Devre Mülk ve Devre Tatil Sözleşmesinden Cayma Hakkı

by Avukat Erdal Ersoy
Devre Mülk ve Devre Tatil Sözleşmesinden Cayma Hakkı

Devre Mülk ve Devre Tatil Ayrımı ile Yasal Çerçeve

Devre mülk sistemi, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu çerçevesinde mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı ya da bağımsız bölümün paydaşları yararına senenin muayyen dönemlerinde istifade imkânı tanıyan ve ortak mülkiyet payına bağlı olarak tesis edilen bir irtifak hakkıdır. Buna karşılık devre tatil sözleşmeleri, tüketicilere bir gayrimenkulden yahut konaklama tesisinden belirli zaman dilimlerinde yararlanma yetkisi tanıyan, doğrudan ayni hak doğurmayabilen hizmet temelli hukuki ilişkilerdir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 50 kapsamında, kanuni devre mülk sözleşmeleri haricinde tüketicilerle tapu payına veya ayni hakka dayanan devre tatil ilişkisi kurulamaz; tüzel kişilik ortaklığı ya da sivil toplum kuruluşu üyeliği vasıtasıyla bu hak tanınamaz ve devre tatil anlaşmaları en fazla on yıllık süre için akdedilebilir.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 50Kaynağı aç
MADDE 50- (1) Devre tatil sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı veren sözleşmelerdir. (2) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre tatil sözleşmeleri ile sağlanan hakkın şahsi veya ayni bir hak olması ya da devre tatil satışının finansal kiralama ile yapılması bu maddenin uygulanmasını engellemez. 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun sekizinci bölümü hükümleri kapsamında kurulan devre mülk hakkı veren sözleşmeler hariç olmak üzere, tüketicilerle mülkiyet payına bağlı ayni hak sağlayan devre tatil sözleşmesi kurulamaz. Kooperatif veya ticaret şirketi ortaklığı ya da dernek veya vakıf üyeliği suretiyle devre tatil hakkı tanınamaz. Devre tatile konu mal üzerinde ayni hak sahibi olmayanlar devre tatil satışı yapamaz. (3) Uzun süreli tatil hizmeti sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye, belirlenen süre zarfında konaklamaya veya konaklama ile birlikte seyahat ya da diğer hizmetlerin beraber sunulduğu durumlara ilişkin indirim yahut diğer menfaatlerden faydalanma hakkı verilen sözleşmelerdir. (4) Tüketicilere aşağıdaki sözleşmelerin kurulmasından en az bir gün önce, Bakanlıkça belirlenen hususları içeren ön bilgilendirme formu verilmesi zorunludur: a) Devre tatil sözleşmeleri b) Uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri c) Değişim sözleşmeleri ç) Satıcı veya sağlayıcının, devre tatil veya uzun süreli tatil hizmetinin alınıp satılması hususunda tüketiciye yardımcı olduğu yeniden satış sözleşmeleri. (5) Mesafeli satış yöntemiyle kurulan sözleşmeler hariç olmak üzere satıcı veya sağlayıcı, tüketicinin kendi el yazısıyla sözleşme tarihini yazmasını ve sözleşmeyi imzalamasını sağlamakla yükümlüdür. Yazılı veya mesafeli olarak kurulan bu sözleşmelerin bir nüshasının kâğıt üzerinde veya kalıcı veri saklayıcısı ile tüketiciye verilmesi zorunludur. Daha ağır şekil şartları öngören kanun hükümleri saklıdır. (6) Tüketici, on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma süresi dolmadan satıcı veya sağlayıcı, tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez. (Ek cümleler:24/3/2022-7392/8 md.) Bu yasağa rağmen, tüketiciden herhangi bir bedel alınması durumunda alınan bedel tüketiciye derhâl iade edilir. Ayrıca tüketiciyi borç altına sokan her türlü belge tüketici yönünden geçersizdir. Devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri ve bu sözleşmelerle birlikte düzenlenmiş olan yeniden satım, değişim ve ilgili diğer tüm sözleşmeler cayma hakkının kullanılması ile birlikte kendiliğinden sona erer.[11] (7) Tüketicinin ödeyeceği bedel, kısmen veya tamamen satıcı veya sağlayıcı ile kredi veren arasındaki anlaşmaya dayanılarak bir kredi veren tarafından karşılanıyorsa, tüketicinin sözleşmeden cayması ve buna ilişkin bildirimin cayma süresi içinde ayrıca kredi verene de yöneltilmesi hâlinde, bağlı kredi sözleşmesi de herhangi bir tazminat veya cezai şart ödeme yükümlülüğü olmaksızın sona erer. (8) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre mülk hakkı veren sözleşmeler de dâhil olmak üzere tüketicilerle ön ödemeli devre tatil sözleşmesi kurulamaz. (9) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre mülk hakkı veren sözleşmeler hariç olmak üzere, devre tatil sözleşmeleri en fazla on yıl için kurulur. (10) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Tüketici, şahsi hak sağlayan devre tatil sözleşmesinden kaynaklanan tatil hakkını belirli bir dönem için kullanmayacağını tatilin başlayacağı tarihten en az doksan gün önce sağlayıcıya bildirirse, o dönem için tüketiciden herhangi bir isim altında bedel talep edilemez. (11) Devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti, yeniden satım, değişim sözleşmeleri ve ön bilgilendirmenin içeriği, tüketici ile satıcı ve sağlayıcının hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı (…)[12] ile diğer uygulama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir. Paket tur sözleşmeleri
634 sayılı KAT MÜLKİYETİ KANUNU m. 57Kaynağı aç
Madde 57 – (Ek: 10/6/1985-3227/1 md.) Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir. Bu hakka devre mülk hakkı denir.

Kanuni Cayma Hakkı ve On Dört Günlük Süre

Devre tatil ve devre mülk hakkı veren sözleşmelerde tüketici, 6502 sayılı Kanun m. 50/6 uyarınca on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkının usulüne uygun şekilde kullanılmasıyla birlikte tüketici sözleşmeden doğan edim yükümlülüklerinden kurtulur ve tarafların birbirlerine ifa ettikleri edimleri karşılıklı iade etmesi gerekir. Devre tatil veya uzun süreli tatil hizmeti sözleşmesinden cayılması hâlinde, bu sözleşmeyle birlikte akdedilmiş olan yeniden satım, değişim ve ilgili diğer tüm bağlı sözleşmeler de kendiliğinden sona erer.

Ön Bilgilendirme Yükümlülüğü ve Sözleşmenin Kurulması

Devre tatil sözleşmelerinin kurulmasından en az bir gün önce Bakanlıkça belirlenen hususları içeren ön bilgilendirme formunun tüketiciye sunulması kanunen zorunludur. Mesafeli satış yöntemi hariç, satıcı veya sağlayıcı tüketicinin sözleşme tarihini kendi el yazısıyla yazmasını ve sözleşmeyi imzalamasını sağlamakla, ayrıca sözleşmenin bir nüshasını kâğıt üzerinde veya kalıcı veri saklayıcısıyla teslim etmekle yükümlüdür. Cayma süresinin başlangıcı yalnızca sözleşmenin imzalandığı tarihle sınırlı değerlendirilmez; ön bilgilendirme formunun ve sözleşme örneğinin verilmesi ile yasal bilgilendirmelerin yapılması sürenin hesabında dikkate alınır. Tüketiciye kanuni bilgilendirmelerin hiç yapılmaması veya eksik bırakılması durumunda cayma süresinin değerlendirilmesinde farklı hukuki sonuçlar doğar. Ayrıca devre mülk hakkı veren sözleşmeler de dâhil olmak üzere tüketicilerle ön ödemeli devre tatil sözleşmesi kurulamaz.

Cayma Bildiriminin Şekli ve İspat Unsurları

Cayma iradesinin sözlü veya telefon görüşmesi yoluyla iletilmesi ispat bakımından yeterli olmayabileceğinden, bildirimin yazılı şekilde yapılması hukuki güvenlik açısından önem taşır. Bildirimin noter kanalıyla yapılması, yazılı başvuru ile sunulması veya ispat sağlayan elektronik posta yöntemleriyle iletilmesi ispat güvencesi sunar. Tüketicilerin gönderilen belgelerin nüshalarını, sözleşme metnini, ödeme dekontlarını, tanıtım evraklarını ve yapılan yazışmaları olası uyuşmazlıklara karşı muhafaza etmesi gerekir.

Hizmetin Fiilen Kullanılmaması ve Tecrübe Koşulu

Tanıtım amacıyla davet edilerek tecrübe ve muayene koşuluyla kurulan devre tatil sözleşmelerinde cayma hakkı süresi ancak hizmetin fiilen ifası, yani tatil hakkının kullanılması ile işlemeye başlar. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2012/9561 Esas ve 2012/12959 Karar sayılı ilamı gereğince, tüketici devre tatil hakkını fiilen kullanmadığı sürece sözleşme askıdadır ve tecrübe gerçekleşmedikçe cayma hakkı süresi başlamadığından cayma hakkının kullanılması mümkündür. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2013/32725 Esas, 2014/14789 Karar ve 2013/11777 Esas, 2013/12871 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, tüketici tatil hakkını fiilen kullanmadığı sürece sözleşme askıda kalmayı sürdürür; bu aşamada ihtar veya dava yoluyla cayma hakkı kullanıldığında sözleşmenin feshi, ödenen satış bedeli ile aidatların iadesi ve borçlandırıcı senetlerin iptali talep edilebilir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2012/9561, K. 2012/12959Kaynağı aç
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2012/9561 E.  ,  2012/12959 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki tüketici tarafından açılan Devre Tatil Sözleşmesi Kaynaklanan davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, ailesiyle birlikte tatil yaparken davalı şirketin sahibi olduğu devremülk sitesine davet edildiklerini, davalı şirket elamanlarının devre tatil sözleşmesi yapma hususunda kendilerini ikna etmeleri üzerine sözleşme imzaladığını, devre tatil hakkını hiç kullanmadığını sözleşmeden doğan borcun tamamını ödediğini, cayma belgesi verilmediğini belirterek sözleşmenin feshine ve ödenen bedelin tahsiline karar verilmesi istemiştir. Davalı, davacının tesisi görerek sözleşmeyi imzaladığını, kapıdan satışın söz konusu olmadığını süresinde cayma hakkını kullanmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, sözleşmenin geçersiz olmasına ragmen davacı tarafından benimsendiği, cayma hakkının süresinde kullanılmadığı, uzun süre sonra fesih hakkının kullanılmasının iyiniyet kuralı ile bağdaşmayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, ailesi ile tatile çıktığı dönemde Kuşadası’nda davalıya ait tesiste davalı şirket elemanlarınca aldatıcı vaat ve taahhütler ile ve psikolojik baskı altında devre tatil sözleşmesini imzaladığını, sözleşmeden doğan tüm bedeli ödediğini, devre tatil hakkını hiç kullanmadığını belirterek, … olduğu bedelin iadesi istemiyle eldeki davayı açmış, 2012/9561-12959 davalı ise davacının tesisleri bizzat görerek sözleşmeyi imzaladığını, cayma hakkının da süresinde kullanılmadığını savunmuştur. 4822 Sayılı Yasa ile değişik 4077 Sayılı TKHK'nun 8/1 maddesinde, “kapıdan satış, işyeri, fuar, panayır gibi satış mekânları dışında önceden mutabakat olmaksızın yapılan tecrübe ve muayene koşullu satışlardır.” şeklinde tanımlanmış olup, davacının, hediye tatil kazandığı belirtilerek davet üzerine gitmiş olduğu davalıya ait tesiste, daha önceden düşünmediği ve devre tatil satın almak için de gitmediği halde, yapılan tanıtımlar üzerine hazırlıksız bulunduğu bir sırada imzalamış olduğu 05.08.2006 tarihli sözleşmenin, kapıdan satış şeklinde yapıldığının kabulü gerekir. Bu tip satışlar, tecrübe ve muayene koşullu satışlardan olduğundan, cayma hakkı ancak hizmetin ifasından sonra, başka bir ifade ile tatil hakkı kullanıldıktan sonra işlemeye başlayacak olup, bu süre içinde sözleşme askıdadır. Davacının devre tatil hakkını kullanmadığı, davalının da kabulünde olup, bu durumda cayma hakkını kullanma süresi henüz başlamamış olduğundan, davacının cayma hakkını kullanması mümkündür. O halde, mahkemece sözleşmenin feshi ile ödenen bedelin iadesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA,21.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2013/32725, K. 2014/14789Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2013/32725 E.  ,  2014/14789 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa 1. Tüketici Mahkemesi TARİHİ : 21/03/2013 NUMARASI : 2012/1714-2013/474 Taraflar arasındaki devre tatil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, tanıtım amacıyla götürüldüğü restoranda, yapılan tanıtıma katıldığını,devre tatil satın alma düşüncesi olmadığı halde psikolojik baskı ile 24.11.2011 tarihli sözleşme ile 10 yıllık devre tatil satın aldığını ancak tatil hakkını hiç kullanmadığını,satın alırken başkalarına satış yapabileceği söylendiği halde böyle bir imkanın olmadığının bildirildiğini,davalı firmaya karşı güvenini sarsıldığını bildirerek sözleşmenin iptali ile yaptığı ödemelerinin tahsilini ve senetlerinin iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, sözleşmenin davalı tarafından benimsendiğini, davacıya cayma belgesinin verildiğini, süresinde cayma hakkını kullanmadığını, ayrıca sözleşmenin kapıdan satış niteliğinde olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, sözleşmenin feshi için haklı bir neden bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Devre tatil sözleşmeleri BK.nun 19/1 maddesine dayanılarak sözleşme özgürlüğü prensibi içerisinde yapılan sözleşmelerdir. Bu sözleşme B.K.nun da düzenlenen sözleşme tiplerinden biri olmadığından atipik sözleşmelerdir. Atipik sözleşmeleri devre tatil sözleşmeleriyle ilgili olanları ise yasanın tanımladığı değişik akit tiplerini kapsadığından (hizmet,kira,vekalet,satış gibi) karma sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır. Sözleşmenin Heybeli restoran da yapılan tanıtım toplantısında imzalandığı ileri sürülmüştür. Yine sözleşmenin birinci sayfasında tüketiciye cayma hakkı tanınmış olması ancak süresinde bu hakkını kullanmadığını bildirdiğinden taraflar arasında kapıdan satış hükümlerinin benimsendiği, yukarıda açıklanan tanıma uygun olarak 24.11.2011 tarihinde sözleşme yapıldığı anlaşılmaktadır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 1. maddesinde kanunun amacının ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek olduğu anlaşılmaktadır. Şu haliyle tüketici kanununda yer alan hükümler buyurucu nitelikte hükümler olup, tarafların sözleşme serbestisi ilkeleri çerçevesinde imzalayacakları sözleşmelerin yasanın bu buyurucu hükümlerine aykırı olmaması gerekir. Taraflar arasında yapılan devre tatil sözleşmesi yasanın tanımını yaptığı 8. ve 9. maddelerinde belirlenen kapıdan satış niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Kapıdan satışlar işyeri, fuar, panayır gibi satış mekanları dışında önceden mütabakat olmaksızın yapılan tecrübe ve muayene koşullu satışlar olarak tanımlandıktan sonra, aynı yasa maddesinde bu tür satışlarda tüketicinin 10 günlük tecrübe ve muayene süresi sonuna kadar malı kabul veya hiçbir gerekçe göstermeden reddetmekte serbest olduğu vurgulanmıştır. Yasanın 9. maddesinde ise satıcının hazırladığı sözleşme, fatura veya tesellüm makbuzu ile birlikte, en az 12 punda siyah koyu harflerle yazılmış ve içeriği yasada açıklanan cayma belgesini vermeyi satıcıya yükümlülük olarak getirmiştir. Somut olayda satıcının davacıya cayma bildirim belgesini verdiği dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken konu bu tür satışlarda yasanın 8/2. maddesinde kararlaştırılan cayma hakkının ne zaman başlayacağı yönü üzerinde durmak gerekir. Az yukarıda açıklandığı gibi satışın tecrübe ve muayene koşullu olduğu açık ve belirgin bulunduğuna göre, cayma süresinin malın teslimi ile sözleşmenin aynı tarihte yapılması durumunda sözleşmenin düzenlendiği tarihten, malın tüketiciye teslimi sözleşmenin imzalandığı tarihten sonra ise, malın teslim tarihinden, mesafeli satışlar da malın tüketiciye ulaştığı tarihten, hizmet edimlerinde ise hizmet ediminin tüketiciye ifa edildiği anda işlemeye başlayacağının kabulü gerekir. B.K.nun 219-221. maddelerinde tecrübe ve muayene şartlı satım alıcının malı tecrübe ve malı muayene edip tasvip etmesi irade şartına bağlı olarak yapılan satım olarak tanımlanmıştır. 4077 sayılı kanunun 8. maddesinde düzenlenen satışlar ise B.K.nun anlamında tecrübe ve muayene şartıyla satışlardan olup burada sözleşmeden dönme hiçbir objektif koşula bağlanmamış, tamamen tüketicinin iradesine bırakılmıştır. Sözleşmenin taraflarca imzalanması ile cayılıp cayılmayacağının bildirilmesi arasında süresinde sözleşme henüz hükümlerini doğurmaz. Sözleşmenin hükümleri bu aşamada askıda olup, tüketici bu süre içinde caymazsa sözleşme başladığından itibaren hükümlerini doğurur, cayması halinde başlangıcından itibaren hüküm doğurmaz. Taraflar arasında devre tatil satış sözleşmesi imzalanmakla birlikte,davacı tüketici tatil hakkını kullanmamıştır.Davacı eldeki dava ile cayma hakkını kullanarak sözleşmenin feshini ve ödemelerinin iadesini talep ettiğinden cayma hakkının süresinde kullanıldığının kabulü gerekir.Mahkemece, davacının cayma hakkını süresinde kullanması nedeniyle sözleşmenin feshi ile yaptığı ödemelerinin tahsiline ve senetlerin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 8.5.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2013/11777, K. 2013/12871Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2013/11777 E.  ,  2013/12871 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı,hediye tatil verileceği söylenerek … Otelde yapılan tanıtıma katıldığını,devre tatil satın alma düşüncesi olmadığı halde davalı ile Ilgaz … Resort için 10.2.2009 tarihli sözleşme ile 2048 yılına kadar kullanmak üzere devre tatil satın aldığını ancak basında duyduğu dolandırıcılık haberleri üzerine ayrıca aidatlara da zam yapılması nedeniyle cayma hakkını 9.1.2012 tarihinde kullandığını ayrıca devre tatil hakkını kullanmadığını bildirerek sözleşmenin iptali ile 14.000 TL satış bedeli ile 450 Dolar aidat bedelinin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, sözleşmenin davalı tarafından benimsendiğini, davacıya cayma belgesinin verildiğini süresinde cayma hakkını kullanmadığını ayrıca sözleşmenin kapıdan satış niteliğinde olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, sözleşmenin davalı tarafından benimsendiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Devre tatil sözleşmeleri BK.nun 19/1 maddesine dayanılarak sözleşme özgürlüğü prensibi içerisinde yapılan sözleşmelerdir. Bu sözleşme B.K.nun da düzenlenen sözleşme tiplerinden biri olmadığından atipik sözleşmelerdir. Atipik sözleşmeleri devre tatil sözleşmeleriyle ilgili olanları ise yasanın tanımladığı değişik akit tiplerini kapsadığından(hizmet,kira,vekalet,satış gibi) karma sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır.Dosyaya ibraz edilen sözleşmede … Parksa Otelde yapılan tanıtım toplantısında imzalandığı belirtilmektedir.Yine sözleşmenin başlık kısmında tüketiciye cayma hakkı tanınmış olması ve davalının da cayma belgesinin düzenlenip verildiğini ancak süresinde bu hakkını kullanmadığını bildirdiğinden taraflar arasında kapıdan satış hükümlerinin benimsendiği, yukarıda açıklanan tanıma uygun olarak 10.2.2009 tarihinde sözleşme yapıldığı anlaşılmaktadır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 1. maddesinde kanunun amacının ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak tüketicinin … ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek olduğu anlaşılmaktadır. Şu haliyle tüketici kanununda yer alan hükümler buyurucu nitelikte hükümler olup, tarafların sözleşme serbestisi ilkeleri çerçevesinde imzalayacakları sözleşmelerin yasanın bu buyurucu hükümlerine aykırı olmaması gerekir. Taraflar arasında yapılan devre tatil sözleşmesi yasanın tanımını yaptığı 8. ve 9. maddelerinde belirlenen kapıdan satış niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Kapıdan satışlar işyeri, fuar, panayır gibi satış mekanları dışında önceden mütabakat olmaksızın yapılan tecrübe ve muayene koşullu satışlar olarak tanımlandıktan sonra, aynı yasa maddesinde bu tür satışlarda tüketicinin 7 günlük tecrübe ve muayene süresi sonuna kadar malı kabul veya hiçbir gerekçe göstermeden reddetmekte serbest olduğu vurgulanmıştır. Yasanın 9. maddesinde ise satıcının hazırladığı sözleşme, fatura veya tesellüm makbuzu ile birlikte, en az 12 punda siyah koyu harflerle yazılmış ve içeriği yasada açıklanan cayma belgesini vermeyi satıcıya yükümlülük olarak getirmiştir. Somut olayda satıcının davacıya cayma bildirim belgesini verdiği dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken konu bu tür satışlarda yasanın 8/2. maddesinde kararlaştırılan cayma hakkının ne zaman başlayacağı yönü üzerinde durmak gerekir. Az yukarıda açıklandığı gibi satışın tecrübe ve muayene koşullu olduğu açık ve belirgin bulunduğuna göre, cayma süresinin malın teslimi ile sözleşmenin aynı tarihte yapılması durumunda sözleşmenin düzenlendiği tarihten, malın tüketiciye teslimi sözleşmenin imzalandığı tarihten sonra ise, malın teslim tarihinden, mesafeli satışlar da malın tüketiciye ulaştığı tarihten, hizmet edimlerinde ise hizmet ediminin tüketiciye ifa edildiği anda işlemeye başlayacağının kabulü gerekir. B.K.nun 219-221. maddelerinde tecrübe ve muayene şartlı satım alıcının malı tecrübe ve malı muayene edip tasvip etmesi irade şartına bağlı olarak yapılan satım olarak tanımlanmıştır. 4077 sayılı kanunun 8. maddesinde düzenlenen satışlar ise B.K.nun anlamında tecrübe ve muayene şartıyla satışlardan olup burada sözleşmeden dönme hiçbir objektif koşula bağlanmamış, tamamen tüketicinin iradesine bırakılmıştır. Sözleşmenin taraflarca imzalanması ile cayılıp cayılmayacağının bildirilmesi arasında süresinde sözleşme henüz hükümlerini doğurmaz. Sözleşmenin hükümleri bu aşamada askıda olup, tüketici bu süre içinde caymazsa sözleşme başladığından itibaren hükümlerini doğurur, cayması halinde başlangıcından itibaren hüküm doğurmaz. Taraflar arasında devre tatil satış sözleşmesi imzalanmakla birlikte,davacı tüketici tatil hakkını kullanmamıştır.Davacı 9.1.2012 tarihinde davalıya gönderdiği ihtarla cayma hakkını kullanarak sözleşmenin feshini ve ödemelerinin iadesini talep ettiğinden cayma hakkının süresinde kullanıldığının kabulü gerekir. Mahkemece, davacının cayma hakkını süresinde kullanması nedeniyle sözleşmenin feshi ile yaptığı ödemelerinin tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.05.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Mahkemece,taraflar arasında imzalanan devre tatil sözleşmesinin kapıda satış sözleşmesi niteliğinde olduğu, davacının tatil hakkını kullanabilecek durumda iken kullanmadığı,ödemelerini de yaparak sözleşmeyi benimsediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 4077 sayılı yasanın 8. maddesinde düzenlenen satışlar, tecrübe ve muayene koşullu satışlardandır. Alıcı bu madde kapsamına göre satın aldığı malı tecrübe ve muayene etmedikçe cayma hakkını kullanabilecektir. Ancak her hakkın sınırları olduğu gibi bu hakkında sınırları olmalı ve bu hak kullanılırken satıcının zararlarının azaltılması da düşünülmelidir. Bu tür sözleşmede satıcı bedeli de aldığı için sattığı malı başkasına pazarlamaktan vazgeçip sattığı malı alıcının kullanımına hazır tutmak amacıyla bir takım külfetler altına girmektedir. Normalde alıcıdan beklenen satın aldığı malı bir an önce tecrübe ve muayene edip, kullanacaksa cayma hakkını kullanmasıdır. Alıcı nasılsa benim böyle bir yasal hakkım var istediğim zaman istediğim gibi kullanırım şeklinde bir düşünceye sahip olmamalıdır. Satış bedelini de ödeyip satıcıya malı aldığı konusunda güvence veren alıcının ben malı tecrübe ve muayene etmedim diye 3 yıl sonra cayma hakkını kullanıp sözleşmenin iptalini ve ödediği paranın iadesini istemesi bir hakkın kötüye kullanılmasıdır.Medeni Kanun hükümlerine göre de bir hakkın kötüye kullanılması himaye edilemeyeceğinden davanın reddine ilişkin kararın onanması gerekir.Kararın bu nedenlerle sayın çoğunluğun görüşünden farklı olarak onanması gerektiği görüşündeyim.

Tapulu Taşınmazlarda Resmî Şekil Şartı ve Geçersizlik

Tapulu taşınmazlarda mülkiyetin naklini amaçlayan sözleşmelerin hukuken geçerlilik kazanabilmesi için resmî şekilde akdedilmeleri zorunludur ve öngörülen bu şekil şartı ispat değil geçerlilik koşuludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2024/421 Esas ve 2025/381 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, kanunen aranan şekil zorunluluğu emredici nitelikte olup bu şarta uyulmaması sözleşmeyi geçersiz kılar; taraflarca ileri sürülmese dahi şekil noksanlığı yargılamanın her aşamasında hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir. Bu kapsamda ayni mülkiyet devri içeren ilişkilerde resmî şekle riayet edilmesi aranır. Öte yandan sözleşmelerde yer alan “iptal kabul edilmez”, “vazgeçilemez” veya “iade yapılmaz” türündeki kayıtlar, tüketicinin kanundan doğan cayma ve hak arama imkânlarını ortadan kaldırmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/421, K. 2025/381Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2024/421 E.  ,  2025/381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2516 E., 2023/2671 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 14.03.2023 tarihli ve 2021/2876 Esas, 2023/1512 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davacı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1690 ada 50 parsel sayılı taşınmazda yapılmakta olan inşaattan D Blok 3. kat 25 numaralı bağımsız bölümü 12.06.2015 tarihli harici satış sözleşmesiyle davalı şirketten satın aldığını, satış bedelinin ödendiğini, davalı şirketin taşınmazı muvazaalı olarak davalı …'ya tapuda devrettiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın müvekkili adına tesciline, mümkün olmaması hâlinde rayiç değerinin davalı şirketten tazminine karar verilmesini talep etmiş; 10.04.2019 tarihli dilekçesi ile de dava değerini 200.000,00 TL'ye yükselttiklerini beyan ederek, davalı şirkete yapılan ödemelerin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; davacının muvazaa iddiasının yerinde olmadığını, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı … İnş. . Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin borç para aldığı dava dışı … İnş. Oto. Kozmetik San. ve Tic. Ltd. Şirketinin baskı ve tehditleri nedeniyle dava konusu taşınmazı davalı …'ya devretmek zorunda kaldığını, müvekkilinin elinde olmayan nedenlerle daire sahiplerine devir yapamadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul Anadolu 6. Tüketici Mahkemesinin 09.07.2020 tarihli ve 2017/466 Esas, 2020/573 Karar sayılı kararı ile; inşaatın tamamlanma oranı dikkate alındığında dava konusu bağımsız bölümün satış sözleşmesi esaslarına göre teslim edilmesi imkanının kalmadığı ve tapu iptali ve tescil koşullarının oluşmadığı, davacı ile davalı şirket arasında 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un (TKHK) 40. maddesi kapsamında ön ödemeli konut satış sözleşmesi düzenlenmiş ise de resmî şekil şartına uyulmadığı, geçersiz sözleşmelerde ise herkesin aldığını iade etmekle yükümlü olduğu, dolayısıyla davalı şirkete yönelik bedel talebinin yerinde olduğu, davalı … yönünden ise bedel talebinin bulunmadığı ancak davanın açılmasına davalıların birlikte sebep olmaları nedeniyle her iki davalının da yargılama giderlerinden sorumlu olmaları gerektiği gerekçesiyle terditli bedel isteğinin kabulü ile 200.000,00 TL tutarın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline, davalı … yönünden bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı … vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli ve 2020/1902 Esas, 2020/1849 Karar sayılı kararı ile; davanın yüklenicinin temlikine dayalı olarak açıldığı, uygulamada bu tür uyuşmazlıkların 30.09.1988 tarihli ve 1087/2 Esas, 1988/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararı kapsamında çözüme ulaştırıldığı, ancak somut olayda bağımsız bölümün davacı alıcıya teslim edilmediği, dolayısıyla bahsi geçen içtihadı birleştirme kararı kapsamında tapu iptali ve tescil koşullarının oluşmadığı, bu nedenle hâlen kayıt maliki olan …'ya yapılan devir bakımından muvazaa iddiasının araştırılmasına gerek olmadığı, bu açıklamalar kapsamında tapu iptali ve tescil istemi ile davalı … yönünden davanın reddine karar verilmesi ve davalı …'nın yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davalı …'nın istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.2 maddesi gereğince hükmün ortadan kaldırılmasına, gerekçe ve hüküm düzeltilmek suretiyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine, tazminat isteminin kabulü ile 200.000,00 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 14.03.2023 tarihli ve 2021/2876 Esas, 2023/1512 Karar sayılı kararı ile; "… Somut olayda; davacı tüketici, davalı yüklenici şirketten 1690 ada 50 parsel sayılı taşınmazda Kat Mülkiyeti Kanunu'na tabi olarak yapmakta olduğu inşaattan, D blok 3. kat 25 numaralı bağımsız bölümü, 12.06.2015 tarihli harici satış sözleşmesiyle satın almış, satış bedelinin bir kısmını ödemiş ve sözleşmede bakiye satış bedelinin tapu devri sırasında ödeneceği ve teslim tarihinin 28.02.2016 olduğu kararlaştırılmıştır. Devam eden süreçte davalı, 1690 ada 50 parsel sayılı taşınmazda 17.08.2015 tarihinde kat irtifakı kurulmuş ve davaya konu taşınmaz 25.05.2016 tarihinde davalı yüklenici şirket tarafından davalı …'ye satış yoluyla devredilmiştir. Ayrıca, davalı şirket dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu bloğu % 53 seviyesinde tamamlayarak bırakmıştır. Başka bir anlatımla; davalı yüklenici şirket, davaya konu inşaatın yapımı sırasında inşaatı tamamlayabilmek için gerekli parayı temin etmek amacıyla ileride satışa konu bağımsız bölümün tapusunu vereceği hususunda davacı tarafta güven oluşturarak harici satış sözleşmesiyle dava konusu bağımsız bölümü davacıya satmış; ancak bu bağımsız bölümü taahhüt ettiği tarihte ve şekilde davacıya teslim etmemiştir. Diğer bir ifadeyle; arsa maliki ile yüklenici sıfatının birleştiği "yapsatçı" sıfatını taşıyan davalı şirket, kendi edimlerini süresinde yerine getirmemiştir. Bilindiği üzere; hukukumuzda hiç kimse kendi kusuruna dayalı olarak "hak" talebinde bulunamaz. Öte yandan; arsa sahibi ile yüklenici arasında yapılan inşaat sözleşmesi gereğince yüklenicinin arsa malikine karşı üstlendiği edimleri yerine getirip getirmediğinin araştırılması gereği de somut olayda bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; yukarıda değinilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı, gerekçesi ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gözetilerek mahkemece, davalı yüklenici şirket tarafından davalı …'ye yapılan devrin muvazaalı olup olmadığının araştırılması; muvazaa ispatlanırsa, ödenmeyen satış bedeli depo ettirilmesi ve sonucuna göre tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilâveten geçersiz bir sözleşmeye dayanarak tescil talebinde bulunan kimsenin bu davasının kabul edilebilmesi için dava açılmadan veya tescil kararı verilmeden önce taşınmazın mülkiyetinin üçüncü şahsa geçirilmemiş olması gerektiği, 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 Esas,1988/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davacının, yüklenici veya yapsatçı sıfatıyla davalının inşa etmekte olduğu binalardan bağımsız bölüm satın alarak malik sıfatıyla kullanması gerektiği, somut olayda ise dava konusu bağımsız bölümün davacıya teslim edilmediği, tapu devrinin de gerçekleştirilmediği, anılan İçtihadı Birleştirme Kararında aranan şartların oluşmadığı gerekçesiyle direnilme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; eksik incelemeye dayalı olarak hatalı şekilde karar verildiğini, tarafları aynı olan emsal davalarda tesis edilen hükümlerin dikkate alınmadığını, dava konusu sözleşmenin adi yazılı şekilde de yapılabileceğini, ayrıca muvazaanın bütün şartlarının gerçekleştiğini, yargılama giderlerinin de hatalı hesaplandığını ileri sürerek, direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 Esas,1988/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesi ve 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi gözetilerek mahkemece, davalı yüklenici şirket tarafından davalı …’ya yapılan devrin muvazaalı olup olmadığının araştırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 40., 41., 42. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanması gerekmektedir. 2. Sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile uyuşmasını ifade eder (Kocayusufpaşaoğlu, Necip: Borçlar Hukukuna Giriş, 7. b., İstanbul 2017, s. 95). 3. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) olduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) da sözleşme borç ilişkisinin kaynakları arasında sayılmış ve sözleşmenin tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı (TBK md. 1) hüküm altına alınmıştır. 4. Belirtmek gerekir ki, bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuçlar doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Hukukumuzda sözleşmelere egemen olan ilke şekil serbestisidir. Buna göre, kural olarak, kanunda tersine bir açıklık olmadıkça sözleşmeler herhangi bir şekil şartına tâbi değildir (BK md. 11/1; TBK md. 12/1). Bununla birlikte, bazı sözleşmelerin geçerli olabilmeleri kanun koyucu tarafından belirli bir şekle uygun olarak yapılmaları koşuluna bağlanmıştır. Taraflar da, kanunun herhangi bir şekil koşuluna tâbi tutmadığı bir sözleşmenin geçerliliğini, belli bir şekilde yapılmasını hükme bağlayabilirler. İlk belirtilen "yasal şekil", ikincisinde ise "taraflarca kararlaştırılan şekil" (BK md. 16; TBK md. 17) söz konusudur. 5. Diğer taraftan şekil zorunluluğunun öngörüldüğü sözleşmelerde; kanunun öngördüğü şeklin bir geçerlilik (sıhhat) şartı olarak düzenlendiğini, buna uyulmadan yapılan sözleşmelere “geçersizlik” müeyyidesinin bağlandığını, bunun hukuki mahiyet olarak emredici nitelikte olduğunu, bu nedenle de “geçersizlik” müeyyidesine bağlanan şekil eksikliğinin hâkim tarafından, taraflar ileri sürmeseler dahi, yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınması gerektiğini belirtmekte yarar bulunmaktadır. 6. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Hukukî işlem” başlıklı 706. maddesi, “Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır’’ şeklindedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237 . maddesinde “Akdin şekli” başlığı altında; taşınmaz satımının geçerli olması için getirilen resmî senede bağlanması şartı, taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri için de öngörülmüştür. 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddesine göre taşınmaz satışları için tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri yetkili iken, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 60/3. ve 89. maddelerinde taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin noterlerce resen düzenleme şeklinde yapılacağı kuralı getirilmiştir. 7. Anılan düzenlemeler uyarınca tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören sözleşmelerin geçerli olmaları için resmî şekilde yapılmaları zorunlu olup, burada öngörülen şekil şartı ispat değil, bir geçerlilik şartıdır. Bu nedenle resmî şekle uyulmadan yapılan sözleşme kesin hükümsüzlük yaptırımı ile karşılaşacak ise de 30.09.1988 gün ve 1987/2 Esas, 1988/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında Kat Mülkiyeti Kanunu'na tabi olmak üzere yapımına başlanılan binadan bağımsız bölüm satışına ilişkin sözleşmelerde şekle aykırılığın hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralıyla çatışması incelenmiş ve buna bir istisna getirilerek, harici satış sözleşmesinin alıcısı konumunda olan kişinin tescil isteminin belli koşullar altında kabul edilebileceği öngörülmüştür. 8. Bahsi geçen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 Esas, 1988/2 Karar sayılı kararında; “Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği, bununla beraber Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hâllerinde; olayın özelliğine göre hâkimin Türk Medeni Kanununun 2. maddesini gözeterek açılan tescil davasını kabul edebileceği” sonucuna varılmıştır. 9. İçtihadı Birleştirme Kararı gerek kendi taşınmazı üzerine gerekse üçüncü kişi taşınmazı üzerine Kat Mülkiyeti Kanunu'na tabi olmak üzere bina inşa etmekte olan kişilerin, binanın yapımı aşamasında sattığı bağımsız bölümlerin parasını kullanıp, daha sonra da enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesi, bununla ters orantılı olarak satılan yerin kıymetlenmesi sonucu, yukarıda belirtilen yasa maddelerinin öngördüğü şekil zorunluluğundan yararlanmak istemelerini ve böylece Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine aykırı davranışları önlemeyi amaçlamıştır (Hukuk Genel Kurulu, 19.02.2019 tarih ve 2017/14-2036 E., 2019/161 K.). 10. Elbette ki şekil eksikliğinden kendi yararına sonuç çıkaran kimse, salt bu sebeple ve hatta karşı taraf bundan zarar görmüş olsa bile, doğrudan hakkını kötüniyetli kullanmış sayılmayacaktır. Aksi takdirde şekil kuralı amaç bakımından etkisini büyük ölçüde yitirecektir. Ancak bireyi olduğu toplumun gerçeklerinden, yaşadıklarından izole edilmesi mümkün olmayan hâkimin, hukuk kuralları ve vicdanıyla sınırlı şekilde ifa etmekle yükümlü olduğu takdir hakkını kullanarak verdiği kararlarına, kanun koyucunun amacına ve kanunun ruhuna uygun şekilde insan kokusu aktarması da adalet sisteminden umut edilen meşru beklentinin hüküm gerekçesiyle vücut bulmuş karşılığı olacaktır. 11. Nitekim kanun koyucu da bu şekilde gerçekleşen taşınmaz satışlarında tüketicilerin mağdur edilebildiğini görmüş ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da ön ödemeli konut satış sözleşmelerini özel olarak düzenlemiş, ayrıca çok açık bir hükme yer verme gereği duyarak, adi yazılı şekilde yapılan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin geçersizliğinin satıcı tarafından ileri sürülemeyeceği kuralını getirmiştir. 12. Günümüzde tüketiciler inşaat şirketlerince uygulanan bir kısım pazarlama yöntemleri ve daha ekonomik olması sebebiyle genellikle proje aşamasında henüz mevcut olmayan veya inşası devam eden konutları satın almaktadır. Uygulamada maketten satış veya sat-yap olarak bilinen ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde, konutu satın alan tüketici satış bedelini peşin veya taksitler hâlinde ifa etmekte, konut ise daha sonra teslim edilmektedir. Ön ödemeli konut satış sözleşmesi 6502 sayılı TKHK'nın 40/1. maddesinde, tüketicinin konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmış olup, satış bedelinin konutun tesliminden önce ödenmeye başlanması tüketici için birtakım riskler taşıdığından, bu durum tüketicilerin özel olarak korunması ihtiyacını doğurmuştur. Bu bağlamda tüketici haklarının güvence altına alınması için satıcının tüketiciyi bilgilendirme yükümlülüğü (md. 40/2), ön ödemeli satış sözleşmelerinin yapı ruhsatı alınmadan yapılmasının mümkün olmadığı (md. 40/3) ve teminat gösterilmesi zorunluluğu (md. 42/1) gibi tüketiciler lehine birtakım düzenlemeler yapılmıştır. 13. Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin şekli ise Kanun'un 41/1. maddesinde; "Ön ödemeli konut satışının tapu siciline tescil edilmesi, satış vaadi sözleşmesinin ise noterde düzenleme şeklinde yapılması zorunludur" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre ön ödemeli konut satış sözleşmeleri tapu müdürlüğünde taşınmaz satışı şeklinde ya da noterde taşınmaz satış vaadi şeklinde yapılmalıdır. Uygulamada sözleşmeler daha çok taşınmaz satış vaadi şeklinde yapılmakta olup, satış vaadi sözleşmelerine resmiyet verecek makam 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca noterlerdir. Öte yandan tapu harcı ve noter masraflarının yüksek olması ve bu tür masrafların daha çok tüketicilere yükletilmesi karşısında, ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin sıklıkla adi yazılı şekilde yapıldığı da bilinen bir gerçektir. Bu durumu dikkate alan kanun koyucu, resmî şekil kurallarının amacına aykırı kullanılarak tüketicilerin mağdur edilmelerini engellemek için resmî şekilde yapılmayan sözleşmelerin, satıcı tarafından sonradan tüketicinin aleyhine olacak şekilde geçersiz olduğunun ileri sürülemeyeceğini hükme bağlamıştır (md. 41/1). Bu nedenle adi yazılı şekilde düzenlenen ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin şekli aykırılık nedeniyle geçersizliğini sadece tüketicinin ileri sürebileceği kabul edilmesi gerekmektedir. 14. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için resmî şekilde düzenlenmeleri gerekir. Yukarıda değinilen genel hükümler uyarınca resmî şekle aykırılığın yaptırımı kesin hükümsüzlük olsa da 6502 sayılı TKHK'nın 41/1. maddesinde satıcıya sonradan sözleşmenin geçersizliğini tüketici aleyhine olacak şekilde ileri sürme yasağı getirildiğinden maddedeki koşulların bulunması hâlinde tüketicinin tescili isteyebileceği kabul edilmelidir. 15. Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tüketici ile davalı şirket arasında düzenlenen 12.06.2015 tarihli sözleşme ile davalı şirketin Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere inşa etmekte olduğu "…" isimli konut projesindeki D Blok, 3. Kat, 25 numaralı bağımsız bölümün davacıya satıldığı, edimlerinin bir kısmını ifa eden tüketicinin bağımsız bölümün taahhüt edilen şekilde kendisine teslimini beklediği sırada ise devri vaadedilen bağımsız bölümün tapuda 25.05.2016 tarihinde yapılan satışla diğer davalı … adına tescil edildiği dosya arasında mevcut tapu kaydı ile sabittir. Belirtmek gerekir ki, 6502 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra davacı ile davalı şirket arasında imzalanan konut satış sözleşmesi, bahsi geçen kanunda tanımına yer verilen ön ödemeli konut satış sözleşmesi niteliğindedir. Sözleşmenin adi yazılı şekilde yapıldığı açık ise de 6502 sayılı TKHK'nın 41/1. maddesindeki açık hüküm karşısında resmî şekle uyulmadığından satıcı tarafından geçersizliği ileri sürülemeyeceğinden, artık noterde düzenlenmemiş olsa dahi sözleşmenin geçersiz olduğu yönünde bir değerlendirme yapılması mümkün olmayacaktır. Bu nedenle somut uyuşmazlığın Özel Daire bozma ilamındaki açıklamaların aksine 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 Esas, 1988/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanan koşullara göre değil de, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı TKHK'nın ilgili hükümleri ve davacı tüketici ile davalı satıcı şirket arasında hâlen ayakta olan ön ödemeli konut satış sözleşmesinde taraflara tanınan hak ve borçlar çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 16. Diğer yandan dava konusu bağımsız bölüm eldeki dava açılmadan önce tapuda yapılan satışla davalı … adına tescil edilmiştir. Dava açılmadan ya da tescil kararı verilmeden önce taşınmaz mülkiyetinin üçüncü bir kişiye devredilmesi durumunda, iktisapta bulunan kişi tapu kaydına iyiniyetle dayanarak mülkiyet ya da başka bir ayni hak kazanmış ise bu kazınımının TMK'nın 1023. maddesine göre korunacağı ve tescil talebinin dayanaksız kalacağı açıktır. Tapu siciline şerh verilmediği için hukuken güçlendirilmeyen şahsi hakkın, kural olarak ayni hak sahiplerine karşı ileri sürülmesi de mümkün değildir. Yarışan haklar ilkesi gereğince, daha önce buranın harici satım sözleşmesiyle alındığının ileri sürülmesi ve bunun ispatlanması yeterli olmayacaktır. Ancak, yapılan satış işlemi alacaklılardan mal kaçırmak amacına yönelik ve muvazaaya müstenit ise ya da bunu ileri süren kişinin zararına bilerek yapılan bir hukuki işlem ise işlemden zarar gören kişi şahsi hakkını ayni hak sahibine karşı da ileri sürebilecektir. 17. Gelinen bu noktada muvazaa kavramı ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. 18. Sözleşmeler kural olarak tarafların karşılıklı ve uygun iradeleri ile meydana gelir. Ancak bu irade ile beyan her zaman birbiri ile örtüşmeyebilir. Bu uygunsuzluk hâli istem dışı oluşabileceği gibi, taraflar bilerek ve isteyerek de iradeleri ile beyanları arasında uygunsuzluk yaratabilirler. 19. Muvazaa olarak adlandırılan bu ikinci durum öğreti ve uygulamada çok çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Muvazaa, Türk Hukuk Lûgatı’nda; “Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belge, danışıklı işlem” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı:Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. 819). Bilindiği üzere “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir. Bir başka söyleyişle muvazaa; “açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır.” 20. Yukarıdaki tanımların ortak noktasından yola çıkıldığında muvazaalı bir hukuki işlemden bahsedebilmek için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesinin bulunması gerektiği muhakkaktır. 21. Muvazaa, “mutlak muvazaa”, “nispi muvazaa” gibi çeşitli türlere ayrılır. Tarafların gerçekte bir işlem yapmayı düşünmemelerine rağmen, sırf üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla, işlem yapmış gibi gözükmek için, görünürde bir işlem yapmalarına “mutlak muvazaa” denir. Nispi muvazaada ise; taraflar aralarında yaptıkları bir sözleşmeyi kendi iç iradelerine uymayan ve dışarıya karşı yaptıkları başka bir işlemle gizlerler. Bir başka anlatımla, nispi muvazaada taraflar görünürdeki işlem arkasında gerçek iradelerine uygun olmayan gizli bir işlem yaparlar (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 370). 22. Türk Borçlar Kanunu’nun “Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler” başlıklı 19. maddesinde; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. TBK’nın 19. maddesi ile sadece nispi muvazaa düzenlenmiş olup, bu maddede mutlak muvazaa hükme bağlanmamıştır.Toplum ihtiyaçlarının zorlaması ile mutlak muvazaa öğreti ve uygulamada yerini almış, bu husustaki ilkeler yargısal içtihatlarla şekillenmiştir (Eraslan, Özkaya: Açıklamalı- İçtihatlı İnançlı işlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2020, s. 184 vd.). 23. Kural olarak üçüncü kişiler muvazaalı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilir. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak genel usul kuralı gereğince her davada olduğu gibi anılan bu davada da davacının hukuki yararının bulunması zorunludur. Başka bir anlatım ile üçüncü kişinin muvazaalı işlem ile haklarının zarar uğratıldığının benimsenebilmesi için onun muvazaalı işlemde bulunandan alacaklı olması ve muvazaalı işlemin alacağının ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekmektedir. Zira davacının bu davadaki amacı muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. 24. Nitekim davacı da, davalı şirket ile davalı …'nın el ve işbirliği içinde hareket ettiğini, davalı şirketin asıl hak sahibinden mal kaçırmak ve üzerine düşen borçtan kaçınmak için dava konusu bağımsız bölümü danışıklı olarak davalı …'ya devrettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davacının bu davayı açmaktaki amacı, danışıklı olduğunu ileri sürdüğü hukuki işlemlerin kendisi yönünden geçersizliğini sağlayarak taşınmazına kavuşmaktır. Bu sebeple TBK’nın 19. maddesi ile TMK'nın 1023. maddeleri kapsamında davalı yüklenici şirket tarafından davalı …'ya yapılan devrin muvazaalı olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; satıcı konumundaki davalı şirketin davacı tüketici ile yaptığı sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmediği, taşınmazı baskılar sebebiyle davalı …'ya devrettiğini açıkladığı, davalı şirketin savunması dikkate alındığında 6502 sayılı TKHK'nın 41/1. maddesinin somut olayda uygulanamayacağı, dolayısıyla direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 26. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, verilen kararın açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 18.06.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Bağlı Kredi İlişkisi ve Ödemelerin İadesi

Devre mülk veya devre tatil sözleşmesi kurulurken kredi kullanılmış olması, tüketicinin sözleşmeden dönmesine engel oluşturmaz. Tüketicinin ödeyeceği bedelin kısmen veya tamamen satıcı veya sağlayıcı ile kredi veren arasındaki anlaşmaya dayanılarak bir kredi kuruluşu tarafından karşılandığı bağlı kredi ilişkilerinde, cayma bildiriminin yasal cayma süresi içinde kredi verene de yöneltilmesi hâlinde bağlı kredi sözleşmesi herhangi bir tazminat veya cezai şart ödeme borcu doğurmaksızın sona erer. Cayma hakkının usulüne uygun ve süresinde işletilmesi durumunda satış sırasında ödenen kapora bedeli kendiliğinden yanmaz ve yasal koşullar çerçevesinde diğer bedellerle birlikte iadesi talep edilebilir.

Cayma Talebinin Reddi Halinde Dava Yolları

Cayma bildirimine rağmen talebin kabul edilmemesi ya da ödenen bedellerin iade edilmemesi durumunda, uyuşmazlığın parasal değerine göre tüketici hakem heyetine başvuru yapılabilir veya tüketici mahkemesinde dava ikame edilebilir. Bu davalarda sözleşmenin feshi veya iptali, ödenen bedellerin iadesi ve borçlandırıcı senetlerin hükümsüzlüğü talep edilir. Yargıtay uygulamalarında uyuşmazlıklar ele alınırken tüketicinin korunması ilkesi temelinde sözleşmenin hukuki niteliği, ön bilgilendirmenin kapsamı, cayma hakkının usulünce kullandırılıp kullandırılmadığı, satış sırasındaki açıklamalar ve sözleşmenin tüketici aleyhine dengesiz hükümler içerip içermediği denetlenir.

Devre tatil sözleşmesinden kaç gün içinde cayılabilir?

6502 sayılı Kanun m. 50/6 uyarınca tüketici on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin cayma hakkına sahiptir; tanıtım amacıyla kurulup tecrübe şartı içeren sözleşmelerde ise süre tatil fiilen kullanılana kadar askıda kalır.

Cayma bildirimi nasıl iletilmelidir?

İspat güvenliği sağlamak adına cayma bildiriminin noter kanalıyla, yazılı başvuru biçiminde veya tevsik edilebilir e-posta yoluyla satıcı veya sağlayıcıya iletilmesi önerilir.

Sözleşmede yer alan iptal edilemez kaydı caymayı engeller mi?

Hayır, sözleşmede yer alan iptal kabul edilmez, vazgeçilemez veya ödenen bedel iade edilmez biçimindeki hükümler tüketicinin kanundan doğan cayma hakkını ortadan kaldırmaz.

Devre tatil için ödenen kapora bedeli cayma halinde yanar mı?

Hayır, cayma hakkının kanuna uygun ve süresi içinde kullanılması durumunda ödenen kapora bedeli otomatik olarak yanmaz ve şartları oluştuğunda tüketiciye iadesi gerekir.

Dönem tatili kullanılmayacaksa bedel ödemekten nasıl muaf olunur?

Şahsi hak sağlayan devre tatil sözleşmelerinde tüketici, tatil hakkını belirli bir dönem kullanmayacağını tatilin başlangıç tarihinden en az doksan gün önce sağlayıcıya bildirirse ilgili dönem için kendisinden herhangi bir isim altında bedel talep edilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu