Aldatma Davası ve Zina Sebebiyle Boşanma Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Aldatma Davası ve Zina Sebebiyle Boşanma Şartları

Aldatma davası, evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin bir başkasıyla cinsel ilişkide bulunması temeline dayanan ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 161 uyarınca açılan özel ve mutlak bir boşanma davasıdır. Türk Medeni Kanunu m. 185/3 uyarınca eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadır. Bu sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki zina vakıası ispatlandığında hâkim, evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini ayrıca araştırmadan boşanmaya karar verir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 161Kaynağı aç
Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 185Kaynağı aç
Madde 185- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. II. Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma

Zina Kapsamına Giren Davranışlar ve Sadakat Borcu

Zina sebebiyle boşanma davasının kabulü için cinsel ilişkinin gerçekleşmiş olması gerekir. Cinsel ilişki boyutuna varmayan duygusal sadakatsizlikler, flört düzeyindeki yakınlaşmalar veya güven sarsıcı davranışlar zina niteliği taşımaz. Bu tür aldatma biçimleri Türk Medeni Kanunu m. 161 kapsamındaki aldatma davasının konusunu oluşturmaz; ancak Türk Medeni Kanunu m. 166 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel sebebine dayalı boşanma davasında ileri sürülebilir.

Dava Açma Süreleri, Af ve Sürenin Geçmesinin Sonuçları

Türk Medeni Kanunu m. 161 düzenlemesine göre aldatma sebebiyle dava açma hakkı, boşanma nedeninin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve fiilin gerçekleşmesinden itibaren her hâlde beş yıl geçmesiyle düşer. Sadakatsizlik fiili devam ediyorsa bu yasal süreler son eylemin gerçekleştiği andan itibaren işlemeye başlar. Eylemi affeden eşin dava açma hakkı bulunmaz. Aldatma öğrenildikten sonra birlikte tatile çıkılması ya da ortak sosyal medya paylaşımlarının sürdürülmesi gibi tutumlar mahkemelerce örtülü af sayılarak dava hakkının düşmesine yol açabilir. Bununla birlikte yasal süreler kaçırıldığı için zina özel sebebine dayanılamasa bile, sadakatsizlik vakıası Türk Medeni Kanunu m. 166 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması davasında tarafların kusur durumu belirlenirken değerlendirilebilir.

Hukuka Uygun Deliller ve Dava Tarihinin Belirleyiciliği

Aldatma davasında iddiaların hukuka uygun delillerle ortaya konulması gerekir. Eşin telefonuna casus yazılım yüklemek veya sürekli dinleme yapmak gibi hukuka aykırı yollarla elde edilen deliller yargılamada hükme esas alınamaz. Ayrıca boşanma davasında tarafların kusur durumu davanın açıldığı andaki koşullara göre değerlendirilir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2014/20330 Esas ve 2015/9692 Karar sayılı ilamında dava tarihinden sonra gerçekleşen olayların eldeki davada dikkate alınamayacağı kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2014/20330, K. 2015/9692Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2014/20330 E.  ,  2015/9692 K.BOŞANMA DAVASINDA, DAVA TARİHİNDEN SONRA GERÇEKLEŞEN OLAYLARIN DİKKATE ALINAMAMASIEŞLERİN SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜTÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 166TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 185 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 11.05.2015 günü temyiz eden davacı İ..O.. ile vekili Av. H.. Y.. ve karşı taraf davalı A.. O.. ve vekili Av. M.. A.. geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle dava tarihinden sonra gerçekleşen olayların eldeki dosyada dikkate alınmayacağının tabi bulunmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 1.100.00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 123.60 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 11.05.2015(Pzt.) KARŞI OY YAZISI Evlilik sona erinceye kadar eşlerin sadakat yükümlülükleri (TMK.m.185/3) devam eder. Davalının dava tarihinden sonra da olsa, üç ayrı erkekle çok sayıda telefon görüşmesinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindedir. Bu olaylar tartışılıp, değerlendirilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır. Hükmün bu sebeple bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğa katılmıyorum.

Maddi ve Manevi Tazminat ile Yoksulluk Nafakası

Zina sebebiyle açılan boşanma davası kabul edildiğinde davalı eş tam kusurlu sayılır. Türk Medeni Kanunu m. 174 uyarınca mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir; boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise kusurlu eşten manevi tazminat talep edebilir. Davalı eş tam kusurlu olduğundan lehine maddi veya manevi tazminata hükmedilemez. Türk Medeni Kanunu m. 175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf kusuru daha ağır olmamak koşuluyla süresiz yoksulluk nafakası isteyebileceğinden, tam kusurlu davalı eş yoksulluğa düşse dahi yoksulluk nafakası talep edemez; yoksulluğa düşen davacı eş ise nafaka isteyebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Tedbir Nafakası ve Mal Rejiminin Tasfiyesi

Boşanma davası devam ederken geçici nitelikte bağlanan tedbir nafakasında eşlerin kusur derecesi gözetilmez; kusurlu taraf yararına da bu önlemlerin alınması mümkündür. Zinanın mal paylaşımına etkisi ise Türk Medeni Kanunu m. 236/2 maddesinde düzenlenmiştir. Bu kurala göre zina sebebiyle boşanmaya karar verilmesi durumunda hâkim, kusurlu eşin tasfiye sırasındaki artık değer payının hakkaniyet çerçevesinde düşürülmesine veya tamamen iptaline hükmedebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. 2. Sözleşmeye göre a. Genel olarak

Evlilik Dışı İlişkiye Katılan Üçüncü Kişinin Hukuki Durumu

Evlilik birliğini kuran eşler birbirlerine sadakat göstermekle yükümlü olup evli bir kimsenin başka biriyle ilişki yaşaması sadakat borcu altındaki eşe karşı haksız eylem teşkil eder ve diğer eşin sosyal kişilik haklarına saldırı oluşturur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 61 uyarınca birden çok kişinin ortak kusurlarıyla bir zarara yol açması veya aynı zarardan farklı hukuki sebeplerle sorumlu bulunması durumunda müteselsil sorumluluk kuralları geçerli olur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2014/1656 Esas, 2014/17564 Karar; 2014/6915 Esas, 2015/6694 Karar ve 2014/14493 Esas, 2015/7208 Karar sayılı ilamlarında; evli olduğunu bilerek ilişkiye giren üçüncü kişinin eyleminin ahlaka ve adaba aykırı bir haksız fiil niteliğinde olduğu, eşin sadakatsizlik eylemine katılan bu kişinin 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 50-51 ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 61 uyarınca aldatan eşle birlikte zincirleme sorumlu tutulacağı kabul edilmiştir. Bu içtihatlarda zarar gören eşin eyleme katılanlardan tazminat talep edebileceği; ancak üçüncü kişiden istenecek tazminatın aile mahkemesince eş aleyhine hükmedilecek manevi tazminatla tahsilde tekerrür oluşturmayacak biçimde tahsil edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte, aldatılan eş tarafından aldatan eşle birlikte olan üçüncü kişiye karşı salt aldatma fiili sebebiyle manevi tazminat davası açılamayacağı yönünde de bir hukuki ilke bulunmaktadır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/1656, K. 2014/17564Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2014/1656 E.  ,  2014/17564 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 18/07/2012 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15/07/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Davacı ile dava dışı …'ın evliliklerinin devamı sırasında, davalının dava dışı eş ile ilişki kurduğu; bu nedenle evlilik birliğinin sona erdiği ileri sürülerek manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. Mahkemece davalının haksız eyleminin boşanma dosyası kapsamı ile de sabit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkasıyla ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı da, evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayri resmi ilişkiye girmek suretiyle, gerek yasalarca gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir. Esasen dava dışı eşin, evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü bulunmakla birlikte; onun evli olduğunu bilen ve buna rağmen onunla ilişkiye giren davalının da dava dışı eşin sadakatsizlik eylemine katıldığında ve her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarında kuşku bulunmamaktadır. O halde olayda, Borçlar Kanunu’nun 50. maddesinde düzenlenen birden fazla şahsın müşterek kusurlarıyla bir zarara yol açmaları, diğer bir deyimle, tam teselsül hali mevcut olup, davalı doğan zarardan, davacının eşi ile birlikte müteselsilen sorumludur. Müteselsilen sorumluluğun bulunduğu durumda da davacı, alacağını sorumluların tamamından isteyebileceği gibi bunlardan biri veya birkaçından da isteyebilir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2003 gün ve 2003/9-685 E.-690 K. sayılı Kararı). Bunlardan birisinin ölmüş olması diğerini sorumluluktan kurtarmaz. Zarar gören dilerse davasını bu kişiye yöneltebilir. Evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Sonuç itibariyle, davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek ilişkiye girdiğinin tarafların ve mahkemenin kabulünde olmasına göre; davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen “haksız fiil”den kaynaklanmakta; dava da yasal dayanağını haksız fiile ilişkin hükümlerden almaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının sorumluluğunun kabul edilmesinde bir isabetsizlik yoktur ancak, boşanma dava dosyasında davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın dava dışı Semih Yıldız'dan tahsiline dair hüküm kurulduğu da dikkate alınarak tahsilde tekerrür olmamak üzere davacı yararına tazminat takdir edilmesi gerekirken, bu hususun göz ardı edilerek tekerrür oluşturacak şekilde 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline dair verilen karar usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 438/son maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasında tazminat takdirine ilişkin 1. bendinde yer alan "5.000,00 TL manevi tazminatın 18/07/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine," şeklindeki sözcük dizelerinin çıkartılarak yerine "5.000,00 TL manevi tazminatın tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 18/07/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine," şeklindeki sözcük dizelerinin eklenmesine, davalının öteki temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenlerle reddiyle kararın davalı taraf yararına düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/12/2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, evli olduğunu bildiği halde onunla duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat davasıdır. Eşler evlenmekle birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler. (MK.185/III) Bu yükümlülüğün ihlali halinde diğer eş TMK 161 maddesine dayalı olarak zina nedenine dayalı boşanma davası açar ve bu davada MK 174/2 maddesinde düzenlenen manevi tazminat isteminde bulunabilir. Böyle bir boşanma davası açarak eşinden tazminat alan kişinin manevi zararı karşılanmış demektir. Boşanma davası açmayan eş, sadakat yükümlülüğüne uymayan eşi affetmiş demektir. Affeden eş manevi tazminat isteminde bulunamaz. Diğer yandan boşanma davası açmakla birlikte hangi sebeple olursa olsun eşinden bu nedenle manevi tazminat istemeyen eşin durumuda aynıdır. Davalı eş ile ilişkide olan 3. kişinin durumuna gelince; boşanma davasıyla eşinden manevi tazminat alan davacı manevi tazminatın "tekliği ve bölünmezliği" ilkesi gereğince 3. kişiden tazminat isteyemeyeceği gibi bu tazminatı "sadakat" yükümlülüğü olan eşinden istemeyen, istemeyi ihmal eden davacı elbetteki 3. kişiye yönelemez. Diğer yandan MK 2 maddesi gereğince "herkes haklarını kullanırken iyiniyet kaidelerine uymak zorundadır." Davacının eşinden manevi tazminat almışken ya da sadakat yükümlülüğü olan eşi yerine 3. kişiye yönelmesini hukuk düzeni koruyamaz. 3. kişinin bu eylemden dolayı davalı eş ile müteselsil sorumluluğu da kabul edilemez. Zira; sadakat yükümlülüğü sadece eşe aittir. Belirtilen nedenler itibariyle çoğunluk görüşüne katılmam olanaksızdır. 22/12/2014 KARŞI OY YAZISI Sorun eşlerden birinin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesi nedeniyle diğer eşin manevi anlamda eşten ve üçüncü kişiden tazminat isteyip isteyemeyeceğine ilişkindir. Eşler nikah sözleşmesi yapmakla birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler (M.K. 185/ III). Bu yükümlülüğün ihlali halinde sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşe karşı aldatılan eş manevi tazminat talep edebilir. Bu tür bir eylem TMK' da boşanma nedeni olarak öngörüldüğünden aldatılan eş bunu boşanma sebebi sayabilir ve boşanmaya göre M.K. 174/2 ile manevi tazminat isteyebilir. Ancak aldatılan eş böyle bir eylem dolayısıyla boşanmaya zorlanamaz. Diğer ifadeyle aldatılan eş boşanma nedeni yapmaksızın kişisel saldırıların ihlal edildiği gerekçesiyle aldatan eşe karşı manevi tazminat talebinde bulunabilir. Bu durum 4787 sayılı kanun 7. maddesi ile açıkça düzenlenmektedir. Anayasaya göre de devlet aile bütünlüğünü korumak amacıyla ve boşanmaların azaltılması amacıyla 4787 sayılı kanun 7. maddesini öngörmüştür. Anayasa ve bu madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde aldatılan eşe aldatma eylemine rağmen boşanmaması yönünde yargıca tembih, telkin ve önerilerde bulunmak görevi yüklenmektedir. Eşe de aldatma eylemine rağmen aile birliğinin geleceğini kurtarmak maksadıyla (ki bu amaç son derece yücedir) eşini affetmesi önerileri sunulur. Zira aile toplumun temelidir ve dağılmaması gerekir. Bu eyleme rağmen aile kurtarılmalıdır. Bu da ancak aldatılan eşin tercihinin ne yönde olacağıyla doğrudan ilgilidir. Şu durumda bu eş aldatma eylemine rağmen evliliğini kurtarmak yönünde davranış sergilerse eşine karşı boşanma davası açmayacaktır. Hukuk sistemi de eşin manevi zararının ancak bir boşanma şartıyla sağlanmasının sakıncalarını öngörüp aile birliğinin kurtarılması ancak aldatılan eşin manevi zararının da karşılanması yönünde tercihte bulunmuştur. Buna göre aldatılan eş hem boşanmayacak hem de genel hükümlere göre aldatan eşinden manevi tazminat talebinden bulunabilecektir. Ahlaki ve yasal olmayan bir cinsel ilişkinin tarafları açısından baktığımızda aldatan eşin konumu yukarıda belirlendiği üzere 4787 sayılı kanunun 7. maddesi, Anayasa 41, M.K. 185, 174, B.K. 41, 49 (6098 sayılı TBK 49, 58) ile özel bir statü içine alınmıştır. Diğer ifadeyle aldatan eşin hukuksal sorumluluğu bu özel hükümlerle düzenleme altına alınmıştır. Üçüncü kişi olan eylemcinin hukuksal konumunu belirlemek için şu noktalara dikkat edilmelidir. İlki, tartışılan bu konu bugün yürürlükte olmayan ancak eski ceza kanununda bulunan "zina" kurumuyla karıştırılmamalıdır. Zira zina hem hukuk sisteminden kaldırılmıştır, emsal değerlendirilmesine alınamaz. Hem de zinanın unsur ve sonuçları ceza hukuku açısından ele alınmak zorundadır. Zina da unsur olarak karşı cinsten olan iki kişinin ahlaki ve yasal olmayan cinsel birleşmesi belli koşulları taşıyor olmak kaydıyla cezalandırılıyordu. Ve o koşullara göre her zaman cezalandırılan iki "fail" bulunabiliyordu. Böyle bir kurumu özel hukuk alanında uygulamaya kalkmak cezalandırılmama sonucunda "cezalandırma yoksa manevi zarar da yoktur" gibi adil olmayan bir sonuç doğurur. İkinci olarak eşin aldatması olayı salt aile hukuku anlamında ele alınıp incelenmelidir. Bu durumda eşin aldatmasında iki eylem ve iki eylemci vardır. Birinci eylem aldatan eşin eylemi olup, bu eylem eşinden başkasıyla cinsel beraberlik yaşamayacağı sözü veren eşin bu sözü ihlal etmesi ve yasanın da buna sonuç öngörmesidir. İkinci eylem ise üçüncü kişinin eylemi olup işbirliği yaptığı eşin gerçekte sadakatle yükümlü olduğu ve o eşle cinsel beraberlik yaşama hakkına sahip olan ve bu hakkın ahlaki ve yasal tek sahibi olan eşin yerine geçerek aldatan eşe tatmin duygusu vermesidir. Üçüncü kişi hakkı olmadığı halde yasal eşin yasal tatmin etme ve eşini başkasıyla paylaşmama hakkını ihlal etmektedir. Bu ihlal o eşin aile değerlerine eşi olmayan kişi tarafından gerçekleştirilen yoğun bir saldırıdır. Bu saldırı ile aldatan eşin saldırısını öz ve konum itibariyle özdeş ve tek tutulması olanaksızdır. Dolayısıyla aldatan eş eyleminde cezacı mantıkla bakılıp tek eylem varlığından bahsetmek hukuksal olarak ve ahlaki olarak son derece yanlıştır. Gerçek odur ki ortada iki ayrı eylem ve iki ayrı eylemci bulunmaktadır. Çoğunluk görüşünün benimsediği aldatan eş ve üçüncü kişinin eylemlerinden doğan tazminat sorumluluğunun müteselsil sorumluluk kapsamında kalması belirttiğimiz noktalar itibariyle de olanaksızdır. Çünkü müteselsil sorumlulukta birden çok hukuksal durum ve eylemin aynı zararı doğurması ve yasal olarak da bunun müteselsil olduğunun belirlenmesiyle söz konusu olur. Örneğin çoğunluk görüşünün örneklediği 2918 sayılı kanundan doğan sorumluluktan kayıt maliki, sigorta şirketi ve şöforun müteselsilen sorumlu olması hali yasal olarak öngörülmüş bir müteselsil sorumluluk halidir. Aldatan eşin ve üçüncü kişi olan kişinin sorumluluğu ise özellikle aldatan eşin sorumluluğu özel yasalarla ve özel hükümlerle ayrı bir statü içine alınmıştır. Yasalarla ayrı bir statü içine alınmış sorumluluğun yasal olmayan bir şekilde başka bir sorumluluk alanına çekilmesi ve başka bir eylemden doğan zarar sorumluluğuna ortak edilmesi söz konusu olamaz. Aksi takdirde 4787 kanunun 7. maddesi ailenin korunmasına ilişkin Anayasa hükümleri, Medeni Kanunun 185 ve 174. maddeleri ihlal edilmiş olur. Oysa çoğunluk görüşü bu belirlemelere rağmen aldatılan eşin aldatan eşe karşı dava açmasa da hem dava açmasını zorlamakta hemde dolaylı olarak dava açılmadığı halde sorumlu tutulmasını sağlamaktadır. Diğer yandan konu müteselsil sorumluluk açısından ele alındığında şu husus da dikkat çekici olsa gerektir. Yukarıda belirtildiği üzere eş aldatmasında iki ayrı eylem ve iki ayrı eylemci bulunmaktadır. Buna göre de yasal anlamda yaptırımlar farklıdır. Zira her iki eylemin ihlalinin ağırlığı itibariyle yaptırım farklılığı söz konusudur. Buna göre eşini aldatan kişinin eylemi sonucu eşinin maneviyatına verdiği zarar üçüncü kişinin verdiği zarardan (gerçekleştirdiği saldırıdan) çok daha ağırdır. Dolayısıyla eşin ödeyeceği tazminat miktarı üçüncü kişinin ödeyeceği tazminat miktarıyla kıyaslanamayacak kadar yüksek olacaktır. Çünkü eşlerin aile değerlerine bağlı kalma yükümlülüğü aile birliğinin korunması ve sağlanmasında en önemli yükümlülüktür. Üçüncü kişinin eylemi ise eşin eylemi yanında sıradan bir haksız fiil eylemidir. Böyle açık bir duruma rağmen müteselsil sorumluluktan söz edilmesi olanaksızdır. Somut olayda davacı, davalı taraftan ayrıca manevi tazminat istemiştir. Boşanma davasında davacının eşinden alacağı tazminat üçüncü kişiden alacağı tazminata engel olamaz. Bu nedenle tahsilde tekerrür koşuluyla kararın bozulması söz konusu olmamalıdır. Çoğunluk bozma görüşüne gösterilen nedenlerle katılmıyorum. 22/12/2014
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/6915, K. 2015/6694Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2014/6915 E.  ,  2015/6694 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 29/09/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 26/12/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2- Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece dava kısmen kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalının, dava dışı kocası ile resmi olarak evli olduğunu bilerek birlikte olması nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğünü belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı, boşanma davası derdest iken birlikte olduklarını, yuva yıkılmasına sebep olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden, davacının, dava dışı eşi aleyhine açtığı Kartal Aile Mahkemesi'nin 2009/ 1501 esas, 2011/ 583 karar sayılı boşanma davası sonucunda; dava dışı koca …'ın başka bir kadınla birlikte yaşayıp karısını aldattığı gerekçesiyle boşanmalarına ve kocanın davalı kadına 20.000.00 TL manevi tazminat ödemesine karar verildiği anlaşılmıştır. Davalının, davacının resmi nikahlı eşi ile evli olduğu süre içinde duygusal birliktelik kurduğu, dava dışı eşin davacıya karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalının da eşin eylemine bilerek iştirak ederek davacının zarar görmesine neden olduğu anlaşılmaktadır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddelerinde haksız eylemin ve bunun sonucunda doğan zararın birden fazla kişi tarafından meydana getirilmesi durumunda zarar görenin dilediği takdirde eyleme katılanların birisinden, birkaçından veyahut tamamından zincirleme olarak sorumlu tutulmalarını isteme hakkına sahip bulunduğu düzenlenmiştir. Aynı hüküm 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesinde de tekrar edilmiştir. Davacının eşi, davacıdan boşanmalarına karar verilen mahkeme ilamı ile sadakatsiz tutum ve davranışları nedeni ile davacıya 20.000.00 TL manevi tazminat ödemeye mahkum edilmiştir. Şu durumda, davalı ile dava dışı eşin birlikte neden oldukları zarar dolayısıyla davacı yararına 8.500,00 TL manevi tazminat ödetilmesine karar verilmiş bulunmasına göre, konusu ve hukuki sebebi aynı olan eldeki davada hüküm altına alınan tazminat tutarının boşanma davasında hüküm altına alınan tazminat ile tahsilde tekerrür olmamak üzere ödetilmesi gerekirken, bu hususun gözetilmemiş olması doğru değil ise de; anılan yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/son maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan "… 8.500,00 TL manevi tazminatın …" sözcüklerinden sonra gelmek üzere “… Kartal Aile Mahkemesi'nin 2009/ 1501 esas, 2011/ 583 karar sayılı ilamı ile hüküm altına alınan manevi tazminat tutarı ile tahsilde tekerrür olmamak üzere…” cümlesinin eklenmesine davalının diğer temyiz itirazlarının (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 26/05/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, davacı ile evli olduğunu bildiği davacının eşi ile davalının duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle davacı eşinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiası ile davalı hakkında açılan tazminat davasıdır. Davalı ile davacının eşi arasındaki duygusal ve cinsel ilişki, davacı yönünden Türk Medeni Kanunu'nda boşanma nedeni olarak kabul edilen "zina" fiilini oluşturur. Bu durumda davacı, Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinde düzenlenen eşler arasındaki "birlikte yaşamak ve sadık kalmak" yükümlülüklerine aykırı davrandığından bahisle zina yapan kendi eşi hakkında Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesine dayanarak "zina" nedeniyle boşanma davası açabilir ve aynı yasanın 174/2 maddesine göre de manevi tazminat isteyebilir. Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesindeki düzenleme anlamında davalının davacıya karşı "birlikte yaşamak ve sadık kalmak" yükümlülüğünün bulunmaması, davalının duygusal ve cinsel ilişki fiilinin tarafının davacı olmayıp, davacının eşi olması, "zina" fiilinin ceza yasalarımıza göre suç olmaktan ve dolayısıyla davalının fiilinden dolayı sanık veya hükümlü olmaması karşısında haksız fiillerde manevi tazminatı düzenleyen Borçlar Kanunu'nun 56. ve 58. maddelerindeki düzenlemeler ile Türk Medeni Kanunu'nun manevi tazminata ilişkin 174/2 maddesindeki düzenlemenin davalının eylemine uymaması, davalının eyleminin davacıya karşı saldırı oluşturabileceğine ve tazminat verilmesine dair başka hiç bir yasal düzenlemenin bulunmamasına, davaya konu eylemin bir tarafının da davacının eşi olmasına göre ortada yani davacı ile eyleme katılan eşi arasında bir aile bütünlüğünden bahsedilemeyeceği gibi, davalıyı da aile bütünlüğüne (ortada aile bütünlüğü kalmadığından) eylemi ile saldırıda bulunduğunun kabulünün mümkün olmamasına ve ayrıca aile bütünlüğüne saldırı ile ilgili yasalarımızda tazminatı gerektirir bir düzenleme bulunmamasına göre, davalı hakkında açılan davanın yasal dayanağı yoktur. Yasama organınca bu konuda yasal düzenleme yapılana kadar bu yönde açılan davalarda davalıyı sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu anlamada davalının pasif davalı olma sıfatı bulunmadığından açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir. Diğer yandan, davaya konu eylemden dolayı davalı ile davacının eşinin, davacıya karşı müteselsilen sorumlu kabul edilmeleri gerekir. Zira, iddia edilen eylem, en az iki kişinin birlikte hareketi ile meydana gelebilir. Bunun sonucu olarak davacı, kendisine karşı müteselsilen sorumlu olan kendi eşi hakkında bu eylemden dolayı, (geçimsizlik veya zina nedeniyle) boşanma davası açmadığı, manevi tazminat istemediği veya dava açıp, sonradan manevi tazminat isteğinden vazgeçtiği veya sadece kendi eşine karşı Türk Medeni Kanunu'nun 174/2 maddesine dayanarak manevi tazminat davası açıp manevi tazminat aldığı hallerde; Türk Medeni Kanunu'nun 161/3 maddesi gereğince kendisine karşı müteselsil sorumlu olan ve eylemin tarafı olan eşini affettiği kabul edileceğinden, eşten manevi tazminat alınan halde ise, manevi tazminatın tekliği ve bölünmezliği ilkesi gereğince davalıdan ayrıca manevi tazminat alınması mümkün olmadığından Borçlar Kanunu'nun 147/2. maddesi gereğince davalının sorumlu tutulması mümkün değildir. Açıkladığım nedenlerle sayın çoğunluğun aksi yönündeki düşünce ve kararlarına katılmıyorum. 26/05/2015 KARŞI OY YAZISI Dava, evli olduğunu bildiği halde onunla duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat davasıdır. Eşler evlenmekle birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler. (TMK.185/3) Bu yükümlülüğün ihlali halinde diğer eş TMK 161. maddesine göre zina sebebiyle boşanma davası açar ve bu davada TMK'nın 174/2. maddesi gereğince manevi tazminat isteminde bulunabilir. Böyle bir boşanma davası açarak eşinden tazminat alan eşin manevi zararı karşılanmış demektir. Boşanma davası açmayan eş, sadakat yükümlülüğüne uymayan eşi affetmiş demektir. Affeden eş TMK 161/son maddesine göre manevi tazminat isteminde bulunamaz. Diğer yandan boşanma davası açmakla birlikte ne sebeple olursa olsun eşinden manevi tazminat istemeyen eşin durumu da aynıdır. Davalı eş ile ilişkide olan üçüncü kişinin durumuna gelince; boşanma davasıyla eşinden manevi tazminat alan davacı manevi tazminatın "tekliği ve bölünmezliği" ilkesi gereğince üçüncü kişiden tazminat isteyemeyeceği gibi bu tazminatı "sadakat" yükümlülüğü olan eşinden istemeyen veya istemeyi ihmal eden davacı elbetteki bu kişiye yönelemez. Diğer yandan TMK 2. maddesi gereğince "herkes haklarını kullanırken iyiniyet kaidelerine uymak zorundadır." Davacının eşinden manevi tazminat almışken ya da sadakat yükümlülüğü olan eşi yerine üçüncü kişiye yönelmesini hukuk düzeni korumaz. Üçüncü kişinin bu eylemden dolayı davalı eş ile müteselsil sorumluluğu da kabul edilemez. Zira; sadakat yükümlülüğü sadece eşe aittir. Düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 26/05/2015
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/14493, K. 2015/7208Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2014/14493 E.  ,  2015/7208 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 22/10/2012 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 15/05/2014 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 02/06/2015 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekilleri Avukat … ve Avukat … ile karşı taraftan davacı vekili Avukat … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü. 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2- Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, dava dışı eski eşi ile davalının evlilik dışı yasak ilişki yaşadıklarını, bu durumun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu belirterek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı, davacının eşi ile sadece arkadaş olduğunu, aralarında platonik bir gönül muhabbetinin kurulduğunu, birbirlerine destek olduklarının doğru olduğunu, ancak davacı ile eşinin ilişkisinin bozulmasında etkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek ilişki yaşama eylemi nedeni ile davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilerek, davanın kısmen kabul edilmesine karar verilmiştir. Dosya kapsamından, davacı ile dava dışı eşinin İstanbul Aile Mahkemesi'nin 2010/959 esas, 2013/60 karar sayılı kararı ile boşanmalarına, davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verildiği, davacının temyizi üzerine; Yargıtay 2. Hukuk Dairesince, davalı kocanın sadakatsizlik eylemini boşanma davasının devamı süresince ve halen sürdürmesi ve boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı kadın yararına uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmemesi nedeniyle bozulduğu anlaşılmıştır. Davalının, davacının resmi nikahlı eşi ile evli olduğu süre içinde duygusal ve cinsel birliktelik kurduğu, eşin davacıya karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalının da eşin eylemine bilerek iştirak ederek davacının zarar görmesine neden olduğu anlaşılmaktadır. BK'nın 50 ve 51. maddelerinde haksız eylemin ve bunun sonucunda doğan zararın birden fazla kişi tarafından meydana getirilmesi durumunda zarar görenin dilediği takdirde eyleme katılanların birisinden, birkaçından veyahut tamamından zincirleme olarak sorumlu tutulmalarını isteme hakkına sahip bulunduğu düzenleme altına alınmıştır. Aynı hüküm 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesinde de tekrar edilmiştir. Davacı ve eşinin boşanmalarına ilişkin karar, davacı kadın yararına manevi tazminata hükmedilmemesi nedeniyle bozulmuştur. Şu durumda, davalı ile dava dışı eşin birlikte neden oldukları zarar sebebiyle davacı yararına manevi tazminat ödetilmesine karar verilecek bulunmasına göre, konusu ve hukuki sebebi aynı olan eldeki davada hüküm altına alınan tazminat tutarının Aile Mahkemesi'nce hüküm altına alınacak tazminat ile tahsilde tekerrür olmamak üzere ödetilmesi gerekirken bu hususun gözetilmemiş olması doğru değil ise de anılan yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/son maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle, hüküm fıkrasının 1 nolu bendinde yer alan "…manevi tazminatın …" sözcüklerinden sonra gelmek üzere “… Aile Mahkemesince hüküm altına alınacak manevi tazminat tutarı ile tahsilde tekerrür olmamak üzere…” cümlesinin eklenmesine, davalının diğer temyiz itirazlarının (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddi ile kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA davalı yararına takdir olunan 1.100,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 02/06/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, evli olduğunu bildiği halde onunla duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat davasıdır. Eşler evlenmekle birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler. (TMK.185/3) Bu yükümlülüğün ihlali halinde diğer eş TMK 161. maddesine göre zina sebebiyle boşanma davası açar ve bu davada TMK'nın 174/2. maddesi gereğince manevi tazminat isteminde bulunabilir. Böyle bir boşanma davası açarak eşinden tazminat alan eşin manevi zararı karşılanmış demektir. Boşanma davası açmayan eş, sadakat yükümlülüğüne uymayan eşi affetmiş demektir. Affeden eş TMK 161/son maddesine göre manevi tazminat isteminde bulunamaz. Diğer yandan boşanma davası açmakla birlikte ne sebeple olursa olsun eşinden manevi tazminat istemeyen eşin durumu da aynıdır. Davalı eş ile ilişkide olan üçüncü kişinin durumuna gelince; boşanma davasıyla eşinden manevi tazminat alan davacı manevi tazminatın "tekliği ve bölünmezliği" ilkesi gereğince üçüncü kişiden tazminat isteyemeyeceği gibi bu tazminatı "sadakat" yükümlülüğü olan eşinden istemeyen veya istemeyi ihmal eden davacı elbetteki bu kişiye yönelemez. Diğer yandan TMK 2. maddesi gereğince "herkes haklarını kullanırken iyiniyet kaidelerine uymak zorundadır." Davacının eşinden manevi tazminat almışken ya da sadakat yükümlülüğü olan eşi yerine üçüncü kişiye yönelmesini hukuk düzeni korumaz. Üçüncü kişinin bu eylemden dolayı davalı eş ile müteselsil sorumluluğu da kabul edilemez. Zira; sadakat yükümlülüğü sadece eşe aittir. Düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 02/06/2015
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 61Kaynağı aç
MADDE 61- Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır. b. İç ilişkide
Aldatan eşle birlikte olan üçüncü kişiden tazminat talep edilebilir mi?

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararlarında evli olduğunu bilerek ilişkiye giren üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu olduğu ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla tazminat ödenebileceği belirtilmişken; diğer bir hukuki yaklaşıma göre salt aldatma fiiline dayanılarak üçüncü kişiye karşı manevi tazminat davası açılamaz.

Duygusal sadakatsizlik aldatma davasına dayanak yapılabilir mi?

Cinsel ilişki boyutuna varmayan duygusal sadakatsizlikler aldatma davasına konu edilemez; bu tür eylemler ancak Türk Medeni Kanunu m. 166 gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması davasında ileri sürülebilir.

Aldatma davası açma süresi kaçırılırsa ne olur?

Zina sebebiyle dava hakkı öğrenmeden başlayarak altı ay ve her hâlde fiilin üzerinden beş yıl geçmekle düşer; süre kaçırıldığında zina özel sebebine dayanılamasa da sadakatsizlik vakıası evlilik birliğinin temelinden sarsılması davasında kusur belirlemesinde değerlendirilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu