Anlaşmalı Boşanmada Protokolün Bağlayıcılığı ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Anlaşmalı Boşanmada Protokolün Bağlayıcılığı ve Hukuki Sonuçları

Anlaşmalı boşanma protokolü, mahkeme tarafından onaylanmadıkça geçerlilik kazanmaz ve taraflar için bağlayıcı hale gelmez. Türk Medeni Kanunu m. 184/5 uyarınca, boşanma veya ayrılığın fer'i sonuçlarına ilişkin anlaşmalar hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. Mahkemece uygun bulunarak onaylanan anlaşma hükümleri mahkeme kararı niteliği kazanır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 184Kaynağı aç
Madde 184- Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir: 1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz. 2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez. 3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz. 4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder. 5. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. 6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM EVLİLİĞİN GENEL HÜKÜMLERİ A. Haklar ve yükümlülükler I. Genel olarak

Anlaşmalı Boşanmanın Yasal Koşulları

TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma için üç temel koşul aranır. Birincisi, evliliğin en az bir yıl sürmüş olmasıdır; bu süreyi doldurmamış bir evlilik için anlaşmalı boşanma yoluna gidilemez. İkincisi, eşlerin mahkemeye birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesidir; tarafların boşanma iradelerini aynı anda ve duruşmada hâkime beyan etmesi bu koşulun özünü oluşturur. Üçüncüsü ise hâkimin, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulmasıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1941, K. 2019/475Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1941 E.  ,  2019/475 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasında görülen “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Malatya 1. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.06.2014 tarih ve 2014/444 E., 2014/526 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.03.2015 tarih ve 2014/19828 E., 2015/4293 K. sayılı kararı ile; "…Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçlan, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir…." gerekçesiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca açılan boşanma istemine ilişkindir. Davacı; davalı ile 04.06.2004 tarihinde evlendiklerini, aralarında karakter farklılığından dolayı tartışmalar olduğunu, evlilik birliğinin çekilmez hâl aldığını, uzun zamandır ayrı yaşadıklarını, davalının da boşanmayı kabul ettiğini ileri sürerek dava dilekçesine ekli protokol kapsamında TMK'nın 166/3. maddesi gereği boşanmalarına ve protokolün kararın eki sayılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 27.06.2014 tarihli duruşmada alınan imzalı beyanında taleplerini tekrar etmiştir. Davalı 27.06.2014 tarihli duruşmada alınan imzalı beyanında; boşanmayı istediğini, davacının taleplerini kabul ettiğini beyan etmiştir. Mahkemece; tarafların boşanma konusunda görüş birliği içinde oldukları, boşanmanın sosyal ve ekonomik sonuçları konusunda anlaşma yaptıkları, yapılan anlaşmanın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle TMK'nın 166/3. maddesi uyarınca boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki tesisine, çocuk yararına 1.000,00TL tedbir ve iştirak nafakasına, davacı ve müşterek çocuğun Yapı Kredi Yaşam Sigortadaki paket sağlık sigortasında sigorta şirketi tarafından belirlenecek artış farkının davalı tarafça karşılanmasına, müşterek çocuğun toplam 10.000,00TL olan özel okul masrafının artması hâlinde %30'a kadar olan artış oranının davalı baba tarafından karşılanmasına, davacının davalının soyadını kullanma talebinin feragat nedeni ile reddine, tarafların boşanmadan sonra birbirleri aleyhine mal rejiminin tasfiyesi ve katkı payına yönelik olarak dava açmayacaklarının tespitine, birbirlerinden maddi, manevi tazminat, tedbir, yoksulluk nafakası ve yargılama gideri talep etmediklerinden bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Yerel mahkemece; HMK'nın 308. maddesinde davayı kabul beyanının yargılamaya son veren taraf işlemi olarak düzenlendiği ve kabulün mahkemenin muvafakatine bağlı olmadığı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurduğu, kesin hüküm gibi sonuç doğuran feragat ve kabul beyanının irade bozukluğu hâllerinde iptalinin istenebileceği, somut olayda da davalının kabul sırasında iradesinin fesada uğradığı iddiasında bulunmadığı, bozma kararının da bu doğrultuda olmadığı, aksi durumun davayı uzatmak isteyen davalı tarafından kötüye kullanılabileceği belirterek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyiz etmektedir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, anlaşmalı olarak açılan boşanma davasında, davalının anlaşma iradesinden dönmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre anlaşmalı olarak açılan boşanma davasının çekişmeli olarak görülmeye devam edip etmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, ilgili kanun maddesinin incelenmesinde yarar görülmektedir. TMK'nın 166. maddesinin 3. fıkrasında; "Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz " düzenlemesi yer almaktadır. Uygulamada anlaşmalı boşanma adı verilen ve yukarıya alıntılanan fıkra uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için ilk koşul; evlilik birliğinin en az bir yıl sürmesidir. Aksi takdirde hâkim diğer şartları incelemeden boşanma davasını reddetmelidir. İkinci koşul, eşlerin mahkemeye birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin açtığı boşanma davasını kabul etmesidir. Burada önemli olan tarafların boşanma iradelerini aynı anda ve duruşmada hâkime beyan etmesidir. Üçüncü koşul, eşlerin iradelerini hâkime bizzat açıklamalarıdır. Hâkimin eşleri dinleyerek serbest iradelerinin oluşup oluşmadığına karar vermesi gerekir. Madde hükmü, duruşmada tarafların her türlü baskı ve tehditten uzak olarak özgür iradeleri ile beyanda bulunduklarının denetlenmesini amaçladığından hâkimin bu hususta her türlü özeni göstermesi gerekmektedir (Kılıçoğlu A: Aile Hukuku, Ocak 2019, s.113). Son koşul ise; anlaşmalı olarak boşanmak isteyen eşlerin boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda da anlaşmış olmaları ve buna ilişkin düzenlemeyi hâkimin onayına sunmaları gerekir. Taraflar bu hususta mahkemeye bir protokol sunabilecekleri gibi, belirtilen tüm bu hususlarda mahkemeye sözlü olarak da beyanda bulunabilirler. Ancak ikinci durumda sözlü beyanın zapta geçirilmesi ve taraflarca imzalanması gerekir (Akıntürk T: Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku, İkinci Cilt, Ocak 2019, s.271). "Boşanmanın mali sonuçları" ile kastedilen maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası talepleridir (TMK m. 174/1-2; m. 175). "Çocukların durumu" ile kastedilen ise, ortak çocukların velâyetinin kime verileceği, velayet verilmeyen eş ile çocuklar arasında kurulacak kişisel ilişki ve çocuklar için ödenecek iştirak nafakası ile ilgili düzenlemelerdir. Madde metninden anlaşıldığı üzere, boşanma, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkındaki düzenlemeler hakkında tarafların serbest iradelerinin uyuşması gerekmekte ise de, aynı zamanda hâkimin bu anlaşmayı onaylaması gerekmektedir. Görüldüğü üzere, taraflar anlaşma konusunda tamamen özgür bırakılmamıştır. Bu nedenle, hâkim tarafından onaylanmayan anlaşmalar hukuki sonuçlarını doğurmayacağı gibi, tarafların da kendilerine önerilen değişikliği kabul etmesi hâlinde anlaşma geçerli olacak ve boşanma kararı verilebilecektir. Önemle belirtilmelidir ki, taraflarca yapılan ve hâkim tarafından onaylanan anlaşma hükümleri infazda sıkıntı doğurmaması için hüküm fıkrasında aynen yer almalıdır. Anlaşmalı boşanmanın koşulları bu şekilde ana hatlarıyla belirtildikten sonra uyuşmazlığın çözümü bakımından "ikrar" ve "kabul" kavramlarının irdelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, 4721 sayılı TMK'da, boşanma davaları için özel yargılama kurallarına yer verilmiştir. Şöyle ki, 184. maddesinin birinci fıkrasının (1) nolu bendinde hâkimin, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamayacağı ve (3) numaralı bendinde ise tarafların bu konudaki her türlü ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı belirtilmiştir. İkrar, bir tarafın, diğer tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğunu bildirmesidir. İkrarın konusu ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. İkrar, tek tek vakıalar hakkında olup, talep sonucuna ilişkin değildir. Bir tarafın talep sonucunun diğer tarafça kabul edilmesi, davayı sona erdiren bir taraf işlemi olup davayı (kabul) ismini alır. Kabulde, karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalara değil, onlardan çıkardığı talep sonucuna rıza gösterilmektedir (Kuru, B./Arslan, R./ Yılmaz, E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2013, s.366). Kural olarak, boşanma davalarında hâkim ikrarla bağlı olmadığı gibi kabulle de bağlı değildir. Bu durum, Türk Medeni Kanunu'nda "irade ilkesine" dayanan bir boşanma sisteminin olmayışından kaynaklanır. Çünkü irade ilkesine göre tarafların karşılıklı rızaları boşanma kararı verilmesi için yeterlidir. TMK'da ise kusur ilkesi, irade ilkesi ve evlilik birliğinin sarsılması ilkeleri gibi tek tipten oluşmayan karma bir sisteme yer verildiği görülmektedir (Gençcan, Ö.U: Boşanma Tazminat ve Nafaka Hukuku, Ankara 2017, s.118). Uyuşmazlığın temelini teşkil eden anlaşmalı boşanma davaları kısmen irade ilkesinin uygulandığı davalardır. Bu durum, maddede yer alan "Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz" cümlesinden de anlaşılmaktadır. Evlilik birliğinin kurulması sırasında karşılıklı iradelerine önem verilen tarafların boşanma konusunda da istek ve beyanlarının dikkate alınması anlaşmalı boşanmanın gereğidir. Ne var ki, TMK'nın 166/3. maddesinde sayılan diğer koşulların hepsinin gerçekleşmediği bir durumda davalının boşanma davasını kabul etmesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu nedenledir ki, TMK'nın 166/3. maddesi uyarınca davanın kabulü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesinde düzenlenen "kabul" kavramından ayrılmaktadır. HMK'nın 308. maddesi uyarınca davayı kabul, davalının mahkemeye yönelik olarak yapacağı tek taraflı bir irade beyanı ile olmakta ve dava konusu uyuşmazlık esastan sona ermektedir. Kabulün geçerliliği davacı veya mahkemenin kabulüne bağlı değildir. Oysa anlaşmalı boşanma davalarında kabul, tek başına davayı sona erdirmediği gibi, TMK 166. maddenin 3. fıkrası; hâkimin boşanma isteğinin serbest iradeye dayanıp dayanmadığını saptamasını ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında düzenlemeleri uygun bulmasını ve uygun bulmadığı takdirde bu düzenlemelere açık müdahalesini aramaktadır. Öte yandan, usul hukuku anlamında kabul, kesin hükmün sonuçlarını doğurur ve ancak irade bozukluğu hâllerinde kabulün iptali istenebilir (HMK m.311). Diğer bir anlatımla davalı irade fesadı hâlleri dışında kabulden dönemez. Yukarıda belirtildiği üzere anlaşmalı boşanma davalarında ise "kabulün" doğurduğu tek sonuç evlilik birliğinin sarsıldığı olgusunun ispatlandığıdır, diğer bir anlatımla mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmasına gerek yoktur ancak "yalın kabul" boşanma kararı vermeye yetmemektedir. Bu nedenle, TMK'nın 166/3. maddelerinin uygulandığı bir davada davanın kabulü şekli ve maddi hukuk anlamında hükmün kesinleşmesi sonucunu doğurmadığından hükmün kesinleşmesine kadar davalının kabul beyanından dönmesi mümkündür. Çünkü bu durumda anlaşmalı boşanma koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemez (Özdemir, N: Türk Hukukunda Anlaşmalı Boşanma, Doktora Tezi, s.176-177; Gençcan, s.780). Taraflardan birinin anlaşmadan dönme iradesi davanın samimi bir iradenin mahsülü olmadığına, hâkimin anlaşmalı boşanma şartlarının oluşup oluşmadığı konusunda gerekli her türlü araştırmayı yapmadığına işaret eder. Esasen yapılan bu değerlendirmeler, Türk toplumunun temeli olan ve eşler arasında eşitliğe dayanan aile kurumunun, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 41. maddesi ile özel olarak güvence altına alınmasından kaynaklanmaktadır. Devlet ailenin korunması için gerekli her türlü tedbiri alır ve boşanma davalarının toplumu ilgilendiren yapısı nedeniyle de üzerine düşen yükümlülükleri mahkemeler/hâkimler vasıtasıyla yerine getirir. Bu nedenle, TMK'nın 166/3. maddesine dayalı davalarda da hâkim, bir yandan tarafların ikrarı ile bağlıyken, aynı zamanda bir denetim yetkisine sahiptir. Buradan hareketle, genel hükümlere dayalı bir alacak davasında olduğu gibi davayı sona erdiren "kabul" beyanının, toplumun temeli olan aile kurumu için de boşanma kararı verme zorunluluğu getirdiği ve tarafların da kararın kesinleşmediği sürece bu kabul beyanlarıyla bağlı olduğu söylenemeyecektir. Diğer yandan anlaşmalı boşanma davasında feragat hakkı bulunan davacıya bir nevi anlaşmayı bozma hakkı verilirken anlaşmanın diğer tarafı olan eşin bu anlaşmayla sonuna kadar bağlı olması silahların eşitliği ilkesine de aykırılık teşkil ettiğinden anlaşmayı bozma hakkının davalıya da verilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; tarafların 04.06.2004 tarihinde evlendiği, bu evlilikten 12.03.2007 doğumlu müşterek çocuklarının bulunduğu, davacı kadının anlaşmalı boşanma isteğiyle mahkemeye başvurduğu ve dilekçe ekinde iki tarafın imzaladığı 23.06.2014 tarihli protokolde boşanma, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkında düzenlemelerin yer aldığı, 27.06.2014 tarihli duruşmada tarafların protokol içeriğine göre boşanmak istediklerini bildirdikleri ve bu beyanlarını imzaladıkları, mahkemece de TMK 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanma kararı verdiği görülmektedir. Davalı ise aralarındaki protokol şartları ve boşanmaya sebep olan hadiselerin farklılığı sebebiyle anlaşamadıklarını, anlaşmalı boşanmanın irade fesadı hâllerinin varlığı altında gerçekleştiğini, davadan feragat ettiğini beyanla hükmü süresinde temyiz etmiştir. Anlaşmanın diğer tarafı olan eşin hüküm kesinleşinceye kadar anlaşma iradesinden dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmadığından, taraflara iddia ve savunmalarını bildirmesi ve delillerini sunması için imkân verilerek davaya "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak davaya devam edilmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tarafların somut uyuşmazlıkta yaptıkları protokolü kabul ettiklerini mahkeme huzurunda özgür iradeleri ile beyan ettikleri, bu beyanlarını imzaladıkları, mahkemece de bu protokolün uygun görüldüğü ve anlaşmalı boşanmaya karar verildiği, anlaşmalı boşanma kararından sonra hangi gerekçeyle olursa olsun taraflardan birinin bu beyanından dönmesi hâlinde davanın çekişmeli boşanmaya döneceğine ilişkin görüşün yasal dayanağının bulunmadığı, TMK'nın 166/3. maddesi gereğince anlaşmalı boşanma kararı verildikten sonra tarafların ancak irade fesadı hâllerinin varlığı iddiasıyla kararın bozulmasını isteyebileceği, bu durumda da öncelikle hadise şeklinde irade fesadı olup olmadığı tespit edilerek anlaşmalı boşanma şartlarının oluşup olmadığının belirlenmesi, irade fesadının varlığının kanıtlanması hâlinde davanın çekişmeli olarak görülüp hükmün bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.04.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, anlaşmalı olarak açılan ve hâkim tarafından Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesi kapsamında verdiği karar sonrası karar kesinleşmeden temyiz etmek sureti ile taraflardan davalının kabul beyanından dönmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre anlaşmalı olarak açılan boşanma davasının çekişmeli olarak görülmeye devam edip etmeyeceği noktasındadır. Yerel mahkemenin “HMK'nın 308. maddesinde davayı kabul beyanının yargılamaya son veren taraf işlemi olarak düzenlendiği ve kabulün mahkemenin muvafakatine bağlı olmadığı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurduğu, kesin hüküm gibi sonuç doğuran feragat ve kabul beyanının irade bozukluğu hallerinde iptalinin istenebileceği, somut olayda da davalının kabul sırasında iradesinin fesada uğradığı iddiasında bulunmadığı ve keza bozma ilamının da bu doğrultuda olmadığı, aksi durumun hem davayı uzatmak isteyen davalının kullanabileceği bir yöntem olarak kullanılabilecek ve hem de anlaşmalı boşanma davalarının anlaşmalı olmaktan çıkmasına neden olacağı” gerekçesi ile verdiği direnme kararı çoğunluk tarafından Özel Dairenin çoğunluk tarafından verilen bozma gerekçesi benimsenerek “Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan kararın kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçlan, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmadığı, bu hâlde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi ve mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmesi gerektiği” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesi uyarınca “Anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için evlilik birliğinin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin boşanmak üzere birlikte başvurmaları veya bir eşin açtığı davayı diğerinin kabul etmesi, hâkimin tarafları bizzat dinlemesi ve tarafların yapmış oldukları anlaşmanın hâkim tarafından uygun bulunması, hakimin değişiklik yapması hâlinde de bu değişikliğin taraflarca kabul edilmesi” gerekir. Taraflar birlikte başvurdukları gibi bir eşin açmış olduğu dava diğer eş tarafından kabul edilerek de anlaşmalı boşanılabilir. Diğer eşin herhangi bir aşamada kabul etmesi hâlinde boşanma talebi anlaşmalı boşanmaya dönüşecektir. Beyanların serbest irade ürünü olup olmadığı hususunda hâkimin gerekli her türlü araştırma ve incelemeyi yapma yükümlülüğü vardır. Kanun koyucu tarafından eşlerin boşanma anlaşmasını iradelerini serbestçe açıklayarak yaptıkları hususunda hâkimin inceleme yapmakla yükümlü olduğunu açıkça vurgulanırken, bu incelemenin tarafların dinlenmesiyle mümkün olacağını öngörmektedir. Eşler tarafından yapılan anlaşma, hâkim tarafından onaylanmadıkça hukuki sonuçlarını doğurmayacaktır. TMK m. 166/f. 3’e göre, hâkim, eşlerin önüne getirdikleri düzenleme ile kural olarak bağlı değildir. Hâkim, tarafların yaptığı düzenlemeyi uygun bulmaması hâlinde, tarafların ve çocukların menfaatini göz önünde bulundurarak gerekli olan değişiklikleri yapar. Anlaşma, ancak tarafların bu değişiklikleri kabul etmesi hâlinde geçerli olacaktır. Eşler arasında yapılan anlaşma, boşanmanın yan sonuçlarına ilişkin taraflarca düzenlenen ve hâkimin özel onay şartına bağlı özel hukuk sözleşmeleridir. Aslında bu bir anlamda kendine özgü bir sulh sözleşmesi niteliğindedir. Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmelerin kurulması, geçerliliği ve hükümlerine ilişkin hükümleri, boşanma hukukunda aksine bir hüküm olmadıkça boşanmaya ilişkin anlaşma bakımından da geçerlidir. Bu nedenle tarafların TMK’nın 166/3 maddesine uygun yaptıkları anlaşmalı boşanma sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nun 27 ve devamı maddeleri uyarınca kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olma yönünden denetime tabi tutulabileceği gibi yanılma, aldatma ve korkutma gibi irade sakatlığı ileri sürülerek geçersizliği istenilebilecektir. Eşler arasında yapılan anlaşmanın eşlerden biri tarafından sözleşmeden dönmek suretiyle tek taraflı olarak sona erdirilmesi Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca mümkün değildir. Zira Türk Borçlar Kanununda, özel hükümlerle getirilen dönme hükümleri hariç tutulursa, genel hükümler kapsamında tek taraflı sözleşmeden dönmeye olanak tanıyan bir hüküm bulunmamaktadır (SEÇER Öz: İsviçre ve Türk Hukuklarında Anlaşmalı Boşanma ve Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanma, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kazancı Hakemli Hukuk Dergisi, Kasım Aralık 2009, S. 63-64, s. 39-69). Zira burada artık her ne kadar eşler davada taraf ise de davacı ve davalı sıfatı anlaşma ile ortadan kalktığından, kanunun emredici hükümleri, kamu düzenine, ahlâka ve kişilik haklarına aykırılık ve irade sakatlığı hariç davadan feragat veya kabulden tek taraflı dönme olanağı bulunmamaktadır. Eşin tek taraflı olarak anlaşmalı boşanmaya ilişkin irade beyanından dönebileceği yolundaki görüşün, eşin irade beyanının sakatlandığı hâllerle sınırlı olmak üzere kabulü mümkündür. Dosya içeriğine göre taraflar boşanmak için birlikte başvurmuşlar ve yazılı anlaşma tutanağı yapılan yargılamada hâkim tarafından uygun bulunmuş ve tarafların iradelerine göre boşanma ve sonuçlarına karar verilmiştir. Taraflardan erkek, verilen karardan sonra kadın eşin başka birine kaçması üzerine anlaşmalı boşanmada iradesinin fesada uğratıldığını belirterek kararı temyiz etmiştir. Temyiz eden eş anlaşma tutanağının Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesine aykırı yapıldığını, bu koşulları taşımadığını iddia etmemiş, irade sakatlığına dayanmıştır. Mahkemece tarafların anlaşmalı boşanma koşulları uygun görülmüş ve buna göre karar verilmiştir. Mahkemece verilen kararda 166/3 maddesinde öngörülen koşullara aykırılık olmadığına göre ancak temyiz eden eşin anlaşmada iradesinin sakatlandığının ve buna ilişkin iddiasının kanıtlanması hâlinde boşanma çekişmeli hâle gelecektir. Bu nedenle irade sakatlığını ileri süren temyiz eden eşin bu konudaki delilleri toplanmalı, irade sakatlığının tespit edilmemesi hâlinde şimdiki gibi, aksi hâlde ise geçersizliği kabul edilerek çekişmeli boşanmanın sonuçlarına göre karar verilmesi gerekir. Yerel mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulması görüşünde olduğumuzdan Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır. KARŞI OY Dava, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3.maddesi uyarınca açılan boşanma davasıdır. Taraflar, 23.06.2014 tarihli boşanma protokolünü mahkemeye sunmuşlar ve 27.06.2014 tarihli duruşma tutanağında da boşanma ve sonuçlarına ilişkin beyanlarda bulunmuşlar, tarafların bu beyanları doğrultusunda boşanma ve fer’ilerine ilişkin karar verilmiştir. Anlaşmalı boşanmada hâkim, eşlerin anlaşmalarının serbest iradeleri sonucu olduğuna kanaat getirir ve yaptıkları düzenlemeyi, duruşmadaki beyanlarını uygun bulursa boşanmaya karar verir. Yine TMK 166/3. maddesi uyarınca, eşlerin yaptıkları düzenlemeyi uygun bulmaması hâlinde, gerekli değişiklikleri yapar, bu değişikliği tutanağa geçirir ve eşlerin onayına sunar. Eşler, hâkim tarafından yapılan değişik düzenlemeyi kabul etmeleri hâlinde de boşanmaya karar verilir. Eşlerin mahkemeye sundukları düzenlemeye hâkimin müdahale hakkı var ise de, bu müdahale ile hâkimin yaptığı değişikliğin de eşler tarafından kabulü gerekmektedir. Somut olayda, tarafların protokolü ve duruşma tutanağına geçen beyanları hâkim tarafından uygun görülerek TMK 166/3. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiştir. Tarafların boşanma ve fer’ilerine ilişkin beyanları birbirine uygun olup ikrar mahiyetindedir. Nitekim TMK 166/3. madde de, tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmünün uygulanmayacağı belirtilerek, TMK 184/1.3. maddesine istisna getirilmiştir. Taraflar bir araya gelmelerinin mümkün olmadığı ve boşanmak istedikleri konusunda açıkca ikrarda bulunmuşlardır. Bu ikrardan, hükmü temyiz etmek suretiyle dönülerek, davanın çekişmeli boşanma davasına dönüşmesi mümkün değildir. İkrardan, ancak irade fesadı hallerinde (hata, hile, ikrah) dönülebilir. Nitekim, temyiz eden davalı da, temyiz dilekçesinde, anlaşmalı boşanmaya aldatılarak zorlandığını, hileli davranışlarla kandırıldığını ileri sürmüştür. Bu durumda, mahkemece bu iddianın hadise şeklinde tahkiki ile, anlaşmalı boşanma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenerek sonucuna göre anlaşmalı boşanma davası mı, çekişmeli boşanma davası mı olduğunu tespit edip, gerektiğinde esasa ilişkin delilleri toplaması gerektiğinden kararın bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun, Özel Dairenin bozma ilamındaki gerekçelerle bozma görüşüne katılmıyorum. KARŞI OY Özel Daire bozması ve çoğunluk kabulü yenilik doğurucu hakkın niteliğine uygun düşmemektedir. Bozucu yenilik doğurucu hak kullanılmakla tükenir, geri dönüşü olmaz. Kullanılan bu haktan ancak irade bozukluğuna bağlı olarak TBK'nın 39. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü süre içinde dönülebilir. Nitekim HMK 311 ''Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi sonuç doğurur. İrade bozukluğu hallerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir.'' diyerek, yenilik doğurucu hakka ilişkin ilkeyi kanuna taşımıştır. Yenilik doğurucu hak kullanılmakla tükenir ve irade bozukluğu dışında geri dönülmesi düşünülemez. İrade bozukluğu talebi dava sonuçlanmamış ise ait olduğu dava dosyasında hadise şeklinde, dava sonuçlanmış ve kesinleşmiş ise TBK 39'daki hak düşürücü süre içinde ayrı bir dava olarak incelenip karara bağlanır. Somut olayımızda davalı ilk temyizinde irade bozukluğuna dayanmamış ise de, direnme kararına ilişkin temyizinde irade bozukluğuna ilişkin konuyu temyize taşıdığından, dava henüz kesinleşmediğinden, mahkemenin irade bozukluğunu hadise şeklinde incelemesini temin eden değişik bozma yapılması görüşünü taşıdığımdan, çoğunluk görüşü belirttiğim şekildeki inceleme isteğimi karşılamadığından, çoğunluk bozma görüşüne katılma imkânı bulamıyorum. KARŞI OY Dava, Türk Medeni Kanunu 166/3. maddesi gereğince açılan boşanma davasına ilişkindir. Taraflar mahkeme huzurunda anlaşmalı olarak boşanmışlar, bundan sonra davalı iradesinin fesada uğratıldığı gerekçesiyle kararı temyiz etmiştir. Özel Dairece, anlaşmalı boşanma yönünde oluşan iradenin karar kesinleşinceye kadar devam etmesi gerektiği, bu nedenle davanın çekişmeli boşanmaya dönüştüğü gerekçesiyle kararın bozulması üzerine Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, anlaşmalı boşanma kararı verildikten sonra herhangi bir sebeple taraflardan birinin kararı temyiz etmesi hâlinde irade fesadı hâllerinin olup olmadığına bakılmaksızın davanın çekişmeli boşanmaya dönüştüğü gerekçesiyle bozma kararı verilip verilemeyeceğine ilişkindir. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında çıkan uyuşmazlık tamamen usulü bir sorundur. O nedenle usul kanunları çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere “Boşanmada yargılama usulü” Türk Medeni Kanunu 184. maddede “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeler Kanunua tabidir.” şeklinde düzenlenmiştir. Sayılan istisnalar içerisinde anlaşmalı boşanma bulunmamaktadır. Bundan başka yine TMK'nın 166/3. maddesinde de açıkça hangi şartlarda anlaşmalı boşanma kararı verilebileceği tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmiştir. TMK'nın 184. maddesi 6100 sayılı HMK'ya yollama yaptığına göre uygulanacak usul hükümleri TMK 166/3. maddeden sonra HMK olacaktır. HMK'nın 311. maddesi “Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir.” demek suretiyle feragat ve kabulün hangi şartlarda geçersiz sayılabileceğini düzenlemiştir. Tarafların mahkeme huzurunda TMK 166/3. maddesinde sayılan şartların tamamında anlaşmak suretiyle boşanma kararı verilmesi hâlinde, tarafların özgür iradeleri ile oluşan bu anlaşmanın bozulabilmesi için ancak taraflardan birinin iradesinin fesada uğratılmış olması gerekmektedir. Anlaşmalı boşanmadan kararından sonra hangi gerekçeyle olursa olsun taraflardan birinin bu beyanından dönmesi hâlinde, davanın çekişmeli boşanmaya döneceğine ilişkin görüşün yasal dayanağı bulunmamaktadır. Diğer yandan, taraflar karardan sonra velâyet ve nafaka gibi ayrı dava konusu olabilecek hususlarda anlaşmadan vazgeçtiğini bildirmesi hâlinde de çekişmeli boşanmadan bahsedilemeyecektir. Zira bu hususların boşanma kararı kesinleştikten sonra her zaman yeni bir dava konusu olabileceği izahtan varestedir. Sonuç itibariyle TMK 166/3. maddesi gereğince anlaşmalı boşanma kararı verildikten sonra tarafların ancak irade fesadı hâllerinin varlığı iddiasıyla kararın bozulmasını isteyebileceği, bu durumda da öncelikle hadise hâlinde irade fesadı olup olmadığının tespitinden sonra bunun sonucuna göre anlaşmalı boşanmadan dönülebileceği, kararın bu gerekçelerle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun bozma gerekçelerine katılmıyorum.

Protokolün Kapsamı

TMK m. 166/3'ün aradığı düzenleme iki ana kategoride toplanır. Birincisi boşanmanın mali sonuçları olup bu kapsamda maddi ve manevi tazminat talepleri (TMK m. 174/1-2) ile yoksulluk nafakası (TMK m. 175) yer alır. İkincisi çocukların durumu olup bu kapsamda ortak çocukların velayetinin kime verileceği, velayeti verilmeyen eş ile çocuklar arasındaki kişisel ilişki ve iştirak nafakasına ilişkin düzenlemeler bulunur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da bu sınıflandırma benimsenmiştir. Bu temel başlıkların yanı sıra soyadı kullanımı ve yargılama giderleri gibi konular da protokole dahil edilebilir; mal paylaşımına ilişkin şartlar ise ihtiyari olarak protokole eklenebilir.

Hâkimin Denetim Yetkisi ve Protokolde Değişiklik

Hâkim protokolü olduğu gibi onaylamak zorunda değildir. TMK m. 166/3 gereğince tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabul edilmesi hâlinde boşanmaya hükmolunur. Taraflardan biri değişikliği kabul etmezse anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Hâkimin denetim alanı özellikle çocukların üstün yararına ve kamu düzenine aykırı bulunan hükümler bakımından işlev görür; uygun bulmadığı hükümleri değiştirebilir ya da taraflardan tamamlama isteyebilir.

Hâkim onaylanmayan anlaşma hukuki sonuç doğurmaz; buna karşın tarafların önerilen değişikliği kabul etmesi hâlinde anlaşma geçerli sayılır ve boşanma kararı verilebilir. Yargıtay HGK E. 2017/1941, K. 2019/475 sayılı kararında bu ilke açıkça benimsenmiş ve onaylanan anlaşma hükümlerinin infazda sorun çıkmaması için mahkeme kararının hüküm fıkrasına aynen aktarılması gerektiği vurgulanmıştır.

Duruşmada hâkim, taraflara boşanma iradelerinin özgürce oluşup oluşmadığını, protokoldeki şartları anlayıp anlamadıklarını ve kabul edip etmediklerini sorar. Nafaka, velayet gibi konularda tam mutabakat sağlandığı teyit edilir; ortak çocuk varsa çocukların üstün yararının gözetilip gözetilmediği özellikle sorgulanır. Tarafların beyanları tutanağa geçirilir. Anlaşmalı boşanmada, diğer boşanma davalarının aksine, TMK m. 166/3 gereği tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı kuralı uygulanmaz; irade beyanları belirleyici önem taşır.

Protokolün Mahkemeye Sunulması

Protokol dava dilekçesiyle birlikte, duruşmadan önce veya duruşma günü mahkemeye sunulabilir; önemli olan hâkimin inceleyebileceği şekilde dosyaya girmesidir. Taraflar yazılı protokol sunabilecekleri gibi, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumuna ilişkin hususları duruşmada sözlü olarak da bildirebilirler; bu durumda sözlü beyanın zapta geçirilmesi ve taraflarca imzalanması gerekir. Protokol için noter onayı zorunlu değildir; tarafların imzalı belgesi doğrudan mahkemeye sunulabilir. Protokolün bağımsız bir geçerlilik süresi de yoktur; mahkemece onaylanıp boşanma kararı kesinleşinceye dek hukuki sonuç doğurmaz.

Eksik veya Hatalı Protokolün Sonuçları

Hâkim, açık olmayan ya da çocukların üstün yararına veya kamu düzenine aykırı hükümler içerdiğini değerlendirdiği protokolü onaylamaz; taraflardan düzeltme veya tamamlama isteyebilir. Bu aşamada tarafların uzlaşamaması hâlinde boşanma kararı verilmeyebilir ya da dava çekişmeli yargılamaya dönüşebilir. Bu sonuç kaçınılmaz bir zorunluluk olarak değil, olası bir risk olarak ortaya konmaktadır.

Karar Kesinleşmeden Önce Protokolden Dönme

TMK m. 166/3 kapsamında, boşanma kararı kesinleşinceye kadar taraflardan birinin anlaşma iradesinden dönmesini engelleyici özel bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/1941, K. 2019/475 sayılı oyçokluğuyla verilen kararının çoğunluk gerekçesinde, taraf anlaşmadan döndüğünde taraflara iddia ve savunmalarını bildirme imkânı verilerek davanın çekişmeli boşanma (TMK m. 166/1-2) olarak sürdürülmesi gerektiği benimsenmiştir. Aynı çoğunluk gerekçesinde, davacıya feragat yoluyla anlaşmayı bozma imkânı tanınırken davalının anlaşmayla sonuna kadar bağlı tutulmasının silahların eşitliği ilkesiyle bağdaşmayacağı da vurgulanmıştır.

Söz konusu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı oyçokluğuyla verilmiş olup karşı oy yazılarını da barındırmaktadır. Karşı oy gerekçelerinde, anlaşmalı boşanma kararı verildikten sonra dönmenin çekişmeli yargılamaya yol açacağı kabulünün açık bir kanuni dayanağı bulunmadığı veya dönme hakkının irade fesadı halleriyle sınırlı tutulması gerektiği ileri sürülmüştür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de oyçokluğuyla verdiği kararlarda, hüküm kesinleşinceye kadar irade beyanından dönülmesi halinde anlaşmalı boşanma hükmünün geçersiz kalacağını ve davanın çekişmeli boşanma olarak sürdürülmesi gerektiğini benimsemiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2014/16742, K. 2015/3297Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2014/16742 E.  ,  2015/3297 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İstanbul 2. Aile Mahkemesi TARİHİ :15.04.2014 NUMARASI :Esas no:2013/851 Karar no:2014/322 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçlan, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Anlaşmanın bozulması ile anlaşmalı boşanma hükmü bütünüyle geçersiz hale gelir (HUMK m. 439/2). Bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istekhalinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.02.03.2015 (Pzt.) KARŞI OY YAZISI Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince tarafların boşanmalarına karar verilmiş, davalı, kararın esasını temyiz etmemiş; davacı lehine hükmedilen yoksulluk nafakası ile ve çocuk için hükmedilen iştirak nafakasının miktarını temyize getirmiştir. Sayın çoğunluk, temyize getirilen bölümlerle sınırlı olarak inceleme yapmayıp, bu halde anlaşmalı boşanma kararının bütünün bozulduğunu kabul etmekte ve davaya bundan sonra “çekişmeli boşanma” olarak devam edilmek üzere hükmü bozmaktadır. Kanunda öngürülen şekil ve şartlara uygun olarak verilen anlaşmalı boşanma kararının esasını temyiz etmeyen davalının, onun fer’ileri olan nafakalara yönelik temyiz isteğinin incelenmesi mümkün bulunmamaktadır. Çünkü taraflar, aralarında düzenledikleri protokolü hakime sunmuşlar, duruşmada hakim tarafından bizzat dinlenmişler, “protokol şartları çerçevesinde boşanmalarına karar verilmesini” istemişler, iradelerinin serbestçe açıklandığı konusunda hakim kanaate ulaşmış, yaptıkları düzenlemede de, tarafların ve çocukların menfaatine uygun olmayan bir husus görülmemiş ve sonucunda iradelerine uygun olarak boşanmalarına karar verilmiştir. Artık bundan sonra, davalının, kararın esasına itiraz etmeyip, hükmün nafakalara ilişkin bölümlerinin bozulmasını istemesi, karara vücut veren irade beyanının bölünmesi anlamına gelir. Oysa, anlaşmalı boşanmaya esas alman irade beyanı bölünemez. Bu bakımdan, kararın esasını temyiz etmeyen davalının, onun yan sonuçlarına ilişkin bölümlerini temyiz etmeye de hakkı yoktur. Kaldı ki, tarafların irade birliğini esas alan bir boşanma kararının, her ikisinin temyizinin varlığı halinde bozulabileceği kabul edilebilir ise de; kanunda öngörülen şekil ve şartlara uygun olarak anlaşmalı boşanma kararın oluştuktan sonra, taraflardan sadece birinin buradaki irade beyanından (davaya son veren bir taraf işlemi niteliğinde olmadıkça) tek taraflı olarak dönme hakkı dahi yoktur. Anlaşmalı boşanmayı, yasal bozma sebeplerinin hiç biri bulunmadığı halde, taraflardan birinin hüküm kesinleşinceye kadar iradi olarak bozabileceğinin kabul edilmesi, Türk Medeni Kanunun 166/3. maddesiyle getirilen düzenleme ile bağdaşmaz ve her türlü kötüye kullanmalara kapı açar. O nedenle, boşanmaya esas alman irade beyanındaki sakatlık halleri ve protokolde kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırılık bulunmadıkça taraflardan birinin, karar oluştuktan sonra varılan anlaşmayı tek taraflı olarak bozma hakkının bulunduğu kabul edilemez. Yasal bozma sebepleri (HUMK. m. 428) dışında kararın esasına itiraz etme hakkı olmayanın, onun yan sonuçlarına ilişkin bölümlerine itiraz edebileceği de kabul edilemez. Öte yandan, davalının, anlaşmalı boşanma kararının esasını temyiz etmeksizin, onun fer'ileri olan nafakalara ilişkin bölümünün bozulmasını istemesi, hakkın açıkça kötüye kullanılması niteliğindedir, korunamaz. (TMK. m. 2, HMK. m. 29/1) Bu durumda, davacının boşanmanın fe’ileri olan nafaka ve tazminata yönelik temyiz isteğinin incelenmesine olanak bulunmadığından temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmiyorum.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2014/16812, K. 2015/3298Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2014/16812 E.  ,  2015/3298 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kayseri 2. Aile Mahkemesi TARİHİ :21.01.2014 NUMARASI :Esas no:2014/56 Karar no:2014/60 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Anlaşmanın bozulması ile anlaşmalı boşanma hükmü bütünüyle geçersiz hale gelir (HUMK m. 439/2). Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.10.02.2015(Salı) KARŞI OY YAZISI Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince tarafların boşanmalarına karar verilmiş, davacı, kararın esasını temyiz etmemiş; nafaka ve tazminat yönünden bozulmasını istemiştir. Kanunda öngürülen şekil ve şartlara uygun olarak verilen anlaşmalı boşanma kararının esasını temyiz etmeyen davacının, onun fe'ileri olan nafaka ve tazminat bölümüne yönelik temyiz isteğinin incelenmesi mümkün bulunmamaktadır. Çünkü taraflar, aralarında düzenledikleri protokolü hakime sunmuşlar, duruşmada hakim tarafından bizzat dinlenmişler, "protokol şartları çerçevesinde boşanmalarına karar verilmesini" istemişler, iradelerinin serbestçe açıklandığı konusunda hakim kanaate ulaşmış, yaptıkları düzenlemede de, tarafların ve çocukların menfaatine uygun olmayan bir husus görülmemiş ve sonucunda iradelerine uygun olarak boşanmalarına karar verilmiştir. Artık bundan sonra, davacının, tazminat ve nafakaya ilişkin beyanının korkutma ve baskı altında olduğunu ileri sürmesi ve boşanma kararının esasasına itiraz etmeyip, hükmün bu bölümlerinin bozulmasını istemesi, bozulmasını istediği bölümler bakımından, " irade beyanımdan dönüyorum" anlamına gelir. Oysa, tarafların irade birliğini esas alan bir boşanma kararına vücut veren "boşanma ve fe'ilerine" ilişkin irade beyanı bir bütündür, bölünemez. Bölünebileceğinin kabulü diğer tarafa da, anlaşmalı boşanmadan dönme hakkı sağlar. Taraflardan birinin, kanunda öngörülen şekil ve şartlara uygun olarak anlaşmalı boşanma kararı oluştuktan sonra, bundan tek taraflı olarak dönme hakkı bulunmamaktadır. Taraflardan biri, irade beyanı ile kendisini bağlı sayarken, diğer tarafın bununla bağlı sayılmaması ise, anlaşmalı boşanmanın esası ile bağdaşmaz. Bu bakımdan davacının boşanma kararının esasına temyiz etmeksizin, onun ferileri olan nafaka ve tazminatlara ilişkin bölümünün bozulmasını istemesi dürüst bir tutum değildir. (TMK. m. 2, HMK. M. 29/1) Bu durumda, davacının boşanmanın fe'ileri olan nafaka ve tazminata yönelik temyiz isteğinin incelenmesine olanak bulunmadığından temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma kararma iştirak etmiyorum.

Kararın Kesinleşmesinden Sonra Protokolün Bağlayıcılığı

Boşanma kararı kesinleştikten sonra taraflar protokolden tek taraflı olarak dönemez; onaylanan hükümler taraflar bakımından bağlayıcılık taşır ve kesinleşen hüküm tek taraflı irade beyanıyla değiştirilemez. Kanun koyucu, değişen koşullar için özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu çerçevede TMK m. 176/3 gereğince, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde artırılabilir ya da azaltılabilir. Ortak çocuklara ilişkin olarak ise TMK m. 182/2 uyarınca mahkeme, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi halinde çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini kararında ihtar eder.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
Madde 182 – Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 2. Durumun değişmesi

Nafaka ve Tazminata İlişkin Özel Düzenlemeler

Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez (TMK m. 176/1). İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar. Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hallerinde ise mahkeme kararıyla kaldırılır (TMK m. 176/2). Hâkim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir (TMK m. 176/4). Kanunda yer alan bu uyarlama ve sona erme kuralları irat biçimindeki ödemeler için düzenlenmiştir.

Boşanmaya karar verilirken mahkeme, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının görüşünü aldıktan sonra ana ve babanın haklarını ve çocukla olan kişisel ilişkilerini düzenler (TMK m. 182/1). Velayeti verilmeyen eşin çocukla kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas alınır; bu eş çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır (TMK m. 182/3). Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde hükmedilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini de karara bağlayabilir (TMK m. 182/4).

Protokol Hükümlerinin İnfazı

Onaylanan protokole uyulmaması durumunda icra takibine başvurulabilir; ancak infaz kabiliyeti kararın hüküm fıkrasına bağlıdır. İlamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümüdür ve hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur. Ne icra dairesi ne de icra mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleyemez.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/2300, K. 2018/5970Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2018/2300 E.  ,  2018/5970 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan ilamlı takipte borçlu icra mahkemesine başvurusunda; takip dayanağı ilamda nafakanın arttrılmasına dair bir hüküm olmamasına rağmen, takipte 2013, 2014, 2015 yılı işlemiş nafakaların ve devam eden nafakanın arttrılmış miktar üzerinden talep edildiğini, artışın ve arttırılmış miktar üzerinden işlemiş faizlerin ve işleyecek nafaka miktarının ilama aykırı olması nedeniyle takibin ve icra emrinin iptalini talep etmiştir. Mahkemece dayanak ilama konu boşanma davasında sunulan boşanma protokolünde artış hükmünün bulunduğu, bu protokolün mahkemece onaylandığı gerekçesiyle protokol kapsamında nafakanın arttırılmış miktardan talep edilebileceğinden şikayetin reddine karar verilmesi üzerine ;hüküm borçlu tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun 06.02.2013 tarih 2012/12-603 Esas, 2013/211 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere "İlamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümüdür. Diğer bir anlatımla, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur." İcra Mahkemesi, ilamın hüküm fıkrasının aynen uygulanmasını denetlemekle görevli olup, gerek icra dairesi ve gerekse icra mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleyemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.10.1997 gün ve E:1997/12-517, K:1997/776; 22.03.2006 gün ve E:2006/12-92, K:2006/85; 25.06.2008 gün ve E:2008/12-451, K:2008/453; 03.03.2010 gün ve E:2010/12-124, K: 2010/110 sayılı ilamları) Somut olayda; takip dayanağı boşanma ilamında ''dava tarihinden kararın kesinleşmesine kadar tedbir, kesinleşmeden sonra iştirak nafakası olarak devam etmek üzere müşterek çocuk için aylık 1400,00 TL nafaka takdirine ''karar verilmiş, takipte ise 2012 Nisan ayından itibaren aylık 1400,00 TL üzerinden, 2013 yılı nafakasının aylık 1540,00 TL'den, 2014 yılı nafakasının 1694,00 TL 'den, Haziran 2015 yılı ve devam eden aylar nafakasının ise aylık 1863,00 TL üzerinden talep edildiği görülmektedir. Takip konusu ilama konu anlaşmalı boşanma davasında tarafların sundukları boşanma protokolünün 8.bendinde müşterek çocuk için aylık 1400 TL iştirak nafakasına hükmedildiği, 9. bendinde ise iştirak nafakasının her yıl % 10 arttırılacağının kararlaştırıldığı, maddi manevi tazminat, yoksulluk nafakası taleplerinin olmadığı, müşterek çocuğun velayetinin anneye verilerek baba ile şahsi ilişki günlerinin belirlendiği görülmekte ise de; protokolde belirtilen nafakanın artış hükmü dışındaki tüm hususların hükme bağlandığı, nafaka artış hükmünün ise ilamın hüküm bölümüne yazılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda ilamların aynen infaz edileceği, İcra Mahkemesi'nin ilamın hüküm fıkrasını yorum yoluyla değiştiremeyeceği,ilamın hüküm kısmında müşterek çocuk için aylık 1400,00 TL nafakaya hükmedildiği, protoldeki artış hükmünün ilama bağlanmadığı, protokolün hüküm fıkrasına göre sınırlandırıldığı, hüküm bölümüyle sınırlı olarak infaz yapılacağından %10 artış oranı uygulanarak bulunan aylık nafaka miktarının talep edilemeyeceğinin kabulü gerekir. O halde Mahkemece, aylık 1400,00 TL üzerinde nafaka talep edilebileceği kabulü ile %10 artış hükmüne göre ile istenilen asıl alacak ve fer'ileri yönünden icra emrinin iptali ve devam eden aylar nafakasının da 1400,00 TL olarak talep edilebileceğinden bu miktar üzerindeki kısmın iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hüküm fıkrasında açıkça bir ödemeye değil de belirli bir edime hükmedilmişse, o kararın doğrudan ilamlı icra yoluyla infazı mümkün olmayabilir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12280, K. 2023/4024 sayılı kararında şu somut tespiti yapmıştır: emekli maaşının çekilmesi için vekaletname düzenlenmesine ilişkin bir protokol hükmü, maaşın doğrudan karşı tarafa ödenmesini sağlayan bir hüküm niteliği taşımamakta ve icra müdürlüğünce doğrudan infaz edilememektedir. Taleple bağlılık ilkesi gereğince icra mahkemesi en fazla talep edilen kadar karar verebilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12280, K. 2023/4024Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2022/12280 E.  ,  2023/4024 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1069 E., 2022/1721 K. HÜKÜM/KARAR : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 16. İcra Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/68 E., 2022/302 K. Taraflar arasındaki memur muamelesini şikayetten dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın alacaklı ile borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı ile borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Şikayetçi borçlu vekili dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine başlatılan ilamlı takipte, dayanak ilamda müvekkilinin 1.000 TL nafaka ödemesine karar verildiğini, ilamda emekli maaşının alacaklıya ödenmesine yönelik hüküm olmadığını, bu hususta sadece borçlunun vekaletname vermesine ilişkin bir karar bulunduğunu, müvekkilinin protokolle vekaletname vermeyi kabul ettiğini ancak vermediğini, bu husustaki hükmün infaz kabiliyeti olmadığını, dosyada tahakkuk eden nafaka alacağının çok üstünde tahsilat yapıldığını belirterek, hukuka aykırı işlemin kaldırılması istemli 10.05.2019 tarihli taleplerinin reddine yönelik 05.07.2019 tarihli müdürlük kararının kaldırılmasına, emekli maaşı üzerindeki haczin aylık 1.000 TL nafaka ile sınırlı hale getirilmesine, nafakanın başladığı tarih olan 23.07.2004 ile şikayet tarihi olan 11.07.2019 arasındaki nafaka borcu hesaplanarak nafaka borcundan fazla yapılan tahsilatların müvekkiline iadesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; borçlunun Ankara 10. Aile Mahkemesinin 09.09.2004 tarihli duruşmasında SSK emekli maaşını müvekkiline vermeyi kabul ettiğini, takip dayanağı ilam ve ekindeki protokolde borçlunun SSK emekli maaşının alacaklıya verilmesinin tereddüte yer vermeyecek açıklıkta nafaka dışında hüküm altına alındığını, borçlu tarafından Aile Mahkemesinde nafakanın kaldırılması talebi ile açılan davanın derdest olduğunu, borçlunun şikayetinin derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini, nafaka alacağının Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 2005/5857 E. sayılı dosyası ile takibe konulduğunu, borçlunun ilam gereği vekaletname verme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle şikayete konu takibin başlatıldığını, Aile Mahkemesince verilen kararın İcra Mahkemesince kaldırılamayacağını belirterek şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; takibe konu Ankara 10. Aile Mahkemesinin 2004/1304 Esas ve 2004/857 Karar sayılı ilamı ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocuk için iştirak nafakasına ve davalı için yoksulluk nafakasına hükmedildiği, ayrıca "Davalının SSK Kurumundan bağlanacak emekli maaşının, davacı tarafından çekilmesi ve kullanılmasını teminen, davalının emekli maaşının bankadan çekilmesi için gerekli yetkileri içerir vekaletnameyi Noter'den düzenleyerek davacıya vermesine" hükmünün yer aldığı, taraflar arasındaki çekişmenin kararda yer alan bu hükme ilişkin olduğu, ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, hükmün içeriğinin aynen infazı gerektiği, sınırlı yetkili icra mahkemesinin ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleme yetkisine sahip olmadığı, emekli maaşının davalı tarafından çekilmesi için vekaletname düzenlenmesine ilişkin hükmün incelenmesinde, açık ve net bir şekilde infaz kabiliyeti olmadığı, şikayetçinin doğrudan emekli maaşının davalıya verilmesine ilişkin bir hüküm içermediği, icra müdürlüğü tarafından doğrudan infaz edilmesinin mümkün olmadığı , müdürlükçe şikayetçinin emekli aylığının haczedilmesi işleminin hukuka aykırı olduğu, ancak taleple bağlılık ilkesinin dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle şikayetin kısmen kabulü ile 05.07.2019 tarihli müdürlük kararının iptaline, şikayetçinin emekli maaşı üzerindeki 1.000,00 TL'yi aşan kısmın haczinin kaldırılmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı ile borçlu istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Alacaklı vekili istinaf dilekçesinde; davanın temelinin anlaşmalı boşanma protokolüne dayandığını, icra mahkemesinin görevsiz olduğunu, şikayetin süreden reddi gerektiğini, emekli maaşı üzerindeki haczin kaldırılması için davacı yanca Aile Mahkemesinde açılan davanın reddedildiğini, istirdat konusunda icra mahkemesinin görevli olmadığını, emekli maaşının… tarafından çekilmesi ve kullanılmasının ise nafaka hükmünün dışında ayrı bir hüküm maddesi ile karara bağlandığını, ilamda emekli maaşının müvekkiline ödenmesine dair ayrı bir hüküm olduğunu, icra mahkemesinin aile mahkemesi hükmünü ortadan kaldırma yetkisi olmadığını, dayanak ilamın hüküm kısmının infaz kabiliyeti olmadığına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu iddia etti. Borçlu vekili istinaf dilekçesinde; dayanak ilamda 1981 doğumlu müşterek çocuk için 500 TL, davalı için 500 TL nafakaya hükmedildiğini, ilamda emekli maaşının davalıya aidiyetine dair hüküm olmadığını, icra takibinde sadece eş… Ekiz’in alacaklı olduğunu, şikayete konu takibi ilkin nafaka alacağının tahsili olarak düşündüklerini, dava sırasında davalının nafaka alacağı için Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 2005/5857 E. sayılı dosyasında ayrı bir takip başlattığını öğrendiklerini, dava dilekçesinde eş ve çocuk için toplam 1.000 TL nafaka hükmedildiğine vurgu yaptıklarını, 1.000 TL diye bir kabul olmadığını, davalıya ödenmesine hükmedilen nafakanın aylık 500TL olduğunu, mahkeme kararında haczin çocuğa ödenecek nafakayı da katacak şekilde 1.000 TL ile sınırlı tutmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu , sosyal güvenlik hakkının devredilemeyeceğini, bu haktan vazgeçilemeyeceğini iddia ederek kararın kaldırılmasına, müvekkilinin emekli maaşı üzerindeki tüm hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini, aksi kanaat halinde ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak talepleri gibi karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; alacaklı tarafından borçlu aleyhine boşanma kararına dayalı ilamlı takip başlatıldığı, şikayete konu takibin konusunun nafaka alacağı olmadığı, boşanma ilamında nafakaya hükmedildikten sonra "c" bendi ile "davalının SSK kurumundan bağlanacak emekli maaşının davacı tarafından çekilmesi ve kullanılmasını teminen davalının emekli maaşının bankadan çekilmesi için gerekli yetkileri içerir vekaletnameyi noterden düzenleyerek davacıya verilmesine" ilişkin kısmın infazı için şikayete konu takibin başlatıldığı, hükmün bu kısmının doğrudan ödemeye ilişkin bir karar olmadığından ilamlı takip yoluyla doğrudan infaz kabiliyetinin olmadığı, ancak borçlu şikayet dilekçesinde talep kısmında emekli maaşı üzerindeki haczin mahkeme ilamına uygun şekilde cari aylık 1.000 TL nafaka ile sınırlı hale getirilmesini talep etmiş olmakla, taleple bağlılık ilkesi gereğince en fazla talep gibi karar verilebileceği, dosya kapsamı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu, alacaklı temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Alacaklı vekili temyiz dilekçesinde; davanın temelinin anlaşmalı boşanma protokolüne dayandığını, icra mahkemesinin görevsiz olduğunu, şikayetin süreden reddi gerektiğini, emekli maaşı üzerindeki haczin kaldırılması için davacı yanca Aile Mahkemesinde açılan davanın reddedildiğini, istirdat konusunda icra mahkemesinin görevli olmadığını, emekli maaşının… tarafından çekilmesi ve kullanılmasının ise nafaka hükmünün dışında ayrı bir hüküm maddesi ile karara bağlandığını, ilamda emekli maaşının müvekkiline ödenmesine dair ayrı bir hüküm olduğunu, boşanma davasında gerçekleşen beyanların mahkeme içi ikrar ve kesin delil olduğunu, dayanak ilamın hüküm kısmının infaz kabiliyeti olmadığına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu iddia etti. Borçlu vekili temyiz dilekçesinde; dayanak ilamda 1981 doğumlu müşterek çocuk için 500 TL, davalı için 500TL nafakaya hükmedildiğini, ilamda emekli maaşının davalıya aidiyetine dair hüküm olmadığını, icra takibinde sadece eş… Ekiz’in alacaklı olduğunu, şikayete konu takibi ilkin nafaka alacağının tahsili olarak düşündüklerini, dava sırasında davalının nafaka alacağı için Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 2005/5857 E. sayılı dosyasında ayrı bir takip başlattığını öğrendiklerini, dava dilekçesinde eş ve çocuk için toplam 1000TL nafaka hükmedildiğine vurgu yaptıklarını, 1.000 TL diye bir kabul olmadığını, davalıya ödenmesine hükmedilen nafakanın aylık 500TL olduğunu, mahkeme kararında haczin çocuğa ödenecek nafakayı da katacak şekilde 1.000 TL ile sınırlı tutmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, sosyal güvenlik hakkının devredilemeyeceğini, bu haktan vazgeçilemeyeceğini iddia ederek kararın bozulmasını talep etti. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, memur muamelesini şikayete ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 2004 sayılı İİK'nın 16. maddesi 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraflarca temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken 179,90'ar TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenlerden tahsiline, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Anlaşmalı boşanma için evlilik ne kadar sürmüş olmalıdır?

TMK m. 166/3 uyarınca evliliğin en az bir yıl sürmüş olması zorunludur. Bu süre dolmadan açılan davada anlaşmalı boşanma koşulları sağlanmamış olur.

Protokol için noter onayı gerekli midir?

Anlaşmalı boşanma protokolü için noter onayı zorunlu değildir. Eşler tarafından imzalanan protokol doğrudan mahkemeye sunulabilir veya duruşmada hâkime sözlü olarak beyan edilip tutanağa geçirilerek imzalanabilir. Noter onayı yalnızca belgenin düzenlenme sürecine ilişkin ihtiyari bir tercihtir.

Hâkim protokolü değiştirirse ne olur?

Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişiklikler taraflarca kabul edilirse boşanma kararı verilir. Taraflardan biri değişikliği kabul etmezse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez.

Karar kesinleşmeden önce taraf protokolden dönebilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/1941, K. 2019/475 sayılı kararının çoğunluk gerekçesine göre, hüküm kesinleşinceye kadar taraflardan birinin anlaşma iradesinden dönmesini engelleyen yasal bir hüküm bulunmamaktadır; taraf anlaşmadan döndüğünde mahkemenin taraflara iddia, savunma ve delillerini sunma imkânı tanıyarak davaya çekişmeli boşanma olarak devam etmesi gerekir. Buna karşın kararda yer alan karşı oylarda dönme hakkının sınırları tartışılmış olup boşanma kararı kesinleştikten sonra ise tek taraflı dönme imkânı bulunmamaktadır.

Protokol hükmü mahkeme kararının hüküm fıkrasına alınmazsa icra edilebilir mi?

İlamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümü olduğundan hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur ve icra mercileri bu bölümü yorum yoluyla belirleyemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihadında onaylanan protokol hükümlerinin infazda tereddüt yaratmaması için hüküm fıkrasına aynen aktarılması gerektiği belirtilmiştir. Örneğin protokolde yer almasına rağmen hüküm fıkrasına yazılmayan bir nafaka artış şartı ilamlı takibe konu edilemez; infaz yalnızca hüküm fıkrasındaki miktarla sınırlı kalır.

Kesinleşmiş protokoldeki nafaka veya velayet hükmü sonradan değiştirilebilir mi?

Kesinleşmiş protokol hükümleri tek taraflı iradeyle değiştirilemez. Ancak irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka veya maddi tazminat, TMK m. 176/3 uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi halinde mahkemece artırılabilir ya da azaltılabilir. Velayet ve kişisel ilişki konusunda ise TMK m. 182/2 gereğince mahkeme, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi halinde çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder; ayrıca TMK m. 183 uyarınca ana veya babanın yeniden evlenmesi, başka yere gitmesi ya da ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hâkim re'sen veya talep üzerine önlem alır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 183Kaynağı aç
Madde 183- Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır. D. Boşanmada yargılama usulü
Taraflar anlaşmalarını sözlü olarak da bildirebilir mi?

Evet. Taraflar boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumuna ilişkin düzenlemelerini mahkemeye yazılı protokol olarak sunabilecekleri gibi duruşmada sözlü olarak da bildirebilirler. Sözlü beyan hâlinde bu bildirimin zapta geçirilmesi ve taraflarca imzalanması gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu