Boşanma Davasında Sosyal ve Ekonomik Durum Araştırması

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanma Davasında Sosyal ve Ekonomik Durum Araştırması

SED Raporu Nedir?

Sosyal ve ekonomik durum araştırma raporu (SED raporu), tarafların aylık ve yıllık gelirleri, sahip oldukları taşınmazlar, araçlar ve diğer malvarlığı değerlerine ilişkin bilgileri derleyen belgedir. İlgili kolluk birimleri tarafından düzenlenen bu rapor, aile mahkemelerinin boşanma davalarında başvurabildiği delil araçlarından biridir.

SED Raporunun Boşanma Davasındaki İşlevi

Boşanma davasında SED raporu; velayet, nafaka ve tazminat kararlarında dikkate alınması gereken unsurlardan biridir. Bunun yanında eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesinde, katkı payı, katılma payı ve değer artış payı alacaklarının belirlenmesinde de işe yarayabilmektedir.

Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesi, hâkimin takdir yetkisini hukuka ve hakkaniyete göre kullanacağını düzenlemektedir. Nafaka ile tazminat miktarlarının belirlenmesinde bu ilke genel çerçeveyi oluşturmaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 4Kaynağı aç
Madde 4 – Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. C. Genel nitelikli hükümler

Yoksulluk Nafakasında SED Raporunun Önemi

Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan malî gücü oranında süresiz nafaka isteyebileceğini düzenlemektedir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. Bu çerçevede yoksulluğa düşüp düşülmeyeceğinin tespitinde tarafların ekonomik koşullarının ortaya konması önem taşır; SED raporu bu değerlendirmeye katkı sağlayan araçlardan biridir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Sigorta kayıtlarının usulsüz tutulduğu ya da sigorta girişinin hiç yapılmadığı ileri sürülen davalarda banka kayıtları ile birlikte SED raporunun ağırlığı özellikle artmaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/24210, K. 2018/10427 sayılı kararında, erkek hakkında emniyet tarafından SED tespiti yapılamaması üzerine yeniden araştırma yapılmaksızın yoksulluk nafakası miktarına hükmedilmesini hukuka aykırı bulmuş; kararı bu gerekçeyle bozmuş; ayrıca aynı kararda, erkeğin kusurlu davranışlarının kadının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu ve kadının boşanma sonucunda maddi destekten yoksun kaldığı saptanarak TMK m. 174/1-2 koşullarının oluştuğunu belirleyip tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi gözetilerek maddi ve manevi tazminat takdir edilmek üzere de bozma kararı vermiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/24210, K. 2018/10427Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/24210 E.  ,  2018/10427 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; kusur belirlemesi ve tazminatların reddi yönünden; davalı erkek tarafından ise tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Davacı kadının temyiz itirazlarının incelenmesinde; a-Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı kadının boşanmayı gerektirir kusurlu bir davranşının ispatlanamadığı, davalı erkeğin ise eşini …'da ailesiyle bırakıp …'da uzun zaman geçirdiği ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru bulunmamıştır. b-Yukarıda 1/a bendinde açıklandığı üzere boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkek tam kusurlu olup, gerçekleşen bu kusurlu davranışlar kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte bulunduğu gibi, kadın boşanma sonucu eşinin maddi desteğinden yoksun kalmıştır. Davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2 maddesi koşulları oluşmuştur. O halde, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, gerçekleşen kusurun ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi gözetilerek davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminat takdir edilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. 2- Davalı erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b- Davacı kadının yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırmasında, ev hanımı olup çalışmadığı tutanağa bağlanmış ise de, davalı erkek yönünden yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında emniyet tarafından tespit yapılamadığı bildirildikten sonra tekrar araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı erkeğin sosyal ve ekonomik durumu araştırılarak, gerçekleşecek sonucu uyarınca yoksulluk nafakası miktarı hakkında bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 1/a, 1/b ve 2/b bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bömülerinin ise yukarıda 2/a bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.02.10.2018 (Salı)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/1506, K. 2019/7045 sayılı kararında ise kadının sürekli ve düzenli bir işte çalışıp çalışmadığının, çalışıyorsa elde ettiği gelirin kendisini yoksulluktan kurtarmaya yetip yetmediğinin eksiksiz araştırılmadan yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesini usul ve kanuna aykırı sayarak bozma kararı vermiştir. Aynı kararda manevi tazminat miktarı belirlenirken TMK m. 4'teki hakkaniyet ilkesi ile TBK m. 50 ve 51'in birlikte esas alınması gerekirken yetersiz tazminata hükmedilmesi de ayrı bir bozma gerekçesi olarak benimsenmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/1506, K. 2019/7045Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2019/1506 E.  ,  2019/7045 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma-Ziynet Alacağı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, paranın alım gücüne, kişilik haklarına, özellikle aile bütünlüğüne yapılan saldırının ağırlığına, manevi tazminat isteyenin boşanmaya yol açan olaylarda ağır ya da eşit kusurlu olmadığı anlaşılmasına nazaran davacı kadın yararına hükmolunan manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile, Türk Borçlar Kanununun 50 ve 51. maddeleri nazara alınarak daha uygun miktarda manevi tazminat (TMK m. 174/2) takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 2-Mahkemece verilen ilk hüküm Dairemizin 13.02.2018 tarihli bozma ilamı ile "Davacı kadının usulünce ekonomik ve sosyal durumu araştırılarak, çalışıp çalışmadığı, çalışıyor ise kazancının kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı, sürekli ve düzenli gelir getiren mal varlığı değerinin bulunup bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin belirlenmesi, gerçekleşecek sonucuna göre yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi” gerekçesiyle bozulmuş, bozma sonrası mahkemece yaptırılan 09.07.2018 tarihli ekonomik sosyal durum araştırma raporunda ev hanımı olduğu belirtilmiş yine dosya içerisine alınan Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre de kadının belirli aralıklarla çalışmalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece yeniden usulünce tarafların ekonomik ve sosyal durum araştırması yapılarak, kadının sürekli ve düzenli bir işte çalışıp çalışmadığı, çalıştığının tespit edilmesi halinde, çalışması karşılığında elde ettiği gelirin düzenli ve sürekli olup olmadığı, kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde bulunup bulunmadığı araştırılarak, gerçekleşecek sonuca göre kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (1.) ve (2.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.12.06.2019 (Çrş.)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/3072, K. 2020/4482 sayılı kararında da çelişkili sosyal ve ekonomik durum araştırmaları bulunduğunda mahkemenin yeniden usulüne uygun araştırma yaptırarak kadının sürekli ve düzenli bir işte çalışıp çalışmadığını ve gelirinin kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde olup olmadığını belirlemesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/3072, K. 2020/4482Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2020/3072 E.  ,  2020/4482 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Boşanmaya neden olan olaylarda, gerçekleşen ve erkeğe kusur olarak yüklenen "Birlik görevlerini yerine getirmeme" davranışları davacı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmemektedir. Bu itibarla, Türk Medeni Kanunu'nun 174/2. maddesinde düzenlenen manevi tazminatın koşulları oluşmamıştır. O halde, davacı kadının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 3-Dairemizin bozma ilamına uyulmasına karar veren mahalli mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmiş ve kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep edenin boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğinin belirlenmesi gerekir (TMK m. 175/1). Bozma ilamından önce yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasında kadının çalışmadığı ve geliri olmadığı belirtilirken, bozma ilamından sonra yapılan 11/10/2019 tarihli sosyal ekonomik durum araştırmasında kadının çalıştığı ve bir adet otomobilinin olduğu ifade edilmiş; 28/10/2019 tarihli sosyal ekonomik durum araştırmasında ise kadının çalışmadığı belirtilmiştir. Dosya kapsamında dinlenen tanık beyanlarında davacı kadının çalıştığı ifade edilmiştir. Bu durumda, mahkemece yeniden usulünce tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılarak, kadının sürekli ve düzenli bir işte çalışıp çalışmadığının, çalıştığının tespit edilmesi halinde çalışması karşılığında elde ettiği gelirin düzenli ve sürekli olup olmadığının, kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde bulunup bulunmadığının belirlenerek sonuca göre kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) ve (3.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.06.10.2020 (Salı)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/6589, K. 2021/6310 sayılı kararında, boşanmaya sebep olan olaylarda kusuru bulunmayan ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceği anlaşılan kadının yoksulluk nafakası talebini reddeden mahkeme kararını TMK m. 175/1 kapsamında bozmuştur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/6589, K. 2021/6310Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2021/6589 E.  ,  2021/6310 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından, yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflar arasında görülen boşanma davalarının yapılan yargılaması sonunda, mahalli mahkeme tarafından her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve davacı-davalı kadın yararına, diğer ferilerin yanında, yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Hüküm davalı-davacı erkek tarafından kadının davasının ve feri taleplerinin kabülü yönünden temyiz edilmiş ve Dairemizin 2017/629 esas ve 2018/12711 karar sayılı kararıyla kadının kendisini yoksulluktan kurtaracak düzenli ve sürekli gelirinin bulunup bulunmadığının araştırılarak yoksulluk nafakası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile karar verilmesi nedeniyle bozulmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılamada, mahalli mahkemece bozma kararına uyulmasına karar verilerek tarafların sosyal ve ekonomik durumları araştırılmış ve kadının yoksulluk nafakası talebi reddedilmiştir. Bozma sonrası yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasında kadının asgari ücret aldığı, 500 TL kira ödediği ve ortak çocuklarla yaşadığı tespit edilmiştir. Erkeğin 2015 yılında yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasına göre, 5000 TL kazandığı, kendi mülkünde oturduğu, evi ve dükkânının olduğu ve dosya kapsamında yer alan nafaka artırımı dava dosyası içindeki sosyal ve ekonomik durum araştırmasına göre de babası ile birlikte çalıştığı, babasının dükkânına ait malları her gün kamyonet ile pazarlara götürüp sattığı tespitleri yer almıştır. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep edenin boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğinin belirlenmesi gerekir (TMK m. 175/1). Dosyanın tetkikinden, boşanmaya sebep olan olaylarda kusuru bulunmadığı anlaşılan kadının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceğinin anlaşılması karşısında; yoksulluk nafakası talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi ile talebin reddine karar verilmesi doğru bulunmamış ve kararın bozulmasını gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 21.09.2021 (Salı)

Tazminat Kararlarında Ekonomik ve Sosyal Durum

Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi iki ayrı talep hakkı düzenlemektedir. Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise manevi tazminat talep edebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/1506, K. 2019/7045 sayılı kararında manevi tazminat miktarının belirlenmesinde tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının, paranın alım gücünün, kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığının ve TMK m. 4'teki hakkaniyet ilkesinin birlikte gözetilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Aynı kararda TMK m. 174/2 kapsamında manevi tazminat takdirinde TBK m. 50 ve 51'in de nazara alınması gerektiği belirtilmiştir. Tazminatın bu ölçütlere göre yetersiz belirlenmesi bozma sebebi sayılmıştır.

Öte yandan her davranış TMK m. 174/2 anlamında kişilik hakkına saldırı oluşturmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/3072, K. 2020/4482 sayılı kararında, erkeğe kusur olarak yüklenen birlik görevlerini yerine getirmeme davranışının kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediğine ve bu nedenle TMK m. 174/2 koşullarının oluşmadığına hükmetmiştir.

İştirak ve Tedbir Nafakasında Raporun Rolü

Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesi, boşanma veya ayrılık davası açılır açılmaz hâkimin davanın devamı süresince eşlerin barınması, geçimi, mallarının yönetimi ile çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alacağını düzenlemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2445, K. 2017/2027Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2445 E.  ,  2017/2027 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki birleştirilen “boşanma” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 10. Aile Mahkemesince her iki davanın kabulüne dair verilen 20.05.2014 gün ve 2013/582 E., 2014/348 K. sayılı kararının davalı birleşen davacı vekilince temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 27.04.2015 gün ve 2014/17942 E., 2015/8446 K. sayılı kararı ile: (…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı (kadın)'ın aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı-davacı (kadın)’ın sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini kabule yeterli delil bulunmamaktadır. Aksine davacı-davalı (koca)'nın bir başka kadınla ilişkisinin olduğu ve eşine “pis, mahluk, maymun” şeklinde sözler söyleyerek hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Kadının gerçekleşen kusuru kocasına “ibne ve pezevenk” diyerek hakaret etmekten ibarettir. Gerçekleşen bu olaylara göre, koca, eşine göre daha fazla kusurludur. Bu durumda davalı-davacı (kadın) yararına Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi gereğince uygun miktarda manevi tazminat tayini gerekirken, bu isteğin reddi doğru olmadığı gibi, davalı-davacı (kadın)’ın tedbir ve yoksulluk nafakası talebinin reddi de doğru bulunmamıştır. 3-Tarafların müşterek çocuklarından 2012 doğumlu…’nın velayeti davalı-davacı (kadın)’a, 2008 doğumlu ….’ın velayeti ise davacı-davalı (koca)’ya bırakılmıştır. Haklı ve kabul edilebilir sebepler bulunmadıkça kardeşlerin birbirlerinden ayrılmaları menfaatlerine uygun değildir. Dosyada, bu şekilde düzenleme yapılmasını haklı gösteren ciddi sebep ve deliller bulunmadığına göre, 2008 doğumlu ….'ın velayetinin de davalı-davacı (kadın)’a verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir….) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki bilgi ve belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava ve birleşen dava evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Davacı-birleşen davalı (erkek) vekili davalının çocukla ve evle ilgilenmediğini, müvekkiline yönelik saygısız davranışlarını çocuklarının hatırına sineye çektiğini ancak geçimsizliğin devam ettiğini belirterek boşanmalarına, davalının velayeti istememesi sebebiyle velayetin müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-birleşen davacı (kadın) vekili davacı erkeğin uyuşturucu kullandığını, uyuşturucunun etkisinde iken müvekkiline hor ve kaba davrandığını, müvekkilinin yokluğunda evin eşyalarının yok edildiğini ileri sürerek Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, velayetin müvekkiline tevdiine, aşağılamaları, hakaretleri nedeni ile 100.000,-TL manevi tazminata, müvekkili için 1.500,-TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, küçük …. için 1.000,-TL, küçük… için 500,-TL tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Davacı-birleşen davalı (erkek) vekili süresinde birleşen davaya verdiği cevap dilekçesinde ise davalının hiçbir zaman eviyle ve çocuklarla ilgilenmediğini, alkol alışkanlığı olduğunu, çocuklarını gece yarısından sonra eğlence mekanlarına götürdüğünü, müvekkilinin değil kadın eşin eşyalara zarar verdiğini belirterek boşanma ve velayet taleplerinin yanında 50.000,-TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece itibar olunan tanık beyanlarına, ibraz olunan fotoğraflara ve tüm dosya kapsamına göre taraflar arasında sürekli tartışma olduğu, kadının, kocasına "ibne, pezevenk" dediği, taraflar ayrıldıktan sonra da kocanın, Yağmur isimli kadınla yaşamaya başladığı, kadına "seni mi göreceğim, şu haline bak, senden tiksiniyorum, pis mahlukat, iki çocuk doğurdun ne hale geldin, maymun mahluk, vücuduna bak ne hale gelmişsin, babaannemin vücudu senden daha güzel" dediği, kadının da başka bir erkekle ilişkiye girdiği, sadakatsiz davranışlarda bulunduğu bu nedenlerle birliğin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit derecede kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki tarafın boşanma davasının kabulüne, müşterek çocuklardan… ….'nın yaşının çok küçük olup anne ilgisine ve şevkatine muhtaç olması, annenin, müşterek çocuğun velayetini almaya istekli olması ayrıca babanın 2012 doğumlu… ….'nın velayetinin annesine verilmesini kabul etmesi nedeniyle… ….'nın velayetinin anneye; babanın 2008 doğumlu ….'ın velayetini almaya istekli olması dosya içeriğine göre de velayetin babaya verilmesinin çocuğun yararına olacağı görüldüğünden ….'ın velayetinin babaya verilmesine, müşterek çocuk… ….'nın anneye teslim edildiği tarihten itibaren ayda 150,-TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadının herhangi bir geliri ve malvarlığı yok ise de nafakasının ilişkisi olduğu kişi tarafından karşılanıyor olması gerektiğinden kadının nafaka isteğinin reddine, taraflar eşit kusurlu kabul edildiğinden davalı birleşen davacı kadının manevi tazminat isteğinin reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı-birleşen davacı (kadın) vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, mahkeme uzmanları tarafından düzenlenen 10.12.2013 tarihli raporda belirtildiği üzere müşterek çocuk 07.11.2008 doğumlu ….'ın "annesinin yanında iken eve tanımadığı amcaların geldiğini ve sigara içtiklerini, adamların annesinin omzuna ellerini attıklarını gördüğünü, sonrasında annesinin kendisini başka bir odaya geçirdiğini" şeklindeki beyanı, …. …adlı şahsın aracının kadına ait evin sokağında, evin önünde olduğunu gösteren 09.12.2013 tarihli dilekçe ile sunulan fotoğraflar, …. adlı şahıs ile kadının stor perdeli evin içinde oral seks yaptığını gösteren fotoğraflar ve erkek tanığı olarak dinlenen …'in, 09.12.2013 tarihli dilekçedeki açıklamaları ve dilekçe ekinde ibraz edilen fotoğrafları doğrular nitelikte beyanı dikkate alındığında tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerektiği, bu sebeple kadının manevi tazminat isteğinin reddine karar verilmiş olmasında, yine kadının başka bir erkekle ilişkisi olduğu sabit olduğundan ve olağan duruma göre nafakasının bu kişi tarafından karşılanıyor olması gerektiğinden tedbir ve yoksulluk nafakası isteğinin de reddine karar verilmiş olmasında bir yanlışlık olmadığı, 10.12.2013 tarihli uzman raporuna ve müşterek çocuk ….'ın mahkeme uzmanlarına verdiği beyana göre çocukların her ikisinin velayetinin de öncelikle babaya verilmesi gerektiği yönünde kanaat oluşmuş ise de 17.03.2014 tarihli duruşmadaki taraf vekillerinin beyanları ve… ….'nın, o tarihte ve halen yaşının çok küçük olup babası tarafından bakılamayacak durumda olması sebebiyle velayetinin anneye verilmesi gerektiği belirtilerek usul ve yasaya uygun düşmeyen bozma kararına direnilmesine karar verilmiştir. Direnme kararı davalı-birleşen davacı (kadın) vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 1) Boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davalı-birleşen davacı (kadın) yararına manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği; 2) Davalı-birleşen davacı (kadın) yararına tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmedilmesi şartlarının oluşup oluşmadığı; 3) Müşterek çocuklardan 2008 doğumlu ….'ın velayetinin anneye verilmesinin gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır. Her üç uyuşmazlık üzerinde ayrı ayrı durulması gerekmektedir. I) Birinci bentte gösterilen uyuşmazlık yönünden yapılan temyiz incelemesinde; Bilindiği üzere, boşanmanın dayandığı temel ilkelerden biri "kusur" ilkesidir. Kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m.166/1) boşanmaya karar verebilmek için eşlerden birinin mutlaka kusurlu olması gerekir. Boşanma davasını açmak hakkı kusursuz ya da az, eşit veya fazla kusurlu eşindir. Boşanma davasını tam kusurlu eş açamaz. Nitekim bu ilkeler Yargıtay içtihatlarıyla da benimsenmiştir. Kusur ilkesi TMK'nın 174/1 ve 2. maddelerinde düzenlenen ve boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından olan maddi ve manevi tazminat taleplerinin istenmesinde de önemli bir role sahiptir. Anılan Kanunun 174. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun bir para isteyebileceği öngörülmüştür. Bu açıklamalar ışığında somut olayda dinlenen taraf tanıklarının beyanları, dosya içerisine ibraz edilen diğer bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde; davacı-birleşen davalının eşine hakaret ettiği ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu kusur belirlemesinin davacı-birleşen davalı tarafından da temyiz edilmemek suretiyle kesinleşmiş olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan davalı-birleşen davacının da eşine "ibne, pezevenk" demek suretiyle hakaret ettiği, davalı-birleşen davacıya yüklenen "hakaret" eyleminin yerel mahkemenin de kabulünde olduğu kuşkusuzdur. Özel Daire ile mahkeme arasında davalı-birleşen davacının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarının olup olmadığı noktasında uyuşmazlık söz konusu ise de 10.12.2013 tarihli sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen raporda müşterek çocuk ….'ın annesi ile ilgili söylediği sözler ile dosya içine giren fotoğrafları doğrulayan davacı-birleşen davalı tanığı … beyanı birlikte değerlendirildiğinde davalı-birleşen davacının sadakat yükümlüğüne aykırı davrandığı kabul edilmelidir. Gerçekleşen bu durum karşısında davacı-birleşen davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Hâl böyle olunca uyuşmazlığa konu davada tarafların eşit kusurlu olduğu ve eşit kusur hâlinde davalı-birleşen davacı kadın lehine manevi tazminata hükmedilmeyeceği belirtilerek yerel mahkemece verilen direnme kararının onanması gerekmiştir. II) İkinci bentte gösterilen uyuşmazlık yönünden yapılan temyiz incelemesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “Geçici Önlemler” başlıklı 169. maddesi; “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır.” hükmünü içermektedir. Bu hükme göre hâkimin, bu konuda bir talebin varlığını aramaksızın, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ilişkin geçici önlemleri resen alması gerekir. Bu geçici önlemlerden birisi de tedbir nafakasıdır. Tedbir nafakası talebe bağlı olmaksızın (resen) takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından itibaren, karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır. Dolayısıyla tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir. Ayrıca tarafların kusur durumu hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir. Bu nedenledir ki, TMK'nın 169. maddesinde öngörülen tedbir nafakasının niteliği dikkate alındığında Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen davalı-birleşen davacı (kadın) için tedbir nafakası verilmesi gerektiği yönündeki Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi doğru görülmemiştir. Ne var ki, başka erkekle ilişkiye girmek suretiyle sadakat yükümlüğüne aykırı davrandığı kabul edilen davalı-birleşen davacı (kadın) hakkında TMK'nın 175. maddesi uyarınca yoksulluk nafakası isteğinin reddine ilişkin yerel mahkeme gerekçesinin onanması gerekmiştir. III) Üçüncü bentte gösterilen uyuşmazlık yönünden yapılan temyiz incelemesinde; Türk Medeni Kanunu uyarınca velayet çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar. Aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu noktada çocuğu eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlâk sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunan ana ve babanın, sayılan tüm bu unsurlar yönünden örnek teşkil etmeleri, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimine ilişkin tüm önlemleri almaları gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Öte yandan ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Eş söyleyişle, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Bu nedenle çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek ele alınmalı ve sonuca varılmalı, velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır. Bu kapsamda, tarafların çocuğunun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği hususları da mutlaka değerlendirilmelidir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 22.12.2010 gün ve 2010/2-649 E., 2010/683 K. ve 06.03.2013 gün ve 2012/2-794 E., 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Öte yandan, TMK'nın 335 ila 351. maddeleri arasında düzenlenen “velayet”e ilişkin hükümler kural olarak, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle, velayete ilişkin davalarda re'sen (kendiliğinden) araştırma ilkesi uygulandığından hakim, tarafların isteği ile bağlı değildir. Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2017 gün ve 2017/2-1887 E., 2017/1196 K. sayılı kararında da velayetin düzenlenmesinin kamu düzenine ilişkin olduğu, usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturduğu benimsenerek aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Velayet hususunda açıklanan temel ilkelerden ayrılmayı gerektirecek bir durumun varlığını doğaldır ki hâkim somut olayın özelliklerine göre takdir edecektir. Somut olayda da 2008 doğumlu müşterek çocuk …. dava tarihinde ve yargılama sırasında baba yanında kalmaktadır. Dosya içerisinde yer alan 10.12.2013 tarihli uzman raporunda da ….'ın öğretmenleri ile görüşüldüğü, öğretmenlerinin küçüğün anne yanına gittiğinde uyum problemi yaşadığı, davranışlarının olumsuz yönde değiştiği oysa babanın çözüme yönelik hareket ederek telkinlerden olumlu etkilendiği şeklinde beyanlarının olduğu belirtilerek, babanın anneye nazaran daha olumlu özelliklerinin bulunduğu, bu sebeple velayetin babaya verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Gerçekten de çocuk ….'ın velayetinin babaya verilmesinin yüksek menfaatine açıkça aykırı düşeceğine ilişkin bir delil ve olgu da bulunmadığına göre müşterek çocuk ….'ın velayetinin babaya verilmesine ilişkin yerel mahkeme gerekçesinin de onanması gerekmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davalı-birleşen davacı kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin delil bulunmadığı, bozma kararının tüm yönleri ile yerinde olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. SONUÇ : 1- (I), (II) ve (III) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kusur belirlemesi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası ve velayete ilişkin DİRENME KARARININ ONANMASINA oyçokluğu ile, 2- (II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle direnme kararının tedbir nafakasının reddine ilişkin bölümünün yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA oybirliği ile, tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20.12.2017 gününde karar verildi.

İştirak nafakası ve çocuğun giderlerini karşılamak üzere bağlanan tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için genellikle SED raporuna ihtiyaç duyulmaz. Ancak bu nafakaların miktarının belirlenmesi aşamasında SED raporu önem taşımaktadır.

Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesi uyarınca velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde, iştirak nafakasının gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini de karara bağlayabilir. Bu yetki hâkime tanınmış bir takdir yetkisidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
Madde 182 – Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 2. Durumun değişmesi

Velayet Kararında SED Raporu

On sekiz yaşından küçük müşterek çocukların velayeti kamu düzenine ilişkin bir meseledir; taraflarca bu konuda ayrıntılı bir talep bulunmasa dahi hâkim velayet hususunu re'sen inceleyip hükme bağlamak zorundadır. Velayet değerlendirmesinde SED raporu da dikkate alınabilecek araçlardan biri olarak değerlendirilebilmektedir.

Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesi, mahkemenin boşanmaya karar verirken olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten sonra ana ve babanın haklarını ile çocukla kişisel ilişkilerini düzenleyeceğini öngörmektedir. Çocuk vesayet altındaysa vasinin ve vesayet makamının görüşü de alınır. Velayeti kendisine verilmeyen eşin çocukla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur.

Velayetin düzenlenmesindeki asıl amaç küçüğün ileriye dönük yararlarını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır; ebeveynlerin istek ve tercihleri ikincil plandadır. Bu çerçevede çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim ve sağlık durumu, kimin yanında okumakta olduğu gibi özel koşulları gözetilmelidir. Bunların yanı sıra çocuğun ebeveynlerinden birine bırakılması, ihmal, kaçırma, terk, şiddet, sadakatsizlik, ekonomik durum, meslek, yaşanılan ortam, kötü davranış, alkol bağımlılığı, sağlık ve dengesiz davranışlar gibi ebeveynlere ilişkin olgular da değerlendirmeye alınır.

Mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine özen gösterilmelidir. Haklı ve kabul edilebilir sebepler bulunmadıkça kardeşlerin birbirinden ayrılması menfaatlerine uygun değildir.

Çocuğun üstün yararı belirlenirken bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacı gözetilmelidir. Ana ve babanın ahlaki değer yargıları ve sosyal konumları ancak çocuğun üstün yararını etkilediği ölçüde dikkate alınır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2066, K. 2019/15Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2066 E.  ,  2019/15 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasında görülen “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 12. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.11.2013 tarih ve 2012/846 E., 2013/720 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.06.2014 tarih ve 2014/4761 E., 2014/14912 K. sayılı kararı ile; "…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı (koca)'nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Velayet düzenlemesinde ana ile babanın yarar, istek ve beyanları gözetilmekle birlikte asıl olan; çocuğun üstün yararını korumak, geleceğini güvence altına almaktır. Velayetleri davacı anneye verilen tarafların müşterek çocukları …….e ile…..'in tarafların ayrılık süresince davalı baba yanında yaşadıkları ve velayet konusunda görüşüne başvurulan uzmanın da “velayetin davalı babaya verilmesinin çocukların yararına olacağı yönünde” görüş bildirdiği anlaşılmaktadır. Çocukların alıştıkları ortam ve çevreden ayrılmaları onların bedeni ve fikri gelişimlerine olumsuz etki yapacağı gibi, kardeşlerin birbirlerinden ayrılmaları da onların kardeşlik duygularını olumsuz yönde etkileyecektir. Her ne kadar velayet konusunda görüşüne başvurulan küçükler velayetlerinin annelerine verilmesini istediklerini belirtmiş iseler de, davacı annenin içinde bulunduğu ortam dikkate alındığında, küçüklerin ifade ettikleri görüşlerinin kendi çıkarlarına ters düştüğü de görülmektedir. Gerçekleşen bu durum karşısında, müşterek çocuklar …….e ile…..’in velayetlerinin de davalı babaya verilmesi gerekirken, yazılı şekilde anneye verilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK 166/1 m.) boşanma istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalının düzenli bir işte çalışmadığını, son yaşanan tartışmada müvekkilini evden kovduğunu, ölümle tehdit ettiğini, müvekkilinin de bu olaylar sonrası evden ayrılarak Almanya'ya gittiğini, pasaport işlemlerinde davalının rızası gerektiği için çocuklarını yanına alamadığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına ve müşterek çocukların velayetinin müvekkiline tevdiine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, dava dilekçesinde belirtilen hususların hiçbirinin doğru olmadığını, davacının Almanya'da bulunan ablasından etkilendiğini ve evi terk ettiğini belirterek davanın reddi ile velayet hakkının kendisine verilmesini istemiştir. Yerel Mahkemece, tarafların birbirlerine hakaret ettikleri, davalının davacıyı evden kovduğu, evlilik birliğinde üzerine düşen görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle TMK'nın 166/1. maddesine göre tarafların boşanmalarına, müşterek çocuklardan…..'in yaşı nedeni ile annesinin ilgi ve bakımına ihtiyacı olduğu, …….e'nin velayetinin annesine verilmesini, …..'in ise velayetinin babasına verilmesini istediği, uluslararası sözleşmeler gereğince idrak çağındaki çocukların velayet hakkındaki görüşüne önem verilmesi gerektiği belirtilerek, …..'in velayetinin davalı babaya, …….e ve…..'in velayetlerinin ise davacı anneye tevdiine karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle bozulmuştur. Yerel mahkemece tarafların ayrı yaşadıkları süreçte müşterek çocuklar …….e ve…..'in babaları onay vermediği için yurt dışına çıkamadıkları ve zorunlu olarak baba yanında kaldıkları, 15 yaşında olan …..'ın velayetinin annesine verilmesini istediği,…..'in ise yaşı nedeniyle anne ilgi ve sevgisine ihtiyacı olduğu, davacı annenin velayeti kullanmasına engel yaşam tarzı ve yetersizliği olmadığı, davalının da bunu ifade ettiği, davacının çalıştığı, ayrı ev tuttuğu, 2009 doğumlu okul çağına dahi gelmemiş, idrak yeteneği olmayan bir çocuğu annenin bakmak istemesi ve bir yetersizliği olmadığı hâlde annesinden ayrı yaşamak zorunda bırakılmasının hiçbir hukuk kuralı ile bağdaşmayacağı, …….e'nin de Almanya'da yaşamak istediği, davacının ablasının yaşam tarzına ilişkin iddialarının ispatlanmadığı, gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, fiili ayrılık sırasında ve hâlen davalı baba yanında kalan 06.05.2000 doğumlu …….e ve 02.10.2009 doğumlu…..'in velayet haklarının Türkiye'den ayrılarak Almanya'ya yerleşen davacı anneye verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 1- Müşterek çocuklardan …….e hakkında verilen karar yönünden; İlke olarak her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması, eş söyleyişle tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması hâlinde bu olayın hükümde göz önüne alınması ve böyle bir durumda mahkemenin, davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermesi gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Somut olaya gelince, velayete konu çocuklardan …….e'nin 06.05.2000 doğumlu olduğu ve direnme kararının temyiz incelemesinin yapıldığı 17.01.2019 tarihinde 18 yaşını doldurduğu dosyada bulunan nüfus kayıt örneğinden açıkça anlaşılmaktadır. Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan bir olgu nedeniyle artık dava konusu edilen talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek ya da neden kalmıyorsa, burada davanın konusuz kalmasından söz edilebilir. Görülmekte olan davada ortak çocuk …….e'nin inceleme tarihinde ergin olması nedeniyle velayet kendiliğinden sona erdiği için yerel mahkemece bu durum gözetilerek velayet talebinin konusuz kalması nedeni ile esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. 2- Müşterek çocuk….. hakkında verilen karar yönünden ise; Bilindiği üzere, 4721 sayılı TMK'nın 339-347. maddeleri uyarınca velayet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar. Velayet, aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlâk sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Buna göre, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Öte yandan, TMK'nın 335 ila 351. maddeleri arasında düzenlenen “velayet”e ilişkin hükümler kural olarak, kamu düzenine ilişkindir ve velayete ilişkin davalarda resen (kendiliğinden) araştırma ilkesi uygulandığından hâkim, tarafların isteği ile bağlı değildir. Velayetin düzenlenmesine yönelik istem incelenirken ebeveynlerin istek ve tercihlerinden ziyade çocuğun üstün yararı göz önünde tutulur. Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; ahlâki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Velayetin anne ya da babaya verilmesi, daha çok çocuğu ilgilendiren, onun menfaatine ilişkin bir husus olduğuna göre, gerek Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 3. ve 6.maddelerinde yer alan hükümler, gerekse velayete ilişkin yasal düzenlemeler karşısında, velayeti düzenlenen çocuğun, idrak çağında olması hâlinde, tercihi onun aleyhine bir sonuç doğurmayacaksa, kendisini yakından ilgilendiren bu konuda ona danışılması ve görüşünün alınması gerekir. Nitekim, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi: “Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.” hükmünü içermektedir. Diğer taraftan, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin: Çocuğun usule ilişkin haklarından, davalarda bilgilendirilme ve dava sırasında görüşünü ifade etme hakkının düzenlendiği 3. maddesinde: “…Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğun, bir adli merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği aşağıda sayılan haklar verilir: a)İlgili tüm bilgileri almak; b)Kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek; c)Görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek.”; Adli mercilerin rolünden, karar sürecinin düzenlendiği 6. maddenin (b) ve (c) bentlerinde ise: “b)…Çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda,…çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışmalıdır, çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmelidir. c) Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermelidir.” hükümleri yer almaktadır. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya gelindiğinde 2009 doğumlu olan küçük….. davanın açıldığı tarihte 3 yaşında ise de hali hazırda kendi görüşlerini ifade edebilecek olgunluğa eriştiği, diğer bir anlatımla idrak çağına geldiği açıktır. Mahkemece yapılacak iş; yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuğun kendisini doğrudan ilgilendiren velayet konusunda bizzat dinlenilerek, görüşlerini gerekçeleriyle birlikte ifade etme olanağı sağlanması; ifade edecekleri görüşlerin, çıkarlarına ters düşmediği takdirde, buna değer verilmesi olmalıdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, küçük…..'in dava açıldığı tarihte 3 yaşında olduğu ve anne özlemi çektiği, davacı annenin velayet görevini yerine getirebilecek yeterliliğe sahip olduğu, bu nedenle küçüğün velayetinin anneye verilmesine ilişkin direnme kararının onanması gerektiği, yine dava tarihinden sonra idrak çağına gelen çocuğun görüşüne başvurulması durumunda tespit edilecek beyanın mahkemeyi bağlamayacağı gibi, yargılama süreci gözetildiğinde davaya konu küçüğün ergin olması, dolayısıyla davanın konusuz kalması sonucunu da doğuracağı, annenin Almanya'da yaşadığı ortamın belirsizliği ve küçüğün alıştığı çevre ile kardeşlerinden ayrılmaması hususları dikkate alındığında Özel Daire bozma kararının doğru olduğu görüşleri ileri sürülmüş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. O hâlde, yukarıda açıklanan değişik gerekçelerle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçelerle 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın istek hâlinde yatıran iadesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ edildiği tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.01.2019 tarihinde (1) nolu bent açısından oy birliği ile, (2) nolu bent açısında oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava boşanma ve tarafların müşterek çocukları bakımından velayetin düzenlenmesine ilişkin olup; mahkemece verilen tarafların boşanmalarına, müşterek çocuklardan …..’in velayetinin davalı babaya, …….e ve…..’in velayetinin ise davacı anneye verilmesine ilişkin kararın davalı vekilince temyizi üzerine Özel Dairece diğer temyiz itirazlarının yerinde görülmemesi ile hükmün boşanma ve …..’in velayeti ile ilgili bölümü kesinleşmiş, …….e ve…..’in velayetlerinin de davalı babaya verilmesi gerektiği belirtilerek bozulan karara karşı mahkemece direnme kararı verilmiş ve bu karar davalı baba tarafından temyiz edilmiştir. Direnme kararının Hukuk Genel Kurulunda yapılan temyiz incelemesi sırasında; 06/05/2000 doğumlu olan …….e’nin yargılama devam ederken reşit olduğu, böylelikle hakkındaki velayet davasının konusuz kaldığı görülmekle Hukuk Genel Kurulunca çözülmesi gereken tek uyuşmazlığının, küçük…..’in velayetinin davacı anneye verilmesi şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı anlaşılmış, yapılan görüşme sonunda sayın çoğunlukta Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri uyarınca 02/10/2009 doğumlu ve idrak çağına gelmiş olan…..’in kendisini yakından ilgilendiren bu konuda görüşünün alınması gerektiği belirtilerek karar bu değişik gerekçe ile bozulmuş olup, bu görüşe katılmıyorum. Şöyle ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 335-351 maddeleri arasında düzenlenmiş olan “velayet” hükümleri kural olarak kamu düzenine ilişkindir ve velayet davalarında resen (kendiliğinden) araştırma ilkesi uygulandığından hakim tarafların talepleri ile bağlı değildir. Velayet konusu karara bağlanırken anne ve babanın istek ve tercihlerinden ziyade çocuğun üstün yararı göz önünde tutulacaktır. Hukuk Genel Kurulunca direnme kararı; Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 12. maddesinde yer alan “Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar…” ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. maddesinde yer alan “Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğa, bir adli merci önündeki kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği aşağıda sayılan haklar verilir. a) İlgili tüm bilgileri almak, b) Kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek,” 6. maddesinde yer alan ; b) “Çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda….çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda danışılmalıdır. c) Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önem verilmelidir.” Hükümleri uyarınca, idrak çağına gelmiş olan…..’in görüşünün alınması ve kendisine danışılması gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur. Taraflar 16/08/2005 tarihinde evlenmişler 21/11/2012 tarihinde ise boşanma davası açılmıştır. Boşanma hükmü 28/10/2014 tarihinde kesinleşmekle birlikte velayete ilişkin dava devam etmekte olup, yargılama sırasında 06/05/2000 doğumlu olan …….e reşit olmuş ve hakkındaki velayet davası konusuz kalmıştır…… 02/10/2009 doğumlu olup, boşanma davası açıldığı tarihte (3) yaşında, Özel Dairenin bozma kararı tarihinde yaklaşık (5) yaşında, Hukuk Genel Kurulunun kararı tarihinde ise yaklaşık (9,5) yaşındadır……’in velayeti ile ilgili süreç (3) yaşındayken başlamış, aradan geçen (6,5) yıl içinde sonuçlanmamıştır. Yukarıda belirtilen uluslararası sözleşmelerde idrak çağındaki çocukların adli merciler önünde kendileri ile ilgili konularda görüşlerinin alınması gerektiğine dair hükümler mevcut ise de, velayet konusunun kamu düzeni ile ilgili olması, burada öncelikle çocuğun menfaatlerinin gözetilmesi gerekliliği ve mahkeme huzurunda beyanı alınan çocuğun bu görüşünün mahkeme için bağlayıcılığı bulunmaması karşısında, sonuçta bozma sebebi olarak gösterilen işlemin şekli bir bir eksiklik olduğu, çocuğun görüşü ne olursa olsun hakimin mevcut dosya kapsamına göre ve çocuğun menfaatlerini gözeterek karar vereceği dikkate alındığında ve ayrıca annenin yurt dışında olması sebebiyle bozmadan sonra yapılacak usuli işlemler ve tebligat süreleri gözetildiğinde, bozma gereğinin yerine getirilmesi sürecinde, diğer çocuk …….e’de olduğu gibi…..’in de reşit olması ve yargı mercilerince velayet konusu karara bağlanamadan davanın konusuz kalması söz konusu olabilecektir. Tüm bu nedenlerle ve özellikle küçüğün mahkeme huzurunda alınacak olan görüşünün velayet konusunda bağlayıcı olmaması sebebiyle…..’in velayeti ile ilgili olarak mevcut dosya kapsamına göre karar verilmesi ve direnme kararının usul ve yasaya uygun olan Özel Daire bozma kararı doğrultusunda bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun değişik gerekçe ile bozma görüşüne katılmıyorum.

İdrak çağındaki çocuğun, tercihi aleyhine bir sonuç doğurmayacaksa, velayete ilişkin davada görüşünün alınması gerektiğine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu oy çokluğuyla hükmetmiştir. E. 2017/2066, K. 2019/15 sayılı bu kararında yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuğun velayet konusunda bizzat dinlenerek görüşlerini gerekçeleriyle ifade etme olanağının sağlanması ve ifade edilen görüşlerin çıkarlarına ters düşmediği takdirde buna değer verilmesi gerektiği ortaya konmuştur. Kararın bu bendi oy çokluğuyla verilmiş olup karşı oy, söz konusu yükümlülüğün şekli bir eksiklik teşkil ettiğini ve çocuğun görüşünün hâkim için bağlayıcı olmadığını savunmuştur. Çoğunluk görüşü BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 12 ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi m. 3 ve m. 6'ya dayanmaktadır.

Velayet davalarında re'sen araştırma ilkesi geçerlidir; mahkeme tarafların isteğiyle bağlı olmaksızın delil toplayabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, velayetin değiştirilmesine ilişkin bir davada verdiği E. 2017/1575, K. 2018/672 sayılı kararında, taraf tanıkları dinlenmeden yalnızca uzman raporuna dayanılarak velayet kararı verilmesinin hukuki dinlenilme hakkını (HMK m. 27) ihlal edeceğini hükme bağlamıştır. Aynı kararda, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 5. maddesi kapsamındaki psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzman heyetinin raporu da dahil olmak üzere tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1575, K. 2018/672Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1575 E.  ,  2018/672 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 10. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 28.05.2013 gün ve 2013/160 E., 2013/432 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.02.2014 gün ve 2013/16655 E., 2014/3236 K. sayılı kararı ile: "…Velayete ilişkin davalar kamu düzeniyle ilgili olup, re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre “basit yargılama’ usulüne tabı olması, delil toplanmamasını gerektirmez. Taraflar tanık göstermiş ise, gösterilen tanıklar dinlenmelidir. Taraflar tanık deliline dayanmış ve açıkça tanıklarının dinlenmesinden vazgeçmiş değildir. Öyleyse, dayandıkları olgu ve vakıaları kanıtlama konusunda taraflara imkan tanınması, "adil yargılama hakkını" içeren "hukuki dinlenilme hakkı" nın bir gereğidir (…md.27.).Davacının dava dilekçesinde tanık deliline de dayandığı anlaşıldığına göre davacı tarafa tanıklarını bildirmesi için imkan tanınması, bildirdiği takdirde taraf tanıklarının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240. ve devamı maddeleri gereğince dinlenip, uzman incelemesi (4787 sayılı Kanun 5) de yaptırılarak tüm delilerin hep birlikte değerlendirilmesi suretiyle gerçekleşerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava velayetin değiştirilmesi istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkili ile davalının anlaşmalı olarak boşandıklarını ve müşterek çocuğun velayetinin anneye verildiğini, boşanma kararı sonrasında davalı annenin Gürbüz Özsoy isimli erkek arkadaşı ile birlikte yaşamaya başladığını, bu durumun çocukta bazı davranış bozukluklarına sebebiyet verdiğini, söz konusu evde davalı ve erkek arkadaşının sürekli kavga etmesi ve 12 yaşında olan çocuğun ergenlik sürecinin birleşmesi nedeniyle olumsuzlukların devam ettiğini, uluslararası sözleşmeler ve Yargıtay içtihatlarına göre idrak çağına gelmiş bulunan çocuğun görüşüne başvurulması gerektiğini belirterek velayetin değiştirilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının aşırı kuralcı, mükemmelliyetçi, baskıcı, telaşlı, denetleyici bir kişilik yapısına sahip olduğunu, müvekkilinin evlilik devam ederken şiddete maruz kaldığını, aynı şekilde davacının müşterek çocuğa karşı davranışlarının da sorun teşkil ettiğini, davacının amacının müvekkiline zarar vermek olduğunu, müvekkilinin evlenme gayreti içinde olmasının davacıyı kızdırdığını, davacının uygunsuz arkadaşları bulunduğu gibi iş hayatının da istikrarsız olduğunu, müvekkilinin ise düzenli bir iş hayatı olduğunu, müvekkilinin velayet görevini gereği gibi yerine getirdiğini, çocuğun tüm masraflarının müvekkili tarafından karşılandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, velayetin değiştirilmesi davalarının basit yargılama usulüne tabi olduğu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 317/3. maddesine göre basit yargılama usulüne tabi davalarda tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremeyecekleri, HMK'nın 318. maddesinde tarafların dilekçeleri ile birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden gelecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorunda oldukları, HMK'nın 320/1. maddesinde de mahkememin mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden karar vereceğinin hüküm altına alabileceği hususlarının düzenlendiğini, tarafların dava ve cevap dilekçelerinde tanık deliline dayanmalarına rağmen tanıklarla hangi vakıanın ispat edileceğini açıklamadıkları, dolayısıyla somutlaştırma yüküne aykırı davrandıkları gerekçesiyle hangi vakıayı ispat edeceği belirli olmayan davacı ve davalı tanıklarının dinlenmediği belirtildikten sonra müşterek çocuğun anne yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri ve ahlâki gelişimine engel olacağının veya hemen meydana gelebilecek tehlikelerin varlığının davacı baba tarafından kanıtlanamamış olması ve kendi hayatı ve geleceği hakkında karar verebilecek yaşta olan 26.06.2001 doğumlu müşterek çocuğun isteği dikkate alınarak aile mahkemesi uzmanı tarafından düzenlenen 19.03.2013 havale tarihli rapora itibar olunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçe ile bozulmuştur. Mahkemece, velayet davalarında resen araştırma ilkesinin hakim olduğu, bu ilke gereği resen uzman raporu alındığı, uzman tarafından davacının iddia ettiği hususlar dikkate alınıp çocuğa da sorulup irdelenerek rapor düzenlendiği, böylece davacının tanıkla ispat etmek istediği hususların ayrıca ispat edilmesine gerek kalmadığı, ayrıca ispat edilmesine gerek kalmayan bir hususta tanık dinlenmesinin bir anlamının da olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; velayetin değiştirilmesi istemli davada, dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmasına rağmen mahkemece hangi vakıaların ispat edileceği hususunda somutlaştırma yükünün yerine getirilmediğinden bahisle taraf tanıkları dinlenmeden, müşterek çocuğun beyanı ve uzman raporuna göre davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş olmasının hukuki dinlenilme hakkının ihlaline yol açıp açmayacağı, burada varılacak sonuca göre HMK'nın 240 ve devamı maddeleri gereğince tanık dinlenmesine gerek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen "hukuki dinlenilme hakkının" açıklanmasında yarar görülmektedir. "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir". Hukuki dinlenilme hakkı çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak bu hak iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır. Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bunlardan ilki “bilgilenme hakkı” dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır. Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin 1. bendinin ilk cümlesinde yer alan silahların eşitliği ilkesi, yine AİHS’ne göre, mahkeme önünde sahip olunan hak ve vecibeler bakımından taraflar arasında tam bir eşitliğin bulunması ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasıdır. Başka bir deyişle, silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarından birini diğeri karşısında avantajsız bir duruma düşürmeyecek şekilde her iki tarafın deliller de dâhil olmak üzere, iddia ve savunmasını ortaya koymak için makul bir olanağa sahip olması, tarafların denge içinde olması demektir. Söz konusu ilke tarafların usulüne uygun olarak mahkemenin önüne gelmelerini sağlayan tebligat işlemi açısından da önemlidir. Çünkü ancak hukuka uygun bir usulde gerçekleşen tebligat üzerine, durumdan haberdar olan taraflar iddia ve savunmalarını eşit şekilde yapabileceklerdir. Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsuru, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi”dir. Bu değerlendirmenin de karar gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK’nın gerekçesi m. 32). Yargılama bakımından, sadece bir tarafın dinlenip diğerinin dinlenmemesi, tek yönlü karar verilmesi demektir. Yargılamada yer alan taraflar yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukukî dinlenilme hakkı doğru karar verilmesinin garantisidir; bu nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Bu genel açıklamadan sonra somut olay açısından "velayet" ile ilgili düzenlemelerin incelenmesinde yarar görülmektedir. Türk Medeni Kanunu (TMK) uyarınca velayet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar. Aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu noktada; çocuğun, eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlâk sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunan ana ve babanın, sayılan tüm bu unsurlar yönünden çocuğa örnek teşkil etmeleri, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimine ilişkin tüm önlemleri almaları gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bilindiği üzere ergin olmayan çocuk ana babasının velayeti altındadır (TMK m.335). Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Ancak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 336. maddesi uyarınca, ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmiş ise hâkim, velayeti eşlerden birine verebilir. Velayet ana babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. Belirtmek gerekir ki; velayete ilişkin kararlar kesin hüküm oluşturmaz. TMK'nın 183. maddesinde de "Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, resen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır" şeklindeki düzenlemeye göre değişen koşullara göre velayetin değiştirilmesi mümkündür. TMK'nın 349. maddesinde ise; “Velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.” hükmü yer aldığı gibi, TMK'nın 351. maddenin birinci fıkrasında da durumun değişmesi hâlinde çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara uydurulması gerektiği düzenlemesi mevcuttur. O hâlde, koşulların değişmesi (TMK m.183, 349, 351/1) veya velayetin değiştirilmesini gerektiren haklı bir sebebin bulunması hâlinde mahkemece velayetin değiştirilmesine karar verilebilir. Öte yandan, TMK'nun 335 ila 351. maddeleri arasında düzenlenen “velayet”e ilişkin hükümler kural olarak, kamu düzenine ilişkindir ve velayete ilişkin davalarda resen (kendiliğinden) araştırma ilkesi uygulandığından hâkim, tarafların isteği ile bağlı değildir. Velayetin değiştirilmesine yönelik istem incelenirken ebeveynlerin istek ve tercihlerinden ziyade çocuğun üstün yararı göz önünde tutulur. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2017 gün ve 2017/2-1887 E., 2017/1196 K. sayılı kararında da velayetin düzenlenmesinin kamu düzenine ilişkin olduğu, usulü kazanılmış hak ilkesinin istisnasını oluşturduğu benimsenerek aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Öğretide ise, kamu düzeni düşüncesiyle mahkemece kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim belli vakıaları kendiliğinden araştırma yetkisine (ve yükümlülüğüne) sahip olduğu için, bu nitelikteki davalarda iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına ilişkin ilkenin (HMK m.141) uygulanmayacağı açıklandıktan sonra, davanın açılmasından sonra doğan olayların, karşı tarafın izni veya ıslah yoluna başvurulmaksızın ileri sürülebileceği belirtilmektedir (Pekcanıtez H.: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1250; Tanrıver S.:Medeni Usul Hukuku, C.I, Ankara 2016, s.681,682). Ayrıca belirtmek gerekir ki, HMK'nın 382.maddesinde "velayetin kaldırılması, velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi ve kaldırılan velayetin geri verilmesi" isteklerinin "çekişmesiz yargı" işi olarak düzenlendiği, aynı Kanunun "yargılama usulü" başlıklı 385.maddesinin ikinci fıkrasında ise "çekişmesiz yargı işlerinde aksine hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu" düzenlenmiştir. Bu nedenledir ki, velayet, kamu düzenine ilişkin ve çekişmesiz yargı işlerinden olduğundan, mahkemece resen delil toplanabileceği gibi, taraflar da yargılamanın her aşamasında delil sunabilirler. Velayetin düzenlenmesinde asıl olanın, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, mahkemece yargılama aşamasında taraflarca ileri sürülen iddialar, meydana gelen yeni gelişmeler göz önünde tutularak tüm deliller büyük bir titizlikle incelenerek sonuca gidilmelidir. Tüm bu açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davacı baba dava dilekçesinde tanık deliline dayanmasına karşın mahkemece davacı tarafa tanıklarını bildirmesi için gerekli imkân tanınmadan, hukuki dinlenilme hakkına aykırı olacak şekilde karar verilmesi hatalı olduğu gibi, sadece pedagog tarafından düzenlenen uzman raporu dikkate alınarak bir değerlendirilme yapılması da doğru görülmemiştir. Mahkemece yapılacak iş, davacı tanıkları dinlendikten ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince aile mahkemesi bünyesinde bulunan "psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan" oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındıktan sonra diğer tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle velayet hususunda bir karar vermekten ibarettir. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenle bozulması gerekmiştir. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.04.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

24 Kasım 2021 tarihli değişiklikle eklenen TMK m. 182/2 hükmüne göre mahkeme, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini kararda ihtar eder.

Anlaşmalı Boşanmada SED Araştırması

Anlaşmalı boşanma davalarında taraf iradeleri esas alındığından kural olarak SED araştırmasına gerek görülmez. Ancak anlaşmalı boşanma protokolünde velayete ilişkin hükümler de yer alıyorsa bazı aile mahkemesi hâkimleri, çocuğun üstün yararı ilkesini gözeterek SED araştırması yapılmasına karar verebilmektedir. Bu uygulamanın hâkimden hâkime farklılık gösterebildiği; tek tip bir zorunluluk olmadığı bilinmelidir.

Raporun Gerçeği Yansıtmaması Hâlinde Başvurulabilecek Yollar

Tarafların sosyal ve ekonomik durumunda değişiklik meydana gelmesi hâlinde mahkemeden yeniden SED araştırması yapılması talep edilebilir.

SED raporunun gerçek ekonomik durumu yansıtmadığını ya da usul veya esasa aykırı olduğunu ileri süren taraf, mahkemeden yeniden rapor tanzim ettirilmesini ya da bu hususun tespitine yarayacak başka delillerin toplanmasını ve mevcut delillerle karşılaştırılmasını isteyebilir. Mahkemenin bu talebi kabul edip etmeyeceği takdir yetkisi kapsamındadır.

SED raporu hangi bilgileri içerir?

Raporda tarafların aylık ve yıllık gelirleri, sahip oldukları araç ve taşınmazlar ile diğer malvarlığı değerlerine ilişkin bilgiler yer alır. Raporu ilgili kolluk birimleri düzenler.

Her boşanma davasında SED raporu alınır mı?

Hayır; özellikle anlaşmalı boşanmalarda kural olarak SED araştırması yapılmaz. Çekişmeli davalarda ise nafaka, tazminat veya velayet talepleri söz konusu olduğunda hâkim SED araştırması yaptırabilmektedir.

Yoksulluk nafakasında kusur koşulu aranır mı?

Nafaka talep eden taraf açısından TMK m. 175 uyarınca kusursuzluk değil, daha ağır kusurlu olmama koşulu aranır; nafaka yükümlüsünün ise kusuru hiç aranmaz. Belirleyici olan, talep edenin boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğinin saptanmasıdır.

SED tespiti yapılamamışsa mahkeme ne yapar?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/24210, K. 2018/10427 sayılı kararında taraflardan biri hakkında emniyet tarafından tespit yapılamaması üzerine yeniden araştırma yapılmaksızın yoksulluk nafakası miktarına hükmedilmesini hukuka aykırı bularak bozma kararı vermiştir; bu kararla mahkemenin önce araştırmayı eksiksiz tamamlaması gerektiği ortaya konmuştur.

Manevi tazminata hükmedilirken hangi ölçütler gözetilir?

TMK m. 174/2 kapsamında manevi tazminat belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığı ve TMK m. 4'teki hakkaniyet ilkesi birlikte dikkate alınır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, ayrıca TBK m. 50 ve 51'in de gözetilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Her davranış kişilik hakkına saldırı oluşturmaz; birlik görevlerini yerine getirmeme davranışının bu kapsamda değerlendirilemeyeceği de yargısal kararlarda ortaya konmuştur.

Çocuğun velayeti daima talebe göre mi belirlenir?

Hayır. On sekiz yaşından küçük müşterek çocukların velayeti kamu düzenine ilişkin olduğundan hâkim, taraflarca ayrıntılı talep bulunmasa dahi bu konuyu re'sen inceleyip karara bağlamak zorundadır. TMK m. 182 çerçevesinde olanak bulundukça ana ve babanın dinlenmesi gerekir; çocuk vesayet altındaysa vasinin ve vesayet makamının görüşü de alınır.

Tarafın ekonomik durumu değişirse ne yapılabilir?

Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının değişmesi hâlinde mahkemeden yeniden SED araştırması yapılması talep edilebilir.

Velayet davasında çocuğun görüşü alınması zorunlu mu?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2066, K. 2019/15 sayılı kararında, idrak çağındaki çocuğun tercihi aleyhine bir sonuç doğurmayacaksa velayet konusunda bizzat dinlenerek görüşlerini ifade etme olanağının sağlanması ve bu görüşlere çıkarlarına ters düşmediği ölçüde değer verilmesi gerektiğini oy çokluğuyla hükme bağlamıştır. Kararın bu bendi tartışmalı olup karşı oy, yükümlülüğün şekli bir eksiklik teşkil ettiğini savunmuştur. Çoğunluk görüşü BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 12 ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi m. 3 ve m. 6'ya dayanmaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu