Yıllık Ücretli İzin Hakkı ve Süreleri

by Avukat Erdal Ersoy
Yıllık Ücretli İzin Hakkı ve Süreleri

Yıllık Ücretli İzin Nedir ve Neden Vazgeçilemez?

Yıllık ücretli izin, işçinin dinlenmesini sağlamak amacıyla 4857 sayılı İş Kanunu m. 53'te düzenlenmiş, emredici nitelikte bir haktır. Bu hak işverenin takdirine bırakılmamış olup kanundan doğar ve işçiye fiilen kullandırılması zorunludur. İşçi bu haktan vazgeçemez; yıllık ücretli izin hakkından vazgeçildiğine ilişkin bir düzenleme geçersiz sayılır. Kanunla belirlenen asgari izin süreleri bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle artırılabilir; azaltılması ise mümkün değildir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 53Kaynağı aç
Madde 53 – İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez. Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanunun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz. İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi; a) Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara ondört günden, b) Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi günden, c) Onbeş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmialtı günden, Az olamaz. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/5 md.) Yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün arttırılarak uygulanır. Ancak onsekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz. Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir. Yıllık ücretli izne hak kazanma ve izni kullanma dönemi

Yıllık İzne Hak Kazanma Şartı: Bir Yıllık Çalışma

4857 sayılı İş Kanunu m. 53 uyarınca işyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de dahil olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Sözleşmede deneme kaydı öngörülmüş olsa bile bu süre kıdeme sayılır; deneme süresi dahil bir yılını dolduran işçi yıllık izin hakkını kazanır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/2656, K. 2019/1075Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2016/2656 E.  ,  2019/1075 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 7. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.11.2015 tarihli ve 2014/673 E., 2015/706 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 03.03.2016 tarihli ve 2016/326 E., 2016/5456 K. sayılı kararı ile; "…1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı vekili, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı sebebe dayanmaksızın feshedildiğini belirterek bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili,davacının istifa ettiğini ve işverenden herhangi bir alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlık davalı işyerinde yapılan işin mevsimlik iş olup olmadığı bu bağlamda davacının yıllık izin ücreti alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Çalışmanın sadece yılın belirli bir döneminde sürdürüldüğü veya tüm yıl boyunca çalışılmakla birlikte çalışmanın yılın belirli dönemlerinde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler mevsimlik iş olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve işyerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları ve fakat yılın diğer dönemlerinde iş sözleşmelerinin, ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektirdiği işler mevsimlik iş olarak değerlendirilir. Dairemizce temyiz incelemesine tabi tutulan karar ile içerik olarak örtüşen çok sayıda kararın da temyiz incelemesi yapılmış olup davacı ile benzer işte çalışan işçilerin mevsimlik olarak çalıştıkları sonucuna varılmıştır. Bilindiği üzere mevsimlik işçilerin yıllık izne hak kazanmaları mümkün değildir. Ancak bu kuralın iki istisnası söz konusudur. İlk olarak eğer işçinin bir takvim yılı içerisinde 11 ayı (330 gün) aşan çalışması var ise yalnızca o yıl yıllık izne hak kazanır. İkinci olarak ise işin mahiyetine göre her yıl çalışma dönemi olarak belirlenen dönem (mevsim) dışında çalışma söz konusu ise o yıl ile kısıtlı çalışma süresi yıllık izin ücreti hesabında nazara alınır. Mahkemece tüm çalışma süresi aralıklı çalışma kabul edilerek yıllık izin ücretine hükmedilmiştir. Mahkemece yapılacak iş işyerindeki çalışma mevsimini belirleyip davacının mevsim dışında çalışması olan yıllardaki çalışma süreleri ile 11 ayı aşan çalışması olan yıllardaki çalışma sürelerini yıllık izin hesabında dikkate alarak karar vermektir. Eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizdir…." gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin iş sözleşmesinin sona erdiği tarihe kadar davalı işverene ait iş yerinde yıllarca mevsimlik işçi statüsü ile çalıştırıldığını, yaptığı iş, çalışma süreleri, iş yerinin nitelikleri gibi nedenlerle aslında hiçbir zaman mevsimlik işçi statüsüne uygun bir konumda olmadığını, işverenin dava dışı bazı sigara firmalarına tütün işleyerek sattığını, bu nedenle faaliyetlerinin mevsime göre değil talebe göre belirlendiğini, yılın her mevsiminde davalı iş yerinin faaliyetinin sürdüğünü, müvekkilinin sigorta hizmet dökümünün incelenmesinden de çalışma süresi içerisinde hemen hemen yılın her ayında işe başladığı gibi yılın her ayında çalışmasının sonlandığını ileri sürerek bir kısım işçilik alacakları yanında yıllık ücretli izin alacağının da davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacının davalı iş yerinde mevsimlik tütün/imalat işçisi olarak çalıştığını, hizmet döküm cetvelinden de görüleceği üzere davacının yıl içerisinde hiçbir dönemde 11 ayı geçen bir çalışması olmadığını, davacının mevsimlik işçi olduğunu ve mevsimlik işçi olması nedeniyle yıllık ücretli izne hak kazanmasının mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacı hamal olarak çalışmakta olup, taşıma-nakliye ve hamallık işlerinin herhangi bir mevsime bağlı bir iş olmaması, mevsimlik çalışmalarda olması gereken sezonun başladığına dair işe çağrı mektubu, gazete ilanı gibi davetlerin bulunmaması ve izah edilen diğer nedenlerden dolayı davacının yaptığı işin mevsimlik iş kriterlerine uymadığı ve aralıklı çalışma olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle talep konusu kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ve hafta tatili alacaklarının kabulüne, fazla çalışma alacağının ise reddine karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Mahkemece; önceki gerekçelere ilaveten herhangi bir yıl içinde çalışma süresi on bir ayın üzerine çıktığında, bundan sonra fiili çalışma süresine göre mevsimlik statüden vazgeçilmiş, taraflar arasında işçinin yıllık izin ücretine hak kazanacak şekilde sürekli ancak aralıklı çalışmasına dair bir sisteme geçilmiş olacağı, çalışmanın on bir ayın üzerine çıktığı hâllerde mevsimlik iş ilişkisinin dışına çıkıldığı kabul edilmekle daha sonraki çalışmalar on bir ayın altında olsa bile çalışmanın aralıklı olduğunun ve buna bağlı olarak yıllık izin hakkının doğduğu sonucuna varıldığı, askı döneminde davacıya ücret ödendiği savunulmadığına göre bu aylarda davacının izin kullandığının söylenemeyeceği, davacının iş yerinde mevsimlik çalışmanın dışına çıkıldığı tarihten itibaren aralıklı çalışmış olup bu çalışmaların toplam süresi üzerinden yıllık izne hak kazandığı kabul edildiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacı işçi bakımından davalı iş yerinde yapılan işin mevsimlik iş mi yoksa aralıklı çalışma mı olduğu, burada varılacak sonuca göre davacının yıllık ücretli izin alacağına hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. Dinlenme ve yıllık ücretli izin hakkı, iş hukukuna hakim olan işçinin korunması ilkesi çerçevesinde pek çok uluslararası belgede düzenlenmiş, 1982 Anayasası’nda ise “Sosyal ve Ekonomik Haklar” başlığı altında sosyal bir hak olarak kabul edilmiş ve güvence altına alınmıştır (Tulukçu, N. B.: İş Hukukunda Dinlenme Hakkı, Birinci Baskı, Ankara 2012, s. 234). 1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 50. maddesi, "Dinlenmek çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir." hükmünü içermektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu/Kanun) konuya ilişkin “Yıllık ücretli izin hakkı ve izin süreleri” başlıklı 53. maddesi uyarınca iş yerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez. Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanun’un yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz. Öte yandan, Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 12. maddesi; "4857 sayılı İş Kanunu’nun 53’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sözü geçen ve nitelikleri yönünden bir yıldan az süren mevsim veya kampanya işlerinin yürütüldüğü iş yerlerinde devamlı olarak çalışan işçilerin yıllık ücretli izinleri hakkında bu yönetmelik hükümleri uygulanır." şeklindedir. Anılan düzenlemelerde açıkça öngörüldüğü üzere, niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara 4857 sayılı İş Kanunu’nun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanamaz. Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle mevsim ve kampanya işleri kavramlarının açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere iş hukuku mevzuatımızda iş kanunlarıyla mevsimlik işçilerin çalışma koşulları düzenlenmiş olmasına rağmen, mevsimlik işin tam bir tanımı yapılmadığı gibi hangi işlerin mevsimlik işler olduğu da açıkça belirtilmemiştir. Mevsimlik işlere ilişkin hükümler, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 29/7 ve 53/3.; aynı Kanun’un 60. maddesine dayanılarak çıkarılan Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 12.; 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanunun 4/f maddelerinde yer almaktadır. Bu hükümlerde mevsimlik işin tanımına yer verilmemiş ancak yılın herhangi bir devresinde çalışmaların yapıldığı, diğer zamanlarda yapılmadığı veya çalışmanın azaltıldığı iş yerleri tanımı yapılarak mevsimlik çalışanların yıllık izin haklarının bulunmadığı, ancak toplu iş sözleşmesi kapsamına alınabileceği hükme bağlanmıştır. Açıklanan bu düzenlemelerden de görüldüğü üzere, çalışmanın yılın belirli bir döneminde yoğunlaştığı iş yerlerinde yapılan işler, mevsimlik işler olarak tanımlanabilir. Mevsimlik iş öğretide de, yılın belli dönemlerinde faaliyetin yoğunlaştığı, diğer dönemlerinde azaldığı veya tamamen durduğu ve bu durumun yılın belli dönemlerinde tekrarlandığı işler olarak tanımlanmaktadır. Mevsimlik işler, faaliyetin sadece yılın belirli bir döneminde sürdürüldüğü veya tüm yıl boyunca çalışılmakla birlikte faaliyetin yılın belirli dönemlerinde yoğunlaştığı iş yerlerinde yapılan işler olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Mevsimlik işlerin özelliğini yılın belirli bir döneminde periyodik, düzenli olarak tekrarlanması oluşturur. Genellikle oteller, plajlar ve eğlence yerlerinde, gıda, inşaat, tarım ve ormancılık işkolunda mevsimlik iş sözleşmeleri yapılmaktadır (Süzek, S.: İş Hukuku, 18. Baskı, İstanbul 2019, s. 256). Nitekim mevsimlik işler, Hukuk Genel Kurulunun 13.11.2013 tarihli ve 2013/22-1170 E., 2013/1571 K.; 07.03.2012 tarihli ve 2011/9-755 E., 2012/117 K. ile 30.11.2011 tarihli ve 2011/9-596 E.,-2011/725 K. sayılı kararlarında da işin niteliğine ve yapısına göre yılın belirli dönemlerinde ortaya çıkan veya bu dönemlerde artan faaliyetlere uygun olarak çalışılan işler olarak tanımlanmıştır. Belirtilmelidir ki, çalışmaların mevsimlik iş olup olmadığının, işin ve iş yerinin özelliğine göre titizlikle irdelenmesi gereği de göz ardı edilmemelidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53/3. maddesi uyarınca mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmayacağından mevsimlik işçi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz. Hemen belirtmek gerekir ki, anılan Kanun'un 53/3. maddesindeki kural, nispi emredici kural olup işçi lehine bireysel iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesi ile yıllık ücretli izne ilişkin hükümler düzenlenebilir ve mevsimlik işçiler için yıllık izin hakkı tanınabilir. Yapılan iş mevsimlik değil, ancak işçi aralıklı çalıştırılmış ise mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Kanun koyucunun mevsimlik işte yıllık izin öngörmemiş olmasının temel gerekçesi, çalışılan süre itibarıyla dinlenme ihtiyacının ortaya çıkmamış oluşudur. Ne var ki, özellikle işçinin her yıl on bir (11) ay civarında çalıştırılması ve kısa bir askı süresinden sonra yeniden çalışmaya devam etmesi, diğer bir ifade ile yılın tamamına yakın bir bölümünde çalışılma hâlinde, anayasal temeli olan dinlenme hakkının tanınması gerekmektedir. On bir ayı aşan çalışmalarda ise, yılın kalan bölümünde dinlenme hakkının gereğinin yerine getirilmesi için gereken süre bulunmadığından, on bir ayı aşan çalışmalarda çalışma şeklinin mevsimlik iş olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu çeşit bir çalışmanın mevsimlik olarak değil, fasılalı (aralıklı) çalışma olması nedeniyle ve mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden, bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile işçinin izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Bununla birlikte mevsimlik işçi olarak çalıştığı tartışmasız olan bir işçinin, kimi çalışma dönemlerinde (takvim yılı içerisinde) çalışma süresinin on bir ayı aşması hâlinde ise, sadece on bir ayı aşan çalışmasının bulunduğu yıl ya da yıllar için yıllık izne hak kazanacağı, buna karşılık mevsimlik olarak çalıştığı diğer yıl ya da yıllar yönünden ise yıllık izne hak kazanamayacağı açıktır. Nitekim yılda on bir ay ve üzerinde çalışma olması durumunda o yılı takip eden tüm yıllar için değil sadece o yıl için işin mevsimlik olmadığı ve yıllık izne hak kazanılacağı HGK’nın 29.03.2017 tarihli ve 2015/22-1309 E., 2017/568 K.; 04.07.2018 tarihli ve 2015/(7)22-905 E., 2018/1325 K. ile 04.10.2018 tarihli ve 2018/(7)22-439 E., 2018/1409 K. sayılı kararları ile de aynen benimsenmiştir. Dosya kapsamından davalı işveren aleyhine davacı ile aynı ya da benzer işlerde çalışan çok sayıda işçi tarafından açılan ve Yargıtay incelemesinden geçen dosyalar bulunduğu görülmekle hukuki güvenlik ilkesi üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Hukuk devleti ilkesinin, bünyesinde yer alan alt ilkelerden birisi de "hukukî güvenlik" ilkesidir. Anayasa Mahkemesi birçok kararında “hukuki güvenlik ilkesi”nin hukuk devletinin unsurlarından biri olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkemeye göre hukuk devletinde hukuk güvenliğini sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Hukuki güvenlik ilkesi gereğince devletin, vatandaşların mevcut kanunlara olan güvenine saygılı davranması, bu güvenlerini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde bütün devlet faaliyetlerinin belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. Öte yandan, hukuk devleti, devlet ve insan faaliyetlerine yön veren, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan ilkeler bütünüdür. Devletin organ ve kurumları bakımından bu ilkeler birer sınırlama niteliği taşırken, vatandaşlar açısından hukuki güvenlik içinde yaşamanın araçları olarak işlev görmektedir. Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik”, hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilir. Genellik unsuru, hukukun özel kişi ya da durumlara değil, herkesi kapsayacak biçimde genel, soyut ve tarafsız, geçmişe uygulama yasağı çerçevesinde ileriye yönelik, kamuya açık kurallar üzerine inşa edilmesi anlamını taşır. Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır. Hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir. Hukuki güvenirlik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Buradaki asıl amaç hukuki barışın sağlanmasıdır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacı vekili, müvekkili işçinin yaptığı iş, çalışma süreleri, iş yerinin nitelikleri gibi nedenler dikkate alındığında mevsimlik işçi olmadığını ileri sürerek diğer işçilik alacakları yanında yıllık izin ücreti alacağının da tahsilini talep etmiş; davalı vekili ise davacı işçinin mevsimlik işçi olduğunu ve dolayısıyla yıllık izin ücretine hak kazanamayacağını savunmuştur. Mahkemece davacının aralıklı çalıştığı, mevsimlik işçi olmadığı gerekçesiyle yıllık izin ücreti alacağının kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; davacıya ait hizmet döküm cetveli incelendiğinde her takvim yılı içerisinde genellikle Ocak-Mayıs ayları arasında işe girişi olup, Ekim-Kasım-Aralık aylarında çıkışı yapıldığı görülmektedir. Ancak davacının giriş ve çıkışlar nedeniyle bu aylar arasındaki çalışması kesintisiz (aralıksız) değildir. Yine davacının genel olarak on bir ayı aşan çalışmalarının da olmadığı izlenmektedir. Dinlenen davacı tanıkları iş yerinde çalışan işçilerle ilgili olarak mevsim içerisinde sigorta kayıtlarının davalı şirket üzerinden gösterildiğini ancak mevsim dışı çalışma olduğunda sigorta kayıtlarının dava dışı alt işveren şirketler üzerinden gösterildiğini; davalı tanıkları ise davacının mevsimlik işçi olduğunu beyan etmişlerdir. Davacı ile davalı arasında bağıtlanan mevsimlik sürekli iş sözleşmeleri de ibraz edilmiştir. Öte yandan davacı ve davalı vekilleri yargılama aşamasında aynı işverene karşı aynı istemleri içeren İzmir İş Mahkemelerinde açılan çok sayıda dava bulunduğunu ve bu dosyaların Yargıtay denetiminden geçtiğini belirtmiş, ibraz edilen emsal kararlardan davacı ile benzer işte çalışan işçilerin mevsimlik işçi olarak çalıştıkları sonucuna varıldığı görülmüştür. Hâl böyle olunca, davalı işveren aleyhine İzmir İş Mahkemelerinde açılıp Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen ve davacı ile aynı ya da benzer işi yapan işçilere ait dosyalarda işin mevsimlik olduğu tespiti yanında davalı iş yerinin niteliği, davacının yaptığı iş ve tüm dosya kapsamından yapılan işin mevsimlik iş olduğu sonucuna varılmıştır. Mevsimlik işçilerin yıllık izne hak kazanması mümkün değilse de, işçinin bir takvim yılı içerisinde on bir ayı aşan çalışmasının bulunması hâlinde sadece o yıl için, işin mahiyetine göre her yıl çalışma dönemi olarak belirlenen dönem (mevsim) dışında çalışma var ise o yıl ile kısıtlı çalışma süresi yıllık izin ücreti hesabında dikkate alınır. O hâlde Mahkemece davacının tüm çalışma süresi aralıklı çalışma kabul edilerek yılık izin ücretine karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece yapılacak iş, iş yerindeki çalışma mevsimini tespit ederek davacının belirlenen mevsim dışında çalışması olan yıllardaki çalışma süreleri ile varsa on bir ayı aşan çalışması olan yıllardaki çalışma süreleri belirlenip, belirlenen bu süreler yıllık izin hesabında dikkate alınarak bir karar vermektir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının iş yerinde tahmil ve tahliye işlerinde hamal, depo aktarmacısı olarak çalışmaya başladığı, öncelikle yapılan işin niteliğinin mevsimlik olmadığı, davacının şahsi sicil dosyasında ve özellikle hizmet döküm cetveline göre sadece davalının aynı iş yerinde değil, değişik sicil numaralı iş yerlerinde de çalıştığı gibi aynı yıl içerisinde davalı ile alt işveren ilişkisi içinde olan alt işverenlerin işçisi olarak da çalıştığı, davacının aynı yıl olmasa bile takip eden yıllarda her ayda çalışması bulunduğu, Mahkemenin tespit ettiği gibi davacının işe giriş tarihleri yılın her ayına denk gelebildiği gibi, çıkış tarihlerinin de işe başlamasına göre yine belli bir mevsimlik dönemle sınırlı kalmaksızın son bulduğu, çalışmalarının yılın belli bir zamanına münhasır olmadığının anlaşıldığı, somut olayda maddi ve hukuki olgulara göre niteliği gereği mevsimlik olmayan taşıma işinde davacının baştan beri mevsimlik olarak çalışmadığı, askı hâli hiç olmadığı, ortada fasılalı çalışma bulunduğu, fasılalı çalışmalarda ise işçinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca tüm hizmet süresi birleştirilerek izne hak kazandığı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Sonuç olarak Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ 1. Yerel mahkeme ile Yüksek Özel Daire konusunda temel uyuşmazlık, davacı işçi bakımından davalı iş yerinde yapılan işin mevsimlik iş mi yoksa aralıklı çalışma mı olduğu, burada varılacak sonuca göre davacının yıllık ücretli izin alacağına hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin direnme gerekçesinde “davacı tanıklarının davacının depo aktarmacısı olarak çalıştığını beyan ettikleri, hizmet döküm cetvelindeki işe giriş tarihlerinin yılın her ayına denk gelebildiği, çıkış tarihlerinin de işe başlamasına göre yine belli bir mevsimlik dönemle sınırlı kalmaksızın son bulduğu, çalışmalarının yılın belli bir zamanına münhasır olmadığı, sezon dışına sarkan çalışmalarının olduğu, mevsimlik işin çağrı üzerine gidilen bir iş olup, davalı tarafından sunulan kayıtlar arasında davacının mevsim başında işe davet edildiğine dair bir çağrı, gazete ilanı bulunmadığı, davalı ile imzalanan “mevsimlik süreli hizmet akdi” başlıklı bir iş sözleşmesi var ise de, iş sözleşmesinde işin başlama ve bitiş tarihlerinin yazılı olmadığı, “… yılı imalat sezonu” açıklaması ile esasen süresi belirlenemeyen bir sözleme yapıldığının görüldüğü, hizmet döküm cetvelindeki işe giriş çıkış tarihleri dikkate alındığında, işin hangi mevsimde yapıldığı ve hangi periyodu kapsadığını anlamaya yarar şekilde her yıl aynı dönemi kapsar biçimde istikrarlı giriş çıkışların olmadığı, oysa mevsimlik işin, her yılın aynı dönemine denk gelen, belirlenebilir bir dönemine ait olup, davacının çalışma şekli incelendiğine bu netlikte bir tespit yapmanın mümkün olmadığı, davacı hamallık yapmakta olup, yapılan işin mevsime bağlı olmadığı, taşıma-nakliye ve hamallık işlerinin, herhangi bir mevsime bağlı olmaksızın, yılın her zamanı yapılabildiği, nitekim davacının işe alınış ve çıkarılış tarihlerinin de belli bir mevsime özgülenemediği, davacının işe giriş ve çıkış tarihlerindeki istikrarsızlık, çalışma dönemlerinin tanıklarca beyan edilen sezona uymaması, hamallık-taşıma işinin mevsime bağlı bir iş olmaması, mevsimlik çalışmalarda olması gereken sezonun başladığına dair işe çağrı mektubu, gazete ilanı gibi davetlerin bulunmaması ve yukarıda izah edilen diğer nedenlerden dolayı, davacının yaptığı işin mevsimlik iş kriterlerine uymadığı ve aralıklı çalışma olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. 3. Çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin “çok sayıda kararın temyiz incelemesi yapıldığı, davacı ile benzer işte çalışan işçilerin mevsimlik olarak çalıştıkları sonucuna varıldığı, mevsimlik işçilerin yıllık izne hak kazanmalarının mümkün olmadığı ancak bu kuralın iki istisnasının bulunduğu, ilk olarak işçinin bir takvim yılı içerisinde 11 ayı (330 gün) aşan çalışması var ise yalnızca o yıl yıllık izne hak kazanacağı, ikinci olarak da işin mahiyetine göre her yıl çalışma dönemi olarak belirlenen dönem (mevsim) dışında çalışma sözkonusu ise o yıl ile kısıtlı çalışma süresinin yıllık izin ücreti hesabında dikkate alınacağı, Mahkemece tüm çalışma süresinin aralıklı çalışma kabul edilerek yıllık izin ücretine hükmedildiği, Mahkemece yapılacak işin iş yerindeki çalışma mevsimini belirleyip davacının mevsim dışında çalışması olan yıllardaki çalışma süreleri ile 11 ayı aşan çalışması olan yıllardaki çalışma sürelerini yıllık izin hesabında dikkate alarak karar vermek olduğu” yönündeki bozma gerekçesine itibar edilerek, yerel mahkemenin direnme kararı bozulmuştur. 4. Uyuşmazlığın tespiti için mevsimlik iş, fasılalı çalışma ve yıllık ücretli izin kavramlarına yer verilmesi gerekir. 4.1. Mevsimlik İş: Çalışmanın sadece yılın belirli bir döneminde yoğunlaştığı iş yerlerinde yapılan işler mevsimlik iş olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve iş yerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları ve fakat yılın diğer döneminde işçilerin iş sözleşmelerinin ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektiren işler mevsimlik iş olarak değerlendirilebilir. Mevsimlik işte çalışma hâlinde, iş sözleşmesi başlangıçta tektir ve çalışma dönemi dışında askıda olup, iş sözleşmesi iş görme ve ücret asli edimleri dışında diğer unsurları ile ayaktadır. Kısaca iş sözleşmesinin askı süresinde de devamından sözedilir. Mevsim sonunda iş sözleşmesi askıya alınmıştır. Ortada fesih yoktur. Mevsimlik işi, yıl içinde çalışılan süre değil, işin gerçekte mevsimlik olup olmadığı belirler. 4.2. Fasılalı çalışma, iş sözleşmelerine dayanan aynı işverenle aralıklı olarak yapılan ve geniş anlamda iş ilişkisinin hiç mevcut olmadığı, dolayısıyla çalışılmayan boş zamanlarla birbirinden ayrılmış ve her biri yeni bir iş sözleşmesiyle kurulmuş farklı çalışma sürelerinden oluşan bir çalışmadır. Fasılalı çalışmada birden fazla sözleşme vardır ve fasılalar arasında iş sözleşmesi feshedilmiş olup askı hali sözkonusu değildir. 4.3. Yıllık Ücretli İzin: Anayasal dinlenme hakkı olan yıllık ücretli izin ile ilgili 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53/1 maddesine göre “İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir”. Kanunu'nun 53/3 maddesi uyarınca, mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmaz. Bir başka anlatımla, mevsimlik işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak, yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz. Hemen belirtmek gerekir ki, 53/3. maddede ki kural, nispi emredici kural olup, işçi lehine bireysel iş sözleşmesi ya da Toplu İş Sözleşmesi ile yıllık ücretli izne ilişkin hükümler düzenlenebilir ve mevsimlik işçiler için yıllık izin hakkı tanınabilir. Diğer taraftan işçinin yıllık izne hak kazanmasında takvim yılı başlangıcı değil, işe girdiği tarih esas alınır. İşe girdiği tarihten itibaren, aralıklı da çalışsa bir yılı doldurduğunda, izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Bir iş yerinde başlangıçta mevsimlik olarak çalıştırılan ve daha sonra devamlılık arzeden işte çalıştırılan işçinin, mevsimlik dönemdeki çalışması kıdeminde dikkate alınmasına rağmen, yıllık ücretli izinde dikkate alınmaz. Kısaca mevsimlik işte çalışan işçinin kıdemi ile izne hak kazanması farklı kabul edilmelidir. Bu nedenle işçinin mevsimlik dönemde geçen kıdemi, daha sonra izne hak kazandığı dönemde izin süresinin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Ancak bu olgu için işçinin mevsimlik çalıştığı belirtilen dönemde yapılan işin gerçekten mevsime bağlı olarak yapılması gerekir. Yapılan iş mevsimlik değil, ancak işçi aralıklı çalıştırılmış ise, mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden, bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile izne hak kazandığı kabul edilmelidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 54. maddesine göre ise; “Yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında işçilerin, aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştıkları süreler birleştirilerek göz önüne alınır. Şu kadar ki, bir işverenin bu Kanun kapsamına giren işyerinde çalışmakta olan işçilerin aynı işverenin işyerlerinde bu Kanun kapsamına girmeksizin geçirmiş bulundukları süreler de hesaba katılır(1. Fıkra). Bir yıllık süre içinde 55 inci maddede sayılan haller dışındaki sebeplerle işçinin devamının kesilmesi halinde bu boşlukları karşılayacak kadar hizmet süresi eklenir ve bu suretle işçinin izin hakkını elde etmesi için gereken bir yıllık hizmet süresinin bitiş tarihi gelecek hizmet yılına aktarılır (2. Fıkra). Fasılalı çalışmalar yıllık ücretli izin yönünden 4857 sayılı İş Kanunu 54. maddesi uyarınca feshin haklı veya haksızlığına bağlı olmaksızın birleştirilecektir. Aralıklı olarak kaç dönem çalışılmış olursa olsun, iş sözleşmelerinin sona erme nedeninin de bir önemi olmaksızın, yıllık izne esas süre toplam hizmet süresine göre tespit edilecektir. Aralıklı çalışmada sürelerin birleştirmesi açı­sından önem arz etmeyen bir diğer husus, dönemsel çalışma sürelerinin uzunluğudur. Daha açık bir deyişle, işçinin aynı işveren yanında ayrı iş sözleşmelerine dayanarak çalıştığı süreler, uzunluklarına bakılmaksızın yıllık izin açısından birleştirilerek göz önünde bulundurulur(Özkaraca, E. Aynı İşveren Yanındaki Aralıklı Çalışmalarda Yıllık Ücretli İzin Hakkı. Sicil İş Hukuku Dergisi. 2018 Sayı: 39 s: 90 vd). 4.4. İş Hukukunda istisnai hükümlerin dar yorumlanması: “İstisnai hükümlerin dar yorumlanması, maddi hukuka ilişkin bir yöntemdir. İstisnai, sınırlayıcı hükümler dar yorumlanırken, kural olan hükümlerin geniş yorumlanması esastır”. Yorum yapılırken, iş hukukunun işçileri koruyucu niteliğinin gözden kaçırılmaması gerekir. Yasa ile getirilen düzenleyici kuralların ve gerekse tarafların yani işçi veya hak sahipleri ile işveren arasındaki ilişkilere ait irade açıklamalarının yorumunda bu ilkenin ışığında hareket edilmesi zorunludur(1958 tarihli İçtihadı Birleştirme kararı: Y.İ.B.K, 27.05.1958 gün 1957/15 E, 1958/5 K. ,  Y. HGK. 25.1.1978. 10–3435 E. 23 K.). 5. Dosya içeriğine göre: Davacı davalı iş yerinde tahmil ve tahliye işlerinde hamal, depo aktarmacısı olarak çalışmaya başlamıştır. Öncelikle yapılan taşıma işinin niteliği mevsimlik değildir. Diğer taraftan davacının şahsi sicil dosyasında ve özellikle hizmet döküm cetveline göre sadece davalının aynı iş yerinde değil, değişik sicil numaralı iş yerlerinde de çalıştığı gibi aynı yıl içerisinde davalı ile alt işveren ilişkisi içinde olan alt işverenlerin işçisi olarak da çalıştırılmıştır. Keza hizmet döküm cetvelinde davacının aynı yıl olmasa (ki 2000 yılında tüm aylarda çalışması vardır) bile takip eden yıllarda her ayda çalışması bulunmaktadır. Mahkemenin tespit ettiği gibi “davacının işe giriş tarihleri yılın her ayına denk gelebildiği gibi, çıkış tarihlerinin de işe başlamasına göre yine belli bir mevsimlik dönemle sınırlı kalmaksızın son bulduğu, çalışmalarının yılın belli bir zamanına münhasır olmadığı” anlaşılmaktadır. 6. Somut bu maddi ve hukuki olgulara göre niteliği gereği mevsimlik olmayan taşıma işinde davacı baştan beri mevsimlik olarak çalışmamıştır. Askı hâli hiç olmamıştır. Ortada fasılalı çalışma vardır. Fasılalı çalışmalarda ise işçi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca tüm hizmet süresi birleştirilerek izne hak kazanacaktır. Çoğunluk görüşü ile fasılalı çalışmaların, süre kıstası ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun emredici hükümlerine ve istisnai hükümlerin dar yorumlanması ilkesine aykırı olarak mevsimlik iş kabul edilmesi isabetli olmamıştır. Anayasal hak olan ücretli izin hakkının bu şekilde kısıtlanması, hak ihlâline neden olmuştur. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.

Bir yıllık sürenin hesabında yalnızca işbaşında geçen günler esas alınmaz; hafta tatilleri, ulusal bayram ve genel tatil günleri, o yıla ait yıllık izin süresi ile kanunen çalışılmış sayılan kısa süreli hastalık istirahatları da bu hesaba dahil edilir. Öte yandan uzun süreli ücretsiz izinler kural olarak kıdem hesabının dışında kalır. Kanunun açıkça çalışılmış saydığı bazı askı halleri ise kıdeme eklenir.

Yıllık izne hak kazanılmasında takvim yılı başlangıcı değil, işçinin işe girdiği tarih esas alınır. Aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalışılan süreler 4857 sayılı İş Kanunu m. 54/1 uyarınca birleştirilerek hesaba katılır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/9-256, K. 2013/588Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/9-256 E.  ,  2013/588 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun 1. İş Mahkemesi TARİHİ : 06/12/2012 NUMARASI : 2012/591-2012/915 Taraflar arasındaki “yıllık izin ücreti alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun 1. İş Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 16.04.2012 gün ve 2010/1120 E., 2012/387 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 17.09.2012 gün ve 2012/24373 E., 2012/30024 K. sayılı ilamı ile; “…A)Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalı kuruma yasa ile işyerinin devrinden önce Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde daimi kadroya geçmeden önce belirli süreli sözleşmelerle aralıklı olarak çalıştığını, mevsimlik işte çalışmadığını, ancak bu dönem için yıllık ücretli izin verilmediğini, emekli olmasına rağmen tüm süre üzerinden kullanmadığı yıllık izinler karşılığı ücretinin de ödenmediğini belirterek, yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B)Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının daimi, kadroya geçmeden önce mevsimlik olarak çalıştığını, 4857 sayılı İş Kanununun 53. Maddesi uyarınca yıllık ücretli izne hak kazanamayacağını, emsal kararlar bulunduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının daimi kadroya geçene kadar 1999 yılı hariç bu yılın öncesinde ve sonrasında 11 ayın altında çalıştırıldığı, 30.11.2011 tarihli ve 2011/725 sayılı HGK kararına göre, 1999 yılı için mevsimlik işçi statüsünden çıkıldığı kabul edilerek bu yıl için davacı işçiye yıllık izin ücreti verilmesi öngörüldüğü, karar irdelendiğinde, yıllık izinden mevsimlik olmayan iş akitlerinde yararlanma koşulunu düzenleyen 53. Maddesine açıkça aykırılık söz konusu olduğu, yasanın yıllık izin için aylık esası değil, bir yıllık çalışmayı esas aldığı, yılın kalan bölümünde iş yerinde çalışması olmayan davacı işçi bakımından yıllık izin hakkının doğmadığının kabul edilmesi gerektiği, yılın çalışılmayan bölümünde davacı işçinin bu hakkını kullandığı, mevsimlik işte izne hak kazanmama gerekçesinin de bu olduğu, 1999 yılındaki çalışmanın mevsimlik iş olarak görülmemesine rağmen 53. Maddeye açıkça aykırı bir şekilde 11 aylık çalışmanın baz alınmasının kabul edilemeyeceği, bu nedenle Hukuk Genel Kurulu’nun içtihadına uyulmadığı, davacının daimi kadroya geçmeden önceki tüm çalışma süresinin mevsimlik iş olması nedeni ile izne hak kazanamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Karar davalı vekili tarafından cevap nedenleri ile temyiz edilmiştir. E) Gerekçe: Çalışmanın sadece yılın belirli bir döneminde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler mevsimlik iş olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve işyerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları ve fakat yılın diğer döneminde işçilerin iş sözleşmelerinin ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektiren işler mevsimlik iş olarak değerlendirilebilir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 53/3 maddesi uyarınca, mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmaz. Bir başka anlatımla, mevsimlik işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak, yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz. Hemen belirtmek gerekir ki, 53/3. maddede ki kural, nispi emredici kural olup, işçi lehine bireysel iş sözleşmesi ya da Toplu İş Sözleşmesi ile yıllık ücretli izne ilişkin hükümler düzenlenebilir ve mevsimlik işçiler için yıllık izin hakkı tanınabilir. Diğer taraftan işçinin yıllık izne hak kazanmasında takvim yılı başlangıcı değil, işe girdiği tarih esas alınır. İşe girdiği tarihten itibaren, aralıklı da çalışsa bir yılı doldurduğunda, izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Bir işyerinde başlangıçta mevsimlik olarak çalıştırılan ve daha sonra devamlılık arzeden işte çalıştırılan işçinin, mevsimlik dönemdeki çalışması kıdeminde dikkate alınmasına rağmen, yıllık ücretli izinde dikkate alınmaz. Kısaca mevsimlik işte çalışan işçinin kıdemi ile izne hak kazanması farklı kabul edilmelidir. Bu nedenle işçinin mevsimlik dönemde geçen kıdemi, daha sonra izne hak kazandığı dönemde izin süresinin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Ancak bu olgu için işçinin mevsimlik çalıştığı belirtilen dönemde yapılan işin gerçekten mevsime bağlı olarak yapılması gerekir. Yapılan iş mevsimlik değil, ancak işçi aralıklı çalıştırılmış ise, mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden, bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Dosya içeriğine göre 02.02.2001 tarihinde daimi kadroya geçen davacı işçinin o tarihten sonra Köy Hizmetleri Müdürlüğünde aralıksız çalıştığı, Köye Hizmetleri İl Müdürlüğü’nün 5286 sayılı yasa ile kapatılarak işyerlerinin davalı İl Özel İdaresine devredildiği, davacının emekli olduğu ve iş sözleşmesinin bu şekilde sona erdiği, davacının 1999 yılına kadar genellikle çalışmalarının 300 günün altında kaldığı, 1999 yılında ise 11 aydan fazla çalışması bulunduğu, davacının daimi kadrodan önceki dönemle birlikte tüm süre üzerinden kullandırılmayan yıllık ücretli izinleri karşılığı alacak isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan özellikle seri olarak geçen uyuşmazlıklardan anlaşıldığı üzere, sendika ile devirden önce işvereni olan YSE ve unvan değişikliği ile Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmelerinde daimi işçi yanında belirli süreli hizmetlerin yapılması için her yıl 9 ayı geçmemek üzere bazı görevlerde belirli süreli iş sözleşmesi ile işçi çalıştırılabileceği kararlaştırılmış ve bu şekilde çalışan işçilerin sendikaya üye olmaları veya aidat ödemeleri halinde Toplu İş Sözleşmesinin belirli hükümlerinden yararlanacakları belirtilmiş, ancak belirtilen bu hükümler arasında yıllık ücretli izne yer verilmemiştir. Toplu İş Sözleşmesinde belirli süre ile yılın 9 ayına kadar çalıştırılan işçilerin Toplu İş Sözleşmesindeki mazeret izinlerinden yararlanacakları kabul edilmiştir. Davacı işçi işyerinde daimi kadroya geçene kadar Toplu İş Sözleşmesinin belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştırılacak işçiler kapsamında çalıştırılmış, ağırlıklı olarak yılın son aylarında çıkarılmış ve yılın ilk aylarında yeniden çalışmak üzere işe alınmış ve Toplu İş Sözleşmesinin yıllık ücretli izninle ilgili hükümlerinden yararlandırılmamıştır. Davacının ifa ettiği görev ve işin ve işverenin faaliyet alanı dikkate alındığında, çoğunlukla arazide çalışması gereken davacı işçinin çalışmalarının belli bir mevsimde yoğunlaşması olağan bir durumdur. Zira çalışmaların kapatılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü işyerinde geçtiği gözetildiğinde, mevsim koşullarına göre belli dönemlerde daha fazla işgücüne ihtiyaç doğması da kaçınılmazdır. Toplu İş Sözleşmesinde bu kapsamda çalışacakların belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştırılmaları ve yıllık ücretli izinden yararlandırılmamaları mevsimlik çalışma şeklinin öngörülmesindendir. Davacı işçi daimi kadroya geçene kadar ki süre içinde herhangi bir yıllık ücretli izin isteminde bulunmamış, mevsimlik bir işte çalışmadığı, yıllık ücretli izinden yararlanması gerektiği yönünden bir isteği de olmamıştır. Davacının 1999 yılına gelinceye kadar yıllık çalışmaları genellikle 300 günün altında olup, yılın kalan bölümünde işyerinde çalışması olmayan davacı işçi bakımından yıllık izin hakkının doğmadığı kabul edilmelidir. İşe giriş tarihine göre yılın çalışılmayan bölümünde davacı işçi bu hakkını kulanmış olup, yasa koyucunun mevsimlik işte yıllık izin öngörmemiş olmasının temel gerekçesi de çalışılan süre itibarıyla dinlenme ihtiyacının ortaya çıkmamış oluşudur. Bu durumda, mevsimlik iş sözleşmesi kapsamında çalışan davacı işçinin 1999 yılına kadar olan çalışmaları için yıllık izin hakkının doğmadığı (daha önceki yıllarda 330 günü geçen yıllar hariç) kabul edilmelidir. Bununla birlikte, davacı işçi 1999 yılında 330 gün üzerinde çalışmış olmakla sözü edilen yıl bakımından çalışılan süre işçinin dinlenme hakkının varlığını gerektirmektedir. 4857 sayılı İş Kanununun 53. maddesinde mevsimlik işlerde yıllık izin hakkının doğmayacağı belirtilmiş ise de, yılın ne kadar bölümünde çalışılma halinde mevsimlik iş sayılacağı yönünde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Öyle ki yılın tamamına yakın bir bölümünde çalışılma halinde Anayasal temeli olan dinlenme hakkının tanınmasının gerekeceği açıktır. Somut olayda da, davacı işçi 1999 yılında bu şekilde çalışmış olmakla, çalışılmayan süre bakımından Anayasal dinlenme hakkını kullanmasına imkan bulunmamaktadır. Bu durumda 1999 yılındaki fiili çalışma süresine göre mevsimlik statüden vazgeçilmiş, taraflar arasında işçinin yıllık izin ücretine hak kazanacak şekilde sürekli çalışmasına dair bir sisteme geçilmiş olur. Dairemizin istikrar kazanan kararlarında da çalışmanın 11 ayın üzerine çıktığı hallerde mevsimlik iş ilişkisinin dışına çıkıldığı kabul edilmiş ve daha sonraki çalışmalar için yıllık izin hakkının doğduğu sonucuna varılmıştır. (Yargıtay 9.HD. 23.10.2009 gün, 2008/ 5773 E, 2009/ 28807 K.; Yargıtay 9.HD. 16.3.2007 gün, 2007/ 5978 E, 2007/ 6827 K). Dairemizin bu gerekçesi Hukuk Genel Kurul tarafından da benimsenmiştir. (HGK. 30.11.2011 gün ve 2011/9-596 Esas, 2011/725 Karar). Mahkemece davacının çalışmalarının 1999 yılına kadar mevsimlik kabul edilmesi isabetlidir. Ancak 1999 yılından itibaren daimi kadroya geçene kadar da takvim yılı olarak bir yılın altında çalıştığı ve buna göre izne hak kazanamayacağı gerekçesi ile Hukuk Genel Kurulu kararının aksine gerekçe ile ve daimi kadroya geçtikten sonra da 1999 yılı esas alınarak bu süre içinde kullanmadığı yıllık izinler karşılığı ücret alacağının belirlenmeyerek, yıllık ücretli izin isteminin reddi hatalıdır. Bu nedenle davacının mevsimlik işte çalışsa da işe giriş tarihine göre yıllık izin süresinin belirlenmesine esas kıdemi dikkate alınarak, 1999 yılından emekli olduğu tarihe kadar hak kazandığı yıllık ücretli izin süresi belirlenmeli, kullanılan veya varsa fesihle birlikte ödenilen yıllık ücretli izin günleri mahsup edilmeli, kalan izin süresi var ise karşılığı ücrete karar verilmelidir. Aksine gerekçe ve talep dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı bozulmasına…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, yıllık ücretli izin alacağının tahsili istemine ilişkindir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının daimi kadroya geçirilmeden önceki dönem çalışmasının, mevsimlik iş kapsamında olup olmadığı ile varılacak sonuca göre yıllık izin ücretine hak kazanıp kazanamadığı noktalarında toplanmaktadır. Bilindiği üzere, Anayasa’nın 50. maddesi "Dinlenmek çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir. " hükmünü içermektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun konuya ilişkin “Yıllık ücretli izin hakkı ve izin” başlıklı 53. maddesi: "İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez. Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanun 'un yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz." şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan, Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliğinin 12. maddesinde; "4857 sayılı İş Kanununun 53. maddesinin 3. fıkrasında sözü geçen ve nitelikleri yönünden bir yıldan az süren mevsim veya kampanya işlerinin yürütüldüğü işyerlerinde devamlı olarak çalışan işçilerin yıllık ücretli izinleri hakkında bu yönetmelik hükümleri uygulanır " şeklinde bir düzenleme bulunmaktadır. Anılan düzenlemelerde açıkça öngörüldüğü üzere, niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara 5857 sayılı İş Kanunu’nun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanamaz. Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümünde, öncelikle mevsim ve kampanya işleri kavramlarının açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere, İş Hukuku mevzuatımızda iş kanunlarıyla, mevsimlik işlerin çalışma koşulları düzenlenmiş olmasına rağmen, mevsimlik işin tam bir tanımı yapılmadığı gibi, hangi işlerin mevsimlik işler olduğu da açıkça belirtilmemiştir. Mevsimlik işlere ilişkin hükümler, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 29/7 ve 53/3, aynı Kanunun 60. maddesine dayanılarak çıkarılan yönetmeliğin 12, 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun’un 4/f ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 17/2. maddelerinde yer almaktadır. Bu hükümlerde mevsimlik işin tanımına yer verilmemiş ancak yılın herhangi bir devresinde çalışmaların yapıldığı, diğer zamanlarda yapılmadığı veya çalışmanın azaltıldığı işyerleri tanımı yapılarak, mevsimlik çalışanların yıllık izin haklarının bulunmadığı, ancak toplu iş sözleşmesi kapsamına alınabileceği hükme bağlanmıştır. Düzenlemelerden yola çıkılarak, çalışmanın yılın belirli bir döneminde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler, mevsimlik işler olarak tanımlanabilir. Nitekim, mülga 3008 sayılı İş Kanunu’nun 2/B maddesinde “yılın herhangi bir devresinde tam veya fazla faaliyette bulunup, öteki devrede tümüyle faaliyetten kalan veyahut faaliyetini azaltan işyeri” mevsimlik işyeri olarak kabul edilmiştir. Mevsimlik iş öğretide de, yılın belli dönemlerinde faaliyetin yoğunlaştığı, diğer dönemlerinde azaldığı veya tamamen durduğu ve bu durumun yılın belli dönemlerinde tekrarlandığı işler olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve işyerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları fakat, yılın diğer döneminde iş sözleşmelerine ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektiren işler, mevsimlik iş olarak değerlendirilebilir. Mevsimlik işler, Hukuk Genel Kurulu’nun 07.03.2012 gün 2011/9-755 E. 2012/117 K. ve 30.11.2011 gün 2011/9-596 E. 2011/725 K. sayılı kararlarında da, işin niteliğine ve yapısına göre yılın belirli dönemlerinde ortaya çıkan veya bu dönemlerde artan faaliyetlere uygun olarak çalışılan işler olarak tanımlanmıştır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 53/3 maddesi uyarınca, mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmayacağından mevsimlik işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak, yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz. Hemen belirtmek gerekir ki, 53/3. maddede ki kural, nispi emredici kural olup, işçi lehine bireysel iş sözleşmesi ya da Toplu İş Sözleşmesi ile yıllık ücretli izne ilişkin hükümler düzenlenebilir ve mevsimlik işçiler için yıllık izin hakkı tanınabilir. Öte yandan, bir işyerinde başlangıçta mevsimlik olarak çalıştırılan ve daha sonra devamlılık arzeden işte çalıştırılan işçinin, mevsimlik dönemdeki çalışması kıdeminde dikkate alınmasına rağmen, yıllık ücretli izinde dikkate alınmaz. Bu nedenle, işçinin mevsimlik dönemde geçen kıdemi, daha sonra izne hak kazandığı dönemde izin süresinin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Ancak bu olgu için işçinin mevsimlik çalıştığı belirtilen dönemde yapılan işin gerçekten mevsime bağlı olarak yapılması gerekir. Yapılan iş mevsimlik değil, ancak işçi aralıklı çalıştırılmış ise, mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden, bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Mevsimlik çalışmada, işçinin yılın değişik zamanlarında belli bir mevsime bağlı olmaksızın çalışması sözkonusu olamaz. İşçi hiçbir kurala bağlı olmaksızın yılın değişik dönemlerinde çalıştırılmakta ve diğer dönemlerde iş sözleşmesi askıya alınmakta ise, mevsimlik değil, fasılalı çalışmadan sözedilebilir ve fasılalı çalışmaların toplamı bir yılı aştığında işçi yıllık izne hak kazanır. Yasa koyucunun mevsimlik işte yıllık izin öngörmemiş olmasının temel gerekçesi, çalışılan süre itibarıyla dinlenme ihtiyacının ortaya çıkmamış oluşudur. Ne var ki, özellikle işçinin her yıl 11 ay civarında çalıştırılması ve kısa bir askı süresinden sonra yeniden çalışmaya devam etmesi, diğer bir ifade ile yılın tamamına yakın bir bölümünde çalışılma halinde, Anayasal temeli olan dinlenme hakkının tanınması gerekmektedir. 11 ayı aşan çalışmalarda ise, yılın kalan bölümünde dinlenme hakkının gereğinin yerine getirilmesi için gereken süre bulunmadığından, 11 ayı aşan çalışmalarda çalışma şeklinin mevsimlik iş olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu çeşit bir çalışmanın, mevsimlik olarak değil fasılalı çalışma olması nedeniyle ve mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden, bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile işçinin izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Çalışmaların mevsimlik iş olup olmadığının, işin ve işyerinin özelliğine göre titizlikle irdelenmesi gereği de göz ardı edilmemelidir. Somut uyuşmazlığın incelenmesinde, 02.02.2001 tarihinde daimi kadroya geçen davacı işçinin o tarihten sonra Köy Hizmetleri Müdürlüğünde aralıksız çalıştığı, Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü’nün 5286 sayılı Kanun ile kapatılarak işyerlerinin davalı İl Özel İdaresine devredildiği, iş sözleşmesinin davacının emekli olması nedeniyle sona erdiği, davacının 1998 yılına kadar çalışmalarının genellikle 300 günün altında kaldığı, 1998 yılında ise 11 aydan fazla çalışması bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı işçi, işyerinde daimi kadroya geçinceye kadar, Toplu İş Sözleşmesinin belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştırılacak işçiler kapsamında çalıştırılmış, ağırlıklı olarak yılın son aylarında çıkarılmış ve yılın ilk aylarında yeniden çalışmak üzere işe alınmış, işyerinde uygulanan Toplu İş Sözleşmesinin yıllık ücretli izinle ilgili hükümlerinden yararlandırılmamıştır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, davacının ifa ettiği görev ve çalışmaların geçtiği Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü işyerindeki işin niteliği ve işverenin ve işyerinin faaliyetleri dikkate alındığında, mevsim koşullarına göre belli dönemlerde daha fazla işgücüne ihtiyaç duyulması ve dolayısıyla çoğunlukla arazide çalışması gereken davacı işçinin çalışmalarının, belli bir mevsimde yoğunlaşması kaçınılmazdır. Davacının 1998 yılına gelinceye kadar yıllık çalışmaları genellikle 300 günün altında olup, yılın kalan bölümünde işyerinde çalışması olmayan davacı işçi bakımından yıllık izin hakkının doğmadığı kabul edilmelidir. Zira, işe giriş tarihine göre yılın çalışılmayan bölümünde davacı işçi bu hakkını kullanmış olup, kanun koyucunun mevsimlik işte yıllık izin öngörmemiş olmasının temel gerekçesi de, çalışılan süre itibarıyla dinlenme ihtiyacının ortaya çıkmamış oluşudur. Bu durumda, mevsimlik iş sözleşmesi kapsamında çalışan davacı işçinin 1998 yılına kadar olan çalışmaları için yıllık izin hakkının doğmadığının kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır. Bununla birlikte, davacı işçi 1998 yılında 330 günün üzerinde çalışmış olmakla, sözü edilen yıl bakımından çalışılan süre işçinin dinlenme hakkının varlığını gerektirmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere, 4857 sayılı İş Kanununun 53. maddesinde mevsimlik işlerde yıllık izin hakkının doğmayacağı hükme bağlanmış ise de, yılın ne kadar bölümünde çalışılma halinde mevsimlik iş sayılacağı yönünde bir düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle, yılın tamamına yakın bir bölümünde çalışılma halinde, Anayasal dinlenme hakkının çalışana tanınmasının gerekeceği açıktır. Somut olayda da, davacı işçi 1998 yılında bu şekilde çalışmış olmakla, 1998 yılındaki fiili çalışma süresine göre mevsimlik statüden vazgeçilmiş, taraflar arasında işçinin yıllık izin ücretine hak kazanacak şekilde sürekli çalışmasına dair bir sisteme geçilmiş olur. Bu durumda Mahkemece; davacının mevsimlik işte çalışsa da, işe giriş tarihine göre yıllık izin süresinin belirlenmesine esas kıdemi dikkate alınarak, 1998 yılı için çalışılmayan süre bakımından Anayasal dinlenme hakkını kullanmasına imkan bulunmadığından, 1998 yılından emekli olduğu tarihe kadar hak kazandığı yıllık ücretli izin süresi belirlenmeli, kullanılan veya varsa fesihle birlikte ödenilen yıllık ücretli izin günleri mahsup edilmeli, kalan izin süresi var ise karşılığı ücrete karar verilmesi gerekmektedir. O halde, davacının 1998 yılından itibaren daimi kadroya geçene kadar da takvim yılı olarak bir yılın altında çalıştığı ve buna göre izne hak kazanamayacağı gerekçesi ile ve daimi kadroya geçtikten sonra da 1998 yılı esas alınarak bu süre içinde kullanmadığı yıllık izinler karşılığı ücret alacağının belirlenmeyerek, yıllık ücretli izin istemi talebinin reddine dair kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/3. fıkrası uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.05.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/2657, K. 2019/1076Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2016/2657 E.  ,  2019/1076 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 7. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.11.2015 tarihli ve 2014/647 E., 2015/704 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 03.03.2016 tarihli ve 2016/327 E., 2016/5457 K. sayılı kararı ile; "…1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı vekili, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı sebebe dayanmaksızın feshedildiğini belirterek bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili,davacının istifa ettiğini ve işverenden herhangi bir alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlık davalı işyerinde yapılan işin mevsimlik iş olup olmadığı bu bağlamda davacının yıllık izin ücreti alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Çalışmanın sadece yılın belirli bir döneminde sürdürüldüğü veya tüm yıl boyunca çalışılmakla birlikte çalışmanın yılın belirli dönemlerinde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler mevsimlik iş olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve işyerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları ve fakat yılın diğer dönemlerinde iş sözleşmelerinin, ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektirdiği işler mevsimlik iş olarak değerlendirilir. Dairemizce temyiz incelemesine tabi tutulan karar ile içerik olarak örtüşen çok sayıda kararın da temyiz incelemesi yapılmış olup davacı ile benzer işte çalışan işçilerin mevsimlik olarak çalıştıkları sonucuna varılmıştır. Bilindiği üzere mevsimlik işçilerin yıllık izne hak kazanmaları mümkün değildir. Ancak bu kuralın iki istisnası söz konusudur. İlk olarak eğer işçinin bir takvim yılı içerisinde 11 ayı (330 gün) aşan çalışması var ise yalnızca o yıl yıllık izne hak kazanır. İkinci olarak ise işin mahiyetine göre her yıl çalışma dönemi olarak belirlenen dönem (mevsim) dışında çalışma söz konusu ise o yıl ile kısıtlı çalışma süresi yıllık izin ücreti hesabında nazara alınır. Mahkemece tüm çalışma süresi aralıklı çalışma kabul edilerek yıllık izin ücretine hükmedilmiştir. Mahkemece yapılacak iş işyerindeki çalışma mevsimini belirleyip davacının mevsim dışında çalışması olan yıllardaki çalışma süreleri ile 11 ayı aşan çalışması olan yıllardaki çalışma sürelerini yıllık izin hesabında dikkate alarak karar vermektir. Eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizdir…" gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin iş sözleşmesinin sona erdiği tarihe kadar davalı işverene ait iş yerinde yıllarca mevsimlik işçi statüsü ile çalıştırıldığını, yaptığı iş, çalışma süreleri, iş yerinin nitelikleri gibi nedenlerle aslında hiçbir zaman mevsimlik işçi statüsüne uygun bir konumda olmadığını, işverenin dava dışı bazı sigara firmalarına tütün işleyerek sattığını, bu nedenle faaliyetlerinin mevsime göre değil talebe göre belirlendiğini, yılın her mevsiminde davalı iş yerinin faaliyetinin sürdüğünü, müvekkilinin sigorta hizmet dökümünün incelenmesinden de çalışma süresi içerisinde hemen hemen yılın her ayında işe başladığı gibi yılın her ayında çalışmasının sonlandığını ileri sürerek bir kısım işçilik alacakları yanında yıllık ücretli izin alacağının da davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacının davalı iş yerinde mevsimlik tütün/imalat işçisi olarak çalıştığını, hizmet döküm cetvelinden de görüleceği üzere davacının yıl içerisinde hiçbir dönemde 11 ayı geçen bir çalışması olmadığını, davacının mevsimlik işçi olduğunu ve mevsimlik işçi olması nedeniyle yıllık ücretli izne hak kazanmasının mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacı hamal olarak çalışmakta olup, taşıma-nakliye ve hamallık işlerinin herhangi bir mevsime bağlı bir iş olmaması, mevsimlik çalışmalarda olması gereken sezonun başladığına dair işe çağrı mektubu, gazete ilanı gibi davetlerin bulunmaması ve izah edilen diğer nedenlerden dolayı davacının yaptığı işin mevsimlik iş kriterlerine uymadığı ve aralıklı çalışma olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle talep konusu kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ve hafta tatili alacaklarının kabulüne, fazla çalışma alacağının ise reddine karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Mahkemece; önceki gerekçelere ilaveten herhangi bir yıl içinde çalışma süresi on bir ayın üzerine çıktığında, bundan sonra fiili çalışma süresine göre mevsimlik statüden vazgeçilmiş, taraflar arasında işçinin yıllık izin ücretine hak kazanacak şekilde sürekli ancak aralıklı çalışmasına dair bir sisteme geçilmiş olacağı, çalışmanın on bir ayın üzerine çıktığı hâllerde mevsimlik iş ilişkisinin dışına çıkıldığı kabul edilmekle daha sonraki çalışmalar on bir ayın altında olsa bile çalışmanın aralıklı olduğunun ve buna bağlı olarak yıllık izin hakkının doğduğu sonucuna varıldığı, askı döneminde davacıya ücret ödendiği savunulmadığına göre bu aylarda davacının izin kullandığının söylenemeyeceği, davacının iş yerinde mevsimlik çalışmanın dışına çıkıldığı tarihten itibaren aralıklı çalışmış olup bu çalışmaların toplam süresi üzerinden yıllık izne hak kazandığı kabul edildiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacı işçi bakımından davalı iş yerinde yapılan işin mevsimlik iş mi yoksa aralıklı çalışma mı olduğu, burada varılacak sonuca göre davacının yıllık ücretli izin alacağına hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. Dinlenme ve yıllık ücretli izin hakkı, iş hukukuna hakim olan işçinin korunması ilkesi çerçevesinde pek çok uluslararası belgede düzenlenmiş, 1982 Anayasası’nda ise “Sosyal ve Ekonomik Haklar” başlığı altında sosyal bir hak olarak kabul edilmiş ve güvence altına alınmıştır (Tulukçu, N. B.: İş Hukukunda Dinlenme Hakkı, Birinci Baskı, Ankara 2012, s. 234). 1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 50. maddesi, "Dinlenmek çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir." hükmünü içermektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu/Kanun) konuya ilişkin “Yıllık ücretli izin hakkı ve izin süreleri” başlıklı 53. maddesi uyarınca iş yerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez. Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanun’un yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz. Öte yandan, Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 12. maddesi; "4857 sayılı İş Kanunu’nun 53’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında sözü geçen ve nitelikleri yönünden bir yıldan az süren mevsim veya kampanya işlerinin yürütüldüğü iş yerlerinde devamlı olarak çalışan işçilerin yıllık ücretli izinleri hakkında bu yönetmelik hükümleri uygulanır." şeklindedir. Anılan düzenlemelerde açıkça öngörüldüğü üzere, niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara 4857 sayılı İş Kanunu’nun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanamaz. Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle mevsim ve kampanya işleri kavramlarının açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere iş hukuku mevzuatımızda iş kanunlarıyla mevsimlik işçilerin çalışma koşulları düzenlenmiş olmasına rağmen, mevsimlik işin tam bir tanımı yapılmadığı gibi hangi işlerin mevsimlik işler olduğu da açıkça belirtilmemiştir. Mevsimlik işlere ilişkin hükümler, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 29/7 ve 53/3.; aynı Kanun’un 60. maddesine dayanılarak çıkarılan Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 12.; 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanunun 4/f maddelerinde yer almaktadır. Bu hükümlerde mevsimlik işin tanımına yer verilmemiş ancak yılın herhangi bir devresinde çalışmaların yapıldığı, diğer zamanlarda yapılmadığı veya çalışmanın azaltıldığı iş yerleri tanımı yapılarak mevsimlik çalışanların yıllık izin haklarının bulunmadığı, ancak toplu iş sözleşmesi kapsamına alınabileceği hükme bağlanmıştır. Açıklanan bu düzenlemelerden de görüldüğü üzere, çalışmanın yılın belirli bir döneminde yoğunlaştığı iş yerlerinde yapılan işler, mevsimlik işler olarak tanımlanabilir. Mevsimlik iş öğretide de, yılın belli dönemlerinde faaliyetin yoğunlaştığı, diğer dönemlerinde azaldığı veya tamamen durduğu ve bu durumun yılın belli dönemlerinde tekrarlandığı işler olarak tanımlanmaktadır. Mevsimlik işler, faaliyetin sadece yılın belirli bir döneminde sürdürüldüğü veya tüm yıl boyunca çalışılmakla birlikte faaliyetin yılın belirli dönemlerinde yoğunlaştığı iş yerlerinde yapılan işler olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Mevsimlik işlerin özelliğini yılın belirli bir döneminde periyodik, düzenli olarak tekrarlanması oluşturur. Genellikle oteller, plajlar ve eğlence yerlerinde, gıda, inşaat, tarım ve ormancılık işkolunda mevsimlik iş sözleşmeleri yapılmaktadır (Süzek, S.: İş Hukuku, 18. Baskı, İstanbul 2019, s. 256). Nitekim mevsimlik işler, Hukuk Genel Kurulunun 13.11.2013 tarihli ve 2013/22-1170 E., 2013/1571 K.; 07.03.2012 tarihli ve 2011/9-755 E., 2012/117 K. ile 30.11.2011 tarihli ve 2011/9-596 E.,-2011/725 K. sayılı kararlarında da işin niteliğine ve yapısına göre yılın belirli dönemlerinde ortaya çıkan veya bu dönemlerde artan faaliyetlere uygun olarak çalışılan işler olarak tanımlanmıştır. Belirtilmelidir ki, çalışmaların mevsimlik iş olup olmadığının, işin ve iş yerinin özelliğine göre titizlikle irdelenmesi gereği de göz ardı edilmemelidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53/3. maddesi uyarınca mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmayacağından mevsimlik işçi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz. Hemen belirtmek gerekir ki, anılan Kanun'un 53/3. maddesindeki kural, nispi emredici kural olup işçi lehine bireysel iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesi ile yıllık ücretli izne ilişkin hükümler düzenlenebilir ve mevsimlik işçiler için yıllık izin hakkı tanınabilir. Yapılan iş mevsimlik değil, ancak işçi aralıklı çalıştırılmış ise mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Kanun koyucunun mevsimlik işte yıllık izin öngörmemiş olmasının temel gerekçesi, çalışılan süre itibarıyla dinlenme ihtiyacının ortaya çıkmamış oluşudur. Ne var ki, özellikle işçinin her yıl on bir (11) ay civarında çalıştırılması ve kısa bir askı süresinden sonra yeniden çalışmaya devam etmesi, diğer bir ifade ile yılın tamamına yakın bir bölümünde çalışılma hâlinde, anayasal temeli olan dinlenme hakkının tanınması gerekmektedir. On bir ayı aşan çalışmalarda ise, yılın kalan bölümünde dinlenme hakkının gereğinin yerine getirilmesi için gereken süre bulunmadığından, on bir ayı aşan çalışmalarda çalışma şeklinin mevsimlik iş olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu çeşit bir çalışmanın mevsimlik olarak değil, fasılalı (aralıklı) çalışma olması nedeniyle ve mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden, bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile işçinin izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Bununla birlikte mevsimlik işçi olarak çalıştığı tartışmasız olan bir işçinin, kimi çalışma dönemlerinde (takvim yılı içerisinde) çalışma süresinin on bir ayı aşması hâlinde ise, sadece on bir ayı aşan çalışmasının bulunduğu yıl ya da yıllar için yıllık izne hak kazanacağı, buna karşılık mevsimlik olarak çalıştığı diğer yıl ya da yıllar yönünden ise yıllık izne hak kazanamayacağı açıktır. Nitekim yılda on bir ay ve üzerinde çalışma olması durumunda o yılı takip eden tüm yıllar için değil sadece o yıl için işin mevsimlik olmadığı ve yıllık izne hak kazanılacağı HGK’nın 29.03.2017 tarihli ve 2015/22-1309 E., 2017/568 K.; 04.07.2018 tarihli ve 2015/(7)22-905 E., 2018/1325 K. ile 04.10.2018 tarihli ve 2018/(7)22-439 E., 2018/1409 K. sayılı kararları ile de aynen benimsenmiştir. Dosya kapsamından davalı işveren aleyhine davacı ile aynı ya da benzer işlerde çalışan çok sayıda işçi tarafından açılan ve Yargıtay incelemesinden geçen dosyalar bulunduğu görülmekle hukuki güvenlik ilkesi üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Hukuk devleti ilkesinin, bünyesinde yer alan alt ilkelerden birisi de "hukukî güvenlik" ilkesidir. Anayasa Mahkemesi birçok kararında “hukuki güvenlik ilkesi”nin hukuk devletinin unsurlarından biri olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkemeye göre hukuk devletinde hukuk güvenliğini sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Hukuki güvenlik ilkesi gereğince devletin, vatandaşların mevcut kanunlara olan güvenine saygılı davranması, bu güvenlerini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde bütün devlet faaliyetlerinin belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. Öte yandan, hukuk devleti, devlet ve insan faaliyetlerine yön veren, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan ilkeler bütünüdür. Devletin organ ve kurumları bakımından bu ilkeler birer sınırlama niteliği taşırken, vatandaşlar açısından hukuki güvenlik içinde yaşamanın araçları olarak işlev görmektedir. Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik”, hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilir. Genellik unsuru, hukukun özel kişi ya da durumlara değil, herkesi kapsayacak biçimde genel, soyut ve tarafsız, geçmişe uygulama yasağı çerçevesinde ileriye yönelik, kamuya açık kurallar üzerine inşa edilmesi anlamını taşır. Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır. Hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir. Hukuki güvenirlik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Buradaki asıl amaç hukuki barışın sağlanmasıdır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacı vekili, müvekkili işçinin yaptığı iş, çalışma süreleri, iş yerinin nitelikleri gibi nedenler dikkate alındığında mevsimlik işçi olmadığını ileri sürerek diğer işçilik alacakları yanında yıllık izin ücreti alacağının da tahsilini talep etmiş; davalı vekili ise davacı işçinin mevsimlik işçi olduğunu ve dolayısıyla yıllık izin ücretine hak kazanamayacağını savunmuştur. Mahkemece davacının aralıklı çalıştığı, mevsimlik işçi olmadığı gerekçesiyle yıllık izin ücreti alacağının kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; davacıya ait hizmet döküm cetveli incelendiğinde her takvim yılı içerisinde genellikle Ocak-Mayıs ayları arasında işe girişi olup, Ekim-Kasım-Aralık aylarında çıkışı yapıldığı görülmektedir. Ancak davacının giriş ve çıkışlar nedeniyle bu aylar arasındaki çalışması kesintisiz (aralıksız) değildir. Yine davacının genel olarak on bir ayı aşan çalışmalarının da olmadığı izlenmektedir. Dinlenen davacı tanıkları iş yerinde çalışan işçilerle ilgili olarak mevsim içerisinde sigorta kayıtlarının davalı şirket üzerinden gösterildiğini ancak mevsim dışı çalışma olduğunda sigorta kayıtlarının dava dışı alt işveren şirketler üzerinden gösterildiğini; davalı tanıkları ise davacının mevsimlik işçi olduğunu beyan etmişlerdir. Davacı ile davalı arasında bağıtlanan mevsimlik sürekli iş sözleşmeleri de ibraz edilmiştir. Öte yandan davacı ve davalı vekilleri yargılama aşamasında aynı işverene karşı aynı istemleri içeren İzmir İş Mahkemelerinde açılan çok sayıda dava bulunduğunu ve bu dosyaların Yargıtay denetiminden geçtiğini belirtmiş, ibraz edilen emsal kararlardan davacı ile benzer işte çalışan işçilerin mevsimlik işçi olarak çalıştıkları sonucuna varıldığı görülmüştür. Hâl böyle olunca, davalı işveren aleyhine İzmir İş Mahkemelerinde açılıp Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen ve davacı ile aynı ya da benzer işi yapan işçilere ait dosyalarda işin mevsimlik olduğu tespiti yanında davalı iş yerinin niteliği, davacının yaptığı iş ve tüm dosya kapsamından yapılan işin mevsimlik iş olduğu sonucuna varılmıştır. Mevsimlik işçilerin yıllık izne hak kazanması mümkün değilse de, işçinin bir takvim yılı içerisinde on bir ayı aşan çalışmasının bulunması hâlinde sadece o yıl için, işin mahiyetine göre her yıl çalışma dönemi olarak belirlenen dönem (mevsim) dışında çalışma var ise o yıl ile kısıtlı çalışma süresi yıllık izin ücreti hesabında dikkate alınır. O hâlde Mahkemece davacının tüm çalışma süresi aralıklı çalışma kabul edilerek yılık izin ücretine karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece yapılacak iş, iş yerindeki çalışma mevsimini tespit ederek davacının belirlenen mevsim dışında çalışması olan yıllardaki çalışma süreleri ile varsa on bir ayı aşan çalışması olan yıllardaki çalışma süreleri belirlenip, belirlenen bu süreler yıllık izin hesabında dikkate alınarak bir karar vermektir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının iş yerinde tahmil ve tahliye işlerinde hamal, depo aktarmacısı olarak çalışmaya başladığı, öncelikle yapılan işin niteliğinin mevsimlik olmadığı, davacının şahsi sicil dosyasında ve özellikle hizmet döküm cetveline göre sadece davalının aynı iş yerinde değil, değişik sicil numaralı iş yerlerinde de çalıştığı gibi aynı yıl içerisinde davalı ile alt işveren ilişkisi içinde olan alt işverenlerin işçisi olarak da çalıştığı, davacının aynı yıl olmasa bile takip eden yıllarda her ayda çalışması bulunduğu, Mahkemenin tespit ettiği gibi davacının işe giriş tarihleri yılın her ayına denk gelebildiği gibi, çıkış tarihlerinin de işe başlamasına göre yine belli bir mevsimlik dönemle sınırlı kalmaksızın son bulduğu, çalışmalarının yılın belli bir zamanına münhasır olmadığının anlaşıldığı, somut olayda maddi ve hukuki olgulara göre niteliği gereği mevsimlik olmayan taşıma işinde davacının baştan beri mevsimlik olarak çalışmadığı, askı hâli hiç olmadığı, ortada fasılalı çalışma bulunduğu, fasılalı çalışmalarda ise işçinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca tüm hizmet süresi birleştirilerek izne hak kazandığı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Sonuç olarak Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ 1. Yerel mahkeme ile Yüksek Özel Daire konusunda temel uyuşmazlık, davacı işçi bakımından davalı iş yerinde yapılan işin mevsimlik iş mi yoksa aralıklı çalışma mı olduğu, burada varılacak sonuca göre davacının yıllık ücretli izin alacağına hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin direnme gerekçesinde “davacı tanıklarının davacının depo aktarmacısı olarak çalıştığını beyan ettikleri, hizmet döküm cetvelindeki işe giriş tarihlerinin yılın her ayına denk gelebildiği, çıkış tarihlerinin de işe başlamasına göre yine belli bir mevsimlik dönemle sınırlı kalmaksızın son bulduğu, çalışmalarının yılın belli bir zamanına münhasır olmadığı, sezon dışına sarkan çalışmalarının olduğu, mevsimlik işin çağrı üzerine gidilen bir iş olup, davalı tarafından sunulan kayıtlar arasında davacının mevsim başında işe davet edildiğine dair bir çağrı, gazete ilanı bulunmadığı, davalı ile imzalanan “mevsimlik süreli hizmet akdi” başlıklı bir iş sözleşmesi var ise de, iş sözleşmesinde işin başlama ve bitiş tarihlerinin yazılı olmadığı, “… yılı imalat sezonu” açıklaması ile esasen süresi belirlenemeyen bir sözleme yapıldığının görüldüğü, hizmet döküm cetvelindeki işe giriş çıkış tarihleri dikkate alındığında, işin hangi mevsimde yapıldığı ve hangi periyodu kapsadığını anlamaya yarar şekilde her yıl aynı dönemi kapsar biçimde istikrarlı giriş çıkışların olmadığı, oysa mevsimlik işin, her yılın aynı dönemine denk gelen, belirlenebilir bir dönemine ait olup, davacının çalışma şekli incelendiğine bu netlikte bir tespit yapmanın mümkün olmadığı, davacı hamallık yapmakta olup, yapılan işin mevsime bağlı olmadığı, taşıma-nakliye ve hamallık işlerinin, herhangi bir mevsime bağlı olmaksızın, yılın her zamanı yapılabildiği, nitekim davacının işe alınış ve çıkarılış tarihlerinin de belli bir mevsime özgülenemediği, davacının işe giriş ve çıkış tarihlerindeki istikrarsızlık, çalışma dönemlerinin tanıklarca beyan edilen sezona uymaması, hamallık-taşıma işinin mevsime bağlı bir iş olmaması, mevsimlik çalışmalarda olması gereken sezonun başladığına dair işe çağrı mektubu, gazete ilanı gibi davetlerin bulunmaması ve yukarıda izah edilen diğer nedenlerden dolayı, davacının yaptığı işin mevsimlik iş kriterlerine uymadığı ve aralıklı çalışma olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. 3. Çoğunluk görüşü ile Özel Dairenin “çok sayıda kararın temyiz incelemesi yapıldığı, davacı ile benzer işte çalışan işçilerin mevsimlik olarak çalıştıkları sonucuna varıldığı, mevsimlik işçilerin yıllık izne hak kazanmalarının mümkün olmadığı ancak bu kuralın iki istisnasının bulunduğu, ilk olarak işçinin bir takvim yılı içerisinde 11 ayı (330 gün) aşan çalışması var ise yalnızca o yıl yıllık izne hak kazanacağı, ikinci olarak da işin mahiyetine göre her yıl çalışma dönemi olarak belirlenen dönem (mevsim) dışında çalışma sözkonusu ise o yıl ile kısıtlı çalışma süresinin yıllık izin ücreti hesabında dikkate alınacağı, Mahkemece tüm çalışma süresinin aralıklı çalışma kabul edilerek yıllık izin ücretine hükmedildiği, Mahkemece yapılacak işin iş yerindeki çalışma mevsimini belirleyip davacının mevsim dışında çalışması olan yıllardaki çalışma süreleri ile 11 ayı aşan çalışması olan yıllardaki çalışma sürelerini yıllık izin hesabında dikkate alarak karar vermek olduğu” yönündeki bozma gerekçesine itibar edilerek, yerel mahkemenin direnme kararı bozulmuştur. 4. Uyuşmazlığın tespiti için mevsimlik iş, fasılalı çalışma ve yıllık ücretli izin kavramlarına yer verilmesi gerekir. 4.1. Mevsimlik İş: Çalışmanın sadece yılın belirli bir döneminde yoğunlaştığı iş yerlerinde yapılan işler mevsimlik iş olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve iş yerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları ve fakat yılın diğer döneminde işçilerin iş sözleşmelerinin ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektiren işler mevsimlik iş olarak değerlendirilebilir. Mevsimlik işte çalışma hâlinde, iş sözleşmesi başlangıçta tektir ve çalışma dönemi dışında askıda olup, iş sözleşmesi iş görme ve ücret asli edimleri dışında diğer unsurları ile ayaktadır. Kısaca iş sözleşmesinin askı süresinde de devamından sözedilir. Mevsim sonunda iş sözleşmesi askıya alınmıştır. Ortada fesih yoktur. Mevsimlik işi, yıl içinde çalışılan süre değil, işin gerçekte mevsimlik olup olmadığı belirler. 4.2. Fasılalı çalışma, iş sözleşmelerine dayanan aynı işverenle aralıklı olarak yapılan ve geniş anlamda iş ilişkisinin hiç mevcut olmadığı, dolayısıyla çalışılmayan boş zamanlarla birbirinden ayrılmış ve her biri yeni bir iş sözleşmesiyle kurulmuş farklı çalışma sürelerinden oluşan bir çalışmadır. Fasılalı çalışmada birden fazla sözleşme vardır ve fasılalar arasında iş sözleşmesi feshedilmiş olup askı hali sözkonusu değildir. 4.3. Yıllık Ücretli İzin: Anayasal dinlenme hakkı olan yıllık ücretli izin ile ilgili 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53/1 maddesine göre “İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir”. Kanunu'nun 53/3 maddesi uyarınca, mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmaz. Bir başka anlatımla, mevsimlik işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak, yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz. Hemen belirtmek gerekir ki, 53/3. maddede ki kural, nispi emredici kural olup, işçi lehine bireysel iş sözleşmesi ya da Toplu İş Sözleşmesi ile yıllık ücretli izne ilişkin hükümler düzenlenebilir ve mevsimlik işçiler için yıllık izin hakkı tanınabilir. Diğer taraftan işçinin yıllık izne hak kazanmasında takvim yılı başlangıcı değil, işe girdiği tarih esas alınır. İşe girdiği tarihten itibaren, aralıklı da çalışsa bir yılı doldurduğunda, izne hak kazandığı kabul edilmelidir. Bir iş yerinde başlangıçta mevsimlik olarak çalıştırılan ve daha sonra devamlılık arzeden işte çalıştırılan işçinin, mevsimlik dönemdeki çalışması kıdeminde dikkate alınmasına rağmen, yıllık ücretli izinde dikkate alınmaz. Kısaca mevsimlik işte çalışan işçinin kıdemi ile izne hak kazanması farklı kabul edilmelidir. Bu nedenle işçinin mevsimlik dönemde geçen kıdemi, daha sonra izne hak kazandığı dönemde izin süresinin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Ancak bu olgu için işçinin mevsimlik çalıştığı belirtilen dönemde yapılan işin gerçekten mevsime bağlı olarak yapılması gerekir. Yapılan iş mevsimlik değil, ancak işçi aralıklı çalıştırılmış ise, mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden, bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile izne hak kazandığı kabul edilmelidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 54. maddesine göre ise; “Yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında işçilerin, aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştıkları süreler birleştirilerek göz önüne alınır. Şu kadar ki, bir işverenin bu Kanun kapsamına giren işyerinde çalışmakta olan işçilerin aynı işverenin işyerlerinde bu Kanun kapsamına girmeksizin geçirmiş bulundukları süreler de hesaba katılır(1. Fıkra). Bir yıllık süre içinde 55 inci maddede sayılan haller dışındaki sebeplerle işçinin devamının kesilmesi halinde bu boşlukları karşılayacak kadar hizmet süresi eklenir ve bu suretle işçinin izin hakkını elde etmesi için gereken bir yıllık hizmet süresinin bitiş tarihi gelecek hizmet yılına aktarılır (2. Fıkra). Fasılalı çalışmalar yıllık ücretli izin yönünden 4857 sayılı İş Kanunu 54. maddesi uyarınca feshin haklı veya haksızlığına bağlı olmaksızın birleştirilecektir. Aralıklı olarak kaç dönem çalışılmış olursa olsun, iş sözleşmelerinin sona erme nedeninin de bir önemi olmaksızın, yıllık izne esas süre toplam hizmet süresine göre tespit edilecektir. Aralıklı çalışmada sürelerin birleştirmesi açı­sından önem arz etmeyen bir diğer husus, dönemsel çalışma sürelerinin uzunluğudur. Daha açık bir deyişle, işçinin aynı işveren yanında ayrı iş sözleşmelerine dayanarak çalıştığı süreler, uzunluklarına bakılmaksızın yıllık izin açısından birleştirilerek göz önünde bulundurulur(Özkaraca, E. Aynı İşveren Yanındaki Aralıklı Çalışmalarda Yıllık Ücretli İzin Hakkı. Sicil İş Hukuku Dergisi. 2018 Sayı: 39 s: 90 vd). 4.4. İş Hukukunda istisnai hükümlerin dar yorumlanması: “İstisnai hükümlerin dar yorumlanması, maddi hukuka ilişkin bir yöntemdir. İstisnai, sınırlayıcı hükümler dar yorumlanırken, kural olan hükümlerin geniş yorumlanması esastır”. Yorum yapılırken, iş hukukunun işçileri koruyucu niteliğinin gözden kaçırılmaması gerekir. Yasa ile getirilen düzenleyici kuralların ve gerekse tarafların yani işçi veya hak sahipleri ile işveren arasındaki ilişkilere ait irade açıklamalarının yorumunda bu ilkenin ışığında hareket edilmesi zorunludur(1958 tarihli İçtihadı Birleştirme kararı: Y.İ.B.K, 27.05.1958 gün 1957/15 E, 1958/5 K. ,  Y. HGK. 25.1.1978. 10–3435 E. 23 K.). 5. Dosya içeriğine göre: Davacı davalı iş yerinde tahmil ve tahliye işlerinde hamal, depo aktarmacısı olarak çalışmaya başlamıştır. Öncelikle yapılan taşıma işinin niteliği mevsimlik değildir. Diğer taraftan davacının şahsi sicil dosyasında ve özellikle hizmet döküm cetveline göre sadece davalının aynı iş yerinde değil, değişik sicil numaralı iş yerlerinde de çalıştığı gibi aynı yıl içerisinde davalı ile alt işveren ilişkisi içinde olan alt işverenlerin işçisi olarak da çalıştırılmıştır. Keza hizmet döküm cetvelinde davacının aynı yıl olmasa (ki 2000 yılında tüm aylarda çalışması vardır) bile takip eden yıllarda her ayda çalışması bulunmaktadır. Mahkemenin tespit ettiği gibi “davacının işe giriş tarihleri yılın her ayına denk gelebildiği gibi, çıkış tarihlerinin de işe başlamasına göre yine belli bir mevsimlik dönemle sınırlı kalmaksızın son bulduğu, çalışmalarının yılın belli bir zamanına münhasır olmadığı” anlaşılmaktadır. 6. Somut bu maddi ve hukuki olgulara göre niteliği gereği mevsimlik olmayan taşıma işinde davacı baştan beri mevsimlik olarak çalışmamıştır. Askı hâli hiç olmamıştır. Ortada fasılalı çalışma vardır. Fasılalı çalışmalarda ise işçi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca tüm hizmet süresi birleştirilerek izne hak kazanacaktır. Çoğunluk görüşü ile fasılalı çalışmaların, süre kıstası ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun emredici hükümlerine ve istisnai hükümlerin dar yorumlanması ilkesine aykırı olarak mevsimlik iş kabul edilmesi isabetli olmamıştır. Anayasal hak olan ücretli izin hakkının bu şekilde kısıtlanması, hak ihlâline neden olmuştur. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.

Kıdeme Göre Asgari İzin Süreleri

4857 sayılı İş Kanunu m. 53, çalışma süresine göre kademeli bir asgari izin tablosu öngörmektedir. Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) çalışmış olanlara yılda en az on dört gün, beş yıldan fazla on beş yıldan az çalışmış olanlara en az yirmi gün, on beş yıl ve daha fazla çalışmış olanlara ise en az yirmi altı gün ücretli izin verilmesi zorunludur. Bu süreler asgari alt sınır olup sözleşmeyle artırılabilir ancak azaltılamaz.

Kanun bazı işçi grupları için ek güvence getirmektedir. On sekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz. Yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri ise kanuni asgari sürelere dörder gün eklenerek uygulanır; bu kural 6552 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle 4857 sayılı İş Kanunu m. 53'e eklenmiştir.

İşyeri Devrinde ve Alt İşveren Değişikliğinde Kıdem

İşyerinin devredilmesi halinde işçinin devreden işveren nezdinde geçen hizmet süresi kıdem hesabına dahil edilir; yıllık izin süresi bu toplam kıdeme göre belirlenir. Alt işveren değişikliği durumunda ise aynı işyerinde çalışmaya devam eden alt işveren işçilerinin yıllık ücretli izin süresi, aynı işyerinde çalıştıkları toplam süre dikkate alınarak hesaplanır. Asıl işveren, alt işveren çalışanlarının hak kazandıkları yıllık ücretli izin sürelerinin ilgili yıl içinde kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 56Kaynağı aç
Madde 56 – Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez. Bu iznin 53 üncü maddede gösterilen süreler içinde işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesi zorunludur. (Değişik üçüncü fıkra: 14/4/2016-6704/16 md.) Ancak, 53 üncü maddede öngörülen izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere bölümler hâlinde kullanılabilir. İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez. Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz. Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır. İşveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/6 md.) Alt işveren işçilerinden, alt işvereni değiştiği hâlde aynı işyerinde çalışmaya devam edenlerin yıllık ücretli izin süresi, aynı işyerinde çalıştıkları süreler dikkate alınarak hesaplanır. Asıl işveren, alt işveren tarafından çalıştırılan işçilerin hak kazandıkları yıllık ücretli izin sürelerinin kullanılıp kullanılmadığını kontrol etmek ve ilgili yıl içinde kullanılmasını sağlamakla, alt işveren ise altıncı fıkraya göre tutmak zorunda olduğu izin kayıt belgesinin bir örneğini asıl işverene vermekle yükümlüdür. Yıllık izin ücreti

İznin Kullanılma Biçimi ve Bölünmesi

İşçi her hizmet yılına ait iznini kural olarak o yılı izleyen hizmet yılı içinde kullanır; yıllık izin süresinde işçinin çalıştırılması yasaktır. İşverenin bölme yetkisi kısıtlıdır: 4857 sayılı İş Kanunu m. 56 uyarınca yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez ve kanunda gösterilen süreler içinde sürekli bir biçimde verilmesi zorunludur. Ancak tarafların anlaşması ile izin süresi, bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere bölümler hâlinde kullanılabilir.

İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan ücretli ya da ücretsiz izinler ile dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez. Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz.

Yıllık ücretli iznini işyerinin bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olan işçi, talepte bulunması ve belgelemesi koşuluyla gidiş-dönüş yol sürelerini karşılamak üzere işverenden toplam dört güne kadar ücretsiz izin isteyebilir; işveren bu izni vermekle yükümlüdür.

İşverenin İzin Planlama Yetkisi ve Dürüstlük Kuralı

İznin kullandırılma zamanını belirleme yetkisi işverene aittir; işveren iş yoğunluğunu, iş organizasyonunu ve diğer çalışanların izin durumunu gözetebilir. Bununla birlikte bu yetki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2'de düzenlenen dürüstlük kuralıyla sınırlandırılmıştır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. İşçiye uzun süre izin kullandırılmaması ya da izin taleplerinin haklı bir gerekçe olmaksızın sürekli reddedilmesi, yönetim hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Mevsimlik ve Aralıklı Çalışmada İzin Hakkı

Niteliği itibarıyla bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara 4857 sayılı İş Kanunu m. 53'ün yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz; bu istisna kanunda açıkça düzenlenmiştir. Mevsimlik işlerin temel özelliği yılın belirli bir döneminde periyodik ve düzenli olarak tekrarlanmalarıdır; hangi işlerin mevsimlik sayılacağı işin ve işyerinin özelliğine göre değerlendirilir.

Mevsimlik işçinin bir takvim yılı içinde on bir ayı aşan çalışması bulunması hâlinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluk kararlarında yalnızca o yıl için yıllık ücretli izne hak kazanılacağı kabul edilmiştir; on bir ayı aşan çalışmanın bulunduğu yıl ya da yıllar bu kapsama girer, mevsimlik olarak çalışılan diğer yıllar girmez. Öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2013/9-256, K. 2013/588 sayılı kararında on bir ayı aşan yılın ardından sonraki döneme ait yıllık ücretli izin süresi de belirlenmiştir; bu iki yaklaşım aynı konuda farklı sonuçlara ulaşmaktadır. Mevsim dışında çalışma yapılan yıllarda ise o yıla özgü ve mevsim dışı süreyle kısıtlı çalışma yıllık izin ücreti hesabında dikkate alınır. 2019 tarihli oy çokluğuyla verilen kararlar E. 2016/2656, K. 2019/1075 ve E. 2016/2657, K. 2019/1076 künyelerini taşımaktadır.

Yapılan iş gerçek anlamda mevsimlik değilse ancak işçi aralıklı olarak çalıştırılmışsa mevsimlik işten söz edilemez. Bu durumda aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde aralıklı çalışılan süreler 4857 sayılı İş Kanunu m. 54 uyarınca birleştirilerek değerlendirilir; bir yılı doldurmak koşuluyla işçi yıllık ücretli izne hak kazanır.

4857 sayılı İş Kanunu m. 53'teki mevsimlik işlere yönelik kısıtlama nispi emredici bir kural niteliği taşıdığından, bireysel iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesiyle mevsimlik işçiler için yıllık ücretli izin hakkı tanınabilir. Nitelikleri itibarıyla bir yıldan az süren mevsim veya kampanya işlerinin yürütüldüğü işyerlerinde devamlı olarak çalışan işçiler hakkında ise Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği m. 12 hükümleri uygulanır.

İş Sözleşmesi Sona Erince Kullanılmamış İzin Ücreti

İş sözleşmesi devam ettiği sürece yıllık izin hakkı yanmaz ve birikir; işveren ücret ödeyerek işçiyi izin kullanmaktan vazgeçiremez. İş sözleşmesi herhangi bir nedenle sona erdiğinde hak kazanılmış ancak kullanılmamış izin süreleri ücrete dönüşür. 4857 sayılı İş Kanunu m. 59 uyarınca bu alacak, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücret esas alınarak işçiye ya da hak sahiplerine ödenir; alacak sözleşmenin sona erdiği tarihte muaccel hale gelir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 59Kaynağı aç
Madde 59 – İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde 17 nci maddede belirtilen bildirim süresiyle, 27 nci madde gereğince işçiye verilmesi zorunlu yeni iş arama izinleri yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe giremez. İzinlere ilişkin düzenlemeler

İş sözleşmesi sona erdiğinde hak kazanılıp kullanılmayan izin günleri için ödeme yapılırken kullanılan veya fesihle birlikte ödenen izin günleri mahsup edilir.

İşveren tarafından yapılan fesihlerde ihbar bildirim süreleri ile 4857 sayılı İş Kanunu m. 27 kapsamında işçiye tanınması zorunlu yeni iş arama izni süresi, yıllık ücretli izin süreleriyle iç içe geçirilemez; bu iki hak birbirinden bağımsız olarak kullanılmak durumundadır.

Kullanılmamış yıllık izin ücretine ilişkin zamanaşımı, 4857 sayılı İş Kanunu m. 59 uyarınca iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar; sözleşme süresince izin hakkı zamanaşımına uğramaz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/15196, K. 2020/2079 sayılı kararında ise birden fazla çalışma dönemi varsa her dönemin zamanaşımı açısından ayrı ayrı değerlendirilemeyeceği, dönemler arasındaki zamanaşımı süresinin dolup dolmadığına bakılması gerektiği ortaya konulmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/15196, K. 2020/2079Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2017/15196 E.  ,  2020/2079 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI Davacı davalı iş yerinde çalışırken iş akdini 12.12.2008 tarihinde genel tatil çalışmalarının yıllık izinlerinin tam kullandırılmaması ve işçilik alacaklarının ödenmediği nedeniyle haklı feshettiğini iddia ederek kıdem ve yıllık izin alacağı talebinde bulunmuş, mahkeme bilirkişi raporuna itibar ederek birinci dönem çalışmasına ilişkin kıdem tazminatı ve yıllık izin alacağının zamanaşımına uğradığı, ikinci dönem çalışması açısından da izin alacağının zamanaşımına uğradığını ve davacının iş akdinin devamsızlık nedeniyle haklı olarak feshedildiği gerekçesiyle ikinci dönem kıdem tazminatının da reddine karar verilmiştir. Öncelikle mahkemenin iki dönem çalışmaya ilişkin zamanaşımı hesabı hatalıdır. Zamanaşımında her dönem ayrı ayrı değerlendirilemez. Dönemler arasındaki zamanaşımı süresinin dolup dolmadığına bakılır. İki dönem arasındaki boşluk yaklaşık 3 yıl olup, bu açıdan zamanaşımı söz konusu değildir. Ancak yıllık izin ücreti alacağı açısından fesih tarihi ile dava tarihi arasında 5 yıldan fazla süre geçtiğinden mahkemenin yıllık izin ücretine yönelik red kararı sonuç itibariyle yerindedir. Kıdem tazminatı açısından birinci döneme ilişkin zamanaşımı hesabı saptaması ile ikinci döneme ilişkin zamanaşımı hesabı saptaması ve ikinci döneme ilişkin fesih sebep ve şekline yönelik gerekçe yerinde değildir. Ancak, davacı iş akdini işçilik alacakları ödenmediği için haklı nedenle feshettiğini iddia etmiş ise de bu konuda hiçbir ispatı yoktur. Mahkemece davacının kıdem tazminatı talebinin davacının haklı fesih sebeplerini ispatlayamadığı gerekçesiyle reddi gerekirken ispat yükünü ters çevirerek işverenin haklı fesih gerekçesiyle reddi sonuca etkili görülmemiştir. Bu nedenlerle davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan mahkeme kararının yukarıdaki açıklama ve değiştirilmiş gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 12.02.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İzin Kayıt Yükümlülüğü ve İspat

Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığını ispat etmek kural olarak işverene aittir. İşveren bu yükümlülüğünü imzalı izin belgeleri, izin kayıt defteri veya yazılı personel kayıtlarıyla yerine getirir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 56 uyarınca işveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır. Yazılı belge ve kayıt bulunmaması halinde işçinin izinlerini kullanmadığı kabul edilebilir; tanık beyanı bu konuda tek başına yeterli görülmeyebilir. İzin kayıtlarının tutulmaması veya usulüne uygun düzenlenmemesi uyuşmazlık halinde işveren aleyhine sonuç doğurabilir ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında idari para cezasına yol açabilir.

İzin kullandırılmadığı gerekçesiyle iş sözleşmesini fesheden işçi ise bu iddiasını kendisi ispatlamak durumundadır. İspat yükünün paylaşımı bu iki durum arasında farklılaşmaktadır.

İzin Ücreti Hesabında Dikkate Alınan Ödemeler

İzin ücreti hesabında işçiye yapılan tüm ödemeler aynı şekilde değerlendirilmez. Süreklilik ve düzenlilik taşıyan ödemeler, örneğin her ay düzenli ödenen primler, ücret kapsamında kabul edilerek hesaba dahil edilebilir. Buna karşılık arızi ya da düzensiz nitelik taşıyan ödemeler bu hesabın dışında kalır.

Sık Sorulan Sorular

Yıllık izne hak kazanmak için kaç yıl çalışmak gerekir?

İşyerinde işe başlandığı günden itibaren deneme süresi de dahil olmak üzere en az bir yıl çalışmış olmak yeterlidir. Deneme süresinin kıdeme dahil edilmesi kanuni zorunluluktur; bu süreyi sözleşmeden çıkarmak mümkün değildir.

Kıdeme göre kaç gün yıllık izin kullanılabilir?

4857 sayılı İş Kanunu m. 53 kademeli bir asgari tablo öngörmektedir. Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) çalışanlara en az on dört gün, beş yıldan fazla on beş yıldan az çalışanlara en az yirmi gün, on beş yıl ve daha fazla çalışanlara ise en az yirmi altı gün izin verilmesi zorunludur. Bu süreler asgari düzeydir; iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle artırılabilir.

İş sözleşmesi sona erince kullanılmayan izinler ne olur?

İş sözleşmesi herhangi bir nedenle sona erdiğinde hak kazanılmış ancak kullanılmamış izin günleri ücrete dönüşür. 4857 sayılı İş Kanunu m. 59 uyarınca bu alacak sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücret esas alınarak ödenir. Kullanılan veya fesihle birlikte ödenen izin günleri mahsup edilir.

İş sözleşmesi devam ederken kullanılmayan izinler yanar mı?

Hayır. Sözleşme süresince kullanılmayan yıllık izinler birikir ve ortadan kalkmaz. İşçi ücret ödenerek izin kullanmaktan vazgeçirilemez; sözleşme devam ettiği sürece yıllık izin hakkı paraya çevrilemez.

Yıllık izin kullandırıldığını kim ispat eder?

Kural olarak ispat yükü işverene aittir. İşveren bu yükümlülüğünü imzalı izin belgeleri, izin kayıt defteri veya yazılı personel kayıtlarıyla karşılamak zorundadır. Yazılı belge bulunmaması halinde işçinin izinlerini kullanmadığı kabul edilebilir; tanık beyanı tek başına yeterli görülmeyebilir.

50 yaş ve üzerindeki işçiye en az kaç gün izin verilmesi gerekir?

On sekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz. Bu güvence 4857 sayılı İş Kanunu m. 53'ten kaynaklanmaktadır.

Yıllık izin bölünebilir mi?

4857 sayılı İş Kanunu m. 56 uyarınca yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez ve kanunda gösterilen süreler içinde sürekli olarak verilmesi zorunludur. Ancak tarafların anlaşması ile izin süresi, bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere bölümler hâlinde kullanılabilir.

Mevsimlik işçinin yıllık izin hakkı doğar mı?

Niteliği itibarıyla bir yıldan az süren mevsimlik işlerde çalışanlara 4857 sayılı İş Kanunu m. 53'ün yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bununla birlikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluk kararlarına göre, mevsimlik işçinin bir takvim yılı içinde on bir ayı aşan çalışması bulunuyorsa yalnızca o yıl için izin hakkı doğar. Bu eşiğin altında kalan yıllar kapsam dışında kalır. Yapılan iş gerçekte mevsimlik nitelik taşımıyor ancak işçi aralıklı çalıştırılıyorsa, aralıklı süreler birleştirilerek değerlendirilir ve bir yılı doldurması koşuluyla işçi izin hakkı kazanır.

İzin süresi içinde hastalanırsam o günler izinden sayılır mı?

İzin süresine rastlayan ve sağlık raporuyla belgelenen hastalık süresinin yıllık izinden sayılmayabileceği Yargıtay uygulamasında somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir. Bu sonuç otomatik olarak doğmaz; belgeleme koşulu aranır.

İzin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri nasıl değerlendirilir?

4857 sayılı İş Kanunu m. 56 uyarınca yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu