Yabancı Hastanın Türk Hastanesine Dava Açma Süreci

by Avukat Erdal Ersoy
Yabancı Hastanın Türk Hastanesine Dava Açma Süreci

Türkiye'de uygulanan tıbbi müdahaleler sonucunda zarara uğrayan yabancı hastalar, tedaviden sonra ülkelerine dönmüş olsalar dahi Türk mahkemelerinde haklarını arayabilirler. Yabancı gerçek kişilerin Türk mahkemelerinde dava açabilmesi, davaya katılabilmesi veya icra takibi yapabilmesi için Türkiye'de ikamet etmesi veya tedavinin ardından Türkiye'de bulunması zorunlu bir şart değildir. Sağlık turizmi veya geçici seyahat kapsamında sunulan hizmetlerden doğan uyuşmazlıklarda adli ve idari yargı yolları yabancı hastaların başvurusuna açıktır.

Milletlerarası Yetki ve Teminat Yükümlülüğü

Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 40. maddesi gereğince iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarına göre tayin edilir. Yabancılık unsuru taşıyan tüketici sözleşmelerinde ise 5718 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca tüketici, davasını kendi yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu yerdeki ya da karşı tarafın işyeri, yerleşim yeri veya mutad meskeninin yer aldığı yerdeki Türk mahkemelerinde açabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre tüketici sözleşmeleri hakkında tüketiciye karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme ise tüketicinin Türkiye'deki mutad meskeni mahkemesidir. Tüketici lehine öngörülen bu yetki sözleşmeyle kolayca bertaraf edilemez.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 45Kaynağı aç
MADDE 45 – (1) 26 ncı maddede tanımlanan tüketici sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, tüketicinin seçimine göre, tüketicinin yerleşim yeri veya mutad meskeni ya da karşı tarafın işyeri, yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu Türk mahkemeleri yetkilidir. (2) Birinci fıkra uyarınca yapılan tüketici sözleşmeleri hakkında tüketiciye karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, tüketicinin Türkiye’deki mutad meskeni mahkemesidir. Sigorta sözleşmesine ilişkin davalar
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 40Kaynağı aç
MADDE 40 – (1) Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder. Türklerin kişi hâllerine ilişkin davalar

5718 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türk mahkemelerinde dava açması, davaya katılması ya da icra takibi yapması hâlinde, yargılama ve takip masrafları ile davalının olası zararlarını güvenceye almak amacıyla mahkeme tarafından takdir edilecek teminatın gösterilmesi kuraldır. Bununla birlikte kanunun açık hükmü gereğince mahkeme, dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancıyı karşılıklılık esasına göre bu teminattan muaf tutar.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 48Kaynağı aç
MADDE 48 – (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. (2) Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar. Yabancı devletin yargı muafiyetinden yararlanamayacağı hâller

Özel Sağlık Kuruluşları ve Vakıf Üniversitelerinde Yargı Yolu

Özel hastanelerin ve hekimlerin sunduğu tedavi hizmetlerinde hasta, ticari veya mesleki olmayan bir amaçla hareket ettiğinde tüketici, hastane ve hekim ise hizmet sunucusu sayılır. Bu sebeple özel hastanenin sunduğu tıbbi işlemlerden doğan uyuşmazlıklar kural olarak adli yargı kolunda yer alan tüketici mahkemelerinde görülür. Tüketici mahkemesi kurulmamış olan yargı çevrelerinde bu davalara tüketici mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar. Vakıf üniversitesi hastanelerinden ücret karşılığı alınan sağlık hizmetlerinde de hasta tüketici, hastane ise hizmet sağlayıcı kabul edilerek tüketici mahkemeleri görevli kabul edilebilmektedir.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73/A maddesi uyarınca tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması kural olarak dava şartıdır. Kanun koyucu tüketici hakem heyetinin görevi kapsamındaki uyuşmazlıkları, bu heyet kararlarına yapılan itirazları, Kanun'un 73. maddesinin altıncı fıkrası ile 74. maddesinde sayılan davaları ve taşınmazın aynından doğan tüketici uyuşmazlıklarını arabuluculuk dava şartı kapsamı dışında tutmuştur. Ayrıca tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin on birinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 73/AKaynağı aç
MADDE 73/A- (Ek:22/7/2020-7251/59 md.) (1) Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Şu kadar ki, aşağıda belirtilen hususlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz: a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar (2) 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin onbirinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz. (3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları hâlinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Ancak belirtilen hâllerde arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre iki saatlik ücret tutarını geçemez. (4) Arabuluculuk faaliyeti sonunda açılan davanın tüketici lehine sonuçlanması hâlinde arabuluculuk ücreti, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir. Üretimin veya satışın durdurulması ve malın toplatılması

Kamu Hastanelerine Karşı İdari Başvuru ve Tam Yargı Davası

Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ile şehir hastanelerinin kamu sağlık hizmeti sunulan birimlerinde gerçekleştirilen tedavilerden doğan zararlar kural olarak kamu hizmetinin kötü, geç veya eksik işlemesi niteliğindedir. Bu durumlarda adli yargıda tüketici davası açılması yerine ilgili kamu idaresine karşı idari yargıda tam yargı davası açılması gerekir. Ancak kamu görevlisinin görevinden ayrılabilen tamamen kişisel fiilleri saklı tutulmuştur. Benzer biçimde devlet üniversitesine bağlı tıp fakültesi hastanelerinde sunulan sağlık hizmetinden doğan zararlar da idari yargının görev alanına girer ve dava ilgili üniversite tüzel kişiliğine karşı açılır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, idari eylem dolayısıyla menfaati zedelenen kişilerin dava yoluna gitmeden önce, eylemi öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve nihayetinde eylemin gerçekleştiği andan itibaren beş yıl içinde ilgili idari makama başvurarak zararın telafisini talep etmeleri şarttır. Söz konusu talebin idarece kısmen yahut tamamen reddedilmesi veya otuz günlük süre zarfında cevapsız bırakılması hâlinde, ret işleminin tebliğinden ya da cevap verilmemesiyle dolan otuz günlük sürenin bitiminden itibaren dava açma süresi başlar. İdari yargıda dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi kapsamında aksine özel bir hüküm yer almadıkça idare mahkemelerinde altmış gün olarak düzenlenmiştir. Görevli olmayan adli yargı merciinde açılan tam yargı davasının görev yönünden reddedilmesi durumunda ise idari yargıya taşınacak uyuşmazlıkta idareye ön başvuru şartı aranmaz. Davalı idarenin dava dilekçesinde yanlış belirtilmesi hâlinde dava doğrudan reddedilmeyip mahkemece gerçek hasmın tespit edilerek dilekçenin doğru mercie tebliğ edilmesi imkânı bulunmaktadır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

Tıbbi Kusur, Komplikasyon Yönetimi ve Aydınlatılmış Onam

Hastanın tedavi risklerini içeren aydınlatılmış onam formunu imzalamış olması, hekimin standart dışı, özensiz veya teknik açıdan hatalı uygulamalarını hukuka uygun hâle getirmez. Bilgilendirilmiş onam, tıbbi kusura önceden verilmiş bir izin niteliği taşımaz. Tıbbi müdahale öncesinde aydınlatmanın gereği gibi gerçekleştirildiğini ve geçerli rızanın alındığını ispat yükü uygulamada sağlık hizmeti sunucusu üzerinde değerlendirilmektedir.

Tıbbi müdahale sırasında veya sonrasında gelişen bir durum başlangıçta öngörülebilir bir komplikasyon olsa dahi sürecin kusurlu yönetilmesi sorumluluk doğurabilir. Komplikasyonun zamanında fark edilmemesi, hastaya açıklanmaması, gerekli konsültasyonun yapılmaması, uygun tedavinin başlanmaması, hastanın erken taburcu edilmesi veya hastanın iletişim taleplerinin cevapsız bırakılması komplikasyon yönetiminde kusur teşkil edebilir ve hastane ile hekimin tazminat yükümlülüğünü gündeme getirebilir.

Estetik ameliyat, diş protezi, saç ekimi veya implant gibi belirli bir görünüm sonucunun ağırlık kazandığı tıbbi işlemlerde taraflar arasındaki ilişki eser sözleşmesine yaklaşabilmektedir. Bu nitelikteki uyuşmazlıklarda hekim ya da sağlık kuruluşunca vaat edilen sonucun kapsamı, hastaya gösterilen tanıtıcı görseller, reklamlar ve yazılı tedavi planı sorumluluğun sınırlarının belirlenmesinde önem taşır.

Uygulanacak Hukuk, Belgelerin Niteliği ve Zamanaşımı

5718 sayılı Kanun'un 26. maddesinde mesleki veya ticari olmayan gayelerle akdedilen tüketici sözleşmelerinde hukuk seçimi ve seçim yapılmadığı takdirde kanundaki şartlarla tüketicinin mutad meskeni hukukunun uygulanacağı düzenlenmiştir. Bununla birlikte aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca, paket turlar saklı kalmak kaydıyla taşıma sözleşmeleri ile tüketiciye hizmetin mutad meskeni dışındaki bir ülkede sunulmasının zorunlu olduğu sözleşmeler bu özel koruma kuralının dışında tutulmuştur. Tıbbi müdahaleye dayalı haksız fiil taleplerinde ise 5718 sayılı Kanun'un 34. maddesi gereğince kural olarak eylemin işlendiği yer hukuku, eylem ile zararın meydana geldiği yerler farklı ülkelerde ise zararın doğduğu ülke hukuku tatbik edilir; borcun başka bir ülkeyle daha sıkı ilişkili olması hâlinde bu hukuk uygulanabileceği gibi taraflar eylemin ardından hukuk seçimi de yapabilirler. Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukukun imkân tanıması hâlinde zarar gören, talebini doğrudan sorumlunun sigortacısına yöneltebilir. Ayrıca sağlık tesisleri ve aracı kuruluşların yükümlülükleri bakımından Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik düzenlemeleri dikkate alınır.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 26Kaynağı aç
MADDE 26 – (1) Meslekî veya ticarî olmayan amaçla mal veya hizmet ya da kredi sağlanmasına yönelik tüketici sözleşmeleri, tüketicinin mutad meskeni hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgarî koruma saklı kalmak kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tâbidir. (2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olması hâlinde, tüketicinin mutad meskeni hukuku uygulanır. Tüketicinin mutad meskeni hukukunun uygulanabilmesi için; a) Sözleşme, tüketicinin mutad meskeninin bulunduğu ülkede, ona gönderilen özel bir davet üzerine veya ilân sonucunda kurulmuş ve sözleşmenin kurulması için tüketici tarafından yapılması gerekli hukukî fiiller bu ülkede yapılmış veya b) Diğer taraf veya onun temsilcisi, tüketicinin siparişini bu ülkede almış veya c) İlişkinin bir satım sözleşmesi olması hâlinde, satıcı tüketiciyi satın almaya ikna etmek amacıyla bir gezi düzenlemiş ve tüketici de bu gezi ile bulunduğu ülkeden başka ülkeye gidip siparişini orada vermiş, olmalıdır. (3) İkinci fıkradaki şartlar altında yapılan tüketici sözleşmelerinin şekline, tüketicinin mutad meskeni hukuku uygulanır. (4) Bu madde, paket turlar hariç, taşıma sözleşmeleri ve tüketiciye hizmetin onun mutad meskeninin bulunduğu ülkeden başka bir ülkede sağlanması zorunlu olan sözleşmelere uygulanmaz. İş sözleşmeleri
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 34Kaynağı aç
MADDE 34 – (1) Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tâbidir. (2) Haksız fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması hâlinde, zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır. (3) Haksız fiilden doğan borç ilişkisinin başka bir ülke ile daha sıkı ilişkili olması hâlinde bu ülke hukuku uygulanır. (4) Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukuk imkân veriyorsa, zarar gören, talebini doğrudan doğruya sorumlunun sigortacısına karşı ileri sürebilir. (5) Taraflar, haksız fiilin meydana gelmesinden sonra uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler. Kişilik haklarının ihlâlinde sorumluluk

Tıbbi müdahaleden doğan haksız fiil tazminat taleplerinde zamanaşımı süresi, zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıldır. Tıbbi eylemin aynı zamanda daha uzun ceza zamanaşımına tabi bir suç oluşturması durumunda bu uzun ceza zamanaşımı süresi tazminat davasında da uygulanabilir. Yabancı ülkelerde düzenlenen epikriz, rapor veya fatura gibi belgelerin Türk mahkemelerinde delil olarak değerlendirilmesi için Türkçe tercümelerinin hazırlanması, resmî belgelerde ise düzenlendiği ülkeye göre konsolosluk tasdiki veya apostil şerhi alınması gerekebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde
Yabancı hasta ülkesine döndükten sonra Türk mahkemelerinde dava açabilir mi?

Evet, yabancı gerçek kişilerin dava açabilmesi için Türkiye'de ikamet etmesi veya tedaviden sonra ülkede bulunması gerekmez.

Özel hastaneye dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu mudur?

6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesi uyarınca tüketici mahkemelerindeki uyuşmazlıklarda kanunda sayılan istisnalar dışında arabulucuya başvuru dava şartıdır.

Kamu hastanesindeki hatalı tedaviye karşı hangi yargı yoluna başvurulmalıdır?

Kamu hastanelerindeki zararlar hizmet kusuru sayıldığından tüketici mahkemesinde değil, idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir; kamu görevlisinin kişisel fiilleri saklıdır.

Yabancı hasta dava açarken teminat yatırmak zorunda mıdır?

5718 sayılı Kanun'un 48. maddesi gereğince Türk mahkemelerinde dava açan yabancı kişilerden teminat gösterilmesi kuraldır; ancak mahkeme karşılıklılık esasına dayanarak yabancı davacıyı teminattan muaf tutar.

Onam belgesinin imzalanması hekimin kusur sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Hayır, aydınlatılmış onam tıbbi kusura önceden izin niteliği taşımaz ve hekimin standart dışı ya da özensiz müdahalelerini hukuka uygun kılmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu