Boşanmada Tazminat, Nafaka ve Usul Sınırları

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanmada Tazminat, Nafaka ve Usul Sınırları

Boşanmada Tazminat Hakkının Koşulları

Boşanma davalarında tazminat iki ayrı kalem üzerinden düzenlenmektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin birinci fıkrası, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eşe, kusurlu taraftan uygun miktarda maddi tazminat isteme hakkı tanımaktadır. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafa, kusurlu olan eşten manevi tazminat talep etme imkânı vermektedir. Her iki kalem için de belirleyici unsurlardan biri kusur dengesidir: tazminat talep eden tarafın kusursuz olması ya da karşı taraftan daha az kusurlu bulunması gerekmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Manevi tazminat bakımından önemli bir ek koşul bulunmaktadır: boşanmaya yol açan olayların talep sahibinin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması gerekmektedir. Maddi tazminat için ise TMK m. 174/1'in öngördüğü ölçüt, mevcut veya beklenen menfaatlerin boşanma yüzünden zedelenmesidir. TMK m. 174/1-2 kapsamında tazminata hükmederken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet kuralları birlikte gözetilmektedir. Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda daha ağır kusurlu olan eş yararına bu maddenin koşulları oluşmaz; bu tarafın tazminat talepleri reddedilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2018/1553, K. 2018/13667Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2018/1553 E.  ,  2018/13667 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından; kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi ve velayet düzenlemesi yönünden, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise; erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri ile erkek yararına hükmedilen tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazdara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı erkeğin tüm, davalı-karşı davacı kadının ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Mahkemece boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı-karşı davacı kadının, davacı-karşı davalı erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de yapılan yargılama ve toplanan delillerden; öğretmen olan erkeğin … görev yaptığı ve tarafların ortak konutlarının burada bulunduğu sırada davacı-karşı davalı erkeğin eşinden habersiz tayinini isteyerek henüz bir yaşını dahi doldurmayan ortak çocuğu da alarak evi terk ettiği ve … gittiği, davalı-karşı davacı kadının da erkeğin peşinden … giderek ortak çocuğu alıp … bulunan aynı zamanda lojman olan ortak konuta geri döndüğü, ancak erkeğin bu arada evdeki bir kısım eşyaları … bulunan bir yurda bağışladığı, erkeğin iş arkadaşları da olan kadın tanıklarının beyanlarından da anlaşılacağı üzere araya bazı kişilerin girerek eşyaların tekrar kadına teslim edildiği, daha sonra kadının çocuğu ile birlikte Kurtalan ilçesinde bulunan baba evine dönmek zorunda kaldığı, tarafların fiili ayrılığının bu şekilde başladığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece kadına kusur olarak yüklenen "öğretmen olan eşinin tayininin … çıkmasına rağmen eşi ile gitmeyerek birlikte yaşamaktan kaçındığı ve birlik görevlerini yapmadığı" vakıaları ispatlanamamış olup, bu vakıalar kadına kusur olarak yüklenemez. Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen tarafların diğer kusurlu davranışları karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı-karşı davalı erkeğin, davalı-karşı davacı kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekirken hatalı kusur belirlemesi ile yazılı şekilde davalı-karşı davacı kadının erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davacı-karşı davalı erkek, davalı-karşı davacı kadına nazaran daha ağır kusurlu olup, boşanmaya sebebiyet veren vakıalar aynı zamanda kadının kişilik haklarına da saldırı teşkil eder niteliktedir. Kadın boşanma sonucu eşinin maddi desteğinden yoksun kalacaktır. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. maddesi koşulları oluşmuştur. Gerçekleşen bu duruma göre tarafların ekonomik ve sosyal durumları kusurun ağırlığı, hakkaniyet kuralları gözetilerek kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken hatalı kusur belirlemesi sonucu kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 4-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davacı-karşı davacı erkek, davalı-karşı davacı kadına nazaran daha ağır kusurlu olup somut olayda davacı-karşı davalı, erkek yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. maddesi koşulları oluşmamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında erkeğin tazminat taleplerinin reddine karar verilecek yerde hatalı kusur belirlemesi sonucu erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 5-Davalı-karşı davacı kadın karşı dava dilekçesinde nafaka talebini saklı tutmuş, dilekçeler aşamasının tamamlanmasından ve ön inceleme duruşmasından sonra tahkikat aşamasında ise kendisi için nafaka isteğinde bulunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı-karşı davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesinde iddia ve savunmanın hangi aşamaya kadar genişletilebileceği yahut değiştirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Taraflar dilekçeler aşaması dışında ancak karşı tarafın "açık muvafakati" ve "ıslah" yolu ile iddia ve savunmalarını genişletip yahut değiştirebileceğine göre (HMK m. 141/1) açık muvafakatin ve ıslahın yokluğu halinde iddia ve savunmalarını genişletip değiştiremeyeceği kanunun emredici hükmüdür. Davacı-karşı davalı erkeğin anılan talebe "açık muvafakatinin” olmadığı konusunda bir duraksama olmadığı gibi davalı-karşı davacı kadın tarafından bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah da bulunmamaktadır. O halde davalı-karşı davacı tarafın bu davada Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesinde gösterilen süreden sonra yoksulluk nafakası (TMK m. 175) talep edemeyeceği gözetilerek yoksulluk nafakası talebi hakkında süresinde olmadığından bahisle "karar verilmesine yer olmadığına " şeklinde karar verilecek yerde yazılı olduğu üzere kesin hüküm oluşturacak şekilde talebinin reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3., 4. ve 5. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Sinan'a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 176.60 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Medine'ye geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 28.11.2018 (Çrş.)

Yoksulluk Nafakası: Maddi ve Biçimsel Koşullar

TMK m. 175, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebileceğini öngörmektedir. Bu düzenlemede dikkat çekici bir nokta bulunmaktadır: yoksulluk nafakasında nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz; yükümlünün kusursuz olması bile nafaka ödeme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için maddi ve biçimsel koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Maddi koşullar; nafaka isteyenin ağır kusurlu olmaması, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek olması ve bu yoksullaşmayla boşanma arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Biçimsel koşullar ise talebin varlığı, süre ve evlilik birliğinin boşanmayla sona ermesinden oluşmaktadır. Öte yandan yoksulluk nafakası boşanmanın isteğe bağlı feri sonuçlarından olduğu için hâkim taleple bağlıdır; talep olmaksızın kendiliğinden nafakaya hükmedemez ve talep edilen miktarı da aşamaz. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/2716, K. 2020/705 sayılı kararının çoğunluk görüşünde açıkça yer almakta olup söz konusu karar oy çokluğuyla alınmış ve karşı oy bu sonuca katılmamıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2716, K. 2020/705Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2716 E.  ,  2020/705 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 2. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda kısmen bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı 04.02.2015 tarihli dava dilekçesinde; davalı aleyhine Ankara 2. Aile Mahkemesinin 2010/755 E. sayılı dosyası ile TMK’nın 166/1. maddesine dayalı boşanma davası açtığını, geçimsizliğin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddedildiğini, kararın 30.11.2010 tarihinde kesinleştiğini ve bu tarihten sonra ortak hayatın yeniden kurulamadığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamış, mahkemenin ön inceleme duruşmasına katılarak davayı kabul etmediğini, davacının kusurlu olduğunu, mal varlığını elden çıkartmak suretiyle kendisini mağdur ettiğini, ev hanımı olması nedeniyle herhangi bir gelirinin bulunmadığını ve damadının yanında kaldığını savunarak yararına 500,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Ankara 2. Aile Mahkemesinin 28.04.2015 tarihli ve 2015/91 E., 2015/391 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında yargılaması yapılarak tamamlanan Ankara 2. Aile Mahkemesinin 19.10.2010 tarihli ve 2010/755 E., 2010/1435 K. sayılı kararı ile boşanma davasının reddine karar verildiği, kararın 15.12.2010 tarihinde kesinleştiği, TMK’nın m.166/son hükmünde belirtilen üç yıllık süre içerisinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı, davacı erkeğin başka bir kadınla ilişki kurmasına dayalı olarak boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, ayrıca TMK’nın 174 ve 175. maddelerinin boşanmanın eki niteliğinde olduğu, harca tâbi olmadığı, ret veya kabulünün vekâlet ücretini gerektirmediği hususlarının Yargıtay 2. ve 3. Hukuk Daireleri ile Hukuk Genel Kurulu kararlarında kabul edildiği, istikrar bulan bu görüşün bugün de aynı şekilde devam ettiği, boşanmanın eki niteliğinde bulunan bu istemlerin 1086 sayılı HUMK döneminde boşanma hakkındaki hükmün kesinleşmesine kadar devam eden yargılamada yazılı yada tutanağa geçirilmek suretiyle sözlü olarak istenebildiği, ancak 6100 sayılı HMK’nın 141. madde hükmünün tereddüt oluşturduğu, aynı kanunun 141/1 ve 177/1 maddesinde yazılı hükümler nedeniyle karşı tarafın açık muvafakati dışında ıslahın sadece tahkikat yargılamasının sona ermesine kadar yapılabileceği, ancak "yoksulluk nafakası yönünden ıslah yapılmasının kabulü hâlinde" bu kabulün, "yoksulluk nafakasının boşanmanın eki olma niteliğini" yitirteceği, harç alınması ve devamında ret veya kabulü hâlinde vekalet ücreti yönünde hüküm kurulması gerekeceği, davacı tarafından yapılması hâlinde harca tâbi olacağı, davalı tarafından yapılması hâlinde ise usulüne uygun harcı ödenerek açılmış bir dava olmadığından bu talep hakkında karar verilemeyeceği, ayrıca "davası/davacı sıfatı olmayan ve davanın reddini isteyen davalının davası varmış gibi ıslah yoluyla talepte bulunabileceğini" kabulün de şimdiye kadarki uygulama karşısında çelişki yaratacağı, yine ıslah yoluna gidilmesi durumunda, talep boşanma olduğundan ve bu talep üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunulmadan ıslah dilekçesi ile yoksulluk nafakası istenmesinin ıslah olmayıp talebe yeni talep eklemek niteliğinde olduğu, dava konusu aynen durduğuna göre yapılan işlemin de ıslah olmayacağı, yoksulluk nafakası hakkında "boşanmanın eki" olduğuna dair görüş değiştirilmediğine göre çoğun içinde az da vardır kuralının uygulanması gerektiği, TMK 174 ve 175. madde taleplerinin boşanma davası içinde olduğunun kabulü ile hüküm altına alınmasının tarafın talebine bağlı olduğu sonucuna varılarak, ön inceleme duruşmasında talep edilen yoksulluk nafakasının kısmen kabulü ile davalı yararına aylık 400,00TL tedbir ve yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 05.04.2016 tarihli ve 2015/15301 E. ve 2016/6841 K. sayılı kararı ile; "…Hüküm davacı erkek tarafından, davalı kadın lehine hükmedilen nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı yoksulluk nafakasını ön inceleme aşamasında talep etmiştir. Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler (HMK m. 141/1). Davalı yoksulluk nafakasını ön inceleme duruşmasında istemiş, davacı tarafın bu talebe açık bir muvafaki olmamıştır. Bu talep savunmanın genişletilmesi niteliğindedir. Davalı tarafından bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah işlemi de bulunmamaktadır. O halde, davalının yoksulluk nafakası talebi hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilecek yerde, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekmiştir,…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 8. Ankara 2. Aile Mahkemesinin 30.06.2016 tarihli ve 2016/471 E., 2016/665 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmanın ferisi niteliğinde bulunan ve davalı tarafça dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanmasından sonra ön inceleme duruşmasında ileri sürülen yoksulluk nafakası talebinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. maddesi (22.07.2020T.-7251/15 maddesi ile değişiklikten önceki hâliyle) karşısında, serbestçe ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 12. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi; “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” hükmünü taşımaktadır. 13. Yoksulluk nafakası boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biridir. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi, maddi koşulların yanı sıra biçimsel koşulların da gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Yoksulluk nafakasının maddi koşulları; nafaka isteyenin ağır kusurlu olmaması, boşanma sebebiyle yoksulluğu düşecek olması ve boşanma sebebiyle yoksulluğa düşülmesi arasında nedensellik bağının gerçekleşmesi ile oluşurken, biçimsel koşulları ise; talep, süre ve evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi şeklinde ayrımlanmaktadır. Yoksulluk nafakası, boşanmanın isteğe bağlı feri sonuçları arasındadır. Bu nedenle hâkim; taleple bağlı olup, kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemeyeceği gibi talep miktarını da aşamaz. 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 122. maddesine göre; dava dilekçesi kendisine tebliğ edilen davalı bununla kendisine karşı dava açılmış olduğunu öğrenir ve Anayasa’nın 36. maddesi ile güvence altına alınmış bulunan savunma ve adil yargılanma haklarını kullanmak üzere, açılan davaya 127. madde uyarınca iki hafta içinde cevap vererek davanın esasına girebileceği gibi, 128. madde gereği davaya cevap vermeyerek dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr edebilir. Belirtilen düzenlemelerle davalının, aleyhine açılan bir davaya karşı savunma hakkını kullanmak zorunda bırakılmadığı ancak süresinde cevap vermediği takdirde de, o davadaki hukuki durumunu zorlaştırmış hâle getirdiği görülmektedir. Nitekim benzer ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 13.02.2020 tarihli ve 2017/2-1288 E., 2020/143 K. sayılı kararı ile de tartışılarak benimsenmiştir. 15. HMK’nın 128. maddesiyle “Süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Bu hâlde, ispat yükü tamamen davacıya düşmekle davacı, dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaları ispat etmek zorundadır. Davalının süresi içerisinde cevap dilekçesi vermemesi sonucunda davacının da artık 136/1. maddesine göre cevaba cevap dilekçesi veremeyeceğinin tâbi bulunması karşısında, davalının hiç cevap dilekçesi vermemiş olması hâlinde hâkim, 136 ve devamı maddelerine göre dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanması nedeniyle ön inceleme aşamasına geçecek ve kanundan kaynaklı istisnai hâller dışında görülmekte olan davaya ilişkin taraflar açısından iddia ve savunmayı değiştirme veya genişletme yasağı başlamış olacaktır. 16. Kanunun 140. maddesi ile düzenleme altına alınan ön inceleme duruşması; ön inceleme aşamasının yargılamanın başında bazı hususların çözümlenmesine imkân tanıması nedeniyle özel bir öneme sahiptir. Bu aşamanın başarısı, oturuma doğru şekilde hazırlanılarak, yapılması gereken işlemlerin mahkeme ve taraflarca doğru bir şekilde yerine getirilmesine bağlıdır. Bu sebepledir ki, ön inceleme duruşmasında yapılacak işlemler 140. maddenin her bir fıkrasında ayrıca belirtilmiştir. Birinci fıkra uyarınca hâkim; usule ilişkin hususlarda tarafları dinledikten sonra uyuşmazlığın esasıyla ilgili iddia ve savunmaları dikkate alarak, tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit edecektir. Bu belirleme genel bir belirlemenin ötesinde, tarafların ortaya koydukları her bir somut vakıa üzerinde anlaştıkları veya anlaşamadıkları yönlerin tespit edilmesi niteliğindedir. İkinci fıkra ise sulhe ilişkin özel bir fıkradır. Taraflar sulh olurlarsa bu durum, olmazlarsa sulh olmadıkları tutanağa geçirilecektir. Ön inceleme duruşmasında düzenlenen tutanak üçüncü fıkranın son cümlesinde “…Tahkikat (m. 143) bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür,…” şeklindeki düzenleme nedeniyle de özel bir öneme sahiptir. Zira uyuşmazlık çözümlenmişse bu tutanak bir sulh belgesiyken, uyuşmazlığın devam etmesi halinde ise, bu belge adeta yargılamanın yolunu gösteren bir yol haritası niteliğindedir. Mahkeme, kanunun bu cümlesiyle davanın taraflarına; tutanakta yer almayan hususların tahkikatın konusu olamayacağı ve tahkikat aşamasında tereddüt edilen bir hal oluştuğu takdirde neyin incelenip neyin incelenemeyeceği hususunun bu tutanak uyarınca belirleneceği yönünde söz vermiştir. Ön inceleme tutanağının bu önemi ve tarafları bağlaması sebebiyle, altının oturumda hazır bulunanlarca imzalanması gerekmektedir. 17. 6100 sayılı HMK ile yapılan düzenlemelerle amaçlanan; yargılamanın makul sürede tamamlanması olup, bu zorunluluk Anayasa’nın 90/5. maddesine göre, milletlerarası antlaşma hükümlerinin iç hukuk normları gücünde olması, çıkabilecek uyuşmazlıklarda ise milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı hükmü gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6. maddesi ile düzenleme altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarda olan “yargılamanın makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin yasal sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir. (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf) Anayasa’nın 141. maddesi ile de “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilerek davaların makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerektiği açıkça düzenlenmiştir. 18. HMK’nın “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. maddesi 22.07.2020-7251/15 maddesi ile değişiklikten önceki hâliyle; “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri (m.136) ile serbestçe; ön inceleme aşamasında (m.137) ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına (m.140) taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilir (m.139). Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah (m.176) ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” değişiklikten sonra “- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. 19. HMK’nın 141. maddesine göre; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında bu yasağın uygulanmaması ile daha uyuşmazlığın en başında, karşı tarafın açıklamasını, iddia ve savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam bir iddia ve savunma örgüsü kurmanın mümkün ve gerçekçi olmadığı gözetilerek; tarafların dilekçelerinde rahat, doğru ve sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü oluşturmalarını sağlamak olduğu gibi, maddi ve hukuki nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrulukta ortaya koymaları amaçlanmaktadır. Şüphesiz ki bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile söz konusudur. Bu iki dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. 20. Kanunun 141. maddesinin birinci fıkrasında 28.07.2020 tarih, 7251 s. Kanun’un 15. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hâlinin hükümet gerekçesinde, ön inceleme duruşmasının yargılama bakımından öneminden dolayı, tarafların bu duruşmaya katılımını sağlamak amacıyla “gelen tarafın ödüllendirildiği, mazereti olmadığı hâlde gelmeyen tarafın ise cezalandırıldığı” bir yol izlenmesinin zorunlu olduğu görüşüyle hareket edilerek, her iki tarafında ön inceleme duruşmasına gelmesi hâlinde karşı tarafın muvafakati ile genişletme söz konusu iken, taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmediği takdirde, gelen taraf karşı tarafın muvafakatine gerek olmaksızın iddia ve savunmasını genişletip değiştirebileceği açıklanmıştır. 21. Maddede yapılan değişiklikle, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra, ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hariç olmak üzere, iddia ve savunma genişletilemeyecek veya değiştirilemeyecektir. Gerekçede değişikliğin amacı “sırf ön inceleme duruşmasına katılım sağlanmadığı için aleyhte iddia ve savunmanın rahatlıkla genişletilebilmesi veya değiştirilebilmesinin” silahların eşitliği ilkesinin ihlali olarak açıklanmıştır. Bu ihlalin “davayı takip etmediğinde davayı inkâr ettiği kabul edilen ve duruşmaya katılma zorunluluğu bulunmayan davalı taraf” yönünden çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkabilme ihtimali üzerinde durulduktan sonra adil yargılanma hakkı ayrıca uyuşmazlığın ön inceleme aşamasında netleşmesini sağlaması sayesinde, ön inceleme duruşma tutanağının “yargılamanın yol haritası” olma özelliğini güçlendireceği gerekçelerine de yer verilmiştir. 22. Her ne kadar bozma kararında “…Davalı tarafından bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah işlemi de bulunmamaktadır,…” şeklinde gerekçeye yer verilmişse de; Hukuk Genel Kurulu’nun 07.06.2017 tarihli ve 2017/17-1093 E., 2017/1090 K. sayılı kararında tartışılarak benimsendiği üzere, ıslahın konusunu tarafların yaptıkları usul işlemlerin oluşturduğu, taraflardan birinin ıslah yoluna başvurabilmesi için daha önce yapmış olduğu bir usul işleminin bulunması gerektiği, 6100 sayılı Kanun'un 176. maddesinde “Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah” edebileceğinin açık şekilde ifade edildiği, bu nedenle cevap dilekçesinin ıslahı için öncelikle yapılması gereken usul işleminin davaya cevap vermekten ibaret olduğu, cevap dilekçesinin hiç verilmemiş olması hâlinde ortada ıslah edilmesi mümkün bir usul işleminin varlığından söz edilemeyeceği hususları gözetilmeksizin somut olayda cevap dilekçesi sunmayan davalının, ıslah edebileceği bir usuli işlemi bulunmadığından artık ıslahla dahi yoksulluk nafakasını talep edemeyeceği tartışmasızdır. 23. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; dava dilekçesinin davalıya usule uygun şekilde tebliğ edildiği hâlde, süresi içerisinde cevap dilekçesinin sunulmadığı, böylece davalının dava dilekçesinde yer alan tüm iddialarını inkâr etmekle savunmasına yönelik herhangi bir vakıaya dayanmadığı, mahkemece yapılan ön inceleme duruşmasına her iki tarafında katıldığı, davalının dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasından sonra gelinen ön inceleme duruşma aşamasında boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceği vakıasına dayanarak davacıdan yoksulluk nafakası talep ettiği, davacının ise bu talebe açık muvafakatinin olmadığı anlaşılmıştır. Yukarıda açıkça anlatıldığı şekilde; yoksulluk nafakası, taraflar arasında boşanmaya sebep olan olaylarda kusur ilkesine dayalı, boşanmanın mali sonuçlarından biri olması nedeniyle boşanma davasında ferî talep olarak ileri sürülebilmekte ve şartları oluştuğu takdirde boşanma kararının ferisi olarak kararda yer alması nedeniyle uygulamada boşanmanın eki niteliğinde görülmektedir. Boşanma davası ya da boşanma kararı olmaksızın (TMK m.178 uyarınca açılan davalarda) tek başına yoksulluk nafakası davası açılması imkânsızdır. Yoksulluk nafakasının boşanma davasından bağımsız şekilde talep edilmesi hâlinde ise, usulüne uygun yargılaması yapılarak tamamlanmış bir boşanma davası sonucu uyarınca ve kesinleşen boşanma davasında belirlenen kusur durumu esas alınarak karar verilebilmektedir. Anlatılan şekilde yoksulluk nafakası davasının aslen boşanma davasından bağımsız bir dava niteliğinde ve kendine has koşulları olduğu, boşanma nedeniyle yoksulluğu düşme vakıasına dayanılarak bunun ispatlanmış olması halinde kabulüne karar verilebileceği, karşı tarafın bu iddiaya yönelik Anayasa’nın 36. maddesiyle temel hak olarak garanti altına alınmış karşı ispat hakkının bulunduğu, tahkikatın ön inceleme duruşma tutanağına göre yapılacağı hükmü karşısında, mahkemece taraflar arasında yoksulluk nafakası yönünden uyuşmazlık olduğu hususu ön inceleme duruşma tutanağı ile tespit edilmesi hâlinde ancak bu talep hakkında olumlu olumsuz karar verilebileceği, aksi takdirde mahkemece ön inceleme duruşma tutanağı ile taraflar arasında tespit edilmeyen konularla ilgili karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekliliği karşısında davaya konu yoksulluk nafakası talebinin iddia ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi niteliğinde olduğu, aksinin kabulü hâlinde aleyhe dayanılan vakıa hakkında karşı tarafın ispat hakkı elinden alınarak hukuki dinlenilme hakkının ihlal edileceği gözetilmeksizin mahkemece istemin boşanmanın eki niteliğinde talep olması nedeniyle serbestçe, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gerekçesiyle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, mahkemece verilen direnme kararının onanması gerektiği, direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir. 25. Hâl böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.09.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı dava dilekçesinde iddiasının dayanağı olan vakıaları (HMK 119/1-e) ve talep sonucunu (HMK 119/1-ğ), davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağı olan vakıaları (HMK129/1-e) ve talep sonucunu (HMK 129/1-g) gösterir. Taraflar dilekçeler aşamasında iddia ve savunmalarını serbestçe değiştirebileceklerinden (HMK 141/1) ikinci dilekçelerinde yeni vakıalara dayanabilirler. İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı (HMK 141/1) başladıktan sonra taraflar karşı tarafın açık muvafakatı olmadıkça yeni vakıalara dayanamazlar. Çünkü yeni vakıalara dayanmak iddia veya savunmanın değiştirilmesi anlamına geleceğinden bu yasak başladıktan sonra yeni vakıalara da dayanılması ve yeni bir talep sonucunda bulunulması mümkün değildir. Bu düzenlemeler her davanın açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanacağını belirten 28.11.1956 tarihli, 1956/15 E. 1956/15 K. sayılı içtihadı birleştirme kararında varılan sonuca da uygundur. Çünkü her davanın açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanacak olması dava tarihinde dayanılacak vakıaların belli olması ve bu vakıalara dayanılarak elde edilmek istenen talep sonucunun da ne olduğunun da belirlenebilir olması nedeniyle bunların davanın başında bilinip ileri sürülmesi de gereklidir. Dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıaların ileri sürülememesi ve hükme esas alınmaması da yine her davanın açıldığı tarihe göre karara bağlanacak olmasının bir sonucudur. İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı önceden bilinebilir ve belirlenebilir olmanın bir sonucu olup, bu yasak getirilmekle tarafların dilekçeler aşamasında tüm iddia ve savunmalarını ortaya koymaları sağlanarak, tahkikat aşamasında yeni vakıalar ve yeni talepler ileri sürmeleri ve buna bağlı olarak davaların sürüncemede kalması önlenmek istenmiştir. Alacak veya tazminat davasında iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı uygulanır. Çünkü ancak doğmuş bir zarar veya muaccel bir alacak için dava açılabilir ve muaccel olmayan bir alacak, henüz doğmamış bir zarar için dava açılmasında hukuki yarar yoktur. Ancak hukukumuzda henüz muaccel olmayan alacaklar ve ileride doğacak zararlar için de dava açılmasını mümkün kılan hükümler vardır. Örneğin işgücü kaybı tazminatı ve destek yoksunluğu tazminatında talep edilen miktarlar dava tarihine kadar gerçekleşen zararlar kadar dava tarihinden sonra gerçekleşecek zararları da kapsar. Hatta dava tarihinden sonrası için gerçekleşecek muhtemel vakıalar da bu tazminat miktarlarını belirler. Bu tazminatların niteliği nedeniyle dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıalar da iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağına tabi olmaksızın bu davalarda ileri sürülebilir. Örneğin tazminat isteyen eşin yargılama sırasında evlenmiş olması, 25 yaşına kadar tazminat hesaplanacak kız çocuğunun 19 yaşında işe girmiş ve çalışıyor olması, işgücü tazminatı isteyenin gelirlerinde gerçekleşen artışlar, tazminat isteme hakkı olan anne veya babadan birinin ölmüş olması, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın ileri sürülebilir. Çünkü bu vakıalar bu tazminatların ileride muaccel olacak kısımları da kapsaması nedeniyle niteliği gereği hâkimin dikkate alması gereken vakıalardır. Uygulamada da bunların ileri sürülmesi iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi sayılmamakta ve bu yeni vakıalar esas alınarak tazminat miktarlarının belirlenmesinde sakınca görülmemektedir. Boşanma davasında istenen yoksulluk nafakasında da benzer bir durum vardır. TMK 175/1. maddesinde; Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği düzenlenmiştir. Bu nafaka; ayrı dava veya karşı dava açılmasına gerek olmaksızın, talep hakkında harç yatırılması gerekmeksizin görülmekte olan boşanma davasında bu nafaka istenebilecek ve hakim de boşanmanın feri olarak bu nafakaya hükmedebilecektir. Davacının boşanma davası sürerken bu davayı müstakil olarak açması mümkün değildir. Çünkü doğmamış bir alacak için dava açılmasında hukuki yarar yoktur. Ancak yasa bir imkân tanımış ve henüz muaccel hâle gelmeden boşanma davası içinde bunun istenebilmesini ve boşanmanın feri olarak hükmedilebilmesini mümkün kılmıştır. Hâkim buna hükmederken boşanma davasının açıldığı tarihteki koşulları değil, hüküm anındaki koşulları dikkate alacaktır. Kişi bu nafakayı talep ettikten sonra durumu iyileşmiş ve yoksulluğa düşmesi söz konusu olmayacaksa talebin reddi mümkün olacaktır. Bunun tersi de gerçekleşebilir. Kişi dilekçeler aşamasında yoksulluğa düşmeyeceğini düşünerek bunu talep etmemiş olabilir. Örneğin bir işte çalışması veya gelir getiren bir taşınmaza sahip olması nedeniyle bunu istememiş olabilecektir. Ancak kişi yargılama sürerken işten çıkarılmış veya taşınmaz mülkiyetini kaybetmiş olabilir. Bu yeni olgular yoksulluğa düşme sonucunu doğuracaksa kişinin yoksulluğa düşmesi dilekçeler aşamasından sonra gerçekleşmiş olacaktır Sonradan gerçekleşen yeni vakıaların ve bundan doğan talep sonucu hakkının, boşanma davasında istenecek yoksulluk nafakası için de ileri sürülebileceği ve bunun iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi yasağına tabi olmadığının kabulü gerekir. Çünkü yoksulluk nafakasında önceden bilinebilirlik ve belirlenebilirlik mevcut olmadığı gibi bu talep her davanın açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanacağı ilkesine de tabi değildir. Yoksulluk nafakasının boşanma davasıyla bağlantısı da kişinin yoksulluk nafakası talep etmemesine neden olabilir. Çünkü kusurun tümüyle davacıda ve kendisinin kusursuz olduğunu bu nedenle boşanma davasının reddi gerektiğini düşünen davalıdan, bu talebiyle bağdaşmayacak şekilde boşanmanın feri olan yoksulluk nafakası talep etmesi de beklenemez. Ancak davalı yargılama aşamasında kendisine az da olsa kusur yükleyen delillerin dosyaya girdiğini görünce boşanma kararı verilebileceğini düşünerek Kanunun boşanmanın feri olarak kendisine isteme hakkı verdiği yoksulluk nafakası isteminde bulunmak isteyebilecektir. Bu özelliği itibarıyla dahi davalıdan yoksulluk nafakası talebini mutlaka dilekçeler aşamasında sunması beklenmemeli ve başta istemediği bir sonuç olan boşanmaya bağlı bir talebi sunmaya da zorlanmamalıdır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde davacı dilekçeler aşamasında yoksulluk nafakası talep etmemiş ise de ön inceleme duruşmasında bunu talep etmiştir. Bu nafaka talep tarihinde muaccel bir alacak olmayıp, hükmedilebilirliği ve miktarı dava tarihinden sonra gerçekleşecek vakıalara da bağlı olduğundan iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın sonradan istenebileceğinin kabulü gerekir. Mahkemenin dilekçeler aşamasından sonra da bunun istenebileceği ve buna hükmedilebileceği yönündeki kabulü usul hükümlerine aykırı değildir. Bu nedenle direnme uygun bulunarak miktarı incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan, iddia ve savunma yasağı başladıktan sonra bunun istenemeyeceği, cevap dilekçesi vermeyen davalının ıslah yoluyla da bunu talep edemeyeceği gerekçesiyle değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Dilekçe Aşaması Sonrasında Talep Yöneltmenin Sınırları

HMK m. 141, tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle iddia veya savunmalarını serbestçe genişletebileceğini ya da değiştirebileceğini; ancak dilekçelerin karşılıklı verilmesinin ardından bu yolun kapanacağını düzenlemektedir. Dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra iddia veya savunmanın genişletilip değiştirilmesi yalnızca ıslah ya da karşı tarafın açık muvafakati yoluyla mümkündür. Bu hüküm 22 Temmuz 2020 tarihli 7251 sayılı Kanun ile değiştirilmiş olup değişiklikten önceki metinde ön inceleme aşamasında karşı tarafın açık muvafakatiyle de genişletme yapılabilmekteydi; değişiklik bu imkânı kaldırmıştır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 141Kaynağı aç
MADDE 141- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. Süreler hakkında karar

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/2716, K. 2020/705 sayılı kararında çoğunluk, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşmasında ileri sürülen yoksulluk nafakası talebinin savunmanın genişletilmesi niteliğinde olduğunu ve karşı tarafın açık muvafakati bulunmaksızın bu talep hakkında 'karar verilmesine yer olmadığına' hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Çoğunluk görüşü ayrıca cevap dilekçesi hiç verilmemiş olması hâlinde ıslah edilebilecek bir usul işleminin varlığından söz edilemeyeceğini vurgulayarak bu durumda ıslah yoluyla da yoksulluk nafakasının talep edilemeyeceğini ortaya koymuştur. Karşı oy ise yoksulluk nafakasının muacceliyeti ve öngörülmezliği nedeniyle dilekçeler aşamasından sonra da serbestçe talep edilebileceğini savunmaktadır. Bu karar, 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki bir döneme ait uyuşmazlığa ilişkindir.

Bu tartışmaya farklı bir boyut katan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/3302, K. 2023/6422 sayılı kararında ise farklı bir olgusal tablo değerlendirilmiştir. Söz konusu davada davalı kadın ilk cevap dilekçesinde boşanmaya karar verilmesi hâlinde bundan doğan tüm haklarını talep ettiğini beyan etmiş; ardından hâkimin HMK m. 31 kapsamındaki davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde sorması üzerine nafaka ve tazminat miktarlarını açıklamıştır. Daire, bu ikili kombinasyonun savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında sayılamayacağına ve aksi yönde verilen kararın bozma sebebi oluşturduğuna oy çokluğuyla hükmetmiştir. Karşı oy ise muhalefet şerhinde, HMK m. 31 kapsamındaki davayı aydınlatma ödevinin yalnızca önceden ileri sürülmüş vakıa ve taleplere yönelik eksikliklerin tamamlanmasına imkân tanıdığını; taraflarca hiç ileri sürülmemiş talepleri ön inceleme aşamasında gündeme getirme imkânı vermediğini ve bu nedenle tazminat taleplerinin savunmanın genişletilmesi niteliğinde sayılması gerektiğini savunmaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3302, K. 2023/6422Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/3302 E.  ,  2023/6422 K. "İçtihat Metni" … MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/58 E., 2023/196 K. DAVA TARİHİ : … KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Trabzon 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/696 E., 2022/480 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; İlk Derece Mahkemesi kararının davalı kadın vekili tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edildiği, bu sebeple de temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı belirlenmiştir. Adli yardım, temyiz yoluna başvuru sırasında talep edilmekle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir. Adli yardım, 6100 sayılı Kanun’un 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelere göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanabileceği adli yardımın şartları, ödeme gücünden yoksun olma ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Adli yardım talebinde bulunan gerçek kişi veya tüzel kişinin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir. Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı, bu belgeler incelenerek belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında adli yardım talebinde bulunan tarafın, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken temyiz yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı erkek vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde özetle; tarafların uzun süredir fiilen ayrı olduğunu, kadının evden ayrılmadan önce iki adet ineği sattığını, başka bir kişi ile gayrimeşru ilişki yaşadığını iddia ederek davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına karar verilmesini dava ve talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı kadın cevap dilekçesinde özetle; eşinin çocuklara, evine bakmadığını, kendisine fiziksel şiddet uyguladığını, evi terk edenin eşi olduğunu, maddî destek sağlamadığını belirterek davanın reddini, aksi takdirde haklarını ve nafakalarının ölene kadar ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı kadın; 07.10.2021 tarihli ön inceleme duruşmasında kendi yararına aylık 2.000,00 TL yoksulluk nafakası ile 200.000,00 TL maddî ve 200.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı erkek tanıkları … ve …'ın davalının inekleri habersizce sattığı şeklindeki beyanına karşın, davalı kadın tanığı …'in ineklerin davacı tarafından satıldığı şeklindeki beyanı birlikte değerlendirildiğinde, tanık beyanları arasındaki çelişkinin mevcut dosya durumuna göre giderilemediği, beyanına üstünlük sağlanacak tanığın tespit edilemediği anlaşılarak bu vakıanın dosya kapsamında ispat edilemediği, davalı kadının gayri ahlaki bir yaşamı bulunduğu şeklinde köyde söylentilerin çıktığı, tanık …'inde davalı kadın ile söyletisi çıkan …'ü Trabzonda beraber gezerken gördüğü, …'in karısının iki üç kez davacı erkeğin evine geldiği ve "karına sahip çık, yuvamı yıkmasın" diyerek olay çıkardığı anlaşılarak davalı kadının güven sarsıcı hareketlerde bulunduğu, davacı erkeğin ise; eşine fiziksel şiddet uyguladığı, maddî destek olmadığı, eşine ve çocuklarına karşı ilgisiz davrandığı, sabit görülen eylemler nedeniyle evliliğin çekilmez hale gelmesinde davacı erkeğin daha fazla kusurlu olduğu, davalı kadının ise az kusurlu olduğu, davalı kadının dilekçeler aşamasında miktar belirterek yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat talebinde bulunmadığı, ön inceleme duruşmasında 2.000,00 TL yoksulluk nafakası, 200.000,00 TL maddî ve 200.000,00 TL manevî tazminat talebinde bulunduğu, karşı tarafın da açık muvafakatinin bulunmadığı, davalının nafaka ve tazminat talep tarihi itibariyle davanın genişletilmesi, değiştirilmesi yasağının başladığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı kadın vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; reddedilen yoksulluk nafakası ile maddî- manevî tazminatlar ve davacı erkeğin kabul edilen tüm talepleri yönünden istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi tarafından; davalı kadının yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden usulünce yapılmış ıslah veya karşı tarafın açık muvafakati bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı, davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, dolayısıyla kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek davalı kadının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; reddedilen yoksulluk nafakası ile maddî- manevî tazminatlar ve davacı erkeğin kabul edilen tüm talepleri yönünden temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı erkeğin açtığı evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davasında; taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğini devamına imkan vermeyecek derecede geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik varsa kusurunun kimden kaynaklandığı, kadının yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat istemlerinin usul kurallarına uygun talep edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 161 inci maddesi birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü maddesi birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi. 6100 sayılı Kanun'un 31 inci maddesi, 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6100 sayılı Kanun'un 31 inci maddesine göre; "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddî veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir." Hakimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verilebilmesi ve maddî gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Hakim davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde ileri sürülen taleplerin ve gösterilen delillerin somutlaştırılmasını sağlayarak, tarafların hem ispat hakkını koruyacak hem de taleplerine uygun şekilde karar verecektir. 3.Davalı kadın süresinde verdiği cevap dilekçesinde, boşanmanın reddini istemiş, boşanma kararı verilmesi halinde ise "haklarının ve nafakalarının ödenmesine" karar verilmesini talep etmiş; ön inceleme duruşmasında ise; 6100 sayılı Kanun'un 31 inci maddesi gereğince, hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde duruşma hakiminin davalı kadına sorması üzerine, davalı kadın tarafından aylık 2.000,00 TL yoksulluk nafakası, 200.000,00 TL maddî ve 200.000,00 TL manevî tazminat talep ettiğini beyan etmiş, buna mukabil davacı herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Davalı kadının ön inceleme duruşmasında talep ettiği tazminatlar ve yoksulluk nafakası boşanmanın fer'isi niteliğinde olduğundan bu taleplerin değerlendirilmesi için 492 sayılı Harçlar Kanunu'na göre nispi harç ödenmesine de gerek bulunmamaktadır. Bu durumda; davalı kadının ilk cevap layihasında boşanmaya karar verildiği takdirde bundan kaynaklanan tüm haklarını talep ettiğine yönelik beyanı; 6100 sayılı Kanun'un 31 inci maddesi gereğince hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında alınan beyan olup kadının yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminata ilişkin talepleri, savunmanın genişletilmesi, değiştirilmesi yasağı kapsamında sayılamaz. Hal böyle iken kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken bu talepler hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu gerekçeyle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadının yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat talebi yönlerinden ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının kadının yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat talebi yönlerinden BOZULMASINA, 3.Davalı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.12.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ 6100 sayılı HMK’nun 31. maddesinde "Hakimin davayı aydınlatma ödevi" başlığı altında; "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddî veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Madde amacının hükümet gerekçesinden, mukayeseli hukuktaki gelişim sonucunda, hâkimin taraflara sorular sorma, işaret ve müzakere etme ödevi anlaşılmaktadır. Bu sayede hâkim, olayın ve hukuki uyuşmazlığın olgusal ve hukuki boyutlarını gerekli olduğu ölçüde taraflarla birlikte ele alabilecek, tarafların zamanında uyuşmazlığın çözümü için önemli vakıaların tamamı hakkında açıklama yapmalarını, özellikle ileri sürülen vakıalardaki eksiklikleri tamamlamalarını, delilleri ikame etmelerini ve gerekli talepleri ileri sürmelerini sağlayabilecektir. HMK’nın “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. maddesi “(1)  Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Kadın eşin cevap dilekçesinde maddî ve manevî tazminat talebi niteliğinde bir açıklaması bulunmadığı sadece "haklarımı istiyorum" şeklinde ifade kullandığı, davacı erkek vekilinin ve davalı kadının katıldığı 07.10.2021 tarihli ön inceleme duruşmasında ise "200.000,00 TL maddî ve 200.000,00 TL manevî tazminata" karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Yukarıda açıkça anlatıldığı üzere; 6100 sayılı Kanun'un 31 inci maddesi ile hâkimin maddî anlamda davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiştir. Başka bir ifadeyle bu maddeye dayanarak hâkim ancak ileri sürülmüş olan vakıa ve/veya talebe yönelik eksiklikler yönünden taraflardan tamamlama isteyebilecektir. Yoksa somut olayda olduğu gibi taraflarca ileri sürülmeyen talepler hakkında açıklayıcı beyanda bulunmasını istemesi imkânsızdır. Bu hale göre davalı kadının talebi olmayan bir konuda açıklama yapması ve tazminat taleplerinin ön inceleme aşamasında ileri sürülmüş olması savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi niteliğindedir. Mahkemece bu gerekçe ile kadının tazminat talepleri hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi yerinde olup bu yönden hükmün onanması kanaatinde olduğundan sayın heyetin kadın yararına maddî ve manevî tazminat takdiri gerektiği yönündeki bozma kararına katılmıyorum. …

İki kararın olgusal koşulları birbirinden farklıdır. Hukuk Genel Kurulu kararında doğrudan ön inceleme aşamasında yöneltilen talep ele alınırken, 2. Hukuk Dairesi kararında cevap dilekçesindeki genel hak beyanı ile hâkimin aydınlatma ödevi kapsamında alınan miktara ilişkin beyanın birleşimi söz konusudur. Bu ayrımın somut olayın koşullarına ve özellikle cevap dilekçesindeki beyanın içeriğine bağlı olduğu görülmekte; iki karar arasındaki ilişkinin hangi olgu örüntüsüne nasıl uygulanacağı tartışmalı olmayı sürdürmektedir.

'Karar Verilmesine Yer Olmadığına' ile Ret Kararı Arasındaki Fark

Dilekçe aşaması geçirildikten sonra süresinde ileri sürülmeyen bir talep hakkında verilmesi gereken hüküm biçimi usul hukuku bakımından önem taşımaktadır. Süresinde yapılmayan talep, esastan incelenerek reddedilmemelidir; 'karar verilmesine yer olmadığına' şeklinde hüküm kurulmalıdır. TMK m. 175 kapsamında dilekçeler aşamasından sonra yöneltilen yoksulluk nafakası talebinin süresinde olmadığı gerekçesiyle 'karar verilmesine yer olmadığına' sonucuna bağlanması, kesin hüküm oluşturacak şekilde talebinin reddine karar verilmesinden farklı bir sonuç doğurur.

Boşanmanın Feri Talepleri İçin Nispi Harç

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/3302, K. 2023/6422 sayılı kararının çoğunluk gerekçesinde, boşanmanın feri niteliğindeki maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri için 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca nispi harç ödenmesine gerek bulunmadığı belirtilmektedir. Bu tespit, söz konusu kararın çoğunluk görüşüne aittir; karar oy çokluğuyla verilmiştir.

Terk Sebebiyle Boşanmada Yasal Çerçeve

TMK m. 164 terk sebebiyle boşanmanın koşullarını belirlemiştir. Eşin evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek amacıyla diğerini terk etmesi ya da haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi, bu ayrılığın en az altı ay sürmüş ve devam etmekte olması ve yapılan ihtarın sonuçsuz kalması hâlinde terk edilen eş boşanma davası açabilmektedir. Madde aynı zamanda; diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eşin de terk etmiş sayılacağını açıkça hükme bağlamaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 164Kaynağı aç
Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. V. Akıl hastalığı

İhtar usulü bakımından kanun, davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim ya da noterin esası incelemeksizin terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiğini ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçları bildiren bir ihtar yapmasını öngörmektedir; gerektiğinde bu ihtar ilân yoluyla da yapılabilmektedir. Süre hesabı açısından önemli bir kısıtlama bulunmaktadır: boşanma davası açabilmek için belirlenen sürenin dördüncü ayı dolmadan ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmeden de dava açılamaz.

Boşanma Kararında Velayet ve Kişisel İlişki Düzenlemesi

TMK m. 182 uyarınca mahkeme, boşanmaya karar verirken olanak bulundukça ana ve babayı dinleyerek ve çocuk vesayet altındaysa vasinin ile vesayet makamının görüşünü alarak ana ve babanın haklarını ile çocukla kişisel ilişkilerini düzenlemek zorundadır. Velayeti verilmeyen eşin çocukla ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulmakta; bu eş aynı zamanda çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlü kılınmaktadır. Hâkim, istem üzerine bu giderlerin irat biçiminde ödenmesine karar verdiğinde gelecek yıllara ilişkin ödeme miktarını tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre karara bağlayabilmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
Madde 182 – Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 2. Durumun değişmesi

TMK m. 182'ye 24 Kasım 2021 tarihinde eklenen ikinci fıkra, mahkemenin boşanma kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtara bağlamıştır. Bu fıkra 24 Kasım 2021'den itibaren yürürlüktedir; daha önce açılmış davalara uygulanabilirliği konusunda kaynakta herhangi bir hüküm veya içtihat bulunmamaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Boşanmada maddi tazminat alabilmek için ne gerekir?

TMK m. 174/1'e göre maddi tazminat talep edebilmek için talep sahibinin mevcut veya beklenen menfaatlerinin boşanma nedeniyle zedelenmiş olması ve talep sahibinin kusursuz ya da karşı taraftan daha az kusurlu olması gerekmektedir. Daha ağır kusurlu bulunan taraf yararına bu maddenin koşulları oluşmaz.

Manevi tazminat için kişilik hakkı saldırısı neden önemlidir?

TMK m. 174/2 manevi tazminatı yalnızca boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafa tanımaktadır. Bu nedenle boşanma davalarında manevi tazminata hükmedilebilmesi için boşanmaya yol açan olayların talep sahibinin kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi gerekmektedir.

Ağır kusurlu olan eş yoksulluk nafakası talep edebilir mi?

TMK m. 175'e göre yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafa ancak kusuru daha ağır olmamak koşuluyla tanınmaktadır. Dolayısıyla karşı taraftan daha ağır kusurlu bulunan eş yoksulluk nafakası talep edemez. Bununla birlikte nafaka yükümlüsünün kusurlu olması şart değildir; kusursuz olsa bile mali gücü oranında nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir.

Cevap dilekçesi vermeden yoksulluk nafakası talep edilebilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/2716, K. 2020/705 sayılı kararının çoğunluk görüşüne göre cevap dilekçesi hiç verilmemiş ise ortada ıslah edilebilecek bir usul işlemi bulunmadığından ıslah yoluyla da yoksulluk nafakası talep edilemez. Bu karar oy çokluğuyla alınmış olup karşı oy bu sonuca katılmamıştır. Söz konusu karar ayrıca HMK m. 141'in 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki döneme ait bir uyuşmazlıkta verilmiştir.

Cevap dilekçesinde nafaka ve tazminat miktarı belirtilmemişse ne olur?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/3302, K. 2023/6422 sayılı kararında; davalının ilk cevap dilekçesinde boşanmadan doğan tüm haklarını talep ettiğini beyan etmesi, ardından hâkimin HMK m. 31 kapsamındaki aydınlatma ödevi çerçevesinde sorması üzerine nafaka ve tazminat miktarlarını açıklamasının savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamına girmediğine oy çokluğuyla hükmedilmiştir. Karşı oy ise aydınlatma ödevinin yalnızca önceden ileri sürülmüş taleplere yönelik eksikliklerin tamamlanmasına imkân tanıdığını, bu nedenle söz konusu beyanın yasak kapsamında sayılması gerektiği görüşündedir. Bu kararın, Hukuk Genel Kurulu içtihadıyla ilişkisi somut olayın olgusal koşullarına göre değişebileceğinden her dava kendi özelinde değerlendirilmelidir.

Terk nedeniyle boşanma davası ne zaman açılabilir?

TMK m. 164'e göre terk eden eşin ayrılığının en az altı ay sürmüş ve devam etmekte olması şarttır. Bununla birlikte ihtar süreci için belirli bir sıralama öngörülmüştür: belirlenen sürenin dördüncü ayı dolmadan ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmeden boşanma davası açılamaz.

Boşanmada tazminat ve nafaka talebi için ayrıca harç ödenir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/3302, K. 2023/6422 sayılı kararının çoğunluk gerekçesine göre boşanmanın feri niteliğindeki maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri için 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca nispi harç ödenmesine gerek bulunmamaktadır. Bu değerlendirme söz konusu kararın çoğunluk görüşüne dayanmakta olup karar oy çokluğuyla verilmiştir.

Nafaka talebinin reddedilmesi ile karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi arasındaki fark nedir?

Dilekçe aşaması geçirildikten sonra süresinde yöneltilmeyen bir talep esastan incelenmeksizin sonuçlandırılmalı; 'karar verilmesine yer olmadığına' şeklinde hüküm kurulmalıdır. Bu hüküm biçimi, kesin hüküm oluşturacak şekilde talebin esastan reddedilmesinden farklı bir sonuç doğurur. TMK m. 175 kapsamında bu usul ayrımına uymak, tarafın aynı konudaki hakkını usul engeliyle yitirmemesi açısından önem taşımaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu