Bilirkişi Ek Raporuna İtiraz Usulü ve Yasal Süresi

by Avukat Erdal Ersoy
Bilirkişi Ek Raporuna İtiraz Usulü ve Yasal Süresi

Bilirkişi raporuna ve bu kapsamda düzenlenen ek rapora itiraz, raporun taraflara tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde mahkemeye sunulacak dilekçeyle yapılır. Taraflar bu yasal süre içerisinde raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren konular hakkında açıklama yapılmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 281Kaynağı aç
MADDE 281- (1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (Ek cümle:22/7/2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir. Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi

İtiraz Süresi ve Ek Süre Talebinin Şartları

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 281/1 hükmü uyarınca, bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazlar tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içinde mahkemeye bildirilir. Bilirkişi raporuna karşı talebin bu yasal süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da incelemenin özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde, yine bu süre içinde başvuran tarafa mahkemece ek süre tanınabilir. Bu ek süre, sürenin bitiminden itibaren başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere verilir.

Mahkemenin Ek Rapor Alma ve Yeni Bilirkişi Görevlendirme Yetkisi

Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak amacıyla bilirkişiden yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabilir. Bunun yanında mahkeme, belirleyeceği duruşmada bilirkişinin sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.

Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görmesi durumunda yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırma yetkisine de sahiptir.

Rapor İncelemelerine Konu Olan İşletme Devri ve Kefalet Sorumluluğu

Uyuşmazlık konusu hesap ve tespit raporlarında işletme veya malvarlığı devrinin bulunması durumunda sorumluluk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre belirlenir. Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle devralan kişi, devre ilişkin bildirimi alacaklılara yaptığı ya da ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde duyurduğu tarihten itibaren işletme borçlarından sorumlu hale gelir. Borçların işletme veya malvarlığının devralınması yoluyla üstlenilmesi, hukuken dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 202Kaynağı aç
MADDE 202- Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar. Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir. Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz. G. İşletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi

Malvarlığı veya işletme devrinde devreden önceki borçlu, devralanla birlikte iki yıl süreyle müteselsilen sorumlu kalır. İki yıllık teselsül süresi bildirim veya duyuru yapılmadıkça işlemeye başlamaz. Muaccel borçlar bakımından bildirme veya duyuru tarihinden, daha sonra muaccel olacak borçlar yönünden ise muacceliyet tarihinden itibaren hesaplama yapılır.

Genel kredi sözleşmelerine dayalı bilirkişi incelemelerinde ise kefalet ilişkisinin kapsamı önem taşır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin E. 2015/5676, K. 2015/15082 sayılı kararında açıklandığı üzere, genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalayan şirket ortağının paylarını devrederek şirketten ayrılması kefalet sorumluluğunu sona erdirmez; sorumluluk belirlenen kefalet limiti dahilinde devam eder.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2015/5676, K. 2015/15082Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2015/5676 E.  ,  2015/15082 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 18/04/2014 NUMARASI : 2013/227-2014/284 Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, davalı banka ile dava dışı Zonguldak………… San ve Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan 05.10.2011 tarihli genel kredi sözleşmesine 75.000,00 TL ile sınırlı olmak üzere müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla müvekkilinin imza attığını, bu sözleşmeye istinaden kullanılan kredilerin düzenli olarak ödendiğini, müvekkilinin kredi sözleşmesi yapıldığı dönemde dava dışı borçlu şirketin ortağı olduğunu, fakat 14.02.2012 tarihinde ortaklıktan ayrılarak paylarını B. A.'na devrettiğini, davalı bankaya noterlik vasıtasıyla gönderilen ihtarname ile ortaklıktan ayrıldığı tarih olan 14.02.2012 tarihi itibariyle kefaletten doğan borcun bulunup bulunmadığının sorulduğunu, davalı bankanın 05.10.2011 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden kullanılan çek kredisinde gecikmenin olduğunu ve söz konusu sözleşme nedeniyle sorumluluğunun devam ettiğinin bildirildiğini, bu nedenle müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasından sonra keşide edilen 19 adet çeke ilişkin 20.250,00 TL'yi ihtirazi kayıt koyarak davalı bankaya ödediğini, ortaklıktan ayrıldığı tarihte söz konusu kredi sözleşmesi nedeni ile borcun bulunmadığını, ortaklıktan ayrıldıktan sonra müvekkilinin kullanılan krediler nedeni ile sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek davalı bankaya ödenen 20.250,00 TL'nin iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının hisselerini devrettiğini devir işleminden bir yıl sonra ihtarname ile bildirdiğini, genel kredi sözleşmesinin süresiz olması nedeniyle dava dışı firmanın daha sonra kullanmış olduğu kredilerin de bu sözleşmeye istinaden kullanıldığını, davacının ortaklık payını devretmesinin kefalet nedeniyle sorumluluğunu sona erdirmeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının şirket ortaklığından ayrılmasının kefaleti sonlandırmayacağı, davacı şirket ortağı olarak değil müşterek müteselsil kefil olarak sözleşmeyi imzaladığından kefalet limiti dahilinde sorumluluğu devam edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 18.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kredi sözleşmesinin süresiz düzenlendiği ve taraflar arasında cari hesap şeklinde işleyen bir borç ilişkisinin bulunduğu hâllerde, kredi borcunun belirli bir tarihte tamamen sıfırlanmış olması tek başına kredi sözleşmesini sona erdiren bir neden sayılmaz; bu tarihten sonra yeni kredi kullandırılması yeni bir borç ilişkisi olarak kabul edilmez. Geçerli bir kefalet tesis edildikten sonra kefil tek taraflı irade beyanıyla kefaletini geri alamaz. Bununla birlikte, kredi taahhütnamesinde hem önceki hem de sonraki sözleşmeler için taahhütname hükümlerinin geçerli olacağı kararlaştırılmışsa, müteselsil kefil taahhütname tarihinden önce kullandırılan kredilerden de kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarıyla sınırlı olarak sorumlu tutulur.

Bilirkişi ek raporuna kaç gün içinde itiraz edilmelidir?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 281/1 gereğince bilirkişi ek raporuna, raporun taraflara tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde itiraz edilmelidir.

Bilirkişi raporuna itiraz için ek süre istenebilir mi?

İtiraz dilekçesinin hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde, iki haftalık süre dolmadan başvurulması şartıyla mahkemece bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.

İtiraz üzerine mahkeme yeni bir bilirkişi atayabilir mi?

Mahkeme eksiklik ve belirsizliklerin giderilmesi için bilirkişiden ek rapor alabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görmesi hâlinde yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabilir.

Şirket hisselerini devreden ortağın kefalet sorumluluğu biter mi?

Genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalayan şirket ortağının pay devriyle ortaklıktan ayrılması kefalet sorumluluğunu sona erdirmez; sorumluluk kefalet limiti dahilinde devam eder.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu