Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulunun Görev Süresinin Dolması

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulunun Görev Süresinin Dolması

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 362/1 uyarınca anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilir. Şirket esas sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça aynı kişinin yeniden seçilmesi mümkündür. Yönetim kurulu üyelerinin görev süresine ilişkin düzenlemede Türk Ticaret Kanunu'nun 334 üncü maddesi hükmü saklı tutulmuştur. Kanunda öngörülen azami üç yıllık süreyi geçmemek kaydıyla esas sözleşmeyle daha kısa bir süre belirlenebilir veya genel kurul tarafından yönetim kurulu üyelerinin görev süresi kararlaştırılabilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 362Kaynağı aç
MADDE 362- (1) Yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilir. Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa, aynı kişi yeniden seçilebilir. (2) 334 üncü madde hükmü saklıdır. II – Üyeliğin boşalması

Süresi Dolan Yönetim Kurulunun Görev ve Temsil Kapsamı

Mevzuatta yönetim kurulu üyeliğinin sürenin bitimiyle kendiliğinden düşeceğine yönelik bir düzenleme yer almamaktadır. Bu sebeple görev süresi biten üyelerin, yeni yönetim kurulu seçilip göreve başlayıncaya dek zorunlu yönetim işlerini yerine getirmeyi sürdürecekleri kabul edilmektedir. Organ eksikliğinin şirketin işleyişini bütünüyle durdurmasını engellemek amacıyla süresi dolan kurulun görev ve yetkileri, şirkete ait mevcut iş ve hizmetlerin yürütülmesiyle sınırlı olarak devam eder.

Eski tarihli yargı kararlarında, süresi dolan üyelerin yetkilerini sürdürmesinin yaratacağı riskler gerekçe gösterilerek şirketin organsız kaldığı ve mahkemenin tanıyacağı sürede durum düzeltilmezse feshe gidilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir. Buna karşılık sonraki yerleşik uygulamada, yönetim kurulunun görev süresinin dolmasıyla şirketin kendiliğinden organsız kalmayacağı ve zorunlu şirket işlerinin yürütülmesinin gerekliliği benimsenmiştir.

Genel Kurulu Toplantıya Çağırma Yetkisi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 410/1 uyarınca genel kurul, görev süresi dolmuş olsa dahi yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabilir. Bu açık kanun hükmü gereğince görev süresi biten kurul üyeleri, olağan veya olağanüstü genel kurulu usulüne uygun şekilde toplantıya davet etme salahiyetini korur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 410Kaynağı aç
MADDE 410- (1) Genel kurul, süresi dolmuş olsa bile, yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabilir. Tasfiye memurları da, görevleri ile ilgili konular için, genel kurulu toplantıya çağırabilirler. (2) Yönetim kurulunun, devamlı olarak toplanamaması, toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında, mahkemenin izniyle, tek bir pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir. Mahkemenin kararı kesindir. 2. Azlık a) Genel olarak

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2017/1965 Esas ve 2020/3080 Karar sayılı ilamına göre, yönetim kurulunun görev süresinin dolması veya seçimin iptali ya da butlanına karar verilmesi, o yönetimin çağrısıyla toplanan genel kurulda alınan kararların iptali sonucunu doğurmaz.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2017/1965, K. 2020/3080Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2017/1965 E.  ,  2020/3080 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki kooperatif genel kurul kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esastan reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde davacının temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı, davalı kooperatif üyesi olduğunu, 07.04.2012 tarihli genel kurulun kooperatif organlarının seçim kararının yok hükmünde olduğuna ilişkin mahkeme kararı olduğunu, aynı yönetim kurulunun tekrar genel kurulu toplantıya çağırdığını, yetkisiz olduğunu ileri sürerek 24.04.2016 tarihli genel kurulun yok hükmünde olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının bahsettiği mahkeme kararının açılan dava ile ilgisi olmadığını, davacının aynı gereçelerle 12.04.2014 tarihli genel kurul kararının iptalini talep ettiğini ve mahkemece reddedilerek temyiz incelemesi sonucu onandığını, dava konusu genel kurulunun da aynı yönetim kurulu üyelerince yapıldığını savunarak açılan davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davalı kooperatifin yönetim kurulu seçimine ilişkin 07.04.2012 tarihli genel kurulda alınan kararların iptal edildiği, aynı kooperatifin 12.04.2014 tarihinde yönetim kurulu üyelerini seçtikleri ve seçime ilişkin maddenin iptali isteminin reddedilerek Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, dava tarihi itibariyle usulüne uygun seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu, yönetim kurulu seçimine ilişkin kararların iptaline kadar toplantıya çağırmalarında usulsüzlük bulunmadığı, görev süresinin dolması,seçimin iptali ya da butlanına karar verilmesinin o yönetimin çağrısı ile toplanan genel kurulda alınan kararların iptalini doğurmayacağı gerekçesiyle açılan davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi tarafından dava konusu genel kurulu 07.04.2012 tarihli genel kurulda seçilen değil, 12.04.2012 tarihli genel kurulda seçilen yönetimin toplantıya çağırdığı, bu genel kurulun yok hükmünde olduğunun tespiti istemli dava dışı üyelerin açtığı davanın reddedilerek kesinleştiği, genel kurula çağrıda bir usulsüzlük olmadığı, aksi olsa dahi çağrıdaki usulsüzlüğün alınan kararları salt bu nedenle iptali sonucu doğurmayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının tüm temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi kararına ilişkin davacının tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğininde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 19.10.2020 tarihinde kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Yönetim kurulunun sürekli biçimde toplanamadığı, karar nisabının oluşmasına fiilen imkân kalmadığı ya da kurulun mevcut olmadığı hâllerde ise çağrı mekanizması kilitlenmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 410/2 uyarınca bu gibi durumlarda mahkemenin iznini alan tek bir pay sahibi dahi genel kurulu toplantıya çağırabilir. Pay sahibinin talebi üzerine mahkemenin vereceği çağrı izni kararı kesindir.

Organ Eksikliği Davası ve Mahkemece Alınacak Tedbirler

Şirketin kanunen gerekli olan organlarından birinin uzun süreden beri mevcut olmaması veya genel kurulun toplanamaması durumunda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 530/1 uyarınca pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Bakanlığın istemi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi yönetim kurulunu dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse mahkemece şirketin feshine karar verilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 530Kaynağı aç
MADDE 530- (1) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir. (2) Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. b) Haklı sebeplerle fesih

Organ eksikliği veya genel kurulun toplanamaması gerekçesiyle açılan davada mahkeme, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 530/2 uyarınca taraflardan birinin talebi üzerine şirketin menfaatlerini koruyucu gerekli önlemleri alabilir. Yargılama sürecinde bu kapsamda geçici nitelikte kayyım tayin edilmesi de mümkündür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2013/4558 Esas ve 2013/20607 Karar sayılı ilamına göre, organ yokluğu davasında mahkemenin tanıdığı sürede genel kurul yapılamadığı için ilk derece mahkemesince şirketin feshine hükmedilmiş olsa bile, temyiz aşamasında genel kurul toplanıp yeni yönetim kurulu seçilmişse, bu seçimin fesih davasını konusuz bırakıp bırakmayacağı mahkemece değerlendirilmelidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/4558, K. 2013/20607Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/4558 E.  ,  2013/20607 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28.12.2012 tarih ve 2012/70-2012/319 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduklarını, 16.01.2009 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında seçilen yönetim kurulu üyelerinin görev süresi 3 yıl olup bu sürenin 15.01.2012 tarihinde sona erdiğini, bu tarihten sonra şirket genel kurulu yapılamayıp şirketin yöneticisiz ve denetçisiz kaldığını, 19.12.2011 tarihinde yapılması gereken genel kurulun, şirket denetçisinin askerde olması sebebiyle yapılamadığını, o tarihten beri de ortaklar arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle şirket genel kurulunun toplanamadığını, aynı zamanda şirketin kötü yönetildiğini ileri sürerek, davalı şirkete kayyum atanmasına, kayyuma genel kurul yapılması konusunda yetki verilmesine, yeni denetçi atanmasına, şirketin organsız kalması ve genel kurullarının yapılamaması nedeniyle fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirketin diğer ortakları, genel kurulu toplamak için çalışma yaptıklarını savunarak, davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin aile ortaklığı olup ortaklar arasında uzun süreden beri süren fiili çekişmenin bulunduğu, ortaklar arasındaki bu çekişmenin adli soruşturmalara ve ceza davalarına da konu olduğu, bu durumun şirket yönetiminde kilitlenmeye neden olduğu, davalı şirketin en son genel kurul toplantısının 16.01.2009 tarihinde yapılıp bu genel kurulda seçilen yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin dolmasına rağmen, mahkemece de yargılama sırasında verilen uygun bir sürede ortakların genel kurul toplantısı yaparak davalı şirkete yönetim kurulu seçimini yapamadıkları, davalı şirketin organlarının yasa ve anasözleşme gereğince fonksiyonlarını icra edememesi gibi bir sonucun doğduğu, 6762 sayılı TTK’nun 435 maddesi, 6102 sayılı TTK’nun 530. maddesi anlamında organ boşluğu bulunduğu, bu husustaki eksikliğin şirket ortaklarınca da giderilememesi nedeniyle davacı şirket ortaklarının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı … İnşaat Turizm Tic. ve San. A.Ş'nin fesih ve tasfiyesine, tasfiye memuru olarak Doç. Dr. İsrafil Zor'un seçilmesine, tasfiye memuruna aylık 1.500,00 TL ücret takdirine, 6102 sayılı TTK’nun 533 maddesi uyarınca tasfiye sonuna kadar şirket unvanına "Tasfiye Halinde" ibaresinin eklenmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, TTK’nun 435. maddesine dayalı fesih ve tasfiye istemine ilişkindir. Mahkemece, yargılama sırasında verilen uygun süreye rağmen ortakların genel kurul toplantısı yaparak davalı şirkete yönetim kurulu seçimi yapamadıkları gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı … İnşaat Turizm Tic. ve San. A.Ş'nin fesih ve tasfiyesine karar verilmiş ise de temyiz aşamasında davalı şirketin genel kurulunun toplandığı ve yönetim kurulu üyelerinin seçildiği bildirilmekle bu hususun işbu davayı konusuz bırakıp bırakmayacağının değerlendirilmesi bakımından kararın bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Süresi Dolan Yöneticilerin Sorumluluk ve Hakları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/2071 Esas ve 2020/405 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, anonim şirketlerde görev süresi sona eren ve fiilen üst düzey yönetici ya da yetkili sıfatı kalmayan kişilerin, bu tarihten sonra tahakkuk eden şirket prim borçlarından dolayı yalnızca anonim şirket ortağı olmaları sebebiyle kamu borçlarına ilişkin şahsi sorumlulukları doğmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/2071, K. 2020/405Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2016/2071 E.  ,  2020/405 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "ödeme emrinin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 5. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 20.06.2011 tarihli dava dilekçesinde; davalı Kurum tarafından müvekkiline dava dışı Bidaş Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin üst düzey yöneticisi olduğu gerekçesiyle 2004 yılının 4 ile 11. ayları ve 2008 yılının 3 ile 10. aylarına ait prim borçlarının ödenmesi için 2009/10910 takip nolu ödeme emrinin gönderildiğini, müvekkilinin 21.03.2002 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında üç yıl için yönetim kurulu üyeliğine (başkan vekilliğine) seçildiğini, görev süresinin dolmasını müteakiben 09.05.2005 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında yeniden yönetim kuruluna seçilmediğini, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 80. maddesine göre sadece yönetim kurulu üyesi olmanın sorumluluk için yeterli olmadığını, müvekkilinin tahakkuk ve tediye yetkisinin olmadığını, her ne kadar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 102 (88). maddesi ile üst düzey yönetici kavramı getirilmiş ise de dava konusu ödeme emri tarihinde (prim borçlarının tahakkuk ettiği tarihte) bu hükmün yürürlükte olmadığını, müvekkilinin üst düzey yönetici olarak kabulü hâlinde ise yönetim kurulu üyeliği görevi sona erdiği tarihten sonra tahakkuk eden prim borçlarından sorumluluğunun bulunmadığını, ayrıca prim borçlarının da zamanaşımına uğradığını ileri sürerek ödeme emrinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 05.10.2011 tarihli cevap dilekçesinde; Bidaş Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin ödenmeyen prim borçlarından dolayı yapılan takipte şirkete 24.01.2009 tarihinde ödeme emri gönderildiğini, ancak şirketin adresinden ayrılması sebebiyle tebligatın iade olduğunu, 506 sayılı Kanun'un 80. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 88. maddesi gereğince haklı bir neden olmaksızın ödenmeyen prim borcu sebebiyle işveren şirket ile birlikte müşterek ve müteselsil sorumluluğu bulunan yönetim kurulu başkan vekili olan davacıya dava konusu ödeme emrinin gönderildiğini, zamanaşımı iddiasının da yersiz olduğunu savunarak davanın reddi ile Kurum alacağının %10 zamla tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Bursa 5. İş Mahkemesinin 18.02.2013 tarihli ve 2011/421 E., 2013/56 K. sayılı kararı ile; davacıya ödeme emrinin 15.06.2011 tarihinde tebliğ edildiği ve davanın 20.06.2011 tarihinde 7 günlük hak düşürücü süre içinde açıldığı, 2009/10910 nolu takip dosyasından tebliğ edilen ödeme emrine konu prim borçlarının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken tarihlerde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un 80. maddesi tüzel kişiliğe haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici ve yetkililerinin ödenmeyen prim borcundan dolayı kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklarını öngördüğü, 5510 sayılı Kanun'un 01.07.2008 tarihine yürürlüğe giren primlerin ödenmesini düzenleyen 88. maddesinin de Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise tüzel kişiliğe haiz işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklarını düzenlediği, davacının ödeme emrine konu borçtan üst düzey yönetici sıfatı ile sorumlu olduğu 2004 yılı 4, 5, 6, 7, 10 ve 11. aylara ilişkin kısmından 4, 5, 6. aylara ait prim ve gecike zammı alacakları yönünden 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davacının ödeme emrine konu prim ve gecikme zammı borcundan üst düzey yönetici sıfatını taşıdığı ve zamanaşımına uğramayan 2004 yılı 7, 10 ve 11. aylara ilişkin kısmından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı hakkında yürütülen 2009/10910 takip nolu ödeme emrinin kısmen iptali ile 2004 yılı 7, 10 ve 11. aylarına ilişkin 23.270,16TL prim aslı, 39.874,28TL gecikme zammı olmak üzere toplam 63.144,44TL'lik bölümden sorumlu olduğuna ve takibin bu miktar üzerinden devamına, diğer kısımlar yönünden takibin iptaline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Bursa 5. İş Mahkemesi kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 12.02.2014 tarihli ve 2013/8741 E., 2014/2382 K. sayılı kararı ile; "…Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu 6183 sayılı Kanunun 35, mükerrer 35 ve 506 sayılı Kanunun 80'inci ve 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde düzenlenmiştir. 506 sayılı Kanunun 80'inci maddesi hükmüne göre; tüzel kişiliği haiz işverenlerin, temsil ve ilzama yetkili üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri haklı bir sebep olmaksızın ödenmeyen prim, sosyal yardım zammı ve ferilerinden dolayı Kuruma karşı işveren ile birlikte müteselsilen sorumludurlar. 5510 sayılı Kanunun 88/2 maddesi de ufak farklar dışında, anılan maddeye paralel düzenleme getirmiş olup, "Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. " hükmünü öngörmüştür. 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35'inci maddesine göre; amme alacakları ve bu bağlamda davalı Kurumun işveren tüzel kişilerden prim ve diğer alacaklarının, tüzel kişinin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması hâlinde kanuni temsilciler mal varlıklarıyla sorumludurlar. Her iki düzenlemede de sadece ortak olmak yeterli olmayıp, prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, üst düzey yönetici, ya da, kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunması gerekir. 6183 sayılı Kanunun 35'inci maddesinde ise; limited şirket ortaklarının kamu alacaklarından sorumluluğu düzenlenmiş, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen, ya da, tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması koşuluyla;şirket ortaklarının,sermaye hisseleri oranında sorumlu olacağı öngörülmüştür. Davacı, şirketin 2004 Nisan ile 2008 Ekim arası dönemdeki prim borçlarının tahsili amacıyla başlatılan icra takibi kapsamında kendisine gönderilen ödeme emrinin iptalini istemiştir. Mahkemece, ödeme emrinin 2004/4.- 6. aylara ilişkin kısmının zamanaşımı nedeniyle, 2008/3.- 10. aylar arasının üst düzey yönetici olmadığı gerekçesiyle iptaline, 2004/ 7.- 11. aylar açısından da borçtan sorumlu olduğuna karar verilmiştir. Mahkemenin zamanaşımı nedeniyle iptali ilişkin kararında isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, 506 sayılı Kanun'un 80, 5510 sayılı kanunun 88. maddesi, 6183 sayılı mükerrer 35'inci maddesi gereği davacının şirket ortağı olmasının yeterli olduğu göz önüne alındığında, hissesi araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır …" gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Bursa 5. İş Mahkemesinin 13.07.2015 tarihli ve 2014/725 E., 2015/541 K. sayılı kararı ile; tüzel kişilerden sadece limited şirket ortaklarının 6183 Sayılı Kanun'un 35. maddesi gereğince kamu alacaklarından hisseleri oranında sorumlu tutulduğu, ancak davaya konu ödeme emrinde işverenin Bidaş Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi olduğu, anonim şirket ortaklarının tüzel kişinin prim borcundan dolayı sorumluluğunun olmadığı, Özel Daire bozma kararının ise işverenin limited şirket olduğu varsayımına dayalı olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının Bidaş Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin 21.03.2002 ile 09.05.2005 tarihleri arasında yönetim kurulu başkan vekili olduğu gözetildiğinde, şirketin prim borçlarından dolayı düzenlenen davaya konu ödeme emrinde 2008 yılının 3 ile 10. ayları arasındaki prim borçlarından anonim şirket ortağı olarak sorumlu olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacının hissesinin araştırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Türk sosyal sigortalar sistemi, sosyal güvenlik politikalarının ve sistemlerinin finansmanını ağırlıklı olarak prim rejimine dayandırmaktadır. Bu nedenledir ki Kurumun sosyal güvenlik politikalarını oluşturabilmesi, sosyal güvenlik sistemlerinin işlerliğini devam ettirebilmesi ve oluşan sosyal riskler yönünden gerekli sosyal sigorta yardımlarının sağlanması en önemli gelir kaynağı olan sigorta primlerinin zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesine bağlıdır. Kanun koyucu 5510 sayılı Kanun'un 79. maddesinde “kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genel sağlık sigortası için, bu Kanunda öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim giderlerini karşılamak üzere Kurum prim almak, ilgililer de prim ödemek zorundadır.” hükmüne yer vererek sosyal güvenlik içerisinde prim ödemenin önemine vurgu yapmıştır. 13. Sosyal sigortalara yönelik harcamalar yönünden önemli bir gelir kaynağı olan primlerin ödeme yükümlüsü ise mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 73 ve 5510 sayılı Kanun'un 87. maddesinde düzenlenmiştir. 506 sayılı Kanun'un 73. maddesine göre prim ödeme yükümlüsü işverenlerdir. Keza 5510 sayılı Kanun'un 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 87. maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilmiş ve Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (c) bentleri ile 5. maddenin (a) bendine tabi olanlar için bunların işverenlerinin prim ödeme yükümlüsü olduğu belirtilmiştir. 14. Primlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamak amacıyla işveren ile birlikte sorumlu olanlar yönünden kanun koyucu tarafından mülga 506 sayılı Kanun'da, 5510 sayılı Kanun'da ve aynı zamanda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da bir kısım düzenlemeler getirilmiştir. 15. 506 sayılı Kanun'un 80. maddesinde tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu da düzenlenmiş ve “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmüne yer verilmiştir. 16. 5510 sayılı Kanun'un 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 88. maddesinde ise "Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır. Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Kurum, kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle primlerin farklı zamanlarda ödeme süresini belirlemeye yetkilidir. Prim alacaklarının tahsili için muacceliyet tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde icra yoluna başvurmayan Kurum yetkili personeli hakkında genel hükümlere göre kovuşturma yapılır (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/52 md.). Sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt, kusur, hata veya yanıltıcı beyanından kaynaklanmaması şartıyla, sigortalılarca ödenen prim ve prime ilişkin borcun noksan tahakkuk ettirildiğinin Kurumca sonradan tespit edilmesi hâlinde tespit edilen fark prime ilişkin borç aslına, tebliğ tarihinden itibaren 89 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. 17. Bu kapsamda, prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, işveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk koşullarının oluşması için; işveren kamu kurum ve kuruluşu ise kamu görevlilerinin tahakkuk ve tediye ile görevli olması; tüzel kişiliğe haiz diğer işyerlerinde ise üst düzey yönetici ya da yetkilisi ve kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunması gereklidir. 18. 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve 6183 sayılı Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. 19. 6183 sayılı Kanun'un kanuni temsilcilerin sorumluluğu başlıklı mükerrer 35. maddesinde ise, “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir” hükmü yer almaktadır. 20. 6183 sayılı Kanun, 506 sayılı ve 5510 sayılı Kanun'lara göre daha genel bir Kanun durumunda olup, uygulamada da benimsendiği üzere öncelik özel Kanun hükümlerine tanınacağından, özel kanun niteliğinde olan 506 sayılı Kanun'un 80. maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesi uygulanmaktadır. 21. Kanuni temsilcilerin kim olduğu konusu ise tüzel kişinin türüne göre değişmektedir. Limited şirketlerde kanuni temsilciler şirket müdürleri ise de 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde kanuni temsilciye ilaveten ortaklar da prim borçlarından sorumlu tutulmuştur. Buna göre limited şirketin mal varlığından tahsil edilemeyen prim borçları ortaklardan, ortaklık payı oranında istenebilecektir. 22. Bir sermaye şirketi olan anonim şirketlerin kimler tarafından idare ve temsil edileceği dava tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nda düzenlenmiş, anılan Kanunun 312. maddesinin 1. fıkrasında anonim şirketlerin, esas mukavelesiyle tayin veya umumi heyetçe seçilmiş, en az üç kişiden oluşan bir idare meclisinin bulunacağı öngörüldükten sonra; 317. maddesinde anonim şirketin idare meclisi tarafından idare ve temsil olunacağı belirtilmiş; aynı Kanunun 319. maddesinin 1. fıkrasında esas mukavelede idare ve temsil işlerinin idare meclisi azaları arasında taksim edilebileceğinin ve bunun yönteminin tespit olunabileceği ve idare meclisinin en az bir azasına şirketi temsil selahiyeti verilebileceği; 2. fıkrasında ise esas mukavele ile temsil salâhiyetinin idare işlerinin hepsinin veya bazılarının idare meclisi azası olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere bırakılabilmesi konusunda, umumi heyete veya idare meclisine salâhiyet verilebileceği hükme bağlanmıştır. 23. Mülga 506 sayılı Kanun, 5510 sayılı Kanun ve 6183 sayılı Kanun'da anonim şirket ortaklarının sorumluluğu ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmediğinden anonim şirketin prim borçlarından dolayı, ortakların şahsi sorumluluğuna gidilemeyecektir (Balcı, M./ Yılmaz, H.: Sosyal Sigorta Prim Alacaklarının Takip ve Tahsili, Ankara, 2014, s. 88). 24. Somut olay incelendiğinde; davaya konu ödeme emrinde dava dışı Bidaş Gıda San. ve Tic. A.Ş.'nin işyerine ilişkin 2004 yılının 4, 5, 6, 7, 10 ve 11. ayları ile 2008 yılının 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 aylarına ait prim borçları ödenmesinin talep edildiği, yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın davacının 2008 yılının 3 ile 10. ayları arasındaki prim borçlarından anonim şirket ortağı olarak sorumlu olup olmadığı noktasında toplandığı, Bidaş Gıda San. ve Tic. A.Ş.'nin 21.03.2002 tarihli genel kurul toplantısında davacının 3 yıl süre için yönetim kurulu başkan vekili olarak seçildiği, 09.05.2005 tarihli genel kurul toplantısında ise yeniden yönetim kuruluna seçilmediği, davacının uyuşmazlık konusu olan prim borçlarının tahakkuk ettiği tarihte anonim şirketin üst düzey yöneticisi veya yetkilisi olmadığı anlaşılmaktadır. 25. Anonim şirketlerde ortakların prim borçlarından dolayı üst düzey yönetici ve yetkili olmadıkları sürece sorumlulukları yoktur. Davacının yönetim kurulu üyeliğinin devam etmediği ve üst düzey yönetici veya yetkili sıfatı olmadığı da dikkate alındığında anonim şirketin ortağı olarak dava konusu prim borçlarından sorumluluğu bulunmamaktadır. 26. Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin yukarıda açıklanan hususlara değinen direnme kararı yerindedir. 27. Ne var ki, davacı vekilinin yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme kararı uygun olup davacı vekilinin yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.06.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2013/4830 Esas ve 2014/9771 Karar sayılı ilamında ifade edilen ilke uyarınca, şirket yöneticilerinin görev süreleri resmi olarak dolmasına rağmen şirkette fiilen çalışmaya devam etmiş olmaları durumunda, bu fiili çalışma dönemine ilişkin olarak yürüttükleri görevle uyumlu münasip bir ücrete hak kazanacakları kabul edilmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/4830, K. 2014/9771Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/4830 E.  ,  2014/9771 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BURSA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/11/2012 NUMARASI : 2012/48-2012/91 Taraflar arasında görülen davada Bursa 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 19.11.2012 tarih ve 2012/48-2012/91 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 27.05.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. H.Ö.ile davalılar vekili Av. İ.. A.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı T. . Makine San. Ltd. Şti'nin ortağı olduğunu, davalıların 13.09.2003 tarihli ortaklar kurulu kararı ile anılan şirkete müdür tayin edildiğini, 08.01.2004 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de müdürlerin 01.01.2004 tarihinden itibaren aylık (2.655.000.000) TL ücret almasına karar verildiğini, bu ücretin sırasıyla 09.07.2004 ve 05.01.2006 tarihli ortaklar kurulu kararları ile (5.000.000.000) TL ve (7.775) YTL'ye yükseltildiğini, müvekkilinin toplantılara çağrılmaması, anasözleşmenin 11. maddesi gereğince oybirliğiyle alınmaması ve davalılar Y.. B.. ve N.. S..'in ortak vekili sıfatıyla toplantılara katılması nedeniyle bu ortaklar kurulu kararlarının yok hükmünde olduğunu, davalıların bu eylemiyle müvekkilinin ve şirketin zarara uğradığını ileri sürerek, şimdilik her bir davalıdan (300.000) YTL'nin temerrüt faiziyle birlikte tahsili ile anılan şirkete verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacının ücretlere zimnen muvafakat ettiğini, geçerli karar olmasa da müdürlerin ücret alabileceğini, zararın kanıtlanması gerektiğini savunarak, davanın husumet, zamanaşımı ve esas yönünden davanın reddini istemiştir. Mahkemece, görevsizliğe dair verilen karar Dairemizce bozulmuş, bozmaya uyulmuş, ortaklar kurulu toplantısına çağırılmayan ortağın ortaklar kurulu kararının iptali davası açabilmesinin mümkün olduğu, yokluk ile geçersiz olan kararların iptali için dava açma süresi bulunmadığı, ana sözleşmenin 11. maddesine göre dava konusu edilen 3 ortaklar kurulu kararlarındaki yönetim kurulu üyelerinin ücretlerinin belirlenmesine ilişkin kararların yokluk ile malul olduğu, şirket yönetim kurulu üyelerine belirlenen ücretlendirmelerin geçersiz olduğu, sorumluluğun oluşması için bu kararlardan dolayı ayrıca şirketin de zarara uğramış olması gerektiği, şirket müdürlerinin görevi 11/09/2006'da bitmesine rağmen şirket müdürlerine aylık ödemelerin 31/12/2007 tarihine kadar yapıldığı, şirket müdürlerine ücret miktarı belirlenmesi ve ödenmesi kararları geçersiz ise de hiç kimsenin ortak dahi olsa ücretsiz bedava çalışması mümkün olmadığı, ortaklar kurulu kararı olmasa dahi çalışan kişilere yapmış olduğu işine münasip olarak ücret ödemesi gerektiği, davacının zarara ıttıla ettiği tarihin tespit edilemediği, sorumluluk davalarında ibra ile sorumluluktan kurtulabilmek için sorumluluk konusu olayın ibra yapılırken görüşülüp tartışılmış olmasının gerektiği, davada 01/01/2004 tarihinden itibaren yapılan ücretlendirme ile ilgili kısım talep edilmiş olduğundan davanın açıldığı 13/06/2007 tarih itibari ile 5 yıllık zaman aşımı süresinin geçmemiş olduğu, zararın ortaklar kurulu kararı ile oluştuğu, davalılardan N.. S.. ve Y.. B..'un dava konusu şirketin ortağı olmadıkları, eşlerinin ortak oldukları, bu davalıların ortaklar kuruluna vekaleten katıldıkları, zararın oluşmasında bilgilerinin mevcut olduğu ve kötü niyetli olduklarının kabul edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, TTK’nın 556. maddesindeki atıf nedeniyle 309. maddesine dayalı, zarar gören pay sahibinin uğradığı dolaylı zararın, limited şirket müdürleri davalılardan tahsili ile şirkete verilmesi istemine ilişkin olup, hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda dışarıdan müdür olan davalılardan Y.. B.. ve N.. S..'e görev süreleri dolmuş olmasına rağmen müdürlük ücreti ödenmesine devam olunduğu belirlenmiş, mahkemece ödenen bu ücretlerin de anılan davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Oysa, müdürlük görev süreleri dolmasına rağmen şirkette çalışmaya devam etmiş olmaları halinde bu süreye ilişkin olarak dahi anılan davalıların şirkette yaptıkları görevle uyumlu münasip bir ücrete hak kazanacakları kuşkusuz olup, mahkemece bu ilke nazara alınarak anılan bu davalıların hukuki durumlarının denetlenebilir bir şekilde tayin ve takdir edilmeleri gerekirken, yanlış ilkeden hareketle yazılı miktara hükmedilmesi doğru olmamış, kararın davalılardan Y.. B.. ve N.. S.. yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılardan Y.. B.. ve N.. S.. yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan Y.. B.. ve N.. S..'e verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davalılara iadesine, 27.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Görev süresi dolan yönetim kurulu genel kurulu toplantıya çağırabilir mi?

Evet, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 410/1 uyarınca genel kurul, görev süresi dolmuş olsa dahi yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabilir.

Yönetim kurulunun süresi bitince şirket mahkemece kendiliğinden feshedilir mi?

Hayır, pay sahipleri, alacaklılar veya Bakanlık başvurmadıkça mahkeme kendiliğinden fesih kararı veremez; dava açılsa dahi asliye ticaret mahkemesi önce yönetim kurulunu dinleyip durumun düzeltilmesi için süre verir.

Yönetim kurulu toplanamıyorsa tek bir ortak genel kurulu çağırabilir mi?

Evet, yönetim kurulunun sürekli toplanamaması, nisabın oluşamaması veya kurulun fiilen bulunmaması durumunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 410/2 uyarınca mahkeme izniyle tek bir pay sahibi çağrı yapabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu