Boşanmada Kusur Nedir? Kusur Sayılan Haller ve Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanmada Kusur Nedir? Kusur Sayılan Haller ve Sonuçları

Boşanma Hukukunda Kusur Kavramı ve Hukuki Niteliği

Boşanmada kusur, evli bir kimsenin evlilik birliği içerisindeyken eşine karşı yerine getirmekle yükümlü bulunduğu sorumlulukları yerine getirmeyerek ya da birliğin gereklerine aykırı davranarak boşanmaya az da olsa sebebiyet vermesidir. Evlilik bağı sürdüğü müddetçe eşler birbirlerine hem maddi hem de manevi olarak destek olmakla kanunen yükümlüdür.

Evlilik birliğinde eşlerden hangisinin daha fazla kusurlu sayılacağının saptanmasında önceden belirlenmiş genel ve değişmez bir soyut ölçü konulamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da kabul edildiği üzere, her boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumları somut uyuşmazlığa ve o evliliğe özgüdür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2709, K. 2020/987Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2709 E.  ,  2020/987 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Edirne 1. Aile Mahkemesince verilen her iki davanın kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-birleşen davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Birleşen Davalı İstemi: 4. Davacı-birleşen davalı vekili 07.03.2013 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 2001 yılında evlendiğini, ortak bir çocuklarının olduğunu, karşı tarafın evlilik boyunca müvekkilini psikolojik baskı altında tuttuğunu, eşinin çalışmasına ailesiyle irtibat kurmasına arkadaşları ve komşularıyla görüşmesine dışarı çıkmasına veya alışveriş yapmasına izin vermediğini, dışarı çıkmasından sonra ise “kiminle birlikte oldun, kimin altından geliyorsun” gibi beyanlarla suçlandığını, yeğeni ile zina yaptığını ileri sürdüğünü, hakaret ve küfürler ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, son tartışmada müvekkiline satır ile saldırdığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 300,00TL tedbir-iştirak ve müvekkili yararına 300,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 25,000,00TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-Birleşen Davacı İstemi: 5. Davalı-birleşen davacı asıl davaya verdiği 20.03.2013 tarihli cevap dilekçesinde; boşanmayı gerektirecek bir durumun bulunmadığını, tarafların hâlen bir arada yaşamaya devam ettiklerini, emekli diş hekimi olduğunu, asla şiddet yanlısı olmadığını, haksız şekilde aleyhinde tedbir kararı verildiğini, ekonomik sıkıntılar yaşadığını, kalp rahatsızlığı olduğunu, tüm bunlara rağmen eşi ve çocuğunun maddi-manevi tüm ihtiyaçlarını karşıladığını belirterek davanın reddine karar verilmesini, 26.09.2013 tarihli birleşen dava dilekçesinde ise; asıl davanın açılmasından itibaren tarafların bir arada yaşamaya devam ettiklerini, 07.09.2013 günü komşularının “kadın eşin ortak eve sürekli aynı erkeği aldığı, hatta şu anda da üçüncü şahsın evde olduğu” şeklindeki bilgilendirmesi ile müvekkilinin eve gittiğini, evde tanımadığı bir erkeği tuvalette saklanmış hâlde gördüğünü, üçüncü şahsın müvekkiline yumruk atarak evden kaçtığını belirterek, tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya verilmesine, çocuk yararına 300,00TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 5.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminat ödenmesine, ayrıca dosyanın kadın eşin açmış olduğu aynı mahkemenin 2013/147 E. sayılı boşanma davası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Edirne 1. Aile Mahkemesinin 04.11.2014 tarihli ve 2013/147 E., 2014/682 K. sayılı kararı ile; eşlerin 12.03.2001 tarihinden beri evli oldukları, ortak bir çocuklarının bulunduğu, her iki dava dosyası kapsamında toplanan deliller, Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesine ait eşler arasında yargılaması yapılarak tamamlanan ve karara yansıyan olay gözetilerek evliliğin temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebep olan olaylarda eşine hakaret eden, fiziksel şiddet uygulayan ve birlik görevlerini ifada kusur gösteren erkek eşin az, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı yönünde yaygın kanaat oluşan kadın eşin ise ağır kusurlu olduğu kabul edilerek; açılan her iki boşanma davasının da kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 300,00TL tedbir-400,00TL iştirak nafakası ödenmesine, kadın eşin ağır kusurlu olması nedeniyle yoksulluk nafakası ve tazminat istemlerinin reddine, erkek eş yararına ise 4.000,00TL manevi tazminat takdiri ile maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27.10.2015 tarihli ve 2015/5951 E., 2015/19936 K. sayılı kararı ile; “…Hüküm davacı-davalı tarafından birleşen davanın kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve manevi tazminat talebinin reddi, karşı taraf lehine hükmolunan manevi tazminat yönünden; davalı-davacı tarafından ise velâyet ve maddi tazminat talebinin reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacının tüm, davacı-davalının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Toplanan delillerden; davacı-davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları yanında, davalı-davacının da…adlı şahsın müşterek konutta olduğu gün eve gelerek eşini hayati tehlike oluşturacak şekilde yaraladığı, eşine hakaret ettiği ve birlik görevlerini yerine getirme konusunda ihmalkâr davrandığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ve boşanmaya neden olan olaylarda her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Bu nedenle; mahkemenin davacı-davalıyı ağır kusurlu kabul etmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı-davacı lehine manevi tazminata hükmetmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. 3- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.(TMK.m.175) Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-davalı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, her hangi bir geliri ve aracı dışında başkaca bir malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği anlaşılmaktadır. O hâlde, davacı-davalı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı: 8. Edirne 1. Aile Mahkemesinin 23.02.2016 tarihli ve 2016/39 E., 2016/120 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin evlilikte sadakat yükümlülüğüne aykırı şekilde davrandığı, erkek eşin ise eşine hakaret ettiği, şiddet uyguladığı ve birlik görevlerini ifada kusurlu olduğu şeklinde gerçekleşen tarafların kusurlu davranışları yönünde mahkeme ve Özel Daire arasında çekişmenin bulunmadığı, irdelenmesi gereken konunun “kadın eşin sadakatsiz davranışları olmasaydı ve bu davranışın alenileşmesine kadar erkek eşin gerçekleştirdiği kusurlu davranışlarına rağmen evliliğin devam edip etmeyeceği hususu” olduğu, erkek eşin sadakatsizlik vakıasını gördüğü anda eşini ve…adlı kişiyi yaraladığı, buradaki yaralama eyleminin sadakatsiz davranışın sonucu olduğu, erkek eşin de bu olaydan sonra boşanma davası açtığı, erkek eşin kusurlu davranışının evliliği temelinden sarsan olaydan sonra ya da en azından olay anında gerçekleşmesi karşısında “öncelikle sadakatsiz davranışın” taraflar arasındaki evliliği temelinden sarstığı, bu hâliyle kadın eşin eyleminin evliliğin devamını imkânsız hâle getirmesi nedeniyle kadın eşin daha çok kusurlu sayılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı-birleşen davalı vekilince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen ilk uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu olmayarak gerçekleştiği kabul edilen kusurlu davranışların tamamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde tarafların kusur derecelerinin hangi oranda olduğu, burada varılacak sonuca göre kadın eş yararına yoksulluk nafakası ile erkek eş yararına manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 12. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin bir ve ikinci fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır. 13. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır. 14. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 T., 2014/2-594 E. ve 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. 15. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, ferileri ve boşanmanın mali sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir. 16. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; yerel mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin ağır, erkek eşinse az kusurlu olduğu belirtilerek boşanmaya karar verilmiş olup; Özel Daire, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların gerçekleşen kusurlu davranışlarına göre eşit kusurlu olduklarını belirterek kararı bozmuştur. Boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin hakaret ettiği, fiziksel şiddet uyguladığı ve birlik görevlerini ihmal ettiği, kadın eşin ise sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususunda Özel Daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, tarafların sabit olan eylemleri nedeni ile boşanmaya sebep olan olaylarda kusur derecelerinin ne olduğu noktasındadır. Taraflar arasında 07.09.2013 tarihinde gerçekleşen yaralama olayının Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.03.2014 tarihli ve 2013/254 E., 2014/47 K. sayılı yargılamasına konu olduğu, bu yaralama sonucunda kadın eşin durumunu bildirir 31.10.2013 tarihli kati sağlık raporunda geçen “….Çekilen Toraks BT de sağda total pnömotoraks mevcuttu. Mevcut bulgularla hastaya sağ tüp torakostomi ve kapalı sualtı drenajı uygulandı. Hasta bu hâli ile mevcut travmadan dolayı hayati tehlike geçirmiştir,…” ifadelerden kadın eşin hayati tehlike geçirecek şekilde sırtından bıçaklandığı anlaşılmıştır. Medeni yargılamaya konu somut olayda, boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin süregelen hakaret, fiziksel şiddet ve birlik görevlerini ihmal eden kusurlu davranışlar sergilediği, buna karşılık kadın eşin de sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve sonuçta kadın eşin hayati tehlike geçirecek şekilde sırtından bıçaklanması ile fiilen sonlanan evlilik birliğinde; erkek eşin kişilik hakkının, kadın eşin ise yaşama hakkının ihlal edildiği görülmektedir. 17. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 2. maddesinde “Herkesin yaşama hakkı hukuk tarafından korunur,…” şeklindeki düzenlemeye paralel Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesinde “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir,…” hükmü ile yaşamın kutsallığı ilkesinden hareketle yaşama hakkının bütün hakların temeli olduğu, somut olayda erkek eşin; kişilik haklarının ihlal edilmesi karşısında kadın eşin yaşama hakkını ihlal ettiği gözetilerek tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda en azından eşit kusurlu sayılmaları gerekir. 18. Hâl böyle olunca mahkemece; kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak erkek eş yararına manevi tazminat ödenmesine ve kadın eşin yoksulluk nafaka talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; mahkemece verilen direnme kararının onanması gerektiği, direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler, Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir. 20. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Asıl dava kadının açtığı evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma, birleşen dava ise erkeğin açtığı sadakatsizlik sebebiyle boşanma istemine ilişkindir. Asıl dava 07.03.2013 tarihinde açılmış, davalı erkek davadaki iddiaları kabul etmeyerek davanın reddini istemiştir. Boşanma davası devam ederken taraflar aynı evde yaşamaya devam etmişler; dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre, 07.09.2013 tarihinde davalı erkek komşularının bildirimi üzerine evinde başka bir erkeğin bulunduğunu öğrenmiş ve işyerinden evine gelmiş, evde davacı kadının eskiden bu yana arkadaşı olduğu anlaşılan…adlı şahsı tuvalette bulmuş, bu sırada yaralama fiilleri gerçekleşmiş, davalı erkek bu olaydan sonra 26.09.2013 tarihinde sadakatsizlik sebebiyle boşanma davası açmış ve her iki dava birleştirilmiştir. Mahkemece davacı-davalı kadının sadakatsizlik fiili daha ağır bulunarak ağır kusurlu olduğu kabul edilip, her iki tarafın boşanma davasın da kabulüne karar verilmiş, Özel Dairece ise davalı-davacı erkeğin, … adlı şahsın müşterek konutta olduğu gün eve gelerek kadını hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladığı, bu nedenle eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle karar bozulmuş, yerel mahkemece verilen direnme kararı da sayın çoğunlukça bozulmuştur. Davalı-davacı erkeğin davacı-davalı kadını yaralaması fiili, erkeğin açtığı boşanma davasının sebebi olan sadakatsizlik fiilinin anlaşıldığı anda gerçekleşmiştir. Başka bir anlatımla aslında bu fiil boşanma sebebi değil, boşanma sebebi olarak gösterilen sadakatsizlik fiilinin sonucudur. Davalı-davacı erkeğin bu yaralama fiili ile ilgili olarak Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/254 esas sayılı davasında yargılandığı, mahkemece verilen kararın, davalı erkeğin davacı …’ya yönelik fiilinde uygulanan ½ oranındaki haksız tahrik indiriminin az olduğu ve ¾ oranında indirim yapılması gerektiği, ayrıca evde yakalanan …’in davalı-davacı …’e yönelik yaralama suçunda da meşru savunma şartlarının oluşmadığı gerekçesi ile bozulduğu anlaşılmaktadır. Özel Dairece eldeki davaya ilişkin bozma kararında davalı-davacı erkeğe yüklenen kusurun gerekçeleri birlik görevlerini yerine getirmemek, hakaret ve …’in evde olduğu gün kadını yaralaması, kadının kusurunun gerekçeleri ise sadakat yükümüne aykırı davranış olarak belirlenmiş ve kusurların eşit olduğu kabul edilmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; kadın eşin sadakat yükümlülüğüne uymayan fiili, erkek eşin birlik görevlerini yerine getirmemek, hakaret ve sadakatsizlik fiilinin sonucu gerçekleştiği sabit olan yaralama fiiline göre daha ağır bir kusurdur. Bu nedenle direnme kararı yerinde olup sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma düşüncesine katılamıyorum.

Özel Boşanma Sebeplerinde Kusur Teşkil Eden Haller

Türk Medeni Kanunu m. 161 uyarınca eşlerden birinin zina etmesi durumunda diğer eş boşanma davası açma hakkına sahiptir. Bu sebebe dayanan dava hakkı, boşanma nedeninin öğrenildiği tarihten itibaren altı ay ve her durumda fiilin gerçekleşmesinden itibaren beş yılın dolmasıyla düşer. Eylemi affetmiş olan eşin ise dava hakkı bulunmamaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 161Kaynağı aç
Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış

Türk Medeni Kanunu m. 162 uyarınca eşlerden her biri; diğeri tarafından hayatına kastedilmesi, kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebepleriyle boşanma davası açabilir. Bu nedenlerle dava açma hakkı, boşanma sebebinin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmesiyle hak düşümüne uğrar. Yapılan eylemi affeden tarafın dava hakkı yoktur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 162Kaynağı aç
Madde 162- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. III. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme

Türk Medeni Kanunu m. 164 gereğince eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğer eşi terk etmesi veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi boşanma sebebi oluşturur. Terk nedenine dayalı boşanma davası açılabilmesi için ayrılığın en az altı ay sürmüş bulunması, durumun devam etmesi ve istem üzerine hâkim ya da noter tarafından yapılan ihtarın sonuçsuz kalması şarttır. Ayrılık süresinin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe boşanma davası açılamaz. Diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir neden olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. İhtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi ve dönmemesinin doğuracağı sonuçlar esasa girilmeksizin bildirilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 164Kaynağı aç
Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. V. Akıl hastalığı

Boşanma davası Türk Medeni Kanunu m. 164 kapsamında terk sebebine dayanılarak açıldığında, mahkemenin kusur incelemesini evlilik birliğinin sarsılmasına ilişkin genel sebep üzerinden değil, terk hükmü çerçevesinde davalının kusurlu olup olmadığını esas alarak karara bağlaması gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/6031, K. 2021/161Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2020/6031 E.  ,  2021/161 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; onanmasına dair Dairemizin 06.10.2020 gün ve 2020/3076-2020/4484 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de. bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde. Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2014 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir. Mahkemece davacı erkeğin açtığı boşanma davasında; davacı erkeğin 14.02.2016 tarihinde ölümü nedeniyle evlilik birliğinin ölüm ile sona erdiği bu nedenle boşanma davası konusuz kaldığından boşanma konusunda karar verilmesine yer olmadığına, davalı kadının da TMK 181/2 maddesi uyarınca kusurlu olmadığının tespitine karar verilmiş, kararın davacı erkek mirasçıları tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 06.10.2020 tarih 2020/3076 Esas 2020/4484 Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiş, davacı mirasçıları tarafından süresi içerisinde karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Dosyanın yeniden yapılan incelemesinde, davacı erkeğin TMK'nun 164. maddesine dayalı olarak boşanma davası açtığı, dava dilekçesinin konu bölümünde ve içeriğinde bunu açıkça yazdığı, davacı vekilinin de 09.12.2015 tarihli duruşmada da davanın terk nedeniyle boşanma davası olduğunu beyan ettiği anlaşılmaktadır. Buna göre; dava TMK 164. maddesine dayalı terk nedeniyle açılan boşanma davasıdır. Ancak mahkemece hükmün gerekçesinde TMK'nun 166/1 maddesine dayalı kusur tespiti yapılmıştır. Dava TMK 164. maddesine dayalı terk nedeniyle açılan boşanma davası olduğuna göre, mahkemece yapılacak iş TMK 164 maddesi uyarınca davalı kadının kusuru olup olmadığına ilişkin olumlu olumsuz karar vermektir. Hal böyleyken mahkemece davanın TMK 166/1 maddesi olduğu yönündeki belirlemesi ve buna göre yapılan kusur tespiti hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından hükmün onanmasına karar verilmiştir. Bu durumda, davacı erkek mirasçılarının karar düzeltme talebinin açıklanan sebeple kabulüne. Dairemizin temyiz incelemesi sonucu verilen 06.10.2020 tarih 2020/3076 Esas 2020/4484 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/1-4. maddesinde sayılan sebeplere uygun olan davacı erkek mirasçılarının karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 06.10.2020 tarih 2020/3076 Esas 2020/4484 Karar sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, yukarıda gösterilen sebeple hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar düzeltme harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi. 14.01.2021 (Prş.)

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasında Kusur Dengesi

Türk Medeni Kanunu m. 166/1-2 uyarınca evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Davacının kusuru davalıdan daha ağır ise davalının davaya itiraz etme hakkı saklıdır. Bununla birlikte yapılan itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa mahkemece boşanmaya karar verilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan davalarda tam kusurlu olan eş tek taraflı iradesiyle boşanma sağlayamaz. Kimsenin tamamen kendi eylemine ve kusuruna dayanarak hak elde edemeyeceği ilkesi gereğince, Türk Medeni Kanunu m. 166/1 kapsamında boşanmaya hükmedilebilmesi için davalının az da olsa kusurlu olduğunun ispatı şarttır.

Evliliğin asgari bir yıl sürmüş olması kaydıyla, eşlerin mahkemeye birlikte başvurması veya bir eşin açılan davayı kabul etmesi durumunda evlilik birliği temelinden sarsılmış addolunur. Türk Medeni Kanunu m. 166/3 uyarınca bu kapsamda karar verilebilmesi için hâkimin tarafları doğrudan dinleyip serbest iradeleriyle hareket ettiklerine ikna olması, ayrıca tarafların mali hususlar ile çocuklara ilişkin mutabakatını uygun bulması gerekir. Hâkim, taraflar ile çocukların menfaatini gözeterek anlaşmada değişiklik önerebilir; bu değişikliklerin eşlerce kabul edilmesiyle boşanma gerçekleşir.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış olan davanın mahkemece reddedilmesi ve bu ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır. Bu halde Türk Medeni Kanunu m. 166/4 gereğince eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Türk Medeni Kanunu m. 181 uyarınca boşanan eşler bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve aksine bir tasarruf bulunmadıkça ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları kaybederler. Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölmesi halinde ise ölen eşin mirasçılarından birinin davayı sürdürmesi ve diğer eşin kusurlu olduğunu ispatlaması durumunda, sağ kalan eş mirasçı olamayacağı gibi aksi tasarruftan anlaşılmadıkça ölüme bağlı tasarruflardan doğan haklarını da kaybeder.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 181Kaynağı aç
Madde 181- Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler. (Değişik ikinci fıkra: 31/3/2011-6217/19 md.) Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. VIII. Çocuklar bakımından ana ve babanın hakları 1. Hâkimin takdir yetkisi

Mahkeme Kararında Kusur Tespiti ve Gerekçe Şartı

Boşanma hükmü kurulurken mahkemelerin tarafların kusur durumunu yalnızca soyut ifadelerle geçiştirmesi hukuka uygun değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 297/1-c ve Anayasa m. 141/3 gereğince mahkeme, kusur değerlendirmesine esas aldığı somut vakıaları ve tarafların kusurlarını gerekçeli kararda açıkça göstermek ve denetime elverişli biçimde hüküm tesis etmek zorundadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2018/3222, K. 2019/2070Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2018/3222 E.  ,  2019/2070 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVACI-DAVALI : … DAVALI-DAVACI : … DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma – Ziynet Alacağı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, nafakanın miktarı ve ziynet alacağı yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 04/03/2019 günü temyiz eden davalı-davacı … ile karşı taraf davacı-davalı … ile vekili Av. … geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı kadının nafakanın miktarına yönelik temyiz itirazları yersizdir. 2-Mahkemece taraflarca açılan evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı (TMK m. 166/1) boşanma davalarının kabulüne ve maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Hükmün gerekçe kısmında "Taraflar arasında evlendikleri günden itibaren anlaşmazlıkların bulunduğu, her iki tarafın da boşanmayı istediği bu sebeple taraflar arasında mevcut evlilik birliğin devamının taraflardan beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığı, davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerektiği” belirtilmiş, maddi ve manevi tazminata ilişkin gerekçe kısmında ise "Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ve evlilik birliğinin sona ermesinde hangi tarafın kusurlu olduğu anlaşılamamış olup bu durumda tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilerek tarafların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine” karar verildiği belirtilmiştir. Hüküm, "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" (HMK m.297/1-c) kapsamalıdır. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar. Kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp, değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. ve 297. maddeleri işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine, bazen bir mahkeme kararının, başka bir dava yönünden kesin hüküm veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi konularda yapılacak hukuksal değerlendirmelerin sağlıklı olabilmesi de, o kararın yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Somut olayda, yerel mahkeme kararında, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu belirtilmiş ise de, tarafların kusurları somut olarak belirtilmemiş, kusur değerlendirmesine esas alınan vakıalar gerekçede gösterilmemiştir. O halde yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, mahkemece kusura ilişkin bir tespit yapılmadan yeterli gerekçeden yoksun ve denetime elverişli olmayacak şekilde hüküm kurulması doğru görülmeyip bozmayı gerektirmiştir. 3-Toplanan delillerle düğünde takılan ziynet eşyalarının bozdurularak davacı-davalı erkek adına bankada hesaba yatırıldığı anlaşılmaktadır. Düğünde takılan ziynetler kadına aittir. Davalı-davacı kadının ziynet eşyalarını geri istememek üzere davacı-davalı erkeğe verdiği erkek tarafından ispatlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında ziynet alacağına ilişkin dava yönünden bilirkişi raporu alınıp sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle ziynet alacağının reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, 2. bentteki bozma sebebine göre kusur belirlemesi ve tazminatlara yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 04.03.2019(Pzt.)

Eşlerin evlilik birliği devam ederken geçmiş dönemlerde birbirlerine bağırarak konuşmuş olmaları ve sonrasında ortak hayatın devam etmesi halinde, bu eylemin eşler tarafından affedildiği veya en azından hoşgörü ile karşılandığı kabul edilir. Dolayısıyla söz konusu vakıa boşanma davasında eşlere kusur olarak yüklenemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/4494, K. 2019/8456Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2019/4494 E.  ,  2019/8456 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVACI-DAVALI : … DAVALI-DAVACI : … DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından; erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, tazminatların reddi ve nafakaların miktarı yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise; kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, ortak çocuklardan Ecrin’in velayeti, yoksulluk ve iştirak nafakaları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve özellikle taraflara kusur olarak yüklenen "Birbirlerine bağırarak konuştukları” eyleminin evlilik birliği içerisinde önceki dönemlere ilişkin olduğu ve bu vakıadan sonra evlilik birliğinin devam ettiği, bu kusurun taraflarca karşılıklı olarak affedildiğinin, en azından hoşgörü ile karşılandığının kabulü gerektiği ve taraflara kusur olarak yüklenemeyeceğinin anlaşılmasına göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen tarafların kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan vakıalarda davalı-karşı davacı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya neden olan olaylarda davalı-karşı davacı erkek ağır kusurlu olup, bu kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder niteliktedir. Kadın, boşanma sonucu eşin maddi desteğinden yoksun kalacaktır. Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. maddesi koşulları kadın yararına oluşmuştur. Bu durumda tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı, hakkaniyet kuralları gözetilerek davacı-karşı davalı kadın yararına uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 4-Mahkemece verilen ilk hükümde kadın yararına aylık 150-TL tedbir ve yoksulluk nafakası, velayeti anneye verilen ortak iki çoçuktan her biri için aylık 100’er TL tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmiş, davacı-karşı davalı kadın tarafından yapılan temyiz itirazında nafakaların miktarı temyiz konusu edilmemiştir. Bozma sonrası verilen ikinci kararda ise; kadın yararına aylık 150 TL tedbir ve aylık 200 TL yoksulluk nafakasına, ortak çocuklardan her biri için aylık 150’şer TL tedbir nafakasına ve aylık 200’er TL iştirak nafakasına hükmedilmiştir. İlk hükümde kadın tarafından tedbir, yoksulluk ve iştirak nafakaları temyiz edilmeyerek nafakaların miktarı yönünden davalı-karşı davacı erkek yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Ayrıca dava dilekçesinde kadın kendisi için aylık 150 TL tedbir ve yoksulluk nafakası, ortak çocuklardan herbiri için aylık 100’er TL tedbir ve iştirak nafakası istemiş olup 20.11.2018 tarihli hükümde taleplerin aşıldığı anlaşılmaktadır. Hakim, taleple bağlı olup fazlaya karar veremez (HMK m.26). Açıklanan sebeplerle bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda usuli kazanılmış hakka aykırı şekilde ve talep aşılarak aylık 200 TL yoksulluk nafakası ile ortak çocuklardan her biri yararına aylık 150’şer tedbir ve aylık 200’er iştirak nafakasına hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3. ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 10.09.2019 (Salı)

Kusurun Maddi ve Manevi Tazminata Etkisi

Boşanmada maddi tazminat talep edebilmek için talepte bulunan eşin diğer eşe göre kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekir. Türk Medeni Kanunu m. 174/1 uyarınca boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu olan eşten uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Eşit kusurlu veya ağır kusurlu eşin maddi tazminat talebi reddedilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Türk Medeni Kanunu m. 174/2 uyarınca boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu eşten uygun bir manevi tazminat talep edebilir. Yargı kararlarında, bir eşin ağır kusurlu davranışlarının diğer eşin kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi ve boşanma sonucu diğer eşin maddi destekten yoksun kalacak bulunması halinde; tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ölçüsü gözetilerek maddi ve manevi tazminata birlikte hükmedilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Boşanmada manevi tazminatın gayesi, olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan eşin ruhsal dengesini telafi etmek ve manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır. Kanunun hâkime takdir yetkisi tanıdığı bu hususta Türk Medeni Kanunu m. 4 uyarınca hukuka ve hakkaniyete uygun karar verilir; bir tarafın zenginleşmesine yol açılmaması, fiilin ağırlığı, tarafların kusur dereceleri ile ekonomik ve sosyal durumları dengeli biçimde değerlendirilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/571, K. 2020/1745Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2020/571 E.  ,  2020/1745 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından yetki itirazında bulunularak kusur belirlemesi, manevi tazminat ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yersizdir. 2-Boşanmada manevi tazminatın amacı, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, bozulan ruhsal dengesini telafi etmek, manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır. Onun için, kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat miktarı arasında makul bir oranın bulunması gerekir. Bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğurur miktarda manevi tazminat takdiri, müesseseyi amacından saptırır. Hakim, tazminat miktarını saptarken, bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve boşanmada kusuru bulunup bulunmadığını ve varsa kusur derecesini, fiilin ağırlığını, öbür yandan da kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu göz önünde bulundurmak zorundadır. Açıklanan ilkeler gözetildiğinde davacı erkek yararına takdir edilen manevi tazminat miktarı, ölçülülük ilkesine uygun olmayıp fazla bulunmuştur. Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözetilerek daha uygun miktarda tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 02.03.2020 (Pzt.)
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 4Kaynağı aç
Madde 4 – Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. C. Genel nitelikli hükümler

Kusurun Nafaka, Velayet ve Mal Paylaşımına Etkisi

Türk Medeni Kanunu m. 175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru diğer eşten daha ağır olmamak koşuluyla diğer eşten mali gücü oranında süresiz yoksulluk nafakası isteyebilir. Eşit kusurlu olan eş yararına da nafakaya hükmedilebilir. Kanunun açık hükmü gereğince nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz; tamamen kusursuz bulunan eş de aleyhine nafaka ödenmesine karar verilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 26 çerçevesinde hâkim tarafların talepleriyle bağlıdır ve talepte bulunulandan fazlasına karar veremez. Yargılama aşamasında taraflarca temyiz edilmeyerek aleyhe usuli kazanılmış hak teşkil eden nafaka miktarları ve dava dilekçesindeki sınırlar aşılarak hüküm kurulamaz.

Boşanma davasında ortak çocuğun velayetinin kime bırakılacağı belirlenirken eşlerin kusur durumu değil, çocuğun üstün yararı dikkate alınır. Çocuğun bakımı ve gözetimi bakımından hangi eşte kalması uygun olacaksa, evlilik birliğinin bitmesinde ağır kusurlu olan eşe dahi velayet bırakılabilir.

Kural olarak eşlerin kusur oranları mal rejiminin tasfiyesine ve mal paylaşımına etki etmez; paylaşım sırasında kusur araştırması yapılmaz. Türk Medeni Kanunu m. 236/1 gereğince her eş veya mirasçıları diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur. Bununla birlikte aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca boşanmanın zina veya hayata kast sebebine dayanması halinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltmaya veya tamamen kaldırmaya karar verebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. 2. Sözleşmeye göre a. Genel olarak
Tam kusurlu eş boşanma davası açabilir mi?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan davalarda tam kusurlu eş tek taraflı iradesiyle boşanma elde edemez; boşanmaya hükmedilebilmesi için davalı eşin az da olsa kusurlu olması gerekir.

Eşit kusurlu eş tazminat veya nafaka talep edebilir mi?

Eşit kusurlu eş boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekse yoksulluk nafakası talep edebilir; ancak boşanma tazminatında kusursuz veya daha az kusurlu olma koşulu arandığından eşit kusurlu eşin maddi ve manevi tazminat talepleri reddedilir.

Zina nedeniyle boşanma davası hangi sürede açılmalıdır?

Zina nedenine dayalı boşanma davası açma hakkı, sebebin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde eylemin üzerinden beş yıl geçmekle düşer; eylemi affeden eşin dava hakkı yoktur.

Ağır kusurlu olan tarafa müşterek çocuğun velayeti verilebilir mi?

Velayetin kime verileceği tespit edilirken eşlerin kusuruna değil çocuğun üstün yararına bakılır; bakım ve gözetim açısından daha uygun olan taraf ağır kusurlu olsa dahi velayet kendisine verilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu