Bağışlama Sözleşmesinin Kurulması, Şekli ve Sınırları

by Avukat Erdal Ersoy
Bağışlama Sözleşmesinin Kurulması, Şekli ve Sınırları

Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere malvarlığından bağışlanana karşılıksız bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Kazandırma karşılığında ekonomik bedel veya karşı edim beklenmez. Karşılıklı menfaat ya da borç takası varsa işlem bağışlama olmaktan çıkar. Bağışlayanın malvarlığı aktifinde azalma, bağışlananın malvarlığında ise karşılıksız artış gerçekleşir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 285Kaynağı aç
MADDE 285- Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz. B. Bağışlama ehliyeti I. Bağışlayan için

Sözleşmenin kurulması ve bağışlama sayılmayan işlemler

Bağışlama tek taraflı bir işlem değildir. Bağışlayanın verme iradesi ile bağışlananın kabul iradesi karşılıklı ve birbirine uygun açıklanmadıkça sözleşme kurulmuş sayılmaz.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 285. maddesine göre henüz edinilmemiş bir haktan feragat etmek veya bir mirası reddetmek bağışlama değildir. Aynı madde, ahlaki bir ödevin yerine getirilmesini de bağışlama saymaz.

Bağışlamanın başlıca türleri

Elden bağışlamada para, kıymetli evrak veya başka bir taşınır fiilen teslim edilir. Mülkiyet ve zilyetlik karşı tarafa geçtiği anda sözleşme tamamlanır.

Koşullu bağışlamada kazandırma, gelecekte gerçekleşmesi belirsiz bir olaya veya belirli bir koşula bağlanır. Yüklemeli bağışlamada mal devredilirken bağışlanana bir yükümlülük yüklenir. Bu yükümlülüğün ekonomik değer taşıması gerekmez; manevi bir amaç da içerebilir.

Sonuçlarını kişinin ölümünden sonra doğurmak üzere yapılan düzenlemeler genel borçlar hukuku kurallarına değil, vasiyetname ve miras sözleşmesinin şekil şartlarına tabidir.

Taşınır ve taşınmaz bakımından şekil

Taşınır bağışında kural olarak malın fiilen teslim edilmesi yeterlidir. Hemen teslim edilmeyen, gelecekte yapılacak bağışlama vaadinin yazılı olması gerekir. Yazılı yapılmayan bağışlama vaadi geçersizdir.

Taşınmaz bağışlama vaadi ve devri Tapu Müdürlüğü huzurunda resmî senetle yapılır. Noterde yapılan işlem, tapuda resmî işlem yapılmadıkça tek başına mülkiyeti geçirmez.

Bağışlamadan dönme ve tenkis

Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarına ağır bir suç işlemişse ya da aile hukukundan doğan yükümlülüklerine ağır kusurla aykırı davranmışsa bağışlayan tek taraflı olarak bağışlamadan dönebilir ve malın iadesini isteyebilir. Ağır suç bakımından fiziksel veya ruhsal şiddet ile hayata kast örnek gösterilir; aile hukukundan doğan yükümlülük bakımından bakım ve gözetim borcu anılır.

Bağışlamadan sonra bağışlayanın ekonomik durumunun sarsılması, borçlarını ödeyemez hâle gelmesi veya kendi geçimini sağlayamayacak ölçüde yoksullaşması da dönme sebebi olarak açıklanır. Bu imkân, malın henüz elde bulunması şartına bağlanır.

Geri alma sebeplerinin öğrenildiği günden başlayarak kural olarak bir yıllık süre içinde dönülmesi gerekir. Bu süre geçtikten sonra geri alma hakkı düşer.

Miras bırakanın sağlığında yaptığı bağışlamalar yasal mirasçıların saklı payını ihlal ederse, mirasın açılmasından sonra diğer mirasçılar tenkis davasıyla bağışlanan malın bir kısmının veya bedelinin miras ortaklığına iadesini talep edebilir.

Satış görünümü altında gizlenen bağış

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2015/5824, K. 2018/1066 sayılı kararında muris muvazaası, mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakmak için gerçekte bağışlanmak istenen tapulu taşınmaz hakkında resmî sözleşmede satış veya ölünceye kadar bakma iradesinin açıklanması olarak ele alınır. Görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymaz. Gizli bağış sözleşmesi ise şekil koşullarından yoksundur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/5824, K. 2018/1066Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/5824 E.  ,  2018/1066 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.02.2018 Çarşamba günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakanları … … 39 parsel sayılı 74.800 m2 tarla vasıflı taşınmazdaki 23/24 payını oğlu …’e 24/03/1994 tarihinde satış göstermek sureti ile temlik ettiğini, …’in de söz konusu taşınmazı davalı …’e 13.10.1999 tarihinde satış sureti ile devrettiğini, yapılan işlemlerin bedelsiz ve muvazaalı olarak, mirasçılardan mal kaçırma amacı ile yapıldığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesini istemişler,davacılardan …, yargılamanın devamı sırasında sunduğu 13.12.2013 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirmiştir. Davalı, dava konusu taşınmazı 17 yıl önce kayınpederinden bedelini ödeyerek satın aldığını kayınpederi … de murisin icra dairelerine borçlarını ödeyerek kalan bedelide elden vererek taşınmazı satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı … tarafından açılan davanın feragat nedeni ile diğer davacıların açtığı tapu iptal tescil davasının ispatlanamadığı gerekçesi ile terditli olarak açılan tenkis davasının da hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeni ile reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan 1917 doğumlu …’ın 10.12.1997 tarihinde öldüğü, geriye davacı çocukları …, …, …,…, …, …, …, …, …, … ile dava dışı çocukları …, …, … ve 1998 yılında vefat eden oğlu …’in eşi … ile çocukları … … ile …’nin kaldıkları, davalının murisin oğlu …’in gelini olduğu, çekişme konusu 39 parsel sayılı 74.800 m2 tarla vasıflı taşınmazın 23/24 hissesi muris adına kayıtlı iken, 24.03.1994 tarihinde satış ile oğlu …’e temlik edildiği, … tarafından da 13.10.1999 tarihinde davalı …’e satış gösterilerek devredildiği, dava konusu taşınmazın devrine ilişkin resmi senette taşınmaz üzerinde 7 farlı icra dosyasından haciz ve 5 ayrı ipotek bulunduğu, davalı delilleri arasında bildirilen haciz dosyaları ile ilgili olarak yazılan müzekkere cevaplarında dosyaların imha edildiğinin bildirildiği, davacılardan …’in 13.12.2103 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği 17.12.2013 tarihli dilekçesinde de dava dışı … aldığı 1.500.TL karşılığında davadan feragat ettiğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; mahkemece hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme imkanı yoktur. Şöyle ki; özellikle mirasbırakana ait başka malvarlığı bulunup bulunmadığı, mal satmaya ihtiyacının olup olmadığı, dava konusu taşınmaz üzerindeki haciz ve ipoteklerin kim tarafından kaldırıldığının araştırılıp değerlendirilmediği, çiftçilikle uğraşan murisin taşınmaza konan haciz ve ipotek borçlarının tespiti ile taşınmazın satış tarihindeki değeri mukayese edilerek taşınmazın satılmasını gerektirecek durumun olup olmadığının irdelenmesi gerektiği gibi davacı tarafından bildirilen ve mahkemece dinlenen tanıkların dava konusu olayla ilgili olarak beyanlarının yeterli olmadığı, yeniden mirasbırakanın gerçek iradesinin tespiti için dinlenmeleri gerektiği anlaşılmaktadır. O halde, yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, toplanacak delillerin toplanan delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yetinilerek karar verilmiş olması doğru değildir. Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.02.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmazsa tenkis istemine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakanları …'ın paydaşı olduğu 39 parsel sayılı taşınmazdaki 23/24 payını 24.03.1994 tarihinde dava dışı oğlu … … devrettiğini, temlikin mirasttan mal kaçırma amaçlı bedelsiz ve muvazaalı olduğunu, … de … mirasçılarının hak talebini önlemek amacıyla 23/24 payı 13.10.1999 tarihinde gelini … temlik ettiğini, davalının iyiniyetli sayılamayacağını ileri sürerek, miras payları oranında tapunun iptaliyla adlarına tescilini istemişlerdir. Davalı, bedelini ödeyerek kayınpederinden pay satın aldığını, iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı …'in davası ferağat nedeniyle, diğer davacıların tapu iptal ve tescil davası kanıtlanamadığı, tenkis davası ise hak düşürücü sürede açılmadı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Dava konusu 39 parsel sayılı taşınmazın 23/24 payı taraflar mirasbırakanı … adına kayıtlı iken 24.03.1994 tarihli resmi senetle 45.000.000TL bedelle …'a satıldığı ayni resmi senetle dava dışı …'in de 6 parsel sayılı taşınmazını …'a sattığı, …'ın da 39 parsel sayılı taşınmazda ki 23/24 payını 13.10.1999 tarihinde gelini davalı …'a sattığı saptanmıştır. Davacıların, mirasbırakan tarafından yapılan ilk temlikin bedelsiz ve muvazaalı olduğu iddiasına karşılık, davalı, ilk el kayınpederi … mirasbırakan İbrahim'in borclarını ödemesi nedeniyle temlikin yapıldığını savunarak tapu kayıtları ve icra dosyalarına delil olarak dayanmıştır. İlk temlikin yapıldığı 24.03.1994 tarihli resmi senedin incelenmesinde, 39 parsel sayılı taşınmaz pay satışının 45.000.000TL bedelle yapıldığı, senedin şerhler kısmında … . İcra Müdürlüğünün 1989/565, … .İcra Müdürlüğünün 1989/1364, … . İcra Müdürlüğünün 1988/379, … . İcra Müdürlüğünün 1991/26, … . İcra Müdürlüğünün 1990/3365, … . İcra Müdürlüğünün 1990/1314, … . İcra Müdürlüğünün 1991/26 takip sayılı dosyalarından haciz şerhi bulunduğu, rehinler kısmında ise … Bankası lehine, 25.000.000TL, 13.000.000TL, 20.000.000TL, 39.000.000TL, 11.000.00TL bedelli 5 adet ipotek şerhi bulunduğu, güncel tapu kaydında haciz ve ipotek şerhlerinin kayıtlardan silindiği tespit edilmiştir. Öte yandan, … . İcra Müdürlüğünün 1990/ 3365 Takip sayılı icra dosyasında alacaklı vekilince, 26.01.1994 tarihinde 6 ve 39 parsel sayılı taşınmazlardaki haczin paraya çevrilmesini talep edildiği, aynı günlü kararla avas yatırıldığında satış işlemlerinin yapılmasına karar verildiği, 22.03.1994 tarihinde 6 parselde yeniden kıymet takdiri yapılmasının talep edildiği, 25.03.1994 tarihinde de alacaklı vekilinin, takipten feragat etttiklerini belirterek, satışın düşürülmesi ve haczin fekkini talep ettiğini, ibraz edilen belgelerden anlaşılmaktadır. Yine, "Belgedir" başlıklı, 04.04.1995 tarihli Av. … imzalı yazıda, " … . İcra Müdürlüğünün 1990/3365 takip sayılı dosyada takipten ve alacaktan feragat beyanında bulunularak dosyanın işlemden kaldırıldığı, borçlu … borcu 90.000.000TL'nin oğlu … tarafından ödendiğine dair belgenin düzenlendiği" belirtilmektedir. Somut olayda, mirasbırakan …'ın 39 parsel sayılı taşınmazdaki pay devrini yaptığı 24.03.1994 tarihinde, mirasbırakana ait pay üzerinde 7 adet haciz şerhi ve 5 adet ipotek şerhinin bulunduğu, … . İcra Müdürlüğünün 1990/3365 takip sayılı dosyasında, alacaklı vekilinin 26.01.1994 tarihinde satış talebinde bulunması üzerine satış kararının verildiği, taşınmazın üzerindeki haciz ve ipoteklerkle birlikte 24.03.1994 tarihinde …'a 45.000.000TL bedelle satıldığı, 25.03.1994 tarihinde icra dosya alacaklı vekilinin alacak ve takipten feragat etmesi üzerine haciz fek edilerek satışın düşürüldüğü, 04.04.1994 tarihli belgeye göre de 90.000.000TL icra dosya borcunun … tarafından ödendiği, güncel tapu kaydına göre pay üzerindelki tüm haciz ve ipoteklerin kalkmış olduğu, doğal olarak ipotek ve hacizli borçların tapu maliki tarafından ödendiğinin kabulünün gerekeceği, bu olgular ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde mirasbırakan … İcra dosyasından satılacak olan taşınmazını icra dosya borcunu ödeyen oğlu … bedeli karşılığında sattığı, ilk temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve bedelsiz olduğu davacılar tarafından kanıtlanamadığından, üçüncü kişi olan davalının kötüniyetinin araştırılmasına gerek bulunmadığı, gibi mirasbırakanın 10.12.1997 tarihinde öldüğü eldeki davanın 30.09.2011 tarihinde açıldığı tenkis iddiası yönünden de davanın süresinde açılmadığı anlaşılmaktadır. Belirtilen nedenlerle, yerel mahkemenin davanın reddine ilşikin kararının onanması görüşünde olduğumuzdan, Daire çoğunluğun kararın bozulması yönündeki kararına katılamıyoruz.

Bu karara göre saklı pay sahibi olsun olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar resmî sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilir. Gizlenen iradenin belirlenmesinde yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimler, olayların olağan akışı, temlik için haklı ve makul neden, alıcının alım gücü, bedelle sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark ve taraflarla miras bırakan arasındaki ilişki birlikte değerlendirilir.

Aynı kararda yerel mahkemenin ret hükmü, eksik inceleme nedeniyle oyçokluğuyla bozulmuştur. Bozma, davanın kabul edildiği anlamına gelmez. Karşı oy, yerel mahkemenin ret kararının onanması gerektiği ve çoğunluğun bozma yönündeki kararına katılınmadığı görüşündedir. Karşı oy, Dairenin sonucu değildir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2015/6445, K. 2018/1062 sayılı kararında bu içtihadın uygulanabilmesi için temlike konu taşınmazın miras bırakanın tapulu malı olması ve miras bırakanın tapu memuru huzurunda iradesini satış doğrultusunda açıklaması gerekir. Çekişmeli taşınmazın kaydı miras bırakandan değil dava dışı kişiden yapılan satışla oluştuğundan işlem bu kapsamda sayılmamış, davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz bulunarak hüküm oybirliğiyle bozulmuştur. Bu sonuç o taşınmaz ve temlik zinciri içindir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/6445, K. 2018/1062Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/6445 E.  ,  2018/1062 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.02.2018 Çarşamba günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı … ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat … geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi …'ın tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakanları …'nin ölmeden önce adına kayıtlı 1141 parsel sayılı taşınmazını oğlu …’e satış göstermek sureti ile temlik ettiğini, … de bu taşınmazı muvazaalı olarak davalı oğlu …’e sattığını, yine murisin oğlu …'nin telkinleri neticesinde 768, 968, 317 parsel sayılı taşınmazlarını davalı …’a satış sureti ile devrettiğini, bu işlemin daha sonra oğlu …’a devredilmek üzere yapıldığını, tüm devir işlemlerinin bedelsiz ve mal kaçırmak amaçlı olduğunu, ayrıca murisin 757 parsel sayılı taşınmazdaki 576/1176 payını davalı …’in yanında çalışan dava dışı …'ya sattığını,sonrasında bu taşınmazın murisin davalı oğlu …’e devredildiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazların davalılar adlarına olan tapu kayıtlarının iptali ile payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişler, 19.07.2012 tarihinde dava konusu 1141 parsel sayılı taşınmaz açısından dosyanın tefrikini istemeleri üzerine 1141 parsel sayılı taşınmaz açısından eldeki temyize konu esas numarasını alarak yargılamaya devam edilmiştir. Davalı … oğlu …, çekişme konusu 1141 parsel taşınmazı 1990 yılında babasının …'tan, kendisinin de 29.09.2005 tarihinde babasından satın aldığını, taşınmazın dedesi ile bir ilgisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, daha önce verilen ve kesinleşen mahkeme kararı ile murisin diğer işlemlerini muvazaalı yaptığı hususunun saptanmasının karine teşkil edeceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 1919 doğumlu muris …’nin 28.02.2007 tarihinde öldüğü, geriye davacı çocukları …, … ve … ile, davalı oğlu … ve dava dışı çocukları …, …, …, …, … ve kendisinden önce ölen kızı …’den olma torunlarının kaldığı, diğer davalı …’in ise murisin oğlu …’den olma torunu olduğu, dava konusu 1141 parsel sayılı taşınmaz açısından davanın tefrik edildiği, diğer parseller açısından açılan davanın kabulüne karar verilerek, söz konusu kararın derecattan geçmek sureti ile 17.04.2014 tarihinde kesinleştiği, 1141 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 784 parselin tapulama sureti ile … adına kayıtlı iken,17.09.1990 tarihinde tashih işlemi ile … adına kaydedildiği ve yine aynı tarihte satış sureti ile davalının babası, murisin oğlu olan …’ye devredildiği, İsmail tarafından ise 29.09.2005 tarihinde satış sureti ile davalı …’e temlik edildiği, 1141 parsel sayılı taşınmazın muris ile ilgisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi, gerek 01.04.1974 günlü 1/2 sayılı, gerekse 16.03.1990 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında açıkça vurgulandığı üzere "muris muvazaası, miras bırakanın danışıklı olarak mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak amacı ile gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz mal hakkında, tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklaması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların görünürdeki satış sözleşmesinin B.K'nun 18.maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinde şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek, dava açabilmelerine olanak veren hukuki bir olgu olarak tanımlanmaktadır." Görüldüğü üzere, murisin temliki tasarruflarının iptaline imkan tanıyan bu içtihadı birleştirme kararının uygulanabilmesi için, temliki tasarrufa konu yapılan taşınmazın murisin tapulu malı olması, gerçekte bağışlamak istediği bu malı ile ilgili olarak tapu memuru huzurunda iradesini satış doğrultusunda açıklaması gerekmektedir. Somut olayda ise, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının dava dışı …’den davalıya yapılan satış sureti ile oluştuğu anlaşılmakla söz konusu işlemin 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında kaldığı söylenemez. Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli değildir. Davalı yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin E. 2015/7547, K. 2018/1001 sayılı kararında herkesin iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğu belirtilmiş; eldeki delillerle temlikin muvazaalı olduğu davacılarca usulünce kanıtlanmamıştır. Bu değerlendirme o dosyadaki delillere ilişkindir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/7547, K. 2018/1001Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/7547 E.  ,  2018/1001 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ-TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakanları …’in maliki olduğu 750 parsel sayılı taşınmazı davalıların mirasbırakanı …’e satış suretiyle devrettiğini, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar, iddialarının doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, temlik işleminin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 750 parsel sayılı taşınmazın mirasbırakan … tarafından davalıların mirasbırakanı …’e 23.06.1978 tarihinde satış suretiyle temlik edildiği, 1901 doğumlu mirasbırakan …’ın 19.10.1991 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak 23.04.2001'da ölen kızı … … olma torunları davacılar …, …, …, …, … ve kızı … ile 07.05.2001’de ölen oğlu … …’den olma torunları davalılar … ve … ile dava dışı … ve …’nın kaldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; mirasbırakan … tarafından çekişme konusu 750 parsel sayılı taşınmaz dışında 245 parsel sayılı taşınmazın da davalıların mirasbırakanına temlik edildiği, davacılar tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasında o tarihte sağ olan davalıların mirasbırakanı …’in kabul etmesi nedeniyle davanın sonuçlandığı, o davada temlikin muvazaalı olup olmadığı yönünde bir inceleme yapılmadığı, eldeki davada ise dinlenen tanık beyanlarından bilgilerinin olmadığı görülmektedir. Bilindiği ve TMK'nın 6. maddesi ve HMK'nın 190. maddesinde düzenlendiği üzere herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Mevcut deliller ile yapılan temlikin muvazaalı olduğu hususu davacılar tarafından usulünce kanıtlanmış değildir. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Davalıların yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sık sorulan sorular

Bağışlama sözleşmesi nasıl kurulur?

Bağışlayanın karşılıksız kazandırma iradesi ile bağışlananın kabulü karşılıklı ve uygun biçimde açıklanmalıdır. Kazandırma sağlararası sonuç doğuracak şekilde üstlenilir.

Mirasın reddi bağışlama sayılır mı?

Hayır. Henüz edinilmemiş haktan feragat ve mirasın reddi bağışlama değildir. Ahlaki ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz.

Taşınmaz bağışı noterde yapılabilir mi?

Noter işlemi tek başına mülkiyeti geçirmez. Taşınmaz bağışlama vaadi ve devri için Tapu Müdürlüğü huzurunda resmî senet düzenlenmesi gerekir.

Bağışlamadan dönmek için süre nedir?

Kural olarak geri alma sebeplerinin öğrenildiği günden itibaren bir yıl içinde dönülmesi gerekir. Süre geçince geri alma hakkı düşer.

Satış görünümlü devir her zaman geçersiz midir?

Hayır. İlgili içtihadın uygulanması, taşınmazın miras bırakanın tapulu malı olmasına ve iradenin tapu memuru önünde satış olarak açıklanmasına bağlıdır. Muvazaa iddiası ayrıca kanıtlanmalıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu