Çelişkili davranma yasağı (venire contra factum proprium), bir kimsenin hukuki ilişkide karşı tarafta korunmaya değer haklı ve esaslı bir güven uyandırdıktan sonra, bu güvenle çelişen bir tutum sergileyerek muhatabını zorda bırakmasını veya zarara uğratmasını engelleyen temel bir hukuk ilkesidir. Hukuk düzeninde kişilerin kural olarak davranışlarında tutarlı olma zorunluluğu ya da fikir ve tutumlarını serbestçe değiştirmelerini engelleyen genel bir kural bulunmamaktadır. Buna karşılık, bir hukuki ilişkide yaratılan meşru güvenin aksine hareket edilmesi dürüstlük kuralının ihlali sayılarak hukuk düzenince korunmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/532, K. 2020/1011Kaynağı aç
Hukuki Dayanak ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı
Çelişkili davranma yasağının temel maddi hukuk dayanağı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın açıkça kötüye kullanılması yasağıdır. Kanun hükmü gereğince kişilerin haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüst davranmaları zorunlu tutulmuş, sınırları açıkça aşan ve hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyan eylemlerin hukuk düzenince korunmayacağı hükme bağlanmıştır. Dürüstlük kuralı, toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kimsenin genel ahlak, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun objektif davranış biçimini temsil eder. Bu davranışın kapsamı belirlenirken toplumda geçerli ahlak kuralları, günün adet ve uygulamaları ile hukuki ilişkinin içerik ve amacı dikkate alınır.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/410, K. 2020/189Kaynağı aç
Hakkın kötüye kullanılması yasağı, hiçbir sübjektif hakkın kötüye kullanılabilmesine yönelik bir yetki içermediğini öngörür. Açıkça veya fiili davranışlarıyla bir hakkı kullanmak istemediğini ortaya koyan kimse bu davranışıyla bağlıdır. Başkaları nezdinde haklı bir güven oluşturduktan sonra bu tutumuyla çelişkili ve yaratılan güveni boşa çıkaran bir davranış sergilenmesi açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Bu duruma bağlanan hukuki sonuç, çelişkili davranışta bulunan kişinin var olan hukuki durumunu kaybetmesi, sonradan bundan tek yanlı olarak cayamaması ve söz konusu hakkını yalnızca haklı güveni zedelenen muhataba karşı ileri sürememesidir.
Çelişkili Davranma Yasağının Varlık Koşulları ve Güven Sorumluluğu
Bir olayda çelişkili davranma yasağının uygulanabilmesi için öncelikle karşı tarafta belirli bir şekilde hareket edileceği inancını doğuran bir ön davranışın bulunması gerekir. Ön davranış hukuki işlem veya maddi fiille gerçekleştirilebileceği gibi karşı tarafta haklı güven oluşturduğu ölçüde sessiz kalma şeklinde de meydana gelebilir. Bu ön davranışın, objektif olarak aynı durumdaki herkes nezdinde belirli şekilde davranılacağına dair haklı ve korunmaya layık bir güven yaratması ve akabinde bu ön davranışla çelişen ikinci bir tutumun sergilenmesi şarttır.
Kişilerin tutumlarını serbestçe değiştirebilme özgürlüğü ile dürüstlük kuralının ihlali arasındaki ayrımda kusur ölçütü öğretide değerlendirilmekte olup, ön davranışta bulunanın karşı tarafın güvenini sarsma ve zarara uğratma kastının yanında kusurlu bulunması gerektiği belirtilmektedir. Yine öğretide dürüstlük kuralına dayalı güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için güven unsuru, gerçekleşen bir zarar, hukuki görünüme pozitif koruma anlamında geçerlilik sonucu bağlanmaması, zarar ile görünüş arasında illiyet bağı, durumun başka bir hukuki kurumun kapsamına girmemesi, görünüşü oluşturanın kusuru ve muhatabın haklı güveni yani iyiniyeti unsurları bir arada aranmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/19-670, K. 2013/171Kaynağı aç
Yargılama Hukukunda Çelişkili Usul İşlemleri
Dürüst davranma yükümlülüğü maddi hukukla sınırlı kalmayıp medeni usul hukukunda da bağlayıcıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 29. maddesinin birinci fıkrasına göre taraflar dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadır. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca taraflar davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun biçimde sunmakla yükümlüdür. Taraflar kendi menfaatlerine uygun iddia ve savunmaları ileri sürmekte serbest olsalar da gerçeğe aykırı açıklamalarla mahkemeyi yanıltamazlar; dürüstlük kuralına aykırı iddia ve savunmalar mahkemece dinlenebilir bulunmaz.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 29Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/1037, K. 2025/235Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/1037, K. 2025/235 sayılı kararında vurgulandığı üzere, yargılama sırasında bir tarafın daha önce gerçekleştirdiği hukuki durumla çelişen bir usul işlemi yapmak istemesi dürüstlük kuralına aykırılık ve çelişkili davranış yasağı kapsamındadır. Örneğin cevap ve dava dilekçelerinde tamamen vekâlet ilişkisine dayanılmışken ıslah dilekçesiyle inanç ilişkisinin ileri sürülmesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 29. maddesi gereğince çelişkili davranış oluşturur ve bu iddialara itibar edilemez. Taraflardan birinin dürüstlük kuralına aykırı davranışla oluşturduğu sonuçtan yararlanması kabul edilemez; dürüstlük kuralına aykırılık hâkim tarafından kendiliğinden gözetilebileceği gibi taraflarca da her zaman ileri sürülebilir.
Medeni usul hukukunda hâkim uyuşmazlık konusu vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz; olayların ispat yükü kural olarak lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bununla birlikte çelişkili davranış ve hakkın kötüye kullanılması olgusu dava dosyasından açıkça anlaşılabiliyorsa bir itiraz niteliğinde olduğundan hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınır.
Sözleşme İlişkilerinde ve Ticari Hayatta Uygulama
Sözleşme ilişkilerinde taraflardan birinin sözleşme şartının uygulanmayacağı yönünde davranış sergileyerek ve edimleri ifa ederek karşı tarafta haklı güven uyandırması mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/19-670, K. 2013/171 sayılı kararında somutlaştığı üzere, bayilik sözleşmesinde yer alan bir hükmün uygulanmayacağı yönünde güven yaratan tarafın, sözleşmenin feshinin ardından geçmişe dönük cezai şart talebinde bulunması çelişkili davranış yasağı kapsamında korunmaz.
Zamanaşımı hukuku bakımından da çelişkili davranış yasağı özel sonuçlar doğurur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 160. maddesi uyarınca zamanaşımından önceden feragat edilemez; müteselsil borçlulardan birinin veya bölünemez bir borcun borçlularından birinin feragati diğerlerine, asıl borçlunun feragati ise kefile karşı ileri sürülemez. Buna karşılık borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlunun doğmuş olan zamanaşımı def'inden feragat etmesi hukuken geçerlidir. Zamanaşımı süresi dolduktan sonra alacaklıya karşı borç ikrarında bulunulması zamanaşımı def'inden örtülü feragat sayılmakta; bu ikrara dayanılarak açılan davada borçlunun zamanaşımı def'i ileri sürmesi Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince çelişkili davranış yasağını oluşturarak hukuken korunmamaktadır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2010/44217, K. 2013/4397Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 160Kaynağı aç
Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi başlangıç hükümleri arasında yer aldığından medeni hukuk dışındaki alanlarda da geçerli genel bir kuraldır ve tacirler de bu kurala uymakla yükümlüdür. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, tacire vasatın üstünde bir özen yükler; tacir kendi ticari sınıfına dahil tedbirli bir tacirin göstereceği özenle hareket etmelidir. Kuruluşları özel izne bağlı bankalar birer güven kurumu olduklarından yarattıkları güvene uygun hareket borçları daha ağırdır. Bununla birlikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/410, K. 2020/189 sayılı kararında ifade edildiği üzere, tacirin basiretli hareket etme yükümlülüğü sözleşmedeki belirsizlik karşısında bilinmesi mümkün olmayan hususlara karşı önlem almayı gerektirecek derecede aşırı bir yoruma tabi tutulamaz.
Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı ile Ayrımı ve Sınırları
Çelişkili davranma yasağı ile sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin her ikisi de Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına dayanır. Ancak iki kurum arasında hak sahibinin davranışı ve uyandırılan güven düzeyi bakımından ayrım bulunur. Sessiz kalma nedeniyle hak kaybında hak sahibi unvanın veya işaretin kullanıldığını bilmesine rağmen uzun süre olumlu hiçbir tutum sergilemeksizin pasif kalmakta, ardından dava açmaktadır. Çelişkili davranma yasağında ise hak sahibinin kullanımı olumlu bir fiili veya hukuki davranışla zımnen onaylaması ve bu onayın ardından çelişkili dava açması söz konusudur. Olumlu bir davranışla onaylama durumunda oluşturulan güvenin yoğunluğu sessiz kalmaya nazaran farklı olduğundan, çelişkili davranma halinde ayrıca sessiz kalma koşullarının incelenmesi aranmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/456, K. 2021/776Kaynağı aç
Sessiz kalma yoluyla hak kaybında hak tamamen sona ermez; hak sahibi yalnızca eylemine uzun süre sessiz kaldığı muhatabın bu haktan yararlanmasına katlanmakla yükümlü olur. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 26. maddesinin altıncı fıkrası marka hükümsüzlük davaları yönünden beş yıllık sessiz kalma süresi öngörmüşken, ticaret unvanı bakımından kanunda maktu bir süre bulunmamaktadır; süre Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gözetilerek somut olayın özelliklerine göre takdir edilir. Hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep veya objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyor ve bu husus ispatlanabiliyorsa hak kaybı gerçekleşmez.
Hak sahibinin dava yoluna başvurmadan önce ihtarname göndermesi sessiz kalmadığını gösterir; ancak uzun süre aralıklarla sadece ihtarname gönderip dava açmamak hakkın kötüye kullanılması sayılabileceğinden ihtarın ardından makul sürede dava açılmalıdır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/6839, K. 2014/12097 sayılı kararında, marka tescil başvurusuna idari aşamada itiraz eden, peş peşe ihtarnameler gönderen ve dava açan hak sahibinin sessiz kalmadığı gibi çelişkili davranma yasağını da ihlal etmediğini tespit etmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/6839, K. 2014/12097Kaynağı aç
Sessiz kalma yoluyla hak kaybından yararlanılabilmesi için ticaret unvanını sonradan tescil ettiren tarafın iyi niyetli olması zorunludur. Tescili gerçekleştiren kimse kötü niyetli ise sessiz kalma yoluyla hak kaybı savunması dinlenmez ve terkin süresiz talep edilebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/456, K. 2021/776 sayılı ilamında; davalı şirketin unvan tescilinin kötü niyetli olması nedeniyle sessiz kalma savunmasının dinlenemeyeceğini, ayrıca işçi devrine ve hakların korunmasına ilişkin taahhütnamenin ticaret unvanının kullanılmasına yazılı muvafakat verildiği anlamına gelmeyeceğini belirterek önceki onama kararını kaldırmış ve direnme kararını bozmuştur.
Gerek çelişkili davranış gerekse sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı savunması bir def'i olmayıp itiraz niteliğindedir. Dava açılmasının açıkça hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği dosya kapsamından anlaşılabiliyorsa hâkim bu durumu tarafların talebi bulunmasa dahi kendiliğinden dikkate almak zorundadır.
Çelişkili davranma yasağı nedir?
Çelişkili davranma yasağı, bir kimsenin hukuki ilişkide karşı tarafta haklı bir güven uyandırdıktan sonra bu güveni boşa çıkaracak zıt bir tutum sergilemesini engelleyen ve Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına dayanan ilkedir.
Çelişkili davranış savunması hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir mi?
Evet, çelişkili davranış yasağı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına dayandığından bir def'i değil itiraz niteliğindedir ve dosya kapsamından anlaşılabildiği takdirde hâkimce kendiliğinden dikkate alınır.
Ticaret unvanı tescilinde kötü niyetli tarafa karşı sessiz kalma savunması ileri sürülebilir mi?
Hayır, sessiz kalma yoluyla hak kaybından yararlanabilmek için unvanı sonradan tescil ettirenin iyi niyetli olması zorunludur; kötü niyetli tescil hallerinde hak kaybı oluşmaz ve terkin süresiz talep edilebilir.
Zamanaşımı süresi dolduktan sonra borcun kabul edilmesi çelişkili davranış sayılır mı?
Evet, zamanaşımı süresi dolduktan sonra alacaklıya borç ikrarında bulunan borçlunun bu ikrarı zımni feragat sayılır ve akabinde açılan davada zamanaşımı def'i ileri sürmesi çelişkili davranış yasağı kapsamında dinlenmez.
Yargılama sırasında önceki tutumla çelişen usul işlemi yapılabilir mi?
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 29. maddesi uyarınca taraflar dürüstlük kuralına uymak ve açıklamalarını gerçeğe uygun yapmak zorundadır; tarafın daha önce gerçekleştirdiği hukuki durumla çelişen bir usul işlemi yapması çelişkili davranış yasağı kapsamında dürüstlük kuralına aykırılık oluşturur ve ileri sürülen iddia veya savunma mahkemece dinlenilebilir bulunmaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

