Tüzel Kişi Yönetim Kurulu Üyesi Temsilcisinin Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Tüzel Kişi Yönetim Kurulu Üyesi Temsilcisinin Sorumluluğu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 359 uyarınca anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeliğine tüzel kişinin temsilcisi değil, doğrudan tüzel kişinin kendisi seçilir ve tescil olunur. Esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul kararıyla seçilmiş bir veya daha fazla üyeden oluşan yönetim kurulunda tüzel kişi yer aldığında, yönetim kurulu üyeliği sıfatı tüzel kişiye ait kalır; kurul toplantılarında tüzel kişi adına görev ve yetkiler ise onun belirleyeceği gerçek kişi bir temsilci vasıtasıyla ifa edilir. Üyeliği sona erdiren sebepler seçilmeye de engel teşkil eder.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 359Kaynağı aç
MADDE 359- (1) Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur. (Mülga son cümle: 26/6/2012-6335/43 md.) (…) (2) Bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel kişiyle birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından belirlenen, sadece bir gerçek kişi de tescil ve ilan olunur; ayrıca, tescil ve ilanın yapılmış olduğu, şirketin internet sitesinde hemen açıklanır. Tüzel kişi adına sadece, bu tescil edilmiş kişi toplantılara katılıp oy kullanabilir. (3) Yönetim kurulu üyelerinin ve tüzel kişi adına tescil edilecek gerçek kişinin tam ehliyetli olmaları şarttır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 26/6/2012-6335/43 md.) (4) Üyeliği sona erdiren sebepler seçilmeye de engeldir. (5) (Ek: 28/3/2013-6455/79 md.) Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu şirketlerde, sayılan tüzel kişiler veya bunların gerçek kişi temsilcileri yönetim kuruluna seçilebilir. Yönetim kurulu üye sayısı ikiden fazla olan şirketlerde üyelerin tamamının aynı kamu tüzel kişisinin temsilcisi olmaması şartıyla kamu tüzel kişisini temsilen birden fazla gerçek kişi yönetim kuruluna seçilebilir. 2. Belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesi

Temsilcinin Belirlenmesi, Tescili ve Ehliyet Koşulu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 359/2 uyarınca, bir tüzel kişi anonim şirketin yönetim kuruluna üye seçildiğinde, tüzel kişiyle birlikte onun adına tüzel kişi tarafından belirlenen yalnızca bir gerçek kişi tescil ve ilan edilir. Kanuni kural gereğince bir tüzel kişi adına birden fazla temsilci belirlenmesi mümkün değildir. Tüzel kişi adına yapılan tescil ve ilanın derhâl şirketin internet sitesinde yayımlanması zorunludur.

Türk Ticaret Kanunu m. 359/3 uyarınca yönetim kuruluna seçilen üyeler ile tüzel kişi adına tescil edilecek gerçek kişinin tam ehliyete sahip bulunması zorunludur. Kamunun pay sahibi olduğu anonim ortaklıklarda ise Türk Ticaret Kanunu m. 359/5 özel bir kural öngörmüştür. Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ve diğer kamu tüzel kişilerinin hissedar olduğu şirketlerde bu tüzel kişilerin kendileri ya da belirledikleri gerçek kişiler kurula atanabilir. Kurul üye sayısının ikiyi aştığı durumlarda, tüm üyelerin tek bir kamu kurumunun temsilcisi olmaması şartıyla, aynı kamu tüzel kişisini temsilen birden fazla gerçek kişinin kurulda yer alması mümkündür.

Temsilcinin Kurul İçindeki Görev ve Yetkileri

Yönetim kurulu toplantılarına katılma ve oy kullanma yetkisi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 359/2 uyarınca münhasıran tüzel kişi adına tescil ve ilan edilmiş olan gerçek kişiye aittir. Bununla birlikte yönetim kurulu üyeliğinden kaynaklanan bilgi alma ve inceleme hakları ile karar alma süreçlerinde görüş bildirme görevleri de tüzel kişinin belirlediği bu gerçek kişi temsilci vasıtasıyla yerine getirilir.

Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Hukuki Sorumluluk Esasları

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 553/1 uyarınca yönetim kurulu üyeleri, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına verdikleri zarardan sorumludurlar. Bu sorumluluk kusur esasına dayanmakta olup yükümlülük ihlallerinin yanı sıra sahte beyan ve belgeler düzenlenmesi, sermayeye dair yanlış beyanlar verilmesi veya ayni sermayeye değer biçilmesi hallerinde de tazminat yükümlülüğü doğabilmektedir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 553Kaynağı aç
MADDE 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…)[75] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.[76] (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. VI – Denetçinin sorumluluğu[77]

Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi kanuna dayanarak başkasına devreden organlar veya kişiler, Türk Ticaret Kanunu m. 553/2 gereğince bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hali hariç, devralanların fiil ve kararlarından sorumlu tutulamazlar. Ayrıca aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar yahut yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumsuzluk hali gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek bertaraf edilemez.

Tüzel kişi yönetim kurulu üyesi ile onun atadığı gerçek kişi temsilci arasındaki hukuki ilişki temsil ve vekâlet hükümlerine tabidir. Gerçek kişi temsilcinin kusurlu fiilleri veya ihmalleri sebebiyle tüzel kişi üyenin üçüncü kişilere karşı hukuki sorumluluğunun doğması halinde, tüzel kişi bu sözleşmesel ilişki çerçevesinde temsilcisine rücu edebilmektedir.

Vergi ve Kamu Borçlarından Kaynaklanan Sorumluluk

213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 10 çerçevesinde, tüzel kişilerin mükellefiyet veya vergi sorumluluğuna ilişkin yükümlülükleri kanuni temsilcileri eliyle ifa edilir. Söz konusu kanuni görevlerin savsaklanması neticesinde şirketin malvarlığından kısmen dahi tahsil edilemeyen vergi ve fer'i alacaklar, ihmali bulunan temsilcilerin kişisel malvarlığına başvurularak karşılanır. Kendi malvarlığından ödemede bulunan kanuni temsilci, ödediği tutar için asıl mükellef şirkete rücu imkânına sahiptir. Bunun yanı sıra şirketin tasfiye sürecine girmesi ya da tasfiyesinin tamamlanması, temsilcilerin tasfiye öncesi dönemlere ilişkin vergi sorumluluğunu sona erdirmez.

213 sayılı VERGİ USUL KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. (Değişik: 3/12/1988-3505/2 md.) Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz. (Ek fıkra: 21/3/2018-7103/9 md.) Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır. (Ek fıkra: 21/3/2018-7103/9 md.) Beşinci fıkra kapsamına girmeyen tüzel kişilerin tüzel kişiliklerinin veya tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin sona ermesi halinde, sona erme tarihinden önceki dönemlere ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tüzel kişiliği olanların kanuni temsilcilerinden, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler (adi ortaklıklarda ortaklardan herhangi biri) ve varsa bunların temsilcilerinden herhangi biri adına yapılır. Vergi kesenlerin sorumluluğu:

Kamu alacaklarının takibinde kanuni temsilcilerin sorumluluğuna başvurulabilmesi için kusur aranmamakta, kamu alacağının şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması aranmaktadır. Anonim şirkette yönetim kurulu üyesi olan tüzel kişinin tescil edilmiş temsilcisinin şahsi malvarlığına vergi ve kamu borçları sebebiyle başvurulup başvurulamayacağı hususunda mevzuatta açık bir hüküm yer almamakta ve konu belirsizliğini korumaktadır.

SGK Prim Borçları ve Temsil Yetkisinin Kapsamı

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 88 hükmüne göre, tahakkuk eden prim ve benzeri Kurum alacaklarının meşru bir mazeret bulunmaksızın kanuni vadesinde yatırılmaması durumunda; işveren tüzel kişiliğin kanuni temsilcileri, üst düzey yöneticileri ve şirket yönetim kurulu üyeleri doğan borçtan işverenle beraber müteselsil sorumluluk taşır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024/343 Esas ve 2024/2145 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, anılan kanun maddesinde yer alan ve yönetim kurulu üyelerinin doğrudan ve zincirleme sorumluluğunu öngören düzenleme münhasıran şirket statüsündeki işverenlerin yönetim organı üyeleri hakkında tatbik edilir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2017/6557, K. 2018/4502Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2017/6557 E.  ,  2018/4502 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı, davalı Kurum tarafından düzenlenen ödeme emirlerinin iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. K A R A R Dava ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir Davanın yasal dayanaklarını oluşturan, 506 sayılı Yasa’nın 80/12. maddesinde; sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşlarının tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin Kurum'a karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları, 5510 sayılı Yasa'nın 88. maddesinde de Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanun'da belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kurum'a karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları bildirilmiştir. Yerleşmiş Yargıtay uygulamaları ile öğretide kabul edildiği üzere "üst düzey yönetici" kavramından anlaşılan şirketin mali ve idari konularında tek başına emir ve tasarruf yetkisine sahip özel şekilde kendisine yetki verilen kişidir. Türk Ticaret Kanunu'nun 317. maddesine göre anonim şirketlerde şirketi yönetmek ve temsil etmek yönetim kuruluna aittir. Anonim şirkette primlerin ödenmesinden müteselsilen sorumlu üst yönetici ve yetkiliden söz edebilmek için primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili üst düzey yönetici olması, yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı gibi unvan taşıması veya temsil ve ilzam yetkisine sahip yönetim kurulu üyesi olması gerekir. Öte yandan süresinde ödenmeyen prim ve diğer Kurum alacaklarının bizzat Kurum tarafından cebren takip ve tahsil edilebileceği 5510 sayılı Yasa'nın açık hükmü gereğidir. Cebren tahsil ve takip esasları 6183 sayılı Yasa'da gösterilmiştir. 6183 sayılı Yasa'nın mükerrer 35. maddesinde asıl borçlu hakkında yapılan yasal takip ve araştırmalar sonucu kamu alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde yasal temsilcisine ödeme emri çıkarabileceği bildirilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 85’inci maddesi ile 2908 sayılı Dernekler Kanununun 27’nci maddesi hükümleri uyarınca; derneklerin yönetim kurulları, derneğin yürütme ve temsil organlarıdır. Bu görevlerini, kanuna ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirmelidirler. Ayrıca temsil görevinin, yönetim kurulunca üyelerden birisine veya üçüncü bir kişiye devri de mümkündür. Belirtilen yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, dernek niteliğindeki spor kulüplerinde; prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, işverenle birlikte müteselsil sorumluluk koşulunun oluşması için kulübün “…temsil ve ilzama yetkili üst düzey yöneticisi veya yetkilisi…” durumunda olunması gereklidir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden ; ödeme emirlerinin 2002/8-2008/12 dönemine ait olduğu davacının 04.03.2000 – 11.01.2003 ve 03.06.2006 – 21.07.2007 tarihleri arası spor kulübü derneğinde yönetim kurulu üyesi olduğu, … Valiliğine ait davacının dernekte yönetim kurulu üyesi olduğuna dair yazının mevcut olduğu ödeme emirlerinin 17.01.2013 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davanın 7 gün içinde açıldığı, anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Yasa'nın 88. maddesinde "… tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere…" denildiğinden, "şirket" haricindeki tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin yönetim kurulu üyesi; üst düzeydeki yönetici, yetkililer veya kanuni temsilcileri ile Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulamayacaktır. Diğer bir deyişle, salt yönetim kurulu üyesinin 5510 s. Kanun ve 6183 s. Kanun'un mükerrer 35. maddesi gereğince müteselsilen sorumluluğu sadece şirketlere özgüdür. Belirtilen yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, dernek niteliğindeki spor kulüplerinde; prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, işverenle birlikte müteselsil sorumluluk koşulunun oluşması için kulübün “…temsil ve ilzama yetkili üst düzey yöneticisi veya yetkilisi…” durumunda olunması gereklidir. Somut olayda ; davaya konu borç dava dışı derneğe aittir. … Spor Kulübü Derneği yönetim kurulu üyesi olan davacının, dava dışı derneğin borcundan dolayı sadece yönetim kurulu üyesi olmasıyla sorumlu tutulamayacağı açıktır. Davacının dava dışı dernekle birlikte borçtan müteselsilen sorumlu tutulabilmesi için, temsil ve ilzam yetkisine sahip olup olmadığının, sayman veya parasal konularda imza yetkilisi olup olmadığının da araştırılması gerekmektedir. Mahkemece, davacının anılan dava dışı borçlu derneğin yönetim kurulu üyesi olduğu ve derneği temsil ve ilzam yetkisine sahip olmadığı, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de; davacının Kahramanmaraş Spor Kulübü Derneği yetkili üst düzey yöneticisi, temsil ve ilzam yetkisine sahip yönetim kurulu üyesi olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Mahkemece yapılacak iş; … Spor Kulübü Derneği 'ne ait tüzükle, prim tahakkuku döneminde kulüp sorumlularını belirten yönetim kurulu kararları, gelir-gider defterleri, karar defter ve tutanakları dâhil tüm bilgi ve belgeler getirtilerek, gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle, davacının; 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesi anlamında … Spor Kulübü Derneği’nin temsil ve ilzama yetkilisi olup olmadığının tereddüte yer vermeyecek şekilde araştırılıp tespit edilerek; temsil ve ilzam yetkisine sahip yönetim kurulu üyesi olduğunun tespiti halinde bu süreler içinde kalan kamu borçlarından dolayı 88. madde kapsamında müteselsilen sorumlu olacağı belirlenerek hüküm kurmak aksi takdirde şimdiki gibi davanın kabulüne karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı … vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.05.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/343, K. 2024/2145Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2024/343 E.  ,  2024/2145 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1070 E., 2023/2350 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/169 E., 2022/77 K. Taraflar arasındaki ödeme emrinin iptali davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı aleyhine Eskişehirspor Kulübü'nün yönetim kurulu üyeliğini yapmış olduğu döneme ilişkin idari para cezaları, prim, işsizlik sigortası primi, damga vergisi borçları nedeniyle ödeme emirleri düzenlenerek tebliğ edildiği, davacının yönetim kurulu üyeliği yapmış olduğu dönem için Kulübün dava konusu SGK prim borçlarını yapılandırdığı, Kulüp borçlarının en son 08.05.2018 yayım tarihli 7143 sayılı "Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun" kapsamında yapılandırıldığı, yapılandırma işleminin "borcun yenilenmesi" hükmünde olduğu, bunun sonucu olarak borcun doğduğu dönemde ortak veya kanuni temsilci olan kişiler yönünden müteselsil sorumluluğun da ortadan kalktığı, İdare Hukukunda yer alan geriye yürümezlik ilkesi gereği alacaklı Kurum ile borçlu arasında yapılan yapılandırma işleminin yenileme sözleşmesi hükmünde olup, niteliği değişen borcun doğduğu dönemin, yenileme sözleşmesinin yapıldığı tarih olarak dikkate alınması gerektiği, bu tarih itibariyle de davacının yönetim kurulu üyelik vasfının, dolayısıyla da borçtan sorumluluğunun bulunmadığı, ödeme emirlerine konu borçların asıl muhatabının Eskişehirspor Kulübü olduğu, Kurumun Kulüp aleyhine herhangi bir icrai işlemde bulunmadan, borcun tahsil kabiliyetinin olup olmadığını araştırmadan, dolayısıyla uyulması gereken yasal prosedürleri atlayarak doğrudan tek bir yetkiliye gidilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının yalnızca kendi yönetim dönemi içindeki borç ve bu borcun bu tarihler arasındaki gecikme zammından sorumlu tutulabileceği, davacının üyesi olduğu yönetim kurulunun genel kurulda ibra edildiği, ibra nedeniyle sorumluluğun da ortadan kalktığı, davacının asıl borçlu Eskişehirspor Kulübü Derneği'nde temsil ve ilzama yetkili üst düzey yöneticisi olmayıp, 5510 sayılı Kanun'un madde 88/20 ve 6183 sayılı Kanun'un mükerrer madde 35 gereği davacının sorumlu tutulamayacağı iddiasıyla 2019/030039, 2019/030032, 2019/030017, 2019/030028 ve 2019/030031 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali ile borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı Kurumda …. sicil sayılı dosyada işlem gören Eskişehirspor Kulübü Derneği işyerine ait borçlardan dolayı yönetim kurulu üyesi davacı aleyhine takibe başlandığı, Spor Kulüpleri dernek statüsünde olduklarından, temsil ve idare yetkisi de yönetim kuruluna ait olduğundan, Kulüpten alacakların tahsil imkanı bulunmaması nedeniyle derneğin üst düzey yöneticileri, yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle de 5510 sayılı Kanun'un madde 88 gereği sorumluluk nedeniyle davacıya yönetim kurulu üyeliği yaptığı döneme ait borçlar nedeniyle ödeme emri gönderildiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından; davanın yasal dayanağını oluşturan, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinde, Kurum'un sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanun'da belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliğe haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kurum'a karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklarının belirtildiği, üst düzey yöneticinin, mali ve idari konularda tek başına emir ve tasarruf yetkisine sahip, özel şekilde kendisine yetki verilen kişi olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 85 inci maddesi uyarınca, derneklerin yönetim kurulları, derneğin yürütme ve temsil organlarıdır. Bu görevlerini, kanuna ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirmesi gerektiği, ayrıca temsil görevinin, yönetim kurulunca üyelerden birisine veya üçüncü bir kişiye devri de mümkündür. Bu itibarla dernek niteliğindeki spor kulüplerinde, prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, işverenle birlikte müteselsil sorumluluk koşulunun oluşması için, kulübün temsil ve ilzama yetkili üst düzey yöneticisi veya yetkilisi durumunda olunması gerektiği, salt yönetim kurulu üyesinin 5510 ve 6183 sayılı Kanunlar gereğince müteselsilen sorumluluğunun sadece şirketlere özgü olduğu, dosyaya getirtilen bilgi ve belgeler, sunulan bilirkişi raporu ile tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde, idari para cezasına konu 2019/30039 ve 2019/30032 sayılı ödeme emirleri yönünden davacı adına düzenlenmiş ve idari aşamadan geçerek kesinleşmiş bir borç bulunmadığından belirtilen ödeme emirlerine konu borçlardan davacının sorumluluğu bulunmadığı davaya konu 2019/30028, 30017 ve 30031 takip nolu işsizlik sigortası primi, prim ve damga vergisi borçlarına dayalı ödeme emirlerinden dolayı davacının yönetim kurulu üyesi olarak temsil ve ilzama yetkili üst düzey yönetici ve yetkili olduğu dönemler itibariyle sorumluluğu bulunduğu, davacı hakkında davalı Kurum tarafından tesis olunan 2019/30039 ve 2019/30032 takip nolu dosyalara konu ödeme emirlerinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti ile adı geçen ödeme emirlerinin iptaline, 2019/30028 ve 2019/30017 takip nolu ödeme emirlerinin kısmen iptali ile ödeme emirlerine konu 2015/5-6. aylar prim borçlarından dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2019/30031 takip nolu dosyaya konu ödeme emrinin iptaline yönelik davacı talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davacı hakkında davalı Kurum tarafından tesis olunan; 2019/30039 ve 2019/30032 takip nolu dosyalara konu ödeme emirlerinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti ile, adı geçen ödeme emirlerinin iptaline, 2019/30028 ve 2019/30017 takip nolu ödeme emirlerinin kısmen iptali ile ödeme emirlerine konu 2015/5-6. aylar prim borçlarından dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2019/30031 takip nolu dosyaya konu ödeme emrinin iptaline yönelik davacı talebinin reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF A.İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuşlardır. B.İstinaf Sebepleri: Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının yönetim kurulu üyesi olduğu 31.05.2015-11.06.2016 tarihleri arasındaki tüm borçlardan sorumlu olduğu, davacının yönetim kurulu üyesi olduğu bu dönemlerde Kulübü temsil ve ilzama yetkili olarak Mali Asbaşkan ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunduğu, 6736 ve 7020 sayılı Kanunlar kapsamında yapılandırma taleplerine rağmen taksitleri süresinde ödemediği, yapılandırmaların borçlar kanunundaki sözleşme serbestisi kapsamında olmayıp idarenin takdir hakkı olmayıp Kanun gereği yapılandırma niteliğinde olduğundan borcu yenilenmesi olmadığı, bu konudaki Borçlar Kanunu hükümlerinin kamu alacaklarında uygulanamayacağı iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının prim borçlarından sorumluluğu olmadığı, davacının yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde prim borçları yapılandırıldığından davacının ödeme yükümlülüğü olmadığı, yapılandırmanın borcun yenilenmesi niteliğinde olduğu, gecikme borcundan davacının kusuru olmadığından sorumluluğunun da olmadığı, Genel Kurulda ibra edilen davacının önceki dönem borçlarından sorumluluğu olamayacağı, davacının temsil ve ilzama yetkili üst düzey yönetici olmadığı, asıl borçludan tahsil edilme imkanı olduğu, ödeme emirlerinin usulsüz olduğu iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C.Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinde Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanun'da belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklarının bildirildiği, süresinde ödenmeyen prim ve diğer Kurum alacaklarının bizzat Kurum tarafından cebren takip ve tahsil edilebileceği 5510 sayılı Kanun'un açık hükmü gereği olduğu, cebren tahsil ve takip esasları 6183 sayılı Kanun'da gösterildiği, 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35 inci maddesinde asıl borçlu hakkında yapılan yasal takip ve araştırmalar sonucu kamu alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde yasal temsilcisine ödeme emri çıkarabileceği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 85 inci maddesi ile 2908 sayılı Dernekler Kanunu'nun 27 nci maddesi hükümleri uyarınca; derneklerin yönetim kurulları, derneğin yürütme ve temsil organlarıdır. Bu görevlerini, kanuna ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirmesi gerektiği, ayrıca temsil görevinin, yönetim kurulunca üyelerden birisine veya üçüncü bir kişiye devrinin de mümkün olduğu, belirtilen yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, derneklerde; prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, işverenle birlikte müteselsil sorumluluk koşulunun oluşması için “…temsil ve ilzama yetkili üst düzey yöneticisi veya yetkilisi…” durumunda olunması gerektiği, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinde yer alan "…tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri…" düzenlemesinde yer alan ve yönetim kurulu üyelerini doğrudan sorumlu tutan hükümler şirket yönetim kurulu üyelerine yönelik olup temsil ve ilzam yetkisi bulunmayan dernek yönetim kurulu üyeleri hakkında uygulanmadığı, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamından, anılan yasal düzenlemeler ve yapılan açıklamalar çerçevesinde, dosyadaki bilgi ve belgelere göre somut olayda, davacının Eskişehirspor Kulübünde yönetim kurulu üyesi olduğu 10.11.2015 – 11.06.2016 tarihleri arasında temsil ve ilzam yetkisinin bulunduğu anlaşıldığından kararın vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Taraf vekilleri istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz isteminde bulunmuşlardır. C.Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, ödeme emrinin iptali davasıdır. 2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 55 ve devamı maddeleri ilgili hükümlerdir. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde verilen hükmün yerinde olduğu anlaşılmakla temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin ilgilisinden alınmasına, 04.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 88Kaynağı aç
MADDE 88- (Değişik: 17/4/2008-5754/52 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder. Hak edilen ancak, ödenmemiş olan ücretler üzerinden hesaplanacak primler hakkında da birinci fıkradaki hüküm uygulanır. 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (b), (c), (d) ve (g) bentleri ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları gereği genel sağlık sigortalısı sayılanlar için, her ay otuz tam gün genel sağlık sigortası primi ödenmesi zorunludur. Şu kadar ki, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı olanların aynı ay içinde zorunlu sigorta kapsamında prim ödeme gün sayısı bulunması halinde, ayın kalan günleri için isteğe bağlı sigorta gün sayısı kadar genel sağlık sigortası primi ödenir.[160] (Değişik birinci cümle: 20/8/2016-6745/63 md.) 3 üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamına girenler hariç olmak üzere; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olmakla birlikte, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp, çalıştığı saat karşılığında ücret alanlardan (…)161 ay içerisinde sekiz gün ve daha az çalışanlar için eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin otuz güne tamamlanması zorunludur. Bu durumda olan sigortalıların eksik günlerine ilişkin genel sağlık sigortası primleri, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi veya (g) bendi kapsamında ödenir. Kamu idaresine ait işyerlerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda kaldığı aylara ait genel sağlık sigortası primi, 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazancın alt sınırının 30 günlük tutarı üzerinden ilgili kamu idaresince ödenir. (Ek cümle: 13/2/2011-6111/42 md.) Ancak, kamu idaresine ait işyerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda olduğu sürede 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi çalışmaları ya da isteğe bağlı sigortalı olmaları halinde bu sigortalılar için belirtilen şekilde çalıştıkları veya isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödedikleri sürelerle sınırlı olarak ilgili kamu idaresinden genel sağlık sigortası primi alınmaz. [161] (Değişik beşinci fıkra: 2/1/2017-KHK-681/85 md.; Aynen kabul:1/2/2018-7073/84 md.) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları kapsamına girenler için prim ödeme yükümlülerinin ödeyecekleri genel sağlık sigortası primi; primin tahakkuk ettirileceği ay itibarıyla anılan maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ve onikinci fıkrası ile bakmakla yükümlü oldukları kişiler dahil olmak üzere onüçüncü ve ondördüncü fıkralarında sayılan kişi sayısının üçe bölünmesi suretiyle bulunacak kişi sayısı, aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) ila (10) numaralı alt bentlerinde sayılan kişiler için ise kişi sayısı esas alınarak hesaplanır. Ancak 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki kişilerden aynı zamanda anılan fıkranın diğer bentleri kapsamına girerek genel sağlık sigortalısı sayılanlar, bu fıkraya göre tespit edilecek kişi sayısı hesabına dahil edilmez. Ayrıca 60 ıncı maddenin onikinci fıkrasındaki genel sağlık sigortalılığı kapsamında başlayan tedavilerin 67 nci maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen süreyi aşması halinde, bir yıla kadar genel sağlık sigortası primleri, 87 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi gereği ilgili kamu idaresi tarafından ödenmek suretiyle sağlık hizmetlerinden yararlandırılırlar. 87 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen yükümlüler, her aya ait primlerini takip eden ayda Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler. Bu kişiler primlerini en fazla 360 günle sınırlı olmak üzere peşin olarak erken ödeyebilir. Erken ödeme halinde erken ödenen her gün için 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesine göre erken ödeme indirimi hükümleri uygulanır. Ancak yapılan erken ödeme indirimi, prime esas kazançtan indirilmez. Erken ödemede sigortalılık süresi, sigorta priminin ait olduğu her ayın ilk gününden itibaren, prim ödeme gün sayısına dahil edilir. Erken ödeme yapılan ve prim ödeme gün sayısına dahil edilmeyen sürede isteğe bağlı sigortalılığın sona ermesi halinde, sigortalılık süresinden sayılmayan günlere ait primler ilgililere iade edilir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendine tabi sigortalılar için, genel sağlık sigortası primi ile kısa ve uzun vadeli sigorta kolları primlerini ayrı ayrı veya birlikte tahsil edilecek şekilde prim ödeme tarihlerini veya dönemlerini belirlemeye Kurum yetkilidir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılanların, her ay için otuz tam gün prim ödemesi zorunludur. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işverenler, çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek, en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler. 87 nci maddenin birinci fıkrasının (c), (d) ve (g) bentleri ile 60 ıncı maddenin sekizinci ve onuncu fıkralarında belirtilen yükümlüler, her aya ait primleri ilgili ayı takip eden ayın sonuna kadar Kuruma öderler.[162] Kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarları, gelir vergisi ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamaz. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında sigortalı olarak tescil edilmiş olanların prim borçlarını, sattıkları tarımsal ürün bedellerinden borç tutarını geçmemek şartıyla %1 ilâ %5 oranları arasında olmak üzere kesinti yapılmak suretiyle tahsil etmeye Kurum yetkilidir. Prim borçları katma değer vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle de ödenebilir. Bu takdirde katma değer vergisi iade hakkı sahibi kendisinin, mal veya hizmet satın aldığı veya iştirak veya ortaklık ilişkisi içinde bulunduğu işverenlerin prim borçları için de mahsup talep edebilir. Bu işverenlerin mahsup talebinde bulundukları ayda muaccel olan prim borçlarının birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen onbeş gün içinde mahsup suretiyle ödenmesi halinde, yasal süresi içinde ödendiği kabul edilir. Ancak prim borçlarının katma değer vergisi iade alacağından mahsup suretiyle ödenmesi talebinde bulunulduğu halde, süresinde mahsup edilemeyen veya eksik mahsup edilen prim borçları için birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen günden başlanarak gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. Kurum, Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile bu uygulamadan faydalanacak işverenleri; iştigal konusu, işletme türü ve işletme büyüklüğü itibarıyla belirlemeye ve lehine mahsup talebinde bulunulan işverenlerin prim borcu ödeme süresini otuz günü aşmamak üzere uzatmaya yetkilidir. Kurum, prim ve her türlü alacaklarını, işverenlere olan borçlarından mahsup etmek suretiyle tahsil etmeye yetkilidir. Primlerin özel ödeme şekilleri kullanılmak suretiyle ödenmesi zorunluluğunu getirmeye ve primlerin yatırılacağı tahsilât kuruluşlarını belirlemeye Kurum yetkilidir. Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır. (Ek cümle: 18/5/2017-7020/16 md.) Cumhurbaşkanı, Kurumun 6183 sayılı Kanuna göre takip edilen alacakları için anılan Kanunun 48/A maddesini; en az üç yıl süreyle prim yükümlüsü olup son üç yıl içerisinde verilmesi gereken bildirgeleri kanuni sürelerinde vermiş olanlardan başvuru tarihi itibarıyla vadesi bir yılı geçmemiş borcunu borç ödemede hüsnüniyet sahibi olmasına rağmen ödeyememiş olanlar hakkında uygulatmaya ve uyumlu prim borçlularını belirlemeye yetkilidir. (Ek cümleler: 28/11/2017-7061/87 md.) 6183 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine göre Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince reddiyat yapılması durumunda anılan maddenin birinci fıkrasına göre yapılacak mahsuptan sonra Kurumun prim ve diğer alacaklarından muaccel olanlara mahsup yapılır. Kurumun tahsil ettiği prim ve diğer alacaklardan reddi icap edenler, istihkak sahiplerinin Kuruma olan muaccel borçlarına mahsubundan sonra Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine olan muaccel borçlara mahsup edilmek üzere reddolunur. Bu suretle yapılan ödemelerde, reddedilen tutarın Kuruma ve/veya alacaklı tahsil dairesinin hesabına geçtiği tarihte ödeme yapılmış sayılır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Kurum tarafından müştereken belirlenir.[163] Kurum, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen alacakları hariç olmak üzere her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere Yeni Türk Lirası ve/veya yabancı para birimi üzerinden ticari işletme, taşınır ve/veya taşınmaz rehni dahil olmak üzere her türlü teminat almaya yetkilidir. Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacakları amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacaktır. Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Kurum hakkında uygulanmaz.[164] Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz. Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Kurum, kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle primlerin farklı zamanlarda ödeme süresini belirlemeye yetkilidir. Prim alacaklarının tahsili için muacceliyet tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde icra yoluna başvurmayan Kurum yetkili personeli hakkında genel hükümlere göre kovuşturma yapılır. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/52 md.) Sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt, kusur, hata veya yanıltıcı beyanından kaynaklanmaması şartıyla, sigortalılarca ödenen prim ve prime ilişkin borcun noksan tahakkuk ettirildiğinin Kurumca sonradan tespit edilmesi hâlinde tespit edilen fark prime ilişkin borç aslına, tebliğ tarihinden itibaren 89 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. (Ek fıkra: 18/5/2017-7020/16 md.) Kurum görev alanı kapsamındaki tebliğler, bu Kanunun 99 uncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda yapılabilir. Elektronik ortamda yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Kurum, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Kurum tarafından yapılacak tebliğler, Maliye Bakanlığı ile yapılacak protokol çerçevesinde 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre kurulan teknik altyapı kullanılarak da elektronik ortamda yapılabilir. Bu şekilde yapılan tebligatlar, 99 uncu maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki bildirim yerine geçer. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Prim borçlarına halef olma, gecikme cezası ve gecikme zammı ile iadesi gereken primler

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2017/6557 Esas ve 2018/4502 Karar sayılı ilamında ele alındığı üzere, anonim ortaklıklarda prim alacaklarından dolayı şahsi sorumluluğa gidilebilmesi için ilgilinin tahakkuk ve ödeme süreçlerinde yetkili kılınmış bulunması, yönetim kurulu başkanı ya da başkan vekili sıfatını haiz olması yahut şirketi temsil ve ilzama yetkili üye konumunda yer alması aranır. Yargı kararlarında üst düzey yönetici niteliği; şirketin idari ve parasal işlemlerinde münferiden tasarruf yetkisi verilmiş kişileri kapsar. Asıl borçlu şirket nezdinde yürütülen araştırmalar neticesinde alacağın tahsil imkânının kalmadığının tespiti halinde ise kanuni temsilciye yönelik takip işlemlerine geçilebilmektedir.

Kamu Borcuna Karşı İtiraz Usulü ve Süresi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2022/2082 Esas ve 2022/5924 Karar sayılı ilamında dayandığı 6183 sayılı Kanun hükümleri gereğince, kendisine ödeme emri tebliğ edilen kişi, böyle bir borcu olmadığı, borcu kısmen ödediği veya borcun zamanaşımına uğradığı gerekçeleriyle tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz yoluna başvurabilir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2082, K. 2022/5924Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2022/2082 E.  ,  2022/5924 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi No : 2019/130-2021/854 İlk Derece Mahkemesi : … 2. İş Mahkemesi Dava, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili; davacının 2007-2011 yılları ve 2011-2015 yılları arasında Kozluk Ziraat Odası Yönetim Kurulu üyeliği görevini üstlendiğini, 2015 yılında yapılan seçim sonrasında davacının yönetim kurulu üyeliğinin son bulduğunu, Kozluk Ziraat Odası personelinin söz konusu dönemlere ilişkin primlerinin davalı kurumca davacıdan ve diğer yönetim kurulu üyelerinden istendiğini, bunun üzerine davacının itiraz dilekçesi ile davalı kuruma başvurduğu ve davalı kurumun 28/03/2017 tarih ve 20408295-119 sayılı komisyon kararı ile itirazlarının reddedildiğini, seçimle başa gelen yöneticilerin söz konusu prim borçlarından sorumlu tutulamayacağını, prim borçlarının odaya ait olduğunu, kaldı ki 2007-2011 yılları ve 2011-2015 yıllarında mevcut yönetimin üyelerce ibra edildiğini beyanla … Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nün 28/03/2017 tarih ve 20408295-119 sayılı komisyon kararı iptaline, mahkeme masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II-CEVAP Davalı Kurum vekili;Kozluk Ziraat Odası Başkanlığı işyeri ile ilgili kuruma olan borcundan dolayı haciz işlemleri uygulandığını, Odaların kuruma olan borçlarında Oda tüzel kiliği ile birlikte başkan ve yönetim kurulu üyelerinin de sorumlu olduğunu beyanla davanın reddine, mahkeme masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesince, “Dava konusu uyuşmazlığa ilişkin … Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 23/08/2017 tarih ve 20408295-119 sayılı komisyon kararında davalı kurum tarafından davacının yönetim kurulu üyesi olduğundan hareket edilerek işlem tesis edildiği, ancak davacıya tebliğ edilmiş bir ödeme emrinin bulunmaması, davacının 6964 sayılı Kanunun 13. maddesinde belirtilen şekilde oda yönetim kurulu başkanı, başkan vekili yada üye olarak müşterek imzası ile odayı ilzam ettiğine dair davalı kurum tarafından sunulmuş bir belge bulunmaması gerekçesiyle, Davanın kabulü ile, … Sosyal Güvenlik İl müdürlüğünün 28/03/2017 tarih ve 20408295-119 sayılı komisyon kararına ilişkin işlemin iptaline, şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı SGKB vekili istinaf dilekçesinde özetle mahkeme kararının eksik inceleme ile verildiğini, usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: Bölge Adliye Mahkemesince,Davalı vekilinin … 2. İş Mahkemesinin 18/09/2018 tarih ve 2017/545 Esas – 2018/422 Karar sayılı kararına yönelik istinaf başvurusunun, HMK'nin 353/1-b maddesinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: SGK vekili, kararın bozulmasını talep etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: 6183 sayılı kanunun 58. maddesinde; "kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zaman aşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur. Borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısmın cihet ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır, aksi halde itiraz edilmiş sayılır" hükmü, Mükerrer 35. maddesinde; "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler" hükmü, 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde; "Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur" hükmü, 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde; "Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur." hükmü yer almaktadır. 6964 sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanununun Odayı temsil ve ilzam başlıklı 13. maddesinde; "Odayı yönetim kurulu başkanı temsil eder. Odanın kanuni temsilcisi yönetim kurulu başkanıdır. Bununla beraber oda yönetim kurulu başkanı veya başkan vekili ile diğer bir üyenin müşterek imzaları odayı ilzam eder. Oda meclisinin kararı ile yönetim kurulunun yetkilerinden bir kısmı, yönetim kurulu üyelerinden bir veya birkaçına yahut oda genel sekreterine devredebilir. Oda bütçelerinden harcama başkan veya başkan vekili ile oda genel sekreterinin, genel sekreterin bulunmadığı hallerde muhasip üyenin müşterek imzası ile yapılır. Yönetim kurulu kararı ile üst sınırı belirlenecek harcama, oda genel sekreteri tarafından yapılabilir" hükmü yer almaktadır. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; … Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü tarafından … Tarım San. Tic. Ltd.Şti. ne gönderilen 01/03/2017 tarihli maaş haczi konulu yazıda, 2014/10290 vd. Takip numaralı dosyaya ilişkin prim+işsizlik (1997/8-2016/12 arası) 235.000,00 TL borç nedeniyle davacının maaşına borç bitinceye kadar haciz konularak dekont edilmesinin istenildiği, bu nedenle davacı tarafından davalı kuruma itiraz edildiği, dava kurum tarafından davacıya gönderilen 28/03/2017 tarih ve 20408295-119 sayılı komisyon kararı ile davacının itirazlarının reddedildiği ve ilgili komisyon kararının iptali istemiyle eldeki davanın açıldığı; … Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü tarafından Mahkemeye gönderilen 22/12/2017 tarihli yazıda, davacı … ile ilgili olarak 05/12/2017 tarihinde e-haciz işlemi yapılarak banka hesaplarına bloke konulduğunun, davacının sigortalı olarak çalışmış olduğu … Tarım San. Tic. Ltd.Şti. ne gönderilen 01/03/2017 tarih, 211469 sayı ile maaş haczi için yazı gönderildiği ve herhangi bir para gelmediği için işlem yapılmadığının belirtilerek ödeme emirleri ile ilgili belgelerin yazı ekinde gönderildiği, 2009/10707, 2009/10708, 2012/10290, 2014/010290, 2014/10291, 2014/10292, 2012/11303, 2012/12324, 2012/12325, 2013/14034, 2013/14035, 2013/10802, 2013/10803, 2013/10804, 2015/10420, 2015/10421, 2015/10558 sayılı 2006-2015 yılları arası prim, damga vergisi, işsizlik sigortası prim borçlarına ilişkin ödeme emirlerinin incelenmesinde Ziraat Odası Başkanlığı adına düzenerek Odaya tebliğ edildiği, … tarafından Odanın borçlarının 5510 sayılı Kanun'un geçici 60.maddesi kapsamında 18 taksit halinde yapılandırılması için 26/12/2014 tarihinde davalı kuruma başvurduğu görülmüş, dava dosyasında davacıya tebliğ edilen ödeme emrine rastlanılmamıştır. Dava dosyasında davacıya tebliğ edilen ödeme emri bulunmadığı, 29.06.2017 tarihli Kozluk İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı tarafından gönderilen yazı cevabında, davacının Kozluk Ziraat Odası Yönetim Kurulunda 02/02/2007 tarihli seçiminde yönetim kurulu asil üyeliği ve Oda idare heyeti üyeliklerine seçildiği, ayrıca 06/02/2011 tarihinde yapılan Ziraat Odası Başkanlığı seçiminde tekrar yönetim kurulu asil üyeliği ve Oda idare heyeti üyeliklerine seçildiği ve bu görevine 07/02/2015 tarihli Ziraat Odası Başkanlığı seçimine kadar devam ettiğinin bildirildiği, 13.03.2018 tarihli Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin yazısında, Kozluk Ziraat Odasında müfettişlerce yapılan teftiş sonucu Oda faaliyetinin bulunmadığının anlaşılması üzerine Odanın kapatılmasına karar verildiği, Kozluk Ziraat Odası'nın malvarlığının aktif ve pasifi ile … Ziraat Odasına yediemin olarak devredilmesine karar verildiği, kapatılan odanın yönetim kurulu başkanı olmak üzere diğer organ üyelerden yazılı ve sözlü olarak defalarca talep edilmesine rağmen Kozluk Ziraat odasına ait başta üye kayıt defteri ve karar defteri olmak üzere sair kayıt ve kuyudatın … Ziraat Odasına devri istenilmiş ise de devrin henüz gerçekleşmediği, müzekkere ile sorulan hususla ilgili olarak cevap verme imkanının bulunmadığının bildirildiği anlaşılmıştır. Mahkemece; iptali istenilen 23/08/2017 tarihli komisyon kararında davalı kurum tarafından davacının yönetim kurulu üyesi olduğundan hareket edilerek işlem tesis edildiği, ancak davacıya tebliğ edilmiş bir ödeme emrinin bulunmadığı ve davacının 6964 sayılı Kanunun 13. maddesinde belirtilen şekilde oda yönetim kurulu başkanı, başkan vekili yada üye olarak müşterek imzası ile odayı ilzam ettiğine dair davalı kurum tarafından sunulmuş bir belge bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de; davacının temsil ve ilzama yetkili olup olmadığına yönelik Mahkeme araştırması yeterli değildir. Devredilen Kozluk Ziraat Odasının Yönetim Kurulu üyesi davacının temsil ve ilzama yetkili olup olmadığına yönelik araştırmanın Kozluk Ziraat Odasının devredildiği … Ziraat Odasından ve Ziraat Odaları Birliğinden sorulmak suretiyle belirlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yönetim Kurulu Üyeliği ve Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/149 Esas ve 2022/894 Karar sayılı ilamında değerlendirildiği üzere, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine ancak zarara uğradığını öne süren üçüncü kişiler başvurabilir. Şirkette yönetim kurulu üyeliği ve pay sahipliği bulunan kişi, şirket işleyişini ve mali vaziyeti doğrudan bilebilecek konumda yer aldığından üçüncü kişi kabul edilemez ve kefalete dayalı ödemeleri sebebiyle bu teori üzerinden rücu talebinde bulunamaz. Karar, tüzel kişi temsilcisinin sorumluluk rejiminden ziyade, yönetim kurulu üyeliği sıfatını taşıyanların şirket içi olguları bilebilecek konumda bulunmaları dolayısıyla üçüncü kişi sayılamayacaklarını hükme bağlamaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Anonim şirkette tüzel kişi adına birden fazla gerçek kişi temsilci tescil edilebilir mi?

Hayır, Türk Ticaret Kanunu m. 359/2 gereğince yönetim kuruluna üye seçilen tüzel kişi adına sadece bir gerçek kişi tescil ve ilan olunur. Ancak m. 359/5 uyarınca kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu ve üye sayısı ikiden fazla olan şirketlerde, üyelerin tamamının aynı kamu tüzel kişisinin temsilcisi olmaması kaydıyla birden fazla gerçek kişi seçilebilir.

Tüzel kişi adına yönetim kurulunda oy kullanma yetkisi kime aittir?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 359/2 uyarınca, tüzel kişi adına toplantılara katılma ve oy kullanma yetkisi münhasıran ticaret siciline tescil ve ilan edilmiş olan gerçek kişiye aittir.

Yasal temsilciye gönderilen kamu borcu ödeme emrine karşı itiraz süresi ne kadardır?

Kendisine ödeme emri tebliğ edilen kişi, borcun bulunmadığı, kısmen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı iddiasıyla tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz başvurusunda bulunabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu