Basın Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali ve Manevi Tazminat

by Avukat Erdal Ersoy
Basın Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali ve Manevi Tazminat

Basın Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali ve Hukuki Başvuru Yolları

Basın yoluyla kişilik hakları zedelenen kişiler, eylemin suç teşkil etmesi durumunda cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunabilecekleri gibi hukuk mahkemelerinde saldırının önlenmesi davası açabilir, manevi tazminat talebinde bulunabilir veya hukuka aykırı içeriğin kaldırılmasını isteyebilirler. Basın vasıtasıyla yöneltilen ve hakaret teşkil eden beyanlar alenen hakaret vasfı taşımakla birlikte kişinin maneviyatına saldırı niteliğinde olduğundan manevi tazminat davasına konu olabilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kişilik hakkı hukuka aykırı şekilde saldırıya uğrayan kimse hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunma talebinde bulunabilir. Kanunun 24. maddesinin ikinci fıkrasına göre ise zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal bir yararın bulunması ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması durumları haricinde kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır. Bu kapsamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesinin birinci fıkrası gereğince kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören kimse, uğradığı manevi zarara karşılık bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında hâkimin manevi tazminat yerine veya bu tazminata ek olarak saldırıyı kınayan bir karar verebileceği ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebileceği düzenlenmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 24Kaynağı aç
Madde 24- Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır. 2. Davalar
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 58Kaynağı aç
MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. 4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı

Basın Özgürlüğü ile Şeref ve İtibarın Dengelenmesi

Basın özgürlüğü Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde basının özgürce yayın yapmasını sağlamak üzere teminat altına alınmıştır. Bununla birlikte ifade özgürlüğü Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrası ile 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde sınırsız olmayıp başkalarının şeref ve itibarının korunması amacıyla sınırlandırılabilir. İfade özgürlüğünün aşıldığı değerlendirilirken sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılayan, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gözetilir. Basının toplumu bilgilendirme ve aydınlatma görevi sebebiyle, basın dışındaki bir olayda hukuka aykırılık oluşturan bir davranış biçimi basın yoluyla yapılan bir yayında hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Bu çatışmada temel ölçüt kamu yararı olup basının yayının gerçek olmasını, kamu yararını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmesi ve haber verirken öz ile biçim arasındaki dengeyi koruması gerekir. Ayrıca basının kamu görevi yapmasında gözetilen amaç ile kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık bulunması hâlinde yayımın hukuka aykırı olduğu kabul edilir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2013/13931, K. 2013/17419Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2013/13931 E.  ,  2013/17419 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar …vd aleyhine 08/06/2011 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/05/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Davacı;…. Gazetesi'nin 09/06/2010 tarihli nüshasının birinci sayfasında “Tarafsız Yargı” başlığı altında yapılan ve iç sayfada devam eden haberlerde, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalılar; dava konusu haberin o tarihte gündemde olan olaylara ilişkin olup kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yapıldığını, emniyet kaynaklarından edinilen teknik takip bilgileri çerçevesinde haber yapıldığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır. Yerel mahkemece; dava konusu haberde kullanılan kimi ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu kabul edilerek, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Dosya incelendiğinde; kamuoyunda …. adı ile bilinen dosyada tutuklu olarak yargılanan sanık ….'ın tahliye edilmesine yönelik yasa dışı girişimlerden dolayı, aralarında eski ……. ve Av. ….'ın da bulunduğu kimi şahıslar hakkında, “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçundan soruşturma başlatıldığı, dava konusu haberin de bu soruşturma kapsamında yapılan teknik takipten elde edilen telefon görüşme kayıtlarına dayanarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkeme kararı ile yapılan bu dinlemeler sırasında, Türkiye’nin gündemini sarsan ve halen de gündemi meşgul etmeye devam eden …. davasına bakmakla görevli davacı hakimin, bu davayı yönlendirmek isteyen ve haklarında soruşturma başlatılan kişilerce etkilenmek istendiğine dair içerik arzeden görüşme kayıtları ele geçirilmiştir. Bu derece önemli bir olayın, yukarıda açıklanan basın özgürlüğü çerçevesinde davalı gazetede yayınlanmasından daha doğal bir şey olamaz. Diğer yandan; haberde, görüşme kayıtlarının davacının direkt özel hayatı ile ilgili gizli ve kanunen korunması gereken kısımları açıklanmamış, daha çok davacının hakim olarak görev yaptığı davada, yönlendirme amaçlı yapılan baskı ve etkileme teşebbüslerine dair içerikler yayınlanmıştır. Haber bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yargılamanın dışarıdan etkilenmek sureti ile sanıklar lehine bir kısım kararlar alınmasının sağlanması çabalarına ilişkin ele geçirilen delillerin ortaya konulmasına yöneliktir. Kaldı ki, haberde bahsi geçen hususlar sonradan “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçundan açılan ceza davasına da konu olmuştur. Şu halde, güncelliği de bulunan böyle bir olayın habere konu edilmesinde hukuka aykırılık yoktur. Yapılan değerlendirmeler sırasında kullanılan sözler de olayın gösterdiği özelliklere ve anlatılmak istenen amaca uygundur. Yerel mahkemece, olay tarihinde beliren görünür gerçeğe uygun olup genel anlamda eleştiri sınırları içerisinde kalan dava konusu haberin hukuka uygun olduğu gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olmaları usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 11/11/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Görünür Gerçeklik Ölçütü ve Çarpıcı Başlık Kullanımı

Basının haber verme faaliyetinde mutlak gerçeklik değil, yayın anındaki görünür gerçeklik esas alınır. Yayının yapıldığı anda görünürde var olup sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayımlanmasından dolayı basın sorumlu tutulamaz. Olay tarihinde beliren görünür gerçeğe uygun, güncel ve genel çerçevede eleştiri sınırları içinde kalan haber hukuka uygun kabul edilir ve bu tür yayınlara karşı manevi tazminat isteminin reddi gerekir. Diğer taraftan haberin okuyucunun ilgisini çekmesi amacıyla gazetecilik tekniği gereği çarpıcı başlık ve ifadeler kullanılabilir; başlık hukuka uygunluk sınırları içinde kaldığı sürece kişilik haklarının ihlali niteliğinde sayılamaz. Bununla birlikte haberde kullanılan başlık ile haber içeriği arasında düşünsel irtibat bulunması zorunludur. Haberin içeriğine uygun düşmeyen bir üslup benimsenmesi ve öz ile biçim arasındaki dengenin bozulması durumunda hukuka aykırılık unsuru gerçekleşir ve kişilik haklarına haksız bir saldırı meydana gelir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/5189, K. 2016/7613Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2016/5189 E.  ,  2016/7613 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat .. tarafından, davalı .. ve diğeri aleyhine 20/03/2012 gününde verilen dilekçe ile manevi tazmiat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 01/12/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, Türkiye'nin en eski yer hizmetleri kuruluşu olarak 28 yıldan bu yana tescilli … markası olarak faaliyet gösterdiğini, .. gazetesinin 19/02/2012 günlü sayısında kişiliklerine yönelik saldırı niteliğinde haber yayınlandığını bildirerek uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalılar, davalı yazı işleri müdürüne husumet yöneltilemeyeceği, esas yönünden de yayının habercilik ilkelerine uygun olarak yayınlanması nedeni ile haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/12/2013 tarihli karar, Dairemizin .. Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Bozma ilamında; davalı .. yazı işleri müdürü olup, 5187 sayılı Yasa'nın 13. maddesine göre hukuken sorumluluğu bulunmadığından hakkındaki istemin husumet nedeniyle reddine, yine diğer davalı yönünden; dava konusu edilen haberin görünür gerçeğe uygun ve güncel olduğu, yayınlanmasında toplumsal ilgi ve kamu yararı bulunduğu, haberin okuyucunun ilgisini çekmesi için gazetecilik tekniği gereği çarpıcı başlık kullanıldığı ve haberin hukuka uygunluk sınırları içinde kalması nedeniyle davacının kişilik değerlerinin ihlal edilmediğinden istemin tümden reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyulduğu belirtilmiş ise de, bozma ilamının gereği yerine getirilmemiştir. Bozma ilamına uyulması halinde, bozmaya uygun karar verilmesi zorunludur. Bozma kararında; davanın sorumlu yazı işleri müdürü .. yönünden husumet nedeniyle reddine, davalı şirket yönünden esas yönünden reddi gerektiği belirtildiği halde, mahkemece her iki davalı yönünden davanın esastan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece uyulan ilam doğrultusunda hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kamuya Mal Olmuş Kişiler ve Sosyal Medya Paylaşımlarının Aktarılması

Kamuya mal olmuş kişilerin şeref ve itibarı ile basının ifade özgürlüğü karşı karşıya geldiğinde iki hak arasında makul bir denge kurulmalıdır. Bu dengeleme yapılırken açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi, yayına konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği dikkate alınır. Buna karşılık dava dışı üçüncü bir kişinin sosyal medya paylaşımının yayın organında herhangi bir yorum katılmaksızın aynen yayımlanması yayını kendiliğinden hukuka uygun kılmaz. Yazı içeriğinde hakaret barındıran veya kişileri terör örgütüyle ilişkilendiren ifadelerin bulunması durumunda ilgililerin şeref ve itibarının korunması hakkı ifade özgürlüğünden üstün tutulur ve kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminata hükmedilir.

Sorumlu Yazı İşleri Müdürünün Husumet Durumu ve Usul Kuralları

Basılmış eserler yoluyla meydana gelen zararlara dayalı manevi tazminat davalarında husumet yönü 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 13. maddesinde düzenlenmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2016/5189 Esas ve 2016/7613 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, sorumlu yazı işleri müdürünün anılan madde uyarınca hukuken sorumluluğu bulunmadığından hakkındaki manevi tazminat davasının husumet yokluğu sebebiyle reddi gerekir. Yargılama sürecinde ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarına uyulması şarttır. Kanunun 307. maddesi uyarınca feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir; karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan ve kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğuran tek taraflı bir usul işlemi olduğundan davanın her aşamasında mahkemece gözetilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 184 ve 186. maddeleri uyarınca hâkim, iddia ve savunmalar ile toplanan delilleri inceledikten sonra tahkikatın tümü hakkında açıklama yapmaları için taraflara söz vermeli, ardından sözlü yargılama için gün tayin ederek taraflara son sözlerini sormalıdır. Mahkemenin bozma ilamına uyması hâlinde ise bozma gereklerine uygun karar vermesi usul hukuku gereğince zorunludur.

Haberin sonradan gerçek dışı olduğunun anlaşılması basının sorumluluğunu doğurur mu?

Yayın tarihinde ve görünürde mevcut olup sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayımlanmasından dolayı basın hukuken sorumlu tutulamaz; olay anındaki görünür gerçeğe uygun, güncel ve eleştiri sınırları içindeki haber hukuka uygun kabul edilir.

Sorumlu yazı işleri müdürüne karşı manevi tazminat davası açılabilir mi?

5187 sayılı Basın Kanunu'nun 13. maddesi gereğince sorumlu yazı işleri müdürünün manevi tazminat taleplerinde hukuki sorumluluğu bulunmamaktadır; bu nedenle aleyhine açılan manevi tazminat istemi pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilir.

Üçüncü kişilerin sosyal medya paylaşımlarının yorumsuz aktarılması tazminat sorumluluğunu engeller mi?

Sosyal medya paylaşımının yorum katılmadan aynen yayımlanması hukuka uygunluk sağlamaz; haber içeriğinde hakaret veya terör örgütüyle ilişkilendirme gibi ifadeler yer alıyorsa ilgilinin şeref ve itibar hakkı üstün tutularak manevi tazminata hükmedilir.

Manevi tazminat yerine veya tazminata ek olarak başka bir giderim kararı verilebilir mi?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hâkim, manevi tazminat ödenmesi yerine veya bu tazminata ek olarak saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu