Yönetim Kurulunda Temsil Edilme İmtiyazı ve Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Yönetim Kurulunda Temsil Edilme İmtiyazı ve Şartları

Anonim ortaklıklarda yönetim organında temsil imtiyazı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 360 ıncı maddesi çerçevesinde şirket esas sözleşmesinde açık düzenleme bulunması kaydıyla belirli hisse gruplarına, nitelikleriyle grup niteliği taşıyan pay sahiplerine yahut azlığa tanınabilen yönetsel bir haktır. Kanunun 360 ıncı maddesinin ikinci fıkrası ile 478 inci maddesi uyarınca esas sözleşmeyle yönetim kurulunda temsil yetkisi bahşedilen paylar kanun gereği imtiyazlı pay vasfı taşır. Bu yönetsel üstünlük, şirketin kuruluş aşamasında düzenlenen ilk sözleşmeyle oluşturulabileceği gibi daha sonra gerçekleştirilecek bir sözleşme değişikliğiyle de ihdas edilebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 360Kaynağı aç
MADDE 360- (1) Esas sözleşmede öngörülmek şartı ile, belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Bu amaçla, yönetim kurulu üyelerinin, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli pay grupları ve azlık arasından seçileceği esas sözleşmede öngörülebileceği gibi, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkı da tanınabilir. Genel kurul tarafından yönetim kurulu üyeliğine önerilen adayın veya hakkın tanındığı gruba ve azlığa mensup adayın haklı bir sebep bulunmadığı takdirde üye seçilmesi zorunludur. Bu şekilde tanınacak temsil edilme hakkı, halka açık anonim şirketlerde yönetim kurulu üye sayısının yarısını aşamaz. Bağımsız yönetim kurulu üyelerine ilişkin düzenlemeler saklıdır. (2) Bu maddeye göre yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınan paylar imtiyazlı sayılır. 3. Sigorta
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4306, K. 2024/8274Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/4306 E.  ,  2024/8274 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1035 Esas, 2023/498 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/1069 E., 2022/259 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin sermaye yapısı itibariyle aile şirketi olup, müvekkillerinin değişik pay oranları ile şirket ortakları olduğunu, müvekkillerinden … ve …'ın aynı zamanda davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olduklarını, davalı şirketin 30.11.2021 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 2021/2, 2021/3 ve 2021/4 karar no.lu yönetim kurulu kararlarının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 367 nci maddesi kapsamında daha önce kabul edilip tescil edilen 01.06.2017 tarihli şirket iç yönergesinin 3/I maddesine açıkça aykırı olduğunu, davalı şirket yönetim kurulu tarafından getirilmek istenen rejim değişikliği; kanunun emredici esaslarına aykırılıkları yanında her şeyden önce davalı şirketin kadimden bu yana süre gelen işleyiş prensiplerine olan aykırılıkları nedeniyle de anonim şirketleri temel esasları ile dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu edilen 2021/2 no.lu yönetim kurulu kararı ile daha önce şirketin temsil ve ilzamına ilişkin 2019/3 no.lu yönetim kurulu kararının iptal edilmesine ve temsilci seçilmesine karar verildiğini, yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespitinin ancak mahkeme kararı ile mümkün olabileceğini, ayrıca yürürlükteki iç genelgedeki nisap şartını taşımadığını, 2021/3 sayılı yönetim kurulu kararı ile 01.06.2017 tarihli şirket iç yönergesinin ve daha önce imza yetkileri hakkında verilmiş olan bütün kararlar ile tüm imza sirkülerinin iptaline karar verildiği, bu kararda şirket iç yönergesinde belirlenen nisaba uyulmadığını, kararların yönetim kurulu üyesi müvekkillerinin muhalefet şerhlerine rağmen çoğunluğu temsil eden diğer yönetim kurulu üyelerinin 3/5 olumlu oyları ile alındığını, 2021/4 sayılı yönetim kurulu kararının ise, toplantı dışında, yönetim kurulu üyesi müvekkillere bilgi verilmeden görüşülüp imzalandığından yönetim kurulu üyesi müvekkiller tarafından 2021/4 sayılı karara muhalefet şerhi konulamadığını, bu kararda da nisaba uyulmadığını, yönetim kurulu kararlarının alındıkları tarihten itibaren butlan ve yokluk nedeniyle geçersizliklerinin tespitine karar verilmesi için davanın açıldığını ileri sürerek 30.11.2021 tarihli yönetim kurulu toplantısında alınan 2021/2, 2021/3 ve 2021/4 sayılı yönetim kurulu kararlarının 6102 sayılı Kanun'un 391 nci maddesi gereğince batıl ve yok hükmünde olmaları nedeniyle geçersiz olduklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; şirket esas sözleşmesinde toplantı ve karar nisapları konusunda herhangi bir ağırlaştırıcı nisap öngörülmediği bu konuda 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesinin geçerli olacağının kabul edildiğini, 2021/2 no.lu yönetim kurulu kararında müvekkili şirket yönetim kurulu, şirketin sınırsız temsil ve ilzamın nasıl yapılacağına ilişkin karar aldığını, konuyla ilgili 6102 sayılı Kanun'un 370 nci maddesine göre esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna ait olduğunu, bu maddede genel anlamda yönetim kurulunun nasıl temsil ve ilzam edileceğinin düzenlendiğini, şirket esas sözleşmesinde buna engel bir düzenlemenin söz konusu olmadığını, bu nedenle yönetim kurulunun bu kararının esas sözleşmeye ve kanuna uygun olduğunu, 2021/3 no.lu yönetim kurulu kararında iç yönerge düzenlemek, mevcut iç yönergeyi değiştirmek veya yürürlükten kaldırıp yenisini kabul etmek yönetim kurulunun münhasır yetkisinde olan bir husus olup, bu konuda ne esas sözleşmede, ne de 6102 sayılı Kanun'da genel esaslarında farklı bir toplantı veya karar nisabı öngörülmediğini, davacıların 2021/4 no.lu yönetim kurulu kararının alındığı toplantının tarih, saat ve gündemi belirtilerek yeni iç yönergenin taslak metni ile birlikte bütün yönetim kurulu üyelerine toplantıdan bir buçuk gün önce bildirildiği ve kendilerinin davet edildiğini, davacılarında dava dilekçesinde toplantı davet yazısının yeni iç yönerge taslağıyla birlikte kendilerine gönderildiğini kabul ettiklerini, buna rağmen toplantıya katılıp karara muhalif kalmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, iç yönerge borç doğurmayan ve görev sahiplerine konumları konusunda garanti vermeyen, pay sahiplerine ve/veya alacaklılara bir hak sağlamayan, anonim ortaklıktan yönetimin resmini veren yönetim kurulu ile yönetim arasındaki yetki sınırını çizen ve yönetimde görev ilişkilerini gösteren bir organizasyon metni olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 367 ve 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen yönetim kurulu iç yönergelerinde yönetim kuruluna toplantı ya da karar nisabı konusunda herhangi bir düzenleme yapmak için yetki verileceğine dair bir düzenlemeden bahsedilmediği, iç yönerge çıkarma, değiştirme ya da ortadan kaldırma konusunda yönetim kurulunun toplantı ve karar nisapları konusunda genel hüküm olan 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesinin uygulanması gerektiği, davacı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 391 inci maddesinde yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespiti talebinin örnekseme yoluyla sayıldığı belirtilmiş ise de, 391 inci maddesinde sayılan butlan nedenleri tahdidi nitelikte olup, davacı tarafça dayanılan nedenler bu maddede sayılan nedenlerden olmadığı gibi yönetim kurulu iç yönergelerinin değiştirilmesinde, oluşturulmasına ilişkin usul izlenecek olup, 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesi gereğince kabulde aranan nisaplar geçerli olacağı, davacılar 2021/4 no.lu yönetim kurulu kararının gündemi hakkında makul süre önce bilgilendirilmediklerini iddia etmişlerse de, gerek 6102 sayılı Kanun'da yönetim kurulunun toplantıya çağrılma usulüne ilişkin herhangi bir yasal düzenleme olmadığı gibi, şirket ana sözleşmesinde de bu hususta bir hüküm bulunmadığı, öte yandan, davacı yönetim kurulu üyelerine toplantı tarih, saat ve gündeminin e-posta yoluyla bildirildiğine ilişkin uyuşmazlık bulunmadığı, davacılar iç yönerge ile nitelikli çoğunluk öngörüldüğünden yönetim kurulu kararı ile iç yönergenin değiştirilemeyeceğini iddia etmişler ise de, bu husus ancak esas sözleşmede yönetim kurulu iç yönergesinin değiştirilmesi için gerekli olacak özel nisapların düzenlenmesi ile mümkün olabileceği, somut olay yönünden, esas sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunmamakta olup, alınan yönetim kurulu kararlarının esas sözleşme ve kanunda öngörülen toplantı ve karar nisaplarına uygun olarak alındığı, Kanun ya da ana sözleşmeye aykırı bir durum bulunmadığı gibi yönetim kurulu kararının butlanını gerektirir bir sebebin de bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesi uyarınca esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde yönetim kurulu kararları özel nisap gerektirmeyen ve oy çokluğu ile alınabilecek kararlar olduğu, iç yönerge düzenlenmesi ya da değiştirilmesi konusunu da kanunda özel bir nisap öngörülmemiş olup esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde yönetim kurulunun görevi kapsamında düzenlenen iç yönerge 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesi uyarınca oy çokluğu ile değiştirilebileceği, davaya konu yönetim kurulu kararlarının 5 kişilik yönetim kurulunun 3 üyesinin olumlu oyu ile oy çokluğu ile alındığı hususunun ihtilafsız olduğu, 2021/03 sayılı kararı ile 01.06.2017 tarih ve 2017/01 sayılı iç yönergeyi iptal edilerek yeni iç yönergenin oy çokluğu ile kabulüne karar verildiği, davalı şirketin esas sözleşmede iç yönergenin kabulü ya da değiştirilmesi konususunda oyçokluğunun aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı, önceki iç yönergede tahdidi olarak sayılan belirli kararların alınması için oy çokluğu dışında ağırlaştırılmış nisap öngörülmüş olması (%80-4/5 olumlu oy ile) iç yönergeninin de bu öngörülen ağırlaştırılmış nisap ile değiştirileceği sonucunu doğurmayacağı, buna göre 2021/03 sayılı karar ana sözleşme ve kanunda öngörülen nisaba uygun olarak alındığı, 2021/02 sayılı kararı ile şirketin sınırsız temsil ve ilzamına ilişkin olarak alınan 03.10.2019 tarih 2019/03 numaralı kararının iptal edilmesine, yönetim kurul başkanının, yönetim kurulu başkan vekili ile birlikte veya yönetim kurulu üyesi … ile birlikte müşterek imza ile şirketi temsil ve ilzam etmesine, 2021/04 sayılı kararı ile 1 numaralı bentte şirketin temsil ve ilzamına ilişkin 2 no.lu yönetim kurulu kararı tekrar edilerek A Grubu, B grubu ve C grubu imza yetkililerinin belirlenmesine oy çokluğu ile karar verildiği, esas sözleşme ile belirli pay gruplarının yönetim kurulunda temsil edilme imkânı ve yönetim kurulu üyesi belirleme imtiyazı verilebileceği, davalı şirketin ana sözleşmesinin 7 nci maddesinde yönetim kurulu üyelerinin 2/5'nin A grubu, 2/5'nin B grubu, 1/5'nin de C grubu hissedarlar arasından ve onlar tarafından gösterilecek hissedarlar arasından seçileceği düzenlenmiş ve bu düzenleme uyarınca yönetim kurulu üyeleri seçildiği, şirket ana sözleşmesinde 6102 sayılı Kanun'un 367 ve 370 inci maddesinin aksi yönde bir düzenleme mevcut olmadığından bu hususun yönetim kurulunun yetkisi kapsamında olduğu, buna göre yönetim kurulu tarafından yönetim kurulu üyeleri arasında şirketi temsil ve ilzama yetkili kişileri oy çokluğu ile belirlenebilecek olup, bu husus yönetim kuruluna üye belirleme imtiyazı veren ana sözleşmenin ihlali niteliğinde olmadığı, davaya konu kararlar içerik itibarıyla eşit işlem ilkesine aykırı, şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, ya da diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 391 inci maddesi kapsamında batıl olan kararlardan da olmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı … şirketin 30.11.2021 tarihli 2021/ 2-3-4 nolu yönetim kurulu kararının butlanının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/356 E., 2024/4114 K. sayılı ilamı. 3. Değerlendirme 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin karara yönelik davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2.Dava konusu edilen yönetim kurulu kararı daha önceden oy birliği ile kabul edilmiş, iç yönergenin iptali ve o yönergedeki temsil yetkisinin değiştirilmesi ile ilgilidir. Değiştirilen iç yönerge ile yönetim kurulu kararının %80 çoğunluk nisabı ile alınması öngörülmüş olmakla sözü edilen iç yönergenin değiştirilmesi de aynı nisapla alınacak bir karar ile mümkün olacaktır. Nisap sağlanmadan alınmış yönetim kurulu kararı yok hükmünde olduğundan Bölge Adliye Mahkemesince şirket esas sözleşmesinde ağırlaştırıcı nisap bulunmadığı, önceki iç yönergede tahdidi olarak sayılan belirli kararların alınması için oy çokluğu dışında ağırlaştırıcı nisap öngörülmüş olması, iç yönergeninde bu ağırlaştırıcı nisap ile değiştirileceği sonucu doğurmayacağı gerekçesiyle esastan ret kararı verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacıların temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 25.11.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/140, K. 2020/1013Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/140 E.  ,  2020/1013 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “genel kurul kararının yokluğu ve iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin TOBB, TESK, KOSGEB, TOSYÖV isimli kuruluşlar ile birlikte kurucu ortağı olduğu davalı şirketin 1991 yılında kurulduğunu, daha sonra Halk Bankası A.Ş.'nin de davalı şirkete ortak olduğunu, 2006 yılında yapılan esas sözleşmenin 7. maddesinin değiştirilmesi ile müvekkilinden ve anılan kuruluşlardan belirli sayılarda üye olmak üzere yönetim kurulunun dokuz üyeden oluşmasının kararlaştırıldığını, ayrıca esas sözleşmeye eklenen geçici 5. madde ile müvekkilinin yönetim kurulunda bir üye ile temsil hakkının yirmi bir yıl süreyle saklı olduğunun belirlendiğini, bu durumun müvekkiline verilen imtiyaz niteliğinde bulunduğunu, 07.08.2009 tarihli şirket olağan genel kurulunda esas sözleşmenin 7. maddesinde “dokuz üyeden oluşan yönetim kurulunun beş üyeliğinin TOBB'a, dört üyeliğinin KOSGEB'e verilmesine” şeklinde değişiklik yapıldığını ve geçici 5. maddenin de kaldırılmasına karar verildiğini, bu kapsamda teşekkül eden yönetim kurulunun 09.09.2009 tarihli ve 08.10.2009 tarihli olağanüstü genel kurulun toplanması kararı aldığını ve yapılan olağanüstü genel kurul toplantılarında esas sözleşmede değişiklikler yapıldığını, imtiyazlı ortakların haklarının ihlaline ilişkin bulunan kararların infaz kabiliyetinin olmadığını ileri sürerek 07.08.2009 tarihli genel kurulda alınan esas sözleşmenin 7. maddesinde değişiklik yapılmasına ve geçici 5. maddenin ortadan kaldırılmasına ilişkin kararların infaz kabiliyetinin olmadığının tespitiyle, kararların yoklukla malul olduğunun tespiti ve iptaline, yine 09.09.2009 tarihli ve 08.10.2009 tarihli genel kurullarda alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitiyle iptallerine karar verilmesini, bu kararların ticaret sicilinden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5.1. Davalı … vekili; davacının 07.08.2009 tarihli genel kurula katılmadığını, bu nedenle iptal talebinde bulunamayacağını, diğer genel kurul toplantılarında davacıyı ilgilendiren bir karar alınmadığını, davacının şirketin büyüyen ve gelişen konumunda çok küçük bir sermaye ile yönetimde söz sahibi olma iddiasının hakkaniyetle bağdaşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 5.2. Davalı Ankara Ticaret Sicil Memurluğu; dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davaya cevap vermemiş ve duruşmalara katılmamıştır. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.09.2011 tarihli ve 2009/674 E, 2011/320 K. sayılı kararı ile; davaya dayanak yapılan 2006 yılındaki esas sözleşme değişikliği ile düzenlenen 7. madde ve eklenen geçici 5. maddenin davacıya TTK’nin 389. maddesi gereğince imtiyazlı paydan kaynaklı hak ve yetkileri tanımadığı, kural olarak anonim şirketlerde imtiyazın paya bağlanma zorunluluğunun aynı Kanun’un 401. maddesinde belirtildiği ve yine aynı Kanun’un 300/2-b.5 maddesi gereğince de tescil ve ilanının gerektiği göz önüne alınarak paya bağlanan bir imtiyazın varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.02.2013 tarihli ve 2011/15478 E, 2013/2491 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davalı şirket genel kurul kararlarının yoklukla malul olduklarının tespiti, iptali ve ticaret sicilinden terkini istemlerine ilişkin olup, yukarıdaki özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece kural olarak anonim şirketlerde imtiyazın paya bağlanma zorunluluğunun bulunduğu, paya bağlanan bir imtiyazın varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere imtiyazın “pay”a bağlanması, yani üstünlüğün “pay”a tanınmış olması icap eder. Paya değil de “kişi”ye veya “sıfat”a veya “makam”a bağlanan haklar, üstünlükler ve imkânlar, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanununa göre imtiyaz değildir. Mesela pay sahibi (A)'ya ömür boyu murahhas üyelik tanıyan veya veto hakkı veren esas sözleşme hükümleri -geçerli oldukları sonucuna varılan durumlarda- imtiyaz olarak nitelendirilemezler. Çünkü, üstün hak tanınan “pay” veya “paylar” değil, pay sahibi (A)'dır. Bu tür haklar “akdi hak”lar diye anılır ve genel hükümler çerçevesinde değerlendirilir ve sözleşmenin taraflarca karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle değiştirilmesi mümkündür. (Bkz. Prof. Dr. Reha POROY, Prof. Dr. Ünal TEKİNALP, Prof. Dr. Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11. Bası, İstanbul, 2009, Sh. 479.) Somut olayda; davalı şirketin 31/08/2006 tarihinde yapılan 2005 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan ana sözleşme değişikliği kararıyla ve ana sözleşmeye eklenen geçici 5. maddenin “genel kurul kararına binaen MEKSA, TOSYÖV, TESK ve HALKBANK'ın yönetim kurulunda birer üye ile temsil hakları, iş bu genel kurul kararının tescilinden itibaren 21 yıl süre ile saklıdır” hükmüyle davacıya 21 yıl müddetle yönetim kurulunda bir üye bulundurma hakkı tanınmıştır. Her ne kadar yukarıda belirtildiği üzere imtiyazın paya tanınması söz konusu ise de ana sözleşme değişikliğiyle birlikte davacıya tanınan bu hak bir imtiyaz hakkı olmayıp sözleşmesel bir haktır. Sözleşmesel bir hakkın hak sahibinin izni olmadan ortadan kaldırılması da mümkün değildir. Mahkemece, davacıya tanınan hakkın sözleşmesel bir hak olduğu kabul edilerek davacının davadaki taleplerinin buna göre değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.06.2015 tarihli ve 2013/688 E., 2015/408 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak 2006 tarihli esas sözleşme değişikliğiyle birlikte davacıya tanınan hakkın bir imtiyaz hakkı olmayıp sözleşmesel bir hak olduğu, sözleşmesel hakların ise tek taraflı irade beyanı ile sonlandırılabileceği, aksi durumda sözleşmesel hakka imtiyazlı haktan daha üstün bir statü tanınmış olacağı, somut olayda da genel kurul kararı ile esas sözleşme değişikliğine gidilmiş olduğundan sözleşmesel hakkın ihlâlinin söz konusu olmadığı, bu itibarla davacının olası hak taleplerini genel hükümler (Borçlar Kanunu) çerçevesinde sözleşmenin karşı tarafına her zaman ileri sürebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6762 sayılı TTK döneminde anonim şirketlerde esas sözleşme ile pay sahibine tanınan yönetimde belli bir süre ile bir üye tarafından temsil edilme hakkının pay sahibinin örtülü ya da açık rızası olmadan genel kurul kararı ile ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, davalı şirketin esas sözleşme değişikliğine ilişkin genel kurul kararlarının yoklukla malul olduklarının tespiti istemine ilişkindir. 13. Uyuşmazlığın çözümü için ilk önce anonim şirket esas sözleşmesine ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 14. Bilindiği üzere, dava tarihinde yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 sayılı TTK) esas sözleşme, anonim şirketin temel düzenini oluşturan, ortaklığın iç ve dış ilişkileri ile pay sahiplerinin ortaklığa ve birbirlerine karşı hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenleyen, şekle tâbi, katılıma açık (iltihakı) çok taraflı bir sözleşmeyi ifade etmektedir. Anonim şirketin tüzel kişi olarak organları, ehliyetinin sınırları, sermayesi, payları ve pay senetleri, pay sahipleri ve üçüncü kişiler ile ilişkileri, pay sahiplerinin ortaklığa ve birbirlerine karşı hak, yetki ve yükümlülükleri ve ortaklığın sona ermesi kanunların emredici hükümleri çerçevesinde esas sözleşme ile belirlenir. Bu özellikleri ile esas sözleşme, şirketin organlarını, pay sahiplerini ve şirketin tüzel kişilik kazanmasıyla objektif nitelik kazanan hükümleriyle üçüncü kişileri bağlamaktadır. 15. Esas sözleşmede yer almaları herhâlde zorunlu olan kayıtlar 6762 sayılı TTK’nin 279. maddesinde belirtilmiştir. Bu tür kayıtlar anılan maddede sayılanlardan ibaret olmayıp 6762 sayılı TTK’nin diğer bazı maddelerinde de başkaca zorunlu kayıtlara yer verilmiştir. Öte yandan bazı anonim şirket türlerini düzenleyen diğer özel kanunlarda da ilgili anonim şirketlerin esas sözleşmelerinde yer alması zorunlu başkaca kayıtlar da öngörülmüştür. 16. Esas sözleşmede, zorunlu kayıtlar yanında, emredici hükümlere, ahlâka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya imkânsız olmamak koşuluyla gereksinim duyulan ihtiyari kayıtlara da yer verilebilir. Bu düzenlemeler 6762 sayılı TTK ve diğer özel kanunların emredici olan veya olmayan hükümlerini tamamlar veya emredici olmayan hükümlerini değiştirir nitelikte yahut özel düzenleme şeklinde olabilirler. Uygulamada ihtiyari kayıtların önemli bir bölümünü pay sahipleri ile üçüncü kişiler lehine anonim şirkete karşı ve pay sahipleri arasında birbirlerine karşı talep (alacak) hakları ihdas eden ve borçlar hukuku sözleşmeleri niteliğinde olan düzenlemeler oluşturmaktadır. 17. Esas sözleşmede yer alan tüm zorunlu ve ihtiyari kayıtları, salt tüzel kişiyi ve onun temel düzenini oluşturan hükümler; tüzel kişinin pay sahipleri ve üçüncü kişilerle ve pay sahiplerinin birbirleri ile olan ilişkilerini düzenleyen hükümler olarak iki gruba ayırmak mümkündür. Özellikle esas sözleşmenin tüzel kişinin pay sahipleri ve üçüncü kişilerle ve pay sahiplerinin birbirleri ile olan ilişkilerini düzenleyen hükümlerinin bir bölümü oy hakkı, kâr payı hakkı gibi konularda imtiyazlı paylar ihdasına ilişkin pay sahipliği hakları oluştururken, diğer bir bölümü de şirketin mevcut bir işletme veya bazı ayınları devralması; kurucular ve şirketle ilgili diğer kimseler lehine intifa hakları (senetleri) ihdası; yönetim kuruluna aday gösterilmesi; kuruculara, yönetim kurulu üyelerine ve diğer kimselere ortaklık kazancından pay verilmesi; satışa çıkarılan şirket paylarını satmaları hususunda pay sahiplerine öncelik hakkı tanınması gibi şirkete karşı veya pay sahipleri arasında talep (alacak) hakkı ihdas eden hükümlerdir. 18. Görüldüğü üzere esas sözleşme ile tanınan hakların bir kısmı paya tanındığı için imtiyaz niteliğindedir. Özellikle pay sahipleri ile üçüncü kişiler lehine anonim şirkete karşı ve pay sahipleri arasında birbirlerine karşı talep (alacak) hakları ihdas eden haklar ise paya bağlanmadığı için imtiyaz niteliğinde olmayıp şirket ilişkisinin ötesinde sözleşmesel bir temele dayanan sözleşmesel hak niteliğindedir. Hem imtiyaz niteliğindeki haklar hem de sözleşmesel temele dayanan haklar ihdas eden esas sözleşme hükümlerinin tüzel kişinin (genel kurulunun) tek yanlı bir kararıyla kaldırılabilmesi veya değiştirilebilmesi mümkün değildir. Bunun için pay sahiplerinin veya üçüncü kişilerin açık veya kapalı rızalarının alınması zorunludur (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul, 2017, s. 235.). Kanun koyucu tarafından 6762 sayılı TTK’nin 389 ve 391. maddeleri ile imtiyaz niteliğindeki hakların korunması için özel bir koruma rejimi öngörülmüş; imtiyaz niteliğindeki haklarının kaldırılması, kısıtlanması veya olumsuz etkilenmesinin söz konusu olduğu hâllerde, bu rızanın tüzel kişi ile pay sahiplerinin karşılıklı çıkarlarını dengeleyecek şekilde imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun çoğunluk kararı ile alınması düzenlenmiştir. Ancak imtiyaz niteliğinde olmayan ve sözleşmesel bir temele dayanan haklar için ise özel düzenleme getirilmemiştir. Bu itibarla pay sahibine sözleşmesel temele dayalı olarak tanınan hakların sadece ilgilinin muvafakati ile kaldırılabileceği veya sınırlandırılabileceği kabul edilmelidir (Kendigelen, Abuzer: Anonim Ortaklıkta Yönetime Katılma Haklarında İmtiyaz, İstanbul, 1999, s. 46). 19. Esas sözleşmenin pay sahipleri ile üçüncü kişiler lehine anonim şirkete karşı ve pay sahipleri arasında birbirlerine karşı talep (alacak) hakları (sözleşmesel hak) ihdas eden hükümlerine aykırı olan, bunları değiştiren, sınırlayan veya ortadan kaldıran genel kurul kararlarının geçersizliğinin dava edilmesi genel kurul kararlarının iptalini düzenleyen 6762 sayılı TTK’nin 381. maddesinde belirtilen (genel kurul kararına muhalif kalıp bunun toplantı tutanağına geçirilmesi, üç aylık hak düşürücü dava süresine uyulması ve en erken dava ile birlikte icranın geri bırakılmasını talep edebilme) koşullarına tabi değildir. Üçüncü kişiler ile pay sahipleri söz konusu genel kurul kararlarının kendileri hakkında bağlayıcılığının bulunmadığını genel hükümlere göre tespit davası veya itiraz yoluyla ileri sürebilirler (Moroğlu, s. 236). 20. Hemen belirtilmesi gerekir ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) ile mülga 6762 sayılı TTK döneminde bulunmayan “emredici hükümler” ilkesi getirilmiştir. 6102 sayılı TTK’nin “emredici hükümler” başlıklı 340. maddesi “Esas sözleşme, bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar.” hükmünü haizdir. Buna göre esas sözleşmede yer alacak olan ihtiyari kayıtların geçerliliği, emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırılık veya imkânsızlık hâllerinin yanında ayrıca “Kanunda açıkça izin verilmiş olma” koşulu ile de sınırlanacaktır. Başka bir deyişle 6102 sayılı TTK döneminde anonim şirketlere ilişkin bütün hükümler emredici nitelik taşımakta olup; artık esas sözleşmeye konulacak ihtiyari kayıtlar, Kanun buna açıkça izin vermişse mümkün olabilecektir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Ankara, 2017, s. 285). 21. Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 22. maddesi ile anonim şirket esas sözleşmelerinin yayımı tarihinden itibaren on iki ay içinde 6102 sayılı TTK ile uyumlu hâle getirileceği, Bakanlığın bu süreyi bir yıl uzatabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca anılan Kanun’un 28/2 maddesinde; 6762 sayılı eski TTK zamanında ve 6102 sayılı TTK’nin kabul edilmesinden en az bir yıl önce esas sözleşme hükmü ile bazı pay gruplarına tanınmış olan yönetim kurulu üyeliği için aday gösterme hakkı, 6102 sayılı TTK’nin 360/1 maddesindeki sınırı aşsa bile müktesep hak sayılacağı belirtilmiştir. Bu itibarla 6762 sayılı TTK döneminde 6102 sayılı TTK’nin kabul edilmesinden en az bir yıl önce esas sözleşme ile öngörülen imtiyaz niteliğinde olmayan ancak sözleşmesel hak niteliğindeki bazı pay gruplarına tanınmış olan yönetim kurulu üyeliği için aday gösterme hakkı 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 28/2 maddesi ile müktesep hak kabul edilmiştir. Anılan maddenin gerekçesi ve 6102 sayılı TTK’nin 360. maddesi de dikkate alındığında bazı pay gruplarına tanınmış olan yönetim kurulu üyeliği için aday gösterme hakkının, ayrıca belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli pay grupları ve azlığa tanınmış olan yönetim kurulunda temsil edilme hakkını da kapsadığı kabul edilmelidir (Karasu, Rauf: Anonim Şirket Yönetim Kurulunda Belirli Grupların Temsil Edilme Hakkı, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, 2016, C. 1, S. 1, s. 38.). 22. 6102 sayılı TTK’nin 360. maddesinde; “Esas sözleşmede öngörülmek şartı ile belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Bu amaçla, yönetim kurulu üyelerinin, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli  pay grupları ve azlık  arasından seçileceği  esas sözleşmede öngörülebileceği gibi, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkı da tanınabilir…” hükmü yer almaktadır. Buna göre 6102 sayılı TTK ile belirli pay gruplarının yanında “belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine” ve azınlığa da yönetimde temsil edilme hakkı tanınmaktadır. Belirli bir grup oluşturan pay sahipleri; herhangi bir pay sahibini değil, esas sözleşmede 6102 sayılı TTK’nin 340. maddesinde öngörülen emredici hükümler ilkesine aykırı olmayacak şekilde, somutlaştırılan ve kural olarak aralarında ortak bağlar bulunan pay sahiplerini ifade etmektedir. Bu itibarla örneğin şirketin kurucu ortakları, şirkette çalışan pay sahipleri, üretim yapan bir anonim şirketin müşterileri, şirkete ham madde tedarik edenler, belirli bir mesleğe mensup olanlar, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri olarak kabul edilmelidir (Karasu, s. 34.). 23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirketin 1991 yılında kurulduğu ve davacının davalı şirketin kurucu ortaklarından olduğu, davalı şirketin 31.08.2006 tarihinde yapılan 2005 yılı olağan genel kurul toplantısında esas sözleşmenin 7. maddesinin değiştirildiği ve esas sözleşmeye “geçici madde 5” eklendiği, esas sözleşmenin değiştirilen 7. maddesi ile davalı şirketin kurucu ortaklarına yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanındığı ve davacının da bir üye ile yönetim kurulunda temsil edileceğinin düzenlendiği, esas sözleşmeye eklenen “geçici madde 5” ile de yönetim kurulunda bir üye ile temsil edilme hakkına sahip olan kurucu ortakların bu haklarının 21 yıl süreyle saklı olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır. 24. Davalı şirketin dava konusu olan 07.08.2009 tarihli olağan genel kurul toplantısında, esas sözleşmenin “Yönetim kurulu 9 üyeden oluşur. Yönetim kurulunda; TOBB üç, KOSGEB iki, HALKBANK bir, TESK bir, MEKSA bir ve TOSYÖV bir üye ile temsil edilirler…” şeklindeki 7. maddesi; “Şirket Yönetim Kurulu 9 (dokuz) üyeden oluşur. Bu üyelerden dört üye şirket ortağı KOSGEB’in sahip olduğu paylara bu ana sözleşme maddesi gereğince tanınan imtiyaz ile pay sahibi KOSGEB’in göstereceği adaylar arasından; kalan beş üye ise TOOB’un sahip olduğu paylara bu ana sözleşme maddesi gereğince tanınan imtiyaz ile pay sahibi TOBB’un göstereceği adaylar arasından şirket Genel Kurulunca seçilir…” şeklinde değiştirilmiş; ayrıca “Genel Kurul kararına binaen MEKSA, TOSYÖV, TESK ve HALKBANK’ın yönetim kurulunda birer üye ile temsil edilme hakları, işbu Genel Kurul Kararının tescilinden itibaren 21 yıl süreyle saklıdır” şeklindeki “geçici madde 5” ise kaldırılmıştır. Dava konusu olan davalı şirketin 09.09.2009 tarihli ve 08.10.2009 tarihli genel kurul toplantılarına ise yeni oluşturulan yönetim kurulu tarafından çağrı yapılmıştır. Görüldüğü üzere 6762 sayılı TTK döneminde davalı şirketin kurucu ortaklarına 31.08.2006 tarihli esas sözleşme değişikliği ile tanınan yönetimde belli bir süre ile bir üye tarafından temsil edilme hakkı; paya bağlanan bir hak olmayıp, pay sahibine esas sözleşme ile tanınan sözleşmesel bir hak niteliğindedir. 25. Bu itibarla yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 6762 sayılı TTK döneminde davacıya tanınan bu hak, sözleşmesel temele dayanan bir hak olduğundan sadece ilgililerin muvafakati ile kaldırılabileceği veya sınırlandırılabileceği kabul edilmelidir. Kaldı ki 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 28/2 maddesinde; 6762 sayılı eski TTK zamanında ve 6102 sayılı TTK’nin kabul edilmesinden en az bir yıl önce esas sözleşme hükmü ile bazı pay gruplarına (belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine) tanınmış olan yönetim kurulu üyeliği için aday gösterme hakkı müktesep hak sayıldığı; 6102 sayılı TTK’nin 360. maddesi gereğince de artık belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine de yönetimde temsil edilme hakkı tanınmasının mümkün olduğu gözetildiğinde davacıya tanınan yönetim kurulunda belli bir süre ile bir üye tarafından temsil edilme hakkı emredici hükümler ilkesine de aykırılık oluşturmayacaktır. 26. O hâlde 31.08.2006 tarihli esas sözleşme ile davacıya tanınan yönetim kurulunda belli bir süre ile bir üye tarafından temsil edilme hakkının sadece davacının muvafakati ile kaldırılabileceği, davacının bu hakkını kaldıran genel kurul kararlarının geçersizliğinin dava edilmesi genel kurul kararlarının iptalini düzenleyen 6762 sayılı TTK’nin 381. maddesinde belirtilen koşullarına tabi olmadığı gözetilerek davadaki taleplerin buna göre değerlendirilmelidir. 27. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.12.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/3844, K. 2022/9063Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/3844 E.  ,  2022/9063 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :… BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 20.09.2018 tarih ve 2017/133 E. – 2018/819 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin reddine-kısmen kabul-kısmen reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nce verilen 04.03.2021 tarih ve 2020/184 E. – 2021/237 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından duruşmalı, asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilince duruşmasız olarak istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 13.12.2022 günü hazır bulunan asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili Av. … ile asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Dr. … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl davada davacı vekili, müvekkili şirketin 12.01.2017 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan kararlara muhalefet şerhi düşen davalı ortak …'in, olağanüstü genel kurul toplantısı sonrası şirket yönetim kurulu usulüne uygun olarak imtiyazlı pay sahipleri kurulunu toplantıya davet etmesine ve yeterli çoğunluğun sağlanamamış olması sebebiyle toplantının yapılamadığına dair tutanak tutulmasına rağmen emredici nitelikteki TTK’nın 454. maddesi hükmüne aykırı olarak yönetim kuruluna ve mahkemeye başvuru yapmaksızın ve imtiyazlı pay sahiplerini toplantıya davet etmeksizin tek başına toplantı tutanağı düzenleyerek tebliğ ettiğini, davalı tarafça müvekkili şirkete tebliğ edilen özel kurul tutanağının kanun ve ana sözleşmeye göre batıl olduğunu iddia ederek butlanla sakıt olduğunun tespitine ve 12.01.2017 tarihli olağanüstü genel kurul kararının tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı vekili, müvekkilinin imtiyazlı pay sahibi olduğu davacı şirketin 20.01.2014 tarihli ana sözleşme değişikliği doğrultusunda imtiyaz hakkının gerçek kişilere tanındığını, bilahare yapılan hisse devirleri neticesinde şirkette imtiyazlı pay sahibi olarak sadece müvekkili … ile …'ün kaldığını, 12.01.2017 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulda alınan kararların ise sadece müvekkilinin imtiyaz haklarını ortadan kaldıracak nitelikte olduğunu, gerçek kişi pay sahiplerine tanınan imtiyaz hakkının müvekkili açısından olağanüstü genel kurulda alınan kararlar ile ortadan kaldırıldığını, yine yönetim şemasında ana sözleşmeye aykırı olarak değişikliğe gidildiğini, TTK'nın 454. maddesinin imtiyazlı pay sahiplerini bu tür hukuka aykırılıklara karşı koruyan bir hüküm olduğunu, bu sebeple imtiyazlı pay sahipleri kurulunun 12.01.2017 tarihinde …'in katılımıyla toplandığını ve 12.01.2017 tarihli olağanüstü genel kurulun onanmamasına karar verildiğini, davacının butlanını talep ettiği imtiyazlı pay sahipleri kurulu kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, davalı şirketin 21.12.2011 tarihinde kurulduğunu, her biri 25 TL nominal değerde 16.000 adet paydan oluşan 400.000.- TL sermayeye sahip olduğunu, kuruluş tarihi itibariyle kuruculardan …'in %20, ortaklardan …'ün %20, …'nun %25, Vahit Kapıcıoğlu'nun %5 ve Bülent Sungur'un %30 oranında hisseye sahip bulunduğunu, kuruluştan bir süre sonra şirketin paylarının bir kısmının Çin menşeili Şangai elektrik şirketine devredildiğini, hisse devrinden sonra hissedarlar anlaşması ve buna uyumlu olarak ana sözleşmede değişikliğe gidilerek bazı pay sahibi gruplara imtiyaz hakkı tanındığını, buna göre yönetim kurulunun 2 üyesinin gerçek kişi imtiyazlı pay sahipleri temsilcileri ve bu kişilerin önereceği kişiler arasından seçileceğinin düzenlendiğini, 2014 yılında ana sözleşmede yapılan değişiklikle imtiyazların bazıları kişilere tanınmışken, bazılarının ise gerçek kişi pay sahipleri kuruluna verildiğini, imtiyaz hakkı tanınan …, Bülent Sungur ve Vahit Kapıcıoğlu'nun hisselerini tüzel kişi ortak SEP'e devrettiğini, devirden sonra şirkette sadece gerçek kişi olarak … ile …'in kaldığını, bu devir işlemlerinden sonra şirketin genel kurulu 12.01.2017 tarihinde olağanüstü toplantıya çağırdığını ve bu defa şirket ana sözleşmesinin 3,5,11,13,14,15,16 17,23 ve 33. maddelerinin değiştirilmesinin, yönetim kurulu üyelerinin atanmasının görüşüleceği hususunun bildirildiğini, müvekkilinin davalı şirkete ihtarname göndererek çağrının usulüne uygun olmadığını, gerek kanuna gerekse hissedarlar anlaşmasına aykırı olarak müvekkilinin imtiyaz haklarının tamamen ortadan kalkacak olması nedeniyle bu toplantının yapılamayacağı itirazında bulunduğunu, toplantı çağrısının, davetin usule ve yönetmeliğe aykırı bir şekilde yapıldığını, ilan ile toplantı tarihi arasında olması gereken iki haftalık süreye riayet edilmediğini, bu sebeplerle olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali gerektiğini, ayrıca ana sözleşme değişikliğinin kanuna, ana sözleşmeye, hissedarlar anlaşmasına ve dürüstlük kuralına aykırı olması nedeniyle buna yönelik olağanüstü genel kurul kararlarının iptalinin gerektiğini, genel kurulda seçilen yönetim kurulu üyelerinin seçimlerinin de kanuna açıkça aykırı olduğunu iddia ederek 12.01.2017 tarihinde yapılan davalı şirketin olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptalini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı vekili, müvekkil şirketin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı bir anonim şirket olup, şirketin yönetim kurulunca 23.12.2016 tarihinde esas sözleşmede öngörülmüş olan toplantı ve karar yeter sayısına uyulmak suretiyle şirket esas sözleşmesinin bazı maddelerinin değiştirilmesi ve yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi hususunda 12.01.2017 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına karar verildiğini, anılan karara istinaden yasada ve sözleşmede öngörülen usul nisaplara uyulmak suretiyle 12.01.2017 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını, olağanüstü genel kurul toplantısında şirketin tüm paylarının temsil edildiğini, ancak davacı …’in şirkete keşide ettiği ihtarnameyle haklarının ihlal edildiğinden bahisle bir takım itirazlar ileri sürdüğünü, ayrıca genel kurul sırasında itirazlarını tekrarladığını ve tutanağa geçirttiğini, davacı tarafça iddia edildiği üzere istifa nedeniyle yönetim kurulunun kurul vasfını kaybetmesi söz konusu olmadığı gibi dava konusu yapılan olağanüstü genel kurul çağrısı usul ve yasaya, yönetmeliğe uygun olarak gerçekleştirildiğini, kabul etmemekle birlikte aksi düşünülse dahi genel kurulun toplantıya çağrılmasına dair usule uyulmamasının tek başına alınan kararların iptali sonucunu doğurmayacağını, davacının genel kurul kararlarının iptaline ilişkin ileri sürdüğü sözde imtiyazlarının ortadan kaldırıldığı iddiasının genel kurul kararlarının iptaline ilişkin olarak kanunda belirtilen sebeplerden olmadığını, dolayısıyla huzurdaki davada imtiyazların ortadan kaldırıldığı iddiasının dinlenemeyeceğini, dava konusu olağanüstü genel kurulda alınan kararların, ana sözleşme değişikliğine ilişkin olmasına rağmen ana sözleşmedeki ilgili maddelerin değiştirilemeyeceğine dair bir düzenlemenin bulunmaması karşısında davacının iddiasının dinlenemeyeceğini, ayrıca davacının, Türk Ticaret Kanunu'nun 454/2. maddesi gereğince yasal süre içinde imtiyazlı pay sahipleri kurulunu toplantıya davet etmediğini, mahkemeden izin talebinde bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi’nce, asıl davada dava konusu davalı …'in çağrısı ile gerçekleştirilen 12.01.2018 tarihli imtiyazlı pay sahipleri genel kurulunda alınan kararların "öncelikle genel kurulun toplantıya davet edilmesinin yönetim kurulundan talep edilmesi aksi halde mahkemeden genel kurulun toplanmasına izin talebinde bulunulması" yasal prosedürüne uygun olarak hareket edilmeksizin usulsüz çağrı ile toplanması, diğer ortakların iştirak etmemesi, hükümet komiserinin bulunmaması ve Türk Ticaret Kanunu'nun 454. maddesine aykırı olması nedeniyle butlanla sakıt olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davada davalı şirketin 12.01.2017 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısının toplantı gündeminin 3. maddesinde görüşülen ana sözleşme tadil tasarı metnine ilişkin 11-11.1-11.2-13-14-15 ve 17. maddeleri ile yine olağanüstü genel kurul gündeminin 4. maddesinin kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle bu maddelerin iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nce, TTK'nın 454/2. maddesi uyarınca imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunu toplantıya çağırma yetkisinin yönetim kuruluna ait olduğu, yönetim kurulunun, en geç genel kurul kararının ilan edildiği tarihten itibaren bir ay içinde özel kurulu toplantıya çağırmaz ise o halde, her imtiyazlı pay sahibinin yönetim kurulunun çağrı süresinin son gününden başlamak üzere on beş gün içinde, bu kurulun toplantıya çağrılmasını şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden isteme hakkı bulunduğu, davacı/birleşen dosya davalısı Emba Elektrik Üretim A.Ş. yönetim kurulunun İmtiyazlı Pay Sahipleri Özel Kurulu’nu toplantıya çağrısının 18.01.2017 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığına göre ve ilanda belirtilen 08.02.2017 tarihinde bakanlık temsilcisi ve … vekilinin katılımı ile toplantı açılışı yapıldığına göre davalı/birleşen dosya davacısı …'in tek başına İmtiyazlı Pay Sahipleri Özel Kurulu yapma yetkisi bulunmadığı, kanunun açık düzenlemesine aykırı olan ve … tarafından düzenlenen 12.01.2017 tarihli İmtiyazlı Pay Sahipleri Özel Kurulu Toplantı tutanağının hukuki bir geçerliliği bulunmadığı, ana sözleşme değişikliğinden etkilenen tek imtiyazlı pay sahibinin … olduğu ve tek başına %100 katılım ile özel kurul toplantısını düzenleyebileceği iddia edilmiş ise de, ana sözleşmenin değiştirilen maddesinde gerçek kişi pay sahipleri grubuna yönetim kurulunda temsil imtiyazı tanınmış olup, doğrudan …'e tanınan bir imtiyaz bulunmadığından bu savunmaya itibar etme olanağı bulunmadığı, bu nedenle İlk Derece Mahkemesi’nce asıl davanın kabulü ile davalı … tarafından yapılan 12.01.2017 tarihli imtiyazlı gerçek kişi pay sahipleri özel kurulunda alınan kararların butlanla sakıt olduğunun tespitine ilişkin kararda bir isabetsizlik görülmediği, Davalı/birleşen dosya davacısı …'in şirkette pay sahibi olması nedeniyle genel kurul kararının kanuna, ana sözleşme ve dürüstlük kuralına aykırılık iddiası ile iptal davası açma hakkı bulunduğu, davacı/birleşen dosya davalısı Emba Elektrik Üretim A.Ş.'nin 12.01.2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında değiştirilen ana sözleşmenin 11. maddesi ile grup imtiyazı düzenlemesinin kaldırıldığı, isim ve unvanları zikredilmek suretiyle doğrudan kişilere yönetim kuruluna aday önerme hakkı tanındığı, oysa TTK'nın 360/1. maddesinde, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkının, yönetim kurulu üyelerinin, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli pay grupları ve azlık arasından seçileceği esas sözleşmede düzenlenerek tanınabileceğinin düzenlendiği, TTK'nın 340. maddesinde ise, esas sözleşmenin, Kanun’un anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanun’da buna açıkça izin verilmişse sapabileceğinin düzenlendiği, esas sözleşmenin yönetim kurulunun belirlenmesine ilişkin maddesinde aday önerme hakkı imtiyazı kanunun öngördüğü şekilde yalnızca belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli pay grupları ve azlık'a verilebilecekken ismen belli şirket ortaklarına verilmiş olması kanuna açıkça aykırı olduğu, her ne kadar ileri sürülen bir kısım doktrinsel görüşte doğrudan ismen aday önerme yetkisi verilebileceği savunuluyor ise de, Türk Ticaret Kanunu’nun 360. maddesinin birinci fıkrasındaki sınırı aşsa bile müktesep hak sayılacağı kabul edilen tek düzenlemenin 6103 sayılı TTK'nın Yürürlük Kanunu'nun 28/2. maddesindeki 6762 sayılı eski Kanun zamanında ve Türk Ticaret Kanunu’nun kabul edilmesinden en az bir yıl önce esas sözleşme hükmü ile bazı pay gruplarına tanınmış olan yönetim kurulu üyeliği için aday gösterme hakkına ilişkin düzenleme olduğu, bunun dışında TTK'nın 360/1. maddesindeki sınırı aşan hiçbir aday gösterme hakkının bir imtiyaz olmayacağı gibi bir müktesep (akdi) hak olarak da değerlendirilemeyeceği, bunun yanı sıra TTK'nın 357. maddesine göre, pay sahipleri eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulması gerektiği, davacı/birleşen dosya davalısı Emba Elektrik Üretim A.Ş.'nin sadece iki gerçek kişi ortağı kalmış olup bunlar … ve … olduğu, bu iki ortağın sermaye paylarının eşit olduğu, buna karşın değiştirilen 11. madde ile …'e yönetim kuruluna aday olma veya 1 (bir) aday önerme hakkı verildiği, aynı oranda sermayeye sahip gerçek kişi ortaklar arasında eşitliği bozan bu uygulamanın haklılığını gösterir herhangi bir delile rastlanmadığı, her iki halde de 11. maddedeki değişikliğin kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı olup iptali gerektiği, TTK'nın 366/1. maddesine göre, yönetim kurulunun her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçeceği, esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesinin öngörülebileceği, ana sözleşmenin değiştirilen 11.1 maddesinde, yönetim kurulu başkan ve başkan vekilinin yönetim kurulu tarafından Shanghai Electric Power Co. Ltd.'nin önerdiği adaylar arasından seçileceği düzenlenmiş olup bu düzenlemenin de anılan kanuni düzenlemeye uygun olmadığı, kanunda pay sahibi de olsa ismen zikredilen bir kişinin yönetim kurulu başkan ve başkan vekilliği için aday önerebileceği ve bu adayın seçilmesi gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, ana sözleşme değişikliği ile kabul edilen üst yönetimin atanmasına ilişkin 11.2 maddesinde, finans müdürü, teknoloji müdürü, ve genel müdür yardımcısının Shanghai Electric Power Co. Ltd.'nin önereceği adaylar arasından atanacağının düzenlendiği, TTK'nın 375/1-d maddesinde, müdürlerin ve aynı işleve sahip kişiler ile imza yetkisini haiz bulunanların atanmaları ve görevden alınmaları yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri arasında sayıldığı, bu düzenlemeye göre yönetim kurulunun müdür atamasına ilişkin yetkisinin Shanghai Electric Power Co., Ltd.'nin önereceği adaylar arasından atanması şeklinde sınırlandırılmasının mümkün olmadığı, her ne kadar şirketin 10.01.2014 tarihli olağan genel kurulunda kabul edilen benzer düzenlemeler bulunduğu ve bu sebeple 11.1 ve 11.2 maddelerinin iptalinin istenmesinin dürüstlük kuralına aykırılık oluşturacağı ileri sürülebilir ise de, önceki uygulamada gerçek kişi ortaklara tanınan imtiyazın kaldırılmış olması nedeni ile değişen durum ve koşullarda yeni durumun davalı/birleşen dosya davacısı aleyhine sonuçlar doğuracak nitelikte olması sebebiyle bu maddelerin iptalinin istenmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmeyeceği, bu haliyle 11.1 ve 11.2 maddelerinin iptali gerektiği, iptal istemine konu yönetim kurulunun görev süresine ilişkin 13. maddesinde, "…boşalan üyeliğe genel kurulca yeni bir seçim yapılır; bu durumda yeni üye, yine boşa çıkan yönetim kurulu üyesini aday gösteren ilgili pay sahibi tarafından önerilen adaylar arasından seçilir. Yönetim kuruluna yapılacak tüm seçimlerde ve atamalarda 11. madde hükümlerine tam anlamıyla uygun davranılacaktır." şeklinde bir düzenleme olup bu madde iptali gereken 11. madde ile doğrudan ilişkili olup, üyelikte boşalma halinde 11. madde esas alınarak seçim yapılacağı düzenlendiğinden bu maddenin de iptali gerektiği, her ne kadar ana sözleşme değişikliğiyle değiştirilen 14. maddenin de mahkemece iptaline karar verilmiş ise de, bu madde dava konusu olmadığı gibi esasen önceki düzenlemeden esas itibariyle ayrılmadığı, ana sözleşme değişikliğine ilişkin 14. madde dava konusu olmayıp hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığından, bu maddeye ilişkin mahkemece hüküm oluşturulmasının isabetli olmadığı, iptal istemine konu 15, 17 ve 23. maddelerin yönetim kurulu toplantı ve karar nisapları, yönetim kurulunun temsili ve genel kurulun toplantı ve karar nisabına ilişkin olduğu, 15. ve 17. maddeye ilişkin bilirkişi raporundaki değerlendirmede bu değişikliklerin imtiyazlı pay sahipleri grubunun haklarını etkilediği belirtilmiş ise de, bu durum imtiyazlı pay sahiplerinden …'ün değişikliğe olumlu oy kullanması nedeni ile özel kurulun toplantı nisabı sağlanamayacak olması nedeni ile kanun gereği yapılamayacak olması nedeniyle ana sözleşme değişikliği uygulanabilir nitelikte olup, gerçek ve tüzel kişi grupların imtiyazlarının kaldırılması sürecinde bir usulsüzlük bulunmadığından imtiyazlı grubun hakkının etkilenmesi iptal sebebi olarak kabul edilemeyeceği, 23. madde ise toplantı ve karar nisaplarını azaltmakla birlikte Türk Ticaret Kanunu’nda bunu sınırlandıran bir düzenleme bulunmadığı, ayrıca az önce açıklanan gerekçe ile imtiyaz hakkının zedelendiğine de dayanılamayacağı, gündemin 4. maddesinde ise yönetim kurulu, ana sözleşme değişikliği ile yeniden düzenlenen ve iptalle malül 11. maddeye göre seçildiğinden gündemin 4. maddesi uyarınca yapılan yönetim kurulu seçiminin de iptali gerektiği, Asıl dava yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı-birleşen dosya davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, birleşen dava yönünden ana sözleşmenin 23. maddesine ilişkin davanın reddedilmesinde ve ana sözleşmenin 11-11.1-11.2-13 maddeleri ile gündemin 4. maddesi uyarınca yönetim kurulu seçimine ilişkin kararın iptaline karar verilmesinde herhangi bir şekilde hukuka aykırılık görülmediğinden taraf vekillerinin bu kararlara yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine, İlk Derece Mahkemesi’nce ana sözleşmenin 14, 15 ve 17 maddelerine ilişkin değişiklik yönünden ise bu maddelerle getirilen düzenlemelerin imtiyazlı pay sahipleri arasındaki dengeyi bozduğundan bahisle bu maddeler yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin isabetli görülmediği, bu nedenle davacı-birleşen dosya davalısı vekilinin istinaf başvurusunun ana sözleşmenin 14, 15 ve 17 maddelerine ilişkin değişiklik yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından esas hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı/birleşen dosya davacısı vekilinin asıl ve birleşen dosyaya ilişkin istinaf başvurusunun ayrı ayrı reddine, davacı/birleşen dosya davalısı vekilinin istinaf başvurusunun genel kurul kararının ana sözleşmenin 14, 15 ve 17. maddelerinin değiştirilmesine ilişkin kısımları yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, asıl dava yönünden, davalı …'in çağrısı ile 12.01.2017 tarihinde yapılan imtiyazlı gerçek kişi pay sahipleri özel kurulunda alınan kararların butlanla sakıt olduğunun tespitine, birleşen dava yönünden davalı …Ş.'nin 12.01.2017 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısının toplantı gündeminin 3. maddesinde görüşülen ana sözleşme tadil tasarı metnine ilişkin 11-11.1-11.2-13. maddeleri ile yine olağanüstü genel kurul gündeminin 4. maddesinin kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince asıl ve birleşen davada esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı-birleşen davacı …’in asıl davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının, birleşen davaya yönelik aşağıdaki bent dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine, birleşen dosya davalısı EMBA’nın birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesinin asıl davada davanın kabulüne dair kararı usul ve yasaya uygun görülmekle onanmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Asıl dava, 12.01.2017 tarihli anonim şirket olağanüstü genel kurul kararına karşı muhalif kalan pay sahibi davalı …’ın, imtiyazlı paylar genel kurul toplantısı yapılmaksızın, imtiyazın ortadan kaldırılmasına dair olağanüstü genel kurul toplantısında (OÜGKT) alınan kararlara onay vermediğine ilişkin tek başına aldığı kararın butlanla sakıt olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Birleşen dava ise, ortak ve imtiyazlı pay sahibi olduğunu ileri süren davacı … tarafından, davalı … şirket aleyhine, 12.01.2017 tarihli OÜGKT’da alınan kararların iptali istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı-B. Dosya davalısı EMBA şirketinin kuruluşu aşamasında davalı-b.dosya davacısı …’in %20, …’ün %20, Bülent Sungur’un %30 ve Vahit Kapıcıoğlu’nun %5 oranında pay sahibi oldukları, bir süre sonra bir kısım ortakların hisselerini Çin’li Shangay Electric Power Ltd (SEP)ortağa devrettikleri ve bu aşamada ortaklar arasında hissedarlar sözleşmesi imzalandığı, 10.01.2014 tarihli olağan genel kurul toplantısında Şirket Ana Sözleşmesinin yönetime ilişkin 11. maddesinin, Çinli ortağın %50,01, Bülent Sungur’un %14,1, …’nun %11,75, …’in %9,4 ve Vahit Kapıcıoğlu’nun %2,35 oranında hissedar oldukları, bu toplantıda YK’nın 6 üyeden oluştuğu, YK’nın 3 üyesinin Çinli ortak SEP'in önerdiği, 1 üyesinin Aiv-Int. Company’nin önerdiği, diğer 2 üyesinin ise gerçek kişi ortakları temsilen … ve …’ün kendileri veya bunların önereceği kişiler arasından seçilmesi şeklinde değiştirildiği anlaşılmaktadır. Bu dosyada dava konusu olan 12.01.2017 tarihli OÜGK toplantısında ise ana sözleşmenin 11. Maddesinde yapılan değişiklikle yönetim kurulu üye sayısının 8’e çıkartıldığı, 6 üyeyi belirleme yetkisinin SEP’e, 1 üyeyi belirleme yetkisinin AIC’e verildiği, kalan 1 üyenin ise … veya onun tarafından önerilen kişi olmasının kabul edildiği, bu toplantı öncesinde gerçek kişi ortaklar Eray ve Vahit’in hisselerini Çin’li ortağa devrettikleri ve gerçek kişi ortak olarak sadece … ve …’ün kaldıkları, toplantıda alınan kararlara sadece …’in karşı oy kullandığı, daha önceki ağırlaştırılmış toplantı nisabı olan %75’in, %66,6’ya indirildiği anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince, davalı ortak …’in tek başına aldığı İmtiyazlı Pay Sahipleri Özel Kurulu (İPSÖK) kararının butlanına, birleşen dava yönünden ise davanın kısmen kabulü ile OÜGKT’da toplantı gündeminin 3. maddesinde görüşülen ana sözleşme tadil tasarı metnine ilişkin 11-11.1-11.2-13-14-15 ve 17. maddeleri ile yine olağanüstü genel kurul gündeminin 4. maddesinin iptaline karar verilmiş, diğer maddeler yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Olaya uygulanacak 6102 sayılı TTK'nın 478. maddesi uyarınca, ilk esas sözleşmeyle veya esas sözleşme değişikliğiyle bazı paylara imtiyaz tanınabilir. İmtiyaz mali haklara ilişkin olabileceği gibi yönetsel haklara ilişkin de olabilir. TTK’nın 360. maddesi uyarınca, esas sözleşmede yer verilmek koşuluyla “belirli bir grubu oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda imtiyaz belirli grup ortaklık paylarına veya azlığa tanınır. TTK’nın 452. maddesinde bahsedilen müktesep haklar ise bizzat ortağın şahsına tanınır. İmtiyazlı paylar ortaklık paylarının devriyle birlikte aynı niteliği haiz olan yeni ortağa geçerken, müktesep haklar ortaklık paylarının devriyle birlikte yeni ortağa geçmez. TTK’nın 421/3-b maddesi uyarınca sermayenin en az %75’ini oluşturan pay sahiplerinin olumlu oyu ile payda imtiyaz oluşturulması mümkün iken, belirli bir ortak lehine oluşturulan müktesep haklar ise sözleşmesel haklar niteliğindedir ve oluşturulması diğer tüm pay sahiplerinin olumlu oyunu gerektirir. Davaya konu 12.01.2017 t. OÜGKT öncesinde, anonim şirket esas sözleşmesinin 11. Maddesine göre; YKÜ sayısının 6 olduğu, tüzel kişi ortakları temsil eden üye sayısının 4/6 (%66,6), gerçek kişileri temsilen seçilecek yönetim kurulu sayısının 2/6 (%33,3) olduğu halde, yönetim kurulu üye sayısının 8’e çıkarılmasıyla birlikte tüzel kişilerin belirleyeceği YKÜ sayısının 7/8 (%87,5), gerçek kişi YKÜ sayısının 1/8’e (%12,5) indirildiği, bu şekilde gerçek kişi ortaklara tanınan YK’da temsil edilme oranının düşürüldüğü ve imtiyazının zedelendiği, her ne kadar TTK’nın 454. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak İPSÖK onayına sunularak bu konuda bir ret veya kabul kararı alınmamış ise de, OÜGKT’da alınan kararların aynı zamanda TTK’nın 445. maddesi uyarınca da denetime tabi olduğu ve buna göre alınan kararların kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olmaması gerektiği, bu anlamda makul, makbul ve meşru bir gerekçe olmaksızın gerçek kişi ortakların yönetim ve temsil haklarının azaltılması veya ortadan kaldırılmasının özellikle TMK’nın 2. Maddesinde anlamını bulan dürüstlük kuralına aykırı olduğu, aynı şekilde daha önce butlan sebebinden farklı olarak bu davanın toplantı tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde açılması gerektiği, nitekim somut olayda birleşen dosya davacısının yasal sürede bu davayı açması nedeniyle Mahkemece kararın TTK’nın 446. maddesi uyarınca iptaline karar vermesinin haklı ve yerinde olduğu kanaatine varılmıştır. Aynı şekilde, boşalan YKÜ konusunda sözleşmenin 11. maddesine atıf yapılması nedeniyle bu maddenin de iptaline karar verilmesi isabetli olmuştur. Öte yandan aynı maddede, gerçek kişileri temsilen YKÜ belirleme imtiyazının da kaldırılarak, bu hakkın gerçek kişi ortaklardan münhasıran …’e tanındığı, bu şekilde anılan ortağa imtiyazın ötesine gidilerek, şahsına yönetim hakkı tanınmakla sözleşmesel bir hak sağlandığı, böyle bir hakkın sağlanabilmesi için tüm ortakların oybirliği gerektiği halde, davalı-b.dosya davalısı …’in karşı oyuna rağmen anılan şahıs lehine müktesep hak oluşturulmasının yoklukla malül olduğunun kabulü gerekir ise de Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yokluk yerine iptal kararı verilmesi sonuca etkili görülmemiş ve karar sonucu itibariyle isabetli olmuştur. TTK’nın 366/1. maddesi uyarınca YK’na ait olan YK Başkanı ve Başkan Vekilini seçme hakkının yönetim kuruluna ait olduğu kabul edilmiş, ancak bu yetkinin genel kurula bırakılabileceği öngörülmüştür. TTK’nın 340. Maddesi uyarınca, anonim şirketlere ilişkin hükümler kural olarak emredici niteliktedir ve ancak Kanun’un müsaade ettiği ölçüde bu kurallardan sapılabilir. Söz konusu maddede kaçış klozu bulunmakla birlikte bu hakkın ancak genel kurula devri mümkün olup, her hangi bir ortağa imtiyaz olarak tanınması mümkün değildir. Bu nedenle, esas sözleşmenin 11.1. maddesiyle bu hakkın Çinli ortak SEP’e tanınması “emredici hükümler” ilkesine aykırı ve bu sebeple TTK’nın 391/1-b maddesi uyarınca anonim şirketin temel yapısına aykırı kararlardan olmakla butlanla batıl olduğu kabul edilmesi gerekir. Aynı şekilde TTK’nın 375/1-d maddesi uyarınca müdür seçimleri münhasıran YK’nın devredilemez yetkileri arasında sayılmış olup, Kanun’da bu konuda bir kaçış klozu öngörülmediğinden, bu yetkinin esas sözleşmenin 11.2. maddesindeki değişiklikle ortaklardan birine verilmesi de, “emredici hükümler” ilkesine aykırı ve butlan ile batıl ise de Bölge Adliye Mahkemesi tarafından butlan yerine iptal kararı verilmesi sonuca etkili görülmediğinden karar sonucu itibariyle isabetli olmuştur. Birleşen dosyaya yönelik birleşen dosya davacısının temyiz itirazlarına geline; Önceki hükümde, toplam üye sayısı 6 olan YK’nın en az 5 kişiyle toplanacağı ve en az 5 üyenin oyuyla karar alabileceği düzenlemesi bulunmakta iken 12.01.2017 t. OÜGKT’da esas sözleşmenin 15. maddesinde yapılan değişiklik ile YK’nın üye tam sayısının çoğunluğu tarafından toplanacağı ve çoğunlukla karar alacağı kabul edilmiştir. Bu sayede daha önce gerçek kişi üyelere tanınan 2 üyelik ile tüzel kişilerin tek başına kendi üyeleriyle oturup karar alabilmesi mümkün olmadığı, gerçek kişi YKÜ’lerinin alınacak kararları bloke edebileceği ve böylelikle YKT’daki karar süreçlerine etkili şekilde katılma hak ve imkanı yeni sözleşme değişikliği ile ortadan kaldırılmış ve hakim ortağa tanınan 6 kişilik YKÜ sayısı ile tüm kararları tek başına alabilme imkanı getirilmiş olmasının da TMK’nın 2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olmakla Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bu maddenin de iptali gerekirken bu madde yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bu nedenle davalı-b. dosya davacısı yararına bozulması gerekmiştir. Aynı şekilde, esas sözleşmenin 17. maddesinin eski halinde, şirketi temsil ve ilzam için, bir tüzel kişileri temsil eden YKÜ ile gerçek kişileri temsil eden YKÜ’nün birlikte imzasının olması şartı gerekirken, 12.01.2017 t. OÜGKT’da alınan kararla, şirket YK Başkanının tek imzasıyla şirketi temsil ve ilzam edebilecek şekilde değiştirilmiş olmasının da gerçek kişileri temsilen seçilen YKÜ’nün şirket yönetim ve temsilindeki etkinliğini tamamen ortadan kaldırmasının da TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağından, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bu maddenin de iptaline karar verilmesi gerekirken bu madde yönünden davanın reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş ve bu madde yönünden de hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davacı …’in asıl davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının, birleşen davaya yönelik sair temyiz itirazlarının reddine, birleşen dosya davalısı EMBA’nın birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesinin asıl davada davanın kabulüne dair kararının ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davacı …’in birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının birleşen dava yönünden BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin her bir yandan alınarak yekdiğerine verilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 37,90 TL harcın temyiz eden asıl davaya yönelik-asıl davada davalı …'e iadesine, istek halinde aşağıda yazılı 37,90 TL harcın temyiz eden birleşen davada davalı … Elekt. Üretim A.Ş'ye iadesine, 14.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Temsil Edilme İmtiyazının Tanınma Usulü ve Kapsamı

6102 sayılı Kanun'un 360 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca yönetim kurulunda temsil imtiyazı iki ayrı usulle tesis edilebilir. Esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, yönetim organı üyelerinin belirli pay grupları, belirli bir grup teşkil eden pay sahipleri veya azlık arasından seçileceği kararlaştırılabileceği gibi bu çevrelere üyelik için aday önerme hakkı tanınması da mümkündür. Temsil imtiyazının geçerlilik kazanabilmesi bakımından, lehine hak tanınan pay sahiplerinin özellik ve nitelikleri bakımından belirli ve somut biçimde ortaya konulması gerekir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/19135, K. 2015/8578Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/19135 E.  ,  2015/8578 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA(KAPATILAN) 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/07/2014 NUMARASI : 2012/352-2014/123 Taraflar arasında görülen davada Ankara(Kapatılan) 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/07/2014 tarih ve 2012/352-2014/123 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, müvekkili ve davalı şirket ortağı M. Tıbbî Endüstriyel Ürün San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin tek başına sahip olduğu yönetimde mutlak temsil yetkisinin 07.08.2012 tarihli genel kurulda seçenekli hâle getirildiğini, yapılan ana sözleşme değişikliğiyle müvekkilinin imtiyaz hakkının ihlâl edildiğini, genel kurulda alınan kararların imtiyazlı pay sahipleri kurulunca onanmadıkça geçerli olmayacağını, davalı şirketin bu kurala riayet etmediğini, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplantısı için çağrının yapılmadığını ileri sürerek imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplantı çağrısının yapılmasını, alınan kararların imtiyazlı pay sahipleri kurulunun onayı olmadan yönetim kurulunca uygulamaya konulması durumunda yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini, talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, şirketin 25.04.2012 tarihli genel kurulda yapılan ana sözleşme değişikliği ile şirket ortaklarından T. A.Ş. ile Me. Ltd. Şti.'ne yönetim kurulunda birer temsilci bulundurma hakkı tanındığını, bu hakkın hisseleri imtiyazlı hâle getirmediğini, eski TTK m.401 uyarınca imtiyazın sadece paya tanınabileceğini, ayrıca imtiyazdan bahsedilmesi için payın, diğer paylara göre farklı ve üstün haklara sahip olması gerektiğini, 07.08.2012 tarihli genel kurulda verilen yönetimde temsil hakkı ile ilk kez imtiyazlı pay verilmiş olduğunu, ancak imtiyaz sahiplerinin de toplantıya katılıp oy kullandığı için özel kurulun onayını gerektiren bir durumun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; 6762 sayılı TTK döneminde taraflara verilen yönetim temsil hakkının imtiyaz niteliğinde olmadığı, ancak 6102 sayılı TTK'nın 360. maddesine göre yönetimde temsil edilme hakkı tanıyan payların imtiyazlı sayılacağı şeklinde yasal düzenlemeye yer verildiği, fakat pay sahibi gruplara temsil hakkında imtiyazın tanınabilmesi için söz konusu pay sahiplerinin "özellik ve nitelikleri itibariyle belirli" olması gerektiği, genel kurul kararına bakıldığında özellik ve nitelikleri itibariyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerinin seçilmediği, o hâlde mevcut durumda her iki pay sahipleri yönünden de imtiyazın söz konusu olamayacağı, ayrıca yönetimdeki temsile ilişkin değişikliğin imtiyaz ihlâli mahiyetinde de bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 22/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahipleri ibaresi soyut veya belirsiz kişileri kapsamaz; şirketin kurucu ortakları, çalışan pay sahipleri, hammadde sağlayanlar, yan sanayi paydaşları, bayiler veya belirli bir mesleğe mensup kişiler gibi aralarında nesnel ve somutlaştırılmış bağlar bulunan pay sahiplerini ifade eder. Maddede yer verilen azlık kavramı ise kanundaki teknik azlık oranları ile sınırlı kalmayıp sermayenin yüzde ellisinden fazla oya sahip olan çoğunluğun karşısında konumlanan pay sahiplerini de kapsayacak biçimde geniş yorumlanır. Ayrıca kâr payı, tasfiye payı veya oy hakkında imtiyaza sahip olunması, yönetim kurulunda temsil edilme imtiyazının da kendiliğinden mevcut olmasını zorunlu kılmaz.

Genel Kurulun Adayı Seçme Yükümlülüğü ve Haklı Sebepler

Yönetim kurulunda temsil veya aday önerme yetkisinin varlığı, imtiyaz sahiplerine yönetim kurulu üyelerini genel kurul iradesini dışlayarak doğrudan atama salahiyeti vermez. Üye seçme yetkisi kanunen genel kurula aittir. Bununla birlikte 6102 sayılı Kanun'un 360 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereğince genel kurul, hakkın tanındığı gruba mensup adayı veya imtiyaz sahiplerince önerilen adayı haklı bir sebep bulunmadıkça seçmek mecburiyetindedir. Adayın ehliyet veya tahsil durumunun yetersizliği, kişisel niteliklerinin elverişsizliği, rakip şirketlerle sıkı menfaat ilişkisi içerisinde bulunması, 6102 sayılı Kanun'un 363 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki seçilme engellerini taşıması veya esas sözleşmede öngörülen nitelikleri haiz olmaması seçmeme bakımından haklı sebep teşkil eder.

Aday gösterme imtiyazının bir pay grubuna tanındığı ve grupta birden fazla pay sahibinin yer aldığı hallerde, aday belirlenmesi amacıyla pay sahiplerinin kendi aralarında toplanması gerekir. Ancak esas sözleşmede aday gösterme yetkisinin gruptaki hissedarların tümü tarafından müştereken kullanılması gereken bir grup imtiyazı olduğu açıkça belirtilmemişse, gruptaki pay sahiplerinin her biri bağımsız biçimde aday gösterebilir. Şirket esas sözleşmesinde gösterilen adayların sadece ilgili grup pay sahiplerinin oylarıyla seçileceğine dair açık bir kayıt yer almadığı müddetçe seçim genel kurulda tüm pay sahiplerinin iştirak ettiği oylamayla yapılır; genel kurul çoğunluğunun serbest iradesi ise gösterilen bu adaylar arasından tercih yapmakla sınırlanır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/1843, K. 2025/6898Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/1843 E.  ,  2025/6898 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1355 Esas, 2025/229 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI: 2021/96 E., 2022/156 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 18.11.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat ….dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin olağanüstü genel kurul toplantısına katılan pay sahiplerinden dava dışı … Holding'e yapılan hisse devrinin geçersiz olduğunu, toplantıya katılmaması gereken kişinin katılımı ile alınan kararların yoklukla malul olduğunu, toplantının iki numaralı gündem maddesi ile şirket yönetim kurulu üyeliğine A grubu hissedarların gösterdiği adaylardan iki, B grubu hissedarların gösterdiği adaylardan bir kişi seçilmiş ise de, bu seçimin de yoklukla malul olduğunu, zira şirket ana sözleşmesinin sekizinci maddesine göre B grubu hissedarların kendi aralarında alacakları kararla aday göstermeleri gerektiğini, oysa toplantıdan önce kendisine davet gönderilen diğer B grubu hissedarın toplantıya katılmadığını, bu nedenle B grubu hissedarlar içerisinde çoğunluk paya sahip olan davacı şirketin bir aday gösterdiğini, toplantıya katılmayan ve B grubu hissedarlar içerisindeki azlık paya sahip olan dava dışı hissedarın da B grubu adına ayrı bir aday gösterdiğini, yapılan oylama sonucu B grubu hissedarların gösterdiği adaylar arasından, davacının gösterdiği adayın seçilmesi gerekirken dava dışı diğer B grubu hissedarın gösterdiği adayın seçildiğini, esas sözleşme ile B grubu hissedarların oluşturduğu gruba aday gösterme konusunda imtiyaz tanındığını, bu nedenle adayın da B grubu hissedarların kendi aralarında alacakları karar ile belirlenmesi gerektiğini, ayrı ayrı aday gösterilemeyeceğini, yine toplantının üç numaralı gündem maddesi ile alınan kararın davalı şirketin tek taşınmazının satışına ve bu satışın gerçekleştirilmesi için seçilen yönetim kuruluna yetki verilmesine yönelik olduğunu, böyle bir kararın şirket ana sözleşmesinin 16. maddesi uyarınca ancak toplam hisse sayısının en az %90'ının olumlu oyuyla alınabileceğini, bu nedenle anılan kararın da yoklukla malul olduğunun tespitine, yokluk taleplerinin kabul edilmemesi halinde bu kararların, pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilmez nitelikte haklarını sınırlayıcı ve anonim şirketin temel yapısını bozan ve sermayenin korunması hükümlerine aykırı nitelikte kararlar olmaları nedeniyle batıl olduklarının tespitine, bunun da kabul edilememesi halinde kanun ve esas sözleşme hükümleri ile dürüstlük kuralına aykırı olan kararların iptaline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; genel kurula katılıp oy kullanan davacının yokluk ve butlan talep etme hakkı bulunmadığını, davacının şirket paydaşlarından … Holding A.Ş.'nin hisse devrinin geçersizliği yönündeki iddiası yersiz olduğu gibi bu davanın konusunu da teşkil etmediğini, kararların toplantı ve karar nisaplarına uygun alındığını, süreleri dolan yönetim kurulu üyelerinin yerine yenilerinin seçildiğini, davacı iddiasının aksine esas sözleşmenin sekizinci maddesinde yalnızca yönetim kurulu üyelerinin A ve B grubu hissedarların gösterecekleri adaylar arasından seçileceklerinin düzenlendiğini, yoksa A ve B grubu hissedarın oluşturdukları gruplara tanınmış bir imtiyaz bulunmadığını, üç numaralı gündem maddesi ile alınan kararın ise davalı şirkete ait taşınmazın satışına yönelik olmadığını, davalı şirketin kendisine ait taşınmaz üzerinde yapılacak inşaatın finansmanı için hissedar … tarafından kredi çekildiğini, kredinin teminatı olarak taşınmaza ipotek konduğunu, inşaatın tamamlanamadığını, kredinin geri ödenememesi nedeniyle hem davalı hem de dava dışı hissedar şirket aleyhine ipotek takibi başlatıldığını ve taşınmazın ihale yolu ile …Yönetim A.Ş.'ye satıldığını, açılan ihalenin feshi davasının reddedildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince kararın kaldırılarak davanın kabul edildiğini, Yargıtay tarafından istinaf kararının bozulduğunu, davanın halen derdest olduğunu, takibe konu borcun her geçen gün arttığını, gündemin üç numaralı kararı ile alacaklı ile davalı şirket lehine bir anlaşmaya varmak, buna göre gerekirse ihalenin feshi davasından feragat etmek üzere görüşme yapılmasına, bu konuda yönetim kuruluna yetki verilmesine karar verildiğini, ipotekli taşınmazın halihazırda zaten ihale edilmiş olduğunu, bu karar ile taşınmazın satılması yetkisi verilmediğini, toplantı ve karar nisabının da sağlandığını, davacı şirketin kendi gösterdiği adayın seçilmemesi nedeniyle işbu davayı ikame ettiğini, yokluk, butlan veya iptal koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile iptale ilişkin davanın hak düşürücü süre içinde açıldığı, dava konusu 10.02.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 2 nolu karar yönünden, davalı şirket esas sözleşmesinin değişik 8. maddesinde, şirketteki A ve B grubu pay sahiplerine tanınan yönetim kuruluna aday gösterme hakkının, B grubu pay sahiplerinin tümü tarafından birlikte kullanılması gereken grup imtiyazı niteliğinde olmadığı, bu gruplarda yer alan hissedarların her birine yönetim kuruluna aday gösterme hakkı tanındığı, esas sözleşmeye ve Kanun hükmüne uygun olarak 10.02.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 2 no.lu karar ile şirketin toplam 3 yönetim kurulu üyesinin 2 tanesinin A grubu pay sahiplerinin önerdiği, 1 tanesinin de B grubu pay sahiplerinin önerdiği adaylar arasından seçildiği, esas sözleşmenin bu hükmü sebebiyle genel kurul çoğunluğunun iradesinin yalnızca gösterilen adaylar arasından seçim yapabilme yönünde sınırlandırılmış olduğu, dolayısıyla 2 no.lu kararın yokluğu, butlanı veya iptali koşullarının bulunmadığı kanaatine varıldığı, 3 no.lu gündem maddesinin müzakerelerinden sonra genel kurul kararıyla sulh görüşmeleri yapılması ve alacaklı tarafından kabul edilmesi halinde ihalenin feshi davasından feragat karşılığında taşınmazın alacaklıya geçişine onay verilmiş olup bu işlemlerin tamamlanması için 3 yönetim kurulu üyesi tarafından imzalanması yönünde karar alındığı, anonim şirket genel kurulunun, önemli miktarda şirket varlığının satışına dair kararları hangi nisapla alacağı konusunda bir açık düzenleme olmamakla birlikte önemli miktarda şirket varlığı satışının fiilen şirketin sona ermesi sonucunu doğuracağı, bu sebeple genel kurulun devredilmez yetkileri arasında sayıldığı ve bu konuda, fesih kararları için aranan yeter sayılarla karar alınabileceğinin kabul edilmesi gerekeceği, davalı şirketin esas sözleşmesinin 16/c maddesinde gayrimenkul tapu satışının yapılmasının esas sermayenin %90’ının olumlu oy vermesine bağlandığı, bu konuda hem toplantı yeter sayısı hem de karar yetersayısının %90 olarak belirlendiği, genel kurul müzakerelerinden anlaşıldığına göre üzerinde yarım inşaat bulunan ve şirketin tek ve önemli malvarlığı niteliğinde olan gayrimenkul üzerinde inşaat yapılabilmesi için … Bank … Bankasından kredi kullanıldığı, inşaatın tamamlanamadığı, kredi borcunun da ödenemediği, alacaklı bankanın başlattığı icra takibi sonunda taşınmazın İstanbul 10. İcra Müdürlüğü'nün 2014/3137 E. sayılı dosyasından icra vasıtasıyla satıldığı, 3 no.lu genel kurul kararında yönetim kuruluna yetki verildiği şekilde, ihalenin feshi davasından feragat edilip taşınmazın alıcıya devri karşılığında bakiye borcun sıfırlanması ihtimalinde oluşacak sonucun şirketin ve tüm ortakların yararına olacağı, dava konusu edilen 3 no.lu kararla ilgili olarak konuyu gündeme koyan yönetim kurulu ve olağanüstü genel kurul toplantısında konuyu müzakere eden şirketin genel kurulunun kendiliğinden şirketin önemli veya tek taşınmazını satıp elden çıkarmaya karar vermedikleri, bu kararın genel kurulda olağan yeter sayılarla alınabileceği, 3 no.lu kararın %75’i aşan nisapla alınmış olduğu, sonuç olarak kararın yokluğu, butlanı veya iptali koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile esas sözleşme ile yönetim kuruluna aday gösterme hakkının, B grubu pay sahiplerinin tümü tarafından birlikte kullanılması gereken grup imtiyazı niteliğinde olmadığı, A ve B grubu hissedarların her birinin yönetim kuruluna aday gösterebilecekleri, esas sözleşme ile genel kurula sadece bu adaylar arasından seçim yapma zorunluluğu getirildiği, nitekim A grubu hissedarlardan üçünün de ayrı ayrı üç aday gösterdikleri, öte yandan davalı şirketin 06.11.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında da yönetim kurulu üyesi seçiminin benzer şekilde yapıldığı, davacının bu toplantıda alınan kararlara muhalif kalmasına rağmen iptal davası açmadığı, toplantı sonucunda şirket esas sözleşmesine uygun şekilde iki yönetim kurulu üyesinin A grubu hissedarların gösterdikleri adaylar arasından, bir yönetim kurulu üyesinin de B grubu hissedarların gösterdikleri adaylar arasından seçildikleri, kararın toplantı ve karar nisaplarına uygun alındığı, yokluk, butlan veya iptal edilebilirlik koşullarının oluşmadığı, davacının dava dilekçesinde hisse devrinin geçersiz olduğu iddiası ile pay sahipliğine itiraz ettiği dava dışı … İnşaat firmasının, şirket pay defterinde ve sicil kayıtlarında pay sahibi olarak göründüğü, bu firmaya yapılan hisse devrinin geçersiz olup olmadığı eldeki davanın konusunu oluşturmadığı gibi bu hissedarın oyu yok sayılsa, yahut olumsuz olarak kabul edilse dahi toplantı ve karar nisabının oluştuğu, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, davalı şirket esas sözleşmesinin 16. maddesinin, "Genel Kurul toplantıları ve toplantılardaki nisap Türk Ticaret Kanunu’ nun hükümlerine tabidir. Ancak Şirketin aşağıda belirtilen kararları, şirket hissedarlarından en az %90’ ının hazır bulunduğu ya da temsil edildiği olağan ve olağanüstü genel kurul toplantılarında yine toplam hisse sayısının en az %90’ ının oyu ile alınması gerekmektedir, a-Şirket Sermayesinin artırımı veya azaltılması, b-Şirketin ödemelerinin askıya alınması, konkordato ilan edilmesi, iflas erteleme talebinde bulunulması, şirketin iflasının talep edilmesi, c-Gayrimenkul tapu satışının yapılması, d-Şirket ana sözleşmesinin tadil edilmesi, değiştirilmesi ve yeni bir madde eklenmesi" hükmünü içerdiği, İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/863 E., 2019/264 K. sayılı dosyasında davalı şirket tarafından ipotekli şirket taşınmazının paraya çevrilmesi yolu ile takip kapsamında yapılan ihalenin feshine yönelik isteminin reddedildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 22.06.2020 tarihli, 2019/1300 E., 2020/991 K. sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve satış isteme süresinin dolduğu gerekçesi ile ihalenin feshi şikayetinin kabulüne karar verildiği, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu sonucunda Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 22.10.2020 tarih, 2020/7008 E. ve 2020/9085 K. sayılı kararı ile alacaklı tarafından ilk satış talebinin süresinde olduğu, sonraki taleplerin süresinde olmamasının sonuca etkili olmadığı, takibin düşmediği, borçlunun diğer istinaf nedenlerinin incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile istinaf kararının bozulmasına karar verildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2021 tarihli, 2020/2522 E., 2021/311 K. sayılı ilamı ile Yargıtay bozma ilamına uyulmasına, ihalenin feshi şikayetinin kabulüne temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği, bu kararın dava konusu genel kurul toplantısının yapıldığı tarihten sonra verildiği, öncelikle dava konusu toplantının 3 no.lu gündem maddesinde görüşülen ve karara bağlanan hususların, davalı şirketin ilan edilen olağanüstü genel kurul toplantısı çağrısında belirlenen gündemin kapsamı dışında olmadığı anlaşıldığından davacının gündeme bağlılık ilkesinin ihlal edildiğine yönelik istinaf sebebinin yerinde görülmediği, genel kurul toplantısında alınan kararın, davalı şirketin taşınmazının satışına ilişkin olmadığı, davalı şirket taşınmazı üzerinde ipotek bulunduğu, taşınmazın ipotek takibi neticesinde zaten ihale edilmiş olduğu, bu ihalenin feshi için şikayet yoluna başvurulduğu, davanın derdest olduğu, genel kurulda gündemin 3 no.lu maddesi ile alınan kararların anılan ipoteğin teminat altına aldığı alacağın, davacı şirket lehine koşulların oluşması kaydıyla tamamen tasfiye edilmesi için kredi alacaklısı ile görüşme yapılması, buna göre davalı şirket lehine koşulların sağlanması ve ihalenin feshi davası henüz derdest iken tüm kredi borcunun silinmesi kaydıyla ihalenin feshi davasından feragat edilmesi, bunun genel kurulda kabul edilmesi halinde şirket yönetim kuruluna bu görüşmeleri yapmak üzere yetki verilmesi konusunda olduğu, dolayısıyla toplantı ve karar nisabının, esas sözleşmenin on altıncı maddesine değil, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 418 maddesindeki toplantı ve karar nisabına tabi olduğu, kararın olağan toplantı ve karar nisabına uygun şekilde alındığı, yokluk, butlan veya iptal edilebilirlik koşullarının oluşmadığı, az yukarda 2 no.lu genel kurul kararına ilişkin açıklamalarda değinildiği üzere, davacının dava dilekçesinde, hisse devrinin geçersiz olduğu iddiası ile pay sahipliğine itiraz ettiği dava dışı … İnşaat firmasının, şirket pay defterinde ve sicil kayıtlarında pay sahibi olarak göründüğü, bu firmaya yapılan hisse devrinin geçersiz olup olmadığı eldeki davanın konusunu oluşturmadığı gibi bu hissedarın oyu yok sayılsa, yahut olumsuz olarak kabul edilse dahi toplantı ve karar nisabının oluştuğu, davacının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı şirketin 10.02.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında 2 ve 3 numaralı gündem maddelerinde alınan kararların yoklukla malul olduklarının tespiti, bu olmadığı takdirde batıl olduklarının tespiti, bunun da mümkün olmaması halinde iptali istemlerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 20.11.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/8009, K. 2023/1869Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/8009 E.  ,  2023/1869 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/661 Esas, 2021/709 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2017/381 E., 2019/13 K. Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirkette yönetim kurulu seçimi ve kararların tevziinde imtiyaz tanınan A grubu hissedarlardan olduğunu, imtiyazlı hisselerin normal hisselere dönüştürülmesi için ana sözleşme değişikliği yapıldığını, bu hususta yasaya aykırı alınan kararla ilgili olarak Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/349 Esasına kayden açılan davanın devam ettiğini, dava konusu 22.03.2017 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerinin seçildiğini, ancak bu seçimin hukuka aykırı olduğunu zira ana sözleşmenin 12 nci maddesine göre 3 üyenin A grubu hissedarların göstereceği üyeler arasından 2 üyenin de B grubu hissedarların göstereceği üyeler arasından seçilmesi ve A grubundan en çok oy alan 3 kişinin sadece A grubu üyelerinin oy kullandığı seçime göre belirlenmesi gerekirken yönetim kurulu üyelerinin A ve B grubu oylarının tamamı kullanılarak seçildiğini, A grubu hissedarların sözleşme ile sahip oldukları haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek 22.03.2017 tarihinde yapılan genel kurul kararının iptaline, mümkün olmadığı takdirde toplantı tutanağının 5 inci maddesinde yer alan yönetim kuruluna üye seçimine dair kararın iptaline ve üyeliklerinin seçildikleri günden itibaren ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; iptali istenen genel kurulda, oylamalarda ana sermayesine isabet eden pay oranına göre diğer gruplara göre 12 kat oy hakkı olan imtiyazlı A grubu pay sahiplerinin tamamının bulunduğunu, yönetim kuruluna 5 üye seçilmesine oybirliği ile karar verildiğini, 1 üyenin oybirliği 4 üyenin oy çokluğu ile seçildiğini, davacı …'nın genel kurul toplantı tutanağına olumsuz oyuna ilişkin muhalefet şerhini yansıtmadığını ve bir üyenin seçiminde olumlu oy kullandığını ve bu şartlar altında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 446 ncı maddesinin birinci fıkrasını (a) bendi uyarınca iptal davası açabilecek kişilerden olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirket ana sözleşmesinin 12 nci maddesinin A ve B grubu pay sahiplerine yönetim kuruluna aday gösterme ve A grubundan 3 B grubundan 2 ortağın seçilmesi konusunda grup imtiyazı tanıdığı, 12 nci maddedenin yönetim kurulu kişi sayısına bağlı olarak 2 şıklı olarak yazıldığı ancak maddede genel kurulda oy kullanacakları sınırlandıran bir hüküm bulunmadığı, sözleşmenin 12 nci maddesinin genel kurul kararı üzerinde iptal etkisi doğurabilmesi için A grubu veya B grubu üyelerin ana sözleşmeden düzenlenen orandan (A3-B2) farklı bir oran ve sayıda teşkil etmesi gerektiği, iptali istenilen genel kurulda seçilen yönetim kurulu üyelerinden 3'ünün A, 2'sinin B grubu pay sahibi olduğuna göre seçimde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığı, genel kurulun toplantı nisabına uygun olarak 1.134.000,00 TL / 1.053.317,45 TL toplandığı, Balıkesir Üniversitesi Vakfının oybirliği ile diğer yönetim kurulu üyelerinin ise 1.015.041,17 TL pay toplam itibari değeri ile seçildiği, genel kurulda seçilen yönetim kurulu üyelerinden 3'ü A, 2'si B grubu pay sahibi olduğuna göre yönetim kurulu seçiminde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığı, dava konusu genel kurul kararının kanun ve ana sözleşme ile dürüstlük kuralına aykırı nitelikte olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ana sözleşmenin 12 nci maddesine rağmen, genel kurul başkanı tarafından, yönetim kurulu üyelerinin A ve B grubu oylarının tamamı kullanılarak seçilebileceğinin belirtildiği ve ana sözleşmeye aykırı seçim yapıldığını, itirazlarının dikkate alınmadığını, A grubu hissedarlarının çoğunluğunu teşkil eden davacı ve Balıkesir Üniversitesi Vakfı'nın bertaraf edildiğini, bilirkişi tarafından bu hususun değerlendirilmediğini, raporun hükme esas alınamayacağı belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirket tüzüğünde A ve B grubu hissedarların kendi içerisinde ayrı ayrı oy kullanacağının yazılı olmadığı, aksine bu gruplar tarafından gösterilecek adaylar içerisinden 3A – 2B aday seçileceği belirtildiğinden davacının istinaf sebebinin yerinde olmadığı, dava, dolaylı olarak nisaba yönelik (butlan) olarak ele alındığından davacının muhalefet şerhi olup olmadığı hususunun inceleme konusu yapılmasına gerek olmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek istinaf mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, anonim şirket genel kurulunda yönetim kurulu seçimine dair kararın iptali istemine ilişkin olup, uyuşmazlık şirket ana sözleşmesinin 12 nci maddesinde yazılı hükme göre imtiyazlı hissedarlar tarafından aday gösterilenlerin yine imtiyazlı hissedarlar tarafından yapılacak seçime göre mi yoksa tüm hissedarların kullanacakları oylama sonucuna göre mi belirleneceğinden kaynaklanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1.6102 sayılı Kanun'un 478 inci maddesi 2.Yersa Sentetik Dokuma Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin 05.11.1974 tarihli Ana Sözleşmesi 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Konumu ve Organ İçi Yetki Sınırları

Temsil imtiyazına dayanılarak belirlenen yönetim kurulu üyeleri ile olağan usulle genel kurulca seçilen diğer üyelerin hak ve borçlar yönünden hukuki durumları tamamen eşittir. Belirli pay sahiplerinin yahut grupların önerisiyle göreve gelmiş olsalar dahi üyeler bu grupların talimatıyla hareket edemezler. Yönetim kurulu üyesinin birincil görevi şirketin menfaatlerini korumaktır; üye yalnızca şirket çıkarlarını zedelememek kaydıyla kendisini öneren grubun menfaatlerini gözetebilir.

6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi uyarınca esas sözleşme hükümleri kanunun anonim şirketlere ilişkin emredici kurallarından ancak kanunun açık izin verdiği ölçüde ayrılabilir. Kanunun 366 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre yönetim kurulu başkanını ve vekilini seçme yetkisi yönetim kuruluna ait olup esas sözleşmeyle ancak genel kurula bırakılabilir; bu seçme yetkisinin imtiyaz olarak münferit bir ortağa tanınması anonim şirketin temel yapısına aykırılık oluşturur ve 391 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince batıldır. Kanunun 375 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca müdürlerin atanması yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında sayıldığından bu yetki de sözleşme hükmüyle münferit bir ortağın inisiyatifine bırakılamaz. Öte yandan şirket sözleşmesinde farklı bir kural bulunmadıkça yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından şirketi temsile yetkili kişileri oy çokluğuyla tayin etmesi üye belirleme imtiyazının ihlali anlamına gelmez.

Halka Açık Şirketlerde Temsil Limiti ve Şahsi Müktesep Hak Ayrımı

Yönetim kurulunda temsil edilme imtiyazı halka açık anonim şirketler bakımından yasal bir sınıra tabidir. 6102 sayılı Kanun'un 360 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca halka açık ortaklıklarda imtiyaz yoluyla tanınacak temsil hakkı, bağımsız üyelere dair mevzuat saklı kalmak kaydıyla, yönetim kurulu üye tam sayısının yarısını geçemez. Buna karşın 6103 sayılı Kanun'un 28 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, mülga 6762 sayılı Kanun yürürlükteyken ve 6102 sayılı Kanun'un kabulünden en az bir yıl önce pay gruplarına tanınmış aday gösterme hakları, kanundaki bu yasal sınırı aşsa dahi müktesep hak sayılarak hukuki varlığını sürdürür.

Hukuk düzeninde paya tanınan imtiyaz ile pay sahibinin şahsına tanınan sözleşmesel haklar birbirinden farklı hükümlere tabidir. Kanunun 360 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre temsil imtiyazı pay grubuna tanındığından payın el değiştirmesi halinde iktisap eden yeni malik de ilgili gruba dahil olarak haktan istifade eder. Temsil imtiyazı özellik ve nitelikleriyle belirli bir gruba tanınmışsa devralanın sözleşmede düzenlenen bu nitelikleri taşıması zorunludur. Buna karşılık paya değil ortağın şahsına tanınan yönetim ve temsil salahiyetleri imtiyaz vasfı taşımayıp 6102 sayılı Kanun'un 452 nci maddesi kapsamında şahsi müktesep hak niteliğindedir. 6102 sayılı Kanun'un 421 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca payda imtiyaz tesisi için şirket sermayesinin en az yüzde yetmiş beşini temsil eden pay sahiplerinin olumlu oyu aranırken, münferit ortak lehine şahsi müktesep hak ihdası tüm pay sahiplerinin oybirliğini gerektirir ve bu şahsi haklar payın devriyle kendiliğinden yeni ortağa geçmez.

İmtiyazın Kaldırılması, Özel Kurul Kararları ve Hukuki Koruma Yolları

Anonim şirketlerde pay sahipliği haklarında sermayeye katılım oranı geçerli olduğundan imtiyazın konusunun esas sözleşmede duraksamaya yer bırakmayacak açıklıkta düzenlenmesi şarttır. Esas sözleşmenin diğer maddelerinde pay grubu ayrımı ve imtiyazlar varlığını sürdürdüğü müddetçe sermaye maddesinden pay grubu ibaresinin çıkarılması imtiyazı ortadan kaldırmaz. İmtiyazlı hissedarların belirli bir genel kurulda aday göstermemiş olması imtiyazdan vazgeçildiği sonucunu doğurmaz, yalnızca o seçimde hakkın kullanılmadığını gösterir. İmtiyazların bertaraf edilebilmesi için esas sözleşmedeki ilgili bütün hükümlerin açık bir genel kurul kararıyla tadil edilmesi zorunludur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/722, K. 2022/4Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/722 E.  ,  2022/4 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ana sözleşme değişikliğine ilişkin tescil işleminin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin karar, asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438/2 maddesi gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından asıl ve birleşen davada davalı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Asıl ve Birleşen Davada Davacılar İstemi: 4. Asıl ve birleşen davada davacılar vekili; müvekkillerinin her birinin davalı şirketin %16,67 oranında payına sahip kurucu pay sahibi olduklarını, şirket ana sözleşmesi gereğince payların A ve B grubuna ayrıldığını, ana sözleşmenin 7. maddesine göre yönetim kurulunun üç kişiden oluşacağı ve üyelerden ikisinin B grubu, diğer bir üyenin ise A grubu pay sahiplerinin çoğunluğunun göstereceği adaylar arasından seçileceğinin belirtildiği, yine ana sözleşmenin 10. maddesinde de A ve B grubu hisselerin oy hakkının düzenlendiğini, dolayısıyla ana sözleşme ile her iki grup paya da 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 401. maddesi gereğince imtiyazlı pay niteliği kazandırıldığını, davalı şirketin 06.10.2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 7 ve 10. maddelerinin değiştirilmesine müvekkillerinin olumsuz oyuna karşın karar verildiğini, oysa 6762 sayılı TTK'nın 389. maddesi gereğince imtiyazlı pay sahipleri kurulunun vereceği kararla onaylanmadıkça genel kurul kararının infaz edilemeyeceğini, durumun ticaret siciline de bildirilmesine rağmen kararın tescil edildiğini ileri sürerek davalı şirketin 06.10.2011 tarihli genel kurul toplantısına yönelik 10.10.2011 tarihinde tescil edilen batıl nitelikteki ana sözleşme değişikliğine ilişkin tescil işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve Birleşen Davada Davalı Cevabı: 5. Asıl ve birleşen davada davalı vekili; müvekkili şirketin ana sözleşmesinin 6. maddesi gereğince hisse gruplarının A ve B olarak ayrıldığını, anılan maddenin ise 02.12.2010 tarihli olağan genel kurulda oy birliği ile tadil edilerek A ve B şeklindeki grup ayrımının kaldırıldığını, bu değişikliğe davacılar tarafından da olumlu oy verildiği için anılan genel kurulda 6762 sayılı TTK'nın 389. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığını, dolayısıyla ana sözleşmesinin 6. maddesinin tadil edilmesiyle imtiyazın temeli kalmadığı için ana sözleşmenin 7 ve 10. maddelerinin de uygulama alanı kalmadığını, bu nedenle dava konusu genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 7 ve 10. maddelerinin değiştirilmesinde imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun onayının aranmasına imkân bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.10.2015 tarihli ve 2014/359 E., 2015/736 K. sayılı kararı ile; davalı şirket ana sözleşmesinin 7. maddesinde A ve B grubu hissedarlar arasından yönetim kuruluna aday gösterilmesi bakımından A grubu hissedarların bir, B grubu hissedarların iki aday göstermesi yönünde 6762 sayılı TTK'nın 401. maddesi gereğince imtiyaz tanındığı, ancak dava konusu genel kurul toplantısı ile bu imtiyazın kaldırıldığı, A ve B grubu imtiyazlı pay sahipleri genel kurulunun dava konusu genel kurul toplantısında alınan ana sözleşmenin tadiline ilişkin kararı 6762 sayılı TTK'nın 389. maddesi gereğince ayrı ayrı oylayıp onaylaması gerektiği, davacıların katıldığı ve oy birliğiyle alınan 02.12.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısı sermaye artırımına ilişkin olduğundan 6762 sayılı TTK’nın 391. maddesi gereğince ayrıca imtiyazlı pay sahipleri genel kurulu toplantısı ile kararın onanmasına gerek olmadığı, 02.12.2010 tarihli genel kurul toplantısında ana sözleşmenin "sermaye" başlıklı 6. maddesinin sermaye artırımı nedeniyle değiştirilmesine karar verilmiş ise de, bu durumun örtülü şekilde 7 ve 10. maddelerde düzenlenen yönetime katılma ve genel kurulda oy kullanma imtiyazının da değiştirildiği anlamına gelmeyeceği, yorum yoluyla "imtiyaz" hakkının kaldırılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle dava konusu genel kurul toplantısında esas sözleşmenin 7 ve 10. maddelerinin değiştirilmesine ilişkin kararların imtiyazlı pay sahipleri genel kurulu tarafından onaylanmaması nedeniyle infazının olanaklı olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulü ile 06.10.2011 tarihli genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 7 ve 10. maddelerinin değiştirilmesine ilişkin 10.10.2011 tarihli tescil işleminin iptaline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.06.2017 tarihli ve 2016/394 E., 2017/3442 K. sayılı kararı ile; “…Asıl ve birleşen dava, batıl nitelikte olduğu iddia edilen ana sözleşme değişikliğine ilişkin olağanüstü genel kurul kararının tescil işleminin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, 6762 sayılı TTK’nin 389. maddesi uyarınca “Umumi heyetçe esas mukavelenin değiştirilmesine dair verilen karar imtiyazlı hisse senedi sahiplerinin haklarını ihlal edecek mahiyette ise bu karar, adı geçen pay sahiplerinin yapacakları hususi bir toplantıda verecekleri diğer bir kararla tasdik olunmadıkça, infaz edilemez. Bu heyeti idare meclisi veya murakıplar toplantıya çağırmaya mecburdur. Heyet azasından herhangi birisi de çağırabilir. Bu hususi toplantıda müzakere ve karar nisabı, 388 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları hükümlerine tabidir.” Somut olayda uyuşmazlık, davalı şirketin ana sözleşmesinin imtiyaz hakkı tanıdığı iddia edilen 7. ve 10. maddelerinin değiştirilmesine ilişkin 06/10/2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların 6762 sayılı TTK'nın 389. maddesinde hükme bağlanan yasal düzenleme uyarınca imtiyazlı pay sahipleri kurulunun vereceği kararla onaylanmadıkça infaz edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Davalı şirketin ana sözleşmesinde imtiyaz oluşturan temel madde sermayenin yapısına ilişkin 6. maddedir. Şirket ana sözleşmesinin işbu 6. maddesinin de 02/12/2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında A ve B grubu hissedarların tümünün katılımıyla oy birliği ile değiştirildiği ve tescil edildiği, aynı genel kurul toplantısında alınan kararla yönetim kurulu üyelerinin seçimi maddesi ile de yeni değişikliğe uygun olarak yönetim kurulu üyelerinin seçiminin yapıldığı anlaşılmıştır. Bu suretle, yeni yönetim kurulu üyelerinin seçiminde A ve B grubu hissedarlara tanınan imtiyazın bağlam kuralını teşkil eden 6. madde ile ilgili ana sözleşme değişikliği kesinleşmiş olmakla ana sözleşmenin 7. maddesinde A ve B grubu hissedarlara tanınan imtiyazın maddi temeli kalmamıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere, davalı şirketin 02/12/2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında yapılan ana sözleşme değişikliği ile ortada imtiyazlı pay sahibi olarak tanımlanabilecek bir hissedar grubu kalmadığından imtiyazlı pay sahiplerinin haklarının ihlal edildiğinden de söz edilemeyecek olmasına rağmen mahkemece ana sözleşmenin 7. maddesinin değiştirilmesine ilişkin genel kurul kararının tescil işleminin iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gibi, ana sözleşmenin 10. maddesi bakımından da durum aynı olup, hatta ana sözleşmenin değiştirilen işbu 10. maddesinin ne payların kullanılmasında ne de oy hakkı bakımından bir imtiyaz da içermemesine karşın anılan maddenin değişikliğine ilişkin genel kurul kararının tescilinin iptaline karar verilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.12.2019 tarihli ve 2019/486 E., 2019/993 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, karar düzeltme aşamasında dava dosyasına sunulan hukukî mütalaalarda değinildiği üzere anonim ortaklıklar hukukunda imtiyazların ancak açık bir ana sözleşme değişikliği ile kaldırılabileceği, genel kurulun iradesinin imtiyazların kaldırılması yönünde olduğu açıkça anlaşılamadığı taktirde imtiyazların kaldırılmamış olduğu ve varlıklarını aynen korudukları, dolayısıyla 02.12.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında payların A ve B gibi grup ayırımının kaldırılması da imtiyazların otomatikman kaldırılması sonucunu doğurmayacağı, sadece A ve B gibi grup adlandırılmalarının terk edilerek gruplara farklı ve üstün haklar bahşeden içeriği düzenleyen hükümlerin muhafaza edilmesi hâlinde imtiyazların artık yürürlükten kaldırıldığının ileri sürülemeyeceği, başka bir deyişle davalı şirketin 02.12.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında ana sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan A ve B grubu şeklindeki ayırımın tek başına kaldırılmış olması imtiyaz haklarını düzenleyen 7 ve 10. maddeleri dayanaksız hâle getirmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirketin 02.12.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında şirket hisselerinde A ve B grup ayırımını öngören ana sözleşmenin 6. maddesinin kaldırılması karşısında ana sözleşmenin 7. maddesinde A ve B grubu hissedarlara tanınan imtiyazın maddi temeli kalıp kalmadığı, buradan varılacak sonuca göre dava konusu 06.10.2010 tarihli genel kurulda A ve B gruplarına imtiyaz sağlayan 7 ve 10. maddelerinin değiştirilmesine ilişkin kararın imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun onayına tabi olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce; mahkemece direnme kararında karar düzeltme aşamasında davacı vekili tarafından dosyaya sunulan bir başka dosyada aynı konu üzerine alınan hukukî uzman görüşü ile eldeki dava için sunulan hukukî uzman görüşüne atıfta bulunulması karşısında, direnme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı ve buna göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılacağı ön sorun olarak tartışılmış; yapılan görüşmelerde HMK’nın 266/1 maddesi ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3/3 maddesi gereğince çözümü için hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilginin yeterli olduğu uyuşmazlık konularında bilirkişiye başvurulamayacağı, buradan hareketle hukukî uzman görüşünün de delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, dolayısıyla direnme kararında hukuki uzman görüşüne yapılan atıf ile yeni bir delile dayanılmadığı, yapılan atıf ile sadece ilk gerekçenin kuvvetlendirildiği ve böylece yeni hüküm bulunmadığı, bu nedenle temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerektiği sonucuna varılarak ön sorunun bulunmadığına 18.01.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle anonim şirketlerde “imtiyaz” kavramı üzerinde durulmasında fayda vardır. 14. Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK’de imtiyaz kavramı tanımlanmamakla birlikte öğreti ve uygulamada “imtiyazlı pay”; sahiplerine diğer paylara oranla farklı ve üstün haklar tanıyan pay olarak tanımlanmaktadır (Türk Tarih Kurumu: Türk Hukuk Lûgatı C. I, 2021, s. 906). Nitekim imtiyazlı pay, 6762 sayılı TTK’nın 401. maddesinde; “Esas mukavele ile bazı nevi hisse senetlerine kâr payı veya tasfiye hâlinde şirket mevcudunun dağıtılması ve sair hususlarda imtiyaz hakları tanınabilir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre anonim şirketlerde “imtiyaz” ancak şirket esas sözleşmesi ile paya tanınabilmektedir. Dolayısıyla esas sözleşmenin değiştirilmesi yoluyla da paya imtiyaz tanınması mümkündür. 15. 6762 sayılı TTK’nın 401. maddesi gereğince imtiyaz, kâr payına veya tasfiye bakiyesi payına veyahut da diğer pay sahiplerine nazaran “sair hususlarda” bir farklılığa hasredilmiş olmalıdır. Anılan maddede belirtilen imtiyazın tahdidi olmadığı “sair hususlar” ifadesinden açıkça anlaşılmaktadır. Dolayısıyla imtiyaz, pay sahipliği haklarının hem malî yönünden hem de idari yönünden tanınabilmektedir. Hemen belirtilmelidir ki; bir pay sahibinin gerek kâr gerekse tasfiye bakiyesine farklı bir şekilde iştirak etmesi ve hatta sermaye artırılması hâlinde yeni pay alınabilmesi pay sahipliği hakkının malî yönünü; şirket genel kuruluna katılmak suretiyle oy kullanma veya şirkete ait yönetim işlerini kontrol ederek bu yolda ilgililerden bilgi edinebilme ve ayrıca yönetim kurulunda temsil edilebilme gibi haklar da pay sahipliği hakkının idari yönünü teşkil etmektedir. 16. İmtiyazların tanınabilmesine ilişkin en önemli özellik, ana sözleşmede bu yönde bir hükmün bulunmasının zorunlu olmasıdır. Başka bir deyişle imtiyazlar ancak anonim şirket ana sözleşmesi ile tanınabilir. Gerçekten de anonim şirketler hukukunda payın sağladığı haklardan yararlanmada ölçü olarak pay sahibinin sermayeye katılım oranı (oransallık ilkesi) geçerli olduğundan bunun aksini kararlaştırabilmek için muhakkak ana sözleşmede açık bir hüküm bulunmalıdır. Öte yandan ana sözleşme ile sadece bir grup paya imtiyaz tanınmış olduğunun belirtilmesi yeterli olmayıp, ayrıca bu konuda öngörülen ana sözleşme hükmünün en azından imtiyazın konusuna ilişkin açık bir düzenlemeyi içermesi de zorunludur. Bu açıdan önemli olan ana sözleşmede imtiyaz kavramına yer verilmiş olması değil, bazı paylara üstün haklar tanındığının hiçbir şüpheye yer kalmayacak şekilde açıkça belirtilmesidir (Kendigelen, Abuzer: Anonim Ortaklıkta Yönetime Katılma Haklarında İmtiyaz, 1. Baskı, İstanbul, 1999, s. 36). Bu nedenle imtiyazların var olup olmadığı sonucuna ulaşırken ana sözleşmenin metninin yanı sıra sözleşmenin hazırlanmasına veya değiştirilmesine ilişkin diğer tüm çalışmalardan pay sahiplerinin imtiyaz oluşturma amaçlarının var olduğu açık bir biçimde anlaşılmalıdır. 17. İmtiyaz kavramının öneminden dolayı kanun koyucu imtiyazlar için ayrıca özel bir korunma sistemi öngörmüştür. Bu husus 6762 sayılı TTK’nın 389. maddesinde; “Umumi heyetçe esas mukavelenin değiştirilmesine dair verilen karar imtiyazlı hisse senedi sahiplerinin haklarını ihlal edecek mahiyette ise bu karar, adı geçen pay sahiplerinin yapacakları hususi bir toplantıda verecekleri diğer bir kararla tasdik olunmadıkça, infaz edilemez. Bu heyeti idare meclisi veya murakıplar toplantıya çağırmaya mecburdur. Heyet azasından herhangi birisi de çağırabilir. Bu hususi toplantıda müzakere ve karar nisabı, 388 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları hükümlerine tabidir.” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre genel kurul ana sözleşme değişikliğine ilişkin hükümler kapsamında alacağı bir çoğunluk kararıyla paylara tanınan imtiyazların sınırlandırılmasını ya da kaldırılmasını tek başına yapamamakta; ayrıca imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun bu yönde verecekleri bir onay kararı, ana sözleşme değişikliğine ilişkin genel kurul kararının infaz edilebilmesi şartı olarak aranmaktadır. 18. Benzer bir düzenleme de esas sermaye artırımına ilişkin şartların düzenlendiği 6762 sayılı TTK’nın 391. maddesinde yer almaktadır. Anılan madde; “Esas sermayeye karşılık olan hisse senetlerinin bedelleri tamamen ödenmedikçe, umumi heyet yeni hisse senetleri çıkarmak suretiyle sermayenin artırılmasına karar veremez. Muhtelif imtiyazları haiz mütaaddit nevi hisse senedi sahipleri mevcut olduğu takdirde, umumi heyetin kararından ayrı olarak adı geçen nevilerden her birine ait hisse senedi sahiplerinin de hususi bir toplantı yaparak karar vermeleri şarttır. 389 uncu maddenin iki ve üçüncü cümlesi hükümleri bu toplantılar hakkında da tatbik olunur.” hükmünü haizdir. Buna göre esas sermaye artırımına ilişkin ana sözleşme değişikliği ile diğer ana sözleşme değişiklikleri farklı bir düzenlemeye tabi tutularak; diğer ana sözleşme değişikliklerinin (6762 sayılı TTK m. 389) aksine, sermaye artırımlarında imtiyazların ayrıca ihlal edilmiş olması şartı aranmamış, sermaye artırımı ile birlikte imtiyazların herhâlde ihlal edileceği varsayımından hareket edilerek imtiyazlı pay sahiplerinin sermaye artırımını mutlaka onaylamaları zorunluluğu getirilmiştir. 19. Görüldüğü üzere imtiyazların oluşturulması için gerekli şartlar imtiyazların kaldırılması için de geçerli olup imtiyazlar, ancak açık bir ana sözleşme değişikliği ile kaldırılabilecektir. Başka bir deyişle anonim şirket ana sözleşmesinde yer alan bir ya da birden fazla imtiyazın bertaraf edilebilmesi için genel kurulun bu konuda hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıkça bir karar almış olması ve bu kararın imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu tarafından onaylanması gerekmektedir. 20. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirketin 12.09.2007 tarihinde tescil edildiği, şirketin kurucu ortaklarının …, … …, … ve … olduğu, ana sözleşmenin 6. maddesinde sermaye ve paylar düzenlendiği, bu kapsamda şirketin sermayesinin A ve B grubu paylara ayrılarak bu payların %50’sine tekabül eden …, … ve …’ın eşit oranda B grubu paya sahip oldukları, diğer ortakların A grubu paya sahip oldukları, daha sonra A grubu payların yabancı uyruklu International Business Center ve … isimli kişilere devredildiği anlaşılmaktadır. 21. Ana sözleşmenin 7. maddesinde yönetim kurulunun teşkili düzenlenmiş ve bu maddede B grubu paylara imtiyaz tanınarak yönetim kurulunun üç üyeden oluşacağı ve yönetim kurulunun iki üyesinin B grubu payların çoğunluğunun gösterdiği adaylar arasından, birinin ise A grubu payların çoğunluğunun gösterdiği adaylar arasından seçileceği, yönetim kurulu başkanının B grubu payları temsil eden, başkan vekilliğinin ise A grubu payları temsil eden yönetim kurulu üyeleri arasından seçileceği belirtilmiştir. Ana sözleşmenin 10. maddesinde ise genel kurul düzenlenmiş ve anılan maddede A grubu hisseler ile B grubu hisselerin birer oy hakkı bulunduğu belirtilmiştir. 22. Davalı şirketin 2009 yılı olağan genel kurul toplantısı 02.12.2010 tarihinde tüm ortakların katılımı ile çağrısız olarak yapılmış ve gündemin 16. maddesi ile sermayenin artırımına ve ana sözleşmenin 6. maddesinin tadil edilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir. Ana sözleşmenin 6. maddesinin yeni hâlinde ortakların pay sayısı artırılmış, ancak payların A ve B grubu ayrımına yer verilmemiştir. 23. Davalı şirketin 06.10.2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında, toplantı çağrısında belirtildiği üzere ana sözleşmenin 7 ve 10. maddelerinin değiştirilmesine davacıların muhalefeti ile oy çokluğuyla karar verilmiştir. Davacılar vekili anılan toplantıda, ana sözleşmede imtiyazlı payların bulunmasına rağmen hazirun listesinde imtiyazlı payların belirtilmediğini ileri sürerek itirazda bulunmuş; davalı şirket yetkilisinin vekili ise şirketin 02.12.2010 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 6. maddesinin tadil edilerek imtiyazların kaldırıldığını savunarak gündemin görüşülmesine geçilmiştir. Davalı vekili asıl ve birleşen davada da şirketin 02.12.2010 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 6. maddesinin tadil edilerek imtiyazların kaldırıldığını, bu nedenle dava konusu 06.10.2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı için imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu onayının söz konusu olmadığını savunmaktadır. 24. Davalı şirketin 02.12.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısının gündeminde A ve B grup ayrımının ya da imtiyazın kaldırılacağına dair bir madde ya da bir ibare yer almamaktadır. Aynı şekilde toplantı esnasında da A ve B grup ayrımının ya da imtiyazın kaldırılacağına dair bir görüş veya beyanda da bulunulmamıştır. Anılan genel kurul toplantısının 8. maddesinde yeni yönetim kurulu ve denetçinin seçimi yapılmış; 16. maddesinde ise şirkete bugüne kadar yapılan finansal yardımların sermayeye ilave edilmesi suretiyle sermaye artışı yapılmasına karar verilerek ana sözleşmenin “sermaye ve hisseler” başlıklı 6. maddesi tadil edilmiştir. Gündemde ve 30.12.2010 tarihli ticaret sicil gazetesindeki ilanda tadil edilen 6. maddenin yeni hâli yer almış, eski hâline ise yer verilmemiştir. 25. Ayrıca anılan genel kurul toplantısında sermaye artırımına ilişkin ana sözleşmenin 6. maddesi değiştirilmeden önce yeni yönetim kurulu seçiminin yapılması ve B grubu pay sahiplerinin ana sözleşmenin 7. maddesi gereğince yönetim kuruluna aday göstermemiş olmasının sadece bu konudaki imtiyazı kullanmayarak seçim yapmaları anlamına geldiği, ancak bu durumun imtiyazın kaldırıldığı sonucunu doğurmayacağı, öte yandan ana sözleşmenin 7. maddesindeki imtiyaza uygun olarak yönetim kuruluna, B grubu pay sahiplerinden iki kişi … ve …’ın seçildiği, daha sonra yine ana sözleşmenin 7. maddesine uygun olarak yönetim kurulu başkanlığına B grubu pay sahiplerinden …’ın, başkan yardımcılığına ise A grubu pay sahiplerinden …’ın seçildiği anlaşılmaktadır. 26. Davalı şirketin 02.12.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında sadece ana sözleşmenin 6. maddesinin tadil edilmesine karar verilmiş; yönetim kuruluna seçilmede imtiyaz tanıyan 7. madde ile A ve B grup ayrımını pekiştiren 10. madde aynen bırakılmıştır. Dolayısıyla 02.12.2010 tarihli olağan genel kurul sonrasında da imtiyaza ilişkin ana sözleşmenin 7. maddesi ile A ve B grup ayrımını pekiştiren 10. madde varlıklarını hâlen sürdürmektedir. Sadece sermaye artırımı sırasında sermayenin A ve B grubu paylara ayrıldığı şeklindeki ibare kuruluş ana sözleşmesinden sonraki 6. maddede yer almamaktadır. 27. Bir ana sözleşmede tanınmış imtiyazlar konularıyla birlikte varlıklarını, çeşitli maddelerde sürdürüyorlarsa, A ve B grupları ayrımı ana sözleşmenin çeşitli maddelerinde belirginse imtiyazlar devam ediyor demektir. Bu kapsamda ana sözleşmenin sermayeye ilişkin maddesinde ayrıca sermayenin pay gruplarına bölünmüş olduğu ibaresinin yer almasına ve bu ibarenin her sermaye artırımında muhafaza edilmesine de gerek yoktur. Zira sermayenin gruplara ayrılmış olduğunun varlığı için bu hususun ana sözleşmeden anlaşılıyor olması yeterlidir. 28. Yukarıda da bahsedildiği üzere imtiyazların oluşturulması için gerekli şartlar imtiyazların kaldırılması için de geçerli olup imtiyazlar, ancak açık bir ana sözleşme değişikliği ile kaldırılabilecektir. Dolayısıyla imtiyazlar ancak ya imtiyaz esasına göre düzenlenmiş bütün hükümlerdeki imtiyazların kaldırılmasıyla ya da açık bir hükümle tüm imtiyazların kalktığı belirtilerek ana sözleşme değişikliğiyle kaldırılabilecektir. Dolayısıyla davalı şirketin 02.12.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 6. maddesinin tadiliyle ve belirtilen şekilde yönetim kurulunun seçimiyle ana sözleşmenin imtiyaza dair 7. maddesinin zaten o genel kurulda kaldırıldığı, dava konusu 06.10.2011 tarihli genel kurul kararının ise bunun tespitinden ibaret olduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir. 29. Davalı şirketin kuruluş ana sözleşmesinde B grubu payların şirketin kurucu ortaklarından …, … ve …’a ait olduğu, A grubu payların ise şirketin kurucu yabancı ortaklarına ait olduğu, daha sonra A grubu payların başka yabancı uyruklu şahıslara devredildiği ancak B grubu payların devredilmediği, hâlâ …, … ve …’a ait olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla pay sahiplerinin elindeki payların hangi gruba ait olduğu hususunda belirsizlik de söz konusu değildir. Bu itibarla davalı şirketin 02.12.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında sermayenin A ve B gruplarına ayrılması hususu ile yönetim kurulunun seçimindeki grup imtiyazının kaldırıldığından bahsedilemeyecektir. Başka bir deyişle 02.12.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısından sonra dâhi davalı şirketin sermayesi A ve B grubu paylara ayrılmış olarak varlığını sürdürmekte ve yönetim kurulunun seçiminde B grubu paylara tanınan imtiyaz devam etmektedir. 30. O hâlde davalı şirketin dava konusu 06.10.2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan imtiyazın kaldırılmasına ilişkin ana sözleşmenin 7 ve 10. maddelerinin değiştirilmesi kararının infaz edilmesi ancak 6762 sayılı TTK’nin 389. maddesi gereğince imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun bu yönde verecekleri bir onay kararı ile mümkündür. Her ne kadar ana sözleşmenin 10. maddesinde bir imtiyaz ön görülmemiş ise de anılan madde; ana sözleşmenin 7. maddesi ile tanınan imtiyazı ve dolayısıyla sermayenin A ve B grup ayrımını pekiştirdiği için bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bu itibarla davalı şirketin dava konusu 06.10.2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan ana sözleşmenin 7 ve 10. maddelerinin değiştirilmesine ilişkin kararın, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun onayı olmadığı için infaz edilmesi mümkün değildir. 31. Bu durumda mahkemece, davalı şirketin 02.12.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 6. maddesinin tadili ile sadece grup ayrımının kaldırıldığı, imtiyazın ise kaldırılmadığı gerekçesiyle verilen direnme kararı sonuç itibariyle doğru olmakla birlikte, yukarıda da belirtildiği üzere davalı şirketin 02.12.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 6. maddesinin tadili ile hem grup ayrımı hem de imtiyaz kaldırılmadığı için direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ile onanmasına karar verilmiştir. 32. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle onanması gerekmiştir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.01.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Genel kurulun esas sözleşme değişikliğine veya sermaye artırımı için yönetim kuruluna yetki verilmesine ilişkin kararları imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edici nitelikteyse, 6102 sayılı Kanun'un 454 üncü maddesi uyarınca bu kararlar imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunca onanmadıkça icra olunamaz. Özel kurul, imtiyazlı payları temsil eden sermayenin yüzde altmışının çoğunluğuyla toplanır ve mevcudun çoğunluğuyla karar alır. Genel kurulda imtiyazlı pay sahipleri anılan nisaba uygun şekilde olumlu oy kullanmışsa ayrıca özel kurul toplanmasına lüzum kalmaz. Yönetim kurulu genel kurul kararının ilanından itibaren bir ay içinde özel kurulu toplantıya çağırmakla yükümlüdür; süresinde çağrı yapılmazsa her bir imtiyazlı pay sahibi çağrı süresinin bittiği tarihten itibaren on beş gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden özel kurulun toplantıya çağrılmasını isteyebilir. Çağrı yapılmasına rağmen özel kurul süresi içinde toplanamazsa genel kurul kararı onanmış sayılır. Özel kurulun kararı onaylamaması halinde ise yönetim kurulu, karar tarihinden itibaren bir ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde genel kurul kararının imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal etmediği gerekçesiyle bu onaylamama kararının iptali ile genel kurul kararının tescili talepli dava ikame edebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 454Kaynağı aç
MADDE 454- (1) Genel kurulun esas sözleşmenin değiştirilmesine, yönetim kuruluna sermayenin arttırılması konusunda yetki verilmesine dair kararıyla yönetim kurulunun sermayenin arttırılmasına ilişkin kararı imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikte ise bu karar anılan pay sahiplerinin yapacakları özel bir toplantıda, aşağıdaki hükümler uyarıca, alacakları bir kararla onanmadıkça uygulanamaz. (2) Yönetim kurulu, en geç genel kurul kararının ilan edildiği tarihten itibaren bir ay içinde özel kurulu toplantıya çağırır. Aksi hâlde, her imtiyazlı pay sahibi yönetim kurulunun çağrı süresinin son gününden başlamak üzere, onbeş gün içinde, bu kurulun toplantıya çağrılmasını şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir. (3) Özel kurul imtiyazlı payları temsil eden sermayenin yüzde altmışının çoğunluğuyla toplanır ve toplantıda temsil edilen payların çoğunluğuyla karar alır. İmtiyazlı pay sahiplerinin haklarının ihlal edildiği sonucuna varılırsa karar gerekçeli bir tutanakla belirtilir. Tutanağın on gün içinde şirket yönetim kuruluna teslimi zorunludur. Tutanakla birlikte, genel kurul kararının onaylanmasına olumsuz oy verenlerin, en az nisabı oluşturan sayıda imzalarını içeren liste ile bu maddenin sekizinci fıkrası hükmü gereği açılabilecek dava için geçerli olmak üzere ortak bir tebligat adresi de yönetim kuruluna verilir. Tutanak, birlikte verilen bilgilerle beraber tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir. Bu hükümdeki şartlara uyulmadığı takdirde özel kurul kararı alınmamış sayılır. (4) Genel kurulda, imtiyazlı payların sahip veya temsilcileri, esas sözleşmenin değiştirilmesine, üçüncü fıkrada öngörülen toplantı ve karar nisabına uygun olarak olumlu oy vermişlerse ayrıca özel toplantı yapılmaz. (5) Çağrıya rağmen, süresi içinde özel kurul toplanamazsa, genel kurul kararı onaylanmış sayılır. (6) Özel kurul toplantısında, 407 nci maddenin üçüncü fıkrası çerçevesinde, Bakanlık temsilcisi de hazır bulunur ve tutanağı imzalar. (7) Yönetim kurulu, özel kurulun onaylamama kararı aleyhine, karar tarihinden itibaren bir ay içinde, genel kurulun söz konusu kararının pay sahiplerinin haklarını ihlal etmediği gerekçesi ile, bu kararın iptali ile genel kurul kararının tescili davasını, şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açabilir. (8) İptal davası, genel kurul kararının onaylanmasına olumsuz oy kullananlara karşı yöneltilir. III – Tescil

Yönetim kurulunda temsil imtiyazına aykırı genel kurul kararları 6102 sayılı Kanun'un 445 inci maddesi gereğince iptal davasına konu edilir; 447 nci maddedeki batıl haller bulunmadıkça karar sırf aykırılık gerekçesiyle kendiliğinden batıl sayılmaz. Haklı ve makul bir gerekçe gösterilmeksizin pay sahiplerinin yönetim ve temsil yetkilerinin zayıflatılması ya da ortadan kaldırılması Türk Medenî Kanunu'nun 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık oluşturur ve genel kurul tarihinden itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde açılacak dava ile iptal yaptırımına bağlanır. Şirket esas sözleşmesinde belirli bir pay grubu temsilcisinin mevcudiyeti toplantı nisabı olarak öngörülmüşse, o temsilcinin bulunmadığı toplantıda alınan karar yok hükmündedir. Aynı doğrultuda iç yönergede öngörülen ağırlaştırılmış karar nisabı sağlanmaksızın alınan yönetim kurulu kararı da yoklukla maluldür. Yönetim kurulunun 6102 sayılı Kanun'un 391 inci maddesinde sayılan eşit işlem kuralına uymayan, şirketin temel yapısını gözetmeyen veya vazgeçilmez ortaklık haklarını sınırlandıran kararları aleyhine ise butlan tespiti talep edilebilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1865, K. 2025/478Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1865 E.  ,  2025/478 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/773 Esas, 2023/1560 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL 21. SALİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/469 E. HÜKÜM : Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl ve Birleşen Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/541 E., 2020/522 K. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirketin toplam sermayesinin %21,68'ini temsil eden 43.567 adet C grubu nama yazılı pay sahibi olan müvekkili şirketin, davalı şirketteki tüm paylarını devrederek ortaklıktan ayrılmak istediğini, davalı şirketin ortaklarına, pay sahipleri sözleşmesi gereği önalım haklarını kullanması hususunda bildirim yükümlülüğünü yerine getiren müvekkili şirketin 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş. ile imzaladığı pay devir sözleşmesi ile ilgili pay devri kararı alınması ve pay devrinin şirket pay defterlerine işlenmesi talebinin 24.06.2019 tarihli toplantıda, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1. ve 8.1.(i) maddesi gerekçe gösterilerek oy birliği ile reddedildiğini, davaya konu pay devrinde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığını, nama yazılı pay devrinin önemli bir sebeple reddi için red sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut bir şekilde belirtilmesi gerektiğini, pay devrinin reddini gerektirecek önemli bir sebebin bulunmadığını, şirket açısından önemli bir payın devrinin de söz konusu olmadığını, davalı şirketin halihazırdaki ortaklarının profili şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı açısından önemli ise de bu hususun şirketin kuruluş ve gelişme aşamalarında bir anlam ifade ettiğini, gelinen aşamada davalı şirketin tanınır ve güvenilir bir şirket haline geldiğini, ayrıca pay sahipleri sözleşmesine göre müvekkili şirketin, davalı şirkette mali yükümlülük altına girme borcunun olmadığını, davalı şirkette ortak olarak kalmasının davalı şirketin hayatiyeti açısından öneminin olmadığını, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesindeki, muhtemel pay devri kısıtlamalarının emredici nitelikteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunca verilen 24.06.2019 tarihli ve 2019/6 sayılı kararın iptali ile müvekkili tarafından yapılan pay devir işleminin pay devir tarihi olan 29.05.2019 tarihi itibariyle pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde; nitelikli kararların alınmasına yönelik olarak, C grubu pay sahipliği temsil edilmediğinden toplantı yeter sayısının sağlanmadığını, hisse devrinin reddine dair 24.06.2019 tarihli … yönetim kurulu kararının batıl/geçersiz olduğunu, dolayısıyla şirketçe 3 ay içerisinde hisse devrinin tescilini red iradesinin tecessüm etmemiş olduğunu ileri sürerek müvekkili şirketin hissedarlığının tespitine ve pay devrinin pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde pay sahipleri çevresinin bileşimine dair hüküm yer aldığını, pay sahiplerinin profilinin şirket için önem arz ettiğini, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 2017 yılında kaleme alındığını, davacı şirketin hisselerini devretmek istediği … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı ve sahibi olan şahsı yönetim kuruluna aday gösterdiğini, bu adayın seçilmemesi üzerine 24.05.2019 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın kabulüne karar verildiğini, genel kurul süreciyle ilgili uyuşmazlıklar devam ederken davacının diğer ortakların itirazlarını görmezden gelerek hisselerini … A.Ş'ye devrettiğinden bahisle bildirimde bulunduğunu, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile pay devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddedildiğini, şirketin ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığında bankalarla yapılan işlemlerin önemli olduğunu, davacının hisselerini devrettiği şirketin sahibinin dava dışı … A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu şirketin müvekkilinin rakibi konumunda bulunduğunu, bankaların dönem itibarı ile ortak değişikliğini kabul etmemesinin muhtemel olduğunu, … A.Ş.'nin 2016 yılında kurulduğunu, ana iştigal konusunun … İnşaat Grubu ile ilgili olduğunu, müvekkili şirketin ekonomik yönden ve yeni işlere girmekte sıkıntılı olduğu bir dönemde rakip bir şirketin müvekkili ortaklık yapısına dahil olmasının ve şirketin yıllarca biriktirdiği birikime vakıf olmasının kabul edilebilir olmadığını, bu yönü ile pay sahibi çevresinin bileşiminin korunmasının önemli olduğunu, rakip bir şirketin pay sahipleri çevresinin bileşimini bozacak şekilde ortaklık yapısına dahil edilmek istenmesi karşısında pay devri talebinin reddedilmesinin ilgili mevzuata uygun olduğunu, davacı tarafın da oyuyla kabul edilen şirket ana sözleşmesinin 8.1.(i) maddesinde pay sahipleri arasındaki sözleşmeye aykırı devirlerin şirket tarafından reddedilebileceği hükmü getirildiğini, kurulduğu günden bu yana şirkette ortak olan hissedarların güçlü bir pay sahibi çevresi oluşturduğunu, teknik başarı yakalanmış olsa da ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının elzem olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; asıl dava ile birleştirme taleplerinin olduğunu, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesine göre nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması kararının özellikli yönetim kurulu kararı olduğu, 8.1. maddesine göre nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceği, bu onayın şirketin yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararla verilebileceği, ana sözleşmenin 8.1., 12. maddesi ve pay sahipleri sözleşmesinin 6.7. ile 6.8. maddeleri uyarınca özellikli yönetim kurulu toplantılarında C grubu yönetim üyesinin varlığının ve olumlu oyunun arandığı, birleşen davada davacı şirketin halihazırda pay sahibi olmayıp üçüncü kişi olduğu, dolayısıyla yönetim kurulu seçilmesine dair genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın sonucunun bu davaya etkili olmayacağı, zira genel kurul iptali kararlarının kesinleşmekle hüküm ifade edeceği, buna göre, üçüncü bir kişinin şirkette pay sahibi olabilmesi için yönetim kurulunun hisse senetlerinin devrini oy birliği ile onaylaması gerektiği, 24.06.2019 tarihli dava konusu yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile davacıların pay devri işleminin pay defterine işlenmesi talebini reddettiği, ana sözleşme ve pay sahipleri sözleşmesinde pay devrinin reddi için yönetim kurulunun tüm üyeler ile toplanması ve oy birliği ile karar alma şartı bulunmadığı, bu şartın sadece devre onay verilecek yönetim kurulu toplantıları için öngörüldüğü, ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesi uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, davalı şirketin ise ana sözleşme ile devri yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı onay kararı şartına bağladığı, somut olayda, C grubu hisseleri temsil eden üyenin olumsuz oy kullandığı varsayıldığında dahi dört yönetim kurulu üyesisinin pay devrine onay vermediği, dolayısıyla C grubunu temsilen yönetim kurulu üyesi toplantıya katılmasa veya katılıp olumlu oy kullansa dahi sonucun değişmeyeceği, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulunun ana sözleşmenin 8.1. ve 8.1.(i) maddesine atıfta bulunduğu, şirketin içinde bulunduğu süreç dikkate alındığında pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması hususunun hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığı için büyük önem arz ettiği gerekçesine dayandığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinde yer verilen hususların haklı neden için somut gerekçe içerdiği, zira 6102 sayılı TTK'nın 493/2 hükmüne göre pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin onayın reddini haklı göstermesinin önemli sebep oluşturacağının kabul edildiği, yönetim kurulu kararında 8.1.(i) maddesi ile pay sahipleri sözleşmesine atıf yapıldığı, pay sahipleri sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinin, davalı tarafın ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının önemine ilişkin açıklamalarını teyit ettiği, dava dilekçesinde yer alan ifadelere göre davacının da mevcut profilin şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetin devamlılığı için önem ifade ettiğini, bu sayılanların şirketin kuruluş aşamasında anlamlı olduğunu belirttiği, ancak davalı şirketin kuruluş tarihinin 2005 olduğu, ana sözleşmede bu hususlara ilişkin değişikliğin davacının da olumlu oyuyla 2017 yılında yapıldığı, ticari hayatta bankalar yönünden şirketlerin ortaklık yapısının önemi ile ortaklık yapısındaki değişikliklere bankaların/kredi kuruluşlarının tereddüt ile yaklaştığının bilindiği, davalının bu yöndeki açıklamalarının haklı neden olduğu, şirket yapısına ve işletme konusuna yabancı bir kişinin/şirketin ortaklık yapısına dahil edilip, yüksek kredibilite ve teknik bilgi (know-how) isteyen alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin işletme konusuna yönelik faaliyetlerini sürdürmesinin, pay sahipleri çevresinin korunması ile, şirkete dahil olacak ortağın ancak bu niteliklere sahip olması halinde mümkün olacağı, birleşen davanın davacısının, dava dışı … A.Ş'nin yönetim kurulu başkanı olduğu, bu hali ile davalı şirketin ortakları arasına girerek vakıf olacağı bilgileri dava dışı … A.Ş. vasıtası ile kullanabilmesi ve inşaat alanında rakip firma haline gelmesinin, davalı şirketin büyümesi ve faaliyetinin devamlılığına olumsuz etki edebileceği kanaatinin oluştuğu, davalı şirketin pay devrine onay vermemesine ilişkin gerekçelerinin, pay devrinin reddi açısından önemli sebep teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davacı taraflarca istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı …Ş.'nin davalı ….'de sahip olduğu 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu payların tamamının birleşen dosya davacısına devredilmesine ilişkin 10.05.2019 tarihli pay devir sözleşmesi imzalandığı, 6102 sayılı Kanun'un 490/1. maddesine göre, Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, ancak 492/1 maddesine göre de esas sözleşme ile nama yazılı payların şirketin onayıyla devredilebileceğinin öngörülebileceği, red sebeplerinin ise 493. maddede düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmüne göre de şirket, onaylamaya ilişkin talebi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya reddi haksızsa, onay verilmiş sayılacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesinde yönetim kurulunun 5 üyeden oluşacağı, 12/7 ve devamı maddelerinde yönetim kurulunun özellikli yönetim kurulu kararları dışındaki kararlarının en az 4 üyeyle toplanıp en az 4 üyeyle karara bağlanacağı; özellikli yönetim kurulu kararlarına yönelik toplantılarında C grubu yönetim kurulu üyesinin varlığının ve olumlu oyunun gerekliliğinin düzenlendiği, nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanmasının özellikli yönetim kurulu kararları arasında sayıldığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 1. paragrafının son cümlesinde nama yazılı payların devrine ilişkin onayın şirket yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin 24.05.2019 tarihli genel kurulunda C grubu pay sahibi davacının gösterdiği aday yerine, ortaklardan … Yapı'nın aday gösterdiği … şirketin organsız kalmaması gerekçesiyle seçilmiş olması karşısında, şirket yönetim kurulunda C grubu payları temsil eden yönetim kurulu üyesinin, seçilemediğinden bulunmadığı, ana sözleşmenin 12. maddesine göre onay istemi için karar yeter sayısının sağlanamamasının onay isteminin reddi sonucunu, toplantı yeter sayısının sağlanamamasının ise yönetim kurulu kararının yokluğu sonucunu doğuracağı, usulüne göre toplanmamış bir yönetim kurulunun aldığı karar ile ilgili olarak ise toplantıya katılamayan üyenin karara etki edip edemeyeceğinin bir önemi bulunmadığı, zira "nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması" talebinin görüşüleceği yönetim kurulu toplantısına C grubu hisselerini temsil eden üyenin katılmasının yönetim kurulunun teşekkül ettirilebilmesi için şart olduğu, somut olayda, dava konusu nama yazılı hisse devrinin onaylanması talebinin, C grubu hisseleri temsil eden üyenin bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanmış olması nedeniyle yok hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmündeki "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" şeklindeki hüküm uyarınca davalı şirket tarafından hisse devrinin onaylanması talebi usulünce reddedilmediğinden kabul edilmiş olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 493/1 hükmüne göre şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği, 2. fıkraya göre ise pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturacağı, şirket ana sözleşmesinin 8.1. maddesinin "Pay sahipleri, Şirket’in ve Şirket’in iştiraklerinin faaliyette bulunduğu sektörlerde öncü bir konumda bulunabilmek ve Şirket’in işbu esas sözleşmede yer alan amaç ve konularını gerçekleştirmek için Şirket’in sürekli olarak yüksek düzeyde teknik bilgi (know-how) kullanması, geniş bir ağa sahip olması, profesyonel düzeyde uzmanlığa sahip olması gerektiğini ve ayrıca önemli miktarlarda yatırım yapması gerektiğini ve emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) Grubu, (B) Grubu ve (C) Grubu Pay Sahiplerinin tamamının, birlikte Şirket’in büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda Şirket’te önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmektedirler. Bu sebeple, nama yazılı paylar ancak Şirketin onayı ile devredilebilir. Bu onay Şirketin Yönetim Kurulu'nun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verilir.” şeklinde olduğu, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde ise pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceğinin düzenlendiği, yönetim kurulunca, pay devrinin şirket ana sözleşmesi'nin 8.1. maddesine aykırı olması ve pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığının korunması hususlarının red sebebi yapıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesinin gerekçesine göre, esas sözleşmeye konulacak haklı sebeplerin kanunda gösterilmiş sebeplerden olması gerektiği, esas sözleşmede mezkûr maddeye atfın yeterli olmadığı, haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerektiği, haklı sebep kategorilerinin paysahipleri çevresinin bileşimi, şirketin konusu ve işletmenin bağımsızlığı olarak belirlendiği, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde, emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) grubu, (B) grubu ve (C) grubu pay sahiplerinin tamamının, birlikte şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda şirkette önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmekte oldukları ifade edildiği ancak hisse devrinin söz konusu olması halinde devre onay verilmesi için hangi hususların aranacağının düzenlenmediği, somutlaştırılmadığı, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde, pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, hisse devrine onay verilmemesini gerektiren sebeplerin ana sözleşmede açıkça yazılması gerektiği, dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atfın geçerli olmadığı, nama yazılı hisselerin devrine onay verilmesi isteminin reddine dair kararda, "pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması" hususuna vurgu yapılmış ise de, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesi kapsamında somutlaştırılmadığı, ana sözleşme ile anonim şirketlerde nama yazılı hisselerin devri sınırlandırılabilirse de davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrini sınırlandıran 8.1 maddesinin, birleşen dosya davacısının hisseleri devralmasına onay verilmemesini gerektiren bir önemli neden içermediği, davalının diğer hissedarlarının devre onay verme yetkileri bulunmayıp, devre muvafakatlerinin bulunmamasının sonuca bir etkisinin olmadığı, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesinin ise sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği birleşen dosya davacısına karşı ileri sürülemeyeceği, davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrine onay vermemesinin 6102 sayılı Kanun'un 493/1-2 hükümleri anlamında önemli bir sebebe dayanmadığı, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesinin isabetli görülmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen dosya davacısı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, buna göre asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde 198824-5 sicil numarası ile kayıtlı birleşen dosya davacısı … Yatçılık Turizm Gayrimenkul Otomotiv İç ve Dış Ticaret A.Ş.'nin, davalı ….'nin 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu pay itibariyle davalı şirketin ortağı olduğunun tespitine ve pay defterine kaydına karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen dosya davalısı tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davacının davalı şirketteki paylarını dava dışı şirkete devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair yönetim kurulu kararının iptali ile pay devir işleminin pay devir tarihi itibarı ile pay defterine hükmen işlenmesi talebine, birleşen dava ise, asıl davaya konu yönetim kurulu kararının payı devralan şirket tarafından geçersizliği/iptali talebine, terditli olarak payı devralan şirketin hissedarlığının tespiti ile hissedarlığın hükmen pay defterine işlenmesi taleplerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı şirket … Holding A.Ş., maliki olduğu, davalı ….’nin %21.68‘ini temsil eden C Grubu nama yazılı payını 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık A.Ş.’ye pay devir sözleşmesiyle sattığını ve hisse devrini 24.06.2019 tarihli toplantıda şirket pay defterine işlenmesini talep etmiş, davalı …. ana sözleşmesinin 8-1/i maddesi uyarınca devir talebini oy birliğiyle reddetmiş, bunun üzerine davacı … İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve hisse devrinin reddine ilişkin yöntemi kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Birleşen dosyanın davacısı … A.Ş., kendisine devredilen hisse satış sözleşmesinin pay defterine hükmen işlenmesi ve redde ilişkin yönetim kurulu kararının geçersizliğini talep etmiştir. İstanbul 4. ATM’nin yaptığı yargılama sonucunda; 05.11.2020 tarihinde; … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 8-1, 8-1,e maddelerinde şirket ortaklarının, üçüncü kişilere hisselerinin devrinin geçerliliğine tüm ortakların onayına bağladığından ve … Holding A.Ş yönetim kurulu 24.06.2019 tarihinde şirket ortağı …’in hisselerini … A.Ş.’ye devrinin, pay defterine işlenmesi talebini oy birliğiyle reddettiğinden, yine şirket ana sözleşmesini 5-5, 7-7 maddesi uyarınca … Holding A.Ş. ortaklarını şirketin iş kapasitesi, ticari hayatta kuvvetli bir şeklide yer alması, ekonomik bağımsızlığı için önemli olup, bu hususta ana sözleşme ile sınırlama getirilmiş olduğundan, şirket hissesinin devredildiği …’nin YK üyesi … İnşaat A.Ş’nin ticari faaliyetlerinin de inşaat vb. alanlar olduğu, yani rakip firma olması sebebiyle, TTK 493 uyarınca haklı sebep olduğundan bahisle, hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve buna ilişkin yönetim kurulunun red kararının geçersizliğinin tespitini reddetmiştir. İtiraz üzerine, İstanbul BAM 43. HD’nin 2021/773 E., 2023/1560 K. sayılı ilamı ile şirket ana sözleşmesinin 8.1-e maddesi gereğince şirket ortaklarının hisse devrinin onaylanması gibi reddinde de oy birliği arandığından, yine 10. ATM’nin 2019/334 E., 1036 Kararı ile … Holding A.Ş‘nin 24.05.2019 tarihili genel kurulun da C Grubu pay sahibi … tarafından yönetim kurulu üyesi adayı … ’ın seçilmemesi ve yerine … ’ın seçilmesi kararının butlanla malul olduğundan, C grubu hisse temsilcisinin seçiminin geçerli olmadığından hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının geçersiz olduğu, TTK 493 uyarınca haklı bir sebep olmadığından, TTK 494/3 uyarınca yönetim kurulu hisse devrini reddine ilişkin üç ay içerisinde karar vermezse onay vermiş sayılacağından redde ilişkin YK kararı da yok hükmünde sayılacağından üç ay içerisinde de hukuki bir karar verilmediğinden, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin kararı kaldırılıp hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, hisse devrinin pay defterine işlenmesi, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olay incelendiğinde; 1…. Holding A.Ş’nin ana sözleşmesinin 8-1, 8-1, e maddesinde şirket ortaklarının hisselerinin devrinin geçerli olabilmesini, tüm hissedarların kabul şartına bağlamıştır. Hisse devrinin reddedilmesi oy birliği şartına bağlanmamıştır. Bu husus şirket ana sözleşmesinin lafzından ve koyuluş amacından açıkca anlaşılmaktadır. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddinde de oy birliği şartının arandığına dair değerlendirilmesi hatalıdır. 2. … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinde şirketin ekonomik bağımsızlığının sağlanması için ortakların şahıslarının önemine vurgu yapılmış, ortakların ticari faaliyetlerine, tecrübelerine, şirkete kattıkları değerin önemli olduğu belirtilerek hisse devrini sınırlayarak hisse devrinin gerçekleşmesine tüm hissedarların onayına tabi tutmuştur yani devri oy birliğine bağlamıştır. … Holding A.Ş. C grubu imtiyazlı yönetim kurulu üyesinin seçiminde, imtiyazlı pay sahibi … A.Ş.’nin aday olarak gösterdiği … A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi … A.Ş.’nin hissedarı … ’ın seçilmemesinin haklı nedene dayandığı; 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla “davaya sunulan protokol, taraflar arasında çekilen ihtarnameler ve taraf vekillerinin beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde C grubu pay sahibi … A.Ş tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın … Yönetim A.Ş. tarafından şirketteki hisselerinin devri planlanan ve ancak diğer ortaklar tarafından kabul edilmeyen … Yatçılık Turizm A.Ş.’nin ortağı olduğu anlaşılmış olup bir şirkette güven ilişkisinin, birlikte ve ortak çalışma isteğinin önemli ve vazgeçilmez olmasının C Grubu pay sahibi … Holding A.Ş. tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın yönetim kurulu adaylığının genel kurul tarafından reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta 6102 sayılı kanun un 360 ıncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca … ’ın reddi haklı neden oluşturmaktadır” kesinleşmiştir. 11. Hukuk Dairesi’nin yukarıda zikredilen kararıyla … Holding A.Ş.’ye … A.Ş.’nin ortağının yönetim kurulu üyesi olarak seçilmemesi TTK 360. maddesi uyarınca haklı bir sebep olarak kabul edilmiştir. … A.Ş.’nin ortağının …’da yönetim kurulu üyesi seçilmemesi şirketin bağımsızlığı, güven ilişkisi, rakip firmalar olması, ana sözleşmesi, çekilen ihtarlar uyarınca haklı bulunmuşken, aynı gerekçelerle … ’ın ortağı olduğu şirkete yani … A.Ş.’ye …’in hisse devrinin reddinin TTK 493 maddesi uyarınca da haklı sebep oluşturduğu açıktır. … Holding A.Ş.’nin rekabetini, bağımsızlığını, varlığını sürdürebilmesi sebebiyle şirket hisselerinin bir kısmının … A.Ş.’ye devir talebinin reddedilmesinin haklı bir sebep oluşturduğu açıktır. Bu sebeple BAM 43. HD’nin TTK 493 maddesi uayırca haklı sebep bulunmadığına dair kabulü de hatalıdır. 3. İstanbul 10. ATM anılan kararıyla … Holding A.Ş.’nin yönetim kurulu üyelerinin seçildiği genel kurul kararlarının tamamını iptal etmemiş, sadece imtiyazlı pay sahiplerinin adayı olarak … ’ın seçilmesini iptal etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla imtiyazlı pay sahiplerinin adayı … ’ın seçilmemesinin haklı neden oluşturduğuna karar vermiştir. Yani ortada … Holding A.Ş. genel kurulunun yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin karar ayaktadır ve imtiyazlı pay sahibi haricindeki dört üyenin yönetim kurulu üyeliği hukuken varlığını sürdürmektedir. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararını hem yok hükmünde sayıp yönetim kurulunun teşekkülünü ve hisse devrine ilişkin bir karar alamayacağını söyleyip, hem de üç ay içerisinde bir karar alamadığından bahisle TTK 494 uyarınca üç aylık sürenin dolmuş olması hisse devrinin onayı mahiyetindedir değerlendirilmesi TTK’nın 494. maddesine açıkca aykırıdır. Hisse devrinin onay ve reddine ilişkin geçerli bir karar alamayacağı belirtilmiş bir yönetim kurulundan herhangi bir karar beklemek fiilen imkansız olan bir şeye tersten sonuç bağlamaktır. Yok sayılan bir yönetim kurulunun üç ay içerisinde bir karar alabilmesi de hukuken BAM 43. HD’nin kabulüne göre de imkansızdır. İmkansız olan bir şeye üç ay içerisinde bir karar almadınız, almadığınıza göre onay mahiyetindedir, şeklindeki kabul TTK’nın 494. maddesinin lafzına ve yorum kurallarına uygunluk teşkil etmediğinden, kararın bozulması gerektiğinden, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin Dairemizin Onama kararına katılmıyorum.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 391Kaynağı aç
MADDE 391- (1) Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle; a) Eşit işlem ilkesine aykırı olan, b) Anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, c) Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, d) Diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin, kararlar batıldır. 3. Bilgi alma ve inceleme hakkı

Yönetim kuruluna üye aday gösterme hakkına dair esas sözleşme değişikliğinin butlanı veya iptali istemiyle dava açılmışsa, bu dava sözleşme değişikliğine dayanılarak yapılan yeni üye seçiminin iptali davası bakımından bekletici mesele yapılır. Genel kurul toplantısında ilgili karara olumlu oy vermiş olan pay sahibi 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kararın iptalini isteyemez. Esas sözleşmeyle ortağın şahsına bağlanan müktesep hakların rıza hilafına kaldırılması durumunda ise genel hükümlere göre tespit davası veya itiraz yoluna gidilebilir. Ticaret sicili müdürlüğünün tescil ve ilan işlemine karşı 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi uyarınca açılacak itiraz davasında ise uyuşmazlığa konu yönetim kurulu kararında payına karşılık üye seçilen tüzel kişi yönetim kurulu üyesinin dava ehliyeti bulunmakta olup pay sahibi ortağın müstakil sıfatı bulunmamaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/3200, K. 2024/5374Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/3200 E.  ,  2024/5374 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/316 Esas, 2023/354 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2019/84 E., 2019/309 K. Taraflar arasındaki Ticaret Sicil Memurunun kararına itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Çorlu Ticaret Sicil Müdürlüğünün 10359 sicil numarasında kayıtlı Dinatesk Dinamik Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin (Dinateks A.Ş.) %33,33 tekabül eden "B" grubu hissesinin sahibi olduğunu, şirketin sermaye yapısının A, B, C grubu hisselere ayrıldığını, diğer hissedarların … A. (A grubu) ve Müslüm Y. (C grubu) olduğunu, şirketin 07.05.2019 tarihli genel kurul toplantısında … A. (A grubu) ve Müslüm Y. (C grubu) ve müvekkile ait B grubu hisselerine temsilen Noss Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin (Noss Tekstil) Dinateks A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, 2019/9 sayılı kararı ile şirketin 2019/1 no.lu iç yönergesi kabul edilerek şirketin temsil ve ilzamına ilişkin yeni bir düzenleme yapıldığını, 2019/10 sayılı karar ile bir önceki karar ile kabul edilen 2019/1 iç yönergesi çerçevesinde yönetim kurulu üyeleri arasında görev dağılımı yapıldığını, bu kararda … A.'nın yönetim kurulu başkanı, Müslüm Y.'nin yönetim kurulu başkan vekili, Noss Tekstil'in yönetim kurulu üyesi olarak görevlendirildiğini, Noss Tekstil tüzel kişiliği adına … H.'nin gerçek kişi olarak yönetim kuruluna katılmasının kabul edildiğini, ana sözleşmenin 14 üncü maddesi ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6102 sayılı Kanun) 371, 373/1, 419/2 maddeleri gereğince şirketin temsil ve ilzamına ilişkin kararlar ve yönetim kurulunun görev dağılımına ilişkin kararların tescil ve ilanının zorunlu olduğunu, 2019/9 ve 2019/10 sayılı yönetim kurulu kararının tescil ve ilanı zorunlu iken 2019/1 sayılı iç yönerge ve bu konudaki 2019/9 sayılı yönetim kurulu kararının tescilinden imtina ettiklerini, bunun üzerin Noss Tekstil temsilcisi … H. 2019/1 sayılı iç yönerge tescil edilmeden böyle bir görevlendirmeyi kabul etmeyeceğini Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirdiğini, bu bildirim ile yönetim kurulu üyeleri … A. ve Müslüm Y.'nin Noss Temsilcisi … H. 'nin yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı gerekçesi ile hissedarlar dışından Emil M.'yi yönetim kurulu üyesi olarak seçip tescil ettirdiklerini, yapılan bildirimin istifa anlamına gelmeyeceğinin açık olduğunu, dava konusu tescil işleminin içeriğini Ticaret Sicil Gazetesinde 03.06.2019 tarihinde yapılan ilandan öğrendiklerini belirterek 03.06.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinin 9842 sayılı nüshasında ilan edilen Dinateks Dinamik Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin "Yönetim Kurulu/Yetkililer"; "Yeni Atanan Temsilciler" "Görev Dağılımındaki Değişiklik" "Yönetim İç Yönergesi 23.05.2019 tarihli İç Yönergesinin" tesciline ilişkin Çorlu … kararlarının/tescil işlemlerinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; kanun ve mevzuat gereği işlem yaptığını, resen yapılan işlemler olduğu için müvekkilinin sorumluluğu olmadığını, yasa gereği zorunlu yasal hasım olduklarını, dava konusu tescil ve ilan işlemlerinin mevzuata ve hukuka uygun olduğunu, müvekkili Ticaret Sicil Müdürlüğüne kusur atfedilemeyeceğini, davanın kabulü halinde müvekkili kurumun yargılama giderlerinden sorumlu olmayacağını ve müvekkili davalı kurum aleyhine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini belirterek davanın reddine ve yargılama giderlerinin davacıya tahmiline karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamından davacının şirketin %33,33'üne tekabül eden B grubu hisselerin sahibi olduğu, Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen hususun şirketin Yönetim Kurulu kararı olduğunun sabit olduğu, davacı tarafından B grubu hissesini temsilen Noss Tekstil Sanayi ve A.Ş.'ye yetki verildiği ve bu şirketin yönetim kurulu üyeliğine seçildiğinin anlaşıldığı, huzurdaki davanın Noss Tekstil adına açılmış bir dava olmadığı, davanın … tarafından açılduğu, davacının şirket ortağı sıfatı olmakla beraber TTK ve ilgili yönetmelik kapsamında karara itiraz edebilecek ilgili sıfatının bulunmadığı, Yargıtay yerleşik uygulaması ile de şirket ortağının ilgililer kavramına girmediği, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Ticaret Sicil Müdürlüğünün tescil, değişiklik veya silinme kararlarından hukuki menfaati/hukuki yararı etkilenen kişilerin, bu kararlara itiraz edebilir olduğunu, davada da müvekkilinin TTK'nın 34 üncü maddesi gereğince itiraz hakkı bulunduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 1999/5169 E., 1999/9555 K. ve 25.11.1999 tarihli içtihadının ekli olduğunu, bunun gibi, anonim şirket ortağı tarafından … aleyhinde açılan davada/itirazda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 27.03.2019 tarihli kararı ile Yerel Mahkemenin davanın reddi kararını bozarak, şirket ortağının aktif husumet ehliyetinin varlığını kabul ettiğini, dava konusu tescil kararı ile müvekkilinin ana sözleşmeden kaynaklanan hakları ortadan kaldırıldığını, dolayısı ile müvekkilinin … kararlarına karşı itraz (dava açma) hakkı mevcut olduğunu, söz konusu tescil kararından/işleminden müvekkilinin hukuki yararının doğrudan etkilendiği–haklarının ihlal edildiği tartışmasız olduğunu, diğer ortakların hukuka aykırı olarak aldıkları kararların ticaret siciline tescili ile şeklen de olsa uygulanabilir hale geldiğini, dolayısı ile yasa gereği müvekkili ticaret sicil kararlarına itiraz edecek “ilgiler” arasında yer aldığını, TTK’nın 360 ıncı maddesi gereğince, “Yönetim Kurulunda temsil edilme hakkı tanınan” paylar, imtiyazlı pay sayıldığını, yönetim kurulu üyesi Noss Tekstil Sanayi ve Tic. A.Ş. istifa etmediği halde, diğer iki yönetim kurulu üyesi tarafından istifa etmiş gibi gösterilip, yerine atama yapılmasına ilişkin kararın hukuka aykırılığının açık olduğunu, kararın tescili ile hukuka ve ana sözleşmeye aykırı karar fiilen uygulanabilir hale geldiğini, bunun sonucunda da B grubu paya tanınan yönetim kurulunda temsil edilme hakkı imtiyazı ortadan kalktığını, Ticaret Sicil Müdürlüğünün kararından müvekkilinin hukuki yararının doğrudan etkilenmesine, haklarının ihlal edilmesine rağmen, müvekkiline itiraz hakkı tanınmaması, hukuk güvenliğini ortadan kaldıracağını, dolayısıyla itiraz edebilecek ilgililerin yukarıda yer verilen Yargıtay içtihatlardaki gibi, her olayın özelliğine göre değerlendirilmesi, belirlenmesi gerektiğini, burada da tescil işleminin sonuçlarının dikkate alınması zorunlu olduğunu, aksi hal ticaret sicil kayıtlarını kötü niyetli işlemlere aracılık eder hale gelebileceğini, dava konusu tescil kararları ile Noss Tekstil A.Ş. yönetim kurulu üyeliğinin fiilen ortadan kaldırılması yanında; Dinateks A.Ş.'nin 07.05.2019 tarihli Genel Kurulunda seçilen yönetim kurulunun 17.05.2019 tarihinde yaptığı ilk toplantısında almış olduğu, yönetim kurulunun 2019/9 K. sayılı şirketin temsil ve ilzamına ilişkin 17.05.2019 tarih ve 2019/1 sayılı iç yönergesi, 2019/10 K. sayılı şirketi temsil ve ilzam kişilere ilişkin yönetim kurulu kararları da yok sayıldığını, bu kararlarda belirlenen şirketi temsil kuraları ile yetkili temsilciler değiştirildiğini, ilk derece mahkemesinin, Ticaret Sicil Müdürlüğünün kararlarına itiraz edebilecek kişilerin, Yönetmeliğin 22 nci maddesi belirtilen “tescil başvurusunda bulunacak kişi ve organlar” ile sınırlı kabulü yasaya aykırı olduğunu, TTK’nın 34 üncü maddesinde yer alan ilgili tabirinin, yönetmelikte belirtilen, ticaret siciline tescil başvurusunda bulunmaya yetkili kişilerle sınırlı kabul edilmesinin hukuki yorum ve normlar hiyerarşine aykırı olduğunu, TTK'nın 34 üncü maddesinde bu konuda yönetmeliğe veya başka bir maddeye atıf olmadığını, tescil talebi ile tescil kararına itiraz birbirinden çok ayrı olgular olduğunu, bu işlemlerin hukuki dayanağı ve sonuçlarının–etkisinin çok farklı olduğunu, yasa “ilgili” tabirini tanımlamadığına göre, ilgililerin kimler olduğu genel hukuk kuralları çerçevesinde ancak belirlenebileceğini, ilgililerin kimler olduğunun belirlenmesi, bir hakkının (itiraz hakkının) kullanımına ilişkin olduğunu, yasada tanımlanan bir hakkın, yönetmelik ile sınırlanması mümkün olmadığını, hakları ihlal edilen kişilerin kanun yoluna başvuru hakkının, yönetmelik hükmüne dayanılarak yok sayılmasının hukuka uygun olmadığını, ilk derece mahkemesinin davanın reddi kararının bu açıdan da yerinde olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesinde bu davayı ilgililerin açabileceğinin öngörüldüğü, görülmekte olan davada ise davacının, ortağı olduğu şirketin yönetim kurulu kararlarının tescil edilmesine ilişkin Çorlu Ticaret Sicil Müdürlüğünün tescil ve ilanına karşı itiraz ettiği, anılan madde hükmü ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 22 nci maddeleri uyarınca bu konuda itiraz yetkisi davacının payına karşılık yönetim kurulu üyesi olan … A.Ş.'ye ait olup davacı ortağın ilgili sıfatı bulunmadığından davanın aktif husumet yönünden reddi kararında isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yönetim kurulu üyeliğinin boşalması halinde boşalan üyeliğe yapılacak atamanın ana sözleşme ve yasaya uygun olması gerektiğini, şirket dışında üye seçimin yasaya aykırı olduğunu, bu aykırılıkların müvekkilin haklarını etkilediğini, hukuka aykırı kararların Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, alınan kararların batıl olduğunu, geçerlilik kazanmayan tescilinin mümkün olmadığını, müvekkilin 6102 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinde belirlenen ilgililer arasında yer aldığını, zira bu kararın müvekkilin temsil hakkını etkilediği, davalı şirketteki pay grupları arasındaki eşitlik ve dengeyi bozduğunu, hukuken geçerli olmayan bir kararın tescilinin 3 üncü kişileri de yanılttığını, yönetim kurulu dışında itiraz hakkının tanınmamasının yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 34 üncü maddesi uyarınca … kararının iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 34 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/15813, K. 2015/8851Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/15813 E.  ,  2015/8851 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 30/04/2014 NUMARASI : 2013/227-2014/137 Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/04/2014 tarih ve 2013/227-2014/137 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin esas sözleşmesi uyarınca müvekkilinin imtiyazlı paya sahip olup, imtiyaz nedeniyle pay sahibine yönetim kurulunda temsil hakkı tanındığını, buna rağmen müvekkilinin katılımı olmaksızın Yönetim Kurulu kararı ile de olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını bu toplantıda esas sözleşmeye aykırı, imtiyazlı pay sahiplerinin hakalarını ihlal eden esas sözleşme değişiklikleri yapıldığını ve akabinde yapılan 23.01.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısıyla da davacı müvekkilinin yönetim kurulu üyeliğine son verildiğini ileri sürerek, 23.01.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali ile terkinine ve icrasının geri bırakılmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin 23.01.2013 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında yönetim kurulu Üyelerinin tespitini teminen tek gündem maddesi ile usul-yasaya uygun surette toplandığı ve hissedarların gördüğü lüzum üzerine, mevcut yönetim kurulu üyelerinin yerine yeni üye seçimi yapıldığını, YK üyelerinin pay sahibi olma zorunluluğuna iilişkin kuralın 6102 sayılı yeni TTK ile kaldırıldığını, davacının hissedar sıfatıyla uğradığı hiçbir zararının ve ihlal edilen hiçbir hakkının bulunmadığını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin esas sözleşmesinin 8. maddesinin şirketin yönetim kurulu üyelerinin TTK hükümleri dairesinde hissedarlar arasından seçileceği hükmünü içermekle 6762 sayılı eski TTK'nun 312/2. maddesine atıf yapıldığı, ancak eski TTK 312/2. maddesinde yer alan yönetim kurulunun hisse sahibi olanlardan seçilmesi zorunluluğunun yeni TTK ile kaldırıldığından davalı şirketin esas sözleşmesindeki 8. maddesinde yer alan Yönetim Kurulu üyelerinin TTK hükümleri dairesinde hissedarlar arasından seçilir ifadesinin hükümsüz kaldığı, Genel Kurul tutanaklarında davacı B Grubu pay sahibi olarak her ne kadar toplantı divanı başkanına sunduğu yazı ile Yönetim Kuruluna üye seçimine aday gösterme imtiyazına sahip olduğunu belirtmiş ise de; YK üyeliğine herhangi bir aday önermediği, Yönetim Kuruluna aday gösterme imtiyaz hakkını kullanmadığı bu haliyle davalı şirketin 23.01.2013 tarihli olağanüstü genel kurul kararının kanuna ve esas sözleşmeye aykırılık oluşturmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Davalı şirketin 11.11.2011 tarihinde yapılan genel kurulunda, yönetim kurulu ve süresine ilişkin esas sözleşmenin 8. maddesinin kısmen değiştirildiği, bu değişiklik üzerine 23.11.2013 tarihinde yapılan genel kurulda, yönetime dışardan yönetim kurulu üyesi seçildiği 11.11.2011 tarihli Genel Kurul Kararının 6, 7, 8, maddelerinin iptali için Bakırköy 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/162 esas sayılı dosyası ile iptal davası açıldığı dosya kapsamıyla anlaşılmıştır. Davalı, şirketin esas sözleşmesinin önceki ve değişik 8. maddesi ancak hissedarların Yönetim Kuruluna seçileceğini öngörmektedir. Anonim Ortaklık'da esas sözleşme ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmalarının zorunlu kılınmasının önünde bir engel yoktur. (Doç. Dr. Nejla Akdağ Güney, Anonim Şikret Yönetim Kurulu, Sayfa 25). Ayrıca 6102 sayılı TTK m.359 tahdidi hüküm niteliğinde değildir. Bir konu tahdidi bir şekilde düzenlenmediği sürece, konu hakkında tamamlayıcı nitelikte esas sözleşme hükümleri kararlaştırılabilir. Bu nedenle yönetim kuruluna seçilecek kişilerde esas sözleşme ile Kanun'un aradığı nitelikler dışında başka nitelikler de aranabilir. Örneğin pay sahibi veya asgari belli bir paya sahip olma gibi. Bu niteliklere ilişkin esas sözleşme hükümleri TTK'nın 359. maddesini tamamlayan sözleşme hükümleri olarak değerlendirilmelidir. Bu düzenlemeler TTK'nın 340. maddesine de aykırılık oluşturmaz (Doç. Dr. Raif Karasu, Anonim Şirketlerde emredici hükümler ilkesi, 2. bası, sayfa 150). Bu durum karşısında Yönetim Kuruluna seçileceklerin pay sahibi olmaları zorunluluğunu düzenleyen esas sözleşme hükümleri yeni TTK'nun uygulandığı dönemde de geçerlidir. Bu nedenle 6762 sayılı TTK'nun 312/2. maddesine atıf yapıldığı ve bu maddedeki Yönetim Kurulu üyesinin pay sahibi olma zorunluluğunun yeni TTK ile kaldırıldığı gerekçesiyle bu kısma yönelik davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2- Davalı Şirketin esas sözleşmesinin eski 8. maddesi ile Yönetim Kuruluna seçilecek üyelerin, hisse guruplarının göstereceği namzetler arasından seçileceğine ilişkin kısmı, değişik 8. madde ile kaldırılarak, şirkete hissedar olan tüzel kişilerin temsilcileri olan gerçek kişilerin yönetim kuruluna üye seçilebileceği, ancak hissedar olan tüzel kişinin bir temsilci gösterme hakkının mevcut olduğu şekline dönüştürülmüştür. Bu değişik kısma ilişkin genel kurul kararlarının iptali için açılmış dava bulunmaktadır. Bu maddenin değişikliğine karşı açılan davada, değişikliğin imtiyazın kaldırılması sonucunu doğurup doğurmadığı değerlendirilerek, varılacak sonuca göre kararın butlunla malül olduğunun tespiti veya iptali yönünde karar verilmesi durumunda hükmün bu dosyadan verilecek karara etkili olacağı anlaşılmakla, Bakırköy 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/162 E. Sayılı dosyasının sonucunun beklenmemesi de doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1 ve 2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07/07/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/893, K. 2015/8774Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/893 E.  ,  2015/8774 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/04/2014 NUMARASI : 2014/223-2014/241 Taraflar arasında görülen davada Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/14/2014 gün ve 2014/223-2014/241 sayılı kararı onayan Daire’nin 30/10/2014 gün ve 2014/10629-2014/16504 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, dava dışı T. A.Ş.'nin müvekkiliyle birlikte büyük hissedar konumunda olduğunu, davalı şirket yönetim kurulunun 18/07/2012 tarihinde toplanarak, 07/08/2012 tarihinde genel kurul yapılmasına karar verdiğini, yapılan genel kurul toplantısının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 360. maddesine aykırı olduğunu, belirli gurupların yönetim kurulunda temsil edilme hakkı bulunan müvekkili şirket ile diğer büyük ortağın imtiyazının bulunduğunu, mevcut imtiyazın kaldırılması ya da zayıflatılmasının 454'üncü madde hükmüne tabi olduğunu ancak bu karara uyulmadığını, şirket sermayesinin en az %75'ini oluşturan pay sahiplerinin ve temsilcilerinin olumlu oy kullanması gerekirken %60 nisabi ile karar alındığını, müvekkilinin oylamaya iştirak etmeyip muhalif oy kullandığını ileri sürerek, genel kurulda ana sözleşme 10'uncu maddesinde değişiklik yapılarak müvekkili şirketin yönetim kurulundaki yetkilerini bertaraf eden genel kurulun 2, 3 ve 4. maddelerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır. Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dava anonim şirket olağanüstü genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlık oluşan usuli kazanılmış haklar gözetildiğinde, davalı anonim şirketin 07.08.2012 tarihli olağanüstü genel kurulunda 2. gündem maddesi olarak belirlenen anasözleşmenin 10. maddesinde yapılan değişikliğin yoklukla malul olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Değiştirilen davalı şirket ana sözleşmesinin 10. maddesine göre, davalı şirketin 2. başkanlığına seçilen ve davacı ortaklarından M. Tıbbi Endüstriyel Ürünler Ltd. Şti. Temsilcisinin, diğer ortak T. Tıbbi ve Elektrik Ürünleri A.Ş.'yi temsilcisi olarak seçilen yönetim kurulu başkanı ya da diğer yönetim kurulu üyesi ile birlikte şirket ünvanı altına koyacakları imza ile davalı şirketi temsil edileceği öngörülmüşken, iptali istenen genel kurul kararı ile yapılan anasözleşme değişikliği sonucu davalı şirketin temsili, yönetim kurulu başkanı veya ikinci başkanı ile bir yönetim kurulunun şirket ünvanı altına koyacakları imza ile mümkün hale gelmiştir. Böylece davacı şirketi temsilen yönetim kurulu 2. başkanı seçilen temsilcinin temsil konusunda, herhalükarda iki imzacıdan biri olması koşulu ortadan kaldırılmıştır. İptali istenen genel kurul kararı ile değiştirilen anasözleşmenin 10. maddesinde davacıya tanınan hak, paya tanınmayıp ortağa tanındığı için imtiyaz olarak kabul edilemez, ancak pay sahibinin rızası olmadan değişiklik yapılamayan anasözleşme ile tanınan müktesep haklardandır. Anasözleşme ile davacıya tanınan bu müktesep hak onun rızası olmadan değiştirilemeyeceğinden bu husustaki anasözleşme hükmü davacının rızası olmadan olağan genel kurul kararı ile kaldırılamaz (TTK 452, 6762 sayılı, TTK 385/1). Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5. maddesinde de kazanılmış hakların korunacağının öngörüldüğü gözetildiğinde anasözleşmenin bahsi geçen değişikliğe ilişkin genel kurul kararının iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu nedenlerle iptali istenen genel kurulunda davacıya ait sözleşmesel müktesep hakkı ihlal eder biçimde anasözleşmede değişiklik yapılmasına dair gündemin 2. sırasında alınan kararın iptaline karar vermek gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı halde bu konudaki mahkeme kararının onanmasına karar verildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 30.10.2014 tarih 2014/10629 – 16504 sayılı kararının kaldırılarak hükmün açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 30.10.2014 tarih 2014/10629 – 16504 sayılı onama kararının kaldırılarak hükmün açıklanan gerekçeyle BOZULMASINA, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 30/06/2015 tarihinde oybirliğle karar verilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5366, K. 2024/1790Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/5366 E.  ,  2024/1790 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI :2020/581 Esas, 2022/740 Karar DAVA TARİHİ : HÜKÜM :Ret İLK DERECE MAHKEMESİ :Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2018/445 E., 2019/802 K. Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin hissedarı olduğunu, şirketin kuruluş ana sözleşmesinin 10 uncu maddesinde yönetim kurulunun ne şekilde teşekkül edeceğinin hükme bağlandığını, davalı şirketin 08.03.2018 tarihli olağanüstü genel kurul kararıyla şirket ana sözleşmesinin 10 uncu maddesini değiştirerek müvekkilinin yönetim kurulu üye sayısını 2'den 1'e indirdiğini, müvekkilinin yönetim kuruluna seçilmek üzere aday gösterme hakkının ana sözleşmede ismen tanınmış bir hak olduğunu, bu hakkın pay nedeniyle tanınan imtiyaz hakkı olmadığını, müvekkilinin bu değişikliğe yönelik muvafakatının bulunmadığını ileri sürerek davalı şirket ana sözleşmesinin 10 uncu maddesinde değişiklik yapılarak müvekkili sendikaya ismen tanınmış yönetim kurulu sayısının indirilmesine ilişkin genel kurul kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin sermayesinin yarısından fazlası Ankara Büyükşehir Belediyesine ait olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (6102 sayılı Kanun) yapılan değişiklik kapsamında 25.03.2013 tarihli olağan genel kurul toplantısıyla yönetim kurulu üyelerinin pay sahiplerini temsilen değil, bireysel olarak seçildiğini, alınan kararların oy birliğiyle alındığını, bu genel kurul kararının iptali için dava açılmadığını, davacının kanun gereği imtiyazlı bir payının olmadığını, dava konusu genel kurul kararıyla yönetim kurulu üye sayısının 6'dan 7'ye çıkarıldığını, davacının iddia ettiği gibi kendisine ismen tanınan bir hakkın değiştirilmesinin söz konusu olmadığını, davacının yapılan genel kurul toplantılarında esas sözleşmenin 10 uncu maddesinin değiştirilmesi teklifine kabul oyu kullandığından işbu davayı açamayacağını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un imtiyazlı hisse senetleri ve imtiyazlı paylara ilişkin 478 … maddesinde yapılan değişiklerle Türkiye Genel Hizmetler İşçileri Sendikasının imtiyazının söz konusu olamayacağı, müktesep hakkın kanun değişikliği ile kaldırılması durumunda bunun artık müktesep hak niteliği kalmayacağı, kanundaki değişiklikler dikkate alınarak yönetim kurulunda temsile hakkı olan kamu tüzel kişilerinin imtiyazlı payları dikkate alınarak yönetim kurulu oluşturulan genel kurulun iptalini talep etmekte davacının haklı olmadığı gibi, 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinde sayılan kişilerden de olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının şirket ana sözleşmesinin 10 uncu maddesinde değişiklik yaptığını, müvekkilinin ismen tanınan yönetim kurulu üye sayısını indirdiğini, ana sözleşmedeki hakkın kişisel akdi bir hak olduğunu, müvekkilinin davalının daha önceki girişimlerine de muvafakat etmediğini, değişiklik için 6102 sayılı Kanun'un getirdiği ilkelerin değil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) öngördüğü kuralların uygulanacağını, müvekkilinin genel kurulda alınan kararlara muhalif kalmasa da dava açabileceğini, ana sözleşme ile tanınan hakların … taraflı olarak genel kurul kararıyla değiştirilemeyeceğini, hukuksuz bir şekilde 08.03.2018 tarihli genel kurul kararıyla yönetim kurulu üye sayısının düşürüldüğünü belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu genel kurul toplantısının yapıldığı 08.03.2018 tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü sürede 06.06.2018 tarihinde dava açılmış ise de, davacı ortak adına toplantıya katılan temsilcisi, iptalini talep ettiği dava konusu genel kurul toplantısında gündemin 3 üncü maddesi ile alınan karara karşı olumlu oy kullandığı, kararın oy birliğiyle alındığı, bu durumda mahkemece, davacının 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 08.03.2018 tarihli olağanüstü toplantısında gündemin 3 üncü maddesi ile alınan kararın iptalini talep edemeyeceği gözetilerek açılan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; doktrin ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre yönetim kurulunun da oy çokluğu ile karar almak suretiyle kurul halinde genel kurul kararlarının iptali davası açabileceği, ancak yönetim kurulu … kişiden oluşuyorsa onun karar almasından söz edilemeyeceği, yönetim kurulunun dava açabilmesinin toplantıda hazır bulunması, kararlar aleyhine oy kullanmış olması ya da muhalefetlerini tutanağa geçirtmiş olması şartına bağlı olmadığı, bu davanın ortaklığın çıkarlarının korunması için yürütme organına verilmiş bir görev olduğu, yönetim kurulu üyesi aynı zamanda şirket ortağı olarak genel kurulda olumlu oy kullanmış olsa dahi alınan karar şirket menfaatlerine aykırı ise yönetim kurulunun çoğunlukla alacağı kararla iptal davası açabileceği, bunun için yönetim kurulu üyelerinin hepsinin ya da bir kısmının toplantıda hazır bulunup bulunmamasının da bir önemi olmadığı, bu hakkın yasa ile yönetim kuruluna mutlak olarak verildiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 370 ve 371 … maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 445 … maddesi, 446 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 478 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 … maddesinde yer … sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 … maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Genel kurul temsil imtiyazı tanınan adayı seçmek zorunda mıdır?

Evet, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 360 ıncı maddesi gereğince genel kurul, adayın mesleki yetersizliği, ehliyetsizliği veya rakip şirketlerle ilişkisi gibi haklı bir neden bulunmadıkça önerilen adayı üye olarak seçmek mecburiyetindedir.

Temsil imtiyazı sağlayan hisseler devredilirse hak yeni malike intikal eder mi?

Evet, temsil imtiyazı münferit şahsa değil pay grubuna tanındığı takdirde payı devralan yeni sahip de gruba dahil olarak imtiyazdan yararlanır; ancak hak belirli nitelikleri taşıyan pay sahiplerine özgülenmişse iktisap edenin bu şartları sağlaması gerekir.

İmtiyazlı grubun genel kurulda aday bildirmemesi hakkı sona erdirir mi?

Hayır, imtiyazlı pay sahiplerinin somut bir genel kurul toplantısında aday göstermemesi imtiyaz hakkının kaldırıldığı anlamına gelmez, sadece o seçim yönünden hakkın kullanılmadığı kabul edilir.

İmtiyazı kaldıran genel kurul kararına olumlu oy kullanan ortak dava açabilir mi?

Hayır, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 446 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ilgili genel kurul kararına karşı olumlu oy vermiş bulunan ortak bu kararın iptalini mahkemeden talep edemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu