünden hukuka uygun karara ilişkin; davacıların yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince oy çokluğu ile esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan maddi manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddeleri. 3.Değerlendirme 1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. 2.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile yukarıda yer verilen hukuk kurallarına ve mahkeme kararında belirtilen gerekçelere göre, uyuşmazlığın vekilin özen borcuna aykırı davranması hukuksal nedenine dayalı maddi manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, Mahkemece hükme esas alınan raporların taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli olduğu, Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 16.10.2019 tarihli raporunu düzenleyen heyette enfeksiyon hastalıkları uzmanının, 26.12.2019 tarihli Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde görevli akademisyenler tarafından düzenlenen raporda bir iç hastalıkları uzmanı ile bir hematoloji uzmanının bulunduğu, somut olayda davalıların, davacıların murisinin sağlık durumu ile ilgilenmedikleri, doktor ve hastane olarak üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmedikleri, gerekli özen ve dikkati göstermedikleri hususunun davacılar tarafından ispatlanamadığı, davacıların operasyon öncesi ve sonrası olması gerektiği gibi bilgilendirildikleri anlaşılmakla davacıların temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 17.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tedavi yöntemleri arasında seçim yapılırken hastanın ve hastalığın özellikleri gözetilerek riskli tutumlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/2809 Esas, 2024/811 Karar sayılı ilamına göre adam çalıştıran sıfatıyla doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları da bu özen standartlarına uymakla yükümlüdür. Operasyon öncesinde ve sonrasında hastanın olması gerektiği gibi bilgilendirildiğinin ve hekim ile sağlık kuruluşuna kusur atfedilemeyeceğinin ispatlandığı durumlarda tazminat istemleri reddedilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/3712 Esas, 2024/2216 Karar sayılı ilamında; hastaneye atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığının bilirkişi raporuyla tespiti ve oluşan komplikasyonlar yönünden davacının aydınlatılmış olduğunun anlaşılması karşısında davanın reddine yönelik ilk derece kararının onanması gerektiği kabul edilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/2610 Esas, 2024/2023 Karar sayılı ilamında ise, operasyon öncesinde düzenlenen aydınlatılmış onam formlarında işleme ait komplikasyonların ayrıntılı biçimde yer alması, formların hukuka uygun bulunması, hasta tarafından imzalanması ve kusur bulunmaması karşısında davanın tümden reddi gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/3712, K. 2024/2216Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/3712 E.  ,  2024/2216 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/633 E., 2023/915 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/575 E., 2022/8 K. Taraflar arasındaki maddi manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, davalı şirkete ait … Hastanesinde 22.07.2015 tarihinde boyun fıtığı nedeniyle, ön servikal disk ektomisi ve füzyon ameliyatı olarak boyuna platin yerleştirildiğini, 3 günlük yatıştan sonra taburcu olduğunu ancak rahatsızlığı nedeniyle 10.10.2015 tarihinde aynı hastanenin acil servisine müracaat etmesi üzerine çekilen MRI sonucunda ameliyat bölgesinde enfeksiyon tespit edildiğini, bunun üzerine Pamukkale Üniversitesi Araştırma hastanesine sevk edildiğini, enfeksiyonun malzemenin ve ameliyathanenin streril olmamasından kaynaklandığını, başka türlü enfeksiyon kapmasının mümkün olmadığını, ayrıcı ameliyat sonuçları hakkında ayrıntılı ve aydınlatıcı bilgi verilmediğini sadece yazılı olarak matbu form üzerinden bilgi verildiğini, davalının üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemesi sebebiyle müvekkilinin 10.10.2015-18.10.2015 tarihleri arasında yürüme ve denge yeteneğini yitirdiğini %80 engelli hale gelip tamamen başkasının bakımına muhtaç kaldığını, Denizli barosuna kayıtlı avukatlardan olan müvekkilinin aynı zamanda ilçe ve büyükşehir belediyesi meclis üyesi olduğunu, işine ve faaliyetlerine devam edemediğini, ömür boyu fizik tedavi ve bakıcıya ihtiyaç duyduğunu ileri sürerek cerrahi operasyon ve yataklı tedavi hizmetinin kusurlu olması nedeniyle oluşan zararlarına karşılık daha sonra belirli hale geldiğinde arttırılmak üzere şimdilik 10.000 TL maddi tazminat ile 250.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacının ilk olarak 12.08.2013 tarihinde ellerde uyuşma, kuvvet kayıpları ve dengesiz yürüyüş şikayetleri ile geldiğini, ikisi arka taraftan biri ön taraftan 3 kez ameliyat edildiğini, 06.07.2015 tarihinde arka taraftan dura tamiri yapıldığını ve en son 20.07.2015 tarihinde çekilen MR’da servikal kifoza bağlı kord basısı tespit edildiğini, daha önce arka taraftan ameliyat olduğu için tek çarenin ön taraftan c5 ve c6 ya korpektomi yapılarak ameliyat etmek olduğunu ve risklerin kendisine anlatıldığını 23.07.2015 tarihinde planlanan ameliyatın gerçekleştirildiğini, ameliyatın başarılı sonuçlandığını, kifozun düzeldiğini ve kord basısının azaldığını, davacının ameliyatında kullanılan malzemelerin her türlü sterilizasyon işleminden geçtiğini, hastanede enfeksiyon oranlarının sürekli takip edildiğini ve Sağlık Bakanlığına bildirildiğini, her hastada hastanede alınabilecek bütün tedbirlere rağmen hastanın kişisel bakımı, hastanın beslenme durumu, hastanın ek hastalıklarının olması (diyabet vs.) tedavi sürecine uymama gibi pek çok faktör sonucunda ameliyat yerinde enfeksiyon oluşabileceğini, bu sebeple ameliyat öncesi hastaya koruyucu antibiyotik tedavisi başlandığını ve ameliyattan sonra da devam edildiğini, davacının tedavi sürecine uymayarak alkol ve sigara tükettiğini, ayrıca davacının 12.01.2013 ve 19.03.2015 tarihlerinde hastanede genital apse tespiti yapılarak opere ile apsenin boşaltıldığını dolayısıyla vücudunun normal yapısında da enfeksiyon olduğunu, 10.10.2015 tarihinde acile geldiğinde apse tespit edildiğinde kendisinin, enfeksiyon alanında daha yetkin bir hastane olan Pamukkale Üniversitesi hastanesine sevk edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile alınan her iki bilirkişi raporuna göre de davacıda meydana enfeksiyon ile uygulanan tedaviler arasında illiyet bağı olup bu zararın uygulanan cerrahi tedavilerin bir komplikasyonu olarak değerlendirildiği, komplikasyonun gelişmesinde davalı hastane ve tedaviyi gerçekleştiren sağlık personelinin herhangi bir hatası veya kusurunun olmadığı ve davacı tarafından imzalanmış olan ameliyat hasta onamları ile davacının ameliyatın komplikasyonları konusunda aydınlatıldığı, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğunu, yalnızca vekalet sözleşmesi hükümleri içermediğini ve eser sözleşmesi hükümlerinin de uygulanması gerektiğini, operasyon öncesi aydınlatma yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmediğini ve kayıtların tam olarak tutulmadığını, bilirkişi raporlarının yeterli gerekçe içermediğini, bilirkişi raporlarında davacının aleyhine atfedilen durumun hangi tıbbi gerekçe ile veyahut bilimsel gerekçe ile komplikasyon niteliği taşıdığına ilişkin detaylı bir açıklama da bulunmamakta olup genel geçer ifadelerle sonuca varıldığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı doktor ve hastane tarafından yapılan operasyonda hatalı bir işlem bulunmadığı, ameliyat sonrası gelişen komplikasyona dair davacının bilgilendirildiği ve aydınlatılmış onamın alındığı, tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranıldığı, vekalet sözleşmesinde sonucun garanti edilmediği dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesi kararında, tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları temyiz dilekçesinde tekrar etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, vekilin özen borcuna aykırılığı sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 502 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle alınan bilirkişi raporunda davalı hastaneye atfı kabil bir kusurun olmadığının tesbit edilmiş olmasına ve oluşan komplikasyonlar nedeni ile davacının aydınlatılmış olduğunun anlaşılmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/2610, K. 2024/2023Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/2610 E.  ,  2024/2023 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilip, davacılar vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş olmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.06.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde taraflardan kimsenin gelmemiş olduğu belirlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'de Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkili …'nın bel fıtığı rahatsızlığı nedeniyle çektiği yoğun bel ağrısının tedavisi için Medikal Park Samsun Hastanesine müracaat ettiğini ve beyin cerrahı Dr…. tarafından muayene edildiğini, bu doktora muayene olmadan 5 yıl önce Samsun Devlet Hastanesinde bel ameliyatı olduğunu, doktorun bu rahatsızlığı ancak bir ameliyatla giderilebileceğini ifade ettiğini, 10.09.2009 tarihinde 1. ameliyatı olduğunu, 1. ameliyat sonrası müvekkilinde ağrılarında azalma olmadığını, dizlerinde de his kaybı yaşamaya başladığını, ameliyatının ardından 11 ay geçmesine rağmen müvekkilinin belinde yoğun ağrıları ve dizlerinde meydana gelen hafif de olsa his kaybında değişme olmadığını, bunun üzerine davalı doktorun 05.08.2010 tarihinde yaptığı 2. ameliyattan sonra müvekkilinin dizlerinde ve kasık, bacak bölgelerinde çok ciddi bir his kaybı yaşadığını, 2. kez ameliyattan sonra idrarını kontrol edemez hale geldiğini, cinsel hayatı tamamen bittiğini, mesleğini icra etmekte zorlanmakta ve mesleğini devam ettiremeyecek duruma geldiğini, davacının eşi …'nın olaylardan etkilendiğini, göbeğinden takılı idrar torbasının davacı …'nın ürperti ve tiksinti uyandırdığını, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, … için fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulünü, davacı … Kayıkçı'nın eşi için 100.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiş, 06.08.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini toplam 1.500.000,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP 1. Davalı … vekili; davacı …'ın 10.06.2009 tarihinde ameliyat olmak üzere hastaneye yattığını, bu aşamada hasta onay formunu imzaladığını ve olabilecek riskler konusunda da davacının iddialarının aksine gerekli bilgilendirmelein yapıldığını, bu onaylamalar sonucunda davacı hastanın ameliyat edildiğini, davacının risklerden haberdar ve kendi rızası onayı ile ameliyat olma kararı aldığını, kusurunun olmadığını belirterek haksız davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı …. vekili; alanında uzman olan diğer davalı hekimin hasta yararına olan tüm tıbbı girişimleri, tüm tıbbi özen ve ihtimali göstererek, hastaya ve yakınlarına yapılacak işlemler hakkında ayrıntılı bilgi vererek gerçekleştirdiğini, davalı müvekkili hastanenin hiçbir kusurunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; aydınlatma metninin matbu olması, aydınlatma metni onayı ile davaya konu ameliyatın aynı gün gerçekleşmesi nedeniyle davacıya yeterli düşünme süresinin verilmemesi, müdahalenin doğurabileceği tehlikenin yüksek olması, davacının mesleğini icra etmesinde önemli bir tehlike oluşturabileceği halde onamın kişiye ve ameliyata özgü oluşturulmadığı, onam metni kapsamının geniş tutulmadığı, onam formunda yapılan cerrahi girişime ait spesifik herhangi bir tıbbi bilgi bulunmadığı, hasta hakları yönetmeliğine ve etik ilkelere göre hastaya yeterince sözlü bilgi verilip verilmediği konusunda da ispatın olmadığı kanatine varılarak davacıya yapılacak ameliyatın sonuçları ile ilgili olarak gerekli bilgilendirmenin yapılmadığı, Yargıtayın yerleşik içtihatları gereği salt ameliyata rıza göstermenin yeterli olmadığı, ayrıca komplikasyonların da izah edilmesi gerektiği, aydınlatılmış onamda ispat külfetinin hekim ya da hastanede olduğu, imzalanan belgede önerilen tedavi yönteminin başarı şansı ve süresi, bu yöntemin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, tıbbi sonuçları ve olası komplikasyonları konularında kişiye ve tedaviye özgü yeterli geniş kapsamlı bir açıklama bulunmadığı anlaşılmakla, Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinden 2015/489 talimat ile aldırılan 14.04.2016 havale tarihli bilirkişi raporu ve İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinden 2016/116 talimat ile aldırılan 08.11.2016 tarihli bilirkişi heyet raporu ve aynı heyetin 18.02.2017 tarihli ek kusur raporlarına itibar edilerek, dava konusu işlemde hafif de olsa kusurun bulunduğu anlaşılmakla tedaviyi yapan davalı hekimin ve çalıştığı davalı hastanenin sorumluluğunun bulunduğu anlaşıldığı, davacı …'ın vücut bütünlüğünün zedelendiği, davacı …'nın manevi tazminat isteme hakkının bulunduğu anlaşıldığından, dosya kapsamında toplanan deliller, celp edilen belge içerikleri, kusur durumu, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ülkenin ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi, olayın gelişim şekli, eylemin niteliği gibi özellikler göz önünde tutularak Mitat Kayıkçı' nın manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, 150.000,00 TL manevi tazminatının davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı … Kayıkçı' nın manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, 50.000,00 TL manevi tazminatının davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı … Kayıkçı' nın dava konusu işlem nedeniyle %40,2 oranında maluliyeti bulunması nedeniyle maddi tazminat davasının kısmen kabulüne 633.527,62 TL iş göremezlik tazminatının ıslah tarihi olan 06.08.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacılar vekili; Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun müvekkili Mitat Kayıkçı'nın %40,2 oranında işgücü kaybı yaşadığının tespitini kabul etmediklerini, %100 kabul edilmesi gerektiğini, 1.500.000,00 TL maddi tazminatın kabulüne hükmedilmesi gerektiğini, müvekkilinin ömrü boyunca SGK tarafından karşılanmayan ve aylık 2.000,00 TL'yi aşan ağrı kesiciler, idrar aparatı, idrar aparatının bakım maliyeti, bez ücretleri, ürostomi torbası, ürostomi adaptörü, ürostomi pastası vb. masrafları cebinden karşılayacağının göz ardı edildiğini, müvekkillerinin davalı doktor tarafından yapılan hatalı ameliyat neticesinde aile ve sosyal hayatının alt üst olduğunu, yıllardır süren yargılama süreci, bir türlü tazmin edilemeyen maddi ve manevi zararı neticesinde müvekkillerinin ruhsal durumlarının tamamen bozulduğunu, müvekkili … açısından; önceki yaşamından çok daha kısıtlı bir hayat yaşamanın, karı-koca olmanın gerekliliklerini yapamadığı için her gün eşine karşı mahcup olması, dini görevlerini gazını ve idrarını tutamaması nedeniyle yerine getirememesi, yine aynı sebepten dolayı toplum içinde de defalarca rezil olması sebebiyle çektiği acı ve elemin son raddede olduğunu, müvekkili … açısından ise; evlilik hayatının sona ermesi, arkadaş ve sosyal çevresini evine dahi davet edememesi, eşinin sürekli olarak bakımını ve tedavisini üstlenmesi, evin geçimini aldığı ilaçlarla hastane hastane şehir şehir tedavi aramasıyla zora sokan bir eşe sahip olmak zorunda kaldığını, eşinin göbeğine tutturduğu idrar torbasına ve bundan yayılan kokuya tahammül etmek zorunda kalması ve en önemlisi de yıllardır hayat arkadaşlığı yaptığı eşinin böyle bir duruma maruz kalması sebebiyle duygusal buhran içinde olduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı …; davanın kabul gerekçesinin hastanın usulüne uygun aydınlatılmadığı olduğunu, hastanın usulüne uygun sözlü ve yazılı bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususunda dosya içerisinde farklı kanaat ve görüşte 2 temel rapor bulunduğunu, bunların ilki olan ve Mahkemenin karar gerekçesine neden olan 08.11.2016 tarihli rapor olduğunu, bu rapora ayrıntılı olarak itirazları sonrası 18.12.2017 tarihli aynı bilirkişilerce verilen raporda aynı görüşlerinde ısrar ettiklerini ve aynı mütaalayı verdiklerini, bu rapora da itiraz edildiğini ve farklı bilirkişilere gönderilerek itirazların değerlendirilmesi istendiğini, bu sebeple İstanbul talimat mahkemesi 2017/81 talimat ile dosya içerisine oluşturulmuş bir heyet ile rapor alındığını, daha önce alınmış menfi raporlar da incelenerek mütaala verildiğini, bu rapora göre hastanın yeterince ve usulünce aydınlatılmış ve kendisine öylece operasyon yapılmış olduğunu, davacıların, okuyup anladıklarını da beyan ederek rıza formlarını imzaladıklarını, davacının yeterli düşünme süreci olduğunu, tanık dinletme talebinin reddedildiğini, hem diğer davalı hekimin hem de hastanenin savunma hakkının kısıtlandığını, davacının %40,2 oranında meslekte kazanma gücü kaybı bulunmadığını, zira ameliyat öncesinde de sonrasında da aynı işleri yapmaya devam ettiğini, davacının bizzat muayene edilmek suretiyle varsa maluliyeti son durumuna göre yeniden hesaplanması gerektiğini, bu konudaki itirazlarını dikkate kalınmadığını, bununla birlikte (kabul anlamına gelmemek üzere) %40,2 oranında maluliyet kabulünde dahi pasif dönem hesaplaması yapılmaması gerektiğini, davacının çalışarak emekli olacağına göre bir de pasif dönem hesaplaması yapılmasının mükerrer zenginleşmesine neden olacağını, davalının dava konusu yaptığı ve var olduğunu iddia ettiği zararlara karşı davalı müvekkilinin hiç bir tazmin sorumluluğu bulunmamakla birlikte davacıya dava tarihinden önce yapılan ödeme varsa bunların düşülmesi gerektiğini, davacı tarafın bu ödeme ile tazminat taleplerinden vazgeçmiş ise bu husunun dikkate alınması gerektiğini, bu sebeple de tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, aksi kanaatte dahi ödemenin değerleme ve faizi ile birlikte mahsup edilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 3. Davalı …. vekili; müvekkilinin davacının ameliyatında özen borcunu yerine getirmiş olup, olayda hiçbir kusuru bulunmadığını, zaten dosya içerisindeki tüm raporlarda müvekkilinin davacı … Kayıkçı'nın ameliyatında herhangi bir kusuru olmadığını, hastanın görmüş olduğu zararın komplikasyon olduğu belirtildiğini, dosya içerisinde davacı … imzalı 3 adet aydınlatılmış onam formu bulunduğunu, davacılar tarafından açıkça -okudum, anladım, kabul ediyorum- yazılı formun, imza alınmadan önce hasta tarafından görüldüğünün kesin olduğunu, aydınlatılmış onam formunda davacının ameliyatı ile ilgili bilgilerin yer aldığını, dosya içindeki Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin raporunda; davacının alkolü kötüye kullanma geçmişinin olduğunu, 16.07.2003 ve 16.10.2008 tarihinde iki kez kendi karın bölgesine demirbaş silahı ile ateş etme davranışının bulunduğunu, bu durumda davacının iddia ettiği zarar ile yapılan tıbbi müdahale arasındaki illiyet bağının tamamen koptuğunu, müvekkili hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2012/6957 soruşturma nolu dosyasında; 3 tane Adli Tıp Uzmanı, birer tane Radyoloji, Ortopedi, Genel Cerrahi, Nöroloji, Nöroşirurji Uzmanının olduğu heyetten rapor alındığını ve müvekkilinin herhangi bir kusurunu olmadığının tespit edildiğini, dosya kapsamında bildirdikleri tanığının dinlenmeyerek savunma haklarının kısıtlandığını, aktüerya ve maluliyet raporuna karşı itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, davanın tümden reddi gerekmekle beraber, davacı lehine hükmedilen manevi tazminat bedelinin yüksek olduğunu, zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini, Hastane Etik Kurulu tarafından davacıya yapılan 20.000,00-TL'nin günümüz uyarlaması yapılarak hesaplanan tazminat bedelinden düşülmemesinin yerinde olmadığını, davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderinin yerinde olmadığını, müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücretinin düşük olduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı tarafın zamanaşımı itirazının yerinde bulunmadığı, mülga 4077 sayılı Yasa'nın yürürlükte bulunduğu 18.04.2014 tarihinde işbu davanın açılmış olması sebebiyle Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli mahkeme olduğu, Mahkemece aynı gerekçelerle inceleme konusu kararın neticesi itibarı ile usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurularının ayrı ayrı 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Taraf vekilleri istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları tekrar ederek kararı temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "vekalet sözleşmesinin tanımı" başlıklı 502 nci ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden; Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, usulüne uygun düzenlenmiş onam formlarına ve Mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarında kusur bulunmadığının anlaşılmasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2. Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden; Eldeki davada davacı …'ya ait 3 adet onam formu bulunduğu görülmektedir. Bunlardan ilkinde 20.07.2010 tarihli "Lomber Omurga Ameliyatı Aydınlatılmış Onam Formu"nda …'nın adı soyadı ve imzası; ikincisi olan 02.08.2010 tarihli "Beyin Cerrahi Bölümü Lomber Omurga Ameliyatı Bilgilendirme ve Onam Formu"nda hasta … ile eşi …'nın adı soyadı ve imzası ile ayrıca hastanın el yazısı ile "okudum, anladım kabul ediyorum" beyanı; son olarak da 02.08.2010 tarihli "Sedasyon ve Anestezi Bilgilendirme ve Onam Formu"nda …'nın adı soyadı ve imzası bulunmakta olup, komplikasyonların da yazılı olduğu anlaşılmıştır. 3. Kusur incelemesine ilişkin gerek hukuk gerekse de ceza dosyasında alınan bilirkişi raporlarının tamamında dava konusu eylemin komplikasyon olduğu, doktora ya da Hastaneye kusur yüklenemeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca aydınlatılmış onam formlarının hepsinde ayrıntılı olarak işleme ait komplikasyonların yer aldığı, onam formlarının hukuka uygun olarak düzenlendiği, son ameliyat tarihi olan 05.08.2010 tarihinden önce 3 adet onam formununun da davacı hasta tarafından imzalandığı, dava konusu olayda kusur da bulunmadığı gözetilerek davanın tümden reddi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 4. Bozma nedenine göre, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca davalılar yararına BOZULMASINA, 4. Davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Aydınlatma Eksikliğinde Tazminat ve Ceza Sorumluluğu

Tıbbi müdahale tıp bilimi ve meslek kurallarına uygun biçimde doğru gerçekleştirilmiş olsa dahi, hastanın yeterince bilgilendirilmemesi ayrı bir ihlal olarak değerlendirilir. Dolayısıyla aydınlatma eksikliği yalnızca teknik tıbbi uygulama hatasının mevcut olduğu hallerle sınırlı değildir.

Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali durumunda maddi ve manevi tazminat talepleri gündeme gelebilir. Hasta, yeterli bilgilendirme yapılmış olsaydı bu müdahaleyi kabul etmeyeceğini ya da farklı bir tedavi yöntemini tercih edeceğini ileri sürerek zararının giderilmesini talep edebilir.

Geçerli rıza bulunmaksızın gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler hukuka uygunluk sebebini ortadan kaldırabilir ve kasten yaralama kapsamında değerlendirilebilir. Bunun yanında somut olayda tıbbi standarda aykırı bir davranış söz konusuysa hekim açısından taksirli sorumluluk da gündeme gelebilir.

İspat Yükü ve Onam Belgelerinin Niteliği

Aydınlatma borcunun ifa edildiğini kanıtlama mükellefiyeti hekime yüklenmiştir. Bu kapsamda hekim ile sağlık kuruluşunun tuttuğu tıbbi kayıtlar ve onam belgeleri delil vasfı taşır. Düzenlenecek dosyalarda hastaya aktarılan risklerin, yöneltilen suallerin, verilen izahatın ve rızanın alındığı zaman diliminin yer alması ispat açısından gözetilir.

Tıbbi müdahalelerde yalnızca imzalı form temin edilmiş olması, aydınlatmanın içeriği ve hastanın usulünce bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususları yargısal incelemeye konu edildiğinde her somut olayda tek başına mutlak bir hukuki koruma sağlamayabilir. Nitekim onam formlarının hukuka uygunluğu ve işleme özgü komplikasyonları ayrıntılı içerip içermediği ile hekimin kusur durumu birlikte dikkate alınmaktadır.

Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat etme yükü kime aittir?

Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükü hekime aittir; hekim bu hususu onam belgeleri, hasta dosyasına işlenen riskler, sorular, cevaplar ve diğer tıbbi kayıtlarla kanıtlar.

Yalnızca imzalı bir onam formu hekimi sorumluluktan kurtarır mı?

Yalnızca imzalı bir form alınması aydınlatmanın gerçekleştiğini ispata her durumda kesin koruma sağlamaz; yargı incelemesinde risk ve komplikasyonların içeriği ile hastanın gerçekten aydınlatılıp aydınlatılmadığı araştırılırken formların işleme özgü ayrıntıları içermesi ve hukuka uygunluğu da gözetilir.

Tıbbi müdahale hatasız yapılmışsa aydınlatma eksikliği ayrı bir ihlal sayılır mı?

Müdahale tıbben doğru ve kurallara uygun yapılmış olsa bile hastanın yeterince bilgilendirilmemesi ayrı bir ihlal olarak değerlendirilir.

Cerrahi müdahalelerde yazılı onam hangi hallerde aranmaz ve elektronik ortamda alınabilir mi?

1219 sayılı Kanun'un 70. maddesi uyarınca büyük cerrahi müdahalelerde yazılı onam kural olmakla birlikte; veli veya vasisi olmayan, bulunamayan ya da iradesini beyan edemeyen kişilerde muvafakat aranmaz. Muvafakat, kimlik doğrulama belgeleri, biyometrik yöntemler veya elektronik kimlik doğrulama yöntemleriyle elektronik ortamda da alınabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu