Diş Tedavisi ve İmplant Hatalarında Hukuki Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
Diş Tedavisi ve İmplant Hatalarında Hukuki Sorumluluk

Diş hekimliği uygulamalarında tıbbi hata; muayene, teşhis, cerrahi müdahale, implant, dolgu, protez, kanal tedavisi veya estetik işlemler esnasında mesleki kurallara aykırı davranılması ve bu fiil neticesinde hastada bir zarar meydana gelmesi durumunda ortaya çıkar.

Tıbbi Hata ve Komplikasyon Ayrımı

Diş tedavilerinde meydana gelen her istenmeyen sonuç hekimin kusuru olarak nitelendirilemez. Uygulanan implantın tutmaması, tedavi sonrası hissedilen ağrı, geçici hassasiyet, şişlik veya revizyon ihtiyacı somut duruma göre komplikasyon kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık hekimin yeterli muayene yapmaması, röntgen veya tomografi değerlendirmesini eksik gerçekleştirmesi, hastaya uygun olmayan tedavi planlaması kurması, yanlış implant seçimi, hatalı cerrahi müdahale, sinir hasarı, enfeksiyonun yönetilememesi, aydınlatma eksikliği ya da tedavinin yarım bırakılması hallerinde hukuki sorumluluk gündeme gelir.

Ortaya çıkan bir tablonun komplikasyon sayılabilmesi için öncelikle uygulanan tedavinin tıp bilimi standartlarına uygun olarak planlanmış ve yürütülmüş olması zorunludur. Bunun yanında hastanın mevcut riskler hakkında işlem öncesinde bilgilendirilerek rızasının alınması ve komplikasyon geliştiği anda hekim tarafından gerekli tıbbi müdahalenin zamanında yapılması şarttır.

Aydınlatılmış Onam ve Hasta Hakları

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesi uyarınca diş hekimleri, yapacakları her türlü ameliye için hastanın, hasta küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin önceden muvafakatini almakla yükümlüdür. Büyük cerrahi ameliyelerde ise bu muvafakatin yazılı olması kanuni bir zorunluluktur. Kanun gereğince bu kapsamda alınacak muvafakat elektronik ortamda da temin edilebilir. Hastanın veli veya vasisi bulunmadığı ya da üzerinde ameliye yapılacak kişinin iradesini açıklamaya muktedir olmadığı hallerde muvafakat şartı aranmaz.

1219 sayılı TABABET VE ŞUABATI SAN´ATLARININ TARZI İCRASINA DAİR KANUN m. 70Kaynağı aç
Madde 70 – (Değişik: 23/1/2008-5728/38 md.) Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Ek cümleler: 21/7/2025-7557/3 md.)  Bu fıkra kapsamında alınacak muvafakat elektronik ortamda da alınabilir. Elektronik ortamda alınacak muvafakat, bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve ilgilinin kimliğinin doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle veya biyometrik yöntemlerle ya da elektronik kimlik doğrulanmasına imkân verecek yöntemler kullanılarak alınır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir. (Ek fıkra: 21/7/2025-7557/3 md.) Bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden alınacak muvafakatlerle ilgili usul ve esaslar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenir.

Hasta Hakları Yönetmeliği resmi ve özel tüm sağlık kurum ve kuruluşlarını kapsamakta olup sağlık hizmeti alan bireylerin hak ihlallerine karşı korunmasını amaçlar. Bu çerçevede hasta, sağlık durumuyla ilgili klinik kayıtları inceleme ve suret alma hakkına sahiptir.

Hukuki Nitelendirme ve Hekimin Özen Borcu

Diş hekimliği uygulamalarında hasta ile hekim arasındaki ilişkinin niteliği yapılan işleme göre farklılık gösterebilir. Klasik tedavi ilişkileri vekâlet sözleşmesi kapsamında değerlendirilebilirken; implant, protez, kaplama ve estetik diş uygulamalarında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesinde düzenlenen eser sözleşmesi nitelendirmesi tartışılabilmektedir. Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği akittir. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/12780 Esas, 2016/5642 Karar sayılı ilamında, dişlerin gerçek işlevine kavuşturulması amacıyla yapılan tedavide taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu ve yüklenicinin sonuç sorumluluğu altına girdiği belirtilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/12780, K. 2016/5642Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2015/12780 E.  ,  2016/5642 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. Hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 12.04.2016 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden taraflardan davalı vekili Av. … ile davacı asil ve vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin sağ yirmilik dişinin dolgusunun kırılıp diş etine batması şikayeti ile 04/01/2012 tarihinde tavsiye üzerine davalı diş hekimine başvurduğunu, davalı hekim tarafından yapılan fiziki muayene sonucu, alt-üst çene kemiklerinde çok büyük kemik erimesi olduğu, dişlerinin hepsinin çekilip komple protez damak yapılması gerektiği, başka bir tedavi şansının olmadığının bildirildiğini, müvekkili tarafından implant uygulamasının yapılıp yapılamayacağı sorulduğunda ise, mevcut çene kemiğine implant yapılamayacağının söylendiğini, müvekkilinin başka seçenek olmadığına inandırılması üzerine 6.000,00 TL karşılığında 24 dişinin çekilip protez damak yapıldığını, üst damak protezi damağa uygun yapılmadığı için 21/12/2012 tarihinde … Ü… Hekimliği Fakültesi Hastanesine başvurması üzerine, dişlerin boşuna çekildiğinin, çene kemiğinde erime olmadığının, diş eti tedavisi yapıldıktan sonra dişlerin kullanılabileceğinin, mevcut çene yapısıyla implant uygulanabileceğinin söylendiğini, yanlış teşhis ve buna bağlı olarak uygulanan yanlış tedavi sonucunda 6.000,00 TL'si hatalı yapılan protez damak için, 46.150,00 TL'si ise implant tedavisi için olmak üzere toplamda 52.150,00 TL maddi zarara uğratıldığını ileri sürerek hekimlik mesleği etik kurallarına aykırı hareket eden davalı diş hekiminin, yanlış teşhis ve tedavisi sonucu uğranılan 52.150,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının dişlerinde yaşamış olduğu problem nedeni ile 04/01/2012 tarihinde grafisi ile birlikte müvekkiline başvurduğunu, yapılan tetkik sonucu, 7 numaralı dişte taşkın dolgu ve dolgu kırığının tespit edildiğini, çene yapısındaki rezorbsiyona bağlı olarak dişlerde sallantı ve duyarlılık görüldüğünü, periondontitise bağlı çene kemiğindeki problemlerin anlatılıp enkliz dişi gösterilerek ağız içindeki bir çok dişin kök yüzeylerinin ve fürkasyon bölgelerinin açıkta kaldığı ve lükasyon olduğu, görüntülü olarak izah edilip yapılacak tedavi hakkında bilgi verilip, problemlerin ilerleyen zamanda artacağının, köprü protezinin kısa ömürlü ve rahatsız edici olacağının, bu yönde tedavi istediği takdirde hekim seçme özgürlüğünün bulunduğunun bildirildiğini, hastanın onayı alınarak tedaviye başlandığını, yapılan tüm işlemlerin davacının yararına olup, hatadan, kusurdan ihmalden uzak standartlara uygun yöntemlerle gerçekleştirildiğini, hastanın 1 yıllık tedavisi sonucunda protezlerini verildiğini, ancak hastanın protezleri takmamasında direnmesi sebebiyle kusurlu olduğunu savunarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile; 52.500,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Davaya dayanak yapılan maddi olgu, gerekli tedavi yapılmak suretiyle dişlerin gerçek işlevine kavuşturulmasıdır. Varılmak istenilen sonucun ve buna dayalı olguların hukuki nitelendirilmesi yapıldığında ise, yanlar arasında BK.nun 355 (yeni TBK. md. 470) ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinin bulunduğu açıklıkla ortadadır. Eser sözleşmelerini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf yani yüklenici, işin mahiyeti gereği işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınma anlamını taşır. Buna göre somut olayda işi yüklenen davalı hekimin, davacı üzerinde kararlaştırılan edimleri ifa ederken, yani tıbbi faaliyette bulunurken mesleğinin tüm koşullarını yerine getirmesi ve tıp biliminin kurallarını eksiksiz yerine getirmesi davacının edim menfaatinin gereği olup, aksi durumun gerçekleşmesi davalı doktorun kusurlu olduğunu göstereceği gibi oluşan zarardan sorumluluğunu da gerektirmektedir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinden bir isabetsizlik görülmemesine göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazları yerinde değildir. 1) Davalı vekilinin temyiz itirazları bakımından; İş sahibinin ayıptan doğan hakları TBK. m. 475'te düzenlenmiştir. Bu haklar; sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim ya da ücretsiz onarım isteme hakları ile genel hükümlere göre tazminat isteme hakkıdır. Bunlarda ilk üçü, yani dönme, bedelden indirim ve ücretsiz onarım isteme hakları seçimlik haktır. Tazminat isteme hakkı ise, iş sahibinin zarar görmesi şartıyla her üç seçimlik hakla birlikte istenebilir. Onarım hakkının seçilmesi halinde iş sahibi gideri yükleniciye ait olmak üzere bunun yapılmasını üçüncü bir kişiye verebilir. Bu takdirde bundan doğan giderleri iş sahibi yükleniciden tazminat olarak isteyebilir. Somut olayda, davacı taraf dava dilekçesinde, davalı diş hekiminin davacıya koyduğu yanlış teşhis ve buna bağlı uyguladığı yanlış tedavi sonucu davacının 52.150,00 TL harcama yapmak zorunda kaldığını, bu harcamaların 6.000 TL'sinin hatalı yapılan protez damak için davalıya fatura karşılığı olmadan verildiğini, 46.150 TL'sinin de davalı diş hekiminin yanlış teşhis ve tedavisi sonucu yaptırılmak zorunda kalınan implant tedavisi için fatura karşılığı ilgili kuruma ödendiği belirtilmiş ve maddi tazminat talebinin bu kalemlere hasredildiği görülmüştür. Davacı yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere hem yanlış teşhis ve tedavi nedeniyle davalı doktora yaptığı protez damak bedelini hemde yaptırmış olduğu implant bedelini (onarım bedeli) birlikte talep edemez. Davacı bu seçimlik haklardan birini kullanmak durumundadır. Mahkemece, davacının bunlardan birini seçmesi gerektiği dikkate alınmadan her iki isteminin de maddi tazminat bedeline dahil edilmesi doğru görülmemiştir. Bundan ayrı olarak, davacının maddi zararının hesaplanması için hukukçu bilirkişiden alınan raporda, davacının sunduğu toplam 46.150TL bedelli 4 adet faturanın, faturalarda belirtilen tıbbi işlemler karşılığı yapılan ödemelerin, gerekli, uygun, yeterli(kadri marufunda) olup olmadığı konusunda daha önce rapor hazırlayan bilirkişilerden rapor istenmesine gerek olmadığının mahkeme takdirinde olduğu belirtilmiş ve bu hususta inceleme yapılmamıştır. Bilirkişin dava konusu uyuşmazlık hakkında uzman olmadığı gibi, faturaların kadri marufunda olup olmadığına ilişkin bir inceleme bulunmamaktadır. Bu haliyle rapor hüküm kurmaya elverişli değildir. O halde mahkemece yapılması gereken iş; dosyanın Diş Hekimliği fakültelerinden seçilecek bilirkişi veya bilirkişi kuruluna sevk edilerek, davalının kusurlu eylemi nedeni ile başka diş hekimlerince yapılan tıbbi girişimlerin ve bu nedenle davacının yaptığı harcamaların, davacı tarafça sunulan faturalar da nazara alınarak tetkiki ile, maddi tazminatın kapsam ve tutarının belirlenmesi konusunda denetime elverişli bir rapor alınması, davacının istemekte haklı olduğu alacak miktarının bu şekilde belirlenmesi, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca, kabule göre, 6100 sayılı HMK'nun 26.maddesi hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır. Davacının maddi tazminata ilişkin talebinin 52.150,00TL olmasına karşın mahkemece talep aşılarak 52.500,00TL maddi tazminata hükmedilmesi de doğru görülmemiştir. 2) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek, takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü, kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4.maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Hal böyle olunca, davalının uyguladığı yanlış tedavi sonucunda davacı iş sahibinin istediği sonuca ulaşamadığı, çektiği sıkıntı ve ızdırap da dikkate alındığında, davacı lehine daha uygun oranda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, düşük manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen taraflar için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.350'şer TL vekalet ücretinin yekdiğerinden alınıp yekdiğerine verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 12.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 470Kaynağı aç
MADDE 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Yüklenicinin borçları 1. Genel olarak

Türk Borçlar Kanunu'nun 471. maddesi gereğince yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Özen borcundan doğan sorumluluğun tayininde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Aksine adet veya anlaşma bulunmadıkça eser için kullanılacak araç ve gereçleri yüklenici sağlar; işin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa iş başkasına da gördürtebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2013/5626 Esas, 2013/7287 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere somut uyuşmazlıkta insan vücuduna yönelik bu tür uygulamalarda yükleniciden beklenen özenin en üst derecede olması olağandır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/5626, K. 2013/7287Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2013/5626 E.  ,  2013/7287 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü. Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin dişindeki problemler nedeniyle tedavisine 22.12.2010 tarihinde başlandığını, yapılacak iş için 6.000,00 TL talep edildiğini, 4.000,00 TL'nin peşin olarak verildiğini, müvekkilinin ağzına porselen köprü takılarak tedaviye son verildiğini, ancak ağrı ve acıların geçmediği, davalı doktorun kendisi ile ilgilenmediği için, diş hekimleri odasına başvurduğu ve oda tarafından görevlendirilen diş hekiminin 29.04.2011 tarihli raporu ile hatalı işlemler tespit edilerek para cezası verildiği, müvekkilinin ödediği 4.000,00 TL dışında odaya başvuru ve bilirkişi işlemleri için 299,30 TL harcadığı, müvekkilinin bu kez başka bir diş hekimine başvurduğu, takılan implantların çıkarılarak yenilerinin takıldığı, müvekkilinin bu olayda ağrı ve acılar çektiği gibi, çene kemiğinde erimeler meydana gelmesine sebep olduğu belirterek, 5.000,00 TL maddi tazminatın ve 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsilini istemiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesinde; diş tedavisinin başka hekim tarafından tamamlandığı, bu diş hekimine 6.800,00 TL ödendiği, ancak raporda 5.160,26 TL daha masraf edilmesi gerektiği belirtildiğinden 4.000,00 TL davalıya ödenen miktar, 294,30 TL oda başvuru masrafı, 5.160,26 TL yapılacak masraf olmak üzere toplam 9.459,56 TL maddi tazminatın, manevi tazminatla birlikte tahsilini talep etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde, uyguladığı tedavinin yanlış ya da eksik olduğu yönündeki ifadeleri beyan ve raporları kabul etmediklerini, davacının tedavisi sonlandırılmamış ve halen devam etmekte iken davacının yarım bıraktığını, bu nedenle tedavi sebebi ile ortaya çıkması normal bir takım komplikasyonların tedavisinin mümkün olmadığını, davacının Diş Hekimleri Odasına yaptığı şikayet sonucu müvekkilinin cezalandırılmasına karar verilmiş ise de itiraz sonucu tedavinin henüz tamamlanmadığı, bilirkişi raporunda kusur olarak belirtilen hususların diş hekimi tarafından yapıldığına ilişkin somut bir delil bulunmadığı gerekçesi ile disiplin cezası kararının bozulduğunu, davacının çektiğini iddia ettiği acının tedavi süresince çekilmesi normal olduğunu belirterek, davanın reddi istenilmiştir. Mahkemece, alınan rapor kapsamına göre davalı doktorun kusurlu olduğuna dair bir saptama bulunmadığı, başka hekim tarafından yeni işlemlerin yapılması nedeniyle saptamanın mümkün olmadığının belirtildiği, toplanan tüm delillere göre davalı doktorun yaptığı diş tedavisinde kusurlu olduğunun kanıtlanamamış olması gerekçeleri ile maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi cihetine gidilmiş, hüküm, süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı diş hekimi tarafından davacı için yapılan implant çalışmasının işe yaramaması nedeniyle davalıya ödenen bedelin iadesi ve maddi ve manevi tazminat talebinden kaynaklanmaktadır. İşin çözümü teknik ağırlıklı olduğu için, uzmanından alınacak rapora göre davanın sonuçlandırılması gerekir. Mahkemece, bu konuda iki ayrı bilirkişiden rapor alınmıştır. Serbest diş hekimi tarafından hazırlanan raporda, tedavinin tamamlanması halinde kusur raporu verilebileceği bildirilmiştir. Alınan kurul raporunda, ileri düzeyde kemik kaybı, epikal lezyon bulunduğu belirtilmiş, ancak, tedavi süreci bilinmediği için son durumun davalı uygulamalarından kaynaklandığı sonucuna varılamayacağı belirtilmiştir. Ancak, davacı tarafından 13.04.2011 tarihinde implant tedavisi nedeniyle dayanılmaz ağrı ve acılar çekmeye başladığı, …Diş Hekimleri Odasına başvurduğu ve 29.04.2011 tarihinde de hatalı işlemleri içeren rapor düzenlendiği sabittir. DR. Sedat Bayık; hatalı işlemleri tespit ederek "implantların yerleştirildiği bölge çapı ve tipi endikasyona uygun seçilmediği için ağrı ve acı oluştuğu-alt çene kemiğinde erime meydana gelmeye başladığı" belirtilmiştir. Her ne kadar; …Diş Hekimleri Odası tarafından verilen ceza Türkiye Diş Hekimleri Odaları Birliği tarafından kaldırılmış ise de cezanın kaldırılmasına karar verilir iken hasta üzerinde inceleme yapılmadığı gibi soyut ifadeler kullanılmıştır. Taraflar arasındaki hukuki ilişki, BK. md. 355 (yeni TBK. md. 470) ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Davalılar yüklenicidir. Aslolan deneyimli ve uzman kişiden beklenen bir özenle taahhüt edilen eseri fen ve sanat kurallarına uygun ortaya çıkartmaktır. Uygulamada kısaca "özen borcu" olarak anılan bu husus yasal dayanağını BK.nın 356 (yeni 471.) maddesinden alır. Somut olayda, sözleşmenin konusu diş tedavisi işidir. İnsan vücuduna yönelik bu tür uygulamalarda yükleniciden beklenen özenin de en üst derecede olması olağandır. Toplanan bu deliller karşısında mahkemece, diş (inplant) yapımının uygun bulunmadığının kabulü ve davalının tedaviyi başka bir doktora tamamlatması nedeniyle sözleşmeyi feshettiği kabul edilerek ek rapor alınmak suretiyle maddi tazminatın kapsam ve tutarı konusunda degerlendirme yapılması, manevi tazminatın ise mahkemece takdir olunarak sonuca uygun hüküm kurulması gerekirken, tüm acı ve ızdıraplara rağmen diş tedavisinin tamamlanmadığından bahisle davanın reddi cihetine gidilmesi doğru bulunmamış, kararın bozulması gerekmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 471Kaynağı aç
MADDE 471- Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir. Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır. 2. Malzeme bakımından

Ayıplı İfa ve Hastanın Seçimlik Hakları

Meydana getirilen eserin sözleşmede kararlaştırılan niteliklere veya iş sahibinin beklediği amaca uygun olmaması yahut lüzumlu vasıflardan bir ya da birkaçından yoksun bulunması durumunda eserin ayıplı yapıldığı kabul edilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/19891 Esas, 2016/13962 Karar sayılı ilamı doğrultusunda yüklenici hekim; hastanın zarar görmemesi adına mesleki tüm şartları yerine getirdiği, gerekli tedbirleri noksansız aldığı, uygun tedaviyi belirleyip uyguladığı, nadir de olsa görülebilecek olumsuz sonuçlara karşı aydınlatarak rıza aldığı ve eseri beklenen amaca uygun tamamlayarak teslim ettiği takdirde ücrete hak kazanır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/19891, K. 2016/13962Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2015/19891 E.  ,  2016/13962 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 06.12.2016 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil ve vekili Av…. geldi. Karşı taraf davalı asil ve vekili Av…. geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı dava dilekçesinde; davacının, 2007 yılının Eylül ayında davalı ile davacıya yapılacak implant montajı ile porselen dişten oluşan alt/üst çene damak montajı için anlaştıklarını, davacının tedavinin tamamlanmasının ardından, çenesinde ağrı ve rahatsızlık hissettiğini ve alt çenesindeki protezlerin implantlarıyla beraber çıktığını, davalının, davacının şikayetlerini çenenin alışma süresinde olduğu ve şikayetlerinin zamanla geçeceğine yönelik beyanlarıyla geçirdiğini, ancak 2011 yılı Nisan ayında alt protezin 2 adet implantıyla beraber yerinden çıktığını, yapılan tetkiklerde davacının alt çene kemiklerinin zamanla ufalandığından bahisle davalının garantiyi üstlenmediğini, alt protezi iki adet implantlarıyla beraber yeniden çıkan davacının 2 ayrı diş hekimine kontrole gittiğini ve her iki hekiminde alt ve üst çeneye çakılan implantların eğik olarak çakıldığından dolayı alt çene protezinin 3 yıl gibi kısa bir sürede üzerinde 2 implantla beraber yerinden çıktığını belirttiklerini, davacının davalı hakkında…Diş Hekimleri Odasına şikayette bulunduğunu, yapılan tespit sonucunda, davalının uyguladığı implant tedavi ve montajının hatalı olduğuna ilişkin görüş bildirildiğini, davalının söz konusu uygulama için gerekli ve yeterli planlamayı yapmadığını, uygulama için davacının bütün doğal dişlerinin davalı hekim tarafından çekildiğini, ayrıca estetik açıdan uygulama öncesinden daha kötü duruma geldiğini, sosyal güvenini kaybettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000 TL maddi, 20.000 TL manevi olmak üzere toplam 40.000 TL tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, yapılan işlemin hastanın normal dişli ağzındaki ölçülere uygun tasarlanıp, tatbik edildiğini, hiçbir hastaya protez için ömür boyu garanti verilmesinin mümkün olmadığını, alt protezlerin çıkma sebebinin davacının aşırı sigara kullanımı, sigarayı bırakmak için sürekli sakız çiğnemesi ve protezlerin temizlenmemesinden kaynaklandığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının ağız hijyenine dikkat etmemesi sebebiyle alt çenesindeki dişlerin döküldüğü gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; davalı diş hekiminin yükümlülüklerini yerine getirmediği, taahhütlerine ve tıbbın gereklerine uygun tedaviyi yapmadığı, uygulanan tedavinin başarısız olduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki akdi ilişki, TBK'nın 470 (BK. m. 355) ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.Davada, BK.nun 355 vd.maddelerinde yer alan eser sözleşmesi gereğince maddi ve manevi tazminat talep edilmektedir. Eser sözleşmesinde, işin uzmanı sayılan yüklenici, yapımını yüklendiği işi, özen borcu gereği olarak fen ve sanat kurallarına, sözleşme hükümlerine, kendisine duyulan güvene ve beklenen amaca uygun şekilde yapmakla ödevlidir. Eser sözleşmelerini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Zira; eser sözleşmesinde bir eserin, sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf yani yüklenici, işin mahiyeti gereği işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapması ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınmasıdır. Eserin, sözleşmede kararlaştırılan niteliklerine, ya da iş sahibinin beklediği amaca uygun olmaması veya lüzumlu bazı vasıflardan bir ya da bir kaçının bulunmaması halinde ayıplı yapıldığının kabulü gerekir. Eser sözleşmesinde, yüklenici belli bir sonucu (eser) taahhüt ettiğinden sonuç gerçekleşirse, yüklenici borcunu ifa etmiş sayılır ve ücrete hak kazanır. Buna göre yüklenici, hastası olan davalının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmişse; somut durumun gerektirdiği tedbirleri noksansız biçimde almışsa, uygun tedaviyi belirleyip uygulamışsa, uygulanan tedavide nadir de olsa görülebilecek olumsuz sonuçlara dair davalıyı aydınlatıp uyarmış ve davalının bu hususta rızasını almışsa, eserini iş sahibi davalının ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayarak teslim etmişse ücrete hak kazanır. Davacı tarafından, davalı diş hekimi hakkında yapılan şikayet üzerine…Diş Hekimleri Odası 19.07.2012 tarihli kararı ile bilirkişi raporunda hatalı protez planlaması varlığından bahsedilmekte ise de, doktorun mesleğini kusurlu uyguladığı yönünde yeterli kanaat oluşmaması sebebiyle disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, davalının bu karara itirazı üzerine Türk Diş Hekimleri Birliği'nin 09.01.2013 tarihli kararı ile ; davacının itirazı kabul edilerek yeniden değerlendirilmek üzere dosyanın ilgili odaya iadesine karar verilmiş,…Diş Hekimleri Odası yeniden yapılan değerlendirme sonucunda 26.03.2013 tarihli karar ile, implant ve protezlerde oluşan problemin, hastanın gerekli kontrollere gelmemesi, problemlerle ilgili hekime başvuruda gecikmesi, ağız hijyeninin sağlanmaması, sürekli sakız çiğnenmesi nedeniyle dikey yönde gelen istenmeyen baskıların komplikasyonu olarak değerlendirilmiş ve diş hekimine disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, davacı bu karara karşı idare mahkemesinde dava açmıştır. Somut olayda; …Üniversitesi diş hekimlerinden oluşan üçlü bilirkişi kurulunca hazırlanan 20.09.2013 tarihli raporun sonuç kısmında; "alt ve üst çeneye uygulanan tedavi planlamasının hatalı olduğu, hastanın ağız bakımının kötü olmasının tedavinin başarısızlığında önemli bir etkiye sahip olduğu" belirtilmiştir. Tarafların rapora itirazları doğrultusunda, mahkemece, kusur ve davacının talep edebileceği tedavi gideri açısından dosyanın Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine gönderilerek, Oran İmplantoloji bölümünden üç kişilik akademisyen bilirkişi heyetinden yeniden rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişiler raporlarını heyetçe hazırlamamış ferdi olarak raporlarını sunmuşlar, raporlarında diş hekimi tarafından yapılan tedavinin bedeli hakkında görüşlerini belirtmişler alt çenedeki implantların düşmesinde davacının ağız bakımının kötü olması nedeniyle davacıya yüklenebilecek kusur bulunup bulunmadığı hususunda ise mevcut duruma göre yorum yapılamayacağını belirtmişler, davalı diş hekimince yapılan tedaviye ilişkin raporlarında bir görüş belirtmemişlerdir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında bu yönde bir bilgi olmamasına karşın davacının ağız hijyenine dikkat etmemesi sebebiyle alt çenesindeki dişlerin döküldüğü kanaatine varılarak dava reddedilmiştir. Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş, davacı tarafça idare mahkemesinde açılan dava dosyasının da getirtilerek üniversitelerin diş hekimliği fakültelerinden seçilecek uzmanlardan oluşturulacak bir heyetten yukarıda belirtilen eser sözleşmesine ilişkin genel açıklamalar doğrultusunda rapor alınarak, davacının diş tedavisinin amacına ulaşıp ulaşmadığı, davalının yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, taahhütlerine ve tıbbın gereklerine uygun tedaviyi yapıp yapmadığının açıklattırılmasının istenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması olmalıdır. Eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.350 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilen ilişkilerde eserde ayıp bulunması hâlinde Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesi uyarınca iş sahibi belirli seçimlik haklara sahiptir. Eser iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönülebilir; eser alıkonularak ayıp oranında bedelden indirim istenebilir ya da aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılması talep edilebilir. Ayrıca iş sahibinin genel hükümlere göre tazminat talep etme hakkı saklıdır. Eser iş sahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa iş sahibi sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 475Kaynağı aç
MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme. 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. c. İşsahibinin sorumluluğu

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/12780 Esas, 2016/5642 Karar sayılı ilamına göre onarım hakkının seçilmesi hâlinde iş sahibi, gideri yükleniciye ait olmak üzere bunun yapılmasını üçüncü bir kişiye verebilir ve bundan doğan giderleri yükleniciden tazminat olarak isteyebilir. Bununla birlikte anılan kararda açıklandığı üzere iş sahibi, hem yanlış teşhis ve tedavi sebebiyle ödenen bedeli hem de yaptırılan onarım bedelini birlikte talep edemez; seçimlik haklardan birini kullanmalıdır.

Kliniklerin Sorumluluğu ve Görevli Yargı Yolu

Özel diş klinikleri veya sağlık kuruluşları sundukları hizmetin organizasyonundan, kullanılan cihaz ve malzemelerden, sterilizasyon koşullarından, hasta kayıtlarının tutulmasından, personel seçiminden, randevu ve takip sisteminden kaynaklanan kusurlar sebebiyle sorumlu tutulabilir.

Özel diş kliniği ile hasta arasındaki ilişki birçok durumda tüketici işlemi sayılmakta; hasta hizmet alan tüketici, klinik veya hastane ise hizmet sunan taraf kabul edilmektedir. Bu nedenle özel klinik hatalarında görevli mahkeme çoğu zaman Tüketici Mahkemesi olabilmektedir. Ancak her dosyada bu sonuç otomatik değildir; serbest diş hekimi muayenehanesi, özel klinik, özel hastane, şirket bünyesinde sunulan hizmet, estetik amaçlı müdahale veya kamu kurumlarındaki tedavi ihtimalleri somut duruma göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Tüketici mahkemesi yoluna başvurulurken dava şartı arabuluculuk ve parasal sınırlar da dikkate alınmalıdır.

Tedavi devlet hastanesinde, ağız ve diş sağlığı merkezinde veya kamu üniversitesi diş hekimliği fakültesinde gerçekleştirilmişse sunulan hizmet kamu hizmeti vasfı taşır. Bu hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi durumunda idarenin hizmet kusuru gündeme gelebilir ve idari yargıda tam yargı davası açılması değerlendirilir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri şarttır. İsteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde tebliği izleyen günden itibaren veya istek hakkında 30 gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresinde dava açılabilir. Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde ise sonradan idari yargıda açılacak davalarda önceden idareye başvurma koşulu aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

Tazminat Kapsamı ve Yargılama Kuralları

Diş tedavisindeki kusurlardan doğan maddi tazminat davalarında, usulsüz veya hatalı işlem için ödenen paranın iadesi ile durumu düzeltmeye yönelik yeni harcamalar istenebilir. Bu çerçevede implantların yerinden çıkarılıp yeniden uygulanması, protezlerin yenilenmesi, greft ve sinüs lifting masrafları talep konusu yapılabilir. Ayrıca röntgen ve tomografi incelemeleri, muayene, ilaç ve yol giderleri ile kişinin geçici iş göremezliğinden veya iş gücü kaybından kaynaklanan zararlarının tazmini de talep edilebilir.

Manevi tazminat istemleri ise hekim kusuru sonucu hastanın maruz kaldığı bedensel ve ruhsal ızdırap, tedavi esnasındaki ağrılı süreç, çiğneme ve konuşma yetilerinin bozulması, kalıcı his kayıpları veya yüz yapısındaki görünüm bozukluğu temeline dayanır. Ayrıca uzun süre dişsiz kalmanın getirdiği estetik rahatsızlıklar ile buna bağlı yaşanan özgüven kaybı ve sosyal çevreden uzaklaşma durumları da manevi tazminatın gerekçeleri arasında yer alır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinde yer alan taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkim tarafların talepleriyle bağlı olup talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/12780 Esas, 2016/5642 Karar sayılı kararında da talep miktarının aşılarak daha yüksek bir maddi tazminata hükmedilmesi bozma sebebi yapılmıştır.

Bilirkişi İncelemesi ve Delillerin Korunması

Diş hekimliği uyuşmazlıkları teknik nitelik taşıdığından hekimin yükümlülüklerine ve tıbbın gereklerine uygun tedavi yapıp yapmadığı uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak tespit edilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/19891 Esas, 2016/13962 Karar sayılı ilamına göre mahkemece üniversitelerin diş hekimliği fakültelerinden seçilecek uzman heyetten rapor alınmalıdır. Dosyanın ve uyuşmazlığın niteliğine göre bilirkişi heyetinde ağız, diş ve çene cerrahisi, periodontoloji, protetik diş tedavisi, endodonti, ortodonti veya radyoloji uzmanı diş hekimlerinin bulunması gündeme gelebilir.

Yargılama öncesinde mevcut deliller toplanmadan veya delil tespiti yaptırılmadan implantların sökülmesi veya tedavinin tamamen değiştirilmesi halinde önceki hatanın ispatı güçleşebilir.

Cezai ve İdari İzin Süreci

Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimlerinin muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi uygulamaları nedeniyle yapılan soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır ve soruşturma izni Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. ek 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurumları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine dair yasal süreler iki kat olarak uygulanır ve Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kurul, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen Bakan yardımcısı başkanlığında genel müdürler veya yardımcıları ile cerrahi ve dahili branşlardan iki hekim olmak üzere yedi üyeden teşekkül eder; üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanıp karar alır ve çekimser oy kullanılamaz. Kurul üyeleri rücu kararları sebebiyle görevin gereklerine aykırı hareket ettikleri kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla saptanmadıkça mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz.

Kamu kurumları ve Devlet üniversitelerinde görevli hekim ve diş hekimlerinin tıbbi işlemleri sebebiyle idarece ödenen tazminatın rücu edilip edilmeyeceğine Kurul tarafından bir yıl içinde karar verilir. Devlet üniversitelerinde görev yapanlar yönünden ise üniversite tarafından altı ay içinde nihai karar tesis edilir. İdare, kesinleşen mahkeme ilamı uyarınca avukatlık vekalet ücreti ve yargılama masrafları dahil tazminatı ödedikten sonra sağlık meslek mensubunun yerine geçer ve kusur oranında zorunlu mali mesleki sorumluluk sigortasından talepte bulunur.

İmplantın tutmaması tek başına diş hekiminin kusurlu olduğunu gösterir mi?

Hayır, implantın tutmaması, ağrı veya revizyon ihtiyacı bazı durumlarda komplikasyon sayılabilir; ancak eksik muayene, hatalı planlama, yanlış cerrahi teknik, sinir hasarı veya aydınlatma eksikliği gibi hallerde hekimin hukuki sorumluluğu gündeme gelir.

Diş ameliyelerinde hastadan muvafakat alınması zorunlu mudur?

1219 sayılı Kanun'un 70. maddesi gereğince diş tabiplerinin yapacakları her türlü ameliye için hastanın veya veli/vasisinin önceden muvafakati alınmalıdır; büyük cerrahi ameliyelerde bu muvafakatin yazılı olması şarttır ve muvafakat elektronik ortamda da temin edilebilir. Kişinin veli veya vasisi yoksa ya da ifadeye muktedir değilse muvafakat aranmaz.

Ayıplı yapılan protez veya implant üçüncü bir hekime düzelttirilebilir mi?

Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, eser sözleşmesinde onarım seçimlik hakkını kullanan iş sahibi, gideri yüklenici hekime ait olmak üzere onarımın üçüncü bir kişiye yaptırılmasını isteyebilir ve bundan doğan giderleri tazminat olarak talep edebilir. Bununla birlikte hatalı uygulamanın bedeli ile yeni onarım masrafı aynı anda birlikte talep edilemez; kanunun tanıdığı seçimlik haklardan birinin kullanılması gerekir.

Kamu hastanesinde yapılan hatalı diş tedavisinde nasıl bir yol izlenir?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca eylemin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde 5 yıl içinde ilgili idareye başvurulması gerekir; talebin reddi veya 30 gün içinde cevap verilmemesi durumunda dava süresi içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu