Anlaşmalı Boşanma Protokolünden Dönme ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Anlaşmalı Boşanma Protokolünden Dönme ve Hukuki Sonuçları

Anlaşmalı boşanma protokolü imzalanmış olsa dahi eşlerin bu anlaşmadan ve boşanma iradesinden dönmeleri hukuken mümkündür. Türk hukukunda anlaşmalı boşanma kararı verilip bu karar kesinleşinceye kadar tarafların boşanmanın mali sonuçları ile ortak çocukların velayet ve kişisel ilişki düzenine dair irade beyanlarından rücu etmelerini engelleyen bir yasal hüküm bulunmamaktadır. Mahkemece onaylanıp kesinleşmemiş bir protokol, tek başına tarafları boşanmaya zorlamaz ve bağlayıcılık kazanmaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/20698, K. 2018/8060Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/20698 E.  ,  2018/8060 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı kadın Türk Medeni Kanunu'nun 166/1 maddesine dayalı olarak boşanma davası açmış, tahkikat aşamasında taraflar anlaşmış, 14.10.2015 tarihli protokolü dosyaya sunmuşlar, mahkemece tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesine göre boşanmalarına karar verilmiş ve hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak boşanma davasının çekişmeli boşanma davası olarak sürdürülüp gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.06.2018 (Pzt.)
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2014/20356, K. 2015/4635Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2014/20356 E.  ,  2015/4635 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Antalya 5. Aile Mahkemesi TARİHİ :03.06.2014 NUMARASI :Esas no:2014/413 Karar no:2014/485 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Anlaşmanın bozulması ile anlaşmalı boşanma hükmü bütünüyle geçersiz hale gelir (HUMK m. 439/2). Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.16.03.2015(Pzt.) …/… KARŞI OY YAZISI Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince tarafların boşanmalarına karar verilmiş, davacı, kararın esasını temyiz etmemiş; nafaka, tazminat ve katkı payı yönünden bozulmasını istemiştir. Kanunda öngürülen şekil ve şartlara uygun olarak verilen anlaşmalı boşanma kararının esasını temyiz etmeyen davacının, onun fe'ileri olan nafaka ve tazminat bölümüne yönelik temyiz isteğinin incelenmesi mümkün bulunmamaktadır. Çünkü taraflar, aralarında düzenledikleri protokolü hakime sunmuşlar, duruşmada hakim tarafından bizzat dinlenmişler, "protokol şartları çerçevesinde boşanmalarına karar verilmesini" istemişler, iradelerinin serbestçe açıklandığı konusunda hakim kanaate ulaşmış, yaptıkları düzenlemede de, tarafların ve çocukların menfaatine uygun olmayan bir husus görülmemiş ve sonucunda iradelerine uygun olarak boşanmalarına karar verilmiştir. Artık bundan sonra, davacının, tazminat, nafaka ve mal rejimine ilişkin beyanının kokutma ve baskı altında olduğunu ileri sürmesi ve boşanma kararının esasasına itiraz etmeyip, hükmün bu bölümlerinin bozulmasını istemesi, bozulmasını istediği bölümler bakımından, " irade beyanımdan dönüyorum" anlamına gelir. Oysa, tarafların irade birliğini esas alan bir boşanma kararına vücut veren "boşanma ve fe'ilerine" ilişkin irade beyanı bir bütündür, bölünemez. Bölünürse anlaşmalı boşanmanın esası bozulur ve diğer tarafa da, anlaşmalı boşanmadan dönme hakkı sağlar. Diğer tarafın herhangi bir temyizi bulunmamaktadır. Taraflardan biri, irade beyanı ile kendisini bağlı sayarken, diğer tarafın bununla bağlı sayılmaması ise, anlaşmalı boşanmanın esası ile bağdaşmaz. Bu bakımdan davacının boşanma kararının esasına temyiz etmeksizin, onun fer'ileri olan nafaka ve tazninatlara ilişkin bölümünün bozulmasını istemesi dürüst bir tutum değildir. (TMK. m. 2, HMK. M. 29/1) Bu durumda, davacının boşanmanın fe'ileri olan nafaka ve tazminata yönelik temyiz isteğinin incelenmesine olanak bulunmadığından tamyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onunmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmiyorum.

Anlaşmalı Boşanmanın Şartları ve Protokolün Hukuki Niteliği

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin mahkemeye birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi zorunludur. Anlaşmalı boşanma protokolü, evliliğin sona erdirilmesi sürecinde tarafların boşanmanın tüm mali sonuçları ve varsa müşterek çocukların velayeti ile durumu üzerinde vardıkları mutabakatı yazılı olarak tespit eden belgedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Anlaşmalı boşanma davasında tarafların vekil ile temsil edilmesi yasal olarak mümkündür ve avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır; ancak yalnızca avukat aracılığıyla beyanda bulunulması boşanma kararı için yeterli görülmez. Kanun gereğince hâkimin iradelerin serbestçe açıklandığına bizzat kanaat getirmesi gerektiğinden, tarafların duruşmada hazır bulunarak dinlenilmeleri zorunludur.

Duruşma Aşamasında Protokolden Rücu ve Hukuki Etkileri

Dava açıldıktan sonra duruşma gününe kadar mahkemeye sunulacak yazılı bir vazgeçme dilekçesiyle veya bizzat duruşma salonunda sözlü beyanda bulunularak protokol şartlarından ve anlaşmalı boşanma iradesinden dönülebilir. Taraflardan birinin duruşma sırasında anlaşmalı boşanmaktan vazgeçtiğini bildirmesi üzerine hâkim o celsede anlaşmalı boşanma kararı veremez.

Duruşma sırasında tarafların protokol maddeleri üzerinde uyuşmazlığa düşmeleri veya hâkimin tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek önerdiği değişiklikleri kabul etmemeleri durumunda, uyuşmazlık anlaşmalı boşanma vasfını kaybeder ve çekişmeli boşanma davasına dönüşür.

Duruşmaya Katılmama Durumunda Davanın Çekişmeliye Dönüşmesi

Anlaşmalı boşanma yargılamasında eşlerden birinin duruşmaya katılmaması hâlinde mahkemece anlaşmalı boşanmaya hükmedilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/15295 Esas ve 2016/6842 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davalının ön inceleme duruşmasına gelmemesi durumunda dava delil bildirilmediği gerekçesiyle reddedilemez; davanın çekişmeli boşanma olarak sürdürülmesi gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/15295, K. 2016/6842Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2015/15295 E.  ,  2016/6842 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Taraflar birlikte imzaladıkları dava dilekçesiyle anlaşmalı boşanma talebinde bulunmuşlar, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davalı erkek ön inceleme duruşmasına katılmamış, davacı kadın ise duruşmaya gelerek anlaşmalı boşanmak istediğini, bu sebeple delil bildirmediğini beyan etmiştir. Mahkemece tahkikat aşamasına son verilerek sözlü yargılama aşamasına geçilmesine karar verilmiş ve aynı celse erkeğin duruşmaya gelmemesi ve davacı kadının delil bildirmemesi gerekçe gösterilerek kadının ispatlanamayan davasının reddine karar verilmiştir. Bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Dava dilekçesi davalı erkeğe tebliğ edilerek, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesi aşamasının tamamlanması, ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.05.04.2016(Salı)
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/2977, K. 2013/17798Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2013/2977 E.  ,  2013/17798 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tekirdağ Aile Mahkemesi TARİHİ :13.12.2012 NUMARASI :Esas no:2011/684 Karar no:2012/867 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, anlaşmalı boşanma talebiyle açılmış, davalının duruşmaya gelmemesi nedeniyle anlaşmalı boşanma gerçekleşmemiş ve dava çekişmeli boşanmaya dönüşmüştür. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacıdan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/1-e maddesi uyarınca iddiasının dayanağı olan vakıa açıklamalarını içerir şekilde dilekçe istenilmesi ve karşılıklı olarak dilekçe teatileri yapılarak ön inceleme işlemleri tamamlanıp tahkikata geçilmesi gerekirken bu işlemler yapılmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.18.06.2013(Salı)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2013/2977 Esas ve 2013/17798 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, duruşmaya gelinmemesi sebebiyle davanın çekişmeli boşanmaya dönüşmesi halinde mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca davacıdan vakıa açıklamalarını içeren dilekçe istenmeli, karşılıklı dilekçeler teatisi tamamlanarak ön inceleme ve tahkikat aşamaları usulünce yürütülmelidir.

Karar Verildikten Sonra Kesinleşmeye Kadar Protokolden Dönme

Aile mahkemesince anlaşmalı boşanma kararı verilmiş olsa dahi, hüküm tebliğ edildikten sonra işleyen iki haftalık yasal kanun yolu süresi içerisinde kararın istinaf edilmesi veya temyize götürülmesi anlaşmadan dönüldüğünü gösterir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/24006 Esas, 2018/10507 Karar ve 2021/8338 Esas, 2021/7386 Karar sayılı içtihatlarında vurgulandığı üzere, davacının veya davalının hükmü kanun yoluna taşıması anlaşmalı boşanma yönündeki iradeden rücu niteliğindedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/24006, K. 2018/10507Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/24006 E.  ,  2018/10507 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından hükmün tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesine göre boşanmalarına karar verilmiştir. Hüküm kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" (TMK m.166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Açıklanan sebeple usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak boşanma davasının çekişmeli boşanma davası olarak sürdürülüp gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 03.10.2018(Çrş.)
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/8338, K. 2021/7386Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2021/8338 E.  ,  2021/7386 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: İlk derece mahkemesince davanın reddine dair tesis edilen hükme karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş, bölge adliye mahkemesi davalı kadının istinaf talebinin kabulüyle kadın yararın tedbir nafakasına hükmetmiş, davacı erkeğin istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, davacı erkeğin kararı temyiz etmesi üzerine Dairemizin 22.01.2021 tarihli ilamıyla tarafların sunduğu anlaşmalı boşanma protokolü gözetilerek karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesşnce bozma ilamına uyularak tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesi uyarınca boşanmalarına hükmedilmiş, anılan hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davalının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesi anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde anlaşmalı boşanma davasının "Çekişmeli boşanma" (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir. Bölge adliye mahkemesince dosya kapsamında toplanan tüm deliller değerlendirilerek davanın kaldığı yerden çekişmeli boşanma davası olarak devam edilerek ve gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, oybirliğiyle karar verildi. 19.10.2021 (Salı)

Kanun yolu aşamasında taraflardan birinin anlaşmadan rücu ettiğinin anlaşılması üzerine verilen karar kaldırılarak veya bozularak dava çekişmeli boşanma olarak devam etmek üzere yerel mahkemeye gönderilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2014/20356 Esas, 2015/4635 Karar sayılı kararında açıklandığı gibi, mahkemece taraflara vakıalarını ve delillerini bildirmeleri için süre tanınmalı, dilekçelerin teadülü sağlanmalı ve toplanan delillere göre Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları çerçevesinde hüküm kurulmalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/20799, K. 2012/21047Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2011/20799 E.  ,  2012/21047 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kahramanmaraş l. Aile Mahkemesi TARİHİ :30.06.2011 NUMARASI :Esas no:2011/419 Karar no:2011/592 Taraflar arasındaki "boşanma" davalarının birleştirilek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-davalı (koca) tarafından, temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 11.09.2012 günü temyiz eden davacı- karşı davalı T.. K.. geldi. Karşı taraf davalı-karşı davacı H..F..K.. ile vekili gelmedi. Lüzum üzeri davacı-karşı davalı T.. K..'den soruldu: "Biz her ne kadar anlaşmalı boşanma talebinde bulunmuş ve mahkemece de bu yönde karar verilmiş ise de ben anlaşmalı boşanma talebimden vazgeçiyorum benim davama çekişmeli olarak devam edilmesini ve kararın yargılamaya bu şekilde devam edilmesi bakımından bozulmasını istiyorum" dedi. Beyanı okundu imzası alındı. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Dosyadaki yazılara, kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle taraf asillerin 30.06.2011 tarihli oturumda boşanma ve fer'ilerinde anlaşmış olmaları üzerine karar verilmiş olmasına göre davacı- davalı (koca)'nın, kadının davasının kabulü ile verilen boşanma kararına ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Tarafların karşılıklı olarak açtıkları Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine dayanan boşanma davaları birleştirilerek görülmüş, 30.06.2011 tarihli oturumda anlaşmaları üzerine Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmaları yönünde hüküm tesis edilmiştir. Davalardan biri reddedilmeyip, anlaşmalı boşanma kararı verildiğine göre, her iki davanın kabulü suretiyle boşanma kararı verildiği kabul edilmelidir. Bu şekilde Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davacı-davalının anlaşmalı boşanma hükmünü temyiz etmesi davadan açıkça feragat etmedikçe anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olup, bu halde kocanın davasının "çekişmeli boşanma" olarak görülmesi gerekir. Bu yönde işlem yapılmak üzere hükmün bozulması gerekli olmuştur. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple davacı-davalı (koca)'nın boşanma davası bakımından BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.11.09.2012 (Salı) KARŞI OY YAZISI Davacı-davalı kocanın katılımıyla gerçekleşen anlaşmalı boşanmaya (TMK. md. 166/3) rağmen; davanın Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca çekişmeli boşanma olarak devam ettirilmesi yönünden hükmün bozulmasına yönelik temyiz itirazı, koşullu feragat niteliğinde olacağından; geçerli değildir. Temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Davadan Feragat ve Davanın Geri Alınması

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307. maddesine göre feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. Davacı eş, anlaşmalı boşanma kararı verildikten sonra istinaf süresi içinde mahkemeye feragat dilekçesi vererek davanın feragat nedeniyle reddini sağlayabilir. Eşlerin her ikisinin de boşanma iradesinden vazgeçmesi durumunda uyuşmazlık konusu kalmadığından dava işlemden kaldırılır ve evlilik birliği hukuken varlığını sürdürür.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 307Kaynağı aç
MADDE 307- (1) Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. Davayı kabul

6100 sayılı Kanun'un 123. maddesi gereğince davacı, hüküm kesinleşinceye kadar ancak davalının açık rızası bulunması şartıyla davasını geri alabilir. Davanın geri alınması hâlinde mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 123Kaynağı aç
MADDE 123- (1) Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/10 md.) Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. Tarafta iradî değişiklik

İrade Bozukluğu İddiaları ve Protokolün Geçersizliği

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 311. maddesi uyarınca feragat ve kabul kesin hüküm gibi sonuç doğurmakla birlikte, irade bozukluğu hâllerinde iptali talep edilebilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 36. maddesi gereğince taraflardan biri diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa sözleşmeyle bağlı sayılmaz; Türk Medeni Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca Borçlar Kanunu'nun bu genel hükümleri uygun düştüğü ölçüde aile hukuku ilişkilerine de uygulanır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 311Kaynağı aç
MADDE 311- (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. Feragat ve kabul hâlinde yargılama giderleri
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 315Kaynağı aç
MADDE 315- (1) Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir. (2) İrade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hâllerinde sulhun iptali istenebilir. ALTINCI KISIM Basit Yargılama Usulü Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 5Kaynağı aç
Madde 5 – Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. D. İspat kuralları I. İspat yükü
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 36Kaynağı aç
MADDE 36- Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir. III. Korkutma 1. Hükmü

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/2584 Esas ve 2023/5532 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, anlaşmalı boşanma davasında kesinleşme öncesinde verilen vazgeçme dilekçesinin aldatma veya irade bozukluğu nedeniyle verildiği ileri sürülmüşse, bu iddianın mahkemece ön mesele yapılarak tüm delillerin toplanıp değerlendirilmesi zorunludur. Benzer biçimde, darp ve baskı altında rıza hilafına imzalatılan protokol sürecinde yaşanan tepki mahiyetindeki eylemler boşanma davasında ilgili tarafa kusur olarak yüklenemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/2584, K. 2023/5532Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/2584 E.  ,  2023/5532 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/10 E., 2023/21 K. DAVA TARİHİ : 21.12.2021 KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 9. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/990 E., 2021/934 K. Taraflar arasındaki anlaşmalı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile boşanma ve fer'îlerine karar verilmiştir. Karara karşı istinaf başvurusu süresi içerisinde davacı kadının davadan vazgeçmesi ve davalı erkeğin davadan vazgeçmeyi kabul etmesi üzerine, Mahkemece 10.10.2022 tarihli ek karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ek kararın davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın dava dilekçesinde; eşi ile anlaşamadıklarını ve evlilik birliğinin sürdürülemeyecek derecede temelinden sarsıldığını beyanla eşi ile boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin kendisine verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı erkek sunduğu dilekçesinde; eşi ile anlaşamadıklarını ve evlilik birliğinin sürdürülemeyecek derecede temelinden sarsıldığını beyanla eşi ile boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin annesine verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin 23.12.2021 tarih ve 2021/990 Esas, 2021/934 Karar sayılı kararı ile; tarafların boşanma konusunda anlaştıkları ve sundukları boşanma protokolünün uygun bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki tesisine, çocuk lehine aylık 500,00 TL iştirak nafakasına, taraflar lehine tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminata karar verilmesine yer olmadığına, dosyaya sunulan prokotolün onaylanmasına ve karara eklenmesine karar verilmiştir. 2.Davacı kadın, 29.12.2021 tarihli dilekçesi ile açtığı boşanma davasından vazgeçtiğini beyan etmiştir. 3.Davalı erkek 29.12.2021 tarihli dilekçesi ile davacı eşinin davadan vazgeçmesini kabul ettiğini beyan etmiştir. 4.İlk Derece Mahkemesinin 10.10.2022 tarih ve 2021/990 Esas, 2021/934 Karar sayılı ek kararı ile; Mahkeme kararının taraflara 23.12.2021 tarihinden tebliğ edildiği, 07.01.2022 tarihinde kararın kesinleştirildiği, davacı kadının 29.12.2021 tarihinde davadan vazgeçme dilekçesi verdiği, davalı erkeğin 29.12.2021 tarihli dilekçesi ile davacı eşinin davadan vazgeçmesini kabul ettiğinin anlaşıldığı, buna göre 6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 123 üncü maddesi gereğince davadan vazgeçme nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına ve kesinleştirme şerhinin iptaline karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davacı kadının davasından vazgeçmesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına, dava dosyasından verilen 23.12.2021 tarihli ilamın kesinleştirilmesine yönelik yapılan 07.01.2022 tarihli "kesinleştirme şerhinin" iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı kadın vekili, Mahkemece verilen boşanma kararından sonra davalı erkek tarafından istinaf başvurusundan feragat dilekçesi verilerek kararın kesinleştirileceği ifadesi ile müvekkilince verilen dilekçe imzalattırılarak, müvekkilinin iradesi fesada uğratılmak suretiyle davadan vazgeçme dilekçesi verildiğini, bu nedenle verilen vazgeçme dilekçesinin müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmadığını ve geçerli olmadığını, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin ek kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu beyanla; davadan vazgeçme dilekçesinin geçersizliği ve davanın açılmamış sayılmasına ilişkin ek karar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi tarafından usuli işlemlerin kanununa uygun olarak yerine getirildiği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, verilen ek kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, ek kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davacı kadın vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı kadın vekili, Mahkemece verilen boşanma kararından sonra davalı erkek tarafından istinaf başvurusundan feragat dilekçesi verilerek kararın kesinleştirileceği ifadesi ile müvekkiline verilen dilekçe imzalattırılarak, müvekkilinin iradesi fesada uğratılmak suretiyle davadan vazgeçme dilekçesi verildiğini, bu nedenle verilen vazgeçme dilekçesinin müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmadığını ve geçerli olmadığını, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin ek kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu beyanla; davadan vazgeçme dilekçesinin geçersizliği ve davanın açılmamış sayılmasına ilişkin ek karar yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı kadının açtığı anlaşmalı boşanma davasından vazgeçme beyanına ilişkin yanıltılıp yanıltılmadığı, iradesinin aldatma yoluyla sakatlanıp sakatlanmadığı, davadan vazgeçme beyanının gerçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin üçüncü maddesi; 6100 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 30 uncu ila 36 ncı maddesi. 3.Değerlendirme 1.6100 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinde, davacının, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabileceği düzenlenmiştir. 2.4721 sayılı Kanun'un 5 inci maddesine göre bu Kanun ve 6098 sayılı Kanun'un genel nitelikli hükümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. 6098 sayılı Kanun'un "G.İrade bozuklukları", "II.Aldatma" başlıklı 36 ncı maddesinde ise, taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı olmadığı düzenlenmiştir. "…Türk Borçlar Kanunu'nun irade bozukluğu ile ilgili hükümleri sadece sözleşmelere değil bütün hukuksal işlemlere ve hukuksal işlem benzeri fiillere 4721 sayılı Kanun'un 5 inci maddesindeki yollama nedeniyle diğer medeni hukuk ilişkilerine de uygulanır…" (Kılıçoğlu Ahmet Borçlar Hukuku Genel Hükümler 21. bası sy. 247). Bu nedenle de 6100 sayılı Kanun'un 311 ve 315 inci maddelerinde feragat, kabul ve sulhün irade bozukluğu ya da aşırı yararlanma halinde iptalinin istenebileceği yasa koyucu tarafından kabul edilmiştir. 3.Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece, tarafların anlaşmalı boşanmalarına karar verildiği, davacı kadının verdiği 29.12.2021 tarihli dilekçesi ile açtığı boşanma davasından vazgeçtiğini beyan ettiği, yine davalı erkeğin verdiği 29.12.2021 tarihli dilekçesi ile davacı eşinin davadan vazgeçmesini kabul ettiğini beyan ettiği, buna rağmen Mahkemece kararın süresinde istinaf edilmediği gerekçesi ile kararın 07.01.2022 tarihinde kesinleştirildiği, davalı erkeğin 10.10.2022 tarihli dilekçesi ile davadan vazgeçme talebine rağmen kararın kesinleştirilmesinin hatalı olduğuna ilişkin dilekçesi üzerine Mahkemece 10.10.2022 tarihli ek karar ile kesinleştirme şerhinin iptaline ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; davacı kadının ek karara karşı istinaf talebinde bulunması üzerine hiç bir gerekçe yazılmaksızın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacı kadın, davalı erkek tarafından, boşanma kararının kesinleştirilmesi için istinaf başvurusundan feragat dilekçesi olduğunun kendisine beyan edilmesi nedeniyle kendisine verilen dilekçeyi imzaladığını, Mahkemeye verilen dilekçenin davadan vazgeçme dilekçesi olduğunu bilmediğini, iradesinin aldatılmak suretiyle bozulduğunu, kendisinin boşanma sürecinde psikolojik olarak çok yıpranması nedeniyle psikolojik destek de aldığını, buna ilişkin belgenin istinaf dilekçesi ekinde olduğunu, ayrıca dilekçenin ne şekilde sunulduğuna dair havaleyi ve kimlik tespitini yapan hukuk ön büro personelinin de diğer tanıkları ile birlikte dinlenmesi gerektiğini, bu hususta delillerinin olduğunu beyan etmektedir. Davacı kadın tarafından iradesinin aldatılmak suretiyle bozulduğu ileri sürüldüğüne göre, bu husus ön mesele kabul edilmek suretiyle 4721 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin yollamasıyla, 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 311 ve 315 inci maddeleri gereğince irade bozukluklarının her türlü delil ile ispatlanabileceği de dikkate alınarak, bu hususta tarafların tüm delilleri toplanıp birlikte değerlendirilerek vazgeçme dilekçesi konusunda bir karar verilmesi gerekirken istinaf aşamasında ileri sürülen bu iddia konusunda hukuki hiç bir değerlendirme yapılmaksızın esastan ret kararı verilmesi doğru olmadığından Mahkemenin 10.10.2022 tarihli ek kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı kadın vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesinin 10.10.2022 tarihli "davanın açılmamış sayılmasına" ilişkin ek kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının temyiz eden davacı kadına iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine, 22.11.2023 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) K A R Ş I O Y Toplanan delillere göre; davacı kadın eş tarafından açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmiştir. Davacı kadın istinaf başvuru süresi içerisinde mahkemeye verdiği 29.12.2021 tarihli dilekçe ile açtığı davadan vazgeçtiğini bildirmiş, davalı erkek de 29.12.2021 tarihli dilekçe ile davacı eşinin davadan vazgeçmesini kabul ettiğini bildirmiştir. Bahsedilen dilekçeler uyarınca 10.10.2022 tarihli ek karar ile kararın 07.01.2022 tarihli kesinleştirme şerhinin iptaline, davacı kadının davasını geri alması, davalı erkeğin de davanın geri alınmasını kabul beyanı dikkate alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ek karar davacı kadın tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından başvurunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Evlenme akitleri kendine özgü kuralları olan ve 4721 sayılı Kanun hükümlerinin uygulandığı akitlerdir. Bu Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde hukuki uyuşmazlığın niteliğine göre 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndaki (6098 sayılı Kanun) hükümler uygulanabilir. (4721 sayılı Kanun md.5) Evlilik ilişkisi bir ticari ilişki değildir, anayasa tarafından koruma altına alınan toplumun en temel birimlerinden biridir. Bundan ötürü, 6098 sayılı Kanun’da yer alan sözleşmelere ilişkin genel hükümler evlenme akitlerindeki uyuşmazlıklara uygulanamaz. Evlilik müessesesini sona erdiren nedenlerden biride boşanma olup, boşanmada yargılama usulüde 4721 sayılı Kanun’un 184 üncü maddesinde düzenlendiği üzere, bu maddede sayılan kurallar saklı kalmak kaydı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (6100 sayılı Kanun) tabidir. 4721 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında açıklandığı üzere hakimin müdahale hakkı bulunmaktadır. Eşler boşanma davalarında tam anlamıyla ve serbestçe tasarrufta bulunamazlar. Örneğin 6100 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinde düzenlenen kabul beyanı ile boşanma davası sonuçlandırılamaz. Feragat elbette boşanma davalarında da davayı bitiren bir usul işlemidir, ne var ki eldeki dosyamızda davacının iradesinin de bu olmadığı, davasını geri alma yoluna gittiği anlaşılmaktadır. Davacı her ne kadar iradesinin sakatlandığını belirterek temyiz başvurusunda bulunmuş ise de; irade fesatı hallerini ortaya koyacak bir şikayet, bir ceza yargılaması gibi somut bir delil de sunmadığı gözetildiğinde, yeniden boşanma davası açmasına engel bir durumun varlığı da bulunmadığından, imzası inkar edilmeyen dilekçesi ile davasını geri aldığını beyan ettiği belirtilerek verilen ek kararın doğru ve yerinde olduğu sonucuna varmaktayım. İzah edilen bu nedenlerle; temyiz edilen hükmün onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, değerli çoğunluğun bozulması yönündeki görüşüne katılmamaktayım. K A R Ş I O Y Aile Hukuku’na ilişkin uyuşmazlıklara, öncelikle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda yer alan ilgili hükümler uygulanır. Hüküm bulunmayan hâllerde ve Aile Hukuku’na özgü hukuki kurumların bünyesine uygun düştüğü oranda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndaki genel hükümler elbette uygulanabilir. (Prof. Bilge Öztan, Aile Hukuku 6. Bası, sayfa: 11). Evlenme bir aile hukuku sözleşmesidir. Evlenme sözleşmesi; ancak, 4721 sayılı Kanun'da yer alan kurallara göre kurulabilir (4721 sayılı Kanun md. 124 vd.) ve sona erdirilebilir (4721 sayılı Kanun md. 145 vd.). Evlenme sözleşmesinin sona ermesini sağlayan sebeplerinden biri olan evlenmenin butlanı (iptali), “Batıl olan evlenmeler” başlığı altında mutlak ve nispi butlan hâlleri olarak düzenlenmiştir (4721 sayılı Kanun md. 145-160). Nitekim, 6098 sayılı Kanun'un 30 uncu ve 39 uncu maddelerinde yer alan irade bozuklukları, burada (4721 sayılı Kanun md. 148 vd.) nispi butlan kapsamında özel olarak düzenlenmiştir. Evlenme sözleşmesini sona erdiren hukuki kurumlardan olan boşanma hakkının da hangi sebeplerle ve nasıl kullanılacağı Kanun’da özel olarak düzenlenmiştir (4721 sayılı Kanun md. 161 vd.). Bu sebeplerle, 6098 sayılı Kanun’da yer alan sözleşmelere ilişkin genel hükümler, evlenme sözleşmelerinin kurulmasına ve sona erdirilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda uygulanamaz. Ayrıca, 4721 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesine göre boşanmada yargılama; yine bu maddede belirtilen kurallar saklı kalmak üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na tabidir. 6100 sayılı Kanun’da, davaya son veren taraf işlemleri; “davadan feragat” (md. 307), “davayı kabul” (md. 309) ve “sulh” (md. 313) olarak belirlemiştir. Bununla birlikte, 4721 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesinde yer alan emredici hükümler (md. 184/I-bent/1-6) ve boşanma davalarının niteliği dikkate alındığında, davayı kabul (6100 sayılı Kanun md. 309) veya sulh (6100 sayılı Kanun md. 313) yoluyla boşanma hükmü elde edilemez. Anlaşmalı boşanma davası da bu kuralın dışında değildir. Çünkü, anlaşmalı olarak boşanmaya karar verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır (4721 sayılı Kanun md. 166/3). Ayrıca, boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olamaz (4721 sayılı Kanun md. 184/I-bent/5). Özetle, boşanma davalarında tasarruf ilkesi tam olarak uygulanamaz (Prof Dr. Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, cilt II, sayfa: 1065). Bunun yanında, 6100 sayılı Kanun'da yer alan; “Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz” yönündeki tasarruf ilkeleri boşanma davaları için de geçerlidir (6100 sayılı Kanun md. 24/1-2). Bunun sonucu olarak eşler boşanma davasını açıp açmamakta özgürdür. Yine bu ilke gereği, eşler açtıkları boşanma davasından feragat edebilirler. Bu sebeple, 6100 sayılı Kanun'da yer alan ve davaya son veren taraf işlemlerinden sadece davadan feragat hükmü boşanma davalarında uygulama yeri bulur. Yine 6100 sayılı Kanun’un; “Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir. Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir” hükmü, boşanma davaları için de geçerli olup davacının bu hükümden de yararlanması mümkündür (6100 sayılı Kanun md. 123). Somut olayda, davacının açtığı boşanma davasında yapılan yargılama sonunda, tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmiştir. Daha sonra davacı, mahkemeye davasından vazgeçtiğine dair bir dilekçe sunmuştur. Davalı da verdiği ayrı bir dilekçe ile vazgeçmeyi kabul ettiğini bildirmiştir. Bilindiği üzere olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirmeyi belirlemek hâkime aittir (04.06.1958 tarihli 15/6 sayılı Yargıtay İ.B.K.). Eldeki davada, her iki dilekçeyi inceleyen mahkeme yaptığı hukuki nitelendirme sonucunda; davacının isteminin davanın geri alınması (6100 sayılı Kanun md. 123) niteliğinde olduğuna yönelik vicdani kanıya vararak ek kararla davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Davacıya ait söz konusu dilekçe incelendiğinde; davacının, dilekçede yer alan “davadan feragat” ile ilgili sözcükleri çizerek (iptal ederek) davasından vazgeçtiğini açıkça belirttiği, görevlilerce kimlik tespiti yapılarak dilekçenin işleme alındığı anlaşılmaktadır. Davacı dilekçeyi kendisinin imzalayıp verdiğini kabul etmekte buna karşın; aslında, istinaf hakkından feragat etmek istediğini belirtip dilekçe içeriğini kabul etmeyerek iradesinin sakatlandığını ileri sürmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki mahkemece, davanın feragat nedeniyle reddine değil, davanın geri alınması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu yüzden, “davadan feragat” (6100 sayılı Kanun md. 307) hükümlerinin de temyize konu uyuşmazlıkla ilgisi bulunmamaktadır. Bu durumda, yukarıdaki tüm açıklamalara göre eldeki uyuşmazlık açısından 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı ve 6100 sayılı Kanun'un 311 inci ve 315 inci maddelerinin uygulanamayacağı açıktır. Diğer yandan, davacının dilekçesinde istinafla ilgili bir ibareye yer verilmiş değildir. Oldukça kısa sayılabilecek metin içeren dilekçesinde; “davadan feragat” sözcüklerini iptal edip “davadan vazgeçme” sözcüklerini tercih eden birinin, yanıldığını ve aslında istinaf hakkından feragat etmek istediğini ileri sürmesi olayların akışına uygun düşmemektedir. Ayrıca davacı, iradesinin sakatlandığını ileri sürerek adliye çalışanlarını da tanık olarak dinletmek istemiştir. Davacının bu istemi aynı zamanda; görevlerinin sadece kendilerine getirilen dilekçeyi kimlik tespiti yaparak kayıtlara geçirip dosyasına girmesini sağlamak olan görevlilerin, görevlerini gereği gibi yerine getirmediğine yönelik iddia niteliğindedir. Oysa, bu yönde yürütülen bir disiplin veya bir ceza soruşturmasının bulunduğuna ilişkin dosyada bilgi veya belge de mevcut değildir. Kaldı ki davanın geri alınması sebebiyle açılmamış sayılmasına karar verildiğinden; davacı, eldeki dosyayı da delil olarak gösterip önceki vakıalar dahil istediği vakıalara ve boşanma sebebine veya sebeplerine dayanarak tekrar boşanma davası açabilir. Tüm bunlara karşın, bir an için davacının isteği doğrultusunda davanın açılmamış sayılmasına ilişkin ek kararın ortadan kaldırılmasının gerektiğini düşünelim. Böyle bir durumda mahkemece, önceki anlaşmalı boşanma kararı ek kararla kaldırıldığı için bu konuda yeni bir karar verilmesi gerekecektir. Ancak, eğer davalı analaşmalı olarak boşanma iradesinden dönmüş ise mahkemece anlaşmalı boşanma kararı verilemeyecektir. Mahkemece, tarafların dinlenmesine gerek duyulmadan önceki anlaşmalı boşanma kararının aynısı hüküm altına alınsa bile, bu kez davalı karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını kullanabilecek; bu taktirde, Dairemizin yerleşik içtihatları gereği dava çekişmeli boşanma davasına dönüşeceği için anlaşmalı boşanma hükmü yine ortadan kaldırılacaktır. Oysa, eğer davalı da hâlen anlaşmalı olarak boşanmak istiyorsa, zaten yeni bir davayla eşler istediği zaman boşanma hükmü elde edebileceklerdir. Dolayısıyla, davacının bu anlamda bu davayı tekrar başa döndürmesiyle yeni bir dava açması arasında, usul ekonomisi açısından önemli bir fark da bulunmamaktadır. Aksine, usul ekonomisi açısından yeni bir boşama davası açması davacının yararına olacaktır. Sonuç olarak; davacı, bizzat kendisinin imzaladığı dilekçeyi mahkemeye sunmuş, mahkemece usul ve yasaya uygun olarak ek kararla davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu sebeplerle, temyiz edilen hükmün onanması gerektiğini düşündüğümden, değerli çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7938, K. 2024/6201Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/7938 E.  ,  2024/6201 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1254 E., 2023/1244 K. KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile yeniden hüküm kurma İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 11. Aile Mahkemesi SAYISI : 2018/257 E., 2021/269 K. Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın ve birleşen davada karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı-davalı kadın tarafından özel boşanma sebeplerine dayalı davalarının reddi, kusur belirlemesi yönünden, davalı-davacı erkek vekili tarafından kadının davalarının kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, miktarları, kadın için hükmedilen tedbir nafakası, birleşen davanın reddi, manevî tazminat talebinin reddi yönünden istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerinin kaldırılarak kaldırılan yönden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-davalı kadın tarafından özel boşanma sebeplerine dayalı davalarının reddi, kusur belirlemesi ve manevî tazminatın miktarı yönünden, davalı-davacı erkek vekili tarafından kadının davalarının kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, miktarları, kadın için hükmedilen tedbir nafakası, birleşen davanın reddi, manevî tazminat talebinin reddi yönünden temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) öngördüğü yargılama sistemine göre ilk derece mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, başvuran tarafın istinaf başvurusunun usulden ya da esastan reddine karar verilebilir veya ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir. Bu durumda bölge adliye mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulması hâlinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır. Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi hâlinde bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup bu hâlde ilk derece mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesince hükmedilen manevî tazminatın miktarına ilişkin hüküm davacı-davalı kadın tarafından istinaf edilmediğinden onun yönünden kesinleşmekle davacı-davalı kadının İlk Derece Mahkemesince hükmedilen manevî tazminatın miktarına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı-davalı kadının reddedilen yön, davalı-davacı erkek vekilinin tüm temyiz itirazları yönünden gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı-davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalı-davacı erkeğin kadını sürekli aldattığını, evin ve tüm çocukların sorumluluğunu kadına attığını, ilgisiz olduğunu, 2013 yılından bu yana karı koca ilişkileri olmadığını, davacı-davalı kadının erkeğin cebinde cinsel gücü arttırıcı hap bulduğunu, erkeğin cinsel yoldan bulaşıcı hastalığı olduğunu belirterek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve zina sebebi ile boşanmalarına, aylık 1.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasının, çocuklar için ayrı ayrı aylık 1.000,00 TL tedbir-iştirak nafakasının ve 50.000,00 TL manevî tazminatın davalı-davacı erkekten alınarak davacı-davalı kadına verilmesine, nafakalara artış uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı-davalı kadın vekili birleşen davaya karşı dava dilekçesinde özetle; boşanma davası açtıktan sonra davalı-davacı erkeğin kadına tehdit, hakaret ve şiddet eylemlerinde bulunduğunu, kapısına dayandığını, Ağustos 2018 de şiddet uygulayarak protokol imzalattığını belirterek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve pek fena muamele ve onur kırıcı davranış nedeni ile boşanmalarına, 1.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasının, çocuklar için ayrı ayrı aylık 1.000,00 TL tedbir-iştirak nafakasının ve 100.000,00 TL manevî tazminatın davalı-davacı erkekten alınarak davacı-davalı kadına verilmesine, nafakalara artış uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı-davacı erkek vekili birleşen dava dilekçesi ile özetle; davacı-davalı kadının kıskanç olduğunu, baskıcı olduğunu, tartışma çıkardığını, evden kovduğunu, ne kadar para alsam kardır mantığı güttüğünü, çocukların babaya karşı düşmen edildiğini belirterek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanmalarına, faizi ile 50.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı- davacı erkeğin iş yerini akşam saat 20:00 gibi kapatmasına rağmen müşterek konuta gece 23:00- 24:00 civarı geldiği, eve geldiğinde de kadınla ve ortak çocuklarla ilgilenmediği, ev içinde taraflar ve çocuklar arasında iletişim, sohbet olmadığı, davalı-davacı erkeğin ilgisiz olduğu, sadakatsiz davranışlarının bulunduğu ve iş yerinde çalışan bayanlarla yakınlaşmalarının olduğu, ortak çocuk … liseye gittiği zamanlarda davalı-davacı erkeğin iş yerinde çalışan … isimli bayana ‘’ beni seviyor musun , açık söyle, söylesen ne olur’’ şeklinde ve … isimli bayandan da erkeğe ‘’evin anahtarı sende nasıl olsa görüşürüz‘’ şeklinde mesajlar gönderildiği, iş yerinde çalışan … isimli bayandan ise ‘’şu an yataktayım, gel yanıma‘’ şeklinde mesajlar gönderildiği, mesajların ortak çocuklar tarafından görüldüğü, bu olaydan sonra davacı-davalı kadının ortak çocuklarla evi terk ettiği ve 4 ay kadar annesinin evinde kaldığı, akrabaların araya girmesi üzerine davacı-davalı kadının ve ortak çocukların müşterek konuta geri döndükleri, davalı-davacı erkeğin telefonuna bir gün Bahar ismiyle kayıtlı yabancı uyruklu bir bayandan ‘’ günaydın’’ şeklinde mesaj geldiği , bu bayandan bir kaç gün sonra da erkeğin yüzünden deport edildiğine yönelik mesajlar gelmesi üzerine mesajlardan haberdar olan davacı-davalı kadının davalı-davacı erkekten tahlil yaptırmasını istediği, dosya kapsamında davalı-davacı erkeğe ait tahlil sonuçları uyarınca davalıda frengi hastalığının teşhis edildiği bunun üzerine davacı kadının boşanmaya karar vererek asıl davayı açtığı, taraflar arasında mal rejiminin tasfiyesine yönelik davanın İstanbul 3. Aile Mahkemesinin 2018/278 Esas sayılı dava dosyası ile derdest olduğu ve bu dava ile davalı-davacı erkeğin malvarlığı üzerine ihtiyati tedbirler konulduğu, davalı-davacı erkeğin işyerine ve taşınmazlarına konulan ihtiyati tedbirler nedeniyle dava dosyasındaki taleplerinden ve mal rejiminin tasfiyesine yönelik taleplerinden vazgeçmesi ve iş yeri üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılması yönünde davacı-davalı kadının rızası hilafına işyerinde bir protokol imzalatıldığı, tanık beyanları ve davacı-davalı kadına ait dosya kapsamındaki protokol imza tarihinden 1 gün sonrası olan 12.08.2018 tarihli adli muayene raporu uyarınca davacı kadında darba bağlı ekimoz oluştuğunun sabit olduğu, davacı kadının iş yerinden kendisine zorla protokol imzalatıldığından bahisle ortak çocuk …’ı aradığı ve müşterek çocuğun iş yerine gitmesi üzerine davacı olan annesinin kolundaki darba bağlı izlerinin ortak çocuk … tarafından da görüldüğü, taraflar arasındaki anlaşma uyarınca davalı-davacı erkeğin İstanbul İli Küçükçekmece İlçesi’nde bulunan tarafına tescilli 6 adet taşınmazı davacı-davalı kadın üzerine devrettiği ve dosya kapsamındaki çekler uyarınca yüklü miktarda para ödemesi yaptığı, davalı- davacı erkek her ne kadar davacı kadının aşırı kıskanç olduğunu, ortak yaşamı çekilmez hale getirdiğini, cinsel yönden davalı erkeğe yakınlık göstermediğini, devam eden mal rejiminin tasfiyesi davası kapsamında davacı kadının davalıya ait Zeytinburnu’nda bulunan iş yerine tedbir koydurduğu, tedbirin kaldırılmasına yönelik davacı kadına boş senet verildiği ve boş senetlerin işleme konulacağından bahisle davalı erkeğe tehditte bulunduğunu, davalı-davacı erkeğin aile üyelerine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmiş ise de; bu iddiaların dosya kapsamındaki deliller uyarınca ispat edilemediği, davalı-davacı taraf her ne kadar davacı kadının amacının para olduğunu ve davacı kadın tarafından yapılan işlemlerin evlilik birliğini temelinden sarstığını beyan etmiş ise de; davacı kadının kanunun kendisine tanıdığı yasal hakkı uyarınca mal rejiminin tasfiyesi davasını açtığı ve dava uyarınca erkeğin taşınmazlarına ihtiyati tedbirlerin konulduğu, davacı kadının boşanma davası açıldıktan sonra yasal haklarını kullanmasının evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını gerektirir davranışlar olarak değerlendirilemeyeceği, davacı kadının erkeğe protokolün imzalatılmaya çalışıldığı gün iş yerinde şerefsiz, adi insan, pezevenk şeklinde hakarette bulunduğu sabit ise de; davacı kadının aynı gün erkek tarafından darp edildiği ve bundan bahisle davalı erkeğe hakaret ettiği, uğradığı darba karşı tepki mahiyetinde söylenen hakaretlerin davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği de anlaşılmakla; sadakatsiz davranışlarda bulunan, davacı kadına ve ortak çocuklara karşı ilgisiz olan, davacı kadını darp eden davalı-davacı erkeğin kusurlu hareketleriyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet veren taraf olduğu, davacı-davalı kadına ise atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığı, davalı-davacı erkeğe iş yerindeki çalışanı tarafından ‘’evin anahtarı sende nasıl olsa görüşürüz ‘’ mesajı gönderilmiş bu haliyle davalı erkeğin çalışanıyla cinsel birliktelik kurduğu sabit ise de; bu olaydan sonra evi terk eden davacı-davalı kadının erkeği affederek müşterek konuta geri döndüğü, her ne kadar davalı erkekte sonrasında yapılan test uyarınca frengi hastalığı teşhis edilmiş ise de; bu hastalığın aftan önce mi yoksa sonra erkeğe geçmiş olduğunun tespitinin mümkün olmadığı, cinsel yolla bulaşmış olması halinde aftan önce erkeğin bu hastalığa yakalanmış olmasının imkan dahilinde olabileceği, kaldı ki frengi hastalığının tek geçiş yolunun cinsel birliktelik olmadığı, af olayından sonra davalı erkeğin başka bayanlarla cinsel birliktelik kurduğuna dair dosya kapsamında kesin ve somut bir delilin bulunmadığı, yine davacı-davalı kadın tarafından hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış özel nedenine dayalı boşanma davası açılmış ise de; dosya kapsamı itibariyle bu bu özel boşanma davasının da şartarının oluşmadığı ve dosya kapsamındaki deliller uyarınca davacı-davalı yanca ispat edilemediği gerekçesi ile asıl davanın ve birleşen davada karşı davanın evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanmalarına, asıl davada zina ve birleşen davaya karşı davada hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış özel nedenine dayalı davaların ayrı ayrı reddine, birleşen davanın reddine, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki kurulmasına, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kusurlu olan tarafın davalı-davacı erkek olduğu, davacı-davalı kadının boşanmakla eşinin desteğini yitireceği, mevcut ve beklenen menfaatlerinin boşanmakla zedeleneceği, boşanmaya sebebiyet veren olaylar nedeniyle kişilik haklarının zedelendiği gerekçesi ile asıl davada 35.000,00 TL, birleşen davada 30.000,00 TL manevî tazminatın davalı-davacı erkekten alınarak davacı-davalı kadına verilmesine, davalı-davacı erkeğin manevî tazminat talebinin reddine, ortak çocuk … yararına 10.04.2018 tarihli tensip zaptının 7 nolu ara kararı uyarınca hükmolunan aylık 1.000,00 TL tedbir nafakasının karar kesinleşinceye kadar aynen devamı ile karar kesinleştikten sonra aynı miktarda iştirak nafakası olarak devamıyla hükmolunan aylık 1.000,00 TL iştirak nafakasının davalı-davacı erkekten alınarak, davacı-davalı kadına verilmesine, iş bu nafakaya her yıl TUİK'in belirlediği ÜFE oranında zam uygulanmasına, ortak çocuk … için talep olunan aylık 1.000,00 TL'lik yardım nafakası talebi … ergin olmakla taraf sıfatı yokluğundan talebin reddine, davacı-davalı kadın yararına 10.04.2018 tarihli tensip zaptının 7 nolu ara kararı uyarınca hükmolunan aylık 1.000,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi itibariyle aylık 500,00 TL'ye indirilmesine, hükmolunan aylık 500,00 TL 'lik tedbir nafakasının karar kesinleşinceye kadar aynen devamı ile davalı-davacı erkekten alınarak, davacı-davalı kadına verilmesine, iş bu nafakaya her yıl TUİK'in belirlediği ÜFE oranında zam uygulanmasına, boşanma ile yoksulluğa düşmeyeceği gerekçesi ile davacı-davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı-davacı erkek vekili; kadının davalarının kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, miktarları, kadın için hükmedilen tedbir nafakası, birleşen davanın reddi, manevî tazminat talebinin reddi yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davacı-davalı kadın; özel boşanma sebeplerine dayalı davalarının reddi, kusur belirlemesi yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; manevî tazminatın bölünmezliği ilkesi gereğince davacı-davalı lehine asıl dava ve birleşen davadaki karşı dava yönünden ayrı ayrı manevî tazminata karar verilmesinin doğru görülmediği, diğer hususlarda hukuka aykırılık olmadığı gerekçesi ile davalı-davacının manevî tazminata yönelik istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının buna ilişkin kısmının (7 ve 8. bentler) kaldırılmasına, davacı-davalı kadın lehine 65.000,00 TL manevî tazminatın davalı-davacıdan alınarak davacı-davalıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalı-davacının diğer, davacı-davalının tüm istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı-davacı erkek vekili; kadının davalarının kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, miktarları, kadın için hükmedilen tedbir nafakası, birleşen davanın reddi, manevî tazminat talebinin reddi yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davacı-davalı kadın vekili; özel boşanma sebeplerine dayalı davalarının reddi, kusur belirlemesi ve manevî tazminat miktarı yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflarca karşılıklı açılan boşanma davalarında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kadının davasının kabulü ve erkeğin davasının reddi kararlarının doğru olup olmadığı, kadının zina ve pek fena muamele ve onur kırıcı davranış nedeni açtığı boşanma davalarının ispatlanıp ispatlanmadığı, kadın yararına manevî tazminat ve tedbir nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı, erkeğin manevî tazminat talebinin reddi kararının doğru olup olmadığı ve vekâlet ücretinin doğru hükmedilip hükmedilmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun`un 190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi, 161 inci maddesi, 162 nci maddesi, 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı-davalı kadının manevî tazminatın miktarına yönelik temyizi yönünden temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2.Davacı-davalı kadının diğer, davalı-davacı erkek vekilinin tüm hususlara yönelik temyizinin incelenmesine gelince; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz karar harcının temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Vazgeçmenin ve Barışmanın Yeni Davalara Etkisi

Anlaşmalı boşanmadan vazgeçildikten sonra kural olarak yeniden boşanma davası açılması mümkündür. Ancak önceki davada zina, hayata kast veya pek kötü muamele gibi nedenlere dayanılmış ve taraflar barışarak davadan feragat etmişse, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve daire kararlarına göre feragat tarihine kadar gerçekleşen olaylar affedilmiş sayılır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylara dayanılarak yeniden boşanma veya tazminat talebinde bulunulamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2426, K. 2020/243Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2426 E.  ,  2020/243 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Küçükçekmece 2. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda kısmen bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü. I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı kadın dava dilekçesinde; davalının fiziksel şiddet uyguladığını, küçük düşürüp kırıcı sözler sarf ettiğini, son iki yıldır hayatında başka bir kadın olduğunu, bu kadını ortak konuta getirmesine karşı çıktığından beri davalının kendisini ve ailesini tehdit ettiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velayetinin tarafına verilmesine, aylık 350’şerTL tedbir-iştirak nafakasına, 600,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000,00TL maddi ve 20.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı erkek cevap dilekçesinde; iddiaların doğru olmadığını, davacının iftira attığını, psikolojisinin bozuk olduğunu, birlik görevlerini yerine getirmediğini, ancak eşini sevdiğini, boşanmak istemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Küçükçekmece 2. Aile Mahkemesinin 21.05.2014 tarihli ve 2012/362 E., 2014/519 K. sayılı kararı ile; evlilik birliği içerisinde davalının davacıya şiddet uyguladığı ve bir başka kadınla birlikte yaşadığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocuk …’nin velayetinin babaya, ….. ve …’un velayetinin anneye verilmesine, velayeti anneye verilen ortak çocuklar lehine aylık 200’erTL tedbir-iştirak nafakasına, kişisel ilişki tesisine, davacı lehine aylık 150,00TL tedbir nafakası ile bir defaya mahsus olmak üzere toptan 1.500,00TL yoksulluk nafakasına, boşanma sonucu davacının mevcut ve beklenen menfaatleri zedeleneceğinden, ayrıca davalıdan kaynaklı eylemler davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak davacı lehine 5.000,00TL maddi tazminat ve 2.500,00TL manevi tazminata karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 06.04.2015 tarihli ve 2014/21898 E., 2015/6620 K. sayılı kararı ile; ‘’… Hüküm, davacı kadın tarafından; tazminatlar ve nafakaların miktarları yönünden, davalı tarafından ise; kusur belirlemesi, tazminatlar ve iştirak nafakası miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacı kadın lehine hükmolunan maddi ve manevi tazminatlara esas alınan maddi vakıalar incelendiğinde, erkeğin, fiziksel şiddet uyguladığı ve sadakatsiz olduğu anlaşılmaktadır. Fakat davalı tarafın bu eylemlerinden sonra tarafların 16.04.2013 tarihinde barıştıkları ve beraber yaşamaya başladıkları, bu barışmanın 21.07.2013 tarihine kadar sürdüğü, dolayısıyla kadının, kocanın davadan önceki eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı anlaşılmaktadır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Davacı kadının yukarıda anlatılan sebeplerle maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 3-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır SONUÇ: Temyiz edilen hükmün, yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple davalı yararına, 3. bentte gösterilen sebeple davacı yararına BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA,…’’ karar verilmiştir. Direnme Kararı: 8. Küçükçekmece 2. Aile Mahkemesinin 12.10.2015 tarihli ve 2015/592 E., 2015/730 K. sayılı kararı ile; davalının davacıya fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ve küfürler ettiği, sadakate aykırı davranışlarda bulunduğu, buna rağmen davacının evlilik birliğini devam ettirme çabası gösterdiği, bu çabadan sonra, hatta davadan sonra da davalının bu eylemlerinin devam ettiği, dolayısıyla davacının, davalıyı affetmesinin söz konusu olmadığı, davacının boşanma davası açmakla, iradesinin affetme ve hoşgörü kavramlarını ortadan kaldırdığı, tarafların mali ve sosyal durumlarının da değerlendirildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Maddi ve manevi tazminata yönelik direnme kararı yasal süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, tarafların dava tarihinden sonra 16.04.2013 tarihinde barışarak 21.07.2013 tarihine kadar beraber yaşamaları olgusunun davacının, davalının davadan önceki kusurlu eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı şeklinde mi, yoksa evlilik birliğini devam ettirme çabası olarak mı kabul edilmesi gerektiği, burada varılacak sonuca göre davacı lehine maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilme koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Öncelikle belirtilmelidir ki; kusur ilkesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 174. maddesinde düzenlenen ve bozucu yenilik doğuran boşanma kararının eşler bakımından mali sonuçlarından olan maddi ve manevi tazminat taleplerine hükmedilebilmesi için önemli bir role sahiptir. 12. Yasanın “Maddi ve manevi tazminat ” başlıklı 174. maddesi; “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmünü içermektedir. 13. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit, ağır ya da tam kusurlu bulunan eş lehine maddi tazminata hükmedilmesi kanunen mümkün değildir. Tazminat istenenin ise kusurlu olması gerekmektedir. 14. Talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunması bu tazminatın ön koşuludur. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. 15. Evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın mevcut menfaatleri belirlenir ve maddi tazminat talebi değerlendirilir. Taraflar boşanma ile birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise; evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder. 16. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için ise; yine öncelikle bir boşanma kararı, tazminat yükümlüsünün kusurunun varlığı, bu kusurun tazminat isteyen eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması ve talep gerekmektedir. Tazminat talep eden eşin, kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerekmektedir. Maddi tazminatta olduğu gibi eşit, ağır ya da tam kusurlu bulunan eş lehine manevi tazminata hükmedilemez ve kendisinden tazminat istenenin kusurlu olması gerekmektedir. 17. Kişinin şahsi özelliklerini barındıran ve onu diğer insanlardan ayıran, bedensel ve ruhsal, şeref ve haysiyet, görüntü ve isim üzerindeki haklar gibi geniş kapsamlı haklar kişilik hakları olarak kabul edilir. 18. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için üzerinde durulması gereken bir diğer husus ‘’af’’tır. "Af" sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (YHGK, 14.03.2019 tarih, 2017/2-2067 E. ve 2019/296 K.). 19. Boşanma davalarında da, eşlerin dava tarihinden önce gerçekleştiğini iddia ve savunmalarında belirttikleri, boşanma davasına konu ettikleri olaylardan sonra barışmaları, barıştıklarını beyan ederek birbirilerine karşı yürüttükleri hukuki süreçleri sonlandırmaları veya gerçekleştiği iddia edilen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeye devam etmeleri hâllerinde "af" niteliğindeki davranışlardan söz edilir. 20. Kural olarak, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, uyuşmazlığın başlangıcından davanın açılma zamanına kadar gerçekleşmiş vakıaları kapsar. Aksinin kabulü; tarafların dayandığı olguların, dolayısıyla elde etmek istediği nihai talebin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın son aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır ki bu şekilde uyuşmazlıklar adil yargılanma süresi içinde ve yasanın amir hükümlerine göre sonuçlandırılamayacaktır. 21. Bu ilkeye uygun olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer alan düzenlemelere göre; davacı dava dilekçesinde (HMK m. 119/1-e), davalı da cevap dilekçesinde (HMK m. 129/1-d) dayandığı vakıaların açık özetlerini belirtmelidir. Dava ve cevap dilekçelerinin kapsamına ilişkin ilkelerin tamamlayıcısı niteliğinde olan HMK’nin 136/2. maddesi hükmü gereğince; davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacağı için taraflar cevaba cevap ve ikinci dilekçeleri ile de vakıalarını serbestçe bildirebileceklerdir. Ön inceleme aşamasında ise taraflar, ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Bu aşamanın tamamlanmasından sonra ise, ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri dışında iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez (HMK m. 141). 22. Yargılamanın hızlı ve adil bir şekilde yürütülebilmesi için HMK ile getirilen bu hükümler ışığında; tarafların dava tarihinden önce gerçekleştiğini iddia ettikleri, savundukları ve usulüne uygun şekilde dayandıkları vakıalar esas alınarak uyuşmazlığın çözümü için muhakeme yapılır. 23. Somut olay incelendiğinde; davanın 30.04.2012 tarihinde açıldığı, davalının evlilik birliği içerisinde davacıya şiddet uyguladığı ve bir başka kadınla birlikte yaşadığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verildiği ve boşanma hükmünün kesinleştiği hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, iştirak nafakası ile ilgili hükmün de Özel Dairenin kısmen onama kararı ile kesinleştiği görülmektedir. Tarafların dava tarihinden sonra, yargılama safhasında barıştıkları, yaklaşık üç ay beraber yaşadıkları, barışma olayının davacı tarafından 21.07.2013 tarihli kolluk ifadesinde de; ‘’…eşimle 16.04.2013 tarihinde tekrar barışıp aynı evde yaşadım, kendi isteğimle eşimi eve alıp aynı evde yaşadım…’’ beyanı ile belirtildiği, yine davacı vekili 23.10.2013 havale tarihli dilekçesinde de müvekkili davacının eşi ile barıştığını ve müvekkilinin 15.04.2013 tarihli yazılı talimatı ile de duruşmalara girmesine gerek olmadığını tarafına bildirdiğini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Taraflar kendi istekleri ile beraber yaşamaya devam ederken boşanma davası davacının talebi ile vekili tarafından takip edilmemiş, dava tarihinden sonra, beraber yaşarlarken taraflar arasında meydana gelen fiziksel şiddet olayı sebebiyle davacı vekili tarafından davacının talebi üzerine dava yenilenerek yargılamaya devam edilmiştir. 24. Boşanma hükmünün ferileri olan maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu olması gerekmektedir. Kusursuz eş aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Davacı dava tarihinden sonra davalı ile kendi isteği ile beraber yaşayarak davalıdan kaynaklı kusurları affetmiştir. Af, tarafların dava tarihinden önce dayandıkları ve mahkemece de değerlendirilen vakıalara rağmen beraber yaşayabildiklerini göstermektedir. Ancak her davanın seyri açıldığı tarihteki hukuki ve fiili duruma göre devam edeceği için af olgusu sadece taraflar arasında yaşanılan son olaydan önceki vakıalarda sonuçlarını doğuracak olup, taraflar dava tarihinden sonra gerçekleşen olaylara dayanarak başka bir boşanma davası açabileceklerdir. İzah edilen sebeplerle, affedilen olaylar gerekçe gösterilerek davalı aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceğinden davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının eşinin ısrarı ile çocuklarını da düşünerek barıştığı, davasını da takip etmediği, ancak davacı davalı tarafından tekrar fiziksel şiddete maruz kalınca davasını yenileyerek boşanma yönündeki iradesini ortaya koyduğu, davacının eşini affetmediği, birliğin devamı için çaba sarf ettiği, davalının eylemlerinin dava tarihinden sonra da devam ettiği, kusurun boşanma ile kesinleştiği, dava tarihinden sonra gerçekleşen affı kabul edip yine dava tarihinden sonra gerçekleşen davalının eylemlerinin dikkate alınmamasının açık bir çelişki olduğu, bu nedenlerle direnme kararının onanması ve tazminatların miktarları yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 26. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci oylamada oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1. İlk derece mahkemesi ile Özel Daire arasındaki temel uyuşmazlık, “tarafların dava tarihinden sonra yargılama devam ederken 16.04.2013 tarihinde barışarak 21.07.2013 tarihine kadar beraber yaşamaları olgusunun davacı kadının davalı erkekten kaynaklı davadan önceki eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı mı, yoksa davacı kadının evlilik birliğini devam ettirme çabası olarak mı kabul edilmesi gerektiği, burada varılacak sonuca göre davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilme koşullarının oluşup oluşmadığı” noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin “davalı erkeğin davacı kadına fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ve küfürler ettiği, sadakate aykırı davranışlarda bulunduğu, buna rağmen davacı kadının evlilik birliğini devam ettirme çabası gösterdiği, bu çabadan sonra, hatta davadan sonra da davalı erkeğin bu eylemlerinin devam ettiği, dolayısıyla davacı kadının, davalı erkeği affetmesinin söz konusu olmadığı, davacı kadının boşanma davası açmakla, iradesinin affetme ve hoşgörü kavramlarını ortadan kaldırdığı, tarafların mali ve sosyal durumlarının da değerlendirildiği” yönündeki direnme gerekçesi, çoğunluğun görüşü ile Özel Dairenin bozma gerekçesi de benimsenerek “davalı erkeğin, fiziksel şiddet uyguladığı ve sadakatsiz olduğunun anlaşıldığı, fakat davalı tarafın bu eylemlerinden sonra tarafların 16.04.2013 tarihinde barıştıkları ve beraber yaşamaya başladıkları, bu barışmanın 21.07.2013 tarihine kadar sürdüğü, dolayısıyla kadının, kocanın davadan önceki eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı, affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar nedeniyle ise maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyeceği” gerekçesi ile bozulmuştur. 3. Çoğunluk görüşü, dava tarihi itibari ile 8 yıldır evli olan ve şiddet maruz kalan, ancak buna rağmen evliliğini sürdürmeye çalışan davacı kadının boşanma davasından vazgeçmemesine ve davayı devam ettirmesine, boşanma konusunda verilen kararın davalı erkek tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmesine, davalı erkeğin yargılama sırasında da şiddete devam etmesine ve daha da önemlisi davadan sonra gerçekleşen hadiselerin açıkça davadan vazgeçme olmadığı sürece, dava tarihi itibari ile davada dayanılan maddi olgulara göre dava değerlendirileceğine göre yargılama sırasındaki bir araya gelmenin davayı etkilemeyeceğinden yerinde değildir. Zira; 3.1. 4721 sayılı TMK.’un 174. maddesi uyarınca “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir”. 3.2. Boşanma davası açma hakkı, kusur ilkesine göre eşlerden birinin kusurlu olması halinde kural olarak kusurlu olmayan eşe tanınmıştır. Türk Hukukunda 04.05.1988 tarihli 3444 sayılı Yasa ile önceki MK.’nun 134. maddesinde yapılan değişiklik ile deha az kusurlu olan eşe de dava açma hakkı tanınmıştır. Yeni 4721 sayılı TMK. 'da boşanmada " kusur ilkesine" yer verilmiştir. Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme ve terk boşanma sebeplerinde kusursuz veya daha az kusurlu eş dava hakkına sahiptir. 3.3. İnsana fiziksel ve ruhsal zarar veren her eylem, şiddet olarak değerlendirilmektedir. Fiziksel şiddet, eşler arası şiddet türleri arasında sağlık kurumlarına en çok yansıyan şiddet türüdür. Vurma, tokat atma, boğazını sıkma, dövme, acı verici veya alçaltıcı şekilde cinsel ilişkiye zorlama fiziksel şiddet olarak sınıflandırılmaktadır. Fiziksel şiddet diğer şiddet türleriyle karşılaştırıldığında belgelenmesi en kolay olanı ve en sık belgelenenidir. Tehdit, usandırma, gözdağı verme gibi çeşitli psikolojik şiddet türleri ise oldukça yaygın olmalarına rağmen çok az dayanılmakta ve bildirilmektedir. Eşe karşı fiziksel veya psikolojik şiddet uygulanması, pek kötü ve onur kırıcı kusurlu davranış olup, boşanma nedenlerindendir. Bir eşin diğer eşe karşı fiziksel şiddet uygulaması, şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) nedeniyle genel boşanma nedenleri arasında en önemlisidir. 3.4. Şiddet eyleminden sonra evliliğin devam etmesi, şiddet eyleminin diğer eş tarafından affedilmesi halinde boşanma davasının reddedilmesi ve dolayısı ile kusur izafe edilmemesi gerekir. Ancak affın kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması gerekir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, şiddet eylemi barışmadan ve evlilik devam ettikten sonra tekrar etmiş ise af durumu önceki şiddeti ortadan kaldırmayacaktır. 4.1. 6100 sayılı HMK.’un 25/1 maddesi uyarınca “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz”. Diğer taraftan iddia ve savunmanın teksifi ilkesi uyarınca “öngörülen usul kesitinin tamamlanmasından sonra ileri sürülen ya da getirilen iddia ve sebepler mahkemece dikkate alınamaz. Usul kesiti ise davanın açıldığı tarihtir. 4.2. Yargıtay İçtihadıBirleştirme Genel Kurulu, 23.12.1976 tarih veE.1976/11-7, K.1976/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile davanın açılmasına bağlanan hukuki sonuçları su şekilde ifade etmiştir. Bu Karara göre, “ ….bir davanın usulen açıldığı tarihte maddi hukuk ve usul hukuku yönünden hasılettiği neticeleri vardır. Davacı davasını açtıktan sonra davalının rızası olmaksızın davasını takipten sarfınazar ve davasını tevsi veya mahiyetini tebdil edemez”. Hemen belirtelim ki her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre çözümlenir (28.11.1956 gün ve 15/15 sayılı içtihadı birleştirme kararı). Dava açıldıktan sonra meydana gelen hadiseler kural olarak dikkate alınamaz. Ayrıca bir dava açıldıktan sonra HMK hükümleri uyarınca hareket edilmelidir. Dava ancak geri alma, vazgeçme veya takipsiz bırakılarak sonuçsuz bırakılabilir. 4.3. Bir istemin sonucuna bağlı diğer istemler, asıl istemle ilgili maddi vakıa kesinleşmiş ise kesinleşen bu maddi vakıa bağlı diğer istemleri de etkiler. 4721 sayılı TMK.’un 174. Maddesine dayalı maddi ve manevi tazminat, boşanmada kusursuz veya daha az kusurlu eşe tanınmıştır. Boşanmada bir eşin kusurlu olduğu saptanmış ve bu durum temyiz edilmeyerek kesinleşmiş ise bu unsur etkisi yaratarak maddi ve manevi tazminatı da etkiler. Kusurlu olduğu tespit edilen eşin boşanma hükmünü temyiz etmeyerek buna bağlı maddi ve manevi tazminata itiraz ederek af olgusuna sığınması da bir anlamda hakkın kötüye kullanılması olup kusuru tespit edilen eşin dürüstlüğünden söz edilemez. Kötüniyet korunamaz. 4. Somut uyuşmazlığa gelince; davacı kadın fiziksel şiddete maruz kalması nedeni ile şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanma davası açmış, maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Yargılama devam ederken her iki taraf yakınlarının devreye girmesi nedeni ile davacı çocuklarını düşünerek ve sığınacak yeri olmaması nedeni ile eşi ile bir araya gelmiş ve vekiline davayı takip etmemesini söylemiştir. Ancak davalı erkek eşin aynı fiziksel şiddete devam etmesi nedeni ile davacı kadın, uzaklaştırma kararı almış, çocukları ile sığınma evine yerleşmiş ve takipsiz bırakılan davayı da yenileyerek boşanma ve tazminat isteklerini devam ettirmiştir. Bu dönemde meydana gelen bıçakla eşe saldırı ve ölümle tehdit suçlarından dolayı davalı erkek hakkında ceza soruşturması bulunmaktadır. Mahkemece davalı erkeğin kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmalarına ve boşanma sonucu kusursuz eş davacı yararına maddi ve manevi tazminata karar verilmiştir. Davalı erkek boşanma kararını temyiz etmemiştir. 5. Sonuç: Davacı kadının, daha önce maruz kaldığı şiddete dayalı olarak açılan davada, iyi niyetli olarak evlilik birliğini devam ettirme yönündeki çabasının, şiddetin sonra da devam etmesi ve süregelmesi karşısında artık "af ve hoşgörü" olarak görülememelidir. Zira davacı kadının davasını geri almamış, boşanma yönünde iradesini ortaya koymuştur. Kesinleşen boşanma kararı ile kusur olayı saptanmıştır. Olayların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Davadan sonra gerçekleşen ve hadise şeklinde olan bir araya gelmenin af olarak değerlendirilip, kusurun kalktığını kabul etmek, sonra gerçekleşen fiziksel şiddetin ayrı bir dava olarak ileri sürülmesini belirtmek açık bir çelişkidir. Olayda davalı erkeğin kusurlu olduğu, kusurun af edilmediği sabittir. Yerel mahkemenin direnme kararını yerinde bulduğumuzdan, Sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılınmamıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4974, K. 2024/1631Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/4974 E.  ,  2024/1631 K. "İçtihat Metni" … MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/448 E., 2023/661 K. DAVA TARİHİ : 21.09.2022 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 6. Aile Mahkemesi SAYISI : 2018/571 E., 2019/859 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince boşanma davası ve fer'îlerinin kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı erkek dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkiline ve ailesine yönelik hakaret içerikli sözler söylediğini, müvekkilini aşağılayıp küfretmeyi alışkanlık haline getirdiğini ve sürekli evi terk ettiğini eşini aldattığını, evden kovduğunu, ortak çocuğa kötü davrandığını, bu nedenle zina, mümkün olmamaması halinde hayata kast ve pek kötü veya onur kırıcı davranış, mümkün olmaması halinde ise evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin babaya verilerek aylık 3.00,00 TL iştirak nafakasına, 25.000,00 TL maddî ve 25.000,00 TL manevî tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı kadın cevap dilekçesinde özetle; erkeğin yükümlülüklerini yerine getirmediğini; iddialarının doğru olmadığını, evlilik birliği süresince müvekkiline karış agresif tavırlar içerisine girip hakaret ve tehdit içeren davranışlarının olduğunu, fiziksel şiddetin dahi söz konusu olduğunu ve davacının kendi ailesinin evliliğe müdahalesine izin verdiğini, müvekkili ve ortak çocuk ile ilgilenmediğini, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini, aksi yönde karar verilecek olması halinde ortak çocuğun velâyet hakkının müvekkiline verilerek aylık 500,00 TL tedbir ve iştirak nafakası ile aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına ve 25.000TL maddî, 25.000TL manevî tazminata hükmolunmasını talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "… Tarafların evlendikten sonra davacının ailesi ile aynı apartmanta altlı üstlü dairelerde oturdukları, evliliğin ilk dönemlerinden beri taraflar arasında davacının ailesinden kaynaklanan sorunların zaman zaman yaşandığı, tarafların kimi zaman fiili ayrılık yaşasalar da bir araya gelip evlilik birliğinin devam ettirdikleri, taraflar arasında daha önce de İzmir 11. Aile Mahkemesinin 2018/166 Esas sayılı boşanma davasının görüldüğü, bu davanın 13.02.2018 tarihinde davacı tarafından açıldığı ve davacının 24.04.2018 tarihinde eşi ile barıştığını ifade ederek bu davadan feragat ettiği ve tarafların evlilik birliğini yeniden tesis ettikleri, dolayısıyla bu tarihe kadar yaşanan veya yaşandığı iddia edilen olayların taraflarca karşılıklı olarak affedildiği ve bu olaylara görülmekte olan davada dayanılmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Tarafların bir araya gelmelerinin hemen sonrasında sorunların aynı şekilde başladığı ve davacının davalının haberi ve bilgisi olmaksızın bir akrabasının çocuğun doğum gününe katıldığını öğrenen davalının davacıya cep telefonundan gönderdiği mesajlar ile gerek davacı ve gerekse ailesine yönelik olarak ağır hakaret içeren sözler söylediği, davacının ise bu hakaretlere karşılık vermediği, davalının kızgınlıkla davacının eniştesi tanık Barış'ı da arayarak "Ona söyle eve gelmesin.Onu eve sokmayacağım." diye söylediği ve sonrasında davalının davacı hakkında şikayetçi olduğu, fakat şikayetten vazgeçmesi nedeniyle kolluk tarafından herhangi bir işlem yapılmadığı, tarafların bu olay sonrası da bir süre birlikte yaşadıkları, 2018 yılı mayıs haziran aylarında yaşanan bir tartışma sonucunda davalının bu kez davacının akrabası olan tanık …'un yanında davacıya yönelik olarak "Ağzına tükürdüğümün çocuğu, sen erkek misin, seni anan nasıl doğurdu." gibi ağır hakaret içeren sözler söylediği taraflar arasındaki sorunların bu şekilde devam ettiği ve bunun üzerine davalının 2018 yılı temmuz ayında evden ayrıldığı ve fiili ayrılığın bu şekilde başlayıp devam ettiği anlaşılmıştır. Davacı taraf her ne kadar öncelikle özel boşanma sebebi olan zina nedeni ile boşanma davası açmış ise de; davacı bu davasında delil olarak davalının kendisine gönderdiğini mesaj kayıtlarına dayanmıştır. Mesaj içerikleri ve mesajın 28.04.2017 tarihinde gönderilmesi dikkate alındığında dava tarihi ve daha önce feragat ile sonuçlanan davada dikkate alınarak MK.nun 161/2 maddesinde yer alan altı aylık hak düşürücü süre geçtiğinden zina nedenine dayalı olarak açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı yine MK.nun 162 nci maddesi kapsamında hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma talebinde de bulunmuş ise de; bu boşanma sebebi özel ve mutlak bir boşanma sebebi olup, davranışlarının yeterli ağırlığının olması, doğrudan karşı tarafın kişiliğine yönelik hakaretin tecavüz kastıyla yapılın ağır derecede olması gereklidir. Eşlerin karşılıklı olarak birbirlerine hakaret etmeyi alışkanlık haline getirmesi, diğer tarafın kışkırtmasının olması halinde bu maddenin uygulanması söz konusu olamaz. Dava konusu yapılan ve mahkememizce tespit olunan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde yasada ön görülen bu şartların gerçekleşmediği, davalının eşine yönelik hakaretlerinin MK.nun 166 ncı maddesi kapsamında kusur olarak değerlendirilebileceği anlaşılmakla bu nedenle dayalı olarak açılan davanın da reddine karar vermek gerekmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki evlilik birliği ve ortak hayatın devamı sırasında davacının ailesi ile eşi arasında denge kuramadığı, bu nedenle eşine karşı tepkili olan davalının da davacı ve ailesine yönelik ağır hakaret içeren sözlerinin bulunduğu, tespit olunan bu durumda davacının az da olsa kusurunun bulunduğu, fakat ağır kusurlu olan tarafın davalı olduğu ve davacının bundan böyle evlilik birliğini devam ettirmesinin beklenemeyeceği…" gerekçesiyle; davacının zinaya ve hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebeplerine dayalı davalarının reddine, davacının evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı davasının kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin davalı anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki tesisine, çocuk için aylık 200,00 TL tedbir ve aylık 500,00 TL iştirak nafakasına, kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir nafakasına, kadının yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddine, erkeğin maddî ve manevî tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile, 5.000,00 TL maddî, 5.000,00 TL manevî tazminatın davalı kadından alınarak davacı erkeğe verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davalı aleyhine ve hukuka aykırı olduğunu, boşanma davasının konusunu oluşturan evliliğin bitmesine sebebiyet verenin davacı olduğunu, kusur belirlemesi, nafakalar ve tazminatlar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1)inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki kanun yolu itirazlarını tekrar ederek, kusur belirlemesi, nafakalar ve tazminatlar yönünden temyiz başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında kusur belirlemesinin yerinde olup olmadığı, kadına yüklenecek kusur bulunup bulunmadığı, kusur belirlemesine bağlı olarak erkek yararına maddî ve manevî tazminat verilmesinin yasal şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, kadın aleyhine reddedilen tazminat ve nafakanın hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un 4 üncü ve 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ncı ve 194 üncü maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen …, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı kadın vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşler arasındaki barışma girişiminin sonuçsuz kalması ve karşı tarafça kabul edilmemesi hukuken af olarak değerlendirilemez. Ayrıca bağımsız bir tedbir nafakası davasından feragat edilmiş olması, eşin diğer boşanma sebeplerine dayalı kusurlarını affettiği anlamına gelmez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/3102, K. 2018/46Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/3102 E.  ,  2018/46 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 11. Aile Mahkemesince “davanın kabulüne” dair verilen 19.09.2012 gün ve 2011/1139 E., 2012/1255 K. sayılı karar, her iki taraf vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.06.2013 gün ve 2013/2312 E. 2013/17861 K. sayılı kararı ile; "…1-Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde: a-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b-Davalı kadının, Türk Medeni Kanununun 197. maddesine dayalı olarak Bartın Aile Mahkemesi'nde 05.08.2011 tarihinde açtığı ve 04.10.2011 tarihinde feragat ettiği tedbir nafakası(TMK mad.197) davası bulunmaktadır. Tedbir nafakası isteklerinin her gün doğan ve işleyen haklardan olduğu nazara alınarak feragat tarihinden itibaren davalı kadın yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde 09.08.2011 tarihinden itibaren davalı yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir. 2-Davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Davalı kadın, boşanma davasının açıldığı 9.8.2011 tarihinden önce, 5.8.2011 tarihinde açmış olduğu tedbir nafakası davasından ilk celse feragat etmiş ve feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Kadının tedbir nafakası davasından feragat etmesi, kocasının kusurlarını boşanma davasına yönelik olarak affettiğini göstermez. Zira davalı kadın, tedbir nafakası davasından feragat etmekle birlikte boşanma davasında kocanın kusurlarına yönelik iddialarını ileri sürüp, bu iddialarını kanıtlamak için delillerini de sunmuştur. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, eşine sürekli olarak fiziksel ve ekonomik şiddet uygulayan ve çocuğuna fiziksel şiddet uygulayan davacı kocanın, eşine hakaret eden davalı kadına göre, boşanmaya neden olan olaylarda daha ziyade kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Durum böyleyken, mahkemece davalı kadının tam kusurlu olduğu yönündeki kusur belirlemesi ve bu hatalı kusur belirlemesine göre davalı kadının maddi (TMK mad. 174/1) ve manevi (174/2) tazminat ile yoksulluk nafakası (TMK mad.175) isteklerinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir…" gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki bilgi ve belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 166. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Davacı vekili davalının şizofreni derecesinde psikiyatrik rahatsızlığı olduğunu ve evlenmeden önce tedavi gördüğünü daha sonra öğrendiğini; davalının evin içinde, balkonunda kendi kendine konuşup eve de hiç kimsenin gelmesini istemediğini, müşterek çocuğu defalarca dövdüğünü ve çocukla ilgilenmediğini, davalının evdeki eşyaları sattığını ve ailesinin yanına gittiğini belirterek boşanma kararıyla birlikte çocuğun velayetinin müvekkiline verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili davacının şiddet uyguladığını, 03.08.2011 tarihinde gece alkollü olarak eve geldiğini, müvekkili ile müşterek çocuğun üzerine döner bıçağı ile saldırdığını, müvekkilinin ailesinin yanına sığınmak zorunda kaldığını, davacının iddialarının tamamen asılsız birer iftira olduğunu, daha önceden tedbir nafakası davası açtığını, boşanma kararı ile velayetin kendisine verilmesini, 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini, 02.02.2012 tarihinde sunduğu beyan dilekçesi ile de ekonomik olarak zor durumda olduğunu belirterek 500 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 300 TL tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece davalının boşanma davasının açıldığı günlere denk düşen bir tarihte davacının kusurlu davranışları nedeniyle ayrı yaşama hakkına dayalı olarak tedbir nafakası davasını açıp bilahare 04.10.2011 tarihinde bu talebinden feragat ettiği, bu tarihe kadar olan davacının kusurlu eylemlerinin affedilmiş olduğu gerekçesiyle 04.10.2011 tarihinden önceki davacı eylemlerinin hükme esas alınmadığı, ancak davalının müşterek çocuğa şiddet ve davacıya hakaret içeren sözler söylemesi şeklindeki kusurlu davranışları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulü ile tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velayet hakkının davalı anneye tevdiine, baba ile kişisel ilişki kurulmasına, müşterek çocuk için 100 TL tedbir, 200 TL iştirak nafakasına, davalı kadın lehine 150 TL tedbir nafakası takdirine, davalının kusurlu olması nedeniyle yoksulluk nafakası talebi ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece “her ne kadar davalı eş Bartın Aile Mahkemesinin 2011/519 esas sayılı dosyasında görülen tedbir nafakasına ilişkin davasından 04.10.2011 tarihinde vazgeçmiş ise de esasen boşanma davasının açıldığı 09.08.2011 tarihi itibariyle ayrı yaşama hakkının doğması, davalının başka mahkemede görülen tedbir nafakasına ilişkin davadan vazgeçmesinin ayrı yaşama hakkının doğmasından vazgeçme anlamına ve Dairenin bozma kararında belirttiği üzere davacı eşin kusurlarını affetme anlamına gelmeyeceği ayrıca TMK'nın 169. maddesi uyarınca hâkimin boşanma davası süresince eşlerin özetle birbirlerine karşı yükümlülüklerine dair tedbirleri alma yetkisini ortadan kaldırmayacağı” gerekçesiyle bozma kararının 1/b numaralı bendinde belirtilen tedbir nafakasının başlangıç tarihine yönelik olarak direnme kararı verilmiş, diğer bozma nedenlerine uyulmuştur. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalının TMK'nın 197. maddesine dayalı olarak açılan bağımsız tedbir nafakası davasından feragat etmesi hâlinde boşanma davasında davalı kadın için hükmedilecek tedbir nafakasına, feragat tarihinden itibaren mi, boşanma dava tarihinden itibaren mi hükmedilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. Öncelikle uyuşmazlığın çözümü için tedbir nafakasına ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “Geçici önlemler” başlıklı 169. maddesi: “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.” hükmünü içermektedir. Bu madde, yasal gerekçesinde de işaret olunduğu üzere, yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Medeni Kanunu’nun 137. maddesinin sadeleştirilmiş şekli olup, mahiyeti itibariyle herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Böylece, öteden beri uygulanagelen bu hükme göre hâkimin, bu konuda bir talebin varlığını aramaksızın, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ilişkin geçici önlemleri resen alması gerekir. Bu geçici önlemlerden birisi de tedbir nafakasıdır. Tedbir nafakası, talebe bağlı olmaksızın (resen) takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından itibaren karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır. Dolayısıyla tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir. Ayrıca tarafların kusur durumu hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir. Aynı kanunun “Birlikte yaşamaya ara verilmesi” başlıklı 197. maddesinde ise: “Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde bulunabilir. Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu madde eşlerin gerek haklı bir sebebe dayanarak gerekse haklı bir sebep olmaksızın birlikte yaşamaktan kaçınmaları ya da ortak yaşamın başka bir nedenle imkânsız hâle gelmesi hâlinde kural olarak geçici önlemlerin alınmasını düzenlemiştir. Kanunda bahsi geçen bu önlemler, ayrı yaşamanın devam ettiği sürece varlığını sürdürür. Buna göre tedbir nafakası, TMK'nın 169 ve 197. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu maddeler nafaka, boşanma ve ayrılık davası açılmadan önceki dönemde evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin taraflarca yerine getirilmemesi, birlikte yaşamaya ara verilmesi hâlinde ve boşanma ve ayrılık davası açılması sırasında, hak sahibinin mali yönden desteklenmesi suretiyle evlilik birliğini kurtarmak amacıyla öngörülmüştür. Her iki madde arasındaki farka gelince; TMK'nın 169. maddesi uyarınca takdir edilen tedbir nafakası, açılan boşanma davası kapsamında alınan geçici nitelikteki bir önlem olarak hâkim tarafından yargılama sırasında kaldırılmadığı takdirde boşanma davasında verilen kararın kesinleşmesi ile sona erer. Oysa TMK'nın 197. maddesi uyarınca talep edilen nafaka bağımsız bir talep ve bağımsız bir davanın konusu olarak, eşlerin ayrı yaşama durumunun devamı süresince geçerli olur. Somut olayda da davacı erkeğin 09.08.2011 tarihinde açtığı boşanma davasından dört gün önce davalı kadın tarafından 05.08.2011 tarihinde TMK'nın 197. maddesine göre açılmış bağımsız tedbir nafakasının olduğu anlaşılmıştır. Boşanma davasının yargılaması sırasında davalı kadın davacısı olduğu nafaka davasından 04.10.2011 tarihinde feragat etmiş ve mahkemece "feragat nedeniyle davanın reddine" karar verilmiştir. Bilindiği üzere feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.309); davadan feragat, kesin hükmün sonuçlarını doğurur (m. 311) . Bu açıklamalar ışığında davalı kadın, boşanma davasından önce açtığı bağımsız tedbir nafakası davasından feragat etmekle tedbir nafakası isteğinden geriye dönük olarak vazgeçmiştir. Dolayısıyla tedbir nafakası istemediği yönünde iradesini bildiren davacı yararına iradesinin aksine dava tarihinden itibaren tedbir nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Ancak tedbir nafakası her an doğup işleyen alacak niteliğinde olduğundan feragat tarihinden itibaren nafakaya hükmedilmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 17.01.2018 gününde oy birliği ile tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2651, K. 2020/333Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2651 E.  ,  2020/333 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi : Sincan 4. Aile Mahkemesinin 2013/147 Esas 1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Sincan 3. Aile Mahkemesince (kapatılan) verilen asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne dair karar davacı-birleşen davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-birleşen davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Birleşen Davalı İstemi: 4. Davacı-birleşen davalı erkek vekili dava dilekçesinde; tarafların 13.02.2012 tarihinde resmî nikah yaptıklarını, sonrasında kadının tutum ve davranışlarının değişmeye başladığını, müvekkilini kendinden soğutmak ve düğünün iptali için her türlü harekette bulunduğunu ve müvekkilinin iyi niyetli yaklaşımına rağmen düğünün iptal edildiğinin bildirildiğini ileri sürerek boşanmalarına, 20.000,00TL maddi ve 20.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı-Birleşen Davacı İstemi: 5. Davalı-birleşen davacı kadın vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin evlilik öncesinde davacı-birleşen davalının annesi ile aynı evde yaşamayı kabul ettiğini, fakat annesinin resmî nikahtan sonra her şeye müdahil olduğunu, hatta müvekkilinin ablasına ve ailesine de müdahalede bulunduğunu, müvekkilini başkaları ile kıyaslayıp aşağıladığını, hakaret ettiğini, davacı-birleşen davalının da bu duruma sessiz kaldığını, resmî nikah öncesi her şeyi kabul eden davacı-birleşen davalının resmî nikahtan sonra düğün dahi yapmak istemediğini, "Ben düğün sevmem, boş yere para harcıyorum, niye yapıyoruz ki?" dediğini, müvekkilini ve ailesini küçük düşürdüğünü ve hakaret ettiğini belirterek boşanmalarına, aylık 1.000,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50.000,00TL maddi ve 100.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Sincan 3. Aile Mahkemesinin (kapatılan) 04.03.2014 tarihli ve 2012/467 E., 2014/130 K. sayılı kararı ile; davacı-birleşen davalının eşini affetmesi ile davalı-birleşen davacı üzerinde kusurun kalmadığı, davacı-birleşen davalının ve annesinin davalı-birleşen davacıya hakaret ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-birleşen davalının kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, davalı-birleşen davacı lehine aylık 250,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile yasal faizi ile 6.000,00TL maddi ve 4.000,00TL manevi tazminata, yasal şartları oluşmadığından davacı-birleşen davalının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.12.2014 tarihli ve 2014/13829 E., 2014/24317 K. sayılı kararı ile; "… Hüküm, davacı-karşı davalı (koca) tarafından, her iki boşanma davası ve kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası ile tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece, "kocanın barışma girişiminde bulunmakla eşini affettiği, bu hâlde kadının üzerinde bir kusur kalmadığı, kocanın ise eşine hakaret ettiği bu sebeple tam kusurlu olduğu" kabul edilerek kocanın boşanma davasının reddine, kadının karşı boşanma davasının kabulüne karar verilmiş, kadın yararına yoksulluk nafakası ve maddi tazminata hükmedilmiştir. Oysa, davalı-karşı davacı (kadın)'ın "bu evliliği yapmayacağını" söyleyerek eşiyle birlikte yaşamaktan kaçındığı, kocasının "yeni bir başlangıç yaparak dügün merasimini icra edelim" yönünde iyiniyetli girişimine rağmen, müşterek yaşamın kurulmasını kabul etmediği, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Kocanın "yeni bir başlangıç yapalım" şeklindeki sözleri, iyiniyetle yapılmış bir girişim olup, af niteliğinde değildir. Kaldı ki, davalı-karşı davacı (kadın) buna rağmen müşterek yaşamın kurulmasını kabul etmemekle, eşiyle birlikte yaşamaktan haklı hiç bir sebebi bulunmaksızın ısrarla kaçınmıştır. Bu hâlde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Bu koşullar altında koca da dava açmakta haklıdır. Öyleyse kocanın boşanma davasının da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddi doğru bulunmamıştır…’’ gerekçesiyle hükmün bozulmasına, bozma sebebine göre davalı-birleşen davacının birleşen boşanma davası ve boşanmanın ferileri hakkında yeniden hüküm kurulması gerekli hâle geldiğinden, bu yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 8. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2015/441 E., 2015/479 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçeye yer verildikten sonra; özellikle tanık Tuğba’nın beyanından anlaşıldığı üzere davacı-birleşen davalının ve annesinin davalı-birleşen davacıya yönelik hakaret eylemlerinin sabit olduğu, tanık…’nın ifadesinde yer aldığı şekilde davacı-birleşen davalının düğün yapıp müşterek yaşamlarının ailesi yanında kurulmasına yönelik teklifine karşı davalı-birleşen davacının bağımsız ev isteğini de haksız bir talep olarak görmenin mümkün olmadığı, davacı-birleşen davalının yeni bir başlangıç teklifi ile davalı-birleşen davacıya atfedilen bağışlanmış bir kusurun varlığının da olmadığı, hakaret eden davacı-birleşen davalının annesi ile yaşama konusunda isteksiz kalan davalı-birleşen davacının birlikte yaşamaktan kaçındığını kabul etmenin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, yerleşik uygulamada yeni bir başlangıç teklifinin, müşterek yaşamın kurulamaması hâlinde en fazla iyi niyet göstergesi "bir barışma teklifi" olarak kabul edildiği, bu hâli ile davacı-birleşen davalının yeni bir başlangıç teklifine mevcut uygulamanın ötesinde karşı tarafın kabul zorunluluğu bulunduğu, aksi hâlde en azından birlikte yaşamaktan kaçınmış olacağının kabulünün yerleşik uygulama yanında hayatın olağan akışına da uygun düşmeyeceği, davacı-birleşen davalının ve annesinin davalı-birleşen davacıya hakaret ettiği, davalı-birleşen davacının kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı-birleşen davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davalı-birleşen davacının boşanmaya sebep olan olaylarda kusurunun bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı-birleşen davalının, davalı-birleşen davacıyı affedip affetmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 12. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir. 13. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir. 14. Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması, tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). 15. Bu durumda anılan madde hükmüne göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın bile dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2). 16. Hemen belirtmek gerekir ki, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere birtakım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri ile yoksulluk nafakası da boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarındandır. 17. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için üzerinde durulması gereken bir diğer husus ‘’af’’tır. "Af" sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (YHGK, 14.03.2019 tarih, 2017/2-2067 E. ve 2019/296 K.). 18. Boşanma davalarında da, eşlerin dava tarihinden önce gerçekleştiğini iddia ve savunmalarında belirttikleri, boşanma davasına konu ettikleri olaylardan sonra barışmaları, barıştıklarını beyan ederek birbirilerine karşı yürüttükleri hukuki süreçleri sonlandırmaları veya gerçekleştiği iddia edilen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeye devam etmeleri hâllerinde "af" niteliğindeki davranışlardan söz edilir. 19. Kural olarak, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, uyuşmazlığın başlangıcından davanın açılma zamanına kadar gerçekleşmiş vakıaları kapsar.  Aksinin kabulü; tarafların dayandığı olguların, dolayısıyla elde etmek istediği nihai talebin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın son aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır ki bu şekilde uyuşmazlıklar adil yargılanma süresi içinde ve yasanın amir hükümlerine göre sonuçlandırılamayacaktır. 20. Somut olay incelendiğinde; asıl davanın 20.07.2012, birleşen davanın 25.02.2013 tarihinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı olarak açıldıkları, davacı-birleşen davalının kesinleşen kusurlu davranışlarına göre kendisinin ve annesinin davalı-birleşen davacıya hakaret ettikleri, davacı-birleşen davalı vekili tarafından kusur belirlemesi, nafakalar ve tazminatlar yönünden direnme kararının temyiz edildiği, boşanmaya yönelik hükmün kesinleştiği anlaşılmaktadır. Toplanan delillerin değerlendirilmesiyle; davacı-birleşen davalının kesinleşen kusurlu davranışlarının yanında, düğün merasiminin yapılacağı tarihe yakın bir zamanda "bu evliliği yapmayacağını" söyleyen, davacı-birleşen davalının "yeni bir başlangıç yaparak düğün merasimini icra edelim" yönündeki barışma girişimine rağmen davalı-birleşen davacının birlikte yaşamaktan kaçındığı, ortak yaşamın fiilen de kurulmasını istemediği görülmektedir. Davacı-birleşen davalının, davalı-birleşen davacının evliliği yapmayacağını dile getirmesi üzerine davalı-birleşen davacı ile görüşmesi bir barışma girişimi olup bu girişim sonrası taraflar arasında barışma gerçekleşmediği gibi bir arada da yaşamadıkları da anlaşıldığından davacı-birleşen davalının bu eyleminin af olarak nitelendirilmesi somut olayın özelliğine de uygun düşmemektedir. Eş anlatımla barışma girişimi kabul ile sonuçlanmadığından, bir aftan söz etme olanağı bulunmamaktadır. Ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân bırakmayacak nitelikteki geçimsizlikte davalı-birleşen davacı da kusurludur. 21. O hâlde, direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilâve gerekçe ve nedenlerle bozulmasına, davacı-birleşen davalı vekilinin tazminatlara ve nafakalara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-birleşen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince bu işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Özel Daireye gönderilmesine, aynı Yasa’nın 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 03.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hükmün Kesinleşmesi ve Sonradan Açılabilecek Davalar

Boşanma hükmü taraflara tebliğ edildikten sonra yasal iki haftalık istinaf süresi içinde itiraz edilmezse kesinleşir. Kararın kesinleşmesi üzerine mahkeme yazı işleri müdürlüğü boşanma ilamını tescil işlemi için resen Nüfus Müdürlüğüne gönderir. Kesinleşmiş bir anlaşmalı boşanma kararından veya protokolünden tek taraflı olarak dönülmesi ya da kararın iptal edilmesi hukuken mümkün değildir.

Protokolde hüküm altına alınmış olsa dahi müşterek çocuğun velayeti, kişisel ilişki düzeni ve iştirak nafakası gibi kamu düzenini ilgilendiren hususlar değişmez nitelikte değildir; çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde kesinleşmeden sonra da müstakil bir dava ile değişiklik istenebilir. Ayrıca protokolde düzenlenmemiş olan mal paylaşımı veya iştirak nafakası talepleri boşanma kesinleştikten sonra bağımsız davalara konu edilebilir.

Anlaşmalı boşanma protokolü imzalandıktan sonra vazgeçmek mümkün müdür?

Evet, mahkemece verilen karar kesinleşinceye kadar protokol şartlarından ve anlaşmalı boşanma iradesinden dönülmesi mümkündür.

Duruşmada eşlerden biri vazgeçtiğini söylerse hâkim nasıl karar verir?

Eşlerden birinin duruşmada anlaşmadan vazgeçtiğini sözlü olarak beyan etmesi hâlinde hâkim anlaşmalı boşanma kararı veremez ve dava çekişmeli boşanmaya dönüşür.

Eşlerden biri anlaşmalı boşanma duruşmasına gelmezse ne olur?

Hâkim tarafları bizzat dinlemek zorunda olduğundan anlaşmalı boşanma kararı verilemez; dava delil yetersizliğinden reddedilmeyip çekişmeli boşanma olarak devam ettirilir.

Mahkeme boşanma kararı verdikten sonra protokolden dönülebilir mi?

Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yasal iki haftalık süre içinde istinaf veya temyiz yoluna başvurularak anlaşmadan dönüldüğü bildirilebilir ve kararın kesinleşmesi engellenebilir.

Kesinleşen anlaşmalı boşanma protokolünden dönülebilir mi?

Karar yasal sürelerin geçmesiyle kesinleştikten sonra protokolden dönülemez ve evlilik birliği kesin olarak sona erer; ancak velayet ve iştirak nafakası gibi konular şartlar değiştiğinde yeni bir dava ile talep edilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu