Adli Tatil Dönemi ve Yargılamada Kanuni Sürelerin Hesabı

by Avukat Erdal Ersoy
Adli Tatil Dönemi ve Yargılamada Kanuni Sürelerin Hesabı

Adli Tatil Tarihleri ve Kapsamı

Adli tatil, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 102 hükmü uyarınca her yıl yirmi temmuzda başlamakta ve otuz bir ağustosta sona ermektedir. Yeni adli çalışma yılı ise bir eylül tarihi itibarıyla başlar.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 102Kaynağı aç
MADDE 102- (Değişik: 8/8/2011-KHK-650/33 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli ve E.: 2011/113 K.: 2012/108 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme: 27/6/2013-6494/30 md.) (1) Adli tatil, her yıl yirmi temmuzda başlar, otuz bir ağustosta sona erer. Yeni adli yıl bir eylülde başlar. Adli tatilde görülecek dava ve işler

Adli tatil müessesesi sadece açılmış ve derdest olan dava ve yargısal işler bakımından sonuç doğurur. Henüz açılmamış dava, talep veya başvurularda adli tatil zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri kesmez ya da durdurmaz. Bu sebeple henüz dava konusu yapılmamış işlerin adli tatil içinde de süresinde ikame edilmesi gerekir; aksi takdirde hak düşürücü süreler ve zamanaşımı hükümleri sonuç doğurur.

Hukuk Mahkemelerinde Adli Tatilde Görülen Dava ve İşler

6100 sayılı Kanun m. 103/1 uyarınca adli tatilde kural olarak yalnızca kanunda açıkça sayılan işler incelenir. Delil tespiti, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz benzeri geçici hukuki koruma tedbirleri ile bunlara itirazlar, deniz raporu alınması ve dispeçci tayini talepleri tatil boyunca karara bağlanır. Ayrıca soybağı, nafaka, velayet ve vesayet işleri ile nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davaları ve iş sözleşmesine dayanılarak işçiler tarafından ikame edilen davalar adli tatilde yürütülür.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 103Kaynağı aç
MADDE 103- (1) Adli tatilde, ancak aşağıdaki dava ve işler görülür: a) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeçci atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi. b) Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler. c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları. ç) Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar. d) Ticari defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri. e) İflas ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar. f) Adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifler. g) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler. ğ) Çekişmesiz yargı işleri. h) Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler. (2) Tarafların anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise hazır olan tarafın talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adli tatilden sonraya bırakılabilir. (3) Adli tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır. (4) Bu madde hükümleri, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay incelemelerinde de uygulanır. Adli tatilin sürelere etkisi

Kanunun 103. maddesinin birinci fıkrasının devamı gereğince ticari defterlerin zıyaı halinde kayıp belgesi talepleri, kaybolan kıymetli evrakın iptali, iflas, konkordato ve şirketler ile kooperatiflerin uzlaşmayla yeniden yapılandırılmasına dair davalar tatilde görülür. Mahkemece tatil süresi içinde icrasına karar verilen keşifler, tahkime ilişkin görevli mahkeme işleri, çekişmesiz yargı işleri ile mevzuatta ivedi olduğu belirtilen veya mahkemece ivedi sayılmasına karar verilen uyuşmazlıklar adli tatil kapsamındadır. Bu çerçevede hasımsız zayi belgesi istemleri de çekişmesiz yargı işi niteliği taşıdığından tatil döneminde bakılabilen işlerdendir.

İşlemlerin Ertelenmesi ve Adli Tatilde Yapılabilen Usul İşlemleri

Adli tatilde görülmesi gereken iş ve davaların incelenmesi, 6100 sayılı Kanun m. 103/2 uyarınca tarafların anlaşması halinde veya yargılamanın bir tarafın yokluğunda sürmesi durumunda hazır bulunan tarafın istemiyle tatil sonrasına bırakılabilir.

6100 sayılı Kanun m. 103/3 gereğince, tatilde bakılacak işler dışındaki dava ve işlerde de dava ve karşı dava ikamesi, istinaf, temyiz, cevap ve yenileme dilekçelerinin kabulü mümkündür. Ayrıca ilam verilmesi, tebligat işlemleri ile dava dosyalarının diğer mahkemelere, bölge adliye mahkemelerine ya da Yargıtaya gönderilmesi işlemleri tatil süresince kesintiye uğramaksızın yerine getirilir. Bu usul kuralları, aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay dairelerindeki incelemelerde de aynen tatbik edilir.

Hukuk Yargılamasında Sürelerin Uzaması ve İstisnaları

6100 sayılı Kanun m. 104/1 uyarınca, adli tatile tabi dava ve işlerde kanunun belirlediği sürelerin son gününün tatile denk gelmesi halinde, bu süreler başkaca bir mahkeme kararı aranmaksızın adli tatilin bittiği tarihten itibaren bir hafta uzatılmış kabul edilir. Temyiz incelemesi sonrası karar düzeltme yolunda da son günün adli tatile rastlaması durumunda kanuni sürenin adli tatilin sona erdiği bir eylül tarihinden itibaren bir hafta uzayacağı gözetilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 104Kaynağı aç
MADDE 104- (1) Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır. İKİNCİ KISIM Dava Çeşitleri, Dava Şartları ve İlk İtirazlar BİRİNCİ BÖLÜM Dava Çeşitleri Eda davası

6100 sayılı Kanun'un 103. maddesinde sulh mahkemelerindeki davaların adli tatilde görülecek işler arasında sayılmamış olması sebebiyle, bu mahkeme kararlarına karşı adli tatil içinde dolan temyiz süresinin aynı Kanun'un 104. maddesi uyarınca tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzayacağı kabul edilmiştir. Buna karşılık nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalar Kanun'un 103/1-c maddesi uyarınca adli tatilde görülecek dava ve işlerden olduğundan, bu davalara ait kararların tebliğinde ve sürelerin işlemesinde 104. maddedeki süre uzatımı uygulanmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/11-1096, K. 2013/382Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2012/11-1096 E.  ,  2013/382 K.SAĞLIK SİGORTA SÖZLEŞMESİNE DAYALI RÜCUEN TAZMİNAT İSTEMİSÜREMÜCBIR SEBEPARAÇ IŞLETENIN HUKUKI SORUMLULUĞUKARAYOLLARI TRAFİK KANUNU (2918) Madde 85HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 104HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 176HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 103KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU (2918) Madde 86 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 5.Sulh Hukuk Mahkeme’since davanın kabulüne dair verilen 18.02.2010 gün ve 2008/1402 E.-2010/113 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 22.12.2011 gün ve 2010/7428 E.-2011/17547 K. sayılı ilamı ile; (…Davacı vekili, müvekkiline sağlık sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan Sibel’in davalıya ait araçta yolcu iken meydana gelen kaza sonucu yaralandığını, tedavi giderlerinin müvekkili tarafından karşılandığını ileri sürerek, 2.931,00 TL’nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, aracın sevki sırasında sürücünün aniden ölümünün mücbir sebep olmadığı, bu nedenle davacıya sigortalı Sibel’in yaralanması nedeniyle oluşan tedavi giderlerinden davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, sağlık sigorta sözleşmesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK'nun 86/1.madde hükmüne göre işleten, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Somut olayda, davacıya sağlık sigorta sözleşmesi ile sigortalı kişinin davalı şirkete ait araçta taşınması sırasında sürücünün aniden ölümü nedeniyle meydana gelen kaza sonucu yaralandığı ve tedavi giderlerinin davacı tarafından karşılandığı hususları uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, meydana gelen kaza sonucu yaralanmadan dolayı davalı araç malikinin sorumlu olup olmadığı, daha doğru bir ifade ile sürücünün aracı sevki sırasında ani ölümünün işleteni sorumluluktan kurtaran bir neden olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için o olayın önceden sezilemez, karşı konulamaz olması ve harici bir etkenden ileri gelmiş olması gerekir. Bu unsurları içermeyen bir olay umulmayan bir hal niteliğini taşısa dahi mücbir sebep olarak kabul edilemez. Somut olayda, sürücünün ani ölümü açıklanan unsurları içermekte olması nedeniyle mücbir sebep olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece, davalı işletene, kazanın aracın teknik bir arızasından kaynaklandığı gibi başka bir nedenle kusur izafe edilemediğine göre sürücünün ani  ölümü sonucu aracın kaza yapması neticesinde oluşan zarardan davalı sorumlu olmayıp, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, sağlık sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece; aracın sevki sırasında sürücünün aniden ölümünün mücbir sebep olmadığı, bu nedenle davacının sağlık sigortalısı Sibel’in yaralanması nedeniyle oluşan tedavi giderlerinden davalı araç işleteninin sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nda uyuşmazlığın esasının görüşülmesinden önce; yerel mahkeme direnme kararının davalı vekiline 09.08.2012 günü tebliğ edildiği ve temyiz dilekçesinin (8) günlük sürenin dolduğu 17.08.2012 Cuma günü mesai bitimine kadar verilmediği dosya kapsamı ile sabit olup, bu halde; 1086 sayılı HUMK’nın 176/10.maddesi uyarınca Sulh Mahkemelerindeki davaların adli tatilde de görüleceğinin belirtilmesine rağmen somut  olaydaki tebliğ tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı HMK’nın 103.maddesinde Sulh Mahkemelerindeki davaların adli tatilde görülecek davalar arasında sayılmamış olması nedeniyle davalının temyiz dilekçesinin süresinde kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp tartışılmıştır. Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesinin (1).fıkra hükmü; “Bölge Adliye Mahkemeleri'nin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2'nci Maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” şeklindedir. 1086 Sayılı HUMK’nın 437.maddesinin yeniden düzenlenmesi (5236 sayılı kanunun 16.md.) önceki hali; “Sulh mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi sekiz gündür. Bu süre ilamın usulen taraflardan herbirine tebliği ile işlemeye başlar….” şeklindedir. Görüldüğü üzere, eldeki dosyada kararı veren Sulh Hukuk Mahkemesi, somut olayda kararın tebliğ tarihi itibariyle (8) günlük temyiz süresine tabidir. Bu hususun ortaya konmasından  sonra önsorunun çözümü için tespiti gereken husus, bu sürenin son gününün adli tatil süresi içinde dolması halinde temyiz süresinin hangi tarihte sona ereceğinin belirlenmesi konusudur. Tebliğ tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş bulunan ve adli tatilin sürelere etkisini düzenleyen 6100 sayılı HMK’nın 104.maddesi; “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır” hükmünü içermektedir. Somut olayda da; davalı vekiline tebligat Ağustos ayında (adli tatil içinde) yapılmış olduğundan temyiz süresi adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılacaktır, zira; 1086 sayılı HUMK’nın 176.maddesinin 10.fıkrası uyarınca Sulh Mahkemelerindeki davaların adli tatilde de görüleceğinin belirtilmesi nedeniyle önceki yasa döneminde adli tatil içerisinde dolan temyiz süreleri artık yeni yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı HMK’nın 103.maddesinde sulh mahkemelerindeki davaların adli tatilde görülecek davalar arasında sayılmamış olması nedeniyle  aynı yasanın 104.maddesi uyarınca adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzayacağından davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süresinde olduğu oyçokluğu ile kabul edilerek uyuşmazlığın esasının görüşülmesine geçilmiştir. Bozma ve direnme kararının nitelikleri itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; karayolunda seyir halindeki araç sürücünün ani ölümünün KTK’nun 86.maddesi anlamında  “mücbir sebep” olarak kabulünün mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre, aracın kaza yapması neticesinde davacı sigorta şirketinin sigortalısı yolcu için yapmak zorunda kaldığı tedavi giderlerinden davalı işletenin sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2918 sayılı  Karayolları Trafik Kanunu (KTK)’nun 85.maddesinde işletenin hukuki sorumluluğu düzenlenmiştir. Buna göre;  bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olur. İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin, sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması hallerini düzenleyen aynı Kanunun 86.maddesinin birinci fıkrası; “İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur” hükmünü içermektedir. Bu aşamada, yasa metninde geçen “mücbir sebep” kavramı üzerinde durulmadır: Öğretide mücbir sebep; araç işleteninin işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış kuralının mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde ihlaline yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Mücbir sebep olarak kabul edilen olayın mutlaka işletenin işletmesi (aracı) dışında oluşan bir olay olması gerekir. Mücbir sebep sayılan olayın, araç dışında bir olay olması özelliğine “mücbir sebebin hariciliği” unsuru denilmekte olup, aracın direksiyonunun kopması, fren patlaması, sürücünün bayılması, uyuması gibi olaylar mücbir sebep değildir. (Tekinay/Akman/ Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku, 4.Bası, s.539). Sürücünün ani ölümü, kendini kaybetmesi, uyuklaması gibi olaylar da aracın işletilmesine yabancı olan olaylardan değildir (Haluk Tandoğan, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, 1981, s.247; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, a.g.e., s.540 ) Bu itibarla, araç sürücüsünün seyir halinde iken ölümü sonrası meydana gelen trafik kazası nedeniyle oluşan zararlardan işleten sorumlu olup, kazanın mücbir sebepten kaynaklandığı savunmasında bulunamayacaktır. Bu durumda, davacı sigorta şirketinin trafik kazasında yaralanan sigortalısı için sağlık sigorta poliçesi kapsamında ödemek zorunda kaldığı tedavi giderlerini tazmin etmesi için işletene rücu etme hakkı bulunduğundan, benzer gerekçe içeren direnme kararı usul ve yasaya uygundur. Ne var ki, bozma nedenine göre tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazları Özel Daire’ce incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan davalının işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11.Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK'un  440/III-2.maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.03.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/2147, K. 2017/7313Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2017/2147 E.  ,  2017/7313 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Nüfus(Yaş tahsisi) Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Dava dilekçesinde; davacı …'in oğlu …'in 22.02.1946 olan doğum tarihinin 05.07.1950 olarak düzeltilmesi istenmiştir. Mahkemece, davacının dava açmakta aktif husumet ehliyeti olmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 103/1-c maddesi uyarınca nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalar adli tatilde görülecek dava ve işlerden olup bu davalara ait kararların tebliğinde ve sürelerin işlemesinde 104. madde uygulanmaz. Mahkeme kararı temyiz eden davacı vekiline 14.08.2015 günü tebliğ edilmiş olup, temyiz dilekçesi 07.09.2015 tarihinde kaydedilmiş ve aynı tarihte harcı alınmıştır. Bu durumda 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 432. maddesi hükmünde öngörülen 15 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğundan 01.06.1990 gün ve 1989/3 Esas 1990/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ceza Yargılamasında Çalışmaya Ara Verme ve Süre Rejimi

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 331/1 uyarınca ceza yargılamasını yürüten makam ve mahkemeler her yıl yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verir; yeni çalışma dönemi ise bir eylülde başlar. Soruşturma aşaması ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi işlerin yerine getirilme düzeni Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca tayin edilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 331Kaynağı aç
Madde 331 – (1) (Değişik: 8/8/2011-KHK-650/27 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli ve E.: 2011/113 K.: 2012/108 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme: 27/6/2013-6494/25 md.) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adlî tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır. Bilgi isteme

5271 sayılı Kanun m. 331/3 uyarınca tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay yalnızca tutuklu hükümlere ilişkin dosyalar ile Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu kapsamındaki işlerin incelemesini yapar. Ceza yargılamasında adli tatile rastlayan kanuni süreler işlemez ve bu süreler tatilin sona erdiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır.

İdari Yargıda Çalışmaya Ara Verme ve Nöbetçi Mahkemeler

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 61/1 uyarınca bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri her yıl yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verir ve çalışma dönemi bir eylülde başlar. Ancak yargı çevresinde yer aldığı bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi haricinde kalan ve sadece bir idare veya vergi mahkemesi bulunan yerlerdeki mahkemeler çalışmaya ara vermeden yararlanamaz. Bu mahkemeler, Kanunun 62. maddesindeki sınırlamaya bağlı olmaksızın yargı görevlerini kesintisiz yürütür.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 61Kaynağı aç
Madde 61 – 1. (Değişik: 5/4/1990-3622/25 md.) (Değişik birinci cümle: 8/8/2011-KHK-650/11 md.; İptal cümle: Anayasa Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli ve E.: 2011/113 K.: 2012/108 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme birinci cümle: 27/6/2013-6494/18 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. Ancak, yargı çevresine dahil olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan ve sadece bir idare veya bir vergi mahkemesi bulunan yerlerdeki idari yargı mercileri çalışmaya ara vermeden yararlanamazlar. Bu mahkemeler, 62 nci maddedeki sınırlamaya tabi olmaksızın görevlerine devam ederler.[49] 2. (Değişik: 1/7/2016-6723/14 md.) Çalışmaya ara verme süresi içinde; bölge idare mahkemesi başkanının önerisi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, birden fazla idari yargı mercii olan yerlerde idare veya vergi mahkemeleri başkan ve üyeleri arasından görevlendirilecek yeteri kadar hâkimin katıldığı bir nöbetçi mahkeme kurulur. Bölge idare mahkemeleri için ise bölge idare mahkemesi başkanının önerisi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, tüm daire başkan ve üyeleri arasından görevlendirilecek yeterli sayıda nöbetçi daire kurulur. 3. (Değişik: 10/6/1994-4001/27 md.) Çalışmaya ara vermeden yararlanamayanlar ve nöbetçi kalanların yıllık izin hakları saklıdır. Nöbetçi mahkemenin görevleri:

İdari yargıda ara verme süresince bölge idare mahkemesi başkanının teklifiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından nöbetçi mahkemeler ve nöbetçi daireler teşekkül ettirilir. Nöbetçi mahkemeler 2577 sayılı Kanun m. 62 gereğince yalnızca yürütmenin durdurulması istemlerine, delil tespitine ve kanunen belirli bir süre içinde hükme bağlanması zorunlu olan işlere bakar. Çalışmaya ara vermekten yararlanamayan veya nöbetçi kalan hakimlerin yıllık izin hakları ise saklı tutulur.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 62Kaynağı aç
Madde 62 – Nöbetçi mahkeme çalışmaya ara verme süresi içinde aşağıda yazılı işleri görür: a) Yürütmenin durdurulmasına ve delillerin tespitine ait işler, b) Kanunen belli süre içinde karara bağlanması gereken işler. Kaldırılan hükümler:

İdari Yargılama Usulünde Sürelerin Hesaplanması

2577 sayılı Kanun m. 8 uyarınca idari yargıda süreler tebliğ, ilan veya yayımı takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Tatil günleri sürelere dahil olmakla birlikte sürenin son günü tatile rastladığında, süre tatili izleyen ilk çalışma gününün bitimine kadar uzar. Kanunda yazılı sürelerin bitimi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa, bu süreler ara vermenin bittiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 8Kaynağı aç
Madde 8 – 1. Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. 2. Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. 3. Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır. Görevli olmayan yerlere başvurma:
Adli tatil ne zaman başlar ve ne zaman biter?

Adli tatil her yıl 20 Temmuzda başlar, 31 Ağustosta biter ve yeni çalışma dönemi 1 Eylülde başlar.

Adli tatile rastlayan kanuni süreler kaç gün uzar?

Hukuk yargılamasında adli tatile tabi dava ve işlerde sürenin son günü tatil zamanına rastlarsa kanunun tayin ettiği süre tatilin bittiği günden itibaren bir hafta, ceza yargılamasında tatile rastlayan süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün, idari yargıda ise kanunda yazılı sürelerin bitimi ara vermeye rastlarsa ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzar.

Dava açma süresi ve zamanaşımı adli tatilde durur mu?

Hayır, adli tatil süre koruması yalnızca açılmış davalara uygulanır; açılmamış işlerde süreler işlemeye devam ettiğinden hak düşürücü süre ve zamanaşımı durmaz.

Sulh hukuk mahkemelerinde görülen davalar adli tatile tabi midir?

6100 sayılı Kanun'un 103. maddesinde sulh mahkemelerindeki davalar adli tatilde görülecek işler arasında sayılmadığından, yargı kararında bu mahkeme kararlarına karşı adli tatil içinde dolan temyiz süresinin 104. madde uyarınca tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzayacağı kabul edilmiştir.

Bütün idare ve vergi mahkemeleri adli tatile girer mi?

Hayır, bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışındaki ve tek idare veya vergi mahkemesi bulunan yerlerdeki mahkemeler ara vermeden yararlanamaz ve görevlerine kesintisiz devam eder.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu