Ayrılık Davası Nedir, Şartları ve Sonuçları Nelerdir?

by Avukat Erdal Ersoy
Ayrılık Davası Nedir, Şartları ve Sonuçları Nelerdir?

Ayrılık davası, boşanma davası açma hakkına sahip olan bir eşin, evlilik bağını tamamen sonlandırmak yerine ortak yaşama mahkeme kararıyla geçici bir süre ara verilmesini talep ettiği hukuki yoldur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 167. maddesi uyarınca boşanma davası açmaya hakkı olan eş dilerse boşanma dilerse ayrılık isteyebilir; 170. maddenin birinci fıkrası uyarınca da boşanma sebebi ispatlandığında hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Bu yönüyle ayrılık kararı evlilik birliğini hukuken sona erdirmez, yalnızca tarafların ayrı yaşamasını kanuni bir temele oturtur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 167Kaynağı aç
Madde 167- Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir. II. Yetki
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 170Kaynağı aç
Madde 170- Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir. II. Ayrılık süresi

Ayrılık Davasının Şartları ve Taleple Bağlılık İlkesi

Ayrılık davasının kabul edilebilmesi için, kanunda sayılan evlilik birliğinin temelinden sarsılması, zina veya terk gibi boşanma sebeplerinden en az birinin somut olayda gerçekleşmiş olması ve dava sürecinde ispatlanması gerekir. Eşlerin birlikte yaşamasını zorlaştıran kanuni bir boşanma sebebi bulunmadığı ve ispatlanamadığı takdirde mahkemece ayrılık kararı verilemez.

Dava açılırken sunulan talep sonucu mahkemenin karar sınırlarını belirler. 4721 sayılı Kanun'un 170. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, dava yalnızca ayrılık talebiyle açılmışsa mahkemenin boşanma kararı vermesi mümkün değildir; hâkim davanın reddine veya ayrılığa hükmedebilir. Buna karşılık aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre dava boşanma talebiyle açılmış olsa dahi hâkim, ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde boşanma yerine re'sen ayrılık kararı verebilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Alınacak Geçici Önlemler

Ayrılık davalarında görevli mahkeme, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi uyarınca Aile Mahkemesidir; bu mahkemenin kurulmadığı yargı çevrelerinde ise davaya aile mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi bakar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 168. maddesi gereğince yetkili mahkeme ise eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 168Kaynağı aç
Madde 168- Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. III. Geçici önlemler
4787 sayılı AİLE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN m. 4Kaynağı aç
Madde 4- Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler: 1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,[2] 2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 3. Kanunlarla verilen diğer görevler. Uzmanlardan yararlanma[3]

Ayrılık davasının açılmasıyla birlikte hâkim re'sen hareket ederek yargılama boyunca eşlerin barınması, geçimi, eşlerin mallarının yönetimi ve varsa çocukların bakımı konularında gerekli geçici tedbir kararlarını alır.

Ayrılık Kararının Süresi ve Sona Ermesi

Ayrılık kararı süresiz olarak verilemez. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 171. maddesi gereğince ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir ve bu süre mahkemece verilen kararın kesinleşmesiyle işlemeye başlar. Hâkim kanunun belirlediği bu bir ila üç yıllık takdir aralığını aşamaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 171Kaynağı aç
Madde 171- Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar. III. Ayrılık süresinin bitimi

Türk Medeni Kanunu'nun 172. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkemenin belirlediği süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ayrılık süresinin mahkemece uzatılması veya aynı olgulara dayanılarak ikinci kez ayrılık kararı verilmesi kanunen mümkün değildir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 172Kaynağı aç
Madde 172- Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur. IV. Boşanan kadının kişisel durumu

Ayrılık Kararının Eşler ve Evlilik Bağı Üzerindeki Hukuki Sonuçları

Ayrılık kararı evlilik birliğini sona erdirmez; bu nedenle eşlerin evlilik statüsü hukuken devam eder. Ayrılık süresince eşler bir başkasıyla evlenemez, birbirlerinin yasal mirasçısı kalmayı sürdürür ve kadın eş evlilik soyadını taşımaya devam eder. Bununla birlikte mahkemece verilen karar, eşlerin bir arada yaşama yükümlülüğünü geçici olarak kaldırır ve her iki tarafa da ayrı konutlarda yaşama hakkı tanır.

Evlilik bağı hukuken sonlanmadığı için ayrılık kararıyla birlikte boşanmaya bağlı mali sonuçlar olan yoksulluk nafakası veya boşanma tazminatına hükmedilemez. Ancak şartların varlığı halinde ayrılık süresince geçerli olmak üzere tedbir nafakası bağlanabilir. Ayrıca hâkim, ayrılık süresine ve eşlerin durumuna göre, tarafların bu yönde açık bir talebi bulunmasa dahi mevcut mal rejiminin değiştirilmesine karar verebilir.

Eşlerin ortak çocuklarının bulunması durumunda ayrılık kararı verilirken çocukların velayeti geçici olarak eşlerden birine bırakılır. Mahkeme, çocuğun menfaatini gözeterek velayet düzenlemesi yapar ve velayeti almayan diğer ebeveyn ile çocuk arasında uygun bir kişisel ilişki takvimi kurar.

Ayrılık Süresince Sadakat Borcu ve Kusur Değerlendirmesi

Ayrılık kararı verilmiş olması veya eşlerin fiilen ayrı yaşamaları evlilik yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1473 Esas ve 2018/1824 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü evlilik birliği sona erene kadar devam eder; verilen ayrılık kararı, eşlerin fiilen ayrı yaşaması veya boşanma davası açılmış olması sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu süreçte eşlerin sadakat borcuna aykırı davranışları, sonraki süreçte açılabilecek boşanma davasında kusur ve boşanma sebebi oluşturur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1473, K. 2018/1824Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1473 E.  ,  2018/1824 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 01.10.2013 tarihli ve 2013/428 E. 2013/361 K. sayılı karar davacı- karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.05.2014 tarihli ve 2014/3924 E., 2014/7100 K. sayılı kararı ile; "….Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, asıl davanın reddine, karşılık dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacı-karşı davalı tarafından temyiz olunmuştur. Davacı-karşı davalı, davalı-karşı davacının aralarındaki boşanma davasının devamı sırasında dava dışı bir şahısla dini nikah kıydığını ve bu nikahı kıyarken halen eşi olarak göründüğünü, davalı-karşı davacının bu eyleminin kişilik haklarına saldırı olduğunu belirterek manevi zararının tazminini istemiştir. Davalı-karşı davacı, davacı-karşı davalı yanın iddialarının gerçek dışı olduğunu, boşanma ilamında kusurlu bulunan davacı-karşı davalının tazminat isteme hakkının bulunamayacağını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı-karşı davacının boşanma davası devam ederken ayrı yaşama hakkına sahip olan kadının başka bir erkekle birlikte yaşamasının davacı-karşı davalının kişilik hakkına saldırı olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki boşanma davasında da davacı-karşı davalının başka bir kadınla birlikte yaşadığı belirlenerek kusurlu olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosyadaki belgelerden, taraflar arasındaki boşanma davasının 24/05/2007 tarihinde açıldığı, boşanma davası açılmadan önce davalı-karşı davacının baba evine gitmiş olduğu, davacı-karşı davalı kocanın ise yine boşanma davası açılmadan önce başka bir kadınla birlikte yaşamaya başladığı, 19/12/2008 tarihinde boşanmalarına karar verildiği, davalı-karşı davacının 2009 yılı yaz aylarında başka erkekle gayri resmi şekilde birlikte yaşamaya başladıkları, boşanmaya ilişkin ilamın ise 2010 yılında kesinleştiği anlaşılmaktadır. Eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacı-karşı davalının eşi olan davalı-karşı davacının, boşanma davası kesinleşmemesine rağmen bir başkası ile birlikte yaşamaya başlaması evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu hususunda kuşku yoktur. Dolayısıyla, bu eylemi gerçekleştiren eş, diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Sonuç itibariyle, boşanma kararı verilip bu karar henüz kesinleşmeden, evliliğin hukuken devam ettiği bir sırada davalı-karşı davacının sadakat yükümlülüğüne uymayarak başka bir erkekle birlikte yaşamaya başladığı mahkemenin kabulünde olmasına göre; davacı-karşı davalı lehine uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekir. Mahkemenin ret gerekçesi, ancak manevi tazminatın takdirinde indirim nedeni olabilir. Davacı-karşı davalı yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmemiş olması nedeniyle kararın bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı-karşı davalı vekili; müvekkili ile davalının Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/358 E.- 2008/513 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, bu kararın gerekçesinde müvekkilinin başka bir kadınla karı koca hayatı yaşamasının dayanak gösterildiğini, boşanma kararı ile müvekkili aleyhine 175,00TL nafaka, 2.000,00TL maddi ve 2.000,00TL manevi tazminata hükmedildiğini, taraflar arasındaki boşanma davası devam ettiği sırada (boşanma kararı henüz kesinleşmeden) davalının Nurettin Çınar isimli kişi ile dini nikâh kıyarak evlendiğini ve karı koca hayatı yaşamaya başladığını, davalının dini nikâh sırasında davacının eşi olarak göründüğünü, davalının bu eyleminin TMK’nın 176/3. maddesi gereğince müvekkilinin nafaka ödeme yükümlüğünü ortadan kaldırdığını, ayrıca davalının eyleminin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığını ileri sürerek davalı lehine hükmedilen 175,00TL yoksulluk nafakasının davalının dini nikâh ile yaşamaya başladığı tarihten başlamak üzere kaldırılmasını, 5.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-karşı davacı vekili; iddiaların doğru olmadığını, müvekkilinin ne zaman evlendiğinin nüfus kayıtlarından belli olduğunu, boşanmada kusurlu olan davacının tazminat istemeye hakkı olmadığını, tarafların müşterek çocuğunun dedesinin yanında kaldığını ve masraflarının arttığını belirterek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile çocuk için daha önce belirlenen 50,00TL nafakanın 200,00TL'ye çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı-karşı davalı vekili; nafaka bedelinin arttırılması yönündeki talebin reddedilmesi gerektiğini, dinlenen tanık beyanlarından davalı-karşı davacının evlilik birliğinin devam ettiği 2009 yılı içerisinde başka birisiyle dini nikâhla evlendiğinin sabit olduğunu, 2009 yılı Ağustos ayından itibaren müvekkilinin yoksulluk nafakası ödeme şartının ortadan kalktığını, boşanma davasında müvekkilinin davalı-karşı davacıya tazminat ödemesine karar verilmesinin gerekçesinin evlilik birliği devam ederken başka birisiyle karı koca hayatı yaşaması olduğunu, ancak tanık beyanları ile sabit olduğu üzere davalı-karşı davacının da evlilik birliği devam ettiği sırada başkasıyla karı koca hayatı yaşadığını, bu nedenle davalının da müvekkiline manevi tazminat ödemesi gerektiğini belirterek asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece (Aile mahkemesi sıfatıyla); kimsenin kendi kusurlu davranışına dayanamayacağı, davacı-karşı davalının başka bir kadınla ilişkisinin sabit olduğu, boşanma kararında da bu hususun belirtildiği, davalı-karşı davacının başka bir erkekle gayriresmî evliliğinin tarafların boşanmasından ve davacı-karşı davalının başka bir kadınla ilişkisinden sonraki bir dönemde gerçekleştiği, davacı-karşı davalının bir eş sıfatına haiz olmadan bu yönde tazminat isteme koşullarının oluşmadığı, davacı-karşı davalının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, davalı-karşı davacının önce gayriresmî daha sonrada resmî şekilde evlenmesi nedeniyle davacı-karşı davalının artık davalı-karşı davacıya yoksulluk nafakası ödeme yükümlülüğünün kalmadığı, bu nedenle boşanma davası ile hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar vermek gerektiği, ayrıca müşterek çocuk yararına hükmedilen nafaka miktarının yükseltilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı-karşı davalının manevi tazminat isteminin reddine, davacı-karşı davalının davalı-karşı davacıya ödediği yoksulluk nafakasının dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırılmasına, davalı-karşı davacının davasının kısmen kabulü ile Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/358 E., 2008/513 K. sayılı ilamı ile tarafların müşterek çocuğu yararına hükmedilen aylık 50,00TL iştirak nafakasının dava tarihinden itibaren geçerli olmak koşulu ile aylık 150,00TL' ye yükseltilmesine ve dava tarihinden itibaren aylık 150,00TL olarak davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya velayeten verilmesine karar verilmiştir. Davacı-karşı davalı vekilinin temyizi üzerine karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesince; tarafların boşanmalarına ilişkin kararın 24.06.2010 tarihinde kesinleştiği, davacı-karşı davalının manevi tazminat talebinin boşanma kararı kesinleşmeden, davalı-karşı davacının bir başka erkekle fiilen beraber yaşamaya başladığı iddiasına dayandığı, davacının bu durumu yeni öğrendiğini ileri sürdüğü, kesinleşen boşanma kararında boşanma sebebi olarak kabul edilen olayın davacı-karşı davalının sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi olduğu, davacının boşanma kararının kesinleşmesinden sonraki boşanma sebebi olmayan bir olaya dayanan manevi tazminat talebinin Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi çerçevesinde incelenmesinin hukuken mümkün bulunmadığı, çünkü boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle manevi tazminat talep edilebileceği, manevi tazminat talebinin dayandırıldığı olayın boşanmaya sebep olan bir olay olmadığı, bu olayın boşanma kararının kesinleşmesinden önce meydana gelmiş olmasının da manevi tazminat talebini Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi kapsamına dâhil etmeyeceği, o hâlde bu isteğin Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümlerine göre incelenebileceği, bu nedenle manevi tazminat talebini inceleyip karara bağlamanın aile mahkemesinin görevi dışında olup genel mahkemelerin görevine girdiği, davacı-karşı davalının manevi tazminat talebi yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin onanmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemece Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bozma kararına uyularak; tarafların boşanmasına dair kararda davacı-karşı davalının son iki yıldır (karar tarihi olan 19.12.2008 tarihi dikkate alındığında 2006 yılından beri) başka bir kadınla yaşadığı belirtilerek davacı-karşı davalının kusurlu olduğuna hükmedildiği, boşanma davasının 24.05.2007 tarihinde açıldığı, eldeki davada davalı-karşı davacı boşanma davası açmakla ayrı yaşama iradesini ortaya koymuş olduğundan hayatına ne şekilde devam edeceğine kendisinin karar vereceği, ne kanunlarda ne de Anayasada kişinin kim ile yaşayacağına dair bir kısıtlama bulunmadığı, bunun sınırının evlilik birliği içerisinde eşlerin birbirine sadakat yükümü olduğu, ancak tarafların boşanma davası açıldıktan sonra ayrı yaşama hakkına sahip oldukları, davalı-karşı davacının boşanma davası devam ederken başka bir erkekle birlikte yaşamaya başladığı, ayrı yaşama hakkına sahip olan kadının başka bir erkekle birlikte yaşamasının davacının kişilik hakkına saldırı olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki boşanma davasında da davacı-karşı davalının başka bir kadınla birlikte yaşadığının belirlenerek kusurlu olduğunun hüküm altına alındığı, bu durumda kendisinin dava açılmadan önce yani ayrı yaşama hakkı doğmadan önce yaptığı bir eylemin, ayrı yaşama hakkı doğduktan sonra objektif olarak kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyeceğini kabul ettiği gerekçesiyle davacı-karşı davalının manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Davacı-karşı davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle oy çokluğu ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki karardaki gerekçelerle ve kendisinin sadakat yükümlüğünün devam ettiği bir dönemde bu yükümlülüğe aykırı davranan eşin, aynı gerekçe ile kişilik haklarına saldırı olduğu iddiası ile tazminat istemesinin hakkın kötüye kullanılması anlamına geleceği, eşine karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal eden, bu yükümlülüğü hiçe sayan bir eşin, hayatını bu şekilde yönlendirdiğinin kabul edilmesi gerektiği, hayatını bu şekilde yönlendiren eşin kendisi için hak gördüğü eylem kendisine karşı yapıldığında kişilik hakkına saldırı kabul etmesinin iyiniyet ile bağdaşmadığı, davacının eylemleri de dikkate alınarak boşanma kararı kesinleşmese de davacının davalı eşten tazminat istemesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında olduğu ve davacının eylemlerinde iyi niyetli olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davacı- karşı davalı vekili temyiz etmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda tarafların boşanmasına ilişkin karar tarihinden sonraki ve bu kararın kesinleşme tarihinden önceki bir dönemde bir başkası ile birlikte yaşamaya başlayan davalı-karşı davacının bu eylemi nedeniyle davacı-karşı davalının manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, konuya ilişkin yasal düzenleme ve ilkelerin ortaya konulmasında yarar vardır: Dava konusu haksız eylemin gerçekleştiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 41. maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında: “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” Aynı Kanunun “Şahsi Menfaatlerin Haleldar Olması” başlıklı 49. maddesinde ise; “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.” hükümleri düzenlenmiş olup; Diğer taraftan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinde; "Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar." hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, 4721 sayılı TMK’nın 185. maddesinde eşlerin birbirlerine karşı hak ve yükümlülükleri düzenlenmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrası ile eşlere sadakat yükümlülüğü getirilmiştir. Bu hüküm uyarınca eşler evlilik birliğinin devamı süresince birbirlerine sadık kalmak zorundadırlar. Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü, evliliğin kurulmasıyla başlayıp evlilik birliğinin herhangi bir nedenle (iptal, ölüm, boşanma vb.) sona ermesine kadar devam eder. Bu süre boyunca verilen ayrılık kararı veya eşlerin fiilen ayrı yaşamaları ya da boşanma davası açılmış olması, sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz (Badur, E./Turan Başara, G: Aile Hukukunda Sadakat Yükümlülüğü ve İhlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.65, Sayı:1, 2016, s. 105). Bu durumda, taraflar evli oldukları sürece, eş söyleyişle boşanma kararı verilip kesinleşinceye kadar sadakat yükümlülüğüne uygun davranmak zorundadırlar. Boşanma davası açılmakla ayrı yaşama hakkının elde edilmiş olması sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı gibi bir eşin sadakatsiz tutum ve davranışlarda bulunması diğerine de aynı davranışta bulunma hakkı vermez. Hemen belirtmekte yarar vardır ki, eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Eşlerden birinin bir başkası ile cinsel veya duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olup bu haksız eylemi nedeniyle de diğer eşin uğradığı zarardan sorumlu olmalıdır. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2008 tarihli ve 2008/2-698 E., 2008-711 K., 22.12.2010 tarihli ve 2010/2-636 E.,- 2010-680 K., 13.07.2011 tarihli ve 2011/2-403 E., 2011-509 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; Taraflar arasında evlilik birliğinin devam ettiği sırada davacı-karşı davalının başka bir kadınla birlikte yaşamaya başlaması üzerine davalı-karşı davacı … Ünal tarafından davacı-karşı davalı … aleyhine 24.05.2007 tarihinde boşanma davası açıldığı, Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) yapılan yargılama sonucunda verilen 19.12.2008 tarihli ve 2007/358 E.- 2008/513 K. sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, ağır kusurlu olduğu anlaşılan …’ın maddi ve manevi tazminat ile iştirak ve yoksulluk nafakası ödemesine hükmedildiği, kararın … tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 06.05.2010 tarihinde onandığı, taraflarca süresi içerisinde karar düzeltme talebinde bulunulmadığından hükmün 24.06.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı-karşı davalı tarafça bu davada, boşanma kararı verildikten sonra davalı-karşı davacının Nurettin Çınar isimli kişiyle gayriresmî şekilde birlikte yaşamaya başlamasının kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sırasında dinlenen tanıklar da davalı-karşı davacının 2009 yılı yaz aylarında Nurettin Çınar ile düğün yaptıklarını ve birlikte yaşamaya başladıklarını beyan etmişlerdir. Sonuç itibariyle tarafların boşanmasına ilişkin karar tarihinden sonraki ve bu kararın kesinleşme tarihinden önceki bir dönemde davalı-karşı davacının başka bir erkekle birlikte yaşamaya başladığı hususunda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Boşanma kararı kesinleşinceye kadar evlilik birliğinin devam ettiği ve 4721 sayılı TMK’nın 185/3. maddesi uyarınca evlilik birliği devam ettiği sürece eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüklerinin bulunduğu dikkate alındığında, davalı-karşı davacının boşanma kararının kesinleşme tarihinden önceki bir dönemdeki eylemi ile evlilik birliği içerisinde sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü gerekir. Hâl böyle olunca, somut olayda mahkemece davalı-karşı davacının açıklanan şekilde gerçekleşen eyleminin davacı-karşı davalının sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu ve bu haksız eylemi nedeniyle sorumlu olduğu kabul edilerek davacı-karşı davalı yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmelidir. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının ilgilisine iadesine, 04.12.2018 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Ayrılık dönemindeki olguların kusur tespiti bakımından da sınırları bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/17659 Esas ve 2016/9608 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, ilk boşanma davasını açarak boşanma sebebi yaratan ve fiili ayrılığa sebebiyet veren eşin, ayrılık döneminde kusur olarak yüklenebilecek yeni bir vakıaya dayanmaksızın sırf hastalığıyla ilgilenilmediğinden bahisle diğer eşe kusur yüklemesi hukuken kabul görmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/17659, K. 2016/9608Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2015/17659 E.  ,  2016/9608 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı mirasçıları vekili tarafından, davalının mirasçı olmadığının tespitine ilişkin hüküm kurulmaması yönünden; davalı tarafından ise tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflar arasında görülen boşanma davası, vefat eden davacı tarafından münhasıran Türk Medeni Kanununum 166/son maddesine dayanarak açılmış, davacı erkek 27.03.2014 tarihinde vefat etmiş, evlilik ölümle sona ermiş ancak davacı mirasçıları tarafından davaya kusur yönünden devam edilmiştir. Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerden; temyize konu davaya dayanak olan ilk boşanma davasının da davacı erkek tarafından açıldığı, ilk boşanma davasından önce de davacının hasta olduğu ve kızı tarafından bakıldığı ve davanın retle sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, vefat eden davacının, ilk boşanma davasını açıp, boşanma sebebi yaratarak, fiili ayrılığa neden olduğu ve fiili ayrılık döneminde kadına kusur olarak yüklenebilecek yeni bir vakıaya dayanmadığı da dikkate alındığında, artık fiili ayrılık döneminde, davacının hastalığıyla ilgilenmediğinden bahisle davalı kadına kusur yüklenemez. Gerçekleşen bu husus gözetilmeden, davalı kadının kusurlu olduğunun kabulü bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı mirasçılarının temyiz itirazının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 10.05.2016 (Salı) (Muhalif) KARŞI OY YAZISI Davacı tarafından Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayalı olarak boşanma davası açılmış, davacı erkek 27.03.2014 tarihinde ölmüş, evlilik ölümle sona ermiş, ancak davacı mirasçıları tarafından kusur yönünden davaya devam edilmiştir. Mahkemece davalı kadının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiş, mahkeme hükmü taraflarca temyiz edilmiş, Dairemiz sayın çoğunluğu tarafından “vefat eden davacının, ilk boşanma davasını açıp, boşanma sebebi yaratarak, fiili ayrılığa neden olduğu ve fiili ayrılık döneminde kadına kusur olarak yüklenebilecek yeni bir vakıaya dayanmadığı da dikkate alındığında, artık fiili ayrılık döneminde, davalı kadının, davacının hastalığıyla ilgilenmediğinden bahisle davalı kadına kusur yüklenemez” gerekçesiyle mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 185. maddesine göre; “Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” İşbu maddede düzenlenen ve evlilik birliğinin eşlere getirdiği birlikte yaşama, birbirine yardımcı olma ve sadakat yükümlülüğü, taraflar fiilen ayrı yaşasalar da, boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam eder. Sadakati sadece “cinsel bağlılık” olarak anlamamak gerekir. Sadakat aynı zamanda “içten bağlılık, vefalılık” anlamına da gelir. Erkeğin açtığı ilk boşanma davası reddedildiğine göre, evlilik birliği devam ettiği gibi, eşlerin birbirlerine karşı yükümlülükleri de devam etmektedir. Erkeğin reddedilen davayı açmış olması, fiili ayrılık süresinde kadının hasta olan eşine bakma, ilgilenme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Mahkeme gerekçesinde de isabetle belirtildiği üzere, erkeğin açtığı davanın reddine dair karar 06.07.2010 tarihinde kesinleşmiştir. Kadının reddedilen davada kusuru ispatlanamamış ise de; kesinleşme tarihinden sonra felçli olan ve konuşma güçlüğü çeken eşine bakmaması, hastalığıyla ilgilenmemesi kadının kusurlu olduğunu, en azından vefasız olduğunu gösterir. Bu nedenle mahkeme kararının tümden onanması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.

Ayrılık Süresi Bitiminde Ortak Hayatın Kurulamaması ve Boşanma

Ayrılık için hükmedilen sürenin dolmasına rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, Türk Medeni Kanunu'nun 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Bu davada mahkemenin artık ikinci kez ayrılık kararı vermesi mümkün değildir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre, boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olaylar ile ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar birlikte değerlendirilir.

Öte yandan Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, herhangi bir boşanma sebebiyle açılan davanın reddedilmesi halinde, bu ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen eşler arasında her ne sebeple olursa olsun ortak yaşam yeniden kurulamamışsa evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir ve eşlerden birinin başvurusu üzerine boşanmaya hükmedilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu
Ayrılık davasında hâkim boşanmaya karar verebilir mi?

Dava yalnızca ayrılık talebiyle açılmışsa hâkim boşanmaya karar veremez; ya davayı reddeder ya da ayrılığa karar verir. Ancak dava boşanma talebiyle açılmışsa hâkim ortak hayatın yeniden kurulması olasılığını gördüğü takdirde re'sen ayrılık kararı verebilir.

Ayrılık kararı en fazla ne kadar süre için verilebilir?

Ayrılık kararı mahkeme tarafından en az bir yıl ve en fazla üç yıl süreyle verilebilir; bu kanuni aralık aşılamaz ve sürenin mahkemece uzatılması mümkün değildir.

Ayrılık süresince eşler başkasıyla evlenebilir mi?

Ayrılık kararı evlilik bağını sona erdirmediğinden eşler bu dönemde başkasıyla evlenemez, evlilik soyadı ve yasal mirasçılık hakları devam eder.

Ayrılık süresi bittiğinde eşler barışmazsa ne olur?

Ayrılık süresi bittiğinde ayrılık hali kendiliğinden sona erer; eğer ortak hayat yeniden kurulamamışsa eşlerden her biri boşanma davası açma hakkına sahip olur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu