Zimmet suçu, bir kamu görevlisinin görevi dolayısıyla zilyetliği kendisine devredilmiş olan ya da koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesiyle oluşur. Bu suç yalnızca kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü bir suçtur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247. maddesi genel düzenlemeyi, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesi ise banka mensuplarına özgü ayrı bir yaptırım rejimini içermektedir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 247Kaynağı aç
olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının
zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını
sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı
oranında artırılır.
(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade
edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.
Etkin pişmanlık
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/124, K. 2020/36Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 131-132
Bankacılık zimmeti suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanık …'ın 5411 sayılı Kanun'un 160/2-4, TCK'nın 43/1, 62, 52/2-4 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 10.740 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluğuna ilişkin Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.05.2012 tarihli ve 62-136 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 30.01.2014 tarih ve 13760-1534 sayı ile;
“Sanığın banka kasa fazlası olan 6.000 TL'yi 29.07.2011 günü makbuzsuz alması ve mudi… …'in hesabından makbuz düzenlenmeden 26.09.2011 günü 1.600 TL'yi çekmesi işlemleri basit zimmet kapsamında kalmakta ise de mudi… …'in hesabından mudi imzası atılı bulunan makbuzlar ile 22.09.2011 günü 1.350 TL ve 23.09.2011 günü 1.450 TL'nin çekilmesi işlemlerinin incelenmesinde,
1- Zimmetin, banka içi kayıtların olağan bir denetimi, araştırma ve karşılaştırılması suretiyle kesin bir biçimde ortaya çıkarılabilecek durumda olması hâlinde basit olarak nitelendirilmesi mümkün olup ayrıca;
Tediye fişleri kullanılarak banka parasının zimmete geçirilmesinde fiilin, basit ya da nitelikli zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi bakımından;
Tediye fişleri bulunamamış ya da bulunan tediye fişlerinde mudi imzası yok ise eylem basit zimmet;
Mudinin yanıltılarak veya kandırılarak imzalatılan boş bir tediye fişini kullanıp mudinin bilgi ve talimatı olmaksızın hesabından para çekerek mal edinilmiş ise eylem nitelikli zimmet;
Tediye fişine mudi yerine sahte imzalar atmak suretiyle gerçekleştirilen işlemler ile ilgili olarak, fişler üzerindeki sahte imzaların ilk bakışta ve basit bir inceleme ile sahteliğinin anlaşılması hâlinde eylem basit zimmet, sahteciliğin aldatıcılık özelliğinin bulunması hâlinde ise eylem nitelikli zimmet suçunu oluşturacaktır.
Yukarıda anılan hususlar nazara alınarak, mudiye ait bankadaki hesap kartonetleri getirtilerek mudiye ait bu imzalarla, mudi adına sahte atılan dekontlardaki imzalar karşılaştırılıp aldatıcılık kabiliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti yönünden grafoloji uzmanı bilirkişiye tevdi edilerek, yukarıda belirtilen kriterlere göre, duraksamaya yer bırakmayacak şekilde her bir işlem bakımından ayrı ayrı, nitelikli ve basit zimmet olup olmadığının belirlenmesiyle, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Zimmet suçunun konusunun, suç tarihi itibarıyla değerinin az olduğu ve sanık hakkında tayin edilen cezada 5411 sayılı Yasa'nın 160/son maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde uygulanma yapılmak suretiyle sanığa fazla ceza tayini" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 16.04.2014 tarih ve 131-132 sayı ile;
"1- …Öncelikle şu hususun belirtilmesi gerekmektedir ki 5411 sayılı Yasa'nın yürürlüğünden önce banka zimmetini düzenleyen 4389 sayılı Yasa'nın 22/3. maddesinin ikinci cümlesinde nitelikli zimmet suçunun kriteri olarak '…suç bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenirse…' şeklinde iken 5411 sayılı Yasa ile nitelikli zimmet fiil ile basit zimmet fiilin ayrımında 'suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi' kriteri kabul edilerek 'bankayı aldatıcılık' unsuru kaldırılmakla, bu tarihten sonra tediye fişlerine müşteri adına atılan paraf ve imza gibi her türlü hileli hareket nitelikli zimmet suçuna vücut verecektir. Zira, nitelikli zimmetin tesbiti için somut olayda hileli bir davranışın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Bunun ardından ise bu davranışın suçun açığa çıkarılmasını engelleme amacıyla yapılıp yapılmadığının tesbiti gerekir. Olayımızda açık bir şekilde sanığın mudi adına tediye fişine imza atması hileli bir harekettir ve kastın da eylemin açığa çıkmamasına yönelik olduğu ortadadır. Bankacılık zimmeti suçunun; personelin zimmet yaptığı hesaba ilişkin olan tediye fişine müşterinin yerine sahte imza atması, çeşitli muhasebe hileleri kullanarak zimmet yaptığı paranın izini kaybettirmesi, soygun süsü vermesi, zimmet yaptığı hesaba ilişkin sahte tahsil, tediye ve mahsup fişleri düzenlenmesi… gibi eylemler hileli hareketlerdir ve suçu 'bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak' şeklinde 4389 sayılı Yasa'da belirlenen unsurun dışında başlı başına hileli mahiyet arz etmesi nedeniyle nitelikli zimmet haline sokacaktır. Yargıtayın çeşitli kararlarında zimmetin banka içi denetim sonucu veya olayımızda olduğu gibi bankadaki evrakların (mudiye ait hesap kartonetlerinin) karşılaştırılması suretiyle ortaya çıkarılması hâlinde nitelikli zimmetten söz edilemeyeceği kabul edilemez. Zira bu yaklaşım, hilenin amaca elverişli olup olmadığını tesbite yönelik bir mantık yürütme şekli olmaktan çıkar ve kanunda açıkca yer almayan bir hususun Mahkeme kararlarıyla suçun kanuni unsurlarına eklenmesi hâlini alır. Yasa koyucunun arzu etmediği bir hususu içtihat yoluyla suç unsuru hâline getirmek hukuki değildir. Bu nedenlerle tediye fişine imza atılması başlı başına hileli bir davranış olup içeriğinde zaten bankayı aldatma amacı taşımaktadır. Ayrıca bankanın bu eylemle aldatılıp aldatılmadığının tesbiti 5411 sayılı Yasa'nın 160/2. maddesinde unsurları gösterilen nitelikli zimmet suçu için gerekli değildir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda hareket edilecek olursa, her mesai sonrasında hesaplar kapatılırken yetkili memur tediye fişlerini eline aldığında, tediye fişlerindeki tüm mudi imzalarının kendilerine ait olup olmadığını kontrol etmek için önüne hesap kartonetlerini yığacak ve fişlerdeki imzalarla kartonetdeki imzaları karşılaştırıp düşüncesine göre birbirine benzemediğini gördüğü imzalar yönünden buna göre gerekli işlemi yapması beklenecektir ki bu husus uygulamada mümkün değildir ve hiçbir banka da bu yönde bir kontrole personelini tabi tutmamaktadır. Kaldı ki somut olayda sanığın zimmeti bankanın dışında mudinin şikâyeti üzerine ortaya çıkarılmıştır.
Sonuç olarak belirtmek gerekir ki 5411 sayılı Yasa'nın 160/2. maddesinde düzenlenen nitelikli zimmet suçunda unsurun hileli hareket olduğu, ancak bu hileli hareketin bankayı aldatacak özellik taşımasının 4389 sayılı Yasa'da olduğu gibi ifade olunmadığı ve somut olayımızda, sanığın mudi adına iki adet fişe imza atması şeklinde gerçekleştirdiği eylemin hileli hareket niteliğinde olduğunun açık oluşu karşısında ve eylemin de mudinin şikâyeti üzerine yapılan araştırma neticesinde ortaya çıkmasına göre, fişlerdeki imzanın mudi imzasına benzeyip benzemediği, aldatıcılık özelliği bulunup bulunmadığı, yasada düzenlenen nitelikli zimmet suçunun unsuru olarak görülemeyeceğinden…
2- …Ancak 2011 yılı değerleri itibariyle sözü edilen miktarın paranın satın alma gücü, halkımızın ekonomik durumu, mevcut ekonomik şartlar itibariyle az olmadığı izahtan varestedir. Kaldı ki her ne kadar her suç türünün kendi içinde değerlendirilmesi gerekmekte ise de gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu, gerekse Yargıtay 6. Ceza Dairesinin yağma ve hırsızlık suçları yönünden bu değerin çok daha altındaki miktarları az olarak kabul etmediği de değerlendirildiğinde belirtildiği gibi her suç için farklı değerlendirme yapılması doğru görülse bile aradaki fark gözetildiğinde ve yine belirtildiği gibi ülkemizin mevcut ekonomik durumu dikkate alındığında, paranın satın alma gücü değerlendirildiğinde, 2011 yılı için 10.400 TL olan değer, Mahkememizce az olarak kabul edilmemiş…" şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.02.2016 tarihli ve 188378 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 155-1927 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 24.01.2017 tarih ve 57-566 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığa atılı suçun 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zimmet suçunun basit hâlini mi, yoksa aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli hâlini mi oluşturacağı hususunda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının,
2- Değer azlığı ve buna bağlı olarak sanık hakkında 5411 sayılı Kanun'un 160. maddesinin son fıkrasının uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Türkiye İş Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığının 26.10.2011 tarihli soruşturma raporunda özetle; Malatya Yolu Elazığ Şubesi Müdürü …’nın 05.10.2011 tarihli ve 7 sayılı yazısı üzerine yapılan müfettiş soruşturmasında, gişe görevlisi sanık …’ın, banka müşterisi… …'in bilgisi dışında 8400-2216325 numaralı hesabından, 22.09.2011 tarihinde ödeme fişine mudi yerine imza atarak 1.350 TL çekip 23.09.2011 tarihinde bu tutarı hesaba geri yatırdığının, aynı gün yine ödeme fişine mudi yerine imza atarak 1.450 TL, 26.09.2011 tarihinde ise ödeme fişi düzenlemeden 1.500 TL daha çektiğinin, 30.09.2011 tarihinde de son 2 işlemle çektiği toplam 2.950 TL’yi hesaba geri yatırdığının kamera ve işlem kayıtlarından anlaşıldığının,
19.08.2011 tarihinde tespit edilen 6.001,47 TL tutarındaki kasa eksikliğinin ise Yönetim Raporlaması ve İç Muhasebe Bölümünün 23.09.2011 tarihli ve 1868 sayılı yazısı ile sanıktan tahsil edilmesi için ödeme planına bağlandığının, sanığın bu meblağın 6.000 TL’sini 29.07.2011 tarihinde gişe kasasından aldığını kabul ettiğinin,
Böylelikle sanığın, … … isimli müşterinin hesabından 4.300 TL, gişe kasasından 6.000 TL olmak üzere toplam 10.300 TL’yi zimmetine geçirdiğinin, bankanın zararının ve alacağının bulunmadığının,
… … isimli müşterinin hesabından 3 adet işlemle gerçekleştirilen 4.300 TL'lik zimmet eyleminde, işlemlerin tutar itibarıyla memur yetkisinde olması ve koçanda yer almayan fişe ilişkin işlemin tespit edilerek şube müdürlüğüne bildirilmesi nedenleriyle banka çalışanlarının kusurunun bulunmadığının,
29.07.2011 tarihinde kasa noksanı şeklinde gerçekleşen 6.000 TL'lik zimmet eyleminin 29.07.2011-19.08.2011 tarihleri arasında tespit edilememesinin, şubenin ana kasa sorumlularının gün sonunda gişe görevlilerinin el kasalarında bıraktıkları tutarları saymamalarından kaynaklandığının, buna ilişkin banka mevzuatının uygulanması hâlinde kasa noksanının daha önce tespit edilebileceğinin, bu sebeple 29.07.2011 tarihinde servis yetkilisi… ile sonraki tarihlerde servis yetkili yardımcısı …'nın ana kasa sorumlusu olarak el kasalarının sayımını yapmadıkları için kusurlu bulunduklarının
Belirtildiği,
Müfettiş soruşturmasında;
Şube Müdürü …'nın; 03.10.2011 tarihinde sanığın öğle kasası mutabakatında 600 TL noksan oluştuğunun kıdemli servis yetkilisi yardımcısı … tarafından kendisine iletildiğini, sanığın söz konusu noksan tutarın kasasının arkasına düşen paralardan kaynaklandığını söylemesi üzerine 26.09.2011 tarihinde kendisine bildirilen eksik fişle ilgili olarak yaptığı inceleme sırasında sanığın, … … adına kayıtlı hesaptan para çekme işlemleri yaptığını, kamera kayıtlarıyla yapılan kontrolde işlemlerin… …'ten habersiz yapıldığını tespit ettiğini, … …'le görüşerek ondan aldığı dilekçe ile durumu Teftiş Kurulu Başkanlığına bildirdiğini, sanığın 22.09.2011 ve 23.09.2011 tarihlerinde ödeme fişlerine mudi yerine imza atmak suretiyle gerçekleştirdiği işlemleri kontrol etmekle görevli…’nun, … isimli görevlinin izinli olduğu tarihlerde gişe yetkilisi olarak çalıştığını, onun kadar olmasa da denetim mekanizmasını işlettiğini,
Şube yetkilisi…'nun; elektronik onay ekranına düşen işlemleri anında kontrol ettiğini, gişe görevlisinin işlem limitini aşan durumlarda mutlaka ve aynı anda imza kontrolü yaptığını, bahsedilen işlemlerin onay ekranına düşüp düşmediğini hatırlamadığını, gişe görevlisinin ödeme yetkisi içinde kalması sebebiyle kontrol etmemiş olabileceğini, ancak gün sonu fiş kontrolünde ödeme yetkisi içinde kalsa bile örnekleme yöntemiyle imza kontrolü yaptığını,
İfade ettikleri,
Türkiye İş Bankası AŞ vekilinin 19.12.2011 havale tarihli dilekçesi ile Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ve şikâyette bulunması üzerine soruşturma başlatıldığı,
Anlaşılmaktadır.
Tanık … Savcılıkta; Şube müdürü olarak görev yaptığını, gişe memuru sanığın para yatırma ve çekme yetkisinin bulunduğunu, 19.08.2011 tarihinde sanığın kasasında 6.000 TL'lik bir açık oluştuğunu, buna ilişkin incelemede açığın neden kaynaklandığını bulamadıklarını, durumu Teftiş Kuruluna bildirdiklerini, sonrasında sanığın işlemlerini daha dikkatli şekilde incelemeye başlayınca… … isimli müşterinin hesabından 22.09.2011 tarihinde 1.350 TL, 23.09.2011 tarihinde 1.450 TL ve 26.09.2011 tarihinde 1.500 TL olmak üzere toplam 4.300 TL para çekme işlemlerinin yapıldığını fark ettiğini, şubeye davet ettiği… …'ten işlemlerin bilgisi dışında yapıldığını öğrendiğini, 03.10.2011 tarihinde sanığın kasasında oluşan 600 TL’lik eksikliği çekmecesine sıkışan paralar şeklinde açıklamasının ise var olan şüpheyi artırdığını, 06.10.2011 tarihinde müfettiş incelemesine başlandığını, sanığın… …'in hesabından çektiği 4.300 TL'yi, 23.09.2011 tarihinde 1.350 TL ve 30.09.2011 tarihinde 2.950 TL olarak teftişten önce yatırdığını, sanığın gişe kasasından aldığı anlaşılan 6.000 TL'nin de teftiş aşamasında sanıktan tahsil edildiğini, … …'in hesabından 22.09.2011 tarihinde 1.300 TL ve 23.09.2011 tarihinde 1.450 TL para çekme işlemlerine ait sanığın imzaladığı fişlerin asıllarının bulunduğunu, 26.09.2011 tarihli para çekme işleminin ise fiş düzenlenmeden yapıldığını beyan etmiştir.
Sanık … ise aşamalardaki savunmalarında, atılı suçlamayı kabul etmiştir.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanığa atılı suçun 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zimmet suçunun basit hâlini mi yoksa aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli hâlini mi oluşturacağı hususunda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı;
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle “zimmet” ve “zimmete geçirme” kavramları ile zimmet suçunun ceza kanunlarımızdaki yeri ve tarihsel gelişimi üzerinde durulması gerekmektedir.
Arapça bir sözcük olan zimmet, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “üstünde olan şey”, “kurum ve kuruluşlarda çalışanlara veya para işleri ile uğraşan görevliye imza karşılığı teslim edilen para veya eşya”, “bir kimsenin yasal olmayan yollardan üzerine geçirip ödemeye zorunlu olduğu para” şekillerinde tanımlanmıştır.
Zimmete geçirme ise; “suç konusu mal üzerinde, malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı” ifade eder. Bu tasarruflar, suç konusu şeyin mal edinilmesi, amacı dışında kullanılması, tüketilmesi şeklinde oluşabileceği gibi bir başkasına satılması, verilmesi şeklinde de gerçekleşebilir.
Zimmet suçu, ilk olarak mülga 765 sayılı TCK’nın 202. maddesinde düzenlenmiş, buna göre 202. maddesinin 1. fıkrasında basit zimmet suçu, 2. fıkrasında ise eylemin “dairesini aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş olması” hâlinde nitelikli zimmet suçunun oluşacağı hükme bağlanmıştır.
3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde, banka personelinin bankanın mal varlığını temellüke yönelik eylemleri ile ilgili olarak istisnai bir düzenleme bulunmaması nedeniyle failin, 233 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında KHK’nın ekinde yer alan listedeki bankalardan birinin mensubu olması durumunda, 399 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi Hakkındaki KHK’nın 11. maddesinde yer alan “Teşebbüslerin ve bağlı ortaklıkların paralarına ve para hükmündeki evrak ve senetlerine ve diğer mevcutlarına karşı işledikleri suçlar ile bilanço, tutanak, rapor ve benzeri her türlü belge ve defterleri üzerinde işledikleri suçlar ile ifa ettikleri görevlerinden doğan suçlardan dolayı memur sayılarak haklarında Türk Ceza Kanununun 2 nci kitap üçüncü ve altıncı baplarındaki hükümler uygulanır.” düzenlemesi gereğince eylemi gerçekleştiren banka personeli 765 sayılı TCK'nın uygulanması bakımından devlet memuru sayılmakta ve fiilin 765 sayılı TCK'nın 202. maddesinde düzenlenen “zimmet”, eylemi gerçekleştiren banka personelinin bu listede yer almayan özel bir bankanın mensubu olması hâlinde ise fiilin 765 sayılı TCK'nın 510. maddesinde düzenlenen “hizmet nedeniyle emniyeti suistimal” suçunu oluşturabileceği yargısal kararlarla kabul edilmiş ve bu yöndeki uygulama da tereddütsüz sürdürülmüştür.
Gerek kamu bankaları gerekse özel bankalar olsun her ikisinin de yürüttükleri faaliyetin kamudan fon toplamak ve bu fonları kendileri veya kamu adına kullanmak olduğunu, bu açıdan bakıldığında zimmet suçunun doğurduğu sonuçlar yönünden kamu ile özel bankalar arasında herhangi bir fark bulunmadığını, kamu ve özel banka çalışanları arasındaki bu eşitsizliği dikkate alan ve zimmet suçunun banka mensupları tarafından banka varlıklarına karşı işlenmesi durumunda özel bir düzenlemeye gereksinim duyan kanun koyucu, bu amaçla 23.06.1999 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22. maddesinin 3. fıkrasıyla bankacılık zimmeti suçunu mülga 765 sayılı TCK’nın 202. maddesi ile uyum gösterecek şekilde ayrıca düzenlemiştir.
25.11.2000 tarihli ve 24241 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4603 sayılı Kanun ile T.C. Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ile Türkiye Emlak Bankasının özel hukuk statüsüne tabi anonim şirket hâline dönüştürülmesi sonucu kamu ve özel banka ayrımına ve adı geçen banka mensuplarının banka malını temellük eylemleri nedeniyle kamu görevlisi gibi cezalandırılmalarına son verilerek, bu kişilerin de 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile genel hükümlere tabi olacakları kabul edilmiştir.
Zimmet suçu, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 247. maddesinde düzenlenmiş, buna göre 247. maddesinin 1. fıkrasında basit zimmet suçu, 2. fıkrasında ise eylemin “Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi” hâlinde nitelikli zimmet suçunun oluşacağı hükme bağlanmıştır.
Bu Kanun'dan sonra 01.11.2005 tarihli ve 25983 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve hâlen yürürlükte bulunan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde de ceza yaptırımı (miktarı) dışında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na benzer bir düzenleme öngörülerek, bankacılık zimmeti suçu ayrıca düzenlenmiştir.
Bu aşamada; gerek mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu, gerekse 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda yer alan bankacılık zimmeti suçunun konusu ve unsurları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
Bankacılık zimmeti suçu, mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun “Adli Suç ve Cezalar” başlıklı 22. maddesinin 3. fıkrasında;
“Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum edilirler. Bu fıkrada gösterilen suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmişse faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç katı kadar ağır para cezası verilir. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur. Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıyla ödenmiş olması halinde cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üçte bir oranında indirilir.” şeklinde,
01.11.2005 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve hâlen yürürlükte bulunan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun “zimmet” başlıklı 160. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında ise;
“Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.
Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde faile on iki yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi hâlinde mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur…” şeklinde,
Düzenlenmiştir.
Mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22. maddesinin 3. fıkrasında yazılı zimmet suçunun maddi konusunu; banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensuplarının görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya sair varlıklar oluşturmaktayken, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde yazılı suçun maddi konusunu ise görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak, senetler ve diğer mallar oluşturmaktadır. 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nda bu suçun maddi konusunu oluşturacak malın bankaya ait olması aranırken, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda bu şarta yer verilmemiş olup malın zilyetliğinin faile görevi nedeniyle devredilmiş olması yeterli görülmüştür.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesine göre; mal, para veya evrak ya da senedin failin görevi gereği zilyetliğine devredilmiş olması veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olması gerekir. Failin zilyetliğinde olan ya da koruma veya gözetiminde bırakılan bir malı, kendisi ya da başkasının zimmetine geçirmesi veya malikmiş gibi tasarrufta bulunmasıyla suç işlenmektedir.
Zilyetlik kavramından anlaşılması gereken hukuki anlamda zilyetlik olup failin suç konusu mal, para veya evrak ya da senet üzerinde tasarrufta bulunmaya yetkili olması yeterlidir. Diğer bir anlatımla suç konusu mal, para veya evrak ya da senet üzerinde fiilen zilyet olunması aranmamaktadır.
Bankacılık zimmeti suçu sadece kastla işlenebilen ani hareketli bir suçtur. Zimmete geçirme fiilinin gerçekleştiği anda ve yerde tamamlanır. Kastın varlığından söz edebilmek için failin görevi nedeniyle zilyet olduğu malı, kendisinin veya başkasının zimmetine geçirme bilinç ve iradesinin bulunması gerekli ve yeterlidir.
Bu noktada, “hile” kavramı ile 5411 sayılı Kanun'un 160. maddesinin 2. fıkrasında cezayı ağırlaştırıcı bir neden olarak düzenlenen “suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi” hâli üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
Gerek Türk Ceza Kanunu'nda gerekse 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda nitelikli zimmet suçunun oluşumunda aranan hile kavramı bu Kanun'da tanımlanmamış olup genel anlamda hile ise “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” anlamına gelmektedir. (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s.891.)
Uygulamadaki yerleşmiş kabule göre hile; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır… hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” şeklinde tanımlanmaktadır.
Öğretide de hile ile ilgili olarak, hilenin maddi veya manevi nitelikteki eylemlerle bir kimsenin hataya düşürülmesi anlamına geldiği (Faruk Erem, TCK Şerhi Özel Hükümler, Ankara, 1993, s.588.), ifade ediliş ve sergileniş tarzı açısından yöneldiği kimsenin denetim yapma yetkisini elinden alması ve doğurduğu güven ortamıyla kişiyi istediği yöne çekmesinin zorunlu olduğu (Sami Selçuk, Dolandırıcılık Cürmünün Kimi Suçlardan Ayrımı ve Çeklerle İlgili Suçlar, Ankara, 1986, s.106-110.), gösterilen davranışın hile niteliğini taşıyabilmesi için aldatmaya elverişli olması gerektiği (İzzet Özgenç, Ekonomik çıkar amacıyla işlenen suçlar, Seçkin Yayınevi, 2004, s.26.), hilenin öznel ve nesnel koşulları sömürerek ve gerçeği örterek mağdurun yargılama gücünü etkilemesi gerektiği, kaba, çıplak ve kolayca anlaşılabilen bir yalanın hile kavramına girmediği (Vural Savaş- Sadık Mollamahmutoğlu, TCK Yorumu, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1995, C.4, s.5155-5157.) yönünde görüşler bulunmaktadır.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere nitelikli zimmet suçundaki hileli davranışların, fiilin ortaya çıkmamasını sağlamaya yönelik olmasının yanında bu sonucu gerçekleştirmeye elverişli olacak nitelikte yoğun ve aldatıcı olması gerekir. Diğer bir anlatımla hileli davranışın eylemin ortaya çıkmamasını sağlayacak şekilde aldatmaya elverişli olması gerekmektedir. Herkes tarafından anlaşılabilir ve özünde aldatıcı niteliği bulunmayan davranış, hileli bir davranış olarak değerlendirilemeyecektir. Eylemin açığa çıkmaması için kullanılan bir yöntemin, denetim ve gözetim görevi verilmiş kişilerin dikkatsizliği ve özensizliğinden kaynaklanan nedenlerle bu suçun ortaya çıkmasını engellemesi bu tür davranışlara hileli davranış vasfını kazandırmayacağı gibi nitelikli zimmet suçunun da oluşmasına yol açmayacaktır. Nitekim öğretide de; “Bu hileli davranışlar öyle bir mertebede bulunmalıdır ki, hakiki eylemin ortaya çıkması uzmanlık gerektiren bir takım araştırmaların yapılmasını da gerektirmelidir” (Süheyl Donay, Bankacılık Ceza Hukuku, s.115.) şeklinde benzer görüşlere yer verilmektedir. Aksinin kabulü hâlinde nitelikli zimmet suçunun kapsamı oldukça genişlerken, basit zimmet suçunun kapsamı oldukça daralacaktır ki kanun koyucunun bunu amaçladığı şüphelidir.
Bunun yanında aldatıcı özelliğe sahip ve bu suçun ortaya çıkmasını engellemeye elverişli yöntemin kullanılmış olmasına karşın, suçun yine de ortaya çıkarılması yani kullanılan hileli yöntemin zimmet suçunun ortaya çıkarılmasını engelleyememesi durumunda da nitelikli zimmet suçu oluşacaktır. Zira burada zimmet suçunun ortaya çıkmamasına yönelik kanunun aradığı hileli davranışlar gerçekleştirilmiş olmaktadır.
Mülga 765 sayılı TCK’nın 202/2. maddesine paralel olarak düzenlenen, mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22/3. maddesinde, “dairesini aldatacak” ibaresi yerine, “bankayı aldatacak” ibaresine yer verilmek suretiyle banka zimmeti suçunun nitelikli hâlini düzenleyen kanun koyucu, gerek 5237 sayılı TCK'nın 247/2. maddesinde gerekse 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160/2. maddesinde “dairesini aldatacak” ve “bankayı aldatacak” ibarelerine yer vermeyerek banka zimmeti suçunun nitelikli hâlini hüküm altına almıştır.
Bu düzenlemelerle nitelikli zimmet suçunun uygulama alanı genişletilmiş, böylece hileli davranışların olağan ve basit bir denetim, araştırma ve karşılaştırma ile ilk bakışta kolayca ve kesin bir biçimde anlaşılabilecek nitelikte olmamak koşuluyla zimmet veya miktarının kurum içi kayıtlardan ortaya çıkarılması hâlinde de eylemin nitelikli zimmet olarak kabulü mümkün hâle gelmiştir. Ancak yine de hileli davranışların aldatıcı nitelikte olmasını aramaya devam etmek gerekecektir. Aldatıcı olmak hilenin içkin bir özelliğidir ve aldatıcı niteliği bulunmayan bir davranışın hile olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü aldatıcı olmayan hilenin cezayı ağırlaştırıcı neden sayılması, hilenin aldatıcı niteliği bulunmadığı hâllerde faile ağırlaştırılmış zimmet suçundan ceza verilmesi sonucunu doğuracaktır.
Eğer hileli davranışlar eylemin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik değilse ya da zimmet veya miktarı ilk bakışta olağan ve basit bir iç denetim, araştırma veya karşılaştırma ile kolayca ve kesin bir biçimde ortaya çıkabilecek durumda ise eylemin basit zimmet, aksi hâlde nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun ve Yargıtay 5. Ceza Dairesinin duraksamasız uygulamaları ile de zimmet veya miktarının kurum içi kayıtların incelenmesi suretiyle kolayca ortaya çıkarılabilmesi hâlinde eylemin basit zimmet suçunu oluşturacağı kabul edilmektedir. Nitelikli zimmet suçu, uygulamada daha çok zimmet veya miktarının kurumdaki kayıtlar dışında tanık anlatımları ya da üçüncü kişilerin ibraz ettiği belgelerle saptanması, sahte olarak imza atılması, kurum içi makbuzlarla kurum dışı makbuzların farklı düzenlenmesi, eyleme gasp ya da hırsızlık süsü verilmesi, belgelerin yok edilmesi gibi yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir” (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2012, Seçkin Yayınevi, 4. bası, s.650.), “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler 6. Baskı, s.343.), “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir” (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 2011, Beta Yayınevi, 2. bası, Cilt I. s.462.).
Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
5237 sayılı TCK'nın 247/2. maddesindeki düzenlemeye paralel nitelikte bulunan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160/2. maddesinde yer alan bankacılık zimmeti suçu açısından da; zimmet veya miktarının ilk bakışta olağan ve basit bir iç denetim, araştırma veya karşılaştırılma suretiyle, kesin bir biçimde ortaya çıkarılabilecek durumda olması hâlinde eylemin basit zimmet, aksi halde nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.
Ceza Genel Kurulunun 09.12.2014 tarihli ve 272-549 sayılı kararında; “Bankacılık zimmeti suçlarında eylemin basit zimmet mi yoksa nitelikli zimmet mi ya da birden fazla eylemin bulunması halinde hangilerinin basit, hangilerinin nitelikli olduğunun tespitinde, bankacılık zimmeti suçlarına ilişkin temyiz davalarına bakmakla görevli Yargıtay 7. Ceza Dairesince, 08.10.2013 tarihli ve 19345-20067, 10.03.2011 tarihli ve 14330-2775 ile 13.12.2010 tarihli ve 6290-16929 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında belirtilen ve uygulamada istikrar kazanmış olan; ‘a- Tediye fişinde mudiye ait sahte imza benzetilmiş ve aldatıcı ise 5411 sayılı Kanun’a göre nitelikli zimmet, sahtecilik mudinin bankada mevcut tatbiki imzaları ile karşılaştırıldığında anlaşılamıyorsa banka aldatılmış olacağından 4389 sayılı Kanun’a göre de nitelikli zimmet,
b- Tediye fişinde mudiye ait sahte imza aldatıcı değil, kabaca incelemede sahte olduğu anlaşılıyorsa, hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da basit zimmet, kabaca incelemede sahte olduğu anlaşılamıyor ancak detaylı inceleme (Bilirkişi-Grafoloji uzmanı vs.) sonucunda iğfal kabiliyetinin bulunmadığı kanaatine varılabiliyorsa, 4389 sayılı Kanun’da basit zimmet, 5411 sayılı Kanun’da nitelikli zimmet,
c- Tediye fişine kandırılarak mudi imzası alındıktan sonra kullanılmış ise hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da nitelikli zimmet,
d- Tediye fişinde mudi imzası yok ve boş ise hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da basit zimmet,
e- Tediye fişi imha edilmiş veya düzenlenmeden mal edinme gerçekleşmişse hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da basit zimmet,
f- Gişe yetkisinin (limitinin) üzerinde olan işlemle mal edinme gerçekleşmişse hem 4389 sayılı Kanun’da hemde 5411 sayılı Kanun’da basit zimmet suçu oluşacaktır.’ şeklindeki ilkelerin göz önünde bulundurulması” gerektiğine işaret edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan bankanın Malatya yolu Elazığ şubesinde gişe memuru olarak görev yapan, para çekme ve yatırma yetkileri bulunan sanığın 29.07.2011 tarihinde kasasından 6.000 TL almak, mudi… …’in hesabından 22.09.2011 ve 23.09.2011 tarihlerinde ödeme fişlerine mudi yerine sahte imzalar atarak 1.350 TL ile 1.450 TL, son olarak da 26.09.2011 tarihinde ödeme fişi düzenlemeden 1.500 TL çekmek suretiyle toplam 10.300 TL’yi zimmetine geçirdiği anlaşılan olayda;
Her ne kadar Yerel Mahkemece, sanığın banka müşterisi… … adına ödeme makbuzuna sahte imza atmak suretiyle hileli işlemle eylemini gerçekleştirdiğinden bahisle nitelikli zimmet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ise de Şube Müdürü …’nın banka müfettişince alınan ifadesinde olayın ortaya çıkışının, 03.10.2011 tarihinde sanığın öğle kasası mutabakatında suç konusu olmayan 600 TL noksan oluştuğunun iletilmesinden sonra 26.09.2011 tarihinde kendisine bildirilen eksik fişle ilgili olarak yaptığı inceleme sırasında kamera kayıtlarından mudi… …’in şubede bulunmadığı zamanlarda sanık tarafından mudiye ait hesaptan para çekme işlemlerinin yapıldığını tespit etmesi üzerine… …'le görüşerek ondan aldığı dilekçe ile durumu Teftiş Kurulu Başkanlığına bildirmesi şeklinde gerçekleştiğini anlatması ve sanığın ödeme fişlerine mudi yerine imza atmak suretiyle gerçekleştirdiği işlemleri kontrol etmekle görevli…’nun, … isimli görevlinin izinli olduğu tarihlerde gişe yetkilisi olarak çalıştığını, onun kadar olmasa da denetim mekanizmasını işlettiğini belirtmesi, gişe yetkilisi…’nun ise bahsedilen işlemlerin onay ekranına düşüp düşmediğini hatırlamadığını, gişe görevlisinin ödeme yetkisi içinde kalması sebebiyle kontrol etmemiş olabileceğini, ancak gün sonu fiş kontrolünde ödeme yetkisi içinde kalsa bile örnekleme yöntemiyle imza kontrolü yaptığını ifade etmesi karşısında; ödeme fişleri üzerindeki sahte imzaların aldatıcılık özelliğinin bulunması hâlinde nitelikli zimmet suçunun oluşacağı göz önünde bulundurularak bankadaki mudiye ait hesap kartonetleri getirtilip bu imzalarla, mudi adına sahte atılan ödeme fişlerindeki imzaların karşılaştırılması, aldatıcılık kabiliyetinin bulunup bulunmadığının Mahkemece tespiti, bu hususta bir karara varılamıyorsa grafoloji uzmanı bilirkişiden görüş sorulduktan sonra her bir işlemin ayrı ayrı nitelikli ve basit zimmet olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri … ve …; "Dosya içeriğine göre sanığın katılan bankanın şubesinde gişe memuru olarak çalıştığı, görevi gereği müşterilerin hesaplarına para yatırma ve çekme yetkisinin bulunduğu, bu işleri yapabilmesi için banka parasının zilyetliğinin kendisine devredilmesi yanında şifre yetkisinin verilmesi nedeniyle hesaplara müdahale olanağının olduğu, dolayısıyla bankanın parasını koruma ve gözetim yükümlülüğünün de bulunduğu, olay tarihlerinde anılan görev ve yetkisini kötüye kullanarak kasa fazlası 6.000 TL ile banka müşterisi A. …'e ait hesapta hesap sahibinin bilgisi dışında 22.09.2011, 23.09.2011 ve 26.09.2011 tarihlerinde 4.400 TL para çekerek dört farklı zamanda toplam 10.400 TL parayı zincirleme biçimde zimmetine geçirdiği sabittir. Uyuşmazlık konularında birisi eylemin nitelikli zimmet suçunu oluşturup oluşturmadığı ve bu durumun anlaşılması için başka araştırmaya ihtiyaç duyulup duyulmadığıdır. Yerel Mahkeme eylemi nitelikli zimmet olarak kabul etmiş, Özel Daire ve Ceza Genel Kurulunca noksan araştırma ile hüküm verildiğinden bahisle bozulma kararı verilmiştir. Kanaatimizce sanığın eylemlerinden en az birisi açıkça nitelikli zimmet suçunu oluşturduğundan başkaca araştırmaya ihtiyaç olmadığından Yerel Mahkemenin mevcut kanıtlara göre nitelendirme yapmasından bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Şöyle ki;
Sanık 6000 TL kasa fazlası ile 26.09.2011 tarihinde banka müşterisi hesabından çektiği 1.600 TL'yi mal edinirken usulsüz ödeme fişi veya yanıltıcı başka belge düzenlememiştir. Bu fiilleri banka kayıtları ile kasa mevcudunun karşılaştırılması ile kolaylıkla basit bir denetimle saptanabileceğinden basit zimmet niteliğindedir. Ancak, 22.09.2011 ve 23.09.2011 tarihlerinde müşteri hesabından para çekerken ilgilisi yerine imza atarak sahte tediye fişi düzenlemiştir. Sanığın düzenlediği sahte tediye fişlerinin suretleri dosya içerisindedir. Yine hesabından para çekilen müşterinin samimi imzasının yer aldığı 05.10.2011 tarihinde bankaya verdiği dilekçe ve 21.10.2011 günlü 'ibraname' başlıklı belge dosyadadır. Bu iki belgedeki müşteri imzası ile sanığın zimmetin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla onun yerine sahte olarak 22.09.2011 tarihli tediye fişine attığı imza karşılaştırıldığında; sahte fişteki imzanın müşterinin samimi imzasına tamamen benzetilerek özenle atıldığı, uzman incelemesi olmadan veya hesap sahibinin beyanına başvurulmadan, sadece karşılaştırma yapılarak anlaşılmasının olanaksız olduğu açıkça görülmektedir.
Genel zimmet suçu 5237 sayılı TCK'nın 247. maddesinde düzenlenmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında nitelikli zimmet 'suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi' olarak açıklanmıştır. Bankaya karşı işlenen basit zimmet suçu 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160/1. maddesinde 'Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum edilirler.' biçiminde, nitelikli zimmet ise aynı maddenin ikinci fıkrasında Türk Ceza Kanunu'na paralel olarak 'Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde faile on iki yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur.' şeklinde düzenlenmiştir. Her iki yasaya göre nitelikli zimmetin oluşması için iki koşul gerekmektedir, bunlardan ilki mal edinmenin hile ile işlenmesi, ikincisi ise bu hilenin zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik ve buna elverişli boyutta olması gerekmektedir.
İki Yasa'da da hilenin tanımına ve hileli davranışların neler olduğuna yer verilmeyerek bu husus uygulama ve doktirine bırakılmıştır. Hilenin sözlük anlamı 'birini aldatmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise'dir. Uygulamaya göre hile nitelikli yalandır, bunun belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olması, sergileniş biçimi açısından ilgilisinin denetleme olanağını ortadan kaldırması gerekmektedir. Banka zimmeti suçu, banka görevlisinin zilyetliğinde bulunan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu, diğer bir ifadeyle hakimiyeti altındaki para, mal veya diğer değerlere karşı işlendiği için, bunun mal edinilmesini sağlamak amacıyla başkasının aldatılması biçiminde işlenmesi gerekmemektedir. Nitelikli zimmete vücut veren hile, suçun ortaya çıkmasını önlemek için yapılan ve aldatıcılığı olan, suç kanıtlarını gizlemeye yönelik her türlü faaliyettir. Hilenin kaba ve ilk bakışta anlaşılabilen, olağan denetimlerle kolayca ortaya çıkarılabilen vasıfta olmaması gerekmektedir. Aksine yorum, nitelikli zimmetin sınırlarının yasal olmayan biçimde genişletilmesine neden olacaktır. Kurum içindeki kayıt ve belgeler ile malları üzerinde bilirkişiler veya kurumun denetim organlarına yaptırılan incelemeler ve normal denetimle zimmetin ortaya çıkarılması durumunda, nitelikli zimmetten söz edilemez. Kurum kayıtları ve mevcutlarının olağan denetimi ile zimmet belirlenemiyor, kurum dışı araştırmaya, bilgi ve belge teminine ihtiyaç duyuluyor ise nitelikli zimmet söz konusu olacaktır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir.
Öte yandan zincirleme biçimde gerçekleştirilen zimmetlerde, teselsülü oluşturan eylemlerden birinin nitelikli biçimde gerçekleştirilmesi hâlinde fiil nitelikli zimmet suçunu oluşturmaktadır.
Bu hukuksal durum karşısında;
Sanığın 22.09.2011 tarihli zimmet eylemini gerçekleştirirken düzenlediği sahte tediye fişine hesap sahibinin imzasına benzeterek özenle attığı, dosyadaki hesap sahibinin samimi imzaları ile karşılaştırıldığında tamamen benzediğinin, ustalıkla atıldığının ve aldatma kabiliyeti olduğunun açıkça görüldüğü, zimmetin belirlenmesi için grafolojik inceleme ve hesap sahibinin beyanına başvurulmasının zorunlu olduğu, kurum içi denetim organları ve bilirkişilerin sadece bankadaki bilgi ve belgeler ile zimmetin tamamını belirleme olanaklarının bulunmadığı, sanığın da zimmetin ortaya çıkmamasını sağlamak amacıyla bu sahte tediye fişini mudi imzasına benzeterek düzenlediği, kullandığı hilenin aldatıcılık özelliğinin bulunduğu konusunda duraksama bulunmadığı, kullanılan hilenin banka zimmetlerinde görülen en ağır hilelerden birisi olduğu, bu nedenle gerçekleştirdiği zincirleme biçimde zimmette teselsülü oluşturan fiillerden en az birisinin açıkça nitelikli olması nedeniyle Yerel Mahkemenin suçu vasıflandırmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, Özel Daire ve Ceza Genel Kurulu kararında belirtilen araştırmaların dosyaya katkı sağlamayacağı kanaatinde olduğumuzdan bu konuda sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.",
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; "Sanığa atılı suçun 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zimmet suçunun basit hâlini mi yoksa aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli hâlini mi oluşturacağı hususunda eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı",
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
2- Değer azlığı ve buna bağlı olması nedeniyle sanık hakkında 5411 sayılı Kanun'un 160. maddesinin son fıkrasının uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı;
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 160. maddesinin son fıkrası; “Zimmet suçunun konusunu oluşturan para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.” şeklinde düzenlenmiş,
5237 sayılı TCK’nın “Daha az cezayı gerektiren hâl” başlıklı 297/1. maddesinde de; “Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenlemelere göre zimmet suçunun konusunu oluşturan değerin azlığı hâlinde verilecek cezada indirim yapılması gerekmektedir. Değer azlığı suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü gibi objektif kriterler esas alınarak hâkim tarafından belirlenmeli, cezada indirim oranı da buna göre takdir edilmelidir.
Nitekim Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 02.05.2013 tarihli ve 4291-10438, 14.01.2014 tarihli ve 1450-778 sayılı ile Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 06.05.2013 tarihli ve 6741-4601 sayılı kararlarında, zimmet suçunun konusunu oluşturan değerin azlığı suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü değerlendirilerek belirlenmiş, uygulamada birliğin sağlanması amacıyla yol gösterilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık tarafından zimmetine geçirilen miktarın 10.300 TL olduğu anlaşılan olayda; kanun koyucunun rakamsal bir sınırlama getirmediği değer azlığı konusunda mahkeme kararlarında istikrar ve birliğin sağlanması açısından, Özel Dairece suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücüne göre değerlendirme yapılarak farklı uygulamaların önüne geçilmeye çalışılması, Özel Dairenin değer azlığı tespitinde esas aldığı kriterlerin objektif ve ülke genelinde uygulanabilir olması hususları göz önüne alındığında ceza adaletinin sağlanması bakımından Özel Dairenin değer azlığı yönündeki tespitine Yerel Mahkemece de uyulması gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün; ödeme fişleri üzerindeki sahte imzaların aldatıcılık özelliğinin bulunması hâlinde nitelikli zimmet suçunun oluşacağı göz önünde bulundurularak bankadaki mudiye ait hesap kartonetleri getirtilip bu imzalarla, mudi adına sahte atılan ödeme fişlerindeki imzaların karşılaştırılması, aldatıcılık kabiliyetinin bulunup bulunmadığının Mahkemece tespiti, bu hususta bir karara varılamıyorsa grafoloji uzmanı bilirkişiden görüş sorulduktan sonra her bir işlemin ayrı ayrı nitelikli ve basit zimmet olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması ile değer azlığı nedeniyle sanığın cezasında 5411 sayılı Kanun'un 160. maddesinin son fıkrası uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.04.2014 tarihli ve 131-132 sayılı direnme kararına konu hükmünün;
A- Ödeme fişleri üzerindeki sahte imzaların aldatıcılık özelliğinin bulunması hâlinde nitelikli zimmet suçunun oluşacağı göz önünde bulundurularak bankadaki mudiye ait hesap kartonetleri getirtilip bu imzalarla, mudi adına sahte atılan ödeme fişlerindeki imzaların karşılaştırılması, aldatıcılık kabiliyetinin bulunup bulunmadığının Mahkemece tespiti, bu hususta bir karara varılamıyorsa grafoloji uzmanı bilirkişiden görüş sorulduktan sonra her bir işlemin ayrı ayrı nitelikli ve basit zimmet olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması,
B- Değer azlığı nedeniyle sanığın cezasında 5411 sayılı Kanun'un 160. maddesinin son fıkrası uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.01.2020 tarihinde yapılan müzakerede, birinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle karar verilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/5-1274, K. 2013/33Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Zimmet suçundan sanık T. Zorluoğlu'nun 5237 sayılı TCK’nun 247/1, 43, 248/2-1. cümle, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 7 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Muş Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.10.2006 gün ve 188-271 sayılı hükmün sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 26.03.2012 gün ve 4243-2596 sayı ile;
“Sanık hakkında TCK'nın 53/5. maddesinin uygulanmaması, aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi sayılmamış; kullanma zimmetinin oluşmasının, sanığın görevi gereği yasal olarak kendisine tevdi edilen parayı belli bir süre kullanıp hakkında herhangi bir uyarı, ihbar, şikayet veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden kuruma yatırması şartına bağlı olması, zimmetin idari denetim esnasında ortaya çıkarılmasından sonra tutarının ödenmesi halinde ise eylemin temellük zimmeti kapsamında kalması nedeniyle, bu yönde bozma isteyen tebliğnamedeki 1 no'lu görüşe iştirak edilmemiştir.
…Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak; sanık T. Zorluoğlu'nun 10.01.2005 tarihinde Malazgirt İcra Müdürlüğü görevine başladığı, 14.06.2006 tarihinde yetkili İcra Hakimi ve Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan olağan denetimde 4.113,35 TL kasa açığının tespit edildiği, bu paranın ve ayrıca Mal Müdürlüğü'ne yatırılması gereken 400 TL'nin aynı gün saat 18:50'de sanık tarafından görevli yazı işleri müdürüne teslim edildiği hususlarının anlaşılması karşısında;
Takdiri indirim uygulanmasına ilişkin kanun maddesi gösterilmeyerek CMK'nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,
14.06.2006 tarihli tutanak içeriğine göre, sanığın zimmete konu parayı, aynı tarihli Teftiş Tutanağı'nın Cumhuriyet Başsavcılığı'na intikalinden önce yatırmasına ve bu haliyle etkin pişmanlığın soruşturmadan önce gerçekleşmesine rağmen, idari görevi kapsamında teftiş işlemine katılan Cumhuriyet Savcısının, teftiş tutanağını imzalaması ile soruşturmanın başladığının kabul edilerek sanık hakkında TCK'nın 248/1. maddesi yerine 248/2. maddesinin uygulanması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Savcılığı ise 12.06.2012 gün ve 303817 sayı ile;
“…İcra müdürü olan sanık, aşamalardaki bilirkişi raporu ve toplanan tüm delillerle desteklenen beyanlarında suça konu parayı kullanıp iade etmek üzere uhdesinde bulunduğunu savunmuş, yapılan olağan denetim sırasındaki saptamadan çok kısa bir süre sonra, aynı gün etkin pişmanlıkta bulunmuştur. Temellük kastıyla suçu işlediğine ilişkin herhangi bir delil yoktur. Aksine, toplanan delillerden açıkça sanığın kullanma iradesiyle hareket ettiği de anlaşılabilmededir.
Bu nedenle sanık hakkındaki hükmün, tebliğnamemizdeki görüşümüz doğrultusunda eyleminin, TCK'nun 247/3. maddesi kapsamında kullanma zimmeti niteliğinde bulunduğunun gözetilmemesi yönünden de bozulması gerektiği" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurarak, yerel mahkeme hükmünün sanığın eyleminin kullanma zimmeti niteliğinde olduğu gerekçesiyle de bozulması isteminde bulunmuştur.
6352 sayılı Kanunun 99 ve 101. maddeleri uyarınca Ceza Genel Kurulu tarafından 10.07.2012 gün ve 1089-1641 sayı ile gönderildiği Yargıtay 5. Ceza Dairesince 10.09.2012 gün ve 9686-8706 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına tevdi edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın zimmet suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 247/3. maddesi kapsamında kullanma zimmeti niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanığın Malazgirt İlçesi Adliyesinde icra müdürü olarak görev yaptığı, 14.06.2006 günü saat 15.00 sıralarında Malazgirt Cumhuriyet savcısı ve icra hakiminin denetim için icra müdürlüğü odasına geldikleri, yaptıkları ilk incelemede kasa açığı olarak 4.113,35 Liranın bulunduğunu tespit ettikleri, sanığa kasa açığının nedenini sorduklarında; 2006 yılı ocak ayından itibaren çeşitli zamanlarda internet üzerinden bahis oynadığını ve kaybettiğini, kaybettiği paraları Ziraat Bankasından eft olarak gönderdiğini, bu ödemeleri maaşından ve icra müdürlüğü kasasından yaptığını, daha sonra kasa açığını kapatmak için Ziraat Bankasından 10.000 Lira kredi çektiğini, çektiği paranın 3.000-4.000 Lirasını icra kasasına veya banka hesabına yatırıp kasa açığını kapattığını, 08.05.2006 tarihinde icra müdürlüğünde yapılan olağan denetimde kasa açığı bulunmadığını, bundan sonra kaybettiği parayı kazanma ümidiyle tekrar bahis oynamaya devam ettiğini, bunun için kasadan para aldığını ve icra müdürlüğünün banka hesabından peyder pey para çektiğini, ancak kasa açığını bir türlü kapatamadığını beyan ettiği,
Denetimi yapan Cumhuriyet savcısı ve icra hakimi tarafından icra müdürlüğünün bütün defter, belge ve kasasına el konularak tutanak düzenlendiği, tutanağın gereğinin takdir ve ifası için suç duyurusu mahiyetinde olmak üzere Malazgirt C.Savcılığına gönderilmesine karar verildiği,
Sanığın aynı gün saat 18.00 sıralarında temin ettiği 4.113,35 Lirayı getirip makbuz karşılığı teslim ettiği, yine aynı gün saat 18.50 sıralarında sanık ile icra müdürlüğü kasasını teslim alan adliye yazı işleri müdürü tarafından düzenlenen teslim tesellüm tutanağına göre hazineye yatırılması gereken 400 Lira harcın da yatırıldığı ve kasanın eksiksiz olarak teslim alındığının belirtildiği,
Malazgirt C.Savcılığı tarafından Muş Defterdarlık Muhasebe Denetmeni olarak görev yapan iki bilirkişiye yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda; sanığın daha önce kullanıp yatırdığını söylediği 567,67 Lira, 39,18 Lira ve 3.555,10 Liranın Kasa ve Yol Giderleri ve Tazminat Kayıt Defterine kaydedildiği için sanığın beyanının teyit edilemediği, belgelerde ve defterde herhangi sahte ve muhteviyatı yanıltıcı belge kullanılmadığı, belgeler üzerinde tahrifat yapılmadığı ve zimmet miktarının 4.424,29 Lira olduğunun belirlendiği,
Sanığın 28.02.2006 tarihinde Ziraat Bankası Malazgirt şubesinden 24 taksitte geri ödenmek üzere 10.000 Lira bireysel kredi kullandığı,
Sanığın C.Savcılığında özetle; son haftalarda paraya ihtiyacı olduğunu, Ziraat Bankasından icra dosyalarındaki ödemeler için çekmiş olduğu paranın kasa defterinden çıkışını yapmadığını ve kendi ihtiyacı için kullandığını, paranın sahipleri geldiğinde bu paraları ödeyip kasa defterinden çıkış yapacağını, evrakta ve defterlerde tahrifat yapmadığını, teftiş sırasında eksik çıkan paranın bankadan çektiği ve kullandığı paradan kaynaklandığını, eksik çıkan 4.113,35 Lira ile 310,83 Lira harç bedelini aynı gün yatırdığını, amacının parayı zimmetine geçirmek olmadığını, mayıs ayında yapılan olağan teftişten önce de bankadan çektiği paradan ihtiyacı oldukça düşük meblağlı miktarları aldığını, sonra da geri yatırdığını, 02.03.2006 tarihinde 567,67 Lira, 22.03.2006 tarihinde 39,18 Lira, 28.04.2006 tarihinde 3.555,10 Lira parayı kasa açığını kapatmak amacıyla bankaya yatırdığını, son aldığı parayı ailesinden borç alarak yatıracağını, amacının kısa süreli olarak icra müdürlüğü paralarını alıp kullanarak kasaya geri koymak olduğunu beyan ettiği,
Yargılama aşamasında; maaşından daha önce fazla ödeme yapıldığı gerekçesiyle aylık 500 Lira kesinti yapılmaya başlanınca maddi durumunun kötüleştiğini, boçlarının biriktiğini, icralık olma durumu doğunca ailesinden borç istediğini, birkaç güne kadar göndereceklerini söyleyince kasadan 4.000 Lira civarında parayı alıp borçlarını ödediğini, teftişin yapıldığı gün ailesinden paranın geldiğini ve eşinde olduğunu, teftişten sonra eşini arayarak parayı istediğini, eşinin de parayı getirince alıp yatırdığını, parayı teftişten 4 gün önce 10.06.2006 tarihinde aldığını, parayı zimmetine geçirmek için değil, iade etmek amacıyla aldığını savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Zimmet suçu 5237 sayılı TCK'nun 247. maddesinde; "(1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir" şeklinde düzenlenmiş, maddenin gerekçesinde de; "Maddenin son fıkrasında, kullanma zimmetine ilişkin hükme yer verilmiştir. Bu hükümde, zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek cezada indirim yapılması öngörülmüştür.
Suç konusu mal üzerinde malikin bulunabileceği tasarruflarla zimmet olgusu ortaya çıktığına göre; kullanmanın malikin bulunabileceği tasarruf niteliğinde olup olmadığına bakmak gerekir. Bu nedenle, her bir kullanmanın, ilgili somut olayın koşulları göz önünde bulundurularak yapılacak bir değerlendirmeyle, zimmeti oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi gerekir. Bu bakımdan, kullanmanın salt belli bir süreyle sınırlı olması, zimmetin oluşumuna engel değildir" açıklaması yapılmıştır.
Buna göre maddenin ilk fıkrasında suçun basit şekli, ikinci fıkrasında suçun açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hal, üçüncü fıkrasında ise "kullanma zimmeti" olarak da isimlendirilen, suçun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesini suçun basit şekline göre daha az ceza verilmesini gerektiren hal olarak düzenlenmiştir.
Zimmet, bir kamu görevlisinin görevi dolayısıyla kendisine devredilmiş olan veya koruma ya da gözetimi ile yükümlü olduğu şeyi mal edinmesidir. Kullanma zimmeti ise, failin malı geçici bir süre kullanıldıktan sonra, iade etme düşüncesi ile uhdesinde tutması halidir. Kullanma zimmetinde, suçun konusunu oluşturan mal, kullanılan şey ya da paranın kendisi olmayıp, kullanımdan elde edilen yarardan ibarettir. Bu nedenle kullanma zimmetinde esas alınması gereken değer, malın kullanılması ile elde edilen yarardır.
765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükte olduğu dönemde, bazı olaylarda kamu görevlilerinin kamu adına tahsil ettikleri parayı zamanında yatırmadan faiz gibi gelir getirici işlemlerde kullanarak sonrasında ilgili birime yatırdığı, bu tür olaylarda failin asıl amacının uhdesinde tutulan paranın kendisi olmayıp nemasından yaralanılması olduğu, başka bir anlatımla faildeki amacın parayı mal edinmek olmayıp, kullanıp iade etmek ve bu arada da nemasından istifade etmek olduğu göz önüne alınarak kanunda açıkça bu isimle yer almamasına karşın Özel Daire ve Ceza Genel Kurulu uygulamaları ile kullanma zimmeti kabul edilmiştir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.1991 gün ve 135-170 sayılı kararında; "… sanık idarenin hiçbir resmi yazısı, tespiti ve ihtarı olmadan eylem idarece tespit edilmeden önce aldığı paraları yatırmıştır. Sanığın amacı idareye ait parayı temellük etmek olmayıp bu parayı kullanmak ve bu yolla kendisine çıkar sağlamaktır. Paranın 10 ve 23 gün gibi kısa sürelerle kullanılarak nemasından yaralanıldıktan sonra hiçbir uyarı olmadan iade edilmesi biçiminde oluşan eylem kullanma zimmeti suçunu oluşturmaktadır" sonucuna ulaşılmıştır. Yargısal kararlarla istikrarlı biçimde sürdürülen bu uygulama kanun koyucu tarafından da benimsenmek suretiyle, 5237 sayılı TCK'nun 247/3. maddesinde kullanma zimmetine yer verilmiştir.
Eylemin kullanma zimmeti olup olmadığı failin kastının tespitine yöneliktir. Failin dış dünyaya yansıyan davranışları ve suçun işleniş şekli göz önüne alınarak her somut olayda kastının suç konusu eşya üzerinde mal edinmeye mi, yoksa geçici bir süre kullandıktan sonra iade etmeye, yani kullanmaya mı yönelik olduğu belirlenmelidir. Bu belirleme yapılırken Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece uygulanageldiği üzere failin herhangi bir uyarı, ihbar ya da şikayet veya soruşturma olmaksızın suça konu malı kendiliğinden ilgili kuruma iade edip etmediği önemli bir kıstas olarak ele alınmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın Malazgirt Adliyesinde icra müdürü olarak görev yaptığı, icra hakimi ve Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan olağan denetimde icra kasasında 4.113,35 Lira açık tespit edildiği, sanığın bu sırada alınan beyanında internet üzerinden oynadığı bahis oyunlarında kaybettiği parayı icra müdürlüğü kasasında bulunan paradan yatırdığını beyan ettiği, sanığın aldığı parayı kapatmak amacıyla bankadan kredi çekerek açığı kapattığı, bu nedenle 08.05.2006 tarihinde yapılan olağan denetimde kasa açığının bulunmadığı, bu denetimden sonra da bahis oyunları oynamaya devam eden sanığın denetimin yapıldığı 14.06.2006 tarihine kadar peyder pey icra kasasında bulunan parayı zimmetine geçirdiği ve suça konu parayı kendiliğinden iade etmediği gözönüne alındığında, sanığın eyleminin kullanma zimmeti niteliğinde olmadığının kabulü gerekmektedir.
Sanığın, 08.05.2006 tarihinden önce zimmetine geçirdiği parayı, sonradan pişman olarak bankadan kredi çekmek suretiyle kapatmış olması ve bu tarihten sonra da bahis oyunları oynamaya devam etmek üzere icra kasasından zimmetine geçirdiği parayı iade edeceğini savunması da eylemin TCK'nun 247/1 maddesinde düzenlenen zimmet suçunun basit şeklini oluşturduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.
Bu itibarla, Özel Daire tarafından sanığın eyleminin TCK'nun 247/3 maddesi kapsamında kullanma zimmeti olarak kabul edilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.01.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Zimmet Suçunun Unsurları
Suçun oluşması için iki temel koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: failin kamu görevlisi sıfatı taşıması ve suça konu malın bu göreve dayalı olarak failin zilyetliğine geçmiş olması. TCK m. 247/1, malın failin zilyetliğine görevi nedeniyle devredilmiş ya da koruma ve gözetimle yükümlü kılınmış olmasını ön koşul olarak öngörür; bu ilişki gerçekleşmemişse zimmet suçu değil, eylemin niteliğine göre farklı bir suç söz konusu olabilir.
Zilyetlik kavramı TCK m. 247 bağlamında hukuki anlamda zilyetliği kapsar; failin suç konusu mal üzerinde fiilen zilyet olması şart değildir. Mal, para veya evrak üzerinde tasarruf etmeye yetkili kılınmış olmak yeterlidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2017/124, K. 2020/36 sayılı kararında bu anlayış benimsenmiştir.
Zimmete geçirme eylemi, suç konusu mal üzerinde malik gibi tasarrufta bulunmayı ifade eder. Bu tasarruf; malı edinme, amacı dışında kullanma, tüketme, satma ya da başkasına verme biçiminde gerçekleşebilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2017/124, K. 2020/36 sayılı kararında bu tanım açıkça belirlenmiştir.
Basit ve Nitelikli Zimmet Ayrımı
TCK m. 247/1 kapsamında basit zimmet, görevi nedeniyle zilyetliği devredilmiş ya da koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı mal edinen kamu görevlisinin beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörür. Nitelikli zimmet ise m. 247/2'de düzenlenmiştir: zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Nitelikli zimmet için aranan hilenin belirli bir yoğunluk ve aldatıcılık taşıması zorunludur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2017/124, K. 2020/36 sayılı kararında hileli davranışların fiilin ortaya çıkmamasını sağlamaya yönelik olmasının yanında buna elverişli, yoğun ve aldatıcı nitelikte olması gerektiği; herkes tarafından anlaşılabilir ve özünde aldatıcı niteliği bulunmayan davranışların hile sayılamayacağı ifade edilmiştir. Denetim ve gözetimle görevli kişilerin dikkatsizliği ya da özensizliği nedeniyle suçun ortaya çıkmaması, faile ait eyleme hile vasfı kazandırmaz.
Basit zimmet ile nitelikli zimmet arasındaki sınır şu kıstasa göre çizilir: zimmet miktarı ya da eylemi ilk bakışta olağan ve basit bir iç denetim, araştırma veya karşılaştırma ile kolayca ve kesin biçimde ortaya çıkabilecek durumdaysa eylem basit zimmet; bu yolla anlaşılamayıp gizlenmişse nitelikli zimmet suçunu oluşturur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2017/124, K. 2020/36 sayılı kararında banka ödeme fişlerine ilişkin somut ölçütler de belirlenmiştir: fişler bulunamadıysa veya mudi imzası yoksa basit zimmet; mudi yanıltılarak boş fiş imzalatılıp hesaptan para çekildiyse nitelikli zimmet; fişe atılan sahte imzanın ilk bakışta sahteliği anlaşılıyorsa basit zimmet, aldatıcılık özelliği taşıyorsa nitelikli zimmet oluşur. Bu ölçütler bozma kararlarında geliştirilmiş olmakla birlikte, her somut olay kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Ödeme fişlerindeki sahte imzaların aldatıcılık özelliği tartışmalı olduğunda, mahkemenin bankadaki mudi hesap kartonetlerindeki tatbiki imzaları getirtmesi, bunları fişlerdeki sahte imzalarla karşılaştırması; tereddüt hâlinde grafoloji uzmanı bilirkişiye başvurarak her işlemi ayrı ayrı nitelendirmesi gerekir. Bu yükümlülük Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2017/124, K. 2020/36 sayılı kararında belirlenmiştir.
Kullanma Zimmeti
TCK m. 247/3 kapsamında kullanma zimmeti, failin malı geçici bir süre kullandıktan sonra iade etme düşüncesiyle uhdesinde tutması hâlidir. Kanun bu durumu ayrı bir indirim sebebi olarak düzenlemekte ve verilecek cezanın yarı oranına kadar indirilebileceğini öngörmektedir; bu indirim zorunlu değil, hâkimin takdirine bırakılmıştır. Kullanma zimmetinin oluşması, sanığın zimmete konu parayı herhangi bir uyarı, ihbar, şikayet veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden kuruma yatırması koşuluna bağlıdır; zimmet idari denetim sırasında ortaya çıkarıldıktan sonra ödeme yapılması hâlinde eylem kullanma zimmeti kapsamında kalmaz. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2012/5-1274, K. 2013/33 sayılı kararında, idari denetim esnasında kasa açığı tespit edilen ve aynı gün ödeme yapan sanığın eyleminin kullanma zimmeti oluşturmadığına oybirliğiyle hükmedilmiştir.
Etkin Pişmanlık ve Ceza İndirim Oranları
TCK m. 248, zimmet suçunda etkin pişmanlığı üç ayrı aşamaya bölmektedir. Soruşturma başlamadan önce zimmete geçirilen malın aynen iadesi veya zararın tamamen tazmini hâlinde verilecek cezanın üçte ikisi indirilir; kanun bu aşamada gönüllülük koşulu aramamaktadır. Kovuşturma başlamadan önce gönüllü olarak iade ya da tazmin gerçekleşirse cezanın yarısı indirilir; 'gönüllü olarak' ibaresi m. 248/2'nin yalnızca bu cümlesinde açıkça yer almaktadır. Hükümden önce etkin pişmanlığın gerçekleşmesi hâlinde ise üçte bir indirim uygulanır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 248Kaynağı aç
aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde,
verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.
(2) Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın
aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde,
verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi
halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.
Daha az cezayı gerektiren hal
Yargıtay 5. Ceza Dairesi E. 2018/12867, K. 2022/12310 sayılı bozma kararında soruşturmanın başlangıç tarihinin tam olarak belirlenmesinin belirleyici önem taşıdığını ortaya koymuştur; soruşturma açılmadan yapılan iade m. 248/1, soruşturma başladıktan sonra kovuşturmadan önce yapılan iade ise m. 248/2 kapsamında değerlendirilir. Aynı kararda, iddianamede TCK m. 248/1 uygulanması talep edildiği hâlde sanık aleyhine sonuç doğuran m. 248/2'nin ek savunma hakkı verilmeden uygulanmasının savunma hakkını kısıtladığı da bozma gerekçesi olarak belirlenmiştir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2018/12867, K. 2022/12310Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Zincirleme basit zimmet
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
O yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin sanık lehine olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
İddianamede sanık hakkında TCK'nın 248/1. maddesinin uygulanmasının talep edildiği ve bu durum sanık lehine olduğu halde, talep konusu fıkra hükmünün uygulanmama ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmeden TCK'nın 248/2. maddesi uygulanmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
Sanığın zimmete konu parayı 05/07/2013 tarihinde ödediği, soruşturmanın ise … 2. … Mahkemesinin 08/07/2013 tarihli suç ihbar yazısı üzerine 09/07/2013 tarihinde başladığı, bu itibarla etkin pişmanlığın soruşturma başlamadan önce gerçekleştiği anlaşılmakla, sanık hakkında tayin edilen cezadan TCK'nın 248/1. maddesi uyarınca 2/3 oranında indirim yapılması gerekirken, 248/2. maddesi uyarınca 1/2 indirim yapılarak fazla ceza tayini,
Zimmet miktarı olarak kabul edilen 5.321,00 TL'nın suç tarihi itibarıyla ekonomik koşullara ve paranın alım gücüne göre TCK'nın 249. maddesi gereğince değer azlığı kapsamında kalması sebebiyle sanığın cezasından gerekçe gösterilmeden aleyhe olacak şekilde, en alt sınırdan, üçte bir oranında indirim yapılması,
TCK'nın 247/1, 249, 43 ve 248. maddelerinin aynı Kanun'un 61/5. maddesi uyarınca bu sıra dahilinde uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Yüklenen zimmet suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında, 53/5. maddesi uyarınca, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması,
Kanuna aykırı, O yer Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 19/10/2022 tarihinde bozmada oy birliği gerekçede oy çokluğuyla karar verildi.
“… 2. … Mahkemesinde suç tarihi itibarıyla yazı işleri müdürü olarak görev yapan sanığın mahkeme tarafından Yargıtay incelemesine gönderilen dosyalarda 463 adet tebligatı posta yoluyla yapmayıp elden tebliğ işlemi yaparak vezneden topluca reddiyat çıkışı yapmak suretiyle 463 dosya açısından bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere 5.321,00 TL parayı zimmetine geçirdiği, her ne kadar sanık tarafından suçlamalar kabul edilmeyip … yoğunluğu nedeniyle bu uygulamayı yaptığını, reddiyat ile elde edilen paralar karşılığında pul alarak dosyalara iliştirdiğini, bazı dosyalara pul koymayıp poşetin içerisinde pulları muhafaza ettiğini, zimmet kastıyla hareket etmediğini dile getirse de Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapan sanığın asli görevinin tebligat işlemlerini usulüne uygun olarak yapmak olduğu, sınırlı sayıda kalemde elden tebliğ işleminin her zaman yapılması mümkün olmakla birlikte sanığın bu sınırlı sayıyı abarttığı, yanlızca 2013 yılı itibarıyla tespit edilen 463 dosya açısından 5.321,00 TL tebligat parasını usulüne uygun işlem yapmayıp zimmetine geçirdiği,” gerekçesiyle sanığın zimmet suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun celse esnasında veya kalemde tebligat başlıklı 36. maddesi; “Celse esnasında veya kalemde, soruşturmaya, davaya ya da takibe ait evrakın, taraflara, ilgili üçüncü kişilere, katılana veya vekillerine tutanağa geçirilmek suretiyle veya imza karşılığında, tebliğ konusu belirtilerek tevdii, tebliğ hükmündedir. Bu durumda ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmesi gerekmez ve masraf da alınmaz.”
Memur vasıtasiyle tebligat başlıklı 41. maddesi; “Adli ve idari kaza mercileri ile diğer adalet daireleri re'sen veya talep halinde işin mahiyetine göre, dairelerinde çalışan memurlar vasıtasıyla tebligat yapılmasına karar verebilirler.”
Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in celse esnasında veya kalemde tebligat başlıklı 58. maddesi; “ Celse esnasında veya kalemde soruşturmaya, davaya ya da takibe ait evrakın; taraflara, ilgili üçüncü kişilere, katılana, vekillere veya kanuni temsilcilere tutanağa geçirilmek suretiyle veya imza karşılığında, tebliğ konusu belirtilerek tevdii, tebliğ hükmündedir. Bu durumda ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmesi gerekmez ve masraf da alınmaz.”
Şeklinde olup, mevzuat hükümleri gözetildiğinde ve zimmet suçunun sanığın görevi gereği ve yasal olarak kendisine tevdii olunan malların haksız bir şekilde mal edinmesiyle oluşacağı, mal edinme sonucunda failin mal varlığındaki artış kadar, idarenin zarara uğraması veya zarar olasılığıyla karşı karşıya kalmasının şart olduğu, zarar doğurmayan veya zarar olasılığı bulunmayan eylemlerin zimmet olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı nazara alındığında, mal edinilen paranın sanık tarafından yapılan tebligatlara ilişkin olması ve … tarafından yapılması halinde ücretin ödenmesinin zorunlu olmasına göre; “sınırlı sayıda kalemde elden tebliğ işleminin her zaman yapılması mümkün olmakla birlikte sanığın bu sınırlı sayıyı abarttığı,” şeklinde bir kabule dayalı olarak zimmet suçunun oluştuğunu kabule olanak bulunmadığı, aksi düşüncenin fiilin abartı olup olmamasına göre nitelik belirlemesine sebebiyet vereceği, elden tebligat yapılan kişinin tebligat ücretinin iadesini istememesi halinde sanık lehine zilyetlikten feragat edilip edilmediği, elden tebligat sonrası masraf alınamayacağına göre yasal tevdi hususu irdelenerek fiilde irtikabın ikna unsurunun olup olmadığı, görevi kötüye kullanma suçunun oluşup oluşmadığı değerlendirilerek suç vasfı tayin edilmek suretiyle bir karar verilmesi görüşünde olduğumdan, diğer bozma gerekçelerine katılınmakla beraber sayın çoğunluğun suç vasfının isabetli olduğu yönündeki gerekçesine iştirak edilmemiştir.
TCK m. 247/1, 249, 43 ve 248. maddelerinin aynı Kanun'un m. 61/5 uyarınca bu sıra dahilinde uygulanması gerekir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi E. 2018/12867, K. 2022/12310 sayılı bozma kararında bu sıranın gözetilmemesi ayrı bir bozma gerekçesi olarak belirlenmiştir.
Değer Azlığı İndirimi
TCK m. 249 uyarınca zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı hâlinde verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir. Kanun metnindeki ifade 'indirilir' biçiminde zorunluluk kipindedir. Değer azlığının belirlenmesinde suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü gibi nesnel ölçütlerin gözetilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi E. 2018/12867, K. 2022/12310 sayılı bozma kararında bu değerlendirmenin suç tarihi itibarıyla yapılması gerektiği bozma gerekçesi olarak belirlenmiştir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 249Kaynağı aç
değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.
İrtikap
Denetim Yükümlülüğü ve Müşterek Sorumluluk
TCK m. 251, zimmet suçunda denetim yükümlüsünün sorumluluğunu iki ayrı başlıkta düzenler. Zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. Denetim görevini ihmal ederek zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine imkân sağlayan kamu görevlisi ise üç aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. İki hâl arasındaki fark kastın varlığına bağlıdır: kasten göz yuman müşterik fail sayılırken, ihmal yoluyla imkân sağlayan ayrı ve daha hafif yaptırım öngören bir suçtan sorumlu tutulur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 251Kaynağı aç
yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak
sorumlu tutulur.
(2) Denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine
imkan sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Rüşvet
Bankacılık Zimmeti: Özel Düzenleme
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesi, banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensuplarına özgü ayrı bir zimmet rejimi öngörür. Basit bankacılık zimmeti için altı yıldan on iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası uygulanır; ayrıca bankanın uğradığı zarar tazminle birlikte hükmolunur. Zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde hapis cezası on iki yıldan az olmamak üzere belirlenir, adli para cezası yirmi bin güne kadar çıkar ve bu miktarın bankanın uğradığı zararın üç katından az olmaması zorunludur; ayrıca meydana gelen zarar ödenmemişse mahkemece re'sen ödettirilmesine hükmolunur.
5411 sayılı BANKACILIK KANUNU m. 160Kaynağı aç
160 — Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş
olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen
evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine
geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı
yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları
gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.
Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik
hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde faile on iki yıldan az olmamak üzere
hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası verilir; ancak, adli para
cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca
meydana gelen zararın ödenmemesi hâlinde mahkemece re'sen ödettirilmesine
hükmolunur.
Faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bir
bankanın; hukuken veya fiilen yönetim ve denetimini elinde bulundurmuş olan
gerçek kişi ortaklarının, kredi kuruluşunun kaynaklarını, kredi kuruluşunun
emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde doğrudan veya dolaylı
olarak kendilerinin veya başkalarının menfaatlerine kullandırmak suretiyle,
kredi kuruluşunu her ne suretle olursa olsun zarara uğratmaları zimmet olarak
kabul edilir. Bu fiilleri işleyenler hakkında on yıldan yirmi yıla kadar hapis
ve yirmibin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur; ancak, adlî para cezasının
miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca, meydana gelen
zararın müteselsilen ödettirilmesine karar verilir.
(Ek fıkra: 2/1/2017-KHK-687/4 md.;
Aynen kabul: 1/2/2018-7076/4 md.) Bankacılık mevzuatı
ile bankacılık usul ve prensiplerine uygun kredi kullandırma, bu kredileri
temdit etme veya ek kredi kullandırma, taksitlendirme, teminata bağlama yahut
sair yöntemlerle yeniden yapılandırma işlemleri zimmet suçunu oluşturmaz.
Soruşturma
başlamadan önce, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya
senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın
tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.
Kovuşturma
başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen
evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan
zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Bu
durumun hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte biri
indirilir.
Zimmet
suçunun konusunu oluşturan para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin
veya diğer malların değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden
yarıya kadar indirilir.
Diğer
kanunlara aykırılıklar
Faaliyet izni kaldırılan veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen bir bankanın hukuken ya da fiilen yönetim ve denetimini elinde bulunduran gerçek kişi ortaklarının, bankanın kaynaklarını kendilerinin veya başkalarının menfaatine kullandırarak bankayı zarara uğratmaları, Bankacılık Kanunu m. 160/3 kapsamında zimmet olarak kabul edilir ve on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır; adli para cezası bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz ve meydana gelen zarar müteselsilen ödettirilir. Bu fıkra yalnızca söz konusu özel konumdaki bankalara uygulanır.
Bankacılık mevzuatı ile bankacılık usul ve prensiplerine uygun kredi kullandırma, temdit, ek kredi, taksitlendirme, teminata bağlama ya da yeniden yapılandırma işlemleri Bankacılık Kanunu m. 160 kapsamında zimmet suçunu oluşturmaz.
Bankacılık Kanunu m. 160 kapsamındaki zimmette de TCK m. 248 ile paralel bir etkin pişmanlık sistemi öngörülmüştür; ancak iki düzenleme arasında soruşturma öncesi aşamada gönüllülük koşulu bakımından fark bulunmamaktadır. Soruşturma başlamadan önce aynen iade veya tam tazmin hâlinde cezanın üçte ikisi indirilir; bu aşamada kanun gönüllülük koşulu aramamaktadır. Kovuşturma başlamadan önce gönüllü olarak iade ya da tazmin hâlinde cezanın yarısı; hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde ise üçte biri indirilir. Suç konusu değerin azlığı hâlinde de verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.
Zimmet ile Yakın Suçlar Arasındaki Farklar
Özel sektörde çalışanlar kamu görevlisi olmadığından TCK m. 247 kapsamındaki zimmet suçunun faili olamaz. Hizmet ilişkisi kapsamında teslim edilen malın sahiplenilmesi, TCK m. 155/2 uyarınca hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur ve bir yıldan yedi yıla kadar hapis ile üç bin güne kadar adli para cezasını gerektirir. Temel hâldeki güveni kötüye kullanma suçu ise TCK m. 155/1 kapsamında şikâyete bağlıdır ve altı aydan iki yıla kadar hapis ile adli para cezasına tabidir. Zimmet suçu ise şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda re'sen soruşturma başlatmak zorundadır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 155Kaynağı aç
bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde,
kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında
tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine,
altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.[70]
(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi
nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin
gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir
yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(3) (Ek:24/12/2025-7571/18
md.) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı
olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
Bedelsiz senedi kullanma
Görevi kötüye kullanma suçu (TCK m. 257), kanunda ayrıca suç olarak tanımlanmayan hâllerde uygulanır; kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da haksız menfaat sağlayan kamu görevlisine altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörür. Zimmet suçu kanunda ayrıca tanımlandığından, TCK m. 257'nin bu suçla aynı anda uygulanması söz konusu olmaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 257Kaynağı aç
dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin
mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir
menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin
gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine
veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan
kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
Göreve ilişkin sırrın açıklanması
Dava Zamanaşımı
TCK m. 66 kapsamında, beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi on beş yıldır. Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda ise bu süre yirmi yıldır. Seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır. Zincirleme zimmet suçlarında zamanaşımı son suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlar. Zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur. Bankacılık Kanunu m. 160/2 kapsamındaki hileli zimmette hapis cezasının alt sınırı 'on iki yıldan az olmamak üzere' olarak belirlenmiş olmakla birlikte, üst sınır kanun metninde sayısal olarak yer almadığından hangi zamanaşımı diliminin uygulanacağı her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
Sık Sorulan Sorular
Zimmet suçunda temel yaptırımlar nelerdir?
TCK m. 247/1 uyarınca basit zimmet beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Nitelikli zimmet hâlinde bu ceza yarı oranında artırılır. Banka mensubu için basit zimmet altı yıldan on iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile bankanın zararının tazminini birlikte doğurur. Zimmet suçunu TCK m. 53/1-a kapsamındaki bir hak veya yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında ise TCK m. 53/5 uyarınca, cezanın infazından sonra işlemek üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar söz konusu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca karar verilmesi gerektiği Yargıtay 5. Ceza Dairesi E. 2018/12867, K. 2022/12310 sayılı bozma kararında bir bozma gerekçesi olarak belirlenmiştir.
Soruşturma başlamadan önce iade eden sanık etkin pişmanlıktan yararlanır mı?
TCK m. 248/1 uyarınca soruşturma başlamadan önce zimmete geçirilen malı aynen iade eden veya zararı tamamen tazmin eden sanığın cezasından üçte iki oranında indirim yapılır. Kovuşturma başlamadan önce gönüllü iade ya da tazmin hâlinde indirim yarıya düşer; hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde ise üçte bir oranında indirim uygulanır. Soruşturmanın hangi tarihte başladığı her olayda ayrıca belirlenmeli; iade zamanlaması tam olarak saptanmalıdır.
Kullanma zimmeti ile temellük zimmeti arasındaki fark nedir?
Kullanma zimmetinde fail, malı geçici olarak kullanmakta ve suçun konusunu oluşturan şey malın kendisi değil kullanımdan elde edilen yarardır; cezada yarı oranına kadar indirim mümkündür. Temellük zimmetinde ise fail malı kalıcı biçimde sahiplenir. Kullanma zimmetinin oluşması, zimmete konu malın herhangi bir uyarı, ihbar, şikayet veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden kuruma yatırılması koşuluna bağlıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2012/5-1274, K. 2013/33 sayılı kararı, idari denetim sırasında ortaya çıkan olayda bu koşulun gerçekleşmediğine oybirliğiyle hükmederek iade zamanlamasının her olayda somut biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Zimmet suçunda hile ne zaman nitelikli sayılır?
Zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik davranış, yoğun ve gerçek anlamda aldatıcı nitelik taşıyorsa nitelikli zimmet oluşur. Basit bir iç denetim ya da karşılaştırmayla ilk bakışta anlaşılabilen usulsüzlükler bu kapsamda değildir. Denetim yükümlülerinin dikkatsizliği nedeniyle suç ortaya çıkmamışsa bu durum eyleme hile vasfı kazandırmaz. Bu ilkeler Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2017/124, K. 2020/36 sayılı kararında belirlenmiştir.
Zimmet suçu şikâyete bağlı mı, kim ihbar edebilir?
Zimmet suçu şikâyete bağlı değildir; herhangi bir vatandaşın ihbarı, kurum içi denetim raporu veya müfettiş incelemesiyle süreç başlayabilir, savcılık suçu öğrendiği anda harekete geçer. Bazı memurlar bakımından soruşturmaya başlanabilmesi için ilgili idari makamdan izin alınması gerekebilir.
Özel şirkette çalışanlar için zimmet hükümleri geçerli midir?
Hayır. TCK m. 247 kapsamındaki zimmet suçu yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilir. Özel sektördeki hizmet ilişkisi kapsamında teslim edilen malın sahiplenilmesi, TCK m. 155/2 uyarınca hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur ve bir yıldan yedi yıla kadar hapis ile üç bin güne kadar adli para cezasına tabidir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

