Ameliyat Sonrası Takip Eksikliğinde Hukuki Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
Ameliyat Sonrası Takip Eksikliğinde Hukuki Sorumluluk

Cerrahi operasyonun ardından hastanın iyileşme periyodunun tıbbi standartlara göre izlenmemesi, ortaya çıkan komplikasyon emarelerinin vaktinde saptanmaması, gereken kontrol ve tetkiklerin aksatılması, kişinin klinik tablosu elverişli olmadan taburcu edilmesi yahut taburculuk evresinde lüzumlu ikazların yapılmaması neticesinde zarara uğranılması ameliyat sonrası takip eksikliği kapsamında değerlendirilir.

Tıbbi Özen Borcu ve Komplikasyon Yönetimi

Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca hasta, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun teşhis, tedavi ve bakım isteme hakkına sahip olup sağlık personeli hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni göstermekle yükümlüdür. Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 4. maddesi uyarınca sağlık alanında yapılacak her türlü müdahalenin ilgili mesleki yükümlülüklere ve standartlara uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/2711, K. 2023/4592Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/2711 E.  ,  2023/4592 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/2711 Karar No : 2023/4592 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / …. VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin .. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, sindirim rahatsızlıkları nedeniyle yatırıldığı Bursa Devlet Hastanesi gastroenteroloji kliniğinde 28/07/2011 tarihinde sol kalçasına yapılan enjeksiyon sonucunda zarara uğramasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 100,00 TL (22/01/2018 tarihli miktar artırım dilekçesi ile 128.396,08 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olay kapsamında bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu Raporunda, hastanede yatarak tedavi gören ve damar yolu açık olan hastalarda ağrı kesici uygulamasında öncelikle damar yolunun tercih edilmesinin güncel bir tıbbi bilgi olduğunun belirtilmesi karşısında hastanede yatarak tedavi görmekte olan davacıya bu yönde bir uygulamada bulunulmayarak yapılan enjeksiyon sonrası davacıda düşük ayak sendromu meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle 128.356,08 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, 100.000,00 TL manevi tazminat isteminin 20.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemine yönelik olarak ise davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, manevi tazminat isteminin tamamının kabul edilmesi gerektiği, davalı idare tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, tazminata hükmedilmesi için gerekli şartların oluşmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : 15/01/1967 doğumlu olan davacı 25/07/2011 tarihinde karın ağrısı ve halsizlik şikayetleriyle Bursa Devlet Hastanesi başvurmuş, genel durum bozukluğu tanısıyla hastaneye yatırılmış, 27/07/2011 tarihinde endoskopi işlemi yapılmış, 28/07/2011 tarihinde servisteki yatışı sırasında intramüsküler yoldan voltaren adlı ilaç uygulanmış, enjeksiyon sonrasında davacının yapılan nörolojik muayenesinde sol ayağında distal fleksiyon kaybı tespit edilmiştir. Davacıda gelişen hasara yönelik olarak enjeksiyon nöropatisi tanısı konularak tedavisi düzenlenerek taburcu edilmiştir. Bunun üzerine davacı tarafından, kendisine yapılan enjeksiyon sonrasında sol ayağını ve bacağını kullanamadığı, desteksiz veya yanında kimse olmadan yürüyemediği, dolayısıyla sol kalçasına yapılan enjeksiyon sonucunda cismani zarara uğradığından bahisle bakılan dava açılmıştır. Olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … karar sayılı raporda; "Davacının son durumunun ortaya konulabilmesi amacıyla Uludağ Üniversitesi Nöroloji Kliniğince gerçekleştirilen muayene sonucunda hazırlanan … tarih ve … sayılı Uludağ Üniversitesi Sağlık Kuruluşları Sağlık Kurulu Raporunda; alt sol proksimal kas gücünün tam olduğunun, ayak bileği plantarfleksiyon +2/5, dorsal fleksiyon 1/5, yapılan EMG tetkikinde sol siyatik sinirin pero neal uç dalında total aksonal hasarlanmaya neden olan biceps femorsi başına dal vermeden önceki düzeyde (gluteal intramüsküler enjeksiyona uyar) kronik dönemde tam hasarlanma ve enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun, bu hasara bağlı düşük ayak geliştiğinin bildirildiği; sonuç olarak, davacıya 28/07/2011 tarihinde Bursa Devlet Hastanesinde Dr. …'nin talimatıyla Hemşire … tarafından ağrı kesici intramüsküler enjeksiyon yapıldığının belirlendiği, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, mevcut tablonun her türlü özene rağmen oluşabilecek, herhangi bir kusur veya ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, ancak dava konusu olayda hastanede yatarak tedavi gören ve damar yolu açık olan hastalarda ağrı kesici uygulaması gerektiğinde öncelikle damar yolunun tercih edilmesinin güncel tıbbi bilgi içerisinde yer aldığı" yolunda görüş bildirilmiştir. İdare Mahkemesince, yukarıda anılan bilirkişi raporu hükme esas alınarak olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, anılan karara karşı taraflarca yapılan istinaf başvuruları Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. …", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir. A) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin kabulü ile manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına yönelik davalı idarenin istinaf isteminin reddine dair kısmının incelenmesi: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dairemizin 04/05/2023 tarihli ara kararı ile dava konusu uyuşmazlığın çözümlenmesi için gerekli görülüğünden; Adli Tıp İlgili Üst Kurulundan, hastanede yatarak tedavi gören ve damar yolu açık olan hastalara yönelik olarak hem damar yoluyla hem de kas içi yolla uygulanma olanağı olan ağrı kesici vb. ilaçların uygulanması gerektiğinde, 1- Öncelikle damar yolunun tercih edilmesinin gerekli olup olmadığının, 2- Öncelikle damar yolu tercih edilmeyerek kas içi enjeksiyon yolu tercih edilmek suretiyle siyatik sinir hasarına sebebiyet verilmesi halinde bu durumun tıbbi bir hata veya eksiklik ya da ihmal olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin sorulmasına, bu hususta açıklayıcı bir raporun hazırlanarak Dairemize gönderilmesinin istenilmesine karar verilmiş, Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu tarafından ara kararına cevaben dosyaya sunulan … tarih ve … karar sayılı raporda "…Kişinin yatışı sırasında kas içi enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sinir hasarının klinik ve laboratuvar verileri birlikte değerlendirildiğinde enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, her ne kadar hastanede yatmakta olan ve damar yolu açık olarak tedavi uygulanan kişilerde ağrı kesici tedavi için damar yolu tercih edilmekte ise de bazen etki süreleri daha uzun olduğu için ağrı kesicilerin kas içi uygulanabileceğinin tıbben bilindiği, tedavinin hangi yolla (kas içi veya damar yolu) verileceğinin ise hekimin takdirinde olduğu göz önüne alındığında; kişiye uygulanan enjeksiyon tedavisinin endikasyonunun bulunduğu, bu tip enjeksiyon uygulamalarında enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı veya kişiye bağlı anatomik varyasyonlar nedeniyle nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, bahse konu komplikasyonun tanı ve tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu, dolayısıyla komplikasyon yönetiminin tıbben uygun olduğu, dava konusu olayda enjeksiyon tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair herhangi bir tıbbi delil tanımlanmadığı dikkate alındığında; enjeksiyon yapılma talimatı veren İç Hastalıkları Uzmanı Dr. … ve enjeksiyonu uygulayan Hemşire ….’nın eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." görüşüne yer verilmiştir. Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararında, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda hastanede yatarak tedavi gören ve damar yolu açık olan hastalarda ağrı kesici uygulamasında öncelikle damar yolunun tercih edilmesinin güncel bir tıbbi bilgi olduğunun belirtilmesi karşısında hastanede yatarak tedavi görmekte olan davacıya bu yönde bir uygulamada bulunulmayarak yapılan enjeksiyon sonrası davacıda düşük ayak sendromu meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmişse de; uyuşmazlığın çözümü noktasında Dairemizin ara kararı sonucu dava konusu olay kapsamında düzenlenen yukarıda alıntısı yapılan Adli Tıp Kurumu raporundaki tespitler dikkate alındığında, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Öte yandan, 25/07/2011 tarihinde hastaneye yatışı yapılan davacıdan imzası karşılığında tarafına uygulanacak tıbbi teşhis ve tedavi uygulamalarına yönelik olarak ayrıntılı teşhis ve tedavi işlemleri onay belgesinin (aydınlatılmış onam) alındığı görüldüğünden olayda aydınlatma yükümlüğünün de yerine getirildiği anlaşılmakla aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan bir manevi zararın varlığından da söz edilemeyecektir. Bu nedenle, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmamakta olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kısmen kabulü ile kısmen reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararının kabule ilişkin kısmına yönelik olarak davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. B) Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesince manevi tazminat isteminin kısmen reddi yolunda verilen karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının incelenmesi: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge İdare Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Davacıda meydana gelen sinir hasarının oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı ve enjeksiyon öncesinde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmiş olması nedeniyle bu yönüyle de manevi tazminat koşullarının oluşmadığı yönünde yukarıda yer verilen açıklama karşısında temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesince manevi tazminat isteminin kısmen reddi reddi yolunda verilen karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmında sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamakta olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE, davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın kısmen kabulü, kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak taraflarca yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının İdare Mahkemesince manevi tazminat isteminin kısmen reddi yolunda verilen karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin kabulü ile manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmına yönelik davalı idarenin istinaf isteminin reddine dair kısmının BOZULMASINA, 4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 19/09/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Cerrahi müdahalenin ardından hekim, hastanın şikâyetlerini olağan sayarak geçiştiremez. Ağrı ve şişlik gibi bulgular iyileşme sürecinde görülebilse de şikâyetin olağan sınırları aşıp aşmadığını değerlendirme yükümlülüğü hekime aittir. Danıştay 10. Dairesinin E. 2019/2711, K. 2023/4592 sayılı kararında, tıbbi müdahale sonrasında gelişen komplikasyonun tanı ve tedavisine dönük girişimlerin yapılması ve sürecin tıbben uygun yönetilmesi halinde hekim ve sağlık personelinin eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu kabul edilmiştir. Benzer şekilde Danıştay 10. Dairesinin E. 2021/7394, K. 2025/1516 sayılı kararında, cerrahi operasyon sonrasında gelişen komplikasyonun zamanında ve multidisipliner yaklaşımla uygun biçimde yönetildiği ve takiplerin eksiksiz yapıldığı somut olayda, sağlık personeline kusur atfedilemediğinden ve idarenin hizmet kusuru kanıtlanamadığından maddi tazminat koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir.

Danıştay 10. Daire, E. 2021/7394, K. 2025/1516Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/7394 E.  ,  2025/1516 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/7394 Karar No : 2025/1516 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- … 2- … 3- … 4- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi Rektörlüğü / … VEKİLİ : Av…. MÜDAHİL (DAVALI YANINDA):… VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacılar tarafından,…'ın bel fıtığı rahatsızlığı sebebiyle … Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezinde 08/11/2018 tarihinde geçirdiği ameliyatta lomber diski onarımı sırasında aort yaralanmasına sebebiyet verildiği ve bu nedenle defalarca ameliyat edilerek 38 gün hastanede yatmak zorunda kaldığı belirtilerek hizmet kusuru sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık 200,00 TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve 300.000,00 TL manevi tazminatın ise olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… K… sayılı kararıyla; bilirkişi raporu ve dosya içeriğinde bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden idarenin sağlık hizmetini kusurlu yürüttüğüne ilişkin herhangi bir somut tespit bulunmadığı, olayda maddi ve manevi tazminat koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI:Davacılar tarafından, sunmuş oldukları delillerin tartışılmadığı, gerekçeli karar hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, bilirkişi raporunda iddialarının değerlendirilmediği, raporda gerekçeye yer verilmediği, dosyadaki bilgi ve belgelerden de anlaşılacağı üzere olayda tıbbi kötü uygulama mevcut olduğu, tek branşın gözetim ve denetimi altında yapılan ameliyat sonrası bir çok branşın müdahale etmesi gereken bir durum meydana geldiği, aydınlatılmış rızalarının alınmadığı, doktor tarafından ameliyattan bir gün sonra ayağa kalkacağının söylendiği, operasyonu doktorun bu söylemi üzerine kabul ettikleri, buna karşın ölüm riski, vücut travması ve hastane enfeksiyonu ile karşı karşıya kaldığı, tüm bu hususlar açıklansa idi ameliyatı kabul etmeyecekleri, raporda enfeksiyon ile ilgili bir irdelemeye gidilmediği, tek başına enfeksiyon geçirmesinin dahi hizmet kusurunun göstergesi olduğu, geçirdiği ameliyatlar sebebiyle dört gün komada kaldığı, komada kaldığı sürede diyaliz işlemi yapıldığı, böbrek fonksiyonlarının bozulmasının sebebinin de hatalı cerrahi müdahale olduğu, raporda bu konuda açıklamaya yer verilmediği, hatalı ameliyat nedeniyle sayısız kez görüntülemele nedeniyle radyasyona maruz kaldığı, maluliyete yönelik değerlendirme yapılmadığı, olayın açıklığa kavuşturulması için Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiği iddialarıyla temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare ve davalı yanında müdahil tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ile kararın maddi tazminata yönelik kısmının onanması; manevi tazminata yönelik kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacılardan …'ın yaklaşık 20 yıldır devam eden bel ve sağ ayak ağrısı şikayetiyle 07/11/2018 tarihinde … Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi bölümüne yatışının yapıldığı, 08/11/2018 tarihinde ise lomber disk hernisine (bel fıtığı) yönelik cerrahisinin gerçekleştirildiği, yapılan ameliyatta lomber diski onarımı sırasında aort yaralanmasına sebebiyet verildiği, rüptür (yırtık) tamirine olanak bulunmadığından aynı gün entübe şekilde tomografi alanına indirildiği, burada alınan BT ve BT anjiografide atardamardaki kesi sonucu oluşan 20×10 cm boyutlarında kanama alanı tespit edilmesi üzerine kalp damar cerrahisi tarafından yeniden operasyona alındığı, operasyon sırasında intima-media disseksiyonu (damar içi duvar arası yırtık) olduğu bilgisi alınması üzerine girişimsel radyoloji ünitesine indirildiği, burada endovaskuler stent-greft uygulaması ve femoral arter bypass cerrahisi yapıldığı, hekimler tarafından birkaç gün sedasyon halinde kalmasının uygun görüldüğü, sedasyonun azaltılmasının akabinde böbrek fonksiyonlarında yükselme nedeniyle planlı olarak diyaliz uygulandığı, böbrek fonksiyonlarının normal değer aralıklarına indirildiği, davacının yoğun bakım ve servis takibi sonucu taburcu edilmesi üzerine, 08/11/2018 tarihinde yapılan ameliyat neticesinde bir çok ameliyat geçirdiği, ameliyattan sonra entübe halde Beyin Cerrahisi Yoğun Bakım Servisine alındığı, diyaliz yapılmak zorunda kalındığı, tüm bu süreçte dört günü tam komada olmak üzere 13 gün yoğun bakım servisinde ve toplamda 38 gün hastanede tedavi almak zorunda kaldığı iddialarıyla hatalı tıbbi tedavi ve hizmet kusuru sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle 18/03/2019 tarihinde davalı idareye başvuruda bulunulduğu, söz konusu başvurunun davalı idarece cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, hizmet kusuru ve tıbbi hata bulunup bulunmadığının tespiti için düzenlenen … Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının … tarih ve … sayılı raporunda özetle, "Davacı hasta …'ın lomber disk hernisi tanısı ile yatırıldığı hastanede diskektomi ameliyatı yapıldığı, ameliyat esnasında kan basıncının düştüğü, aynı gün yapılan görüntülemesinde aort yaralanmasının tespit edildiği, yaralanmasına yönelik kalp damar cerrahisi, girişimsel radyoloji ve genel cerrahi tarafından müdahale edildiği, damar yaralanmasının onarıldığı, sonraki süreçte renal arterde darlığına yönelik stent uygulamasının gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Tıbbi literatürde kişide meydana gelen damar yaralanmasının kişiye uygulanan lomber disk hernisi ameliyatının komplikasyonu olarak yüksek bilimsel kanıt düzeyi ile kabul edildiği, yapılan ameliyatın endikasyonunun doğru olarak konulduğu, gönderilmiş olan ve tıbbi evrakta operasyon sırasında ve sonrasında cerrahi esnasında meydana gelen komplikasyona zamanında ve multidsipliner bir şekilde uygun yönetimin gerçekleştirildiği, postoperatif hastane takiplerinin uygun bir şekilde yapıldığı, sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur olmadığı, hizmet kusurunun bulunmadığı, kanaatini bildirir rapordur." şeklinde görüş bildirdiği görülmektedir. İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, davacıların istinaf başvuruları ise temyize konu karar ile reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir."; 22. maddesinin 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahalegenişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyiz İstemine Konu Kararın Davacı …'ın Maddi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın anılan kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. A) Temyiz İstemine Konu Kararın Davacıların Manevi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Söz konusu bilirkişi raporunda, meydana gelen komplikasyona zamanında ve multidsipliner bir şekilde uygun yönetimin gerçekleştirildiği, postoperatif hastane takiplerinin uygun bir şekilde yapıldığı, sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur olmadığı, hizmet kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildirilmesi gözetildiğinde olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ortaya konulamadığından, maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. Bununla birlikte, lomber disk hernisi ameliyatı öncesi risklerin davacıya anlatılıp yazılı onamının alınmamış olması durumunda, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle davacıların uğradığı manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda aktarılan nitelikleri de gözetilerek takdiren belirlenecek, manevi tatmin sağlayacak makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekmektedir. Bu durumda Mahkemece, davalı idare tarafından davacı …'a lomber disk hernisi ameliyatının sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının alınıp alınmadığı araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu durum araştırılmaksızın eksik inceleme ile manevi tazminat talebinin reddi yolunda verilen kararda hukuka uygunluk görülmemiştir. Öte yandan, yazılı ve imzalı onamın bulunması ve dosyaya dahil edilmesi halinde, onamda aort yaralanmasının lomber disk hernisi ameliyatının komplikasyonları arasında bulunduğuna dair açıklamaya yer verilip verilmediğinin de ortaya konulması ve manevi tazminat istemi hakkında karar verilirken bu hususun gözetilmesi gerektiği açıktır. Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminata yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminata yönelik kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 11/03/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Aydınlatılmış Onam ve Bilgilendirme Yükümlülüğü

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesi uyarınca tabipler yapacakları her ameliyat için hastanın, küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin muvafakatini almakla yükümlüdür; büyük cerrahi ameliyatlarda bu onamın yazılı olması kanuni zorunluluktur. Ancak veli veya vasisi bulunmayan ya da üzerinde işlem yapılacak kişinin beyanda bulunamayacak durumda olduğu hallerde muvafakat şartı aranmaz. Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesi gereğince sağlık alanındaki müdahaleler ilgilinin amacı, niteliği, sonuçları ve tehlikeleri konusunda önceden bilgilendirilip özgür iradesiyle rıza göstermesine bağlıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesi ise hastaya hastalığın muhtemel seyri, müdahalenin kim tarafından ve nasıl yapılacağı, diğer tedavi seçenekleri, beklenen riskler, olası komplikasyonlar, müdahaleyi reddetmenin sonuçları ve kritik yaşam tarzı önerileri hususlarında bilgi verilmesini düzenler. Yönetmeliğin 31. maddesi kapsamında rızanın müdahalenin gerektirdiği zorunlu rutin işlemleri de kapsayacağı ve kural olarak rıza sınırlarında kalınması gerektiği, yalnızca müdahale genişletilmediğinde organ veya fonksiyon kaybına yol açabilecek tıbbi zaruret hallerinde rıza aranmaksızın müdahalenin genişletilebileceği öngörülmektedir.

4847 sayılı HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ m. 15Kaynağı aç
Madde 15- (Başlığı ile birlikte değişik:RG-8/5/2014-28994) Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir. Kayıtları İnceleme
4847 sayılı HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ m. 31Kaynağı aç
Madde 31- (Başlığı ile birlikte değişik:RG-8/5/2014-28994) Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir. ALTINCI BÖLÜM Tıbbi Araştırmalar Tıbbi Araştırmalarda Rıza

Danıştay 10. Dairesinin E. 2021/7394, K. 2025/1516 sayılı kararında, cerrahi müdahale öncesinde risk ve komplikasyonların aktarıldığına dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamın alınıp alınmadığının araştırılması gerektiği, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde hastanın aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından manevi tazminata hükmedilmesi lüzumu ifade edilmiştir. Danıştay 10. Dairesinin E. 2019/6892, K. 2021/4881 sayılı kararında da enjeksiyon komplikasyonunda personele kusur yüklenemese dahi yazılı onam alınmamasının manevi tazminat doğurabileceği belirtilmiş; buna karşılık Danıştay 10. Dairesinin E. 2019/2711, K. 2023/4592 sayılı kararında açıklandığı üzere aydınlatma borcu eksiksiz yerine getirilmiş ve hizmet kusuru da bulunmuyorsa manevi tazminat şartları oluşmamaktadır. Manevi zarar yalnızca vücut bütünlüğünün yitirilmesi veya ölüm haline bağlı olmayıp, idarenin kamu hizmetini eksiksiz sunamaması neticesinde ilgililerin duyduğu elem ve sıkıntı da manevi tazminat takdirine gerekçe oluşturabilir.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/6892, K. 2021/4881Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6892 E.  ,  2021/4881 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/6892 Karar No : 2021/4881 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, …'a velayeten …, … VEKİLLERİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı (…Kurumu) VEKİLİ : … MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılardan …'ın Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan enjeksiyon sonucunda oluşan siyatik sinir hasarı neticesinde sol bacağının işlevini tamamen yitirmesinin davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı ileri sürülerek oluşan zararlara karşılık …için 50.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi, baba …ve anne …için 25.000,00'er TL maddi, 50.000,00'er TL manevi olmak üzere toplam 350.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesi'nce; Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen hususlar ve dosyada bulunan tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, iddia olunan zarar ile davalı idare tarafından verilen sağlık hizmeti arasında illiyet bağının kurulamadığı, idarenin eylemlerinin kusurlu olduğuna ilişkin bir tespitin de yapılamadığı anlaşıldığından tazmini gereken bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, …'ın "çocuk hastalıkları ve çocuk nefroloji uzmanı" tarafından tedavi edilmesi gerekirken bu uzmanın olmaması nedeniyle müdahil çocuk cerrahi uzmanı Dr. …tarafından tedavi edildiği, müdahil doktorun uzmanlık alanı olmayan bir alanda tedavi uygulamaya çalışarak zararlı sonucun ortaya çıkmasına yol açtığı, çocuğa 02/04/2012 tarihinde acil müdahale yapıldıktan sonra diğer günlerde çocuk neforoloji uzmanının olduğu en yakın hastane ya da ile sevk edilmesi gerekirken 11/04/2012 tarihine kadar hastanede tutulup yanlış ve eksik tedavinin uygulanmaya devam edildiği, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çocuklar için MR ve EMG'nin bulunmadığı, buna rağmen yetişkinler için kurulan sistemde MR ve EMG tetkiklerinin yapıldığı, ancak sağlıklı sonuç alınamadığı, bu noktada davalı idarenin kusurlu olduğu, müdahil hekimin ise hastayı günlerce başka bir ile sevk etmeyerek idarenin kusuruna ortak olduğu, henüz 14 yaşındaki çocuğun, yanlış, eksik ya da dikkatsiz tedavi uygulanması üzerine bacağının işlevsiz kalması nedeniyle en basit günlük ihtiyaçlarını karşılamak için bile bir aile ferdinin desteğine ihtiyaç duyduğu, belirtilen nedenlerle Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMALARI : Davalı idare ve müdahil tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemine konu Mahkeme kararının, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulması, diğer kısımlarının ise onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na Ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiine alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu'nun, 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na Ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığı'nın hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenerek dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: A) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davacılar tarafından dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyiz İstemine Konu Mahkeme Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılardan PAN (damar içi iltihaplanma), hipertansiyon ve epilepsi hastalığı öyküsü bulunan Gülizar Parıldar, karın ağrısı şikayeti ile Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 08/04/2012 tarihinde başvurmuş, çocuk nefroloji uzmanı ve çocuk hastalıkları uzmanı olmadığından çocuk cerrahi uzmanı olan müdahil Dr. … tarafından muayene edilmiş, akut apandist ön tanısı konularak durumu aciliyet arz ettiğinden ameliyata alınmış, ameliyat bölgesinde kanama olması üzerine aynı bölge açılarak kanama durdurulmuş, ameliyatın 4. gününde hemşire …tarafından uygulanan enjeksiyon neticesinde sol bacakta acı ve hissizlik oluşmuş, 18/04/2012 tarihinde taburcu edilmiş, 04/09/2012 ve 13/07/2015 tarihli EMG raporlarında, bulguların siyatik sinir lezyonu ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Tüm bu süreç akabinde davacılar tarafından, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu belirtilerek Sağlık Bakanlığı'na 10/12/2012 tarihinde yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine 26/03/2013 tarihinde bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. …", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmekte olup, aydınlatma ve rızanın alınmaması hali, sağlık hizmetinin kusurlu yürütüldüğü sonucunu doğurmaktadır. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare Mahkemesi'nce, olaya ilişkin olarak bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu …İhtisas Kurulu'nun …tarih ve …sayılı raporunda; "Kişiye hastanede serviste yatarken gluteal bölgeden intramuskuler enjeksiyon yapıldığı, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, uygulanan enjeksiyon sonrası gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, enjeksiyonların tekniğinin uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazların ortaya çıkabileceğinin tıbben bilindiği ve bu durumun, her türlü tıbbi özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığından, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, serviste enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline ve enjeksiyon yapılma talimatı veren ilgili hekime herhangi bir kusur izafe edilemediği" yönünde görüş verilmiştir. Söz konusu Adli Tıp Kurumu raporunda, davacıda gelişen siyatik sinir hasarının enjeksiyon uygulamasının komplikasyonu olarak kabul edilmesi ve enjeksiyonun hatalı bölgeye uygulandığına dair dosya içerisinde delil bulunmaması karşısında, davacıda meydana gelen sinir hasarının oluşmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamakla birlikte, enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp davacıdan yazılı onamın alınmamış olması durumunda, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan manevi zararın, takdiren belirlenecek makul bir manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir. Dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde enjeksiyon uygulamasına ilişkin bir onam belgesinin olmadığı görülmüştür. Bu durumda Mahkemece, davalı idare tarafından, davacıya enjeksiyonun sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının alınıp alınmadığı araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu durum araştırılmadan, eksik inceleme ile manevi tazminat talebinin reddinde hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, 2. Davanın reddi yolundaki …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının Üye …'ın karşı oyu ile ONANMASINA; manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının Başkan …'in esas yönünden, Üye …'ın gerekçe yönünden karşı oyu ile BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/10/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (X)-KARŞI OY : Dosyada mevcut bulunan ve Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan apandist ameliyatı öncesi, davacı çocuğun babası tarafından imzalanan "Çocuk Cerrahisi Kliniği Tıbbi ve Cerrahi Girişimler İçin Onam Formunda" hasta adına velisinin gereken tıbbi ve cerrahi tedavi ve girişimleri kabul ettiği açıkça beyan edilmiş olup, bu belgeden davacının hastanede yattığı süre içerisinde gerçekleştirilen tüm tıbbi ve cerrahi tedavilere onam verildiği, dolayısıyla ameliyat sonrası hastanede yattığı sürece taburcu olana kadar yapılacak girişimler için ayrıca onam alınması gerekmediği, intramüsküler (kas içi) enjeksiyonun ameliyatla başlayan tedavi sürecinin devamı niteliğinde olduğu ve en başta alınan onamın bu tedaviye yönelik tıbbi girişimleri de kapsadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Mahkeme kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla Daire kararına bu yönüyle katılmıyorum. (XX) KARŞI OY : Dava konusu olaya ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu …İhtisas Kurulu'nun …tarih ve …sayılı raporunda, "Kişiye hastanede serviste yatarken gluteal bölgeden intramuskuler enjeksiyon yapıldığı, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, uygulanan enjeksiyon sonrası gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, enjeksiyonların tekniğinin uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazların ortaya çıkabileceğinin tıbben bilindiği ve bu durumun, her türlü tıbbi özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığından, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, serviste enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline ve enjeksiyon yapılma talimatı veren ilgili hekime herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği" yönünde görüş verilmiştir. Anayasanın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu; "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde, Devletin; herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlardan yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden, tüm vatandaşların yaşama haklarının, devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "yaşama hakkı" yalnızca yaşamını sürdürmek anlamında değil "sağlıklı yaşama hakkı"na da sahip olmak anlamındadır. Enjeksiyon nöropatisine ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu raporlarında, nöropatinin, işlemin doğru bölgeye yapılması halinde bile gelişebilen, önlenemeyen ve öngörülemeyen bir komplikasyon olduğu değerlendirmesi yapılmaktadır. Bu raporlardan, kas içi enjeksiyon uygulamasının, başka rahatsızlıkların tedavisi için başvurulan, ancak sonrasında hastada daha önce bulunmayan arazların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilen, bu anlamda ciddi risk taşıyan bir uygulama olduğu anlaşılmaktadır. Hastalara ilaç verilme yollarından biri olan bu uygulama sağlık kuruluşlarında sıklıkla tercih edilmekte, bu yolun belirlenmesi kararı hekimlerce alınmakta, hastanın bu yöntemin tercih edilmesinde iradesi de bulunmamaktadır. Öte yandan, dava dosyasında bulunan ve Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan apandist ameliyatı öncesi davacı çocuğun babası tarafından imzalanan "Çocuk Cerrahisi Kliniği Tıbbi ve Cerrahi Girişimler İçin Onam Formunda" hasta adına velisinin gereken tıbbi ve cerrahi tedavi ve girişimleri kabul ettiği beyan edilmiş ise de, bu belgenin davacının hastanede yattığı süre içerisinde gerçekleştirilen tüm tıbbi ve cerrahi tedavilere onam verildiği anlamına gelmeyeceği, ameliyat esnasındaki cerrahi girişimleri kapsadığı, serviste yatarken uygulanan ameliyat dışındaki diğer tıbbi ve cerrahi girişimler için ayrıca onam alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, temyize konu karara dayanak alınan bilirkişi raporunda somut olayda herhangi bir kusurlu uygulama olmadığı, komplikasyon olduğu belirtilmiş ise de; söz konusu komplikasyon konusunda işlem öncesinde davacının aydınlatılarak onamının alınmadığı, herhangi bir müdahalenin, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve oluşabilecek tüm komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılması mümkün olduğundan, muvafakat alınmadan sunulan sağlık hizmetinin eksik yürütüldüğü, bu itibarla maddi ve manevi tazminat isteminin karşılanması gerektiği sonucuna varılmış olup, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu Mahkeme kararının bu gerekçeyle ve tamamen bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyorum.

Hastanenin Organizasyon Kusuru ve Hatalı Taburculuk

Kamu idaresinin yürüttüğü sağlık hizmetinin yapısında, işleyişinde veya düzenlenişinde görülen aksaklık, geç işleme ya da nesnel bozukluklar idarenin doğrudan ve asli sorumluluk sebebi olan hizmet kusurunu teşkil eder. Danıştay 10. Dairesinin E. 2019/2711, K. 2023/4592 sayılı kararında vurgulandığı üzere idare, hizmetin niteliğine uygun yetişmiş personel istihdam etmek, yeterli teknik donanım ve bina organizasyonunu eksiksiz tesis etmekle mükelleftir. Hastane işleyişinde hemşire gözlem kayıtlarının düzenli tutulmaması, yaşamsal bulguların işlenmemesi, hekim direktiflerinin yerine getirilmemesi, laboratuvar ve tetkik neticelerinin sorumlu hekime bildirilmemesi, hasta şikâyetlerinin kayıt altına alınmaması veya nöbetçi hekime haber verilmeyerek yoğun bakım gereksiniminin geç fark edilmesi gibi aksaklıklar ise hastanenin organizasyon kusuru kapsamında ileri sürülebilmektedir.

Cerrahi operasyon geçiren bir hastanın klinik tablosu durağanlaşmadan, tahlil sonuçları dengeye kavuşmadan, ameliyat sahası denetlenmeden, mevcut ağrının kaynağı tespit edilmeden veya kanama ve enfeksiyon gibi tehlikeler elenmeden taburcu edilmesi durumunda, söz konusu taburculuk işlemi tıbbi ve hukuki yönden kusur tartışması doğurabilir.

Tazminat Talepleri, Başvuru Usulü ve Yargı Yolu

Hasta Hakları Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde hastalar, kendi sağlık verilerini ve dosya evrakını doğrudan yahut kanuni temsilcileri ya da vekilleri vasıtasıyla tetkik etme ve suretini edinme yetkisine sahiptir. Hasta haklarının çiğnenmesi vaziyetinde ilgili personeli istihdam eden kurum ve kuruluşlara karşı maddi veya manevi tazminat davası ikame edilebilmektedir. Ameliyat sonrasındaki takip yetersizliğinden zarar gören kişiler ek cerrahi operasyon masrafları, hastane ve ilaç harcamaları, pansuman ve bakım masrafları, fizik tedavi, medikal malzeme ve yoğun bakım giderleri, ulaşım ve bakıcı maliyetleri ile geçici ya da sürekli iş göremezlik, gelir kaybı ve manevi tazminat istemlerini dava yoluyla ileri sürebilirler.

Özel sağlık tesislerinde yürütülen hizmetlerin hukuki mahiyeti somut olayın niteliğine göre 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun dairesinde ele alınabilmekte; bu çerçevede tüketici mahkemeleri ve dava şartı arabuluculuk yolu gündeme gelebilmektedir. Bununla birlikte vefat, ağır bedensel sakatlık, çalışma gücü kaybı ve yüksek meblağlı manevi tazminat ihtiva eden takip eksikliği uyuşmazlıkları yalın bir bedel iadesi uyuşmazlığı şeklinde değerlendirilmemelidir. Kamu sağlık tesislerinde gerçekleşen zararlar bakımından ise Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca zarara yol açan eylemin öğrenilmesinden başlayarak en geç bir sene zarfında maddi ve manevi talepler ayrı ayrı belirtilmek suretiyle ilgili idareye başvuru yapılması öngörülmüştür.

Mesleki Sorumluluk Kurulu ve Rücu Süreci

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. maddesi uyarınca; Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesindeki soruşturma usulüne tabi olanlar hariç tutulmak üzere kamu, özel sağlık kurumları ile vakıf üniversitelerinde çalışan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık personelinin mesleki muayene, teşhis ve tedavi işlemlerine ilişkin ceza soruşturmalarında 4483 sayılı Kanun hükümleri tatbik olunur. Soruşturma izni Sağlık Bakanlığı bünyesinde teşekkül eden Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Bu kurul bakımından 4483 sayılı Kanun'un 7. maddesinde gösterilen süreler iki kat şeklinde işletilir ve Kurulun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. Ek Madde 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

Kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan personelin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, görevin kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası bulunan personelin hukuken yerine geçer; ödenen tazminat, vekâlet ücreti ve yargılama giderleri personelin kusuru oranında ve teminat dahilinde sigorta şirketinden talep edilir.

Ameliyat sonrası şikâyetlerin hekimce incelenmemesi sorumluluk doğurur mu?

Cerrahi operasyon sonrasında ortaya çıkan ağrı veya şişlik doğal bir sürecin parçası olabilmekle birlikte, şikâyetin olağan sınırı aşıp aşmadığını değerlendirmek hekimin yükümlülüğündedir; doktor şikâyetleri normal kabul ederek geçiştiremez.

Komplikasyonun tıp kurallarına uygun yönetilmesi tazminat sorumluluğunu nasıl etkiler?

Danıştay içtihadında, cerrahi müdahale sonrasında oluşan komplikasyona zamanında ve multidisipliner biçimde müdahale edilerek takipleri yapılmışsa idareye hizmet kusuru yüklenemeyeceği ve maddi tazminat koşullarının oluşmayacağı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte hastadan ameliyat öncesinde olası risklere dair yazılı aydınlatılmış onam alınıp alınmadığının araştırılması gerektiği, onam bulunmadığı takdirde manevi tazminat sorumluluğunun tartışılabileceği belirtilmektedir.

Ameliyat öncesinde hastadan onay alınması hangi hallerde zorunludur?

1219 sayılı Kanun'un 70. maddesine göre hekimler yapacakları ameliyatlar için hastadan ya da veli veya vasisinden muvafakat almakla yükümlü olup büyük cerrahi operasyonlarda bu onayın yazılı olması aranır. Ancak veli veya vasinin bulunmaması veya hastanın iradesini beyan edemeyecek durumda olması halinde kanun muvafakati şart koşmamaktadır.

Kamu hastanesindeki takip hatası nedeniyle idareye başvuru süresi ne kadardır?

Kamu hastanelerinde sunulan sağlık hizmetinden zarar görüldüğünde, zarara yol açan durumun öğrenildiği tarihten itibaren en geç bir sene içerisinde maddi ve manevi zarar kalemleri ayrı şekilde belirtilerek ilgili kamu idaresine başvuru yapılması öngörülmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu