Boşanmada Mal Paylaşımı ve Katılma Alacağı Tasfiyesi

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanmada Mal Paylaşımı ve Katılma Alacağı Tasfiyesi

Yasal Mal Rejimi ve Malların Kapsamı

Evlilik birliğinde kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Eşler dilerlerse mal rejimi sözleşmesi düzenleyerek kanunda yer verilen diğer rejim modellerinden birini belirleyebilirler. Bu rejim yapısı, evlilik sürecinde edinilen varlıklar ile her bir eşe ait kişisel varlıkları ihtiva eder. Sözleşmeyle farklı bir rejim kararlaştırılmadığı müddetçe evliliğin kuruluşundan tasfiye aşamasına kadar bu yasal çerçeve geçerliliğini sürdürür ve tasfiyede ilgili rejimin kuralları tatbik olunur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 202Kaynağı aç
Madde 202- Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler. B. Mal rejimi sözleşmesi I. Sözleşmenin içeriği
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 218Kaynağı aç
Madde 218- Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. II. Edinilmiş mallar
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2020/3459, K. 2021/4238Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2020/3459 E.  ,  2021/4238 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 9. Aile Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Ankara 9. Aile Hukuk Mahkemesinin 31.01.2018 tarihli ve 2013/1394 Esas, 2018/136 Karar sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12 Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı … vekili, davalı erkek adına Garanti Bankası elma hesabı, … plakalı araç, … ada 1 parselde kayıtlı 32 numaralı bağımsız bölüm üzerinde 10.000 TL mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacağın dava tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsilini, ziynet ve ev eşyalarının ise aynen iadesini olmadığı takdirde 5.000 TL bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile 10.329,75 TL alacağın karar tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline, ev eşyası ve ziynet eşyasına yönelik talebi tefrik edildiğinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, hüküm; davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmiştir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK mad. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK mad. 229) ve denkleştirmeden (TMK mad. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK mad. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK mad. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK mad. 236/1). Katılma alacağı, Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK mad. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK mad. 222). Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Somut olaya gelince; eşler, 03.08.2005 tarihinde evlenmiş, 13.02.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad. 10, TMK mad. 202/1). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179). İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince, davaya konu … plakalı aracın, davalının evlilik öncesi edindiği … plakalı aracın takas edilmek suretiyle edindiği… plakalı aracın satım bedeli ile edinildiği, … plakalı aracın 12.000 TL bedelle takasa tabi tutulduğu, … plakalı aracın edinilmesi için takasın üzerine 11.000 TL ödendiği, bu 11.000 TL’nin ise davalının kıdem tazminatıyla karşılandığı kabul edilerek, evlilik öncesi sahip olduğu aracın bedeli ile kıdem tazminatından davalının kişisel malı olarak hesaplanan tutar davalı lehine denkleştirmeye tabi tutularak araç için davacı lehine 10.229,25 TL katılma alacağına hükmedilmiş ise de, verilen karar dosya kapsamıyla örtüşmemektedir. Şöyle ki, dosya kapsamında davalının evlilik öncesinde sahip olduğu … plakalı aracın davalı tarafından edinim tarihine ilişkin bir bilginin yer almadığı, davalının bu aracı 06.07.2008 tarihinde dava dışı… plakalı araç ile takas ettiği,davalının kıdem tazminatını almaya hak kazandığı iş akdinin 16.06.2006 tarihinde feshedildiği, … plakalı aracın 15.09.2009 tarihinde davalı tarafından satıldığı, aynı gün davaya konu … plakalı aracın davalı tarafından edinildiği anlaşılmaktadır. Buna göre… plakalı aracın satım bedeli ile davaya konu aracın alındığının kabulü doğru ise de, davalının kıdem tazminatını almaya hak kazandığı iş akdinin 16.06.2006 tarihinde feshedilmesi, takas sözleşmesinin ise 06.07.2008 tarihinde yapılması karşısında aradan geçen süre dikkate alındığında dosya kapsamında kıdem tazminatının… plakalı aracın ediniminde kullanıldığına ilişkin somut bir delil bulunmadığı da anlaşıldığına göre, davalının kıdem tazminatının davaya konu aracın ediniminde kullanıldığının ispat edilemediği kabul edilerek, davalının evlilik öncesi edindiğini savunduğu … plakalı aracın davalı tarafından edinimine ilişkin kayıtlar dosyaya alındıktan sonra bu aracın gerçekten davalının kişisel malı niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, yalnızca bu aracın takas bedelinin katılma alacağı hesabında davalı lehine denkleştirmeye tabi tutulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen nedenle BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.05.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Edinilmiş mal kavramı, eşlerin rejim devam ederken maddi bir bedel ödeyerek malvarlığına kattığı iktisapları tanımlar. Bu kapsamda emeğin ürünü olan kazançlar, sosyal güvenlik ve yardım kurumlarınca gerçekleştirilen tahsisler, çalışma gücünün azalması yahut yitirilmesi sebebiyle ödenen tazminatlar, kişisel mallardan elde edilen dönemsel gelirler ve edinilmiş malların ikamesi niteliğindeki iktisaplar edinilmiş mal sayılır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 219Kaynağı aç
Madde 219- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler. III. Kişisel mallar 1. Kanuna göre

Kanun gereğince kişisel mal kabul edilen kalemler arasında münhasıran eşlerden birinin ferdi kullanımına tahsis edilmiş eşyalar, rejimin başlangıç anında mevcut olan veya miras ile sair karşılıksız kazandırma yollarıyla iktisap edilen varlıklar, manevi tazminat talepleri ve bu kişisel iktisapların ikamesi niteliğindeki değerler yer alır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 220Kaynağı aç
Madde 220- Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler. 2. Sözleşmeye göre
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/9259, K. 2025/1648Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2024/9259 E.  ,  2025/1648 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1474 E., 2024/1191 K. DAVA TÜRÜ : Ziynet Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 11. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/157 E., 2023/534 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek vekili tarafından hükmün tümü yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Davacı kadın dava dilekçesinde, ziynet eşyalarının düğünden sonra ziynetlerin evde durmasının tehlikeli olabileceği belirtilerek elinden alındığını, davalının babasının Şekerkbank Küçükesat Şubesi'nde bulunan kasasına konulduğunu, 22.09.2014 tarihinde davalının babasının altın ve ziynetlerin 130.000,00 TL civarında tuttuğunu söylediğini, evlilik süresince ziynetlerini sorduğunda davalının kaçamak cevaplar verdiğini ayrıca boşanma istediğini ileterek boşanalım gitsin, babamda duran ziynet ve altınları da yarı yarıya paylaşırız, hepsini sana vermem dediğini, müşterek konuta gelen davalının annesinin de iyi ki düğünden sonra tüm ziynetleri sizden almışız, siz bu kafa ile onları da çarçur ederdiniz dediğini, bu itibarla altınların davalı erkekte kaldığını ileri sürerek 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bilezikler, düğünde takılan ziynetlerin aynen olmadığı takdirde şimdilik 130.000,00 TL bedelin tahsilini talep etmiştir. Davalı erkek ise 19.04.2021 tarihli cevap dilekçesinde ziynetlerin davalıda veya davalının babasında olduğunu kabul etmemekle birlikte, Yüksek Mahkemenin son dönem ilke kararlarında, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayıp erkeğe takılan takıların erkeğe ait olacağı ilkesi benimsendiğini, dolayısıyla bu kapsamda kalan, davalı erkeğe takılan takılarla ilgili davacının hak talep etmesi kabul edilemeyeceğini, davalıya takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince davalıya ait olduğu konusunda tanık dinletme talebinin olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, son ayrılma olayında davalı evden giderken, davacının davalıya “polis çağıracağım, kasayı açtıracağım, altınlarımı alacağım” dediği, davalının da “ister polis, ister vali çağır altınlar da, araba da fifti fifti paylaşılacak” diyerek çıkıp gittiğini, o günden sonra tarafların bir daha bir araya gelmediklerini, öncesinde aile içi sohbetlerde, ziynet eşyalarının davalının ailesine ait kasada olduğuna dair konuşmaların geçtiğini, davalının ikinci araç için altınları istediğini, davacının rıza göstermediğini, taraflar ayrıldıktan sonra davalının annesinin “iyi ki altınları size vermemişiz, çarçur ederdiniz” dediğini, bu haliyle ziynetlerin erkekte kaldığı ispatlandığı gerekçesi ile kararda belirtilen ziynetlerin aynen olmadığı takdirde ıslaha dikkat edilerek toplam 449.211,85 TL'nin tahsiline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi’nin bu kararına karşı davalı vekili hükmün tümü yönünden istinaf başvurusunda bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekili 23.08.2024 tarihli dilekçesi ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas, 2024/2402 Karar sayılı ilamı ile içtihat değişikliğine gidilmesine ve erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğuna karar verildiğini, istinaf itirazlarını tekrar etmekle birlikte öncelikle davanın reddine karar verilmesini, aksi halde emsal nitelikteki Yargıtay kararının da dikkate alınmasını talep ettiğini, Yargıtay 2. Hukuk Dairesince ziynet eşyasının iadesi davalarına ilişkin yerleşik uygulamasının değiştirildiğini, ancak bu durumda da; ayrıntıları Anayasa Mahkemesinin 06.01.2015 tarih, 2013/6932 Bireysel Başvuru Numaralı ve 22.01.2019 tarih, 2015/17453 Bireysel Başvuru Numaralı kararlarında açıklandığı üzere, içtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, sürpriz karar; ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşması olduğunu, sürpriz karar yasağı ise; yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade etteğini, sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmaması gerektiğini, şüphesiz mahkemelerin yeni içtihatlar geliştirebileceğini, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebileceğini, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabileceğini, ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemeyeceğini, bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerektiğini, yüksek Dairenin bugüne kadarki yerleşik içtihadını değiştirmesi ve bu değişikliği hemen uygulaması, dairenin önceki görüşüne güvenerek kanun yoluna başvuranlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacağını, bu sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda ve yapılan kanun yolu başvurularında ise önceki uygulamaya devam edilmesi uygun olacak, böylelikle hak ihlallerinin önüne geçilmiş olacağını, dava konusu olayda da; uzun yıllardır uygulanan bahse konu içtihatların değiştirilmesi söz konusu ise de, bu içtihadın derhal uygulanması değil, makul bir süre sonra uygulamaya konulması, böylelikle içtihat değişikliğinin hak ihlaline neden olamaması sağlanması gerektiğini, tüm bu açıklamalar doğrultusunda davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebi yerinde görülmediğini ve İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin gerekçesinde yer aldığı üzere Aşır Tunç (B. No: 2015/17453) başvurusu üzerine verdiği, 22.01.2019 tarih sayılı kararında Anayasa Mahkemesi sürpriz karar yasağından ne anlaşılması gerektiğini açıklamakla birlikte devamında; ancak bu yasak hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamasının gerektiğini, yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumlu olduğunu, bu itibarla içtihat değişikliği tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını, bu değişiklik ile benimsenen yeni yaklaşımın benzer uyuşmazlıklarda tutarlı olarak uygulanması gerekli olduğunu, makul bir gerekçe de ortaya konulmadan ve sonrasında istikrarlı bir şekilde uygulanmadan benzer nitelikteki uyuşmazlığın zıttı olacak şekilde davanın neticelenmesi hukuki belirsizliğe yol açacağına işaret etmiştir. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3). Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1.Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2.Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3.Manevî tazminat alacakları, 4.Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218). Sonuç itibariyle, Dairemizin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas 2024/2402 sayılı ilamında “… Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir" yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir….” denilmek suretiyle düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesinin neden gerekli olduğu ayrıntılı olarak gerekçelendirilmiş ve istikrarlı bir şekilde uygulanmaya devam edilmektedir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi doğru değildir. Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun md. 26/1). Somut olayda davalı vekilinin dilekçeler aşamasında usulüne uygun olarak ileri sürdüğü iddiasına yönelik Dairenin değişen içtihadı doğrultusunda, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayan erkeğe takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince erkeğe ait olduğu konusunda tanık dinletme talebi dikkate alınarak inceleme yapılması ve delillerin bu çerçevede bir bütün olarak değerlendirilerek ziynet alacağı davası hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususun hiç değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 2.Kabule göre de; a)Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde davacının iddia ettiği kadar ziynet takılmadığı ileri sürülerek miktar olarak ziynetin varlığına itirazları olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi kök raporuna karşı 18.05.2022 tarihli itiraz dilekçesinde bu itirazının yanında kutuya konulan altınların gram ve cinslerinin kese içinde atılmasına rağmen tespit edilmesinin mümkün olmadığını, bu yönde tanık beyanlarının da bulunmadığını, davacının iddiasında olduğu haliyle hesap yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüş, alınan ek raporda, bilirkişi tarafından “gelin ve damat masaya geldiğinde davetlilerin ellerinde hediye edecekleri kutu ve keselerin tespit edildiği ancak keseyi taşıyan kişi kamera kadrajının dışında kaldığını, davalının sunduğu listeden de keseye konulan altınların tespit edilemediği” yazılmak suretiyle ikinci bir rapor hazırlanmış, ancak keseye konulan ve raporda net görüldüğü belirtilen bilezikler dışındaki altınların gram ve cinslerini nasıl tespit ettiği yönünde bir açıklama getirmemiş olması doğru olmamıştır. b)Davacı kadın vekilinin dava dilekçesinde talep ettiği 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bileziklerin aynen olmadığı takdirde bedel talebinde bulunmasına karşın, hazırlanan bilirkişi raporundan sonra ıslah dilekçesi ile talebini 8 adet tam altın teklik, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 2 adet gremse (13.545,00 TL), 2 adet reşat lira (5.515,00 TL), 11 adet ata lira (30.838,60 TL), 53 adet bilezik (256.610,00 TL) aynen olmadığı takdirde toplam = 449.211,85 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ederek, dava dilekçesinde bulunan “1 adet tam altın, 1 adet gremse, 9 adet bileziğin ıslah dilekçesinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Davacının söz konusu isteminin ıslah müessesesinin mahiyetiyle bağdaşır bir yönü bulunmadığı, eldeki davada davacının talebinin bir usul işlemi olmayıp maddî hukuka taalluk eden kısmi feragat olduğu, doktrinde buna talep sonucunun daraltılması da denildiği, davacının talep sonucunu azaltmasının, davayı genişletme ya da değiştirme sayılmadığı, tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek olmadığı, somut olayda davacının talep sonucunu daraltmasının davadan kısmi feragat niteliğinde olduğunun kabulü gerekirken, karar yerinde bu hususun tartışılmaması da doğru bulunmamıştır. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,18.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/345, K. 2021/1562Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2018/345 E.  ,  2021/1562 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ziynet alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 2. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; 18.06.2010 tarihinde evlenen ve bir süredir ayrı yaşayan taraflar arasındaki boşanma davasının devam ettiğini, müvekkiline evlenirken 200 gram altın verileceğini taahhüt eden davalının bu çerçevede düğünde 22 ayar 40 gramlık beş adet kilitli burma bilezik taktığını ancak bu bileziklerin daha sonra müvekkilinden zorla geri alındığını, hem bu bileziklerin bedelinin hem de düğünde takılıp sonradan geri alınan ve CD kayıtlarından tespit olunacak altınlarla yatak odası takımının bedelinin müvekkiline iadesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ziynet ve altınlar için 10.000TL, yatak odası takımı için 5.000TL bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle altınlar yönünden talebini 22.233TL'ye yükseltmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; davanın hukukî dayanaktan yoksun ve soyut iddialara dayalı olarak açıldığını, bileziklerin bir kısmını bizzat davacının sattığını, buna rağmen elinden zorla alındığı iddiasıyla haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, yatak odası takımını aynen iadeye hazır olduklarını, müvekkilinin evde olmadığı bir sırada davacının evdeki eşyaları boşalttığını, kendisine ait ziynet eşyalarını da ayrı yaşamaya başladıkları zaman götürdüğünü, ziynetlerin zorla alındığı iddiasını ispatlamak zorunda olan davacının düğünde kendisine takılan para ve altınlarla set aldığından dava dilekçesinde hiç bahsetmediğini, oysa bunlar bozdurularak alınan setin davacı elinde olduğunu, mehir senedinin tatsızlık çıkmasın diye düğün esnasında imzalandığını, bu nedenle sözleşme serbestisinden bahsedilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Konya 2. Aile Mahkemesince 14.05.2015 tarihli, 2014/393 E., 2015/312 K. sayılı karar ile genel hayat tecrübesine göre olağan olanın ziynet eşyasının kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesi olduğu, bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesinin olağana ters düştüğü, davacının dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını, götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını ispat yükü altında olduğu ancak bunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının altın, ziynet eşyaları ve düğünde takılan paraya ilişkin taleplerinin reddine, yatak odası takımı bedeli 1.750TL nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 03.05.2016 tarihli ve 2015/10878 E., 2016/6997 K. sayılı karar ile; “Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı eşte kaldığı ileri sürülen ziynet eşyalarının ve paranın aynen ya da bedelinin iadesi istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 6. maddesi uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir. Somut olayda; davacı kadın, davalı tarafından davacıya düğün hediyesi olarak alınan altınlar ile düğün esnasında davacıya hediye edilen tüm ziynet eşyalarının ve paranın davalıda kaldığını ileri sürmüş; davalı koca ise, ziynetlerin kendisinde olmadığını savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın ziynet eşyalarının kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla, bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan, ziynet eşyası; rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle, evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak, normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Buna göre, davacı kadın; dava konusu ziynet eşyasının varlığını, bu altınların davalı tarafça evlilik sırasında ya da evi terk ederken zorla elinden alındığını veya götürülmesine engel olunduğunu, ispat yükü altındadır. Somut olayda, davacı taraf tanık dinletmiş olmanın yanı sıra dava dilekçesinde bildirdiği delilleri arasında açıkça yemin deliline dayanmıştır. Mahkemece; iddiasını ispat edemeyen davacı tarafın yemin deliline dayandığı gözetilerek, davalıya yemin teklif etme hakkının bulunduğunun hatırlatılması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. 9. Bozma kararına karşı davacı vekilinin karar düzeltme talep etmesi üzerine bu kez 18.05.2017 tarihli, 2016/17449 E., 2017/7496 K. sayılı karar ile önceki bozma kararı kaldırılarak; “…Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlamakla yükümlüdür. Kural olarak düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bu eşyaları iadeden kurtulur. Davacı kadın, dava konusu edilen ziynet eşyalarının davalı tarafından bozdurulduğunu ileri sürmüş, davalı koca ziynet eşyalarının bir kısımının davacı tarafından bozdurulduğunu, kendisinin bozdurduğu takıların kendisine takılan takılar olduğunu savunmuştur. Somut olayda; davalının 10.03.2015 tarihli celsedeki beyanında "…altınların bir kısmını davacı … bozdurdu, bir kısmını da ben bozdurdum, benim bozdurduğum altınlar arkadaşlarımın bana taktığı altınlardır, ben bu paralar ile düğün borçlarını ödedim.” şeklindeki beyanları karşısında birkısım takıların evlilik birliği içinde davalı tarafından bozdurulduğu anlaşılmaktadır. Davalı, davacı kadının bunları iade edilmemek üzere rıza ile verdiğini kanıtlayamamıştır. Hal böyle olunca, davalı kocanın, müşterek ihtiyaçlar için harcanan ziynetlerin, rızayla ve iade şartı olmaksızın kendisine verildiğini ispatlayamadığı, bu nedenle dava konusu olan ve varlığı ispat edilebilen ziynetleri iadeyle mükellef olduğu hususu tartışmasızdır. Dairemizin 03.05.2016 tarih, 2015/10878 E. 2016/6997 K. sayılı ilamında her ne kadar davalıya yemin teklif etme hakkının bulunduğunun hatırlatılması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmişse de; davacı vekilinin 14.05.2015 tarihli celsede yemin deliline başvurmayacaklarını beyan etmesi karşısında Dairemiz bozma gerekçesinin maddi hata oluşturduğu anlaşıldığından, bu yöndeki bozma kararının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Öyle ise, mahkemece; davalı tarafından bozdurulduğu anlaşılan ziynet eşyaları (ayar, gram ve bedeli) yönünden, inceleme yapılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ziynet eşyalarına yönelik talebin tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, dava konusu ziynet eşyaları ve değerlerinin belirlenmesi suretiyle ulaşılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi ile ziynet eşyalarına ilişkin talebin reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir…” şeklindeki gerekçeyle hüküm bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Mahkemece 17.11.2017 tarihli ve 2017/646 E., 2017/843 K. sayılı karar ile; önceki gerekçe yanında davacının 23.12.2014 tarihli celsede gelen hediyelerin yarısını talep ettiğini, zira yarısında davalının da hakkı olduğunu ve kimsenin hakkına girmek istemediğini beyan etmesi, davalının da 10.03.2015 tarihli celsede sadece arkadaşları tarafından kendisine takılan altınları bozdurduğunu ifade etmesi karşısında davalıya takılan altınların davacıya bağışlanmış sayılamayacağı, davacıya takılanların davacıya, davalıya takılanların ise davalıya ait olduğunun kabul edilmesi gerektiği açıklanarak direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada iadesi talep edilen ve davalı tarafından evlilik birliği içerisinde bozdurulduğu anlaşılan altınlar yönünden mahkemece davanın reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ispat hukuku yönünden geçerli kurallara değinmekte yarar vardır. 12. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). 13. Karine, belli bir vakıadan, belli olmayan diğer bir vakıa için çıkarılan sonuçtur. Karine söz konusu olduğunda karine temeli ile karine sonucunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Karineye dayanan taraf, sadece karine sonucunu ispat yükünden kurtulmuş olur, ancak karine temelini ispat etmek yükü altındadır. Maddi hukukta karineler, kanuni ve fiili karineler olmak üzere ikiye ayrılır. Karineler ispat yükü bakımından önemlidirler. 14. Bu noktada kişisel mal kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Kişisel mallar” başlıklı 220. maddesine göre “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevi tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler” şeklindeki hükümle kişisel mallar sayılmıştır. 15. Aynı Kanun’un 222/1. maddesi ile de “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” hükmü düzenleme altına alınarak, ispat yükünün kime ait olduğu hususu belirlenmiştir. 16. İspat genel anlamda bir iddianın doğru ve gerçek olup olmadığı konusunda hâkimi inandırma faaliyetidir. İspat, kelime olarak tespit etme, belirleme, sabitleme anlamına gelmektedir. Anayasal dayanağı hukukî dinlenilme hakkına dayanan ispat hakkı ancak kanunla sınırlanabilir. Hukukî anlamda ispat faaliyetinde amaç; taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin dava tarihinden önce gerçekleşen vakıaların, gerçek olup olmadığı konusunda mahkemeyi ikna etmektir. Dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur. Başka bir anlatımla ispat; gösterilen delillerle, hâkimin dışında geçmiş dış âlemde gerçekleştiği iddia edilen olay ve olguların, gerçekte var olup olmadığı hakkında, hâkimde uyandırılan kanaat vasıtasıyla maddi gerçeğin adlî gerçeğe dönüştürülmesidir. 17. İspatın konusunu; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesine göre, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve taraflarca bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. 18. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. 19. İşte dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların doğru olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. Bir taraf, ancak dayandığı vakıaların doğru olduğunu veya karşı tarafın dayandığı vakıaların doğru olmadığını ispat ederek, davanın kabulünü veya davanın reddini sağlayabilir. Davacı davasında ne kadar haklı olursa olsun, davasını dayandırdığı vakıaları ispat edemez veya ispat eder de davalı bunların aksini ispat ederse davayı kaybeder. HMK ile düzenleme altına alınan emredici hükümlere göre; davacı iddiasının, davalı ise savunmasının dayanağı olan vakıaları ve bu vakıaların hangi delillerle ispat edileceğini dilekçelerinde (m. 119,1/e-f; m. 129,1/d-e) bildirirler. Hâkim ön inceleme aşamasında, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder (m. 140). 20. Hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz, davada her bir taraf, iddiasını veya savunmasını dayandırdığı vakıayı ispat etmek durumundadır. Bir davada her iki tarafın da delillerini sunması ve dayandıkları vakıaları ispat etmek için yargılamanın sonuna kadar faaliyet göstermeleri durumunda herhangi bir sorun çıkmayacaktır. Buna karşılık; gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi hâlinde veya tarafların kendiliğinden ispat faaliyetinde bulunmayarak ispat yükünün diğer tarafa ait olduğunu ileri sürmeleri durumunda ispat yükünü taşıyan tarafın mahkemece tespit edilmesi önem arz edecektir. Zira hâkim davanın esası hakkında bir karar vermekle yükümlüdür. Hâkim bu hâllerde; ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü tespit edecek ve uyuşmazlık konusu vakıayı ispat etmesini isteyecektir. Bu açıdan ispat yükü doktrinde; iddia konusu bir vakıanın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması sonucunda, vakıanın ispatsız kalması yüzünden, mahkemenin aleyhte kararıyla karşılaşma tehlikesi olarak tanımlanmaktadır. 21. İspat yükü hakkında genel kural; TMK’nın 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” ve HMK'nın 190. maddesinde de, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde iki düzenleme ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre ispat yükü; kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Her iki düzenlemede birbirleri ile paralel olup, HMK m.190/1 hükmü, TMK’nın 6. maddesine göre daha açık ve üzerinde uzlaşma bulunan bir ifadedir. 22. Yukarıdaki bentte bahsedilen genel düzenlemeden hareketle, kanun koyucu “kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça” deyimiyle ispat yükünde genel kuralın bazı istisnalarının bulunduğunu belirtmiştir. İşte bu istisnalardan birisi de normal durumun aksini iddia eden tarafın iddiasını ispatla yükümlü olması hâlidir. Normal bir duruma dayanan tarafın bu iddiasını ispat etmesi gerekmez; bilakis, ispat yükü bu normal durumun aksini ispat eden diğer bir ifadeyle hayatın olağan akışına aykırı iddiada bulunan tarafa düşer. 23. Mevzuatımızda, düğün sırasında takılan ziynet ile parasal değeri olan bütün eşyanın aidiyeti konusunda yazılı bir hüküm bulunmadığından varsa tarafların anlaşmaları, anlaşma yoksa örf ve adet hukuku uygulanmaktadır. 24. Uyuşmazlık konusu ziynet eşyaları; rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardan olduğu için ziynet eşyalarında olağan olan, bu eşyaların kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Kaldı ki; hayat deneyimlerine göre de olağan olan bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanarak muhafaza edilmesidir. Bunların erkeğin zilyetlik ve korunmasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. 25. Ziynet eşyası davalarında, ispat hukuku yönünden öncelikli kural; davacı kadın eş tarafından dava konusu edilen ziynet eşyalarının, cins, sayı, nitelik ve miktar olarak varlığının kanıtlanmış olması gerekliliğine ilişkindir. Ziynetlerin varlığını bu şekilde ispatlayan kadın eşin ikinci olarak ise; bu ziynetlerin evlilik birliği içinde kendisinden alındığını ve tekrar iade edilmediğini veya bu şekilde elinden alındığına dair bir iddiası yoksa evden ayrılırken bu eşyaları yanında götürmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi gerekir. Diğer bir ifadeyle ziynet alacağı hakkı olduğunu iddia eden kadın eş, varlığını kanıtladığı dava konusu ziynetlerin kendinde olmadığını şüpheye yer vermeyecek şekilde kanıtlanmakla yükümlüdür. 26. Bu açıklamaları ışığında somut olay incelendiğinde; eldeki uyuşmazlıkta davacı dava dilekçesinde kendisine mehir olarak vaat edilen 200 gr altın karşılığı olarak nişan töreninde beş adet kilitli burma bilezik takıldığını ancak bu bileziklerin kendisinden zorla geri alındığını, iade edilmediğini, bu bilezikler dışında delil olarak sunulan ve nişana ilişkin görüntüleri içeren CD'de görüntülenmiş altın, ziynet ve paraların da davalıdan tahsilini talep etmiştir. 23.12.2014 tarihli celsede ise mehir olarak verilen beş bilezik dışında nişan töreninde de misafirlerin dört beş bilezik, elli altmış civarında çeyrek altın ve bir miktar para taktığını, davalının halasının bunları alıp çantasına koyduğunu ifade etmiş, devamında “nişanda gelen misafirler tarafından takılan takıları, bilezikleri, çeyrek altınları ve paraları davalının halası alıp çantasına koydu, ben bunlardan gelen hediyeliklerin yarısını istiyorum çünkü yarısında da davalının hakkı olduğunu düşünüyorum, kimsenin hakkına girmek istemiyorum” demiştir. 27. Davalı taraf ise mehir olarak takılan bileziklerin davacıdan zorla alınmasının söz konusu olmadığını, hatta bir kısmının bizzat davacı tarafça bozdurulup kullanıldığını, CD'de görülen takıların kendisi tarafından alındığı iddiasının da gerçeği yansıtmadığını, davacının bunlardan gelen parayla kendine set aldığını savunmuş, 10.03.2015 tarihli celsede davacıyla takılan altınların yarısının ona yarısının kendisine ait olacağı konusunda anlaştıklarını bu nedenle sadece nişanda kendisine arkadaşları tarafından akılan altınları bozdurduğunu, davacının da kendisine takılan altınları bozdurduğunu ifade etmiş, bu doğrultuda kuyumcudan alınan gider pusulasını ibraz etmiştir. 28. Tanık olarak dinlenilen davalının halası …, mehir olarak verilen bilezikler ile nişanda hediye olarak takılan üç bileziğin davacının kolunda kaldığını, bunun dışında çantada toplanan bir bilezik ve çeyrek altınlardan oluşan hediyeleri ise hep birlikte kuyumcuya giderek bozdurduklarını, karşılığında davacıya bir set ve bir bilezik alındığını, hatta kendisinin ısrarıyla bilezik tek kalmasın diye bir bilezik daha aldıklarını, mehir olarak takılan bileziklerle birlikte hepsinin davacıda kaldığını ifade etmiştir. 29. Her ne kadar başlangıçta, dava dilekçesinde düğünde takılan tüm hediyeliklerin tarafına iade edilmesini istenmiş ise de davacı ve davalının yargılama içerisindeki ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde nişan töreninde hediye olarak takılan altın ve ziynet eşyalarının taraflar arasında yarı yarıya paylaşılacağı konusunda anlaşma bulunduğu açıktır. Davacı kendi hissesine düşen kısmın da davalı tarafından alındığını ileri sürmüş ancak dosya kapsamı itibariyle bunu ispatlayamamıştır. Tam tersine, davalının yalnızca kendisine ait hediyelikleri bozdurduğu, gerek sunulan gider pusulaları gerekse tanık …’ın beyanıyla ortaya konulmuştur. Mehir olarak takıldığı belirtilen bilezikler yönünden ise davacı bu bileziklerin kendisinden zorla alındığını, evden ayrılırken bu nedenle yanında götüremediğini ispatlayamamıştır. 30. Hâl böyle olunca aynı gerekçeyle davanın reddi yönünde verilen mahkeme kararı usul ve yasaya uygundur. 31. Direnme kararı bu nedenle onanmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.12.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

İspat Kuralları ve Mülkiyet Karinesi

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olup ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Normal bir duruma dayanan tarafın bu iddiasını ispat etmesi gerekmez; ispat yükü bu normal durumun aksini ispat eden, hayatın olağan akışına aykırı iddiada bulunan tarafa düşer. Karineye dayanan taraf ise yalnızca karinenin temelini ispat etmek yükü altındadır ve karine sonucunu ispat yükünden kurtulur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 222Kaynağı aç
Madde 222 – Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. B. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

Mülkiyeti konusunda ispat sağlanamayan malvarlığı unsurları eşlerin paylı mülkiyetinde kabul edilir. Eşlerden birinin uhdesindeki bütün değerler de aksi kanıtlanana dek edinilmiş mal vasfında değerlendirilir.

Tasarruf Yetkisinin Sınırlandırılması ve Resen Tapu Şerhi

Ailenin iktisadi varlığının muhafazası yahut birliğin mali yükümlülüklerinin güvenceye alınması amacıyla eşlerden birinin başvurusu üzerine hâkim, belirli varlıklar üzerindeki tasarrufların ancak başvuran diğer eşin onayıyla yapılmasına hükmedebilir ve bu doğrultuda gerekli önlemleri alır. Eşin taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisi kaldırıldığında mahkemece tapu siciline resen şerh verilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 199Kaynağı aç
Madde 199 – Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir. Hâkim bu durumda gerekli önlemleri alır. Hâkim, eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re'sen durumun tapu kütüğüne şerhedilmesine karar verir. VI. Durumun değişmesi

Mal Rejiminin Sona Ermesi ve Tasfiye Usulü

Mal rejimi ölümle, tarafların başka bir rejim sözleşmesi imzalamasıyla veya boşanma davası açılması neticesinde davanın açıldığı tarihten muteber olmak üzere nihayete erer. Mal rejiminin tasfiyesi talebi boşanma istemiyle beraber ileri sürülebilse de tasfiyeye karar verilebilmesi bakımından evliliğin feshine ilişkin kararın kesinleşmesi bekletici mesele yapılır. Dava açıldıktan sonra katılma alacağı veya değer artış payı istemlerinden açık irade beyanıyla feragat edilmesi de mümkündür.

Eklenecek Değerler ve Denkleştirme Talepleri

Tasfiye esnasında rejimin bitiminden geriye doğru bir yıllık süre zarfında diğer eşin rızası alınmaksızın olağan hediyeler dışında devredilen karşılıksız kazandırmalar edinilmiş mallara hesaben ilave olunur. Benzer biçimde eşin diğer eşin katılma payını eksiltmek maksadıyla rejim süresince gerçekleştirdiği devirler de hesaba dahil edilir. Bahse konu kazandırma ve tasarruflara yönelik ihtilaflarda verilen mahkeme ilamı, davanın kendilerine bildirilmiş olması kaydıyla devirden faydalanan üçüncü kişilere karşı da hüküm doğurur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 229Kaynağı aç
Madde 229- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir: 1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar, 2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. 3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme

Bir eşin edinilmiş mallarından kişisel mallarına veya kişisel mallarından edinilmiş mallara bir değer kayması olmuşsa, mal rejiminin tasfiyesi sırasında denkleştirme istenebilir.

Değer Artış Payı ve Artık Değerin Belirlenmesi

Eşlerden biri diğerinin mülkiyetindeki bir iktisabın edinilmesine, muhafazasına yahut iyileştirilmesine ivazsız ya da yetersiz karşılıkla destekte bulunmuşsa, tasfiyede o malda beliren değer fazlalığı üzerinden katkı derecesinde bir alacak elde eder. Hesaplamada malın tasfiye anındaki değeri baz alınır; değer düşüklüğünde ise başlangıçtaki katkı tutarı korunur. Mal önceden elden çıkarılmışsa hâkim ödenecek tutarı hakkaniyete göre takdir eder. Taraflar yazılı bir mutabakatla değer artış payından vazgeçebilir veya oranı farklılaştırabilirler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 227Kaynağı aç
Madde 227 – Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler. Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler. III. Eşlerin paylarının hesaplanması 1. Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması

Eklenecek değer kalemleri ile denkleştirme tutarları hesaba katıldıktan sonra edinilmiş malların safi değerinden borçlar indirilir ve ulaşılan artık değer yarı yarıya paylaştırılır. Eşler ya da yasal mirasçıları bu artık değerin yarısı üzerinden katılma hakkı kazanırlar ve karşılıklı borçlar takas yoluyla mahsup edilir. Eşler ayrıca sözleşmeyle ticari faaliyet veya meslek icrasından kaynaklanan edinilmiş mallar ile kişisel malların gelirlerinin kişisel mal sayılacağını kararlaştırabilirler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. 2. Sözleşmeye göre a. Genel olarak

Artık değere katılma alacağı belirlenirken rejimin sona erdiği tarihte fiilen mevcut olan malvarlığının o tarihteki nitelikleri gözetilir; buna karşın değerleme tasfiye anındaki rayiç bedel üzerinden yapılır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 24.05.2021 tarihli ve E. 2020/3459, K. 2021/4238 sayılı kararında açıklandığı üzere tasfiye tarihi yerleşik uygulamada karar tarihidir.

Kıdem Tazminatının Mal Rejimi Tasfiyesindeki Durumu

Hizmet karşılığı hak edilen kıdem tazminatının tasfiyesinde çalışma süresinin evlilik birliği içerisine rastlayan bölümü katılma alacağına temel teşkil eder. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.02.2024 tarihli ve E. 2022/8319, K. 2024/696 sayılı kararında, 01.01.2002 öncesi döneme rastlayan çalışma karşılığının kişisel mal niteliği taşıdığı vurgulanmış; ancak taşınmazın edinim değerinin somut veriler yerine soyut beyanlara dayandırılması sebebiyle katılma alacağına ilişkin bilirkişi hesabı hüküm kurmaya elverişli görülmeyerek bozulmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/8319, K. 2024/696Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/8319 E.  ,  2024/696 K. "İçtihat Metni" … MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/745 E., 2022/1621 K. DAVA TARİHİ : 11.04.2014 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2016/1144 E., 2020/171 K. Taraflar arasındaki katılma alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 1977 yılında evlendiklerini, müvekkilinin evliliklerinin başından beri davalı ile birlikte para biriktirdiklerini, ailesinden gelen yardımları ve malları aile bütçesine dahil ettiğini, tarlada ve evde çalışarak katkıda bulunduğunu, tarafların 1982-1983 yıllarında Afyon ili Anbar yolu Mevkiinde değeri 100.000,00 TL olan bir daire aldıklarını, daha sonra 1995 yılında Dazkırı ilçesi Yeniyol Mahallesi, 238 ada 29 parselde 5 katlı bina yaptıklarını, binada 4 daire ve 2 dükkan bulunduğunu, değerinin 600.000,00 TL olduğunu 2009 yılında Afyon Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesinde değeri 100.000,00 TL olan ev ve FİAT marka 20 D 4489 plakalı aracı 30.000,00 TL'ye aldıklarını, ayrıca Antalyada bir ev alındığını, davalı tarafın bu malların çoğunu müvekkiline ve çocuklara kalmasın diye kötü niyetli olarak sattığını, şu an Dazkırıda 5 katlı binadan 1 ev ve 1 dükkan kaldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla Anbar yolundaki daire için 50.000,00 TL, Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesindeki daire için 50.000,00 TL, Dazkırı ilçesindeki binada bulunan 2 dükkan ve 4 daire için 300.000,00 TL, araçlar için 35.000,00 TL alacakların, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu edilen malların çoğunun 2002 öncesinde mal ayrılığı rejimi döneminde alındığını, davacının bunlardan dolayı katılma alacağı talep edemeyeceğini, müvekkilinin Dazkırıdaki binadan 2 daire ve 1 dükkanı kızı Emine Avcı'ya 1 daireyi de Zeki Diker'e kredi çekmesi için devrettiğini, bunların hepsinden davacının haberdar olduğunu, davacının hali hazırda kızına devredilen dairede, kızı ile birlikte kaldığını, üzerine bina yapılan arsanın, müvekkilinin babasından miras kaldığını, binanın da 2002 yılından önce yapıldığını, bina yapılırken müvekkilinin, babasından kalan 23 dönümlük tarlasını sattığını ve parasını inşaat işinde kullandığını, müvekkilinin kişisel malı olduğunu, davacının hiçbir katkısı bulunmadığını, Anbar yolundaki dairenin 1981 yılında alındığını, davacının ev kadını olup hiçbir işte çalışmadığını, katkısı olmadığını, taşınmazın müvekkilinin kendi imkanlarıyla alındığını ve evlilik birliği içinde satılarak, parasının ailenin giderlerinde kullanıldığını, dava konusu araçlardan Hyundai marka aracın davacı adına kayıtlı iken yine davacı tarafından satıldığını ve parasının evlilik birliği içinde harcandığını, diğer 20 D 4489 plakalı aracın da krediyle alındığını, taksitlerini müvekkilinin ödediğini, bu aracın da evlilik birliği içinde satılarak ortak hayat için kullanıldığını, edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde alınan Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesindeki dairenin tamamına yakınının müvekkilinin emekli ikramiyesinden karşılandığını, müvekkilinin emekli olmadan 1 ay önce müteahhide 2009 yılında 25.000,00 TL kapora verdiğini, kapora için bankadan iki parça halinde kredi kullanıldığını, müteahhitle 97.500,00 TL bedelle anlaştığını, müvekkilinin geri kalan miktar için Mart 2009'da aldığı ikramiyesini kullandığını, bunun 72.500,00 TL miktarını müteahhide verdiğini, 6.000,00 TL miktarını da tapu masraflarına harcadığını, daha sonra müvekkilinin bu evi sattığını ve banka borçlarını ödediğini, kalan miktarı da piyasaya olan borçlarını ve oğlunun borçlarının ödenmesinde kullandığını belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her hangi bir mal rejimi sözleşmesi akdetmedikleri anlaşılan taraflar arasında, evlendikleri 16.05.1977 tarihinden 01.01.2002 tarihine kadarki dönemde 743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 170 inci maddesi gereği mal ayrılığı, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı 11.04.2014 tarihine kadarki dönemde de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) nun 202 inci maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu, davacı tarafça dava konusu edilen Afyonkarahisar ili Dazkırı ilçesi Yeni Yol Mahallesi Lütfi Sönmez Caddesi 238 ada 29 parselde kayıtlı arsanın 24.07.1996 tarihinde davalı adına tescil edildiği, sonrasında arsa üzerine bina inşa edildiği, alınan bilirkişi raporuna göre taşınmazın 01.01.2002 tarihinden öncesine yani mal ayrılığı rejimi döneminde tamamlandığı, iskanın da 1997 yılında alındığı, davacı kadının dosya içeriğine göre bu taşınmazla ilgili bir katkısı olduğunun ispatlanmadığı bu durumda gerek arsanın, gerekse üzerine inşa edilen binanın davalının kişisel malı niteliğinde olduğu, davacı kadının bu taşınmaza ilişkin taleplerinin reddine karar verildiği, davacı tarafça dava konusu edilen 20 D 4489 plakalı 2003 model aracın evlilik birliği içinde davalı adına tescil edildiği ancak duruşmada dinlenen tarafların ortak çocuğunun beyanına göre bu aracın kendisi için alındığı ve babası adına kredi çekmek durumunda kalındığı belirtildiğinden ve davacı tarafça aksi ispat edilemediğinden davacının bu araca ilişkin talebinin de reddine karar verildiği, davacı tarafça dava konusu edilen Afyon Merkez Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi 2482 ada 17 parselde kayıtlı B blok 3. Kat 5 nolu dairenin 31.03.2009 tarihinde yani evlilik birliği içerisinde davalı adına tescil edildiği ve bu taşınmazın edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında olduğu, taşınmazın keşif tarihi itibariyle alınan rapora göre güncel sürüm değerinin 255.600,00 TL olduğu, davalı tarafın Şeker Fabrikasından emekli olurken aldığı 78.810,86 TL'nin bu taşınmazın alımı sırasında kullanıldığı, kıdem tazminatının davalı tarafın kişisel malı olduğu, dosyada mevcut bilirkişi raporuna göre kıdem tazminatının taşınmazın edinildiği tarih itibariyle oranının %56,94'üne tekabül ettiği, taşınmazın güncel sürüm değerine göre(255.600*%56,94) bu taşınmazın 145.538,64 TL'sinin davalının kişisel malı olduğu, geriye kalan(255.600-145.538,64) 110.061,36 TL nin 1/2 lik kısmının yani 55.030,68 TL sinin katılma alacağı olarak hesaplandığı, davacı tarafın Afyon Merkez Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi 2482 ada 17 parselde kayıtlı B blok 3. Kat 5 nolu daireye ilişkin 50.000,00 TL'lik dava açtığı dikkate alınarak taleple bağlı kalınmak suretiyle bu taşınmaza ilişkin talebinin kabulüne karar verildiği gerekçesi ile davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile; Afyon ili Merkez ilçesi Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi 17 parsel 2482 adada kayıtlı 5 nolu daireden kaynaklı 50.000,00 TL katılma alacağının taleple bağlı kalınarak davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar tarihinden itibaren alacağa yasal faiz yürütülmesine, bu taşınmaza ilişkin fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, Afyon Dazkırıda bulunan diğer taşınmaz ve araç yönünden açılmış olan davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dazkırı ilçesi Yeni Yol mahallesi Lütfi Sönmez caddesi 238 ada 29 parselde kayıtlı ve 6 adet bağımsız bölümü bulunan binanın, davalının kişisel malı olmadığını, binanın, evlilik birliği içerisinde yapıldığını ve müvekkilin evliliklerinin başından beri biriktirdiği paralarla bu binanın yapımına katkısı olduğunu, katılma alacağına konu olan Afyon ili Merkez ilçesi Mareşal .. Mahallesi 17 parsel 2482 adada kayıtlı 5 nolu daire için yapılan keşif sonucu belirlenen değerin çok düşük olduğunu, bilirkişi raporuna yaptıkları itirazlar dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, davalının bazı taşınmaz ve araçları, davacının katılma alacağını azaltmak maksadıyla başkalarına devrettiğini, buna yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, ortak çocuk …'ın, … plakalı araç için davalının kredi çektiğini ve bu borcun da davalı tarafından evlilik birliği içerisinde ödendiğini, dava dilekçesinde belirtildiği üzere Antalya'dan ev alındığını, ödemelerin yine davalı tarafından evlilik birliği içerisinde yapıldığını beyan ettiğini, evlilik birliği içerisindeki bu borçların ödenmesine müvekkilin katkısının bulunmadığı ve bu mal varlıkları üzerinde katılma alacağımızın olmadığının düşünülemeyeceğini, gerekçeli kararda bu kredi borçlarının kim tarafından ödendiği ve söz konusu mal varlıklarının 01.01.2002 tarihinden sonraki evlilik birliği içinde edinildiği hususunun dikkate alınmadığını, ortak çocuğun davalı lehine olan beyanlarınının hükme esas alındığını, müvekkil lehine olan beyanlarını ise dikkate almadan hatalı hüküm kurulduğunu belirterek davanın reddedilen kısmı ile bilirkişi tarafından belirlenen katılma alacağının miktarı yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehlerine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde öne sürdükleri sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddi kararının hatalı olduğunu belirterek davanın reddedilen kısmı ile bilirkişi tarafından belirlenen katılma alacağının miktarı yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kişisel mal savunması ve ispatı, tasfiyeye dahil edilecek mallar, tasfiye hesabında esas alınacak borçlar ve bunların ispatı, tasfiye konusu malların değeri noktasında toplanmaktadır. Dava, katılma alacağı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26 ncı maddesi, 33 üncü maddesi, 190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi, 179 uncu maddesi, 202 nci maddesi, 219 uncu maddesi, 222 nci maddesi, 225 inci maddesinin ikinci fıkrası, 229 uncu maddesi, 230 uncu maddesi, 231 inci maddesi, 235 inci maddesinin birinci fıkrası, 236 ıncı maddesinin birinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı kadın vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3. Davacı kadın vekilinin tasfiye konusu 17 parsel 2482 ada'da kayıtlı taşınmazın değerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde; İlk Derece Mahkemesince, mahallinde icra edilen keşif neticesinde uzman bilirkişilerden alınan rapor ile taşınmazın edinim tarihindeki ve sürüm (rayiç) değeri belirlendikten sonra, davalı erkeğin kıdem tazminatı ile taşınmazın alındığı ve bu nedenle kişisel mal niteliğinde olduğu savunması birlikte değerlendirilerek, dosyanın hesap bilirkişisine tevdi edilerek, hasıl olacak sonuca göre karar vermek gerekirken, artık değere katılma alacağı miktarının hesabına esas alınan 09.03.2020 tarihli bilirkişi raporunda, taşınmazın edinim değerinin mahallinde icra edilen keşif neticesinde alınan bilirkişi raporunda tespit edilmediği, bu nedenle davalı vekilinin aşamalardaki beyanları nazara alınarak taşınmazın edinim tarihindeki değerinin 103.500,00 TL olduğu kabul edilmiş, davalı erkeğe 31.03.2009 tarihinde ödenen kıdem tazminatının, davalı erkeğin işe başladığı 01.12.1975 tarihinden, 01.01.2002 tarihine kadar geçen 26 yıl 1 aylık çalışması karşılığı olan kısmının kişisel mal olduğu belirlendikten sonra, 103.500,00 TL edinim değerine, kıdem tazminatının kişisel mal niteliğindeki kısmı oranlanarak katılma alacağı hesaplanmıştır. Bilirkişi raporunda taşınmazın edinim tarihindeki değeri hesaplanırken münhasıran davalı tarafın aşamalardaki soyut beyanları esas alınarak hesaplama yapıldığı nazara alındığında, artık değere katılma alacağının hesabına ilişkin bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. O halde mahallinde icra edilen keşfe katılan bilirkişilerden taşınmazın edinim tarihindeki ve tasfiye tarihindeki (önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitirdiğinden bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın tarihteki) sürüm (rayiç) değerleri belirlenmesi için ek rapor alınması, bunun mümkün olmaması durumunda yeniden mahallinde icra edilecek keşif neticesinde taşınmazın edinim tarihindeki ve tasfiye tarihindeki (önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitirdiğinden bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın tarihteki) sürüm (rayiç) değerleri belirlenmesi, akabinde dosyanın hesap bilirkişisine tevdi edilerek, davalı erkeğin kıdem tazminatı ile taşınmazın alındığı yönündeki savunması da hep birlikte değerlendirilerek artık değere katılma alacağının hesaplanması, talep miktarı ve usuli kazanılmış haklar da gözetilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı kadın vekilinin bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının tasfiyeye dahil edilen 17 parsel 2482 ada'da kayıtlı taşınmazın değeri yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA, 3.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının tasfiyeye dahil edilen 17 parsel 2482 ada'da kayıtlı taşınmazın değeri yönünden BOZULMASINA, Peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Evlilik öncesinde iktisap edilmiş bir malın elden çıkarılması suretiyle yeni bir iktisap yapıldığında, takas işlemine ilave edilen ödemenin kıdem tazminatından karşılandığı somut delillerle kanıtlanamazsa kıdem tazminatına dayanılarak denkleştirme yapılamaz. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 24.05.2021 tarihli ve E. 2020/3459, K. 2021/4238 sayılı kararına göre bu ihtimalde yalnızca kişisel mal olduğu tevsik edilen önceki malın takas değeri tasfiyede denkleştirmeye konu edilir.

Zina veya Hayata Kast Hallerinde Katılma Alacağı

Zina veya hayata kast olgularına dayanılarak boşanma kararı verilmesi halinde mahkeme hâkimi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 236. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kusurlu eşin artık değer üzerindeki katılma payı oranını hakkaniyete uygun biçimde tenkis edebilir veya büsbütün ortadan kaldırabilir. Bu kanuni indirim yetkisi doğrudan doğruya artık değere katılma payı oranına ilişkindir.

Zaman Bakımından Yürürlük Kuralları ve Geçiş Hükümleri

Mal rejimi sözleşmesi akdetmemiş eşler bakımından 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı Kanun uyarınca mal ayrılığı, anılan tarihten sonra ise 4721 sayılı Kanun uyarınca edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlilik kazanır. 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca yeni Kanunun yürürlüğünden evvel evlenen eşlerin tabi oldukları rejim kural olarak muhafaza edilir; yürürlükten itibaren bir yıllık kanuni süre zarfında başka bir rejim seçilmediğinde yürürlük tarihinden muteber olmak üzere yasal mal rejimi devreye girer.

4722 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar. Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan boşanma veya iptal davaları sonuçlanıncaya kadar eşler arasında tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Dava boşanma veya iptal kararıyla sonuçlanırsa, bu mal rejiminin sona ermesine ilişkin hükümler uygulanır. Davanın redle sonuçlanması hâlinde eşler, kararın kesinleşmesini izleyen bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, Kanunun yürürlük tarihinden geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar. Şu kadar ki eşler, yukarıdaki fıkralarda öngörülen bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilirler. Yukarıdaki hükümler uyarınca mal birliği veya mal ortaklığı rejiminin yasal mal rejimine dönüşmesi hâlinde, Türk Kanunu Medenîsinin ilgili mal rejiminin sona ermesine ilişkin hükümleri uygulanır. C. Üçüncü kişilerin korunması

Yürürlük öncesinde kurulmuş evliliklerde eşler tanınan bir yıllık mehil içerisinde sözleşme yaparak yasal rejimin evlilik gününden itibaren geçerli olacağını kararlaştırabilirler. Yeni düzenlemeden önce açılmış boşanma davaları kesinleşene kadar evvelki rejim geçerliliğini korur ve kararın verilmesiyle tasfiye hükümleri devreye girer; davanın reddedilmesi durumunda ise kesinleşmeyi izleyen bir yıl içinde başka rejim belirlenmezse yürürlük gününden itibaren yasal rejim seçilmiş sayılır. Önceki rejimlerden mal birliği veya ortaklığının yasal rejime dönüştüğü hallerde de mülga Kanunun sona ermeye ilişkin hükümleri tatbik edilir.

Düğün Takıları ve Ziynet Eşyalarının Hukuki Durumu

Düğün sırasında takılan ziynet eşyaları ile parasal değeri olan eşyaların aidiyeti konusunda yazılı bir kanun hükmü bulunmadığından varsa tarafların anlaşmaları, anlaşma yoksa yerel örf ve adet hukuku uygulanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.12.2021 tarihli ve E. 2018/345, K. 2021/1562 sayılı ilamında belirtildiği üzere, ziynet eşyalarının saklanabilen ve taşınabilen niteliği gereği kadın eşin himayesinde bulunması olağan durumdur. Ziynet eşyası davalarında davacı kadın eş, dava konusu edilen ziynet eşyalarının cins, sayı, nitelik ve miktar olarak varlığını; ardından bu ziynetlerin evlilik birliği içinde kendisinden alındığını ve iade edilmediğini ya da evden ayrılırken bu eşyaları yanında götürmesinin mümkün olmadığını ispatlamakla yükümlüdür. Ziynetlerin erkekte kaldığını ileri süren taraf bu iddiasını kanıtlamalıdır.

Düğün takılarının aidiyeti hususunda içtihatta farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.04.2017 tarihli ve E. 2015/18966, K. 2017/5357 sayılı kararında, takıların kime ve kim tarafından takıldığına bakılmaksızın kadına bağışlanmış sayılarak kadının kişisel malı kabul edileceği belirtilmiştir. Buna karşın Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.02.2025 tarihli ve E. 2024/9259, K. 2025/1648 sayılı kararında; tarafların açık bir mutabakatı veya ispatlanan yerel adet bulunmadıkça taraflara takılan iktisadi değerlerin kendilerine ait olacağı, karşı cinse özgü eşyaların o cinse özgülendiği, her iki cinsin kullanımına uygun değerlerin ise ortak kabul edileceği hüküm altına alınmıştır. Bu davalarda talep edilen ziynet miktarının daraltılması maddi hukuka dayalı kısmi feragat mahiyetinde olup ıslah veya karşı tarafın rızasını gerektirmez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/18966, K. 2017/5357Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2015/18966 E.  ,  2017/5357 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki ziynet-eşya alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalı ile 2011 yılında boşandıklarını, 26.08.2001 tarihli imzalanmış çeyiz senedi bulunduğunu, bu senette yazılı bulunan çok sayıda ev eşyası ve ziynet eşyasının kendisine ait iken teslim edilmediğini, kendisinin boşanma öncesinde hemşire olarak 2011 yılında Şırnak iline atandığını ve atama sonrasında tek başına Hatay’dan Şırnak iline gittiğini, kendisinin Şırnak’a gitmesinden 1 hafta kadar sonra davalının boşanma davası açtığını, eşyaları da kendisine teslim etmediğini,kendisinin sadece bir valiz ile Şırnak’a gittiğini,yine ziynetlerin de düğünün hemen sonrasında davalı tarafça bozdurulduğunu ve araç alındığını, alınan aracın da davalının babası üzerine yapıldığını, kendisine takılan altınların elinden alındığını ve bir daha kendisine verilmediğini, yine dilekçede sayılan ev eşyalarının da tarafına teslim edilmediğini ileri sürerek; ziynet eşyalarının aynen, olmazsa fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik 5.000 TL’sinin dava tarihinden itibaren faizi ile; ev eşyalarının aynen, olmazsa fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik 1.000 TL’sinin dava tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı, davacı ile 2001 yılında evlendiklerini, davacı ile evli kaldıkları süre içerisinde tam 10 defa ev değiştirdiklerini, bu ev değiştirmeleri esnasında eşyalarının hasar gördüğünü, bir keresinde ev değiştirirken kamyonun kaza yaptığını ve eşyalarının hasar gördüğünü, davacıya kesinlikle 11 adet bilezik ve 1 adet set takılmadığını, evde bulunan ve kullandıkları beyaz eşya, yatak odası, mutfak malzemeleri ve diğer muhtelif eşyaları davacının kız kardeşi Sevim’in yönlendirdiği bir nakliye aracı ile Sevim’e gönderdiğini, davacının evli oldukları süre içerisinde eşya almadığını, kendisinin aldığı eşyaların da evli kaldıkları süre içerisinde zarar görüp kullanılamaz hale geldiğini, evli kaldıkları süre içerisinde davacıya aldığı ziynet eşyalarını da davacının Şırnak'a görevli giderken yanında götürdüğünü savunarak,davanın reddini istemiştir. Mahkemece; ev eşyaları yönünden açılan davanın reddine; ziynet eşyaları ile ilgili olarak davanın kabulü ile, talepteki gibi fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 5.000,00 TL’ nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı ve davalı vekillerinin sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyaları, kim tarafından, kime takılırsa takılsın, kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı sayılır. Türk Medeni Kanunu'nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Somut olayda; her ne kadar mahkemece tarafların düğün anında çektirdikleri fotoğrafta davacının her iki kolunda da sayısı tam tespit edilemeyen birden çok bilezik ve bileklik olduğu, bu şekilde davacıya ait ziynet eşyalarının bulunduğunun anlaşıldığı, tanık ifadelerinde davacıya takı takıldığının tespit edildiği, davacının ziynetlerini davalıya koşulsuz olarak bağışladığına dair herhangi bir belge ibraz edilmediği ve davacıya ait ziynetlerin davalı tarafından kullanıldığı kanaatine varılarak ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmiş ise de; dosya kapsamında alınan tüm tanık beyanları birarada değerlendirildiğinde davacının ziynet eşyalarına yönelik talebi bakımından tüm ziynet eşyalarının davalıda kaldığını ispat edemediği, ancak, davalı tanıklarından davalının kardeşi olan …’ün’’… ziynet eşyalarının bir kısmının bozdurulup araç alındığı,bir kısmının ise davacının kendisinde kaldığı, hatta araç alındıktan baya bir süre sonra seti yine davacının boynunda gördüğü…’’ yönündeki beyanı da dikkate alındığında davacının bozdurulan ziynet eşyaları ile davacı uhdesinde bulunduğu belirtilen ziynet eşyalarının mahkemece net bir şekilde belirlenmesi suretiyle davacı uhdesinde bulunan ziynet eşyaları yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken ,çeyiz senedindeki tüm ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. 3-Davaya konu edilen ev eşyaları yönünden yapılan incelemede ise,mahkemece her ne kadar çeyiz senedinde yazılı ev eşyaları yönünden tarafların yaklaşık 10 yıl süre ile evli kalıp boşanmalarının da tarafların memur olmaları nedeniyle bir çok tayinden sonra gerçekleşmesi, kullandıkları eşyaların kullanım süresi, tayin nedeniyle hasar görme ihtimali ve boşanma anındaki muhtemel durumlar da gözönünde bulundurularak ve bu eşyaların doğrudan davalı tarafından alınıp götürüldüğü de kanıtlanamadığından ev eşyaları yönünden açılan davanın reddine karar verilmiş ise de; davalının cevap dilekçesinde söz konusu ev eşyalarını davacının kız kardeşi Sevim’e teslim ettiğini beyan ettiği,ancak davaya konu edilen ev eşyalarının davacının kız kardeşi Sevim’e teslim edildiği kabul edilse dahi bu teslimin usulüne uygun bir teslim olarak kabul edilemeyeceği sabit olmakla,dosya kapsamında alınan tanık beyanları da birlikte değerlendirildiğinde, davacının ev eşyaları talebi yönünden aynen iade veya bedeline hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddine karar verilmesi de doğru görülmemiştir. 4-Bundan ayrı,davacı dava dilekçesinde ziynet eşyaları yönünden fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 5.000 TL ve ev eşyaları yönünden ise fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000TL’lik talepte bulunmuş, ancak 04.05.2015 havale tarihli ıslah dilekçesi ile ziynet eşyaları yönünden talebini 15.567,50 TL’ye; ev eşyaları yönünden ise talebini 1.000 TL’den 1.245 TL’ye yükseltmiş olmasına rağmen mahkemece ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilirken söz konusu ıslah dilekçesinin dikkate alınmamış olması da doğru görülmemiştir. Hal böyle olunca mahkemece;yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle,davalı tanıklarından davalının kardeşi …’ün bir kısım ziynet eşyalarının bozdurulmasına rağmen bir kısmının davacı uhdesinde bulunduğu yönündeki beyanı da dikkate alınmak suretiyle davacının uhdesinde bulunan ve bozdurulan ziynet eşyalarının tespit edilmesi, davacı uhdesinde bulunan ziynet eşyaları yönünden davanın reddi gerektiğinin gözetilmesi, davacının ev eşyalarına yönelik talebi bakımından davacının kız kardeşi Sevim’e yapılan teslimin usulüne uygun bir teslim olarak kabul edilemeyeceği ve davacının ev eşyaları talebi yönünden aynen iade veya bedelinin talep edildiği de dikkate alınmak suretiyle aynen iade veya bedeline hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmesi,yine davacının ziynet ve ev eşyaları talebi yönünden dosyaya sunulan 04.05.2015 havale tarihli ıslah dilekçesinin dikkate alınması suretiyle hüküm tesisi gerekirken,eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına,dördüncü bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Boşanma davası sürerken mal paylaşımı sonuçlandırılabilir mi?

Hayır, mal rejiminin tasfiyesi davası boşanma davası ile birlikte açılabilse dahi, tasfiyeye karar verilebilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi beklenir ve boşanma davası bekletici mesele yapılır.

Evlilik sırasında miras kalan mallar katılma alacağına dahil edilir mi?

Hayır, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri Türk Medeni Kanununun 220. maddesi uyarınca kanun gereğince kişisel maldır.

Zina sebebiyle boşanmada artık değerdeki pay tamamen kaldırılabilir mi?

Evet, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 236. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında zina veya hayata kast nedeniyle boşanmaya karar verilmesi durumunda hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyet çerçevesinde indirilmesine yahut büsbütün iptaline hükmedebilir.

Kıdem tazminatı mal rejiminin tasfiyesinde nasıl değerlendirilir?

Kıdem tazminatının 01.01.2002 tarihi öncesine veya evlilik dışı çalışma dönemlerine isabet eden kısmı kişisel mal niteliğinde olup, evlilik birliği ve yasal rejim dönemine rastlayan çalışma süresine karşılık gelen miktar katılma alacağı hesabına dahil edilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu