Maddi ve Manevi Varlığı Koruma Hakkı ve Sağlık Hizmetlerinde Pozitif Yükümlülük
Anayasa'nın 17. maddesi uyarınca herkes yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Bireylerin vücut bütünlüğüne ancak tıbbi zorunluluklar ve kanuni düzenlemeler dairesinde müdahale edilebilir; rıza bulunmadıkça bilimsel ve tıbbi deney yapılamaz. İşkence, eziyet ve insan onuruyla bağdaşmayan ceza veya muameleler yasaktır. Meşru müdafaa, yakalama ve tutuklama emirlerinin icrası, kaçışın engellenmesi, ayaklanma veya isyanın bastırılması ve olağanüstü durumlarda kanunun tanıdığı yetki çerçevesinde silah kullanımı sonucu meydana gelen öldürme fiilleri ise istisna kapsamındadır. Bu güvence, kamu gücünün keyfî müdahalelerini önlemeyi amaçladığı gibi, tıbbi müdahaleler karşısında bireylerin maddi ve manevi varlığını etkili şekilde koruma ve saygı gösterme biçiminde devlete pozitif ödev yükler; koruma kamusal yetkililer kadar özel kişilerin müdahalelerine karşı da geçerlidir.
2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 17Kaynağı aç
Devletin koruma yükümlülüğü sağlık alanındaki faaliyetleri de kapsar. Anayasa'nın 56. maddesi gereğince herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir; çevre sağlığını gözetmek devlet ile bireylerin ortak sorumluluğudur. Devlet, herkesin yaşamını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamak, kaynaklarda verim ile iş birliğini temin etmek amacıyla kamu ve özel sektördeki kuruluşlardan faydalanıp bunları denetler ve sağlık teşkilatını tek elden planlar. Sağlık hizmetlerinin kamu ya da özel kurumlarca sunulması bu sorumluluğu değiştirmez; kamu makamları hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacak bir düzen kurmakla ödevlidir. Hizmetlerin yaygınlaştırılması amacıyla kanunla genel sağlık sigortası kurulabilmesi de bu anayasal çerçevede yer alır.
2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 56Kaynağı aç
Gebelik Takiplerinde Anomali Tespiti ve Bilgilendirme Yükümlülüğü
İncelenen somut olayda gebeliğin 20. haftasında gerçekleştirilen ikinci düzey ultrasonografi ile 23. ve 29. haftalardaki muayenelerde anomalinin tespit edilememesi hekimler yönünden tıp kurallarına aykırı bir eylem olarak değerlendirilmiştir. Buna karşılık 38. haftada yapılan muayenede, ileri gebelik haftasındaki inceleme amacının farklılaşması sebebiyle mevcut anomalinin görülemeyebileceği ve bu aşamadaki eylemin tıp kurallarına uygun olduğu saptanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta çocuğun sol kolunun dirsek altından itibaren bulunmaması durumunun hekimlerin eylemleri neticesinde ortaya çıkmadığı, ancak anomalinin ilgili hekimlerce tespit edilerek ailenin önceden bilgilendirilmemesinin tıbbi bir eksiklik ve kusur oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Böylece anomalinin varlığı hekimlerin müdahalesinden kaynaklanmasa dahi, gebelik takibinde tespit edilip ebeveynlerin aydınlatılmaması yargısal değerlendirmede ayrı bir kusur olarak ele alınmıştır.
Tahliye ve Tedavi İmkânı Yokluğunda Aydınlatmama Kusurunun Değerlendirilmesi
Somut olayda çocuğun kolundaki anomalinin kürtaj yoluyla tahliye endikasyonu taşımadığı ve anne karnında tedavisinin mümkün bulunmadığı raporlarla tespit edilmiş; bu gerekçeyle anomalinin varlığı ile hekimlerin eylemleri arasında illiyet bağı kurulamamıştır. İlk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2017/1675 E., 2019/776 K. sayılı ilamıyla usul ve yasaya uygun bulunarak onanmış ve HUMK'nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır. Ancak anomalinin tedavi veya tahliye imkânının bulunmaması, hekimlerin anomalisi hakkında aileyi gebelik sürecinde aydınlatmama kusurunun sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2017/1675, K. 2019/776Kaynağı aç
Gebelik sürecinde bebeklerinin sağlıklı doğacağı yönünde bilgilendirilen ebeveynlerin, uzuv eksikliği durumunu doğum anında öğrenmelerinin doğurduğu etki, bu durumu gebelik esnasında öğrenmelerinden daha fazla olabilecektir. Tedavi ya da gebeliği sonlandırma seçeneği bulunmasa bile, anomalinin gebelik yerine doğumla birlikte öğrenilmiş olmasının ebeveynler üzerinde yarattığı manevi etkinin tazminat hukuku çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Yargısal Makamların Özenli İnceleme ve Gerekçe Yükümlülüğü
Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak için adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartının yerine getirilmesi gerekir. Olaylara ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir; başvuru dosyasındaki tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek anayasal denetimin görev alanında değildir. Buna karşılık derece mahkemelerince ulaşılan sonuca ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenir.
Somut başvuruda derece mahkemesince anomalinin gebelik sürecinde tespit edilmemesinin bir kusur olduğu kabul edilmesine rağmen, bu durumun ebeveynler üzerinde meydana getirdiği etki ve bunun nasıl tazmin edileceği kararda tartışılmamış, manevi tazminat talepleri reddedilmiştir. Bu eksiklik sebebiyle yargısal makamların ilgili ve yeterli gerekçe ortaya koymadığı ve kamu makamlarının başvurucuların maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı bakımından pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Ceza Yargılaması Süreci ve Hukuki Nitelendirme
Somut olaya ilişkin olarak hekimler hakkında taksirle yaralamaya neden olma ve kasten yaralama suçlarından ceza yargılaması yürütülmüş; ceza mahkemesi gebelik dönemindeki anomali ile hekimlerin eylemleri arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermiş ve bu karar temyizde onanmıştır. Ancak hekimlerin ceza yargılamasında anomalinin ortaya çıkmasından sorumlu tutulmayıp beraat etmeleri, hukuk mahkemesinde gebelik izlemindeki tespit etmeme ve aydınlatmama kusurunun yol açtığı etkinin manevi tazminat boyutuyla incelenmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmamıştır.
İhlal Sonrası Yeniden Yargılama Usulü
Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinde temel kural, hakkın korunması ve ihlalin sonuçlarının giderilmesidir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, esas inceleme sonunda hakkın ihlal edilip edilmediğine hükmedilir ve ihlal tespitinde sonuçları ortadan kaldıracak işlemler belirlenir; ancak yerindelik denetimi yapılamaz ve idari eylem ya da işlem niteliğinde karar verilemez.
6216 sayılı ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USULLERİ HAKKINDA KANUN m. 50Kaynağı aç
6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ikinci fıkrasına göre ihlalin mahkeme kararından ileri geldiği durumlarda, ihlali ve neticelerini gidermek amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere dosya yetkili mahkemeye sevk edilir. Yeniden yargılamanın hukuki yarar sağlamayacağı ahvalde başvurucu lehine tazminat takdir edilebilir veya genel mahkemelerde dava ikame edilmesi yolu işaret edilebilir. Yeniden yargılama ile görevlendirilen mahkeme, ihlal kararında ortaya konulan gerekçelere uygun olarak ve imkân dahilinde dosya üzerinden karar tesis eder.
İlgili başvuruda tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görülerek kararın bir örneği Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/513, K.2016/309) gönderilmiş; ayrıca bilgi mahiyetinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi ile Adalet Bakanlığına iletilmiştir. Yeniden yargılama kararının yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle başvurucuların tazminat talepleri reddedilmiş; başvurunun niteliği gereğince kamuya açık evraklarda kimlik bilgileri resen gizli tutulmuştur. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca esas kararlar gerekçeleriyle ilgililere ve Adalet Bakanlığına tebliğ edilir ve Mahkemenin internet sayfasında yayımlanır.
Makul Sürede Yargılanma Şikâyetleri ve Tazminat Komisyonu Usulü
6384 sayılı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrası; ceza soruşturma ve kovuşturmaları ile hukuk ve idare yargılamalarının makul sürede sonuçlandırılmadığı veya mahkeme kararlarının geç, eksik ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruları kapsar. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre AİHM nezdindeki diğer ihlal alanlarında da Cumhurbaşkanı kararıyla kanun hükümleri uygulanabilir. Kanunun üçüncü fıkrası ise makul süre nedeniyle manevi tazminat istemleri ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 142. maddesinin ikinci fıkrasındaki koruma tedbiri tazminat taleplerini kapsama almıştır; idari soruşturmalardan doğan başvurular kanunun dışındadır. Bireysel başvuruda ise 9/3/2023 tarihi itibarıyla derdest olan makul süre şikâyetlerinde, başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilebilmektedir.
6384 sayılı TAZMİNAT KOMİSYONUNUN GÖREVLERİ İLE ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA KANUN m. 2Kaynağı aç
6384 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca, Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında bulunup münhasıran 9/3/2023 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan başvurularda, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde Tazminat Komisyonuna müracaat edilmesi öngörülmüştür. Bu müracaat kimlik bilgileri ile bireysel başvuru tarihi ve numarasını içeren imzalı dilekçeyle yapılır; başvuru formu, kabul edilemezlik kararı ve tebliğ belgesi dilekçeye eklenir. Evraktaki eksiklikler için otuz günü aşmamak üzere süre verilir ve mazeretsiz tamamlanmaması halinde başvuru reddedilir. Bu geçici madde kapsamındaki müracaatlarda Komisyonun inceleme süresi on altı ay olarak uygulanır.
6384 sayılı TAZMİNAT KOMİSYONUNUN GÖREVLERİ İLE ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA KANUN m. Geçici 2Kaynağı aç
Bebekteki doğumsal engellilikten hekimlerin sorumlu tutulmaması aydınlatma kusurunu ortadan kaldırır mı?
Hayır. Somut olay incelemesinde anomalinin hekimlerin eylemleriyle oluşmadığı belirtilmekle birlikte, gebelik takiplerinde anomaliyi tespit edip aileyi bilgilendirmeme eylemi hekimler yönünden ayrı bir kusur ve tıbbi eksiklik olarak saptanmıştır.
Anne karnında tedavisi olmayan anomali için manevi tazminat değerlendirmesi yapılmalı mıdır?
Somut başvurudaki değerlendirmeye göre, tahliye veya tedavi imkânı bulunmasa dahi sağlıklı doğum bilgisi verilip anomalinin doğumla öğrenilmesinin doğurduğu etkinin derece mahkemelerince tazminat hukuku yönünden ele alınması gerekir.
Ceza davasında verilen beraat kararı hukuk mahkemesindeki aydınlatma kusuru incelemesini engeller mi?
İncelenen olayda ceza mahkemesinin anomalide nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle verdiği beraat kararı, hukuk davasında hekimlerin gebelikteki tespit etmeme ve aydınlatmama kusurunun ebeveynler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesine engel görülmemiştir.
İhlal kararı sonrası yeniden yargılamada mahkemenin yükümlülüğü nedir?
6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilgili mahkeme, ihlal kararında belirtilen ilkeler doğrultusunda ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden yeni bir karar vermekle yükümlüdür.
9/3/2023 itibarıyla derdest olan makul süre şikâyetlerinde hangi başvuru usulü izlenir?
Bu tarihte derdest olan ve başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilen dosyalarda, kararın tebliğinden itibaren üç ay içinde 6384 sayılı Kanun geçici 2. maddesi gereğince Tazminat Komisyonuna müracaat edilmelidir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

