Hırsızlık Suçu: Ceza, Nitelikli Haller ve Teşebbüs

by Avukat Erdal Ersoy
Hırsızlık Suçu: Ceza, Nitelikli Haller ve Teşebbüs

Hırsızlık suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesinde, zilyedinin rızası olmaksızın başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bulunduğu yerden almak biçiminde tanımlanmaktadır. Temel hal için öngörülen ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır. Suçun işleniş koşulları, mağdurun niteliği, zaman ve araç gibi etkenler cezayı önemli ölçüde artırabilmekte; bazı özel durumlar ise indirim ya da cezasızlık sonucu doğurabilmektedir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 141Kaynağı aç
Madde 141- (1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir
malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden
alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
Nitelikli hırsızlık[64]

Nitelikli Haller ve Ceza Artırımı

TCK m. 142, temel hırsızlık suçunun belirli koşullar altında işlenmesini nitelikli hal olarak düzenlemektedir. Bu haller arasında en ağır yaptırım, suçun sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ya da bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi durumunda gündeme gelir; bu halde beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Söz konusu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ceza ayrıca yarı oranında artırılır ve on bin güne kadar adli para cezasına da hükmolunur.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 142Kaynağı aç
Madde 142- (1) Hırsızlık suçunun;
a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete
ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya
hakkında,
b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.)
c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli
varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,
d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları
önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,
e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya
hakkında,
f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.)
İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Suçun;
a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden
yararlanarak,
b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel
beceriyle,
c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya
kargaşadan yararlanarak,
d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir
aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,
e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,
f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat
takınarak,
g) (…)64 büyük veya
küçük baş hayvan hakkında,
h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde
bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde
muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,
İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen
surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye
karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.[65]
(3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline,
işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan
oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne
kadar adlî para cezasına hükmolunur.[66]
(4) (Ek: 6/12/2006 – 5560/6 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi
amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi
halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için
şikâyet aranmaz.
(5) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi
sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında
kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar
hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
Suçun gece vakti işlenmesi

TCK m. 142/2'nin son cümlesinde özel bir artırım hükmüne yer verilmiştir: suçun, aynı fıkranın (b) bendinde belirtilen surette ve beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan bir kimseye karşı işlenmesi halinde verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır. Bu artırım yalnızca her iki koşulun birlikte gerçekleşmesi durumunda uygulanır; (b) bendi kapsamı dışındaki nitelikli hallerde söz konusu artırım işletilemez.

Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi de ayrı bir ağırlaştırıcı neden olarak TCK m. 143'te düzenlenmiş olup bu durumda verilecek ceza yarı oranında artırılır. TCK m. 6/1-e uyarınca gece vakti; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat öncesine kadar devam eden zaman dilimini kapsamaktadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 143Kaynağı aç
Madde 143- (1) Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde,
verilecek ceza yarı oranında artırılır.[67]
Daha az cezayı gerektiren haller
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6- (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;
a) Vatandaş deyiminden; fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi,
b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi,
c) Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya
seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak
katılan kişi,
d) Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek mahkemeler,
adlî ve idarî mahkemeler üye ve hakimleri ile Cumhuriyet savcısı ve
avukatlar,[2]
e) Gece vakti deyiminden; güneşin
batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam
eden zaman süresi,
f) Silah deyiminden;
1. Ateşli silahlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3. Saldırı ve savunmada kullanılmak
üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve
savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa
yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler,
g) Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel
ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar,
h) İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha
ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve
farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi,
i) Suçu meslek edinen kişi deyiminden; kısmen de olsa geçimini suçtan
elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi,
j) Örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten,
örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç
işleyen kişi,
anlaşılır.
İKİNCİ
BÖLÜM
Kanunun
Uygulama Alanı
Zaman bakımından uygulama

TCK m. 142/4 uyarınca hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun da işlenmesi halinde bu suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma için ayrıca şikâyet aranmaz; suçlar re'sen takip edilir. Bunun yanı sıra, hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde verilecek ceza, ilgili fıkralar kapsamında yarısından iki katına kadar artırılır.

Daha Az Ceza Gerektiren Haller

TCK m. 144, hırsızlık suçunun paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde ya da bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde farklı bir yaptırım rejimi öngörmektedir. Bu hallerde şikâyet üzerine fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur; kovuşturma re'sen değil şikâyete bağlıdır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 144Kaynağı aç
Madde 144- (1) Hırsızlık suçunun;
a) Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde,
b) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla,
İşlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki aydan bir yıla
kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
Malın değerinin az olması

TCK m. 145, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı halinde mahkemeye takdir yetkisi tanımaktadır. Bu koşulda verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak ceza vermekten vazgeçilebilir. Bu sonuçların doğması zorunlu değildir; madde mahkemenin takdirini esas almaktadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 145Kaynağı aç
Madde 145- (1) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/16 md.) Hırsızlık
suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada
indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde
bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
Kullanma hırsızlığı

Kullanma hırsızlığı olarak bilinen durumda, yani malın geçici süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere alınması halinde, TCK m. 146 şikâyet üzerine verilecek cezanın yarı oranına kadar indirilmesine olanak tanımaktadır. Bu indirim re'sen uygulanmaz; şikâyet koşuluna bağlıdır. Ayrıca mal suç işlemek amacıyla kullanılmışsa bu indirim hükmü hiçbir koşulda uygulanmaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 146Kaynağı aç
Madde 146- (1) Hırsızlık suçunun, malın
geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi halinde,
şikayet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Ancak malın suç
işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz.
Zorunluluk hâli

TCK m. 147, hırsızlık suçunu ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işleyen faile somut olay değerlendirilerek cezada indirim yapılmasına ya da ceza verilmesinden tamamen vazgeçilmesine imkân tanımaktadır. Bu düzenleme de mahkemenin koşulları somut olaya göre değerlendirmesini gerektirmekte olup ihtiyacın ağır ve acil nitelik taşıyıp taşımadığı her davada ayrıca incelenir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 147Kaynağı aç
Madde 147- (1) Hırsızlık suçunun ağır ve acil
bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre,
verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
Yağma

Hırsızlık Suçunda Tamamlanma ve Teşebbüs Ayrımı

Hırsızlık suçu, failin mağdurun suça konu eşya üzerindeki hâkimiyetine son vererek kendi hâkimiyetini kurmasıyla tamamlanır. Failin icra hareketlerine başlayıp da suça konu eşyayı kendi hâkimiyet alanına geçirmesine kadar geçen aşamada ise eylem teşebbüs aşamasında kalmış sayılır. Bu çerçeve uygulama ve öğretide kabul görmekle birlikte, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2012/1325, K. 2014/166 sayılı kararı oyçokluğuyla alınmış olup on iki Genel Kurul Üyesi karşı oy kullanmıştır; konunun tartışmalı bir boyutu bulunduğu göz ardı edilmemelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1325, K. 2014/166Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2012/1325 E.  ,  2014/166 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : İZMİR 10. Asliye Ceza
Günü : 26.11.2007
Sayısı : 455-786
Sanıkların hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b, 62 ve 53. maddeleri uyarınca müşteki sayısınca olmak üzere 3 kez 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin, İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.11.2007 gün ve 455-786 sayılı hükmün sanıklar ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 01.02.2012 gün ve 4017-1700 sayı ile;
"Sanıkların, önceden kasıtlı suçlardan hükümlülükleri bulunması nedeniyle 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmadığı anlaşılmakla, yapılan incelemesinde;
Adli sicil kaydından anlaşılacağı üzere, sanık F.. Ö.. hakkında Malatya 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22.03.2001 tarihli kararıyla dolandırıcılık suçundan verilen 1 yıl hapis cezasının 14.10.2003 tarihinde kesinleşip 11.10.2005 tarihinde infaz edildiği anlaşılmakla, tekerrüre esas eski hükümlülüğü bulunan sanık hakkında koşulları oluştuğu halde 5237 sayılı TCK'nun 58. maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları kapsamına, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
5237 sayılı TCK'nun 53/1. maddesinin (c) fıkrasındaki, kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yoksunluğun koşullu salıverme tarihine kadar süreceğinin gözetilmemesi suretiyle aynı maddenin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar F.. Ö.. ve F.. Ş.. ile sanıklar müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak bozulmasına, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasından, 'TCK’nun 53/1. maddesinin uygulanmasına' ilişkin bölümler çıkarılarak, yerlerine '53/1. maddesinde belirtilen ve 53/3. maddesindeki kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri dışındaki haklardan sanıkların mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; 53/3. maddesi gözetilerek 53/1-c maddesi uyarınca kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmalarına' cümlelerinin eklenmesi suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.09.2012 gün ve 215246 sayı ile;
"Dosya içinde bulunan 10.08.2007 günlü 'yakalama ve muhafaza altına alma' tutanağı incelendiğinde, .. Forum Alışveriş Merkezi'nde huzur timi olarak görev yapan kolluk görevlilerinin hırsızlık suçu işlediklerinden şüphe duydukları sanıklar F.. Ş.. ve F.. Ö..'i takibe aldıkları, sanıkların Adidas ve Nike mağazalarına girip alış veriş yapmadan çıkıp daha sonra Next mağazasına girerek buradan da alış veriş yapmadan çıkarak ellerindeki çantalarla otoparkta bulunan araçlarına yöneldikleri sırada takip eden kolluk görevlileri tarafından yakalandıkları ve ellerindeki çantalar içinde bulunan giyim eşyalarına el koyulduğu anlaşılmaktadır. Alışveriş merkezi içinde yapılan araştırmada sanıklarda yakalanan bir kısım giyim eşyalarının LCW, Nıke, Adidas, Colins ve Next ünvanlı mağazalarda ücret ödenmeden gizlice alındığı barkot karşılaştırılması sonucu belirlenerek muhtelif giyim eşyalarının adı geçen mağaza yetkililerine iade edildiği aynı tutanak içeriğinde belirtilmiştir. Diğer yandan duruşmada tanık olarak dinlenen tutanak görevlisi Duran Akbaba sanıkların hırsızlık yaptıkları konusunda şüphe duymaları üzerine takibe aldıklarını bazı mağazalara girip çıktıktan sonra araçlarına doğru gidince yakaladıklarını beyan etmiştir.
Görüldüğü gibi, sanıkların hırsızlık yaptıklarından şüphe duyulması üzerine huzur timi olarak görev yapan kolluk görevlileri sanıkları takip etmeye başlamışlardır. Sanıklar Nıke, Adidas, ve Next ünvanlı işyerlerine girip çıktıkların da sürekli kesintisiz takip edildiği bu aşamada müdahale edilmeyip sanıkların araçlarına yöneldikleri sırada müdahale edilerek yakalandıkları anlaşılmaktadır.
TCK’nun 35. maddesinin 1. fıkrasında, teşebbüs şu şekilde tanımlamıştır.
'Kişi işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp ta elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise, teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.'
Hırsızlık suçunda suçun tamamlanabilmesi için malın zilyedinin egemenlik alanından çıkarılıp üzerinde fail tarafından fiili bir zilyetliğin kurulması gerekir. Başka bir anlatımla zilyedin egemenlik alanının bitiminde netice gerçekleşmiş olur.
Somut olayımızda, kolluk görevlilerinin sanıkları Nıke, Adidas ve Next ünvanlı işyerlerine girmeden önce takip etmeye başladıkları ve kesintisiz bir takip sonucu suç konusu eşyalarla birlikte yakalamaları nedeniyle eşyalar üzerinde sanıkların fiili bir zilyetlik kuramadıkları, bu nedenle eylemlerinin teşebbüs aşamasında kaldığı halde tamamlanmış suçtan hüküm kuran yerel mahkeme kararının yasaya aykırı olduğu gözetilmeden, Yüksek Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 01.02.2012 gün ve 2011/4017 esas 2012/1700 karar sayılı, hükümlerin onanmasına ilişkin kararına katılmak mümkün değildir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesince 26.09.2012 gün ve 19609-19930 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
İnceleme, sanıkların müştekiler İ.. P.., M.. B.. ve S.. Ö..’a karşı işlemiş oldukları hırsızlık suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanıkların müştekiler İ.. P.., M.. B.. ve S.. Ö..’ın sorumlu olduğu işyerlerinden hırsızlık yaptıkları hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında bir uyuşmazlık, bu kabulde de dosya kapsamı itibariyle herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların müştekilerin işyerlerinden gerçekleştirmiş oldukları eylemlerin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Park Bornova isimli alışveriş merkezinde bulunan LCW mağzasından hırsızlık yapan sanıkların, daha sonra Forum .. isimli alışveriş merkezine geçerek, ilk önce LCW mağasından hırsızlık yaptıkları, burada sanıkların durumundan şüphelenen özel güvenlik görevlilerinin sivil polis memurlarına durumu bildirmesi üzerine, sivil polis memurları Nazif Kocaköse ve D.. ..’nın sanıkları takibe başladıkları, takip altında bulunan sanıkların önce müşteki İ.. P..'nin sorumlu olarak görev yaptığı Adidas, daha sonra müşteki M.. B..'ın sorumlu olarak görev yaptığı Nike ve son olarak da müşteki S.. Ö..'ın sorumlusu olduğu Next isimli mağazalara girip bir süre içeride durduktan sonra kasada herhangi bir ödeme yapmaksızın çıkarak alışveriş merkezinin otoparkında bulunan araçlarına yöneldikleri sırada sürekli olarak kendilerini takip eden kolluk görevlilerinin sanıkları durdurup ellerindeki poşetleri kontrol ettikleri, poşetlerin içerisindeki giyim eşyalarını satın aldıklarına ilişkin olarak belge ibraz edememeleri üzerine, haklarında işlem yaptıkları ve sanıkların suça konu eşyaları adı geçen mağazalardan çaldıklarını tespit ederek, tutanak düzenleyip sanıkları karakola teslim ettikleri,
Tutanak düzenleyen kolluk görevlilerinin yargılama aşamasında tanık olarak dinlendikleri ve tutanak muhtevasını tekrar ettikleri,
Çalınan eşyaları kolluk görevlilerince iade edilen müştekilerin sanıklardan şikayetçi olmadıkları, sanıkların ise aşamalarda suçlamaları reddettikleri,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinin birinci fıkrasında; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur" şeklinde tanımlanan teşebbüsün varlığından sözedilebilmesi için;
1- Kasıtlı bir suçu işleme kararı olmalı,
2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,
3-Failin elinde olmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı ya da sonuç gerçekleşmemelidir.
Suça teşebbüste fail suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az bir ceza verilmektedir.
765 sayılı TCK’nun aksine, 5237 sayılı TCK’nun teşebbüsü düzenleyen 35. maddesinde, teşebbüs halinde cezanın belirlenmesi ile ilgili olarak "eksik teşebbüs-tam teşebbüs" ayırımına yer verilmemiş, adil ve eşit bir cezalandırma bakımından teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığının esas alınması öngörülmüştür.
Buna göre, suça teşebbüs durumunda hakim, önce cezanın belirlenmesindeki ölçülere göre temel cezayı belirleyecek, daha sonra bu konuya ilişkin hükümdeki sırayı takip ederek teşebbüs hükmünü uygulayacaktır. Bu hüküm uygulanırken de somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak teşebbüse ilişkin hükümde belirtilen sınırlar arasında bir ceza tayin edilecektir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için genel olarak hırsızlık suçu ile bu suçun ne zaman tamamlandığı hususlarının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’nun 491/ilk maddesinde; "Diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alma" şeklinde tanımlanan hırsızlık suçunun temel hali, 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesinde ise; "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma" olarak tanımlanmış, suçun nitelikli halleri ise aynı kanunun 142. maddesinde sayılmıştır.
Her iki kanunda da benzer şekilde tanımlanan hırsızlık suçu; başkasına ait taşınabilir bir malı sahibinin (zilyed) rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile bulunduğu yerden almaktır.
Uygulama ve öğretide ki yerleşmiş kabule göre hırsızlık suçu, failin, mağdurun suça konu eşya üzerindeki hakimiyetine son vererek, kendi hakimiyetini kurmasıyla tamamlanır. Buna karşın, failin icra hareketlerine başlayıp da suça konu eşyayı kendi hakimiyet alanına geçirmesine kadar geçen aşamada ise eylem teşebbüs aşamasında kalmış sayılacaktır.
Failin suça konu eşyayı almadan ya da almaya çalışırken suç üstü yakalanması, failin eşyayı aldığını gören mağdurun faili hemen ya da kovalamaca sonucu yakalaması, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı hallere örnek olarak verilebilir.
Failin, suça konu eşyayı bulunduğu yerden aldığı andan itibaren, kesintisiz takip sonucu eşyayı hakimiyeti altına alamadan yakalanması halinde de eylemin teşebbüs aşamasında kalması söz konusudur. Ancak, takip sırasında failin gözden kaybolup bir süre sonra tekrar görülerek yakalanması halinde ya da takip sonucu yakalanan failin suça konu eşyayı bir başkasına vermesi, bir yere saklaması veya yemesi nedeniyle suça konu eşyanın ele geçirilemediği durumlarda ise eylem tamamlanmış sayılacak, teşebbüs hükümleri uygulanmayacaktır.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Bir alışveriş merkezinde bulunan LCW mağazasından hırsızlık yapan sanıkların, daha sonra yakında bulunan başka bir alışveriş merkezine geçerek burada bulunan LCW mağasından da hırsızlık yaparak eylemlerini tamamladıktan sonra, çok sayıda mağazanın bulunduğu alışveriş merkezinde dolaşmaya devam ettikleri, bu sırada özel güvenlik görevlilerinin sanıkların davranışlarından şüphelenerek durumu alış veriş merkezinde sivil olarak görev yapan polis memurlarına bildirmeleri üzerine kolluk görevlilerinin sanıkları takibe aldığı, takip altında bulunan sanıkların ilk olarak müşteki İ.. P..'nin sorumlu olarak görev yaptığı Adidas, daha sonra müşteki M.. B..'ın sorumluluğundaki Nike ve son olarak da müşteki S.. Ö..'ın sorumlusu olduğu Next isimli mağazalara girip bir süre içeride durduktan sonra kasada herhangi bir ödeme yapmaksızın çıkarak alışveriş merkezinin otoparkında bulunan araçlarına yöneldikleri sırada, kesintisiz olarak kendilerini sürekli takip eden kolluk görevlilerinin sanıkları araçlarına binmeden yakalayarak, işyerlerinden çalmış oldukları suça konu giyim eşyalarına el koymaları şeklinde gelişen somut olayda; sanıkların müştekiler İ.. P.., M.. B.. ve S.. Ö..’ın sorumlu olduğu işyerlerinden gerçekleştirmiş oldukları eylemlerini kolluk görevlilerinin kesintisiz takibi altında gerçekleştirdiklerinin ve suça konu eşyaları hakimiyetleri altına alamadan yakalanarak, suça konu eşyalara el konulduğunun anlaşılması karşısında, sanıkların müştekilerin işyerlerinden gerçekleştirmiş oldukları eylemlerin teşebbüs aşamasında kaldığının kabulü gerekmektedir.
Bu nedenle, sanıkların müştekiler İ.. P.., M.. B.. ve S.. Ö..’ın işyerlerinden gerçekleştirmiş oldukları eylemlerin tamamladığının kabulüne ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetsizdir.
Öte yandan, yerel mahkeme hükmünde 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin 1. fıkrası uygulanırken, sanıkların bu hakları kullanmaktan yoksunluklarının, 3. fıkra gereğince kendi altsoyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmelerine kadar, 2. fıkra gereğince ise diğer haklar ve yetkiler yönünden hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar süreceğinin gözetilmemesi kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, itirazın kabulüne, Özel Daire onama kararının sanıkların müştekiler İ.. P.., M.. B.. ve S.. Ö..’ın işyerlerinden gerçekleştirmiş oldukları hırsızlık suçları yönüyle kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanıkların müştekiler İ.. P.., M.. B.. ve S.. Ö..’ın işyerlerinden gerçekleştirmiş oldukları hırsızlık suçları yönünden eylemlerin teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden, tamamlandığının kabulü ile uygulama yapılması ve 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin 1. fıkrası uygulanırken, sanıkların bu hakları kullanmaktan yoksunluklarının, 3. fıkra gereğince kendi altsoyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmelerine kadar, 2. fıkra gereğince ise diğer haklar ve yetkiler yönünden hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar süreceğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan on iki Genel Kurul Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 01.02.2012 gün ve 4017-1700 sayılı onama kararının, sanıkların müştekiler İ.. P.., M.. B.. ve S.. Ö..’ın işyerlerinden gerçekleştirmiş oldukları hırsızlık suçları yönünden KALDIRILMASINA,
3- İzmir 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.11.2007 gün ve 455-786 sayılı hükmünün, sanıkların müştekiler İ.. P.., M.. B.. ve S.. Ö..’ın işyerlerinden gerçekleştirmiş oldukları hırsızlık suçları yönüyle,
a- Eylemlerin teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden, tamamlandığının kabulü ile uygulama yapılması,
b- 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin 1. fıkrası uygulanırken, sanıkların bu hakları kullanmaktan yoksunluklarının; 3. fıkra gereğince kendi altsoyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmelerine kadar, 2. fıkra gereğince ise diğer haklar ve yetkiler yönünden hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar süreceğinin gözetilmemesi,
İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2014 günü yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 01.04.2014 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

Bu ayrımda özellikle belirleyici olan ölçütlerden biri, failin eşyayı almasından itibaren kesintisiz bir takibin sürdürülüp sürdürülmediğidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2012/1325, K. 2014/166 sayılı kararının çoğunluk görüşüne göre; failin eşyayı aldıktan sonra kesintisiz takip sonucu hâkimiyeti altına alamadan yakalanması halinde eylem teşebbüs aşamasında kalır. Buna karşılık, takip sırasında failin gözden kaybolup bir süre sonra yeniden görülerek yakalanması ya da suça konu eşyayı bir başkasına vermesi, bir yere saklaması veya yemesi nedeniyle eşyanın ele geçirilememesi durumlarında eylem tamamlanmış kabul edilir ve teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Kararın oyçokluğuyla alındığı ve on iki Genel Kurul Üyesi'nin itirazın reddedilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullandığı vurgulanmalıdır.

TCK m. 35/1 uyarınca teşebbüsten söz edebilmek için üç koşulun bir arada bulunması gerekir: kasıtlı bir suçu işleme kararı, elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanması ve failin elinde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamaması ya da sonucun gerçekleşmemesi. Teşebbüs hükmü uygulanırken hâkim önce temel cezayı belirler, ardından somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin ağırlığını dikkate alarak teşebbüse ilişkin hükümde öngörülen sınırlar arasında ceza tayin eder.

Yağma Suçunda Tamamlanma: Emsal Karar

Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin E. 2022/8872, K. 2024/4545 sayılı kararında, sanıkların suça konu parayı kolluk kuvvetlerine fark ettirmeden gizlice yere atmaları suretiyle takibi kesintiye uğrattıkları ve bu nedenle paranın kolluğun özel çabasıyla bulunduğu saptanmıştır. Bu koşullar altında tamamlanmış yağma suçundan hüküm kurulması isabetli bulunmuştur. Kararda aynı zamanda, suça konu paranın miktarı ve suç tarihindeki satın alma gücü dikkate alındığında TCK m. 150/2'de düzenlenen değer azlığına ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmemesinin bozma nedeni oluşturduğu vurgulanmıştır. Kararın oy çokluğuyla alındığı ve azınlıkta kalan görüşün aynı olayda kesintisiz takip koşulları nedeniyle teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunduğu kayıt altındadır; bu görüş bağlayıcı değildir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2022/8872, K. 2024/4545Kaynağı aç
6. Ceza Dairesi         2022/8872 E.  ,  2024/4545 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/2625 E., 2020/1778 K.
SUÇ : Birden fazla kişi tarafından gece vakti birlikte yağma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 288 inci maddesinin 'Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun’un 294 üncü maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun’un 301 inci maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek temyiz dilekçelerinde ileri sürülen sebeplere yönelik yapılan incelemede;
Oluş ve dosya içeriğine göre; sanıkların olay gün saat 03.40 sularında parkta orturmakta olan mağdurun boğazını sıkıp üzerindeki 100,00 TL parayı zorla aldıkları sırada devriye görevini ifa eden kolluk kuvvetlerinin kendilerini fark ettiklerini görmeleri üzerine kaçmaya başladıkları, kaçarken suça konu parayı kolluk kuvvetlerine fark ettirmeden yere attıkları ve sanıkların yakalanmasından sonra suça konu paranın kolluk kuvvetlerince yapılan çevre araştırması sonucu bulunduğu olayda; sanıkların suça konu parayı kolluk kuvvetlerine fark ettirmeden, başka bir deyişle gizlice yere atmaları suretiyle takibi kesintiye uğrattıkları ve bu suretle suça konu paranın kesintisiz takip ile değil kolluğun özel çabası ile bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında tamamlanmış yağma suçundan hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararına göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri de yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1.Nitelikli yağma suçunda birden fazla nitelikli halin gerçekleşmiş olması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 61 inci maddesi gereğince temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak ceza uygulaması yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
2.Suça konu paranın, miktarı ve suç tarihindeki satın alma gücü dikkate alındığında, sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen değer azlığı hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve … müdafiinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak değişik gerekçe ile muhalefete, ancak netice karar yönünden oy çokluğuyla BOZULMASINA, sanıkların ceza miktarı yönünden kazanılmış haklarının korunmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
15.04.2024 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Oluş ve dosya içeriğine göre; sanıkların olay gün saat 03.40 sularında parkta orturmakta olan mağdurun boğazını sıkıp üzerindeki 100,00 TL parayı zorla aldıkları sırada devriye görevini ifa eden kolluk kuvvetlerinin kendilerini fark ettiklerini anlaması üzerine kaçmaya başladıkları, kaçarken suça konu parayı yere atan sanıkların kolluğun kesintisiz takibi ile yakalandıkları ve suça konu paranın kolluk tarafından olay mahallinde bulunduğu olayda; uyuşmazlık yağma suçunun tamamlanıp tamamlanmadığı hususundadır.
Şunu özellikle ve öncelikle belirtmek gerekir ki uygulamada en önemli ve tartışmalı sorun, yağma suçunda alma icra hareketinin ne zaman tamamlandığı veya neticeli suç kabul edersek, neticenin ne zaman gerçekleştiğidir. Bu noktada hukuki tespit ve kriterin belirlenmesi için, suçun maddi unsurları ve suça teşebbüs hakkında öğretinin ve TCK’nın benimsediği sistem, TCK ve MK’na göre zilyetlik ve yağma suçunda zilyetliğin son bulması ile ilgili kanun ve gerekçelerinin ayrıntılı değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.
Yağma suçu öğretide genel kabul gördüğü üzere bileşik, seçimlik hareketli, bağlı hareketli, çok hareketli, “neticeli” bir suçtur. Ancak yağma suçu “sırf hareketli suç” (neticesi harekete bitişik suç) olarak da nitelendirilmektedir. Örneğin M.Koca, İ.Üzülmez, D.Tezcan, M.R.Erdem ve M.Önok yağma ve hırsızlık suçunun “sırf hareketli suç” olduğu ve İ.Özgenç ise “neticeli suç” olduğu görüşündedirler. Doktrinde sırf hareket ve neticeli suç ayrımı yapılmakta ve bir suçun neticeli bir suç olarak tanımlanabilmesi için suçun kanuni tanımında mutlaka neticeye yer verilmelidir ve neticenin de gerçekleşmesi ile suç tamamlanır. Sırf hareket suçlarında ise fiilin icrası ile suç tamamlanır görüşü genel kabul görmektedir.
Yeni TCK sisteminde netice suçun maddi unsurlarından fiilin bir alt unsuru olarak değil fiilden sonra netice olarak ayrı bir bir unsur olduğunu ifade eden Özgenç: "her suçta mutlaka bir netice vardır şeklindeki klasik anlayış terk edilmiştir. Bunun sonucu olarak, benimsenen sistemde, klasik suç teorisinde olduğu gibi "neticesi harekete bitişik" veya "neticesi hareketten ayrı suç" kavramından söz edilemeyeceğini" belirtmiştir. (İ.Özgenç,TCK Gn.Hkmlr, 18.Bs, sf:190) Özgenç'te neticeli suç ve sırf hareketli suç ayrımı yapmakta, doktrinde “neticeli suç” kavramı ile ilgili olarak bazı akademisyenlere atıfta bulunarak (S.Dönmezer/ S.Erman, Naz. ve Tat. Türk. Cez.Hukuku, I, no: 516, 611, İçel/Sokullu/Akıncı/Özgenç/Sözüer/ Mahmutoğlu/Ünver, Suç Teorisi, sf.67, Toroslu, Ceza Hukuku 4.bs. Sf 55) sırf hareket suçlarına hakaret ve iftira suçlarını, neticeli suçlara ise kasten öldürme, mala zarar verme, hırsızlık, dolandırıcılık ve yağma suçlarını örnek göstermektedir. Yağma ve hırsızlığı sırf hareket suçu olarak kabul eden akademisyenler kanun metninde neticeye yer verilmemiş olsa bile her suçta mutlaka bir netice vardır görüşünde oldukları için sırf hareket suçları için “neticesi harekete bitişik suç” kavramını da kullanmaktadırlar. Bunun sebebi soyut da olsa doğan bir tehlikenin netice olduğu yaklaşımıdır. "..Tehlike kuramı, sonuçsuz suç kuramını reddeder ve ceza hukukunda iki çeşit netice olduğunu kabul eder: zarar neticesi ve tehlike neticesi. Böylece sırf hareket suçları denilen tehlike suçlarında esasen doğal bir neticenin varlığını kabul etmiş olur." (M.E.Artuk ve A.Gökçen, C.Huk. G.Hükümler, 15.B. sf.338, Not: Metinde N.Kunter, Suçun maddi unsurları nazariyesi,sf.80. adlı esere atıf vardır.)
Öğretide “Doğal olarak her suçta bir netice vardır, yağma ve hırsızlık gibi kanunda açıkça neticeye yer verilmeyen bu nedenle sırf hareketli sayılan suçlarda suçun tamamlanması bakımından failin malı kendi egemenlik alanına sokması, neticenin gerçekleşmesi zorunlu değildir” görüşünde olanlar ise görüşlerine gerekçe olarak, yağmanın tamamlanması için mağdurun malın tesliminin ya da alınmasına karşı konulmamasının sağlanmasıyla tamamlandığının maddede açıkça düzenlendiğini göstermektedirler. (N.Centel, H.Zafer, Ö.Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yay.2011, s. 348;), (Ar. Gör.Y.M. DİNÇ, Doç. Dr. M.E.RUHİ Erzincan Ü.Sos. B.Enst.Dergisi (ERZSOSDE) XI-II: 86-100, 2018) Bizce bu nitelendirme hırsızlık ve yağma suçlarının madde metinlerinin gerekçesi ile paralel değerlendirildiği bir nitelendirme değildir.
Bizce, yağma ve hırsızlık “Sırf hareketli” veya “neticesi harekete bitişik” bir suç değil “neticeli suçtur." Hırsızılık ve yağma suçlarının öğretide hep aynı nitelendirilmeye tabi tutulduğu, madde metinleri gerekçeleri dikkate alınarak ve iki suçun bakımından karşılaştırılarak yorumlandığında ve TCK'nın suçun maddi unsuru bakımından kabul ettiği sistem dikkate alındığında, maddede icra hareketi ile suçun tamamlanmasına esas alacağımız netice de tanımlanmıştır. Şöyle ki yağma esasen araç suç olan etkili eylem veya tehdit ile amaç suç olan hırsızlık suçunun birleştirilmesi ile tesis edilen çok hareketli bir suçtur. Yağma, bileşen suçlarının icra hareketlerinin tamamlanması ve maddede tarif edilen neticenin gerçekleşmesi ile tamamlanmış aksi halde teşebbüs aşamasında kalmış olacaktır. Fail yağmanın bileşen ve araç suçu olan tehdit veya etkili eylem ile zilyedin irade hürriyetini veya vücut dokunulmazlığı hakkını ihlal edecek, birlikte ve devamında ise amaç suçu olan faydalanma (hırsızlık) kastı ile mağdurun mülkiyet ve zilyetlik hakkını ihlal etmeyle sonuçlanacak olan malı bizzat alma veya kendisine teslim ettirme icra hareketini tamamlayacaktır. Görüldüğü üzere burada soyut değil kanunda ve gerekçesinde tarif edilen somut bir netice vardır. Fail maddede almak şeklinde ifade edilen icra hareketini yapıp mal üzerinde tasarruf edebilme neticesine ulaşacaktır. Aksi halde fail mal üzerinde hakimiyet sağlayamadığından ve başka bir deyişle zilyedin zilyetlik … ciddi bir tehlikeye girmiş ise de bu hakkının ihlali ve zarar sonucu doğmadığından suç teşebbüs aşamasında kalmış sayılacaktır. "…Malikin veya meşru zilyedin suçun konusunu oluşturan mal değeri üzerindeki zilyetliğinin sona erdirilmesi ve bu mal varlığı değeri üzerinde failin zilyetlik tesis etmesi gerekir." (Bknz : Özgenç, a.g.e. sf:191) Kaldi ki aksine “sırf hareket suçu” kabul edersek de bizce sonuç değişmeyecektir, zira aşağıda kanun gerekçesi ve zilyetlik bahsinde ayrıntılı açıklandığı üzere, kanunda belirtilen “alma” icra hareketi, gerekçesinde belirtilen almanın gerçekleştiği yani falin mal üzerinde hakimiyet tesis etmesi ile tamamlanacaktır.
Bu süreçte malın teslim edilmesi veya alınması fiilinin sözlük anlamı dışında hukukî anlamının (terim- ıstılah anlamı) neyi ifade ettiği maddenin ruhuna ve gerekçesine uygun şekilde belirlenmelidir.
Madde gerekçelerinde bu hukuki fiiller şu şekilde tanımlanmıştır.
TCK 141 inci madde gerekçesinde:
Gerekçenin üçüncü fıkrasında; “Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.” denilmiştir
TCK 148. madde gerekçesinde ise:
Gerekçenin birinci fıkrasında yağma suçu tanımlanmıştır.
Gerekçenin ikinci fıkrasında; "Yağma suçunun tamamlanabilmesi için , kullanılan cebir ve tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır." denildikten sonra cebir ve tehdidin mahiyeti açıklanmıştır. Cebir veya tehdit ile "..bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya.." şeklinde hukuki fiiller ortaya konmuş ve tanımı yapılmıştır. Bu hukuki fiillerin yani almanın icra hareketlerinin gerçekleşmesi ile suçun tamamlanacağı belirtilmiştir. Bu fıkrada suçun tamamlanma anı değil tamamlanma şartı açıklanmıştır.
Gerekçenin üçüncü fıkrasında; “Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesini ifade eder.” denilmiştir.
Bu üçüncü fıkrasındaki gerekçe ise, ikinci fıkrada; "..bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya.." şeklinde ortaya konulan hukukî fiillerin (icra hareketlerinin) kapsamının, zilyetlik kavramındaki karşılığının tanımlanarak yağma suçunda genel anlamda suçun ne zaman tamamlandığını belirleyen bir gerekçedir.
Kullanılan ifadeler kısmen farklı da olsa, hırsızlık ve yağma suçunun gerekçelerinin 3 üncü maddesindeki zilyetlik ve suçun tamamlanma anı ile ilgili tanımlamalar aynı anlamdadır. Gerekçelerde, dikkat edilmesi gerekirse, suçun tamamlanması için önceki fıkralarda ortaya konulan hukuki anlamda alma şartının, ne zaman gerçekleşeceği yani suçun tamamlanma anı zilyetliğe son verme ve zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmanın olanaksız hâle gelmesi şartına bağlanmıştır. Gerekçenin dördüncü fıkrasında ise; "Mal zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir ve tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur." denilmiştir.
Gerekçenin dördüncü fıkrasında; "Mal zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, …." şeklinde başlayan ifade; gerekçenin üçüncü fıkrasında da belirtilen, malın ne zaman alınmış sayılacağını, dolayası ile suçun ne zaman tamamlandığını hatırlatan, tekrar niteliğinde olan ve failin suç yoluna kriter koyan, bu kritere göre, suç tamamlanmadan hırsızlık failinin cebir ve şiddet kullanması halinde suçun yağmaya dönüşeceğini, hırsızlık tamamlanırsa suçun yağmaya dönüşmeyeceğini açıklamak için kullanılan bir ifadedir. Nitekim suçun tamamlanma anı bu ifade ile anlatıldıktan sonra doğal olarak cümle "…bu ana kadar kadar yapılan cebir ve tehdit hırsızlığı yağmaya dönüştürür" ifadesi ile tamamlanmıştır.
Bu fıkra hırsızlık suçunun yağmaya dönüşme şartlarını açıklayan bir fıkradır. Suçun ne zaman tamamlandığını belirlemede bu fıkra değil üçüncü fıkra dikkate alınmalıdır.
Ancak uygulamada yağma suçunun tamamlanma anı bakımından bazen gerekçenin ikinci ve dördüncü fıkraları da dikkate alınmakta ve uygulamada suçun tamamlanma anına da gerekçe olarak gösterilmektedir. Hatta bazen hırsızlığın söz konusu olmadığı doğrudan cebir ve tehdidin yapılması hallerinde de dördüncü fıkra gerekçesine de dayanılmaktadır. Suç elbette, 3. fıkrada anlatılanın tekrar başka bir ifadeyle 4. fıkrada anlatıldığı gibi “mal üzerinde zilyedin tasarruf olanağı kalktığı anda alınmış …” ve tamamlanmış olacaktır. Yoksa ikinci ve dördüncü fıkradaki bu ifadeden suçun tamamlandığı zaman belirlenemez. Ancak bu yorumdaki yanılgı biraz da maddenin kaleme alınış şeklinden kaynaklandığı söylenebilir. Gerek hırsızlık gerekse yağma suçunun gerekçelerinin tamamı birlikte değerlendirilerek maddelerin gerekçeleri incelendiğinde "alma; suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesi ile tamamlanır" ve "Zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalkıncaya kadar yapılan cebir ve tehdit hırsızlığı yağmaya dönüştürür” şeklinde bu gerekçelerin anlaşılması gerektiği ve kanun koyucunun amacının da bu olduğu tespit edilecektir.
Kanun koyucu dördüncü fıkrada hırsızlık suçunun yağmaya dönüşmesini açıkladıktan sonra gerekçenin beşinci fıkrasında ise, doğal olarak, suçun tamlanmasından sonra failin kullandığı cebir ve tehdidin hırsızlık suçunu yağmaya dönüştürmeyeceğini açıklamıştır.
Bu konuda "… Nitekim suç failin eşya üzerinde hakimiyet sağlayıp zilyetlik tesis etmesi ile tamamlanır." (Bknz: Özgenç, a.g.e., Sf.191) açıklaması da yapılmıştır.
Sonuç olarak, fail zilyedin malını rızası dışında alıp tasarruf olanağını ortadan kaldırdıktan yani hırsızlık suçunu işleyip tamamladıktan sonra malı götürmek veya yakalandığında vermemek için cebir ve tehdit kullanırsa, bu fiiline göre, başka yeni suçların konusu olacaktır. Failin hırsızlık suçu ile başlayan icra hareketlerine sonradan cebir ve tehdidi eklemesi suçu yağmaya dönüştürecek yada fail doğrudan zorla malı alacak, bu aşamadan sonra malda zilyedin tasarruf olanağı ortadan kaldırılıncaya kadar suç teşebbüs aşamasında kalacak, zilyedin tasarruf olanağının ortadan kaldırılması ile gelinen aşamada yağma suçu tamamlanmış olacak ve son olarak yağma suçunun tamamlanması aşamasından sonraki aşamalarda failin eylemi artık fiiline göre yeni suçların konusu olacaktır.
Kanun’un açıklamaya çalıştığımız gerekçesine göre yağma suçlarında da suçun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı, gerek doğrudan doğruya işlenmeye başlayan yağma gerekse hırsızlığın yağmaya dönüşmesiyle ile işlenen yağma suçlarında, mal üzerinde zilyedin tasarruf olanağının ortadan kalkıp kalmadığına ve sanığın mal üzerinde hakimiyet sağlayıp sağlamadığına göre belirlenmelidir. Hırsızlık suçunda da suçun tamamlanma anı aynı şarta göre belirlenmelidir, nitekim öğreti ve uygulama bu yöndedir.
Zilyetlik kavramının hukuken neyi ifade ettiği maddenin gerekçesi ve teşebbüs hükümleri açısından değerlendirilmelidir. Bu sebeple zilyetlik ile ilgili temel olarak Türk Medenî Kanunu ve TCK’nın zilyetliği atıf yapan hükümlerinin dikkate alınması gerekecektir. Medeni Kanununun Geçici Olarak Kesilme başlıklı 976 ncı maddesinde; “Fiilî hakimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez” ve Savunma … başlıklı 981 inci maddenin ilk fıkrasında ise “Zilyet, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir” hükümlerine yer verilmiştir. Zilyetlik, kişinin malı üzerinde, serbestçe tasarruf edebilecek durumda olması, malını, muhafaza edebilmesi, başkasına satabilmesi, ödünç verebilmesi, faydalanabilmesi, dolaylı zilyede verebilmesi ve malına yapılan saldırıyı defetmek hakkını içerir. Yağmada suçun tamamlanması malın zilyedinin mal üzerinde hakimiyetini kaybetmesi ile bu bahsedilen serbestçe tasarruf olanağının ortadan kalkıp bu imkanın kanunsuz olarak failin eline geçmesi gerekir. Başka bir ifadeyle failin hukuken alma fiilini neticelendirmesinden söz edebilmek için mal üzerinde failin hakimiyet tesis etmesini gerektirir.
Zilyedin etkili eylemle etkisiz hale getirilmesi veya tehdit edilerek korkutulması ve malının failce alınmış olması halinde, zilyedin malını koruma direncinin kırıldığından bahsedilebilecek ise de, bu durumda henüz zilyedin hakimiyetinin sonlandırıldığı sonucuna varılamaz. Zilyet fiziki engeli bertaraf ederek veya korkusunu yenerek faile müdahale edebileceği gibi, etrafında olan olayı gören bir tanık veya resmî görevli de malı failden geri alabilir. Hatta fail hiç bir dış etkenden etkilenmeden hür iradesi ile gönüllü olarak eylemini sonlandırıp aldığı malı geri verebilir. Burada eylemin tamamlandığını kabul edersek etkin pişmanlıktan değil gönüllü vazgeçmeden söz edilebilir. Mağdurun zilyetliğine henüz son verilmediğinin kabul edildiği hallerde, tam bu aşamada, üçüncü kişiler, kolluk veya sivil şahısların zilyedin malını koruma hak ve görevleri çerçevesinde, faili yakalama ve malı geri alma hakları vardır. Hatta failce malı vermemek için bu kişilere karşı da zor veya tehdit kullanılması halinde, bu kişiler de yağma suçunun mağduru olacaktır. Kolluk veya sivil şahısların zilyedin malını onun adına koruma, geri alma ve faili yakalama hakları "kanunun emrini yerine getirme" ve “kanunun verdiği … kullanmak” ile ilgili hukuki düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Bu hukuka uygunluk nedenidir. Bu yüzden yağma suçunun mağduru olarak kabul edilmektedirler. Mağdurun zilyetliğine son verilmesinden sonraki failin bu kişilere karşı eylemi, yeni suç veya suçların konusu olacaktır.
Bir suçun; Suç tipi öğreti ve uygulamada ister “sırf hareketli suç” isterse “neticeli suç” olarak kabul edilsin, somut olayda işlenmesi kastedilen suçun icra hareketlerinin tamamlanıp tamamlanmadığının objektif ölçütten hareketle belirlenmesi gerekir. Failin kastettiği suçu işlemek için gerçekleştirmiş olduğu hareketlerin suç tipi bakımından gösterdiği özellikler göz önünde bulundurmak suretiyle gerekli ve yeterli olup olmadığı değerlendirilmelidir” (TCK Genel Hükümler, M.Koca, İ. Üzülmez, 12 B. , sf,432)
Suçun tamamlanıp tamamlanmadığını belirlemede dikkate alınacak hukukî kriterleri şu şekilde sıralayabiliriz.
1. Yağmada suçun tamamlanması için o suçla ilgili korunan tüm hakların ihlal edilmesi neticesinin gerçekleşmesi gerekir.
Bu hakların sadece tehlikeye girmesi suçun teşebbüste kaldığının hukuki gerekçesidir. Amaç suç bakımından yağmada korunan hak mülkiyet ve zilyetlik hakkıdır. Yağma suçu ister “sırf hareketli” isterse bizim de katıldığımız gibi “neticeli suç" olarak nitelendirilsin, madde gerekçesinde belirtilen zilyetliğinin sona erdirilmiş ve zilyetlikten doğan doğan tasarruf haklarının kullanmanın olanaksız hale gelmesi neticesinin gerçekleşmesi gerekir.
2. Suçun tamamlanıp tamamlanmadığı, zilyet veya zilyede yardım edenlere göre veya suçun yağma kastı ile başlamasına veya hırsızlıktan yağmaya dönüşmesine göre farklı belirlenemez.
Bu ayrımlar yapılmadan tüm hallerde, genelde TCK’mızın teşebbüs düzenlemesine, öğreti ve TCK’mız da teşebbüsün ortak bir hüküm olmasına, özelde ise suçta tarif edilen fiil ve neticeye, bu doğrultuda suçla korunan hakkın kesin olarak ihlal edilip edilmediğine, genel olarak kabul gören her suçta bir netice vardır görüşüne de uygun olarak neticenin gerçekleşip gerçekleşmediğine göre suçun tamamlanıp tamamlanmadığına karar verilmesi gerekir. Zilyedin hakkını kendisi dışında dolaylı zilyedin koruma … olduğu gibi, failin suçu icra ettiğini gören kolluğun veya sivil olan şahısların da zilyetliği koruma hakları vardır. Bu hak kanundan doğan hukuka uygunluk, kanunun verdiği yetki veya kanunun emri gereğidir. Malın sahibi veya zilyedi bazen mağdur olmayıp sadece suçtan zarar gören olabilir. Zilyede yardım eden kişiler suç tamamlanıncaya kadar kendilerine karşı cebir ve tehdit kullanılması şartıyla suçun mağdurudurlar. Zilyedin malı çalındıktan sonra failin hakimiyetine geçinceye kadar ister zilyede isterse başka kişilere tehdit veya zor kullanılsın suçun teşebbüste kaldığı kabul edilmelidir.
3. Zilyedin direncinin kırılmış olması suçun tamamlanması bakımından tek başına bir kriter olamaz.
Yağmanın sırf hareket veya neticesi harekete bitişik suç olduğu, malın alınmasıyla suçun tamamlandığı, tehdit veya müessir fiil suçunun işlenmesinin etkisi ile mağdurun direncinin kırılması ve eşyanın fiili anlamda elinden çıkması ile suçun tamamladığına dair görüşlere katılmıyoruz. Zira olay mahallinden uzaklaşmamış veya kaçamamış failin malı fiilen almış olmasından dolayı bu aşamada artık mağdurun zorla etkisiz hale getirilmiş veya korkutulmuştur gerekçesi ile ve soyut bir kabul ile mağdurun malını savunmayacak hale geldiği ve tasarruf olanağının ortadan kalktığı sonucuna varılamaz. Bu aşamada kanunun tarif ettiği hukuki anlamda bir alma gerçekleşmemiştir. Hukuki anlamda almanın kapsamı gerekçede açıklanmıştır. Bu aşamada örneğin zilyedin bizzat veya başkalarının müdahalesi ile mal geri alınabilir. Bu halde zilyetlik hukuku ve hukuken almak ve teslim etmek kavramına göre zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalkmamıştır. Zilyet kısa bir süre bu hakkını kullanamamıştır. Fail mal üzerinde hakimiyet sağlamamıştır. Bu nedenle suç teşebbüs aşamasında kalmıştır.
4. Hırsızlık ve Yağma Suçunda teşebbüs bakımından farklı kriter benimsemez.
Öğretide teşebbüs tüm suçlar bakımından ortak tarif edilmiş ve teşebbüs hükümleri teşebbüsün mümkün olduğu suçlar bakımından ortak hükümle düzenlenmiş, suçlar bakımından farklılık yaratacak bir düzenlemeye gidilmemiştir. Elbette her bir suçta tarif edilen fiile göre neticenin gerçekleşmesindeki farklılıktan dolayı teşebbüs uygulamasında da bir farklılık doğabilir. Hırsızlık ve yağma öğretiye, TCK ve madde gerekçelerine göre aynı kategoride, her ikisi de amaç suç bakımından mülkiyet ve zilyetlik hakkını ihlal eden, neticeli bir suç olarak tanımlanmaktadır. Her iki suçun ortak gerekçesi almak fiili ve zilyetlik bakımından aynıdır. Bu bakımdan yağmanın ihlal ettiği hakkın ve neticesinin daha ağır olduğu gerekçesi ile ortak hüküm olan teşebbüs iki suç bakımından farklı uygulanamaz. Zira Yargıtayımızın yerleşen uygulamasına göre hırsızlıkta almak yeterli görülmeyip fail suça konu mal ile kesintisiz takip ile yakalanıncaya kadar suçun teşebbüste kaldığı kabul edilmektedir. Bizce bu uygulama hırsızlık, yağma ve teşebbüs ile ilgili norma ve ruhuna daha uygun bir uygulamadır. Bu nedenle yağma suçu için de bu kriter ile uygulama yapılmalıdır. Hırsızlığı ve yağmayı, katılmadığımız, sırf hareket suçu olarak kabul eden görüş bakımından, uygulamada hırsızlıkta da yağma gibi malın alınması ile suç tamamlanır görüşünde olmak en azından iki suç arasında teşebbüs bakımından farklı kriterlerle uygulamayı engelleyecektir. Kanun koyucu yağma suçunun doğurduğu zarar ve ihlal edilen hak ve suç siyaseti bakımından cezanın hadlerini hırsızlığa göre zaten yüksek belirlemiştir. Olaya göre fiilin işleniş şekli ve doğan zararın ağırlığındaki vahametten dolayı TCK’nın 61. maddesi ile aşağı hadden ayrılmak, teşebbüste ve etkin pişmanlıkta daha az oranda indirim yapılarak faile daha fazla ceza verilmesi hukuken zaten mümkündür. Yağma suçunun vahametinden dolayı, subjektif bir yaklaşım ile, yağma suçunda hırsızlık suçuna nazaran fazla ceza verilmesini temin için iki suç arasında aynı kavramlar için farklı kriterler kabul edilip uygulanamaz. Kanun koyucu gerektiğinde suç siyasetine göre yağmanın ceza haddini arttırabilir ve yağmaya teşebbüsün suç yolunu kısaltabilir. Şunu belirtmek gerekir ki, malın alınması ile suçun tamamlandığı görüşünde olan akademisyenler ve uygulamacılar suçun sırf hareket suçu olduğu, netice aranmayacağı gerekçesini göstermişler, hırsızlığı da sırf hareket suçu kabul etmelerine rağmen hırsızlıkta suçun almakla tamamlanmadığı görüşünü savunmuşlardır. Almak fiilini iki suç açısından farklı kabul etme nedenini izah eden ikna edici bir görüşe, yapabildiğimiz araştırmada ulaşılamamıştır.
5. Yağmanın malın failce alınması ile hemen tamamlandığını kabul edilerek uygulama yapılması failin yarattığı tehlike veya meydana getirdiği ihlal ve zarar bakımından farklı suçun failleri arasında ceza miktarı yönünden hakkaniyete uygun sonuçlar doğurmayabilir.
Halbuki malın alınması ile değil ayrıca zilyedin tasarruf olanağının ortadan kaldırılması suç tamamlanır görüşü ile uygulama yapılması, gönüllü vazgeçme, gönüllü vazgeçme varsa bundan önceki fiillerin suç oluşturup oluşturmayacağı, suça konu olan mal veya mallarının neden ibaret olduğu, değeri, suçun işleniş şekline göre temel cezanın belirlenmesi, teşebbüste kalması halinde suç yolunda katedilen mesafe, değer indirimi yapılıp yapılmayacağı, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanıp faydalanamayacağı, suç tamamlanmış ise bu aşamadan sonraki fiillerin suç olup olmadığı gibi hukuki düzenlemelerin birbirleri ile uyumlu, kanun koyucunun amacını gerçekleştiren ve benzer olaylarda failler arasında hakkaniyete uygun sonuçlar doğuracağı görülecektir. Bu sonuçta suçun tamamlanma anı ile ilgili görüşümüzün kanun koyucunun amacına ve maddenin ruhuna uygun bir görüş olduğunu ortaya koyacaktır.
Bu açıklamalar doğrultusunda olay değerlendirildiğinde; sanıkların mağdurun üzerindeki suça konu parayı almaya çalıştıkları sırada kolluk tarafından fark edildiklerini anlayıp parayı yere atarak kaçmaya başladıkları sırada kesintisiz takip sonucu ile yakalandıkları dikkate alındığında; suça konu para hakkında kanunun gerekçesinde açıklanan hukuki alma hareketi veya neticesi gerçekleşmeden, başka bir deyişle, mal üzerinde mağdurun tasarruf olanağı kesin olarak ortadan kalkmadan ve sanıklar tarafından kesin bir zilyetlik tesis edilemeden eylemin son bulduğu, bu nedenle yağma suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı görüşü ile verilen hükmün teşebbüs yönünden de bozulması görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun eylemin tamamlanmış yönündeki görüşüne katılmıyoruz.

Etkin Pişmanlık

TCK m. 168, hırsızlık suçunda etkin pişmanlığı iki farklı aşamaya göre düzenlemekte ve her aşama için farklı indirim oranı öngörmektedir. Kovuşturma başlamadan önce fail, azmettiren veya yardım eden bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderirse TCK m. 168/1 uyarınca verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilebilir. Kovuşturma başladıktan sonra ancak hüküm verilmeden önce etkin pişmanlık gösterilmesi halinde ise TCK m. 168/2 uyarınca verilecek cezanın yarısına kadarı indirilebilir. Malın kısmen geri verilmesi veya kısmen tazmin edilmesi durumunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 168Kaynağı aç
Madde 168 – (Değişik: 29/6/2005 – 5377/20 md.)
(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık,
hileli iflâs, taksirli iflâs (…)[72]
suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan
önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek
mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen
gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.
(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm
verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı
indirilir.
(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek
cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde
üçte birine kadarı indirilir.
(4) Kısmen geri verme veya tazmin
halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun
rızası aranır.
(5) (Ek: 2/7/2012 – 6352/84 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin
pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı
zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası
açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise,
verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki
defadan fazla yararlanamaz.
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Tekerrür Hükümleri

TCK m. 58/1, önceki suçtan verilen hükmün kesinleşmesinin ardından yeni bir suç işlenmesi halinde tekerrür hükümlerinin uygulanacağını, bu sonuç için cezanın infaz edilmiş olmasının gerekmediğini düzenlemektedir. Tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adli para cezası öngörülmüşse hapis cezasına hükmolunur. Tekerrür hükümleri süresiz geçerli değildir: TCK m. 58/2 uyarınca, önceki suç beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmişse bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl; beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezasına mahkûmiyette ise infaz tarihinden itibaren üç yıl geçtikten sonra işlenen suçlar bakımından tekerrür hükümleri uygulanmaz. Cezanın infaz edilmemiş olması halinde bu süreler işlemeye başlamaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 58Kaynağı aç
Madde 58- (1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm
kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde, tekerrür hükümleri
uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez.
(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı;
a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet halinde, bu cezanın
infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,
b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına mahkûmiyet
halinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl,
geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla uygulanmaz.
(3) Tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik
olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur.
(4) Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar
arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma,
dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya
kıymetli damgada sahtecilik suçları hariç olmak üzere; yabancı ülke
mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.
(5) Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin
işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.
(6) Tekerrür halinde hükmolunan ceza,
mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında
cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.
(7) Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz
rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı
belirtilir.
(8) Mükerrirlerin mahkûm olduğu cezanın infazı ile denetimli serbestlik
tedbirinin uygulanması, kanunda gösterilen şekilde yapılır.
(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra
denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya
örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir.
Sınır dışı edilme

TCK m. 58/4 uyarınca kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler de kural olarak tekerrüre esas oluşturmaz; yalnızca kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli damgada sahtecilik suçlarında bu kural istisna tutulmuştur. Ayrıca fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri hiçbir koşulda uygulanmaz.

Tekerrür halinde hükmolunan ceza mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu rejim yalnızca mahkûm edilmiş mükerrirlere değil, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanır.

Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Haksız Çıkar Sağlama

Bilişim sistemleri aracılığıyla haksız çıkar sağlanması halinde öncelikle hırsızlık veya dolandırıcılık gibi suçların oluşup oluşmadığı değerlendirilmelidir. Gerçekleştirilen eylem bu suçlardan hiçbirinin tanımına uymuyorsa TCK m. 244/4 uygulanır.

Banka veya Kredi Kartı ile İşlenen Suçlar

Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, kart sahibinin rızası olmaksızın kullanarak ya da kullandırtarak çıkar sağlanması TCK m. 245/1 kapsamında ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu suç için öngörülen yaptırım üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Söz konusu suçun haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşler, üstsoy ya da altsoy ve aynı derecedeki kayın hısımları ile aynı konutta yaşayan kardeşlerden birinin zararına işlenmesi halinde TCK m. 245/4 uyarınca ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz; bu şahsi cezasızlık sebebi yalnızca TCK m. 245/1 kapsamındaki suç için geçerlidir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 245Kaynağı aç
Madde 245 – (Değişik: 29/6/2005 – 5377/27 md.)
(1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa
olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın
kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya
kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla
kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka
veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç
yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile
cezalandırılır.
(3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya
kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi,
fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan
sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile
cezalandırılır.
(4) Birinci fıkrada yer alan suçun;
a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,
b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin
veya evlat edinen veya evlâtlığın,
c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,
zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya
hükmolunmaz.
(5) (Ek: 6/12/2006 – 5560/11 md.) Birinci fıkra kapsamına giren
fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin
pişmanlık hükümleri uygulanır.
Yasak cihaz veya
programlar

Takip Usulü ve Suç Çokluğu

Hırsızlık suçu kural olarak re'sen soruşturulan suçlar arasında yer almaktadır. Suçun birden fazla mağduru olması durumunda, failin her bir malın farklı kişilere ait olduğunu bilmesi halinde mağdur sayısı kadar ayrı suç oluşabilir.

Sık Sorulan Sorular

Hırsızlık suçunun cezası ne kadardır?

Temel hırsızlık suçu için TCK m. 141/1 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Nitelikli hallerde, örneğin sıvı veya gaz hâlindeki enerji tesislerinde işlenmesi ya da gece vakti işlenmesi gibi durumlarda ceza önemli ölçüde artabilmektedir. Malın değerinin az olması gibi koşullar ise mahkemenin takdirine bağlı olarak indirimi ya da ceza vermekten vazgeçilmesini gündeme getirebilir.

Hırsızlıkta teşebbüs ne zaman oluşur?

Fail, icra hareketlerine başlayıp suça konu eşyayı kendi hâkimiyet alanına geçirmeden, kesintisiz takip sonucu yakalandığında eylem teşebbüs aşamasında kalmış sayılır. Buna karşın failin takipten kurtulup eşyayı bir başkasına vermesi, saklaması veya yemesi gibi nedenlerle eşyanın ele geçirilememesi durumunda suç tamamlanmış kabul edilir. Bu ayrım Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun oyçokluğuyla verdiği bir karara dayanmakta olup konunun tartışmalı boyutları mevcuttur.

Hırsızlıkta etkin pişmanlık nasıl uygulanır?

Etkin pişmanlığın uygulanacağı indirim oranı, pişmanlığın hangi aşamada gösterildiğine göre değişmektedir. Kovuşturma başlamadan önce zararın tamamen giderilmesi halinde TCK m. 168/1 uyarınca cezanın üçte ikisine kadarı indirilebilir; kovuşturma başladıktan sonra ve hüküm verilmeden önce gösterilen etkin pişmanlıkta ise TCK m. 168/2 uyarınca cezanın yarısına kadarı indirilebilir. Malın yalnızca kısmen iade edilmesi veya kısmen tazmin edilmesi durumunda bu hükümlerden yararlanabilmek için ayrıca mağdurun rızası aranır.

Kullanma hırsızlığında ceza indirilir mi?

Malın geçici süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere alınması halinde TCK m. 146, şikâyet üzerine cezanın yarı oranına kadar indirilmesine olanak tanır. Bu indirim re'sen uygulanmaz; şikâyet koşuluna bağlıdır. Mal suç işlemek amacıyla kullanılmışsa bu indirim hükmü uygulanmaz.

Tekerrür halinde hırsızlık suçunda ne olur?

Önceki suçtan verilen hükmün kesinleşmesinin ardından hırsızlık suçunun yeniden işlenmesi halinde TCK m. 58 kapsamında tekerrür hükümleri uygulanabilir. Bu durumda ceza mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir ve infazın ardından denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Tekerrür hükümleri süresiz geçerli değildir: önceki ceza beş yıldan fazla hapsi gerektiriyorsa infaz tarihinden itibaren beş yıl, daha az süreli cezalarda ise üç yıl geçtikten sonra işlenen suçlara tekerrür hükümleri uygulanmaz. Suçun işlendiği sırada on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bu hüküm kapsamı dışındadır.

Banka kartı çalınıp kullanılırsa hangi suç oluşur?

Başkasına ait banka veya kredi kartının ele geçirilip kart sahibinin rızası olmaksızın kullanılması TCK m. 245/1 kapsamında ayrı bir suç oluşturur. Yakın aile bireyleri arasında işlenmesi halinde ise TCK m. 245/4 uyarınca ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz; bu şahsi cezasızlık sebebi yalnızca TCK m. 245/1 kapsamındaki suç için geçerlidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu