Türkiye'de uygulanan tıbbi müdahaleler sonucunda zarara uğrayan yabancı hastalar, tedaviden sonra ülkelerine dönmüş olsalar dahi Türk mahkemelerinde haklarını arayabilirler. Yabancı gerçek kişilerin Türk mahkemelerinde dava açabilmesi, davaya katılabilmesi veya icra takibi yapabilmesi için Türkiye'de ikamet etmesi veya tedavinin ardından Türkiye'de bulunması zorunlu bir şart değildir. Sağlık turizmi veya geçici seyahat kapsamında sunulan hizmetlerden doğan uyuşmazlıklarda adli ve idari yargı yolları yabancı hastaların başvurusuna açıktır.
Milletlerarası Yetki ve Teminat Yükümlülüğü
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 40. maddesi gereğince iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarına göre tayin edilir. Yabancılık unsuru taşıyan tüketici sözleşmelerinde ise 5718 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca tüketici, davasını kendi yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu yerdeki ya da karşı tarafın işyeri, yerleşim yeri veya mutad meskeninin yer aldığı yerdeki Türk mahkemelerinde açabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre tüketici sözleşmeleri hakkında tüketiciye karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme ise tüketicinin Türkiye'deki mutad meskeni mahkemesidir. Tüketici lehine öngörülen bu yetki sözleşmeyle kolayca bertaraf edilemez.
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 45Kaynağı aç
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 40Kaynağı aç
5718 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türk mahkemelerinde dava açması, davaya katılması ya da icra takibi yapması hâlinde, yargılama ve takip masrafları ile davalının olası zararlarını güvenceye almak amacıyla mahkeme tarafından takdir edilecek teminatın gösterilmesi kuraldır. Bununla birlikte kanunun açık hükmü gereğince mahkeme, dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancıyı karşılıklılık esasına göre bu teminattan muaf tutar.
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 48Kaynağı aç
Özel Sağlık Kuruluşları ve Vakıf Üniversitelerinde Yargı Yolu
Özel hastanelerin ve hekimlerin sunduğu tedavi hizmetlerinde hasta, ticari veya mesleki olmayan bir amaçla hareket ettiğinde tüketici, hastane ve hekim ise hizmet sunucusu sayılır. Bu sebeple özel hastanenin sunduğu tıbbi işlemlerden doğan uyuşmazlıklar kural olarak adli yargı kolunda yer alan tüketici mahkemelerinde görülür. Tüketici mahkemesi kurulmamış olan yargı çevrelerinde bu davalara tüketici mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar. Vakıf üniversitesi hastanelerinden ücret karşılığı alınan sağlık hizmetlerinde de hasta tüketici, hastane ise hizmet sağlayıcı kabul edilerek tüketici mahkemeleri görevli kabul edilebilmektedir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73/A maddesi uyarınca tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması kural olarak dava şartıdır. Kanun koyucu tüketici hakem heyetinin görevi kapsamındaki uyuşmazlıkları, bu heyet kararlarına yapılan itirazları, Kanun'un 73. maddesinin altıncı fıkrası ile 74. maddesinde sayılan davaları ve taşınmazın aynından doğan tüketici uyuşmazlıklarını arabuluculuk dava şartı kapsamı dışında tutmuştur. Ayrıca tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin on birinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz.
6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 73/AKaynağı aç
Kamu Hastanelerine Karşı İdari Başvuru ve Tam Yargı Davası
Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ile şehir hastanelerinin kamu sağlık hizmeti sunulan birimlerinde gerçekleştirilen tedavilerden doğan zararlar kural olarak kamu hizmetinin kötü, geç veya eksik işlemesi niteliğindedir. Bu durumlarda adli yargıda tüketici davası açılması yerine ilgili kamu idaresine karşı idari yargıda tam yargı davası açılması gerekir. Ancak kamu görevlisinin görevinden ayrılabilen tamamen kişisel fiilleri saklı tutulmuştur. Benzer biçimde devlet üniversitesine bağlı tıp fakültesi hastanelerinde sunulan sağlık hizmetinden doğan zararlar da idari yargının görev alanına girer ve dava ilgili üniversite tüzel kişiliğine karşı açılır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, idari eylem dolayısıyla menfaati zedelenen kişilerin dava yoluna gitmeden önce, eylemi öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve nihayetinde eylemin gerçekleştiği andan itibaren beş yıl içinde ilgili idari makama başvurarak zararın telafisini talep etmeleri şarttır. Söz konusu talebin idarece kısmen yahut tamamen reddedilmesi veya otuz günlük süre zarfında cevapsız bırakılması hâlinde, ret işleminin tebliğinden ya da cevap verilmemesiyle dolan otuz günlük sürenin bitiminden itibaren dava açma süresi başlar. İdari yargıda dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi kapsamında aksine özel bir hüküm yer almadıkça idare mahkemelerinde altmış gün olarak düzenlenmiştir. Görevli olmayan adli yargı merciinde açılan tam yargı davasının görev yönünden reddedilmesi durumunda ise idari yargıya taşınacak uyuşmazlıkta idareye ön başvuru şartı aranmaz. Davalı idarenin dava dilekçesinde yanlış belirtilmesi hâlinde dava doğrudan reddedilmeyip mahkemece gerçek hasmın tespit edilerek dilekçenin doğru mercie tebliğ edilmesi imkânı bulunmaktadır.
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Tıbbi Kusur, Komplikasyon Yönetimi ve Aydınlatılmış Onam
Hastanın tedavi risklerini içeren aydınlatılmış onam formunu imzalamış olması, hekimin standart dışı, özensiz veya teknik açıdan hatalı uygulamalarını hukuka uygun hâle getirmez. Bilgilendirilmiş onam, tıbbi kusura önceden verilmiş bir izin niteliği taşımaz. Tıbbi müdahale öncesinde aydınlatmanın gereği gibi gerçekleştirildiğini ve geçerli rızanın alındığını ispat yükü uygulamada sağlık hizmeti sunucusu üzerinde değerlendirilmektedir.
Tıbbi müdahale sırasında veya sonrasında gelişen bir durum başlangıçta öngörülebilir bir komplikasyon olsa dahi sürecin kusurlu yönetilmesi sorumluluk doğurabilir. Komplikasyonun zamanında fark edilmemesi, hastaya açıklanmaması, gerekli konsültasyonun yapılmaması, uygun tedavinin başlanmaması, hastanın erken taburcu edilmesi veya hastanın iletişim taleplerinin cevapsız bırakılması komplikasyon yönetiminde kusur teşkil edebilir ve hastane ile hekimin tazminat yükümlülüğünü gündeme getirebilir.
Estetik ameliyat, diş protezi, saç ekimi veya implant gibi belirli bir görünüm sonucunun ağırlık kazandığı tıbbi işlemlerde taraflar arasındaki ilişki eser sözleşmesine yaklaşabilmektedir. Bu nitelikteki uyuşmazlıklarda hekim ya da sağlık kuruluşunca vaat edilen sonucun kapsamı, hastaya gösterilen tanıtıcı görseller, reklamlar ve yazılı tedavi planı sorumluluğun sınırlarının belirlenmesinde önem taşır.
Uygulanacak Hukuk, Belgelerin Niteliği ve Zamanaşımı
5718 sayılı Kanun'un 26. maddesinde mesleki veya ticari olmayan gayelerle akdedilen tüketici sözleşmelerinde hukuk seçimi ve seçim yapılmadığı takdirde kanundaki şartlarla tüketicinin mutad meskeni hukukunun uygulanacağı düzenlenmiştir. Bununla birlikte aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca, paket turlar saklı kalmak kaydıyla taşıma sözleşmeleri ile tüketiciye hizmetin mutad meskeni dışındaki bir ülkede sunulmasının zorunlu olduğu sözleşmeler bu özel koruma kuralının dışında tutulmuştur. Tıbbi müdahaleye dayalı haksız fiil taleplerinde ise 5718 sayılı Kanun'un 34. maddesi gereğince kural olarak eylemin işlendiği yer hukuku, eylem ile zararın meydana geldiği yerler farklı ülkelerde ise zararın doğduğu ülke hukuku tatbik edilir; borcun başka bir ülkeyle daha sıkı ilişkili olması hâlinde bu hukuk uygulanabileceği gibi taraflar eylemin ardından hukuk seçimi de yapabilirler. Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukukun imkân tanıması hâlinde zarar gören, talebini doğrudan sorumlunun sigortacısına yöneltebilir. Ayrıca sağlık tesisleri ve aracı kuruluşların yükümlülükleri bakımından Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik düzenlemeleri dikkate alınır.
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 26Kaynağı aç
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 34Kaynağı aç
Tıbbi müdahaleden doğan haksız fiil tazminat taleplerinde zamanaşımı süresi, zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıldır. Tıbbi eylemin aynı zamanda daha uzun ceza zamanaşımına tabi bir suç oluşturması durumunda bu uzun ceza zamanaşımı süresi tazminat davasında da uygulanabilir. Yabancı ülkelerde düzenlenen epikriz, rapor veya fatura gibi belgelerin Türk mahkemelerinde delil olarak değerlendirilmesi için Türkçe tercümelerinin hazırlanması, resmî belgelerde ise düzenlendiği ülkeye göre konsolosluk tasdiki veya apostil şerhi alınması gerekebilir.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
Yabancı hasta ülkesine döndükten sonra Türk mahkemelerinde dava açabilir mi?
Evet, yabancı gerçek kişilerin dava açabilmesi için Türkiye'de ikamet etmesi veya tedaviden sonra ülkede bulunması gerekmez.
Özel hastaneye dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu mudur?
6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesi uyarınca tüketici mahkemelerindeki uyuşmazlıklarda kanunda sayılan istisnalar dışında arabulucuya başvuru dava şartıdır.
Kamu hastanesindeki hatalı tedaviye karşı hangi yargı yoluna başvurulmalıdır?
Kamu hastanelerindeki zararlar hizmet kusuru sayıldığından tüketici mahkemesinde değil, idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir; kamu görevlisinin kişisel fiilleri saklıdır.
Yabancı hasta dava açarken teminat yatırmak zorunda mıdır?
5718 sayılı Kanun'un 48. maddesi gereğince Türk mahkemelerinde dava açan yabancı kişilerden teminat gösterilmesi kuraldır; ancak mahkeme karşılıklılık esasına dayanarak yabancı davacıyı teminattan muaf tutar.
Onam belgesinin imzalanması hekimin kusur sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?
Hayır, aydınlatılmış onam tıbbi kusura önceden izin niteliği taşımaz ve hekimin standart dışı ya da özensiz müdahalelerini hukuka uygun kılmaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

