Estetik Ameliyat Sonrası Hukuki Sorumluluk ve Başvuru

by Avukat Erdal Ersoy
Estetik Ameliyat Sonrası Hukuki Sorumluluk ve Başvuru

Estetik ameliyat sonrası her memnuniyetsizlik kendiliğinden tazminat hakkı doğurmaz. Tazminatın tartışılabilmesi için işlemin tıbbi standartlara aykırı yapılması, hekimin veya sağlık kuruluşunun kusurlu davranması, aydınlatılmış onamın eksik olması, vaat edilen sonucun makul biçimde sağlanamaması ya da komplikasyonun yanlış yönetilmesi gibi hukuken değerlendirilebilir bir sebep aranır.

Aydınlatma ve onam

Estetik cerrahide hekimin sorumluluğu ameliyatı yapmakla sınırlı değildir. Hekim; işlemin amacını, yöntemini, risklerini, alternatiflerini, iyileşme sürecini, olası komplikasyonları ve beklenen sonuçları açıkça anlatmak zorundadır. Komplikasyonlar yönünden de aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması, yüklenici konumundaki hekim veya hastane işleticisinin sorumluluğundadır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/4953, K. 2018/4526Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2018/4953 E.  ,  2018/4526 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm, davacı vekilince temyiz olunmuştur. Davacı vekili, müvekkilinin 1996 yılında burun estetiği yaptırmak için … Sağlık Hizmetleri A.Ş.’de çalışan diğer davalı…’a yaptırdığı muayene sonucunda müvekkilinin burnunun sağlık açısından bir risk oluşturmadan estetik ameliyat ile küçültülebileceğinin belirtildiğini ve ameliyata karar verildiğini, ameliyatın … Hastanesi'nde yapıldığını, ilerleyen yıllarda müvekkilinin burnunun üst kısmında çıkıntılar ve çökmelerin meydana geldiğini ve şeklen bozularak kötü görüntüye büründüğünü, bu durumun düzeltilmesi için tekrar aynı davalı doktora muayene olduğunu ve yeni bir revizyon ameliyatı yapılması gerektiğinin bildirilmesi üzerine davalı klinikte revizyon ameliyatı yapıldığını, bu ameliyattan sonuç alınmadığı gibi tam tersine deforme oluştuğunu, çökme oluşarak kötü bir görüntü meydana gelmesi üzerine bu kez 2008 yılında yeniden ameliyat olduğunu, bu kez kıkırdak alınarak ameliyatın yapıldığını, ancak sorunun giderilemediğini, müvekkilinin halen bozuk, yamuk ve şekilsiz olduğunu, yine ameliyat olması gerektiğinin söylenmesi üzerine, …’ya döndüğünü ve aradan 1 yıl geçmesine rağmen hiçbir düzelme olmadığını, 2010 ve 2011 yıllarında yeniden ameliyat olduğunu, iyileşmek yanında burnunun sol tarafından hiç nefes alamadığını, bu durumu bildirdiğinde davalı doktor tarafından asabi cevaplar alındığını, kendisiyle ilgilenmediklerini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 20.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde, iddiaların gerçek dışı olduğunu, hasta dosyası incelendiğinde müvekkilinin hastaya uyguladığı operasyonlar sonucu meydana gelen muhteşem değişikliğe rağmen davanın açılmasının üzüntü verici olduğunu, kendisine estetik burun, septum deviasyon tamiri, alın germe, yağdoku enjeksiyonları gibi çeşitli ameliyatlar yapıldığını, sonucunda davacının burnu ve yüzünün inanılamayacak şekilde güzelleştirildiğini, 10 sene sonra ufuk tefek rötuşlar yapıldığını ve hataların onarıldığını, bu rötuşların önce yapılan operasyonların en tabi sonuçları olduğunu ve ücret dahi alınmadığını, davacının daha sonra yeni isteklerde bulunarak burnunun uç kısmının alçaltılmasını istediğini, bu müdahalenin gereksiz olduğu anlatılarak müdahale talebinden ikna edilerek vazgeçirildiğini, ancak davacının diğer gelişlerinde ısrarcı olması üzerine burun kanatlarının kısaltıldığını, daha sonra yine müracaat ederek burun kanatlarının genişletilmesinin istendiğini, ancak tıbben yeni müdahalenin en az 6-9 ay geçmeden yapılamayacağının izah edildiğini ve bir çok hastaya önerilen slikon nostril kullanmasının önerildiğini, davacı hastanın önerilerini dinlenemediğini, hastaneden ayrıldığını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz olunmuştur. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle taraflar arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve somut uyuşmazlığa ilişkin ilkelerin ortaya konulması zorunludur. Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı iş sahibi-hasta, davalılardan hekim müdahaleyi gerçekleştiren, diğer davalı ise hastane işletmecisidir. Davacıya uygulanan işlemin estetik yönü ağır basan bir ilişki olduğu dosya kapsamı ve yine dosyada mevcut bulunan Nezoplasti Ameliyat notu formunun ikinci sayfasında şikayet, fizik muayene ve tanı bölümünden sonra Plan bölümünde “Rhinoplasti, septoplasti, burun önemli derecede küçültülecek anca yüze uygun bir burun yapılacak, Humptan alınacak, burun delikleri küçültülecek, burun ucu hafif kaldırılacak. … da beraberce düzeltilip nefes alması da sağlanacak. Aynı zamanda hastamıza, alın germe yapılıp kaşlar kaldırılacak, yüze aydınlık bir ifade verilecek.” İfadeleri bulunmaktadır. Estetik müdahalelerde yüklenici, somut olayda hastane ve hekim hastanın istediği sonucu elde etmesini garanti etmektedir. Plan bölümünde açıkça yapılacak işler ve sonuç garanti edilmektedir. Esasında eser sözleşmesiyle tedavi sözleşmesinin farkı da sonucun garantisiyle ilgilidir. Estetik müdahale sonucu garanti edilen bir sözleşmedir. Diğer yandan yüklenicinin borçları TBK'nın 471. maddesinde düzenlenmiş olup, "(1) Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. (2) Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır." denilmiş olup, yüklenici olan hekimin de bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır. Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin/hastane işleticisinin) sorumluluğundadır. Diğer yandan, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen … BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standartın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Mahkemece alınan … raporunda, davacıya uygulanan işlemler ve somut olayın öyküsü anlatılarak sonuç kısmında, “1996 senesinde estetik burun ameliyatının ve deviasyon tamirinin yapıldığı, 10 yıl sonra burunda meydana gelen deformite nedeniyle tekrar opere edildiği, 2009, 2010 ve 2011 yıllarında tekrar revizyon operasyonlarının uygulandığı, nefes darlığı yakınmasının olduğu, nostril önerildiği bildirilen adı geçene ait tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde, geçirdiği ameliyatların mükerrer olması nedeniyle ilk yapılan 5 ameliyat hakkında görüş bildirilemeyeceği, kişinin kurulumuzda yapılan muayenesinde yandan görünümde estetik açıdan kabul edilebilir olduğu, tercih edilen yönteme bağlı olarak burun kanatlarına yapılan rezeksiyon neticesinde buradaki yaraların iyileşmesine bağlı nedbelerin gelişebileceği, ancak kulak burun boğaz uzmanının raporunda belirtildiği gibi nazal pasaj kapalı ve alar kollaps olduğundan revizyon ameliyatlarının gerektiği dolayısıyla yapılan mükerrer ameliyatlar sonucunda beklenir sonuca ulaşılamadığı, kişide saptanan septum perforasyonunun söz konusu operasyonun komplikasyonu olarak değerlendirildiği” görüşüne varılmıştır. Yine dosyada mevcut bulunan Op. Dr. …imzalı 27.08.2011 tarihli raporda da, hastanın toplam 6 kez ameliyat olduğu, yakınmalarının düzelmediği gibi alar base asimetrik, kolumella sol lukse, olda nazal pasaj kapalı. Bilateral alar kollaps dikkate çekmekte. …deformite denilmektedir. Yine … 6. Sulh Ceza Mahkemesi'nce alınan 04.04.2012 tarihli … Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun raporunda da, kurulda yapılan 26.03.2012 tarihli muayenesinde, “karşıdan bakılmakla burun ucu orta hattın sağında duruyor. Nostriller asimetrik ve dar görünümde, her iki burun kanadının dudak ve yanakla birleştiği bölgelerde nedbeler göze çarpıyor. Yandan bakıldığında normal görünümde, her iki burun kanadı da zorlu nefes almayla içe çöküyor. Her iki burun kanadı alt uca doğru solda yaklaşık 1×0,5 cm. sağda 8×3 mm boyutlarında hafif kabarıklık ve sertlik satandı. Subjektif nefes darlığından yakınıyor. Her iki kulak sayvanı arkasında nedbe görüldü. Denilmiş ve sonuç kısmında da, alar kollaps olduğundan revizyon ameliyatlarının gerektiği, dolayısıyla yapılan mükerrer ameliyatlar sonucunda beklenir sonuca ulaşılamadığı bildirilmiştir. … Kurumu'nca düzenlenen raporda sonuç kısmında açıkça mükerrer ameliyatlar sonucu beklenen sonuca ulaşılamadığı bildirilmiştir. Dosyadaki tüm belge ve bilgiler ve raporlar dikkate alındığında davacının estetik açıdan beklentisinin karşılanmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle davalı doktor ve hastane davalıya yapılan işlemde kusurlu olup, beklenen sonuç karşılanmamıştır. … raporunun bazı sanuçların komplikasyon olduğundan bahsedilse dahi komplikasyon yönetiminin de doğru yapılması zorunludur. Somut olayda, davacıya estetik yönden garanti verilmiş ve ancak tam olarak yerine getirilmemiştir. Davalılar illiyet bağının kesen bir savunmada bulunmadıkları gibi, davacının kusurunu da kanıtlayamamışlardır. Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalıların sorumlu olduğu kabul edilerek davacının maddi tazminatla ilgili istek kalemleri açıklattırılıp, deliller toplanıp maddi ve manevi tazminat yönünden araştırma ve inceleme yapıp karar vermekten ibaret olmalıdır. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 19.11.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İmzalanmış standart bir form, her olayda aydınlatmanın tamamlandığını göstermez. Formda işlemin adı ve yöntemi bulunmalı; kişiye özgü riskler, komplikasyon ihtimalleri, revizyon ihtiyacı, kalıcı iz, fonksiyon kaybı, iyileşme süreci, alternatif seçenekler ve hastanın durumuna ilişkin özel uyarılar da yer almalıdır.

Onamın geçerliliği bazı durumlarda tartışmalı hâle gelebilir. Ameliyattan hemen önce aceleyle veya baskı altında imza alınması, formun genel ve soyut ifadeler içermesi, risklerin gerçekten anlatılmaması, imzanın hekim yerine yalnızca hastane personelince alınması ya da işlem öncesi vaatlerle form içeriğinin çelişmesi bu durumlardandır. Bu anlatım, onamın kendiliğinden geçersiz sayılacağı sonucunu kurmaz.

İlişkinin niteliği ve sonuç

Genel tıbbi tedavilerde hekim ile hasta arasındaki ilişki çoğu zaman vekâlet sözleşmesi niteliğinde kabul edilir. Bu kabulde hekim, belirli bir sonucu garanti etmekten çok, tıp biliminin gereklerine uygun biçimde özenli davranmakla yükümlüdür.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin E. 2018/4953, K. 2018/4526 sayılı kararında, somut ilişkinin sözleşmenin kurulduğu tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 355 ve devamı maddeleri kapsamında eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahale ilişkisi olduğu kabul edilmiştir. Aynı kararda estetik müdahalede hastane ve hekimin hastanın istediği sonucu elde etmesini garanti ettiği, bunun tedavi sözleşmesinden farkının sonuç garantisi olduğu belirtilmiştir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin E. 2018/479, K. 2018/1458 sayılı kararında, burun estetiğinden doğan uyuşmazlıkta, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 355 ve devamı maddeleri kapsamında estetik amaçlı eser sözleşmesi kurulduğu ihtilafsız kabul edilmiştir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/479, K. 2018/1458Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2018/479 E.  ,  2018/1458 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik amaçlı müdahaleden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın manevi tazminat yönünden kabulüne dair verilen hüküm taraf vekillerince temyiz olunmuştur. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; davacı vekili, müvekkilinin 21.12.2011 tarihinde … Tıp Merkezi'nde davalı tarafından burun estetiği ameliyatı olduğunu, ameliyat sonrasında burun şeklinde bozulmalar meydana geldiğini, davalıya durumu bildirmesine karşın sonuç alamadığını, elektronik posta yazışmalarında da hatasını kabul ettiğini, ameliyat bedelini iadesini istemesine rağmen sadece 2.000,00 TL'nin iade edildiğini, bakiyesinin ödenmediğini, ayrıca 2 kez daha ameliyat olması gerektiğini,10.000,00 TL manevi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini dilemiştir.Davalı vekili ise, davalının göğüs estetiği, burnunda hava yolu açma ve burun estetiği ameliyatları olduğunu ve toplamda 7.500,00 TL aldığını, ancak burun estetiği tutarının 2.000,00 TL olduğunu, davacının ameliyat sonrasındaki süreçte uzun vadede yaptırması gerekli kontrolleri yaptırmadığını, ilk şikayetinin ameliyattan 9 ay sonra e-posta yoluyla bildirdiğini, davacıya ulaşmaya çalıştığının ve burun görüntüsünü düzeltebileceğini belirtmesine rağmen davacının bedelin iadesini istediğini, kusuru kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, hekime izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığı, operasyon bedelinin geri iadesi ve yeniden ameliyat parasının tahsiline yönelik talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle maddi tazminat istemi reddedilmiş, burun sırtında bir çökmenin meydana geldiği, şekil bozukluğunun oluştuğu ve eser sahibi olarak davalı doktorun istediğini yapmak sözünü verdiğinden bahisle ikinci girişime katlanmak zorunda kalan davacı için 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK.'nın 355. ve devamı maddelerinde düzenlenen 'estetik amaçlı' eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davacının göğüs estetiği yönünden bir istemi bulunmamaktadır. Uyuşmazlık burun estetiğinden kaynaklanmaktadır. Davacı, yapılan ameliyat sonrası burnunda çökme meydana geldiğini , bu sebeple de yeniden ameliyat olması gerektiğini ileri sürerek maddi tazminat talebinde de bulunmuş olup, Adli Tıp Kurumu'nun 10.09.2014 tarihli raporunda, burundaki septum deviasyonu, nedeniyle yapılan ameliyatlarının cerrahi normlara uygun olduğu, davacının ameliyat sonrasında burnunda şekil bozukluğu ve çökme yakınması olduğu, ortaya çıkan sonucu gösterilecek özen ve dikkate rağmen kusur izafe edilemeyen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, bu durumun yapılacak sekonder rinoplasti girişimi ile düzeltilebileceği, davalı hekime atfı kabil ihmal ya da kusur bulunmadığı bildirilmiştir.Eser sözleşmesi niteliği gereği tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türüdür. Eserde iş sahibinin borcu bedelin yükleniciye ödenmesi, yüklenicinin borcu ise, iş sahibinin amacına uygun, fen ve sanata uygun imal ve teslim yükümlülüğü bulunmaktadır. Estetik operasyonlarda da yüklenici yani estetik operasyonu yerine getiren doktorun edimini, iş sahibinin yani hastanın amacına ve isteğine uygun şekilde yerine getirmesi zorunludur. Davacının burnundaki şekil bozukluğunun tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte eser sözleşmesinin niteliği sonucu garanti etmesi nedeniyle gereği burnundaki şekil bozukluğunun 2. bir operasyonla düzeltilmesi gerektiği dosyada bulunan bilgi ve raporlardan anlaşıldığından dosyada mevcut bulunan 10.07.2015 günlü belge ekinde sunulan bilgi ve belgeler ile 25.07.2014 tarihli fatura da gözetilerek davacının yeniden ameliyat olması nedeniyle ödediği bedelin kadri maruf olup olmadığı konusunda son bilirkişi kurulundan ek rapor alınıp bu bedelin hüküm altına alınması gerekirken tümden maddi tazminat isteminin reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 10.04.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin E. 2022/3416, K. 2023/4080 sayılı kararının çoğunluğu, somut taraflar arasında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470 ve devamı maddeleri uyarınca eser sözleşmesi bulunduğunu ve estetik müdahale kararlaştırıldığını ihtilafsız kabul etmiştir. Çoğunluk, eser sözleşmesini vekâletten ayıran hususu sonuç taahhüdü olarak açıklamış; yüklenicinin sonucu garanti ettiğini ve beklentiyi karşılamayan eserin ayıplı sayılacağını belirtmiştir. Daire, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesinin ret kararının bozulmasına 05/12/2023 tarihinde oy çokluğuyla karar vermiştir. Karşıoy, toplanan deliller ve bilirkişi raporlarına göre hükmün onanması gerektiği görüşündedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/3416, K. 2023/4080Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/3416 E.  ,  2023/4080 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/985 E., 2022/1015 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2015 yılının Kasım Aralık aylarında davalı Dr….'e estetik ameliyatı olmak gayesiyle başvurmuş ve yapılan muayene sonucunda estetik ameliyat olmasına mani olacak olumsuzluk olmadığı burnun estetik açıdan düzeltileceği garantisi kendisine verildiğini, davalı doktorun uzmanlığına güvenen müvekkilinin ameliyat olmaya karar verdiğini, ameliyat ücreti olarak da 3200 TL ye anlaşıldığını, müvekkiline tedavi öncesinde uygulanacak tıbbi işlem hakkında gerekli bilgilendirme ve aydınlatma yapılmadığını, estetik ameliyatın, risklerden ari olarak gerçekleşeceği garantisi verildiğini, ameliyat sonrasında müvekkilinin burnunun alçıdan çıkması ve şişliklerin geçmesi ile burnun eğri olduğu anlaşıldığını zamanla daha da eğrilmeye rahatsız edecek şekilde şekil değiştirmeye başladığını, burnun en ön kısmı fark edilir şekilde top şekline dönüştüğünü, ameliyattan sonra müvekkilinde ciddi şekilde soluk alıp vermede rahatsızlıklar oluştuğunu, müvekkilinin söz konusu şikayetini davalıya kontrollere gittiğinde dile getirdiğini ve davalıca söz konusu şikayetleri olağan karşılanmakla "bir şey olmaz, alttan kim görecek sanki" diyerek telafi yoluna dahi gitmediğini, ameliyattan yaklaşık 1 sene geçmesine rağmen burun yapısının bozulması, solunum almakta zorlanma gibi ciddi şikayetlerin artması neticesinde davalı düzeltme ameliyatı yapacağı ve hiç bir sorunun kalmayacağı sözünü vermesi neticesinde davacıyı 8 Nisan 2017 tarihinde ikinci kez ameliyata aldığını, ameliyat sonrası müvekkilinin burnuna tampon konulmadığı için iki kez ciddi seviyede burun kanaması geçirdiğini, ikinci ameliyattan bir hafta sonra kanamaların sık sık nüksetmesi neticesinde kontrole giden müvekkiline davalının tampon koymamakla hata ettiğini kabul ettiğini, geçirmiş olduğu 2 ameliyat ve kontrollerden sonuç alamayan ve kesik kesik nefes alma şikayeti devam eden müvekkilinin Niğde Ömer Halisdemir Üniversite Hastanesi KBB bölümünden Uzman doktor Ahmet Aksoy'a muayene olduğunu ve uygulanan tetkikler ve endoskopi sonucu septumda 6-7 cm yırtılma olduğunu öğrendiğini, Uzm Dr Ahmet Aksoy tarafından kendisine söz konusu yırtılmanın geçirmiş olduğu ameliyatlardan kaynaklanmış olabileceği bilgisi verildiğini, emin olmak isteyen müvekkilinin o dönem Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesine giderek Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr….'a muayene olmuş aynı teşhisle karşılaştığını, müvekkilinin içinde bulunduğu zor durumdan bir an önce kurtulmak için Hacettepe Hastanesi plastik cerrah uzman doktor İbrahim VARGEL'e de muayene olduğunu, tüm doktorların ortak teşhisinde müvekkilindeki rahatsızlıkların doğmasına neden olan olay; davalı doktor …'in gerçekleştirmiş olduğu yanlış tedavi ve yanlış ameliyat yöntemleri olduğunu, meydana gelen zarar ile davacı doktorun uygulaması arasında sebep sonuç ilişkisi mevcut olduğunu, estetik cerrahi ameliyatları, sonuç hakkında garanti verilebilen girişimler olduğunu, burada vekalet akdindeki unsurların aksine çalışma sonunda istenilen belli bir sonucun mutlaka elde edilmesi amacı güdüldüğünü, eser sözleşmesinde yüklenici eseri meydana getirmekle ve onu teslim etmekle yükümlü olduğunu, davanın kabulu ile kazanç kaybı, iş gücü kaybı , tedavi ve bakım giderleri vesair nedenlerden dolayı fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere ve sonradan artırılmak kaydıyla açılan belirsiz alacak davamızdaki 1.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin tedavi öncesinde yeterli aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasına katılmanın mümkün olmadığını, öncelikle doktorun görevi hastasını aydınlatmak olduğunu, bu çerçevede gerek muayenehane gerekse hastanede müvekkilinin ameliyat ile ilgili bilgileri hastasına verdiğini ve aydınlatılmış onam evraklarını aldığını, aynı hastalık nedeniyle doktora başvuran iki kişiye aynı işlemlerin uygulanması halinde dahi sonuçları farklı olabildiğini, tıp biliminin henüz birçok belirsizliğe sahip olması, insan psikolojisi ve fizyolojisinin bireyden bireye değişken olması, aynı rahatsızlıkların birçok hastalıkta görülebilir olması, davacının ameliyatının literatürde “Bulbous nasal tip” “boxy nazal tip” ya da “ball tip” olarak adlandırılan kalın derili ve geniş burun ucu, burun ucu inceltmesinin çok fazla sağlanamadığı ve yönetimi zor bir burun şekli olduğunu, davacının müvekkili tarafından yapılan muayenesinde kalın derili bir cilde ve geniş etli bir burun ucuna sahip olduğu, bu burun tipindeki hastalarda burun ucu incelmesinin ve yapılan şeklin tam olarak ortaya çıkamayabileceği belirtilmiş, buna rağmen davacıya yapılan ilk operasyonla planlanan en iyi görüntüye ulaşıldığını, ilk ameliyat sonrasında davacının ameliyat öncesi burun şekline göre çok iyi bir görüntü elde edilmesine rağmen davacının burun ucunun daha ince olmasında ısrar etmesi üzerine ikinci ameliyat planlandığını, yapılan ikinci ameliyatta sadece burun ucu açılarak biraz daha inceltme sağlandığını, daha fazla burun ucu inceltmesi burun cildinde nekroza neden olabileceği için, yapılabilecek maksimum düzeyde inceltme sağlandığını, ameliyat öncesi davacının nefes ile ilgili kısımla ilgili muayenesi yapılmış ve herhangi bir patolojiye rastlanmadığını, davacının tampon kullanılmadığı için kanaması olduğu iddiası burun ucu düzeltmesi yapılan ikinci operasyon için olduğunu, bu operasyonda sadece burun ucu revizyonu yapıldığı için herhangi bir alçı ya da nazal tampona ihtiyaç duyulmadığını, davacının daha iyi nefes alabilmesi için tampona ihtiyaç duyulmadığını, ve yalnızca bant ile stabilizasyon sağlandığını, Operasyon sonrası burun tıkanıklığı uzun dönemde konkaların, enfeksiyon, kronik rinit vb nedenlere bağlı olarak tekrar hipertrofiye olmasına bağlı gelişebilir ve rinit gibi durumların kendisi de nefes alma sorunları oluşturabildiğini, bu rinoplasti ameliyatı ile önlenebilecek bir durum olmadığını ve hastanın erken dönemde burun tıkanıklığı yakınması bulunmadığını, davacının davasının reddini, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesini, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya arasında bulunan ve hükme esas alınan raporlar doğrultusunda davalının, davacıya uyguladığı operasyonlar kapsamında tıp ilminin kurallarına veya aydınlatma yükümlülüğüne bir aykırılık durumu bulunduğu kanaati oluşmadığından ve davalının kusuru bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece verilen karar usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, mahkeme delillerin değerlendirilmesinde ve işin esasına yönelik incelemesinde eksik inceleme ile karar verildiği kanaatinde olduklarını, estetik ameliyatlarda belirli bir fiziksel görüntünün elde edileceği taahhüt edilmişse, bu durumda hasta ile doktor arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, eser sözleşmesinde işin başarısı için güvence verildiğini, vekalet sözleşmesi kapsamında doktorun işin başarısızlıkla sonuçlanmasından sorumlu tutulamaz iken eser sözleşmesinde başarısız sonuçtan dolayı doktorun sorumlu tutulabildiğini, her ne kadar raporda uygulama ve tekniklerden bahsedilmiş olunsa da yapılan ameliyatın sonuç garantisi olan estetik ameliyat olduğunu, raporlarda eser sözleşmesi kapsamında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, sadece vekalet sözleşmesine konu maluliyet durumunun rapora konu edildiğini, müvekkilinin yan burun ucu düşüklüğünden kaynaklı yan kemiklerde daraltma yapacak olup, estetik olarak burun şeklinin nasıl olacağı simulasyonda gösterildiğini ancak simulasyonla hiç alakası olmayan bir burun ortaya koyduğunu, bu konuda simulasyon görüntülerinin gelmesi halinde uyuşmazlığı giderebilecek rapor alınabileceğini, davalı yanın savunmasında belirtiği üzere boxy nazal tip ya da ball tip olarak adlandırılan kalın derili geniş burun ucu incelmesinin çok fazla sağlanamayacağı bir burun şekli olduğu dendiğini ancak bu konuda ancak bu konuda hiçbir açıklama ve onam almadığını, bu husus raporda dikkate alınmadığını, ameliyat sonrasında burun şeklinin istediği gibi olmayıp ucunun düştüğünü, Septum perfore olduğunu, davalının ameliyat esnasında kıkırdaktaki açmış olduğu yırtılmanın ameliyat esnasında müdahale ile düzeltilmediğini, kapatıldığını, burun içi septum perfore , burun ucunun düşük ve eskisinden daha kötü durumda olup kalıcı hasar bıraktığını beyan ederek istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında "Somut olayda davalıdan kaynaklı kusurlu bir eylemin bulunmadığı mahkemece aldırılan her iki raporda belirtilmiş olunması operasyon öncesi davacının geçireceği operasyon ile ilgili bilgilendirilmiş olunması birlikte değerlendirildiğinde davanın reddi yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun görülmüştür." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde belirttiği itirazlarını temyiz dilekçesinde yinelemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi kapsamındaki estetik ameliyattan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 nci maddeleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nun 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi özenle yerine getirmek zorundadır. Özen borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Mahkemece üniversite heyeti ve Adli Tıp Kurumundan alınan rapolar neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesi yapılarak bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TBK nın 476.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosyanın alanında uzman bilirkişi kuruluna tevdii edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği gözönünde tutularak; estetik amaçlı ameliyatın, tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının burnunda geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporlarına itibar edilerek davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05/12/2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Toplanan delillere ve aldırılan bilirkişi raporlarına göre usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamamaktayım.

Beden üzerinde yapılan müdahalede sonucun her ayrıntısının mekanik biçimde garanti edildiği söylenemez. Yine de hekimin verdiği sözler, gösterilen örnekler, reklamlar, işlem öncesi çizim ve fotoğraflar ile işlemin amacı bir arada ele alındığında oluşan beklentinin korunması gerekir.

Özen borcu ve ayıba bağlı seçenekler

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 471. maddesine göre yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Özen borcundan doğan sorumluluk belirlenirken, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Bu hüküm genel eser sözleşmesi kuralıdır ve metni estetik sonuca ilişkin ayrı bir garanti kurmaz. E. 2018/4953, K. 2018/4526 sayılı kararda da yüklenici hekimin bu çerçevede sadakat ve özen borcu bulunduğu yazılmıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 471Kaynağı aç
MADDE 471- Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir. Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır. 2. Malzeme bakımından

Yüklenicinin ayıptan sorumlu olduğu hâllerde iş sahibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 475. maddesindeki seçimlik haklardan birini kullanabilir. Eser, iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da aynı ölçüde sözleşmeye aykırıysa sözleşmeden dönülebilir. İş sahibi eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteyebilir. Onarım aşırı masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteyebilir. Genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Madde, tazminatın şartlarını ve kapsamını ayrıca düzenlemez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 475Kaynağı aç
MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme. 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. c. İşsahibinin sorumluluğu

Kusura ilişkin ölçüler aynı sonuca bağlanamaz. E. 2018/4953, K. 2018/4526 sayılı kararda Daire, o dosyadaki belge, bilgi ve raporlara göre estetik beklentinin karşılanmadığını, davalı doktor ve hastanenin kusurlu olduğunu, beklenen sonucun karşılanmadığını ve davalıların illiyet bağını kesen savunma ile davacının kusurunu kanıtlayamadığını kabul ederek davanın reddini bozmuştur. Buna karşılık E. 2022/3416, K. 2023/4080 sayılı kararda çoğunluk, incelemede 6098 sayılı Kanun’un 475. maddesi uyarınca ayıptan sorumluluk için kusurlu bulunmanın gerekmediğinin gözetilmesini istemiş; aynı gerekçede taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenici kusurunun da dikkate alınacağını yazmıştır. Bunlar farklı dosyalara ve aynı kararın birlikte okunması gereken ifadelerine ilişkindir.

E. 2022/3416, K. 2023/4080 sayılı kararda çoğunluk, sonucun fen, bilim ve yasal kurallara göre mümkün olmaması hâlinde yüklenicinin 6098 sayılı Kanun’un 476. maddesi uyarınca işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunduğunu belirtmiştir. İş kabul edilmişse, sonucun gerçekleşmemesi hâlinde ücrete hak kazanılamayacağı gibi doğan zararın tazmini gerekir. Aynı maddenin kanun metninde ise eserin ayıbı, yüklenicinin açık ihtarına rağmen iş sahibinin talimatından doğmuşsa veya herhangi bir sebeple iş sahibine yüklenebiliyorsa, iş sahibinin ayıptan doğan haklarını kullanamayacağı düzenlenmiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 476Kaynağı aç
MADDE 476- Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, işsahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz. d. Eserin kabulü

Komplikasyonun hukuki yeri

Bir durumun komplikasyon olarak adlandırılması, doktoru veya hastaneyi kendiliğinden sorumluluktan kurtarmaz. Bu adlandırmanın sorumluluğu ortadan kaldırabilmesi için hastanın risk hakkında önceden yeterli biçimde bilgilendirilmiş olması, işlemin tıp kurallarına uygun yapılması ve komplikasyon ortaya çıktığında doğru yönetilmesi gerekir.

E. 2018/479, K. 2018/1458 sayılı kararda burnun şekil bozukluğu tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte, eser sözleşmesinin sonucu garanti etmesi nedeniyle bunun ikinci bir operasyonla düzeltilmesi gerektiği dosyadaki bilgi ve raporlardan anlaşılmıştır. Daire belirli bir bedele hükmetmemiş; yeniden ameliyat bedelinin kadri maruf olup olmadığının ek bilirkişi raporuyla belirlenip hüküm altına alınması gerekirken maddi tazminatın tümden reddini hatalı bulmuştur.

E. 2022/3416, K. 2023/4080 sayılı kararda çoğunluk, komplikasyon bulunup bulunmamasının tek başına sonuca etkili olmadığını belirtmiştir. Taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenici kusuru dikkate alınır. Bu ifade, aynı kararda ayıptan sorumluluk bakımından kusur şartının aranmayacağına ilişkin ölçüyle birlikte okunmalıdır. Kararda karşıoy vardır.

Sağlık kuruluşu ve başvuru yeri

Özel hastanenin sorumluluğu, ameliyathanenin koşulları, sterilizasyon, ekipmanın yeterliliği, anestezi ve hemşirelik hizmeti, kayıt tutulması, acil müdahale olanağı, işlem sonrası izlem ve hasta güvenliği yönünden doğabilir. Bu başlıklar, sorumluluğun her uyuşmazlıkta kurulduğunu değil, bu alanlarda kurulabileceğini gösterir.

Hasta Hakları Yönetmeliği, sağlık hizmeti verilen resmî ve özel bütün kurum ve kuruluşları kapsar. Amacı, hastaların insan haysiyetine uygun şekilde hasta haklarından yararlanabilmesidir. Yönetmelik, estetik işlemlerde bilgi alma, rıza ve tıbbi gereklere uygun teşhis ile tedavi hakları bakımından dayanaklardan biri olarak anılır.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, tüketici işlemlerini ve tüketiciye yönelen uygulamaları kapsar; tüketicinin sağlığını, güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını korumayı amaçlar. Özel sağlık kuruluşundan hizmet alan kişi birçok durumda tüketici olarak değerlendirilir. Vakıf üniversitesi hastanesi, özel hastane ve kamu hastanesi bakımından görevli yargı yeri somut olaya göre değişebilir.

Kamu hastanesinde hatalı sağlık hizmetinde çoğu durumda idarenin hizmet kusuru gündeme gelir. Bu durumda idareye başvuru ve idare mahkemesinde tam yargı davası yolu değerlendirilir. Bu anlatım bütün kamu hastanesi olaylarını kapsamaz.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre, idari eylemden hakkı ihlal edilen kişi idari dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak hakkının yerine getirilmesini ister. Süre, eylemin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıldır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

İstem kısmen veya tamamen reddedilirse, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren dava süresi içinde dava açılabilir. İstek hakkında otuz gün içinde cevap verilmezse, bu sürenin bittiği tarihten itibaren yine dava süresi içinde dava açılabilir.

Ceza soruşturması ve mesleki sorumluluk izni

Ağır zarar hâlinde taksirle yaralama, taksirle ölüme neden olma veya belgede sahtecilik iddiası varsa savcılığa suç duyurusunda bulunulması mümkündür.

Ceza soruşturması, tazminat davasından farklıdır. Ceza dosyasında cezai sorumluluk araştırılırken hukuk davasında maddi ve manevi zararın giderilmesi amaçlanır.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 18. maddesine göre, Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesindeki soruşturma usulüne tabi olanlar hariç, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerindeki hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının meslek icrası kapsamındaki muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin işlemleri hakkındaki soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun uygulanır. Soruşturma iznini Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Mesleki Sorumluluk Kurulu verir. Hüküm estetik işlemi ayrıca tanımlamaz; kapsam muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlemlerdir.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. Ek Madde 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

Kurul, özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüğündeki başkan veya yardımcılarını ön inceleme için görevlendirebilir. Soruşturma iznine ilişkin 4483 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki süreler iki kat uygulanır. Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

Kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının meslek icrası kapsamındaki işlemleri nedeniyle idarenin ödediği tazminattan ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, görevin kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve kusur durumu gözetilerek Kurul tarafından bir yıl içinde karar verilir. Devlet üniversitesinde görev yapanlar bakımından ilgili üniversite, Kurul kararını ve varsa görevin kötüye kullanıldığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararını dikkate alarak altı ay içinde nihai karar verir.

İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra, fıkrada sayılan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerindeki sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Sigortadan istem, kusur oranında ve sigorta teminatı dahilindedir. Fıkra, özel sağlık kuruluşu çalışanlarını ayrıca kapsadığını yazmaz.

Zarar kalemleri ve bilirkişi incelemesi

Şartlar oluşmuşsa maddi zarar kapsamında ameliyat ücreti, hastane masrafları, ilaç giderleri, kontrol ve muayene ücretleri, yeni veya revizyon ameliyatı masrafları, yol ve konaklama giderleri, iş gücü kaybı, geçici veya sürekli iş göremezlik zararı ve kazanç kaybı istenebilir. Bu sayım, şart gerçekleşmeden her kalemin doğduğunu göstermez.

Hastanın kendi sağlık dosyasını talep etme hakkı vardır. Hastane veya klinik tıbbi kayıtları vermekten kaçınırsa bu davranış hukuki süreçte aleyhe ileri sürülebilir.

Estetik ameliyat tazminat davasında mahkeme; hekimin tıp kurallarına uygun davranıp davranmadığını, işlemin beklenen sonuca uygun olup olmadığını, aydınlatılmış onamın yeterli olup olmadığını, komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediğini ve zarar ile işlem arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını bilirkişi incelemesiyle değerlendirir.

Olumsuz bilirkişi raporu, davanın mutlaka kaybedildiği anlamına gelmez. Raporda eksiklik, çelişki veya uzmanlık dışı değerlendirme varsa rapora itiraz edilebilir; ek rapor, yeni heyet ya da üniversite veya Adli Tıp Kurumu incelemesi istenebilir.

E. 2018/4953, K. 2018/4526 sayılı kararda Daire, hastane ortamındaki tıbbi müdahale nedeniyle Biyotıp Sözleşmesi’nin 4. maddesindeki mesleki yükümlülük ve standartlara uygunluk kuralının eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

Sürelerin olaya göre ayrılması

Özel hukuk yönünden tek ve sabit bir zamanaşımı süresi verilemez. Özel hastane, doktor, klinik, kamu veya vakıf üniversitesi hastanesi ile eser, vekâlet, haksız fiil veya tüketici işlemi nitelendirmeleri zamanaşımı değerlendirmesini etkileyebilir. İdari eylemde ise 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesindeki bir yıllık ve beş yıllık başvuru süreleri ile otuz günlük cevap süresi ayrıca uygulanır; ret veya cevapsızlık üzerine açılacak davanın süresi maddede sayı olarak gösterilmez.

Her kötü estetik sonuç tazminat doğurur mu?

Hayır. Tıbbi standarda aykırılık, kusur, eksik aydınlatılmış onam, vaat edilen sonucun makul biçimde sağlanamaması veya komplikasyonun yanlış yönetilmesi gibi değerlendirilebilir bir sebep aranır.

Komplikasyon sorumluluğu her zaman kaldırır mı?

Hayır. Riskin önceden yeterli anlatılması, işlemin tıp kurallarına uygun yapılması ve komplikasyonun doğru yönetilmesi gerekir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin E. 2022/3416, K. 2023/4080 sayılı kararında çoğunluk, eser sözleşmesine bağlanan uyuşmazlıkta komplikasyonun tek başına sonuca etkili olmadığını kabul etmiştir.

İmzalı onam formu her zaman yeterli midir?

Hayır. Yalnızca matbu formun imzalanması her zaman yeterli görülmez. İşleme ve hastaya özgü riskler, revizyon, kalıcı iz, fonksiyon kaybı, iyileşme ve alternatiflerin forma alınması aranır.

Kamu hastanesinde hangi süreyle başvuru yapılır?

İdari eylemde, eylem öğrenildikten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulur. Ret hâlinde tebliğden, cevap yoksa otuz günün bitiminden itibaren dava süresi içinde dava açılabilir.

Ceza soruşturması tazminat davasının yerine geçer mi?

Hayır. Ceza soruşturmasında cezai sorumluluk, hukuk davasında ise maddi ve manevi zararın giderilmesi araştırılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu