Anonim Şirketlerde Yönetim ve Temsil Esasları

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde Yönetim ve Temsil Esasları

Yönetim Kurulunun Oluşumu ve Üyelik Nitelikleri

Anonim şirketlerde yönetim ve temsil yetkisi yönetim kuruluna verilmiştir. Türk Ticaret Kanunu m. 365 uyarınca şirkette esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş en az bir üyeden oluşan bir yönetim kurulunun bulunması zorunludur. İlk yönetim kurulu üyeleri esas sözleşmeyle göreve getirilirken sonraki üyelerin seçimi genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer alır.

Yönetim kurulu üyeliğine gerçek kişilerin yanı sıra tüzel kişiler de seçilebilir. Tüzel kişinin üye seçilmesi durumunda tüzel kişiyi temsilen tescil edilecek gerçek kişi de dahil olmak üzere kurul üyelerinin tam ehliyetli olması şarttır. Anonim şirket yönetim kurulu üyesi olabilmek için pay sahibi olma zorunluluğu bulunmamaktadır; pay sahibi olmayan kişiler de üyeliğe seçilebilir.

Yönetim kurulu üyelerinin görev süresi esas sözleşmeyle en çok üç yıl olarak belirlenebilir ve aksine düzenleme bulunmadıkça süresi biten üyenin yeniden seçilmesi mümkündür. İflas, fiil ehliyetinin kısıtlanması veya kanun ile esas sözleşmede öngörülen şartların sonradan kaybedilmesi görevi sona erdirir; bu engeller üye seçimine de engel teşkil eder. Seçilen üyelerin ticaret siciline tescil ve ilanı kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğundan üyelerin işlemleri seçim anından itibaren şirketi bağlar.

Devredilemez Yetkiler ve Yönetim Yetkisinin Devri

Türk Ticaret Kanunu m. 375 uyarınca şirketin üst düzey yönetimi ve bunlarla ilgili talimatların verilmesi, yönetim teşkilatının belirlenmesi, finansal planlama için gerekli düzenin kurulması, müdürler ile imza yetkililerinin atanması ve görevden alınması ile yönetimle görevli kişilerin yükümlülüklerine uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetimi yönetim kurulunun devredilemez yetkilerindendir.

Yönetim kurulu, yönetimi kısmen veya tamamen bir veya birkaç üyeye ya da üçüncü kişiye devredebilir. Bu devrin geçerli olabilmesi için esas sözleşmede açık hüküm bulunması ve teşkilat yapısı ile bilgi sunma yükümlülüklerini somutlaştıran bir iç yönergenin kurul tarafından düzenlenmesi şarttır. Ancak yönetim kurulunun devredilemez nitelikteki görev ve yetkilerine dahil konularda yetki devri yapılması hukuken mümkün değildir.

Yönetim kurulu üyelerinin bilgi alma ve inceleme hakkı emredici nitelikte olup esas sözleşmeyle genişletilebilir ancak daraltılamaz ve kaldırılamaz. Üyelerin belge veya bilgi talepleri reddedilemez; talebin kurul başkanı tarafından reddedilmesi halinde konu iki gün içinde kurula taşınır. Kurulun toplanamaması veya talebi reddetmesi durumunda üye şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabilir; mahkemenin bu konudaki kararı kesindir.

Temsil Yetkisi ve İşletme Konusu Dışındaki İşlemler

Anonim şirkette temsil yetkisi kural olarak çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Esas sözleşmede aksine hüküm bulunması veya yönetim kurulunun tek kişiden oluşması hallerinde çift imza kuralı uygulanmaz. Türk Ticaret Kanunu m. 370/2 gereğince yönetim kurulu temsil yetkisini murahhas üyelere veya murahhas müdürlere devredebilir; ancak en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması zorunludur.

Temsile yetkili kişilerin şirketin amacı ve işletme konusu dışında yaptıkları işlemler de kural olarak şirketi bağlar. Şirket, yalnızca üçüncü kişinin işlemin işletme konusu dışında kaldığını bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu ispatlarsa işlemle bağlı olmaktan kurtulur. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş bulunması bu durumu ispatlamak için tek başına yeterli sayılmaz.

Toplantı Düzeni ve Karar Nisapları

Yönetim kurulu üyelerinin toplantılara bizzat katılması şarttır; üyelerin birbirlerini temsilen oy kullanmaları veya vekil aracılığıyla toplantıya katılmaları geçersizdir. Türk Ticaret Kanunu m. 390 gereğince toplantı yeter sayısı kurul üye tam sayısının çoğunluğudur. Kanunda belirlenen bu yeter sayı esas sözleşmeyle ağırlaştırılabilir ancak hafifletilemez.

Yönetim kurulunda kararlar, Türk Ticaret Kanunu m. 390 doğrultusunda toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğuyla alınır. Her üyenin tek oy hakkı bulunur. Karar yeter sayısı esas sözleşmeyle ağırlaştırılabilir nitelikte olmakla birlikte kanuni oranın altına indirilemez.

Üyelerin Yasakları ve Mali Haklar

Türk Ticaret Kanunu m. 394 uyarınca yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebilir. Bu mali hakların ve tutarlarının geçerli olabilmesi için esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olması zorunludur.

Yönetim kurulu üyeleri genel kuruldan izin almadıkça şirketle kendi veya başkası adına işlem yapamaz; Türk Ticaret Kanunu m. 395 uyarınca bu yasağa aykırı işlemlerin butlanını yalnızca şirket ileri sürebilir, işlemi yapan üye geçersizlik iddiasında bulunamaz. Türk Ticaret Kanunu m. 393 gereğince üyeler; kendilerinin, alt ve üst soylarının, eşlerinin veya üçüncü derece dahil kan ve kayın hısımlarının menfaatiyle şirket menfaatinin çatıştığı müzakerelere katılamazlar. Türk Ticaret Kanunu m. 395/2 kapsamında pay sahibi olmayan üyeler ile bu üyelerin pay sahibi olmayan yakınları şirkete nakit borçlanamaz, şirket bu kişiler yararına kefalet veremez veya borçlarını devralamaz. Yasağa aykırılık halinde şirket alacaklıları borçlanılan tutar miktarında ilgili kişileri doğrudan takip edebilir.

Türk Ticaret Kanunu m. 396 gereğince yönetim kurulu üyeleri genel kurulun iznini almaksızın şirketin konusuna giren ticari iş türünden işlemleri kendi veya başkası hesabına yapamaz ve aynı tür işle uğraşan şirkete sınırsız sorumlu ortak olamaz. Rekabet yasağı ihlal edildiğinde şirket tazminat isteme, yapılan işlemi şirket adına yapılmış sayma veya üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete aidiyetini dava etme haklarından yalnızca birini seçebilir. Hangi hakkın seçileceğine ihlalde bulunan üyenin katılımı olmaksızın yönetim kurulu karar verir. Bu haklar diğer üyelerin durumu öğrendiği tarihten itibaren üç ay ve her halde gerçekleştiği tarihten itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 396Kaynağı aç
MADDE 396- (1) Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir. (2) Bu haklardan birinin seçilmesi birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan üyenin dışındaki üyelere aittir. (3) Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini, diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar. (4) Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümler saklıdır. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Denetleme A) Genel olarak

Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık Halinde Alınacak Önlemler

Son bilançoya göre şirketin sermayesi ile kanuni yedek akçeleri toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde yönetim kurulu vakit kaybetmeksizin genel kurulu toplantıya davet ederek gerekli telafi edici tedbirleri kurula sunar (TTK m. 376/1). Bahse konu karşılıksız kalma oranının üçte ikiye ulaşması halinde ise derhal toplanan genel kurul tarafından sermayenin kalan üçte biriyle devam edilmesine veya sermayenin tamamlanmasına karar verilmediği takdirde anonim şirket kendiliğinden sona erer (TTK m. 376/2).

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 376Kaynağı aç
MADDE 376- (1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar. (2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer. (3) (Değişik: 26/6/2012-6335/16 md.) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur. b) Konkordato[51]

Şirketin borca batık olduğuna dair emareler bulunduğunda yönetim kurulu, aktifleri hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış değerleri üzerinden gösteren bir ara bilanço düzenler. TTK m. 376/3 uyarınca mevcut aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğinin görülmesi durumunda yönetim kurulu şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirimde bulunarak şirketin iflasını talep etmekle yükümlüdür. Ancak iflas kararının verilmesinden önce borca batıklığı giderecek tutardaki alacaklıların sıralarını diğer alacaklılardan sonraya bırakmayı yazılı olarak kabul etmeleri ve bu durumun mahkemece görevlendirilen bilirkişilerce doğrulanması halinde iflas talebinde bulunma zorunluluğu aranmaz; bahse konu şartların sağlanamaması halinde yapılan bilirkişi incelemesi başvurusu doğrudan iflas bildirimi sayılır.

Görevin Sona Ermesi: Azil ve İstifa

Yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması kural olarak genel kurulun devredilemez yetkilerindendir ve haklı bir sebep bulunmaksızın yapılan azillerde üyenin uğradığı zararın tazmini gerekebilir (TTK m. 408/2-b). Esas sözleşmeyle atanmış olsalar dahi üyeler kural olarak genel kurul kararıyla her zaman azledilebilir (TTK m. 364/1). Gündeme bağlılık ilkesi uygulanmakla birlikte, TTK m. 413/3 uyarınca gündemde yılsonu finansal tablolarının müzakeresi maddesinin bulunması halinde üyelerin azli kararlaştırılabilir. Ayrıca yönetim kurulu üyelerinin ibrasına dair bir gündem maddesinin bulunması halinde veya haklı sebeplerin mevcudiyeti durumunda, gündemde doğrudan azil maddesi yer almasa dahi görevden alma kararı verilebilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1891, K. 2022/6552Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/1891 E.  ,  2022/6552 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21.10.2019 tarih ve 2019/203 E. – 2019/971 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nce verilen 26.11.2020 tarih ve 2020/1914 E. – 2020/348 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, mahkemenin 2016/443 Esas sayılı dosyasından tefrik edilen davada, müvekkili Dr. …'nun Türkiye'de özel hastanecilik sektörünün tanınmış ve önde gelen ismi olduğunu, dava konusu şirketlerde %74 hissedar olduğunu, Dünya Bankası kuruluşu IFC ile uluslararası yatırımcılar ADM Capital ve PGGM'nin bulunduğu konsorsiyumla %26 hisseye karşılık 140.000.000 USD'lik öz sermaye gerçekleştirilmesi hususunda Nisan 2011 tarihinde anlaşma yapıldığını, ilk 6 ay boyunca 6 kişiden oluşan Universal Sağlık Yatırımları Holding A.Ş’nin yönetim kuruluna davacı müvekkili … ve eşinin de katıldığını, yabancı ortaklar tarafından yönetim kuruluna atanan üyelerin baskı ve dayatmaları ile 2011 yılı sonuna doğru müvekkili ve eşinin yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmak zorunda kaldığını, bu suretle önce yabancı konsorsiyumun eline fiilen geçen hastaneler grubunun bilahare yabancı konsorsiyumun da şirket zararlarındaki büyüme nedeniyle ortaklıktan çekilerek taraflarına şifahi olarak bildirildiğini, 2011 yılı Nisan ayında holding şirkete dahil hastanelerin aylık 20.000.000.- TL üzerinde bulunan cirosu ile ve yabancı ortaklıktan gelen 140.000.000 USD'nin şirket kasasında bırakılarak müvekkili tarafından yabancı fonun atadığı kişilere teslim edilmek durumunda kalınan hastaneler grubuna takriben 6 ay sonra ödeme güçlüğü ve nakit sıkıntısı içerisine girdiğini, Denizbank A.Ş. başta olmak üzere müvekkilinin kefaletinde kullanılan 50.000.000 USD seviyesindeki kredilerle 2012 yılını çıkartamayacak hale geldiğini, şirketlerin son derece ciddi ve ağır bir kötü yönetim altında olduğunu, Ağustos 2012'den Mart 2013'e kadar hiçbir tedarikçiye ödeme yapılmadığını, 160.000.000.- TL seviyesindeki şirket gelirinin akıbetinin belirsiz olduğunu, yönetimin bu gelirlerin nerede kullanıldığı ve ne şekilde sarfedildiği hususunda hesap vermediğini, davalı şirketlerin iflasa sürüklenmelerinin önüne geçilebilmesi ve elde kalan tüm aktiflerin ortadan kaldırılmasını önlemek ve içerisinde kamu kurumlarının da bulunduğu şirket alacaklarının menfaatlerini korumak bakımından TTK 630/2 maddesi uyarınca davalı şirketler yönetiminin içerisinde bulunduğu ağır ihmal ve kötü yönetim dikkate alınarak yönetim hakkının temsil ve yetkilerinin kaldırılmasına, şirketlere kayyım atanmasına, davalı şirketlerin tek kişiden ibaret yönetiminin azline, atanacak kayyım marifetiyle alınacak acil tedbirleri müteakip hesap verecek ve denetlenebilecek bir yönetim organı teşkiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, tefrik edilen davada, davanın müvekkili şirketlere toplu şekilde açılmasının usulen mümkün olmadığını, her bir şirket hakkında ayrı dava açılması gerektiğini, davanın esasa girilmeksizin usulden reddi gerektiğini, davacının müvekkili şirketlerdeki pay oranının %74 olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacı tarafından müvekkili şirketlere keşide edilen ihtarnamelerde ıslarla çoğunluk paya sahip olduğunu, buna rağmen mağdur oldukları algısını oluşturmaya çalıştığını, davacının davalı şirkette her biri 500.- TL nominal bedelli 2 adet B grubu payı bulunduğunu ve pay yüzdesinin %2 olduğunu, ayrıca davacının bu payları üzerinde dava dışı UHG Holdco B.V. Şirketi lehine intifa hakkı tesis edildiğini savunarak öncelikle davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise haksız ve hukuki maddi dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın anonim şirkete karşı açıldığı, davacı tarafça yönetimin azli talep edilmiş ise de 6102 sayılı Yasa'nın 407 ve devamı maddelerinde genel kurulun sahip olduğu yetkilerin düzenlendiği, 408. maddesinde genel kurulun görev ve yetkileri başlığı ile düzenleme yapıldığı ve 2-b uyarınca "Yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları" şeklindeki düzenleme dikkate alındığında yönetim kurulunu görevden alma yetkisinin genel kurula ait olduğu, yine 6102 sayılı Yasa'nın 4/2. maddesindeki "Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez" şeklindeki düzenlemesi de dikkate alındığında bu yetkinin genel kurulun münhasır ve devredilemez bir yetkisi olduğunun her tür şüpheden ari olduğu, Yasa'nın 364. maddesindeki "Yönetim kurulu üyeleri, esas sözleşme ile atanmış olsalar dahi, gündemde ilgili bir maddenin bulunması veya gündemde madde bulunmasa bile haklı bir sebebin varlığı halinde genel kurul kararı ile her zaman görevden alınabilirler…."şeklindeki düzenleme de dikkate alındığında bu madde ile de yönetim kurulunun görevden alınmasının 2.kez münhasıran genel kurulun yetkisinde olduğunun yasa ile kararlaştırılmış olduğu, davacının talebini mahkemeye yönelttiği, bu nedenle mahkemece bu yönde karar verilemeyeceği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2019 tarih, 2017/3136 Esas, 2019/338 Karar sayılı dosyasında da bu hususa dikkat çekildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 364/1. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin, esas sözleşmeyle atanmış olsalar dahi, gündemde ilgili bir maddenin bulunması veya gündemde madde bulunmasa bile haklı bir sebebin varlığı hâlinde, genel kurul kararıyla her zaman görevden alınabileceklerinin düzenlendiği, TTK'nın 408/2-b maddesinde ise, yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları genel kurulun devredilemez görev ve yetkileri arasında sayıldığı, ilk derece mahkemesinin de kararında değindiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2019 tarih, 2017/3136 esas ve 2019/338 sayılı kararı ile emsal niteliğindeki diğer kararlarında atıf yaptığı 24.02.2015 tarih, 2014/4548 esas ve 2015/2472 sayılı kararında da belirtildiği gibi azil yetkisinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun anonim şirketlere ilişkin 364 ve 408. maddeleri gereği münhasıran genel kurula hasredildiği, bu durumun tek istisnasının TTK 334/2 hükmü olduğu [PULAŞLI, Hasan, Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.406-407], somut olayda şirket ortaklarının yöneticilerin azli veya yetkilerinin sınırlandırması amacıyla mahkemeye başvuru hakkı tanıyan bir hükmü bulunmadığı, davacının yasal dayanaktan yoksun talebine karşı mahkemece davanın tümden reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, her ne kadar davacı taraf TTK'nın 630. maddesine dayanmış ise de, limited şirketlere ilişkin bu hükmün, anonim şirketler hakkında uygulanma kabiliyeti olmadığı, Türk Medeni Kanunu'nun 426 ve 427. maddeleri uyarınca, yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel bir durum olmaması veya tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması gibi bir durumun söz konusu olmaması, ayrıca 6102 sayılı TTK kapsamında anonim şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmaması ve ayrıca belli bir amacı gerçekleştirmek için ya da tedbiren kayyım atanabilmekle birlikte genel kurulun toplantıya çağrılmaması gibi bir durum veya organ eksikliğinin bulunmaması nedeniyle tedbir mahiyetinde dahi davalı şirkete kayyım atanmasını gerektirecek haklı bir sebep bulunmadığı, davalı şirketin halihazırda yöneticisinin bulunması nedeniyle onun yetkilerini sınırlandırır biçimde kayyım tayininin mümkün olmaması karşısında davalı anonim şirkete kayyım atanmasına ilişkin talebin reddi yönündeki mahkeme kararının yerinde olduğu, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 167. maddesi uyarınca tefrikine karar verilen davalı şirket hakkındaki davanın yeni esasa kaydedilmesinin usul ekonomisine daha uygun olduğu, kaldı ki HMK'nın 168. maddesindeki düzenlemeye göre bu hususun tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenmeye sebep teşkil etmeyeceği, davanın tefrik edildiği mahkemenin 2016/443 Esas sayılı dosyasında kalan davalıların farklı şirketler olması ve bu şirketler hakkında verilen kararın kesinleşmemiş olmasının eldeki davada hüküm verilmesine engel olmadığı, bu dosyanın kesinleşmesinin beklenmesine gerek bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 03/10/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Yönetim kurulu üyeliğinden istifa tek taraflı irade beyanıyla her zaman mümkündür. Ancak istifanın haklı bir sebebe dayanmaması kusur teşkil eder ve zamansız istifa dolayısıyla şirket zarara uğramışsa istifa eden üyenin bu zararı tazmin etmesi gerekebilir.

Hukuki ve Cezai Sorumluluk Esasları

Yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu kusur esasına dayanır. Kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin kusurlu ihlali sonucu şirkete, pay sahiplerine veya alacaklılara verilen zararlar tazmin ettirilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 560/1 uyarınca sorumlulara karşı tazminat isteme hakkı davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde fiilin meydana geldiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiilin cezayı gerektirmesi ve Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi olması halinde tazminat davasında da ceza zamanaşımı uygulanır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 560Kaynağı aç
MADDE 560- (1) Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır. VI – Yetkili mahkeme

Tüzel kişi anonim şirketlerin cezai sorumluluğu bulunmayıp haklarında yalnızca güvenlik tedbiri uygulanabilir. Şirket faaliyetleri kapsamında suç işlenmesi halinde cezai sorumluluk şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip yönetim kurulu üyelerine aittir.

Pay sahibi olmayan kişi yönetim kurulu üyesi seçilebilir mi?

Evet, pay sahibi olma zorunluluğu bulunmadığından pay sahibi olmayan kişiler de anonim şirket yönetim kurulu üyeliğine seçilebilir.

Yönetim kurulu toplantısına vekil gönderilebilir mi?

Hayır, üyelerin toplantılara bizzat katılması zorunlu olup vekil aracılığıyla oy kullanılması veya birbirini temsilen hareket edilmesi mümkün değildir.

Yönetim kurulu üyelerine verilecek mali haklar nasıl kararlaştırılır?

Huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve kârdan pay gibi mali haklar ile bunların tutarları esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenir.

İşletme konusu dışında yapılan işlemler şirketi bağlar mı?

Evet, bu işlemler şirketi bağlar; karşı tarafın işlemin konu dışı olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği ispatlanmadıkça şirket işlemle bağlı olmaktan kurtulamaz.

Gündemde azil maddesi olmadan yönetim kurulu üyesi görevden alınabilir mi?

Evet, TTK m. 413/3 gereğince yılsonu finansal tablolarının müzakeresi maddesinin bulunması veya TTK m. 364/1 uyarınca haklı bir sebebin varlığı halinde doğrudan azil maddesi olmadan karar alınabilir; ayrıca gündemde ibra maddesinin bulunması durumunda da görevden alma kararı verilebilir.

Rekabet yasağı ihlalinde dava zamanaşımı süresi nedir?

Rekabet yasağına aykırılıktan doğan seçimlik haklar, diğer üyelerin ihlali öğrendiği tarihten itibaren üç ay ve her halde gerçekleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak tazminat davalarında zamanaşımı nasıldır?

Tazminat istemi zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar; eylem suç teşkil edip daha uzun ceza zamanaşımına tabi ise o süre uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu