Yönetim Kurulu İbrası ile İlgili Yargıtay Kararları

by Avukat Erdal Ersoy
Yönetim Kurulu İbrası ile İlgili Yargıtay Kararları

Yönetim Kurulu İbrasının Hukuki Niteliği ve Kapsamı

Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri, görevlerini yerine getirirken kusurlarıyla şirkete verdikleri zararlardan ötürü sorumludur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 408. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin ibrası hakkında karar verilmesi genel kurulun devredilemez görev ve yetkileri arasında yer alır. Genel kurulun vereceği ibra kararı ile üyelerin şirkete karşı olan sorumluluklarından kurtulmaları sağlanır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 408Kaynağı aç
MADDE 408- (1) Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alır. (2) Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere, genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez: a) Esas sözleşmenin değiştirilmesi. b) Yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları. c) (Değişik: 26/6/2012-6335/22 md.) Kanunda öngörülen istisnalar dışında denetçinin seçimi ile görevden alınması. d) Finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil, kullanılmasına dair kararların alınması. e) Kanunda öngörülen istisnalar dışında şirketin feshi. f) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı. (3) Tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. C) Toplantılar

Genel kurul, ibra kararının kapsamını zaman, kişi ve konu bakımından sınırlandırıp genişleterek özel bir ibra kararı alabileceği gibi, herhangi bir sınırlama yapmaksızın ilgili hesap dönemi için görev yapan tüm yönetim kurulu üyelerine yönelik genel nitelikli ibra kararı da verebilir.

Genel Kurulda İbra Oylaması ve Oy Kullanma Yasakları

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında, anonim ortaklıkta yönetim kurulu üyeleri ile yönetim yetkisi ve imza yetkisi bulunan idarecilerin, kurul üyelerinin ibrasına yönelik genel kurul oylamalarında kendi pay mülkiyetlerinden ileri gelen oy haklarını kullanmaları yasaklanmıştır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 436Kaynağı aç
MADDE 436- (1) Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz. (2) Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. IV – Bilgi alma ve inceleme hakkı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/14570 Esas ve 2015/1944 Karar sayılı ilamı çerçevesinde, yönetim kurulu üyeleri ibra oylamasında ancak kendilerine ait oy hakkını kullanamaz; yönetim kurulu üyesi olmayan başka bir pay sahibi şirketi temsilen oy kullanmaları mümkündür. Ayrıca anılan oy kullanma yasağı denetçiler açısından geçerli olmayıp, yönetim kurulu üyeleri denetçilerin ibra oylamasına katılabilir. İbra oylamasında kanuni oy yasağına aykırı oy kullanılması halinde mahkemece bu yasaklı oyların sonuca etkili olup olmadığının incelenmesi gerekir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/14570, K. 2015/1944Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/14570 E.  ,  2015/1944 K. "İçtihat Metni" ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/05/2014 tarih ve 2013/166-2014/190 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, ortağı oldukları davalı şirketin 29/04/2013 tarihli genel kurulunda gerçeği yansıtmayan finansal-mali tablolar ile bilançonun görüşerek kabul edildiğini, alınan kararların kanun, anasözleşme ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek, davalı şirketin 29/04/2013 tarihli genel kurulunda alınan 2, 3, 4 nolu kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacıların talebi üzerine TTK'nın 210. maddesi gereğince, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'na ait denetim elamanlarının, davalı şirketin finansal tablolarını denetlemeye başladıklarını, bu nedenle davacıların dava açmakta hukuki yararlarının olmadığını, davacı …'ın kendi ibrasına karşı dava açtığını bu nedenle dava şartının oluşmadığını, alınan kararların usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; ilke olarak genel kurul başkanın, tüm yönetim kurulu üyeleri arasında müşterek sorumluluk söz konusu olduğundan ve bu nedenle oy kullanma hakkından yoksun bulundukları açıklandıktan sonra, ibra oylamasını yönetim kurulunda görev almayan ortak … temsilcisine sorup oyunu aldıktan sonra bunu tutanağa yazdırması gerekirken bu hususa uyulmadığı, 2012 yılına ait faaliyet raporu, denetçi raporu ve finansal tabloların görüşülmesine dair gündem maddesi ile 2012 yılı kar ve kazanç payının ne şekilde dağıtılacağına ilişkin maddenin iptali için yasaya, şirket ana sözleşmesine ve dürüstlük kurallarına aykırı bir durumun tespit edilemediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalı şirkete ait 29/04/2013 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında gündemin 2 ve 4 maddelerinde alınan kararların iptaline ilişkin talebin reddine, söz konusu genel kurul toplantısında alınan 3 nolu kararın iptaline karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; her ne kadar davacıların muhalefetleri olmaması nedeniyle genel kurul kararının iptali davası görülemez ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesi hükmünün emredici nitelikte olması nedeniyle bu madde hükmüne aykırı hareket edilmesi halinde kullanılan oylar geçersiz olup, bu oylar ile alınan genel kurul kararları da geçersizlikle malul olacaktır. Somut olayda mahkemece oy kullanma yasaklısı olan yönetim kurulu üyelerinin yönetim kurulunun ibrası oylamasında oy kullandıkları gerekçesiyle genel kurulda alınan 3. maddenin iptaline karar verilmiştir. Ancak iptali istenen davalı şirket genel kurul tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 436/2. maddesi gereğince, şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. Davalı şirketin altı ortağı bulunup, davacılar da dahil olmak üzere beş ortak yönetim kurulu üyesidir. Yönetim kurulunda olmayan ortak sadece … …'dir. Davalı şirket yönetim kurulu üyesi olan …'ın şirketin ortağı … …'nin temsilcisi olduğu savunulsa da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 436/2. maddesi gereğince yönetim kurulu üyeleri ibra oylamasında ancak kendilerine ait oy hakkını kullanamayacak olup yönetim kurulu üyesi olmayan şirketi temsilen oy kullanmaları mümkündür. Bu durumda, mahkemece yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullanmalarının sonuca etkili olup olmadığı üzerinde durularak oluşacak sonuç çerçevesinde karar vermek gerekirken, sonuca etkisi değerlendirilmeden yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca; davaya konu genel kurul toplantısının 3. maddesinde alınan karar ile denetçinin de ibrasına karar verilmiş olup, yönetim kurulu üyelerinin denetçilerin ibrasına ilişkin olarak yapılan oylamaya katılmalarına herhangi bir engelin bulunmaması, yönetim kurulu üyelerinin ibraya ilişkin oy kullanma yasağının denetçiler açısından geçerli olmaması karşısında bu yönde alınan kararın iptalinin istenebilmesi iptal davasının koşullarına tabidir. Bu suretle, toplantıda hazır bulunup da alınan karara muhalif kalan ve bu durumu toplantı tutanağına geçiren ortağın söz konusu kararlara karşı iptal davası açma hakkı olup, somut olayda davacıların bu maddeye uygun olarak yaptığı bir karşı çıkmasının (muhalefet) bulunmadığı, bu durumda denetçinin ibrasına ilişkin olarak alınan karar yönünden iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “muhalefetini tutanağa geçirme” koşulunun yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davacıların ibra edilmeme yönünde oy kullandıkları, diğer tüm ortakların ise yönetim kurulu üyelerinin ve denetçinin ibrasında olumlu oy kullandıkları göz önüne alındığında, denetçinin ibrası yönünden yeterli nisap sağlanmıştır. Bu durumda mahkemece denetçinin ibrası yönünde verilen kararın iptali talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, 3. maddenin tamamının iptali doğru olmamış, kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Denetçilerin ibrasına ilişkin genel kurul kararının iptalinin dava edilebilmesi için ise pay sahibinin toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalması ve bu durumu toplantı tutanağına geçirmesi usulü aranır.

Bilançonun Onaylanması ile Ötürü İbra ve İstisnaları

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 424. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kararda aksine açıklık bulunmadığı takdirde bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve denetçilerin ibrası sonucunu doğurur. Genel kurul gündeminde ibraya ayrıca yer verilerek açık ibra kararı alınabileceği gibi, ibra konusu olağanüstü genel kurul toplantısının konusunu da oluşturabilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 424Kaynağı aç
MADDE 424- (1) Bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı, kararda aksine açıklık bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve denetçilerin ibrası sonucunu doğurur. Bununla beraber, bilançoda bazı hususlar hiç veya gereği gibi belirtilmemişse veya bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak bazı hususları içeriyorsa ve bu hususta bilinçli hareket edilmişse onama ibra etkisini doğurmaz. F) Pay sahibinin kişisel hakları I – Genel kurula katılma 1. İlke

Buna karşılık 6102 sayılı Kanun'un 424. maddesi gereğince, bilançoda bazı hususlar hiç veya gereği gibi belirtilmemişse ya da bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak unsurlar içeriyorsa ve bu hususta bilinçli hareket edilmişse, bilançonun onaylanması ibra etkisini doğurmaz.

İbra Kararının Hukuki Sonuçları ve Sorumluluk Davalarına Etkisi

İbra kararı kurucu yenilik doğuran niteliktedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 558. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ibra kararı genel kurul kararıyla kaldırılamaz; bu yönde alınacak bir karar batıldır. Kanun'un 445. maddesi uyarınca ibra kararına karşı iptal davası açma hakkı ise saklıdır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 558Kaynağı aç
MADDE 558- (1) İbra kararı genel kurul kararıyla kaldırılamaz. 445 inci madde hükmü saklıdır. (2) Şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldırır. Diğer pay sahiplerinin dava hakları ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer. 2. Kuruluş ve sermaye artırımında ibra

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 558. maddesinin ikinci fıkrasına göre alınan ibra kararı, genel kurulda açıklanan ve ibra kapsamına giren somut vakıalar yönünden hem şirketin hem ibra lehine oy kullanan pay sahiplerinin hem de bu kararı bilerek hisse devralan kişilerin dava açma imkanını ortadan kaldırır. Şirketin buna rağmen yöneticilere karşı sorumluluk davası ikame etmesi durumunda, yönetim kurulu üyeleri alınan ibrayı bir def'i olarak mahkemeye sunabilir. Karara onay vermeyen veya toplantıda bulunmayan diğer pay sahipleri açısından ise sorumluluk davası açma imkanı, ibra tarihinden itibaren altı aylık hak düşürücü sürenin dolmasıyla sona erer.

İbra kararından bağımsız olarak alacaklıların yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açma hakları saklıdır. Yönetim kurulu üyeleri, alacaklılara karşı ibra kararını ileri süremezler.

Kuruluş ve Sermaye Artırımından Doğan Sorumlulukta İbra Sınırı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 559. maddesinin birinci fıkrası, şirketin kuruluşu ile sermayenin artırılması işlemlerinden kaynaklanan sorumluluklar için özel bir kısıtlama öngörmüştür. Kurucular, denetçiler ve yönetim kurulu üyelerinin bu süreçlerdeki eylemlerinden doğan hukuki sorumlulukları, şirketin tescil edildiği günden itibaren dört yıllık süre dolmadıkça sulh yahut ibra ile bertaraf edilemez. Bu dört yıllık bekleme süresi tamamlandıktan sonra dahi sulh ve ibra işlemlerinin geçerlilik kazanabilmesi genel kurulun onayına bağlıdır; üstelik sermayenin en az onda birine, halka açık anonim ortaklıklarda ise en az yirmide birine sahip azlık pay sahipleri karşı çıktığı takdirde genel kurul sulh ve ibrayı onaylayamaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 559Kaynağı aç
MADDE 559- (1) Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, denetçilerin, şirketin kuruluşundan ve sermaye artırımından doğan sorumlulukları, şirketin tescili tarihinden itibaren dört yıl geçmedikçe sulh ve ibra yoluyla kaldırılamaz. Bu sürenin geçmesinden sonra da sulh ve ibra ancak genel kurulun onayıyla geçerlilik kazanır. Bununla beraber, esas sermayenin onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri sulh ve ibranın onaylanmasına karşı iseler, sulh ve ibra genel kurulca onaylanmaz. V – Zamanaşımı

İbra Edilmeme Durumu, Dürüstlük Kuralı ve Hükmen İbra

Genel kurulun ibra konusundaki takdir yetkisi sınırsız değildir. Sorunsuz bir bilanço ve yıllık raporla faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabını veren yönetim kuruluna ibra verilmesi yükümlülük teşkil edip, ortada somut nedenler yokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurallarına aykırılık oluşturur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/2459 Esas ve 2015/8041 Karar sayılı ilamına göre, genel kurulda ibra edilmeyen yönetim kurulu üyelerinin açtığı hükmen ibra davasının dinlenebilmesi için şirket tarafından sorumluluk davası açılabilecek makul bir sürenin geçmesi gerekir. Makul süre geçmeden açılan hükmen ibra davası zamansız açılmış sayılarak dinlenmez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/2459, K. 2015/8041Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/2459 E.  ,  2015/8041 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL (KAPATILAN) 31. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/07/2014 NUMARASI : 2013/74-2014/169 Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 31. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.07.2014 tarih ve 2013/74-2014/169 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili; davalı şirketin 01.06.2011-31.05.2012 faaliyet dönemine ilişkin olarak yapılan 28.12.2012 tarihli Olağan Genel Kurul toplantısında; gündemin 4. maddesinde faaliyet dönemine ilişkin bilanço ve kar-zarar cetveli görüşüldüğünü ve 1 adet ret oyuna karşılık 25.003.586.317 olumlu oyla bilanço ve kar-zarar hesaplarının kabul edildiğini, gündemin 6. maddesinde yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin ibrası konusunun görüşüldüğünü ve hiçbir açıklama ve gerekçe gösterilmeksizin müvekkillerinin 10 kabul oyuna karşılık 25.003.577.317 ret oyuyla oy çokluğuyla ibra edilmediğini, eski TTK'nın 380. yeni TTK'nın 424 maddeleri uyarınca bilanço ve kar zarar hesabının kabulü ile tüm yönetim kurulu açısından genel ibranın gerçekleştiğini, ibraya konu olan bilanço ve kar-zarar hesaplarının sahteliği, gerçeği yansıtmadığını, bazı konuları kapsamadığı iddia ve ispat edilmedikçe artık yöneticilerin herhangi bir sorumluluğundan söz edilmeyeceğini, sadece eski yönetimde yer alan kişilerin ibra edilmemesine karar verilmesinin yasayla ahlakla ve iyi niyetle bağdaşır bir yanı olmadığını, şirket hesapları ve mali tabloların doğruluğunun, yasallığının, şirketin tüm organları tarafından kabul edildiğini, ortaya bir gerekçe konulmadan, ibraya mani olacak bir iş veya işlemden bahsetmeden, onur kırmak, şüphe yaratmak ve geçmişte görev yapanları zan altında bırakmak için alınan kararın yasaya ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, ibra etmeme yönündeki kararın şirketten ve kulüpten yüz milyonlarca lira alacaklı olan Y.. D..'in bu alacağını ödememe yolunda bahane üretme ve onun adı üzerine gölge düşürerek alacağı hakkında şaibe yaratma çabasından ibaret olduğunu, Y.. D..'e alacak ibra takasının önerildiğini, dava tehdidinde bulunularak "ya paradan vazgeç ya da senin hakkında davalar açar, şaibe yaratırız. Sen de bu şaibeden yıllarca kurtulamazsın" denmekte olduğunu ileri sürerek, ibra etmeme yönündeki genel kurul kararının kanuna ve dürüstlük kurallarına aykırılığının, müvekkillerin görevlerini kanuna ve ahlaka uygun olarak yapıp, şirkete hiçbir zarar vermediklerinin, şahsi kusur ve eylemleri nedeniyle şirkete karşı bir sorumlulukları olmadığının tespiti ile haklarında ibra yönünde karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, genel kurula katılanların neredeyse %100'ünün ibra etmeme yönünde oy kullandığını, dava dilekçesinde delil olarak sunulan gazete küpürlerindeki yazıların /yorumların mahkemece verilecek kararda esas alınamayacağını, TTK m. 424'ün davacılarca yanlış yorumlanmış olup, genel kurulun açıkça yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemesine karar vermesi durumunda TTK 424'ün birinci cümlesinde yazılı ibra sonucunu doğurma hükmünün yürümeyeceğini, davaya konu genel kurul kararında gündemin 4. maddesi uyarınca bilançonun oy çokluğuyla davacı eski yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemesine "açıkça" karar verildiğini, davacıların şirketi zarara uğrattığını, kararın iptalini gerektirecek bir husus bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, UEFA tarafından verilen ve CAS tarafından onanan karara göre davacıların yönetimde bulundukları döneme ilişkin olarak yanlış veya eksik bilgi beyanında bulunmak sureti ile şirketi zarara soktukları, bu hususların da ayrıca bilançoda gereği gibi belirtilmeyip üyelerden saklamak sureti ile bilançonun gerçek durumunu görülmesine engel olduğu ve bu hususta davacılar tarafından bilinçli olarak davranıldığının tespit edilmesi sebebi ile TTK madde 424 hükmü gereği bilançonun onaylanmasının davacıların ibrası sonucunu doğurmayacağı, davacı yönetim kurulu üyelerinin kusursuz bir yönetim gerçekleştirdiklerini ve ibra edilmemelerini gerektirecek bir durum bulunmadığını ispat edemediği ve ayrıca davalı tarafından iddia olunan hususların aksini ispat edemedikleri, ibra etmeme kararının yasaya, ana sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, genel kurul toplantısında ibra edilmemeleri yönünde karar alınan yönetim kurulu üyeleri olan davacıların, söz konusu genel kurul kararının iptali ve hükmen ibra edilmeleri istemlerine ilişkin olup, davacıların ibra edilmediği genel kurul toplantısının 28/12/2012 tarihinde yapıldığı, davanın ise 26/02/2013 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Hükmen ibra davası açılabilmesi için sorumluluk davasının açılabileceği makul bir sürenin geçmesi gerekli olmakla birlikte, davanın zamansız olarak açıldığı dolayısıyla bu aşamada dinlenilemeyeceği kuşkusuz olup, mahkemece davacıların hükmen ibra edilme istemlerinin açıklanan gerekçelerle reddi gerekirken, yukarıda yazılı gerekçelerle reddi yerinde değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ:Yukarda açıklanan nedenlerle,davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru bulunan hükmün açıklanan değişik gerekçelerle ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 10.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/1619 Esas ve 2022/980 Karar sayılı ilamına konu uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince yöneticiler hakkındaki ceza davalarının davalı şirketteki eylemlerden değil üçüncü bir şirketteki işlemlerden kaynaklandığı ve davalı şirket nezdinde herhangi bir ceza soruşturması veya kovuşturması bulunmadığı gözetilerek ibra kararında mevzuata, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık bulunmadığı kabul edilmiş; bu yöndeki yerel mahkeme gerekçesi temyiz incelemesi sonucunda onanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/1619, K. 2022/980Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/1619 E.  ,  2022/980 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 31.05.2018 tarih ve 2016/745 E- 2018/581 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 06.02.2020 tarih ve 2018/1825 E- 2020/108 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 08.02.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortaklarından olduğunu, şirket yönetim kurulu üyelerinden … , … Çiftçi, … , … ve … hakkında hakim ortak dava dışı Akkök Holding A.Ş.'de yapmış oldukları eylemlerden dolayı devam etmekte olan ceza davaları bulunduğu halde genel kurulda alınan 5 nolu kararla ibra edildiklerini ve TTK'nın 395 ve 396. maddesindeki rekabet yasağına rağmen alınan 9 nolu kararla adı geçenlere izin verildiğini, davalı şirketin 07/04/2016 tarihli 2015 yılı olağan genel kurul toplantısının 5 ve 9. gündem maddelerinde alınan söz konusu kararların açıklanan nedenlerle kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, müvekkilinin 07/04/2016 tarihli genel kurula katıldığını, alınan karara karşı muhalefet şerhini tutanağa derc ettirdiğini ve genel kurul kararının iptali için TTK'nın 445 ve 446. maddelerinde aranan şartların gerçekleştiğini ileri sürerek, davalı şirketin 07/04/2016 tarihinde yapılan 2015 yılı olağan genel kurul toplantısının 5 ve 9 nolu gündem maddelerinde alınan kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekli, müvekkili şirketin bir kısım yönetim kurulu üyelerine karşı başka şirketlerdeki yönetim kurulu üyeliği sıfatları dolayısıyla açılmış olan haksız bir kamu davasının müvekkili şirketin yönetim kurulu üyelerine ibra ve izin verilmesine ilişkin genel kurul kararına iptal gerekçesi olamayacağını, davaya konu olağan genel kurul toplantısında alınan kararların kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince davacı tarafça, davalı şirketin bir kısım yöneticileri hakkında ceza yargılamaları bulunması nedeniyle ibralarına ilişkin genel kurulda alınan 5 nolu kararın iptali istenilmiş ise de gerek dosya içeriğine gerekse tarafların kabulüne göre, adı geçen yöneticiler hakkındaki ceza davalarının davalı şirketteki eylemlerinden değil, dava dışı üçüncü kişi şirketteki eylem ve işlemlerinden kaynaklandığı, bu durumda davalı şirketle ilgili olarak yöneticiler hakkında ceza soruşturma ve kovuşturması bulunmadığına göre, ibralarına ilişkin alınan kararda yasaya, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırılıktan bahsedilemeyeceği, yine yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395 ve 396. maddeleri gereğince izin verilmesine ilişkin alınan 9 nolu kararın iptali istenilmiş ise de yasa gereği iznin yetkili organ olan genel kurulca verildiği, bu yöndeki oylamalara izin verilen yöneticilerin katılmadıkları, oy hakkından mahrum pay sahiplerinin kullandıkları oyların, kararın alınmasına etkisinin bulunmadığı, bunlar dışında kullanılan olumlu oyların toplamının karar alınmasına yeterli olduğu, dolayısıyla iptali istenilen 9 nolu kararda da yasaya, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tarafça davalı şirket yönetim kurulu üyelerinden bir kısmı hakkında davalı şirketin hakim ortağı şirketle ilgili birtakım usulsüzlüklerden dolayı haklarında açılmış ceza davalarının bulunduğunu iddia ederek yönetim kurulunun ibrasına ve rekabet izni verilmesine ilişkin dava konusu genel kurulun 5 ve 9 nolu maddelerinde alınan kararların iptali istenmiş olup, sözkonusu ceza davalarına konu eylemlerin dava dışı şirketteki eylem ve işlemlerinden kaynaklandığı, kaldı ki haklarındaki davanın beraat kararı ile sonuçlandığı, davalı şirketle ilgili olarak yöneticiler hakkında ceza soruşturması ve kovuşturması bulunmadığı gibi davaya konu genel kurul toplantısında TTK'nın 436/1-2. maddesine uygun olarak oydan yoksun olan payların dikkate alındığı, bunun yanısıra, akrabalık bağı olanların oy hakkından mahrum olmalarına rağmen oy kullanmış olsalar da kullanılan diğer oyların toplamı basit çoğunlukla kararın alınması için yeterli olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26.30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 10/02/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Yönetim kurulu üyeleri ibra oylamasında oy kullanabilir mi?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yönetim kurulu üyeleri kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamazlar. Ancak Yargıtay uygulamasına göre üye olmayan başka bir pay sahibini vekaleten temsil ediyorlarsa oy kullanabilirler.

Bilançonun onaylanması ibra sonucunu doğurur mu?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 424. maddesi gereğince kararda aksine açıklık yoksa bilançonun onaylanması ötürü ibra sonucunu doğurur. Ancak bilinçli olarak gerçeği yansıtmayan unsurlar veya eksiklikler içeren bilançonun onanması ibra etkisi meydana getirmez.

İbra kararına katılmayan pay sahiplerinin dava açma süresi ne kadardır?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 558. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ibra kararına katılmayan pay sahiplerinin sorumluluk davası açma hakkı ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer.

Genel kurulun aldığı ibra kararı sonradan geri alınabilir mi?

6102 sayılı Kanun'un 558. maddesinin birinci fıkrası gereğince ibra kararı genel kurul kararıyla kaldırılamaz ve aksi yöndeki kararlar batıldır; ancak Türk Ticaret Kanunu'nun 445. maddesi uyarınca iptal davası açma hakkı saklıdır.

İbra edilmeyen yönetim kurulu üyesi ne zaman hükmen ibra davası açabilir?

Şirket tarafından yönetim kurulu aleyhine sorumluluk davası açılabilecek makul bir süre geçtikten sonra dava açılabilir; makul süre beklenmeden açılan dava zamansız olduğu gerekçesiyle dinlenmez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu