Vakıfların İktisadi İşletme Kurması ve İşletmesi

by Avukat Erdal Ersoy
Vakıfların İktisadi İşletme Kurması ve İşletmesi

Vakıflar, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca amacını gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve gelir temin etmek amacıyla iktisadi işletme kurabilir, şirket kurabilir ya da kurulmuş şirketlere ortak olabilir. Bu yetki, kanunda iki koşula bağlanmıştır: faaliyetin vakıf amacıyla ilişkili olması ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bilgi verilmesi.

5737 sayılı VAKIFLAR KANUNU m. 26Kaynağı aç
MADDE 26 – Vakıflar; amacını gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve vakfa gelir temin etmek amacıyla, Genel Müdürlüğe bilgi vermek şartıyla iktisadî işletme ve şirket kurabilir, kurulmuş şirketlere ortak olabilirler. Şirketler dahil iktisadî işletmelerden elde edilen gelirler vakfın amacından başka bir amaca tahsis edilemez. Kurucuların çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların kurduğu yahut paylarının yarıdan fazlasına bu nevi vakıfların sahip olduğu şirketlerin mal edinmeleri hakkında aynı vakıfların mal edinmelerini düzenleyen hükümler uygulanır. Genel Müdürlük; Cumhurbaşkanı kararıyla Genel Müdürlük ve mazbut vakıfların gelirleri ve akar malları ile iktisadî işletme veya şirket kurmaya yetkilidir. Şirket hisseleri ve hakların daha yararlı olanları ile değiştirilmesi, paraya çevrilmesi, değerlendirilmesi ve bunlara bağlı her türlü hakkın kullanılması ile ortaklık paylarına bağlı hakların kullanılması Genel Müdürlük tarafından yürütülür.[9] Sona eren veya dağıtılan yeni vakıfların mal ve hakları

Yasal Dayanak: Vakıflar Kanunu m. 26

5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 26. maddesi, vakıflara iki yoldan ekonomik faaliyete katılma imkânı tanımaktadır: yeni bir iktisadi işletme ya da şirket kurmak veya mevcut bir şirkete ortak olmak. Her iki yolda da Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bilgi verilmesi zorunludur. Kanunun öngördüğü yükümlülük izin almak değil, bildirimdir; bu bildirimin önceden mi yoksa sonradan mı yapılacağı, hangi sürede ve hangi belgelerle yerine getirileceği kanun metninin bu hükmünden anlaşılamamaktadır.

Vakfın Hukuki Niteliği ve Ekonomik Amaç Sınırı

Türk Medeni Kanunu'nun 101. maddesinin birinci fıkrası vakıfları, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları olarak tanımlamaktadır. Aynı maddenin dördüncü fıkrası ise Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını destekleme amacıyla vakıf kurulamayacağını düzenlemektedir. Öğretide vakıfların ekonomik amaçla kurulmasının vakfın bu hukuki niteliğiyle bağdaşmayacağı ileri sürülmektedir; bu, bağlayıcı bir yasal veya yargısal kaynağa değil, doktrinel bir değerlendirmeye dayanan bir görüştür.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 101Kaynağı aç
Madde 101- Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 17/4/2008 tarihli ve E.: 2005/14, K.: 2008/92 sayılı Kararı ile.) Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz. II. Kuruluş şekli

Türk Medeni Kanunu'nun 101. maddesinin ikinci fıkrası, bir malvarlığının bütününün, gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü gelirin ve ekonomik değeri olan hakların vakfedilebileceğini düzenlemektedir. Bu kapsamlı hükme dayanılarak kuruluş aşamasında bir iktisadi işletmenin vakfa tahsisinin mümkün olduğu değerlendirilmektedir; bu, madde metninin yorumuna dayalı bir görüştür. Nakit dışında tahsis edilen malvarlığı değerlerinin mahkeme yoluyla tespit ettirilmesi gerektiği belirtilmektedir; hangi mahkeme ve hangi usulün uygulanacağı bu düzenlemeden belirlenememektedir.

Gelirlerin Vakıf Amacına Özgülenmesi Zorunluluğu

Vakıflar Kanunu'nun 26. maddesi, şirketler dahil iktisadi işletmelerden elde edilen gelirlerin vakfın amacından başka bir amaca tahsis edilemeyeceğini açıkça düzenlemektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Yetkileri

Vakıflar Kanunu'nun 26. maddesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne Cumhurbaşkanı kararıyla Genel Müdürlük ve mazbut vakıfların gelirleri ve akar malları ile iktisadi işletme veya şirket kurma yetkisi tanımaktadır. Aynı madde, şirket hisselerinin daha yararlılarıyla değiştirilmesini, paraya çevrilmesini, değerlendirilmesini ve bunlara bağlı her türlü hakkın ile ortaklık paylarına bağlı hakların kullanılmasını Genel Müdürlük tarafından yürütüleceğini belirtmektedir. Bu hüküm, bağlamından anlaşıldığı kadarıyla mazbut vakıflara ve Genel Müdürlüğe özgü bir düzenlemedir; tüm vakıflar için genel kural niteliği taşımamaktadır.

Vakıf Faaliyetlerinin Denetimi

Türk Medeni Kanunu'nun 111. maddesinin birinci fıkrası uyarınca vakıflar; vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve gelirlerini amaca uygun harcayıp harcamadıkları yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetlenmektedir. Aynı fıkranın son cümlesine göre vakıfların üst kuruluşlarınca denetimi özel kanun hükümlerine tabidir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası ise 5737 sayılı Kanun ile mülga edilmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 111Kaynağı aç
Madde 111- Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıkları Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst kuruluşlarınca denetimi özel kanun hükümlerine tabidir. (Mülga ikinci fıkra: 20/2/2008-5737/80 md.) F. Yönetimin, amacın ve malların değiştirilmesi I. Yönetimin değiştirilmesi

Tacir Sıfatı ve Kamu Görevi İstisnası

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 16. maddesinin birinci fıkrası uyarınca amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar kural olarak tacir sayılmaktadır. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası bu kurala önemli bir istisna getirmektedir: gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi ister doğrudan ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmamaktadır. Gelirin yarısından fazlasının kamu görevi niteliğindeki işlere harcanıp harcanmadığının nasıl tespit edileceğine, hangi kalemlerin bu hesaba dahil edileceğine ve kamu görevi niteliğindeki işlerin kapsamına ilişkin ölçütler bu hükümde tanımlanmamıştır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 16Kaynağı aç
MADDE 16- (1) Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar. (2) Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar. III – Donatma iştiraki

Vergi Muafiyeti

4962 sayılı Kanun'un 20. maddesi, gelirlerinin en az üçte ikisini genel, katma veya özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan hizmetleri yerine getirmeyi amaç edinerek kurulan vakıflara Cumhurbaşkanı kararıyla vergi muafiyeti tanınabileceğini düzenlemektedir. Muafiyetten yararlanma koşulları ile muafiyetin kaybedilmesine ilişkin şart, usul ve esaslar Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Olağan denetimler sırasında veya yaptırılan özel denetimler sonucunda vergi muafiyeti tanınmasına ilişkin şartları yitirdiği tespit edilen vakıfların muafiyeti kaldırılabilmektedir. Vergi muafiyetinin vakfın işlettiği iktisadi işletmeyi kapsayıp kapsamadığı bu düzenlemeden açıkça anlaşılamamaktadır.

4962 sayılı BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE VAKIFLARA VERGİ MUAFİYETİ TANINMASI HAKKINDA KANUN m. 20Kaynağı aç
Madde 20 – Gelirlerinin en az üçte ikisini nev’i itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınabilir.[1] Bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir. Olağan denetimler sırasında veya yaptırılacak özel denetimler sonucunda vergi muafiyeti tanınmasına ilişkin şartları kaybettikleri tespit edilen vakıfların vergi muafiyetleri, birinci fıkrada öngörülen yöntemle kaldırılabilir.

Yabancı Uyruklu Vakıfların Kurduğu Şirketlerde Özel Kural

Vakıflar Kanunu'nun 26. maddesi, kurucularının çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların kurduğu ya da paylarının yarısından fazlasına bu tür vakıfların sahip olduğu şirketlerin mal edinmesinde, aynı vakıfların mal edinmesini düzenleyen hükümlerin uygulanacağını belirlemektedir. Atıf yapılan hükümlerin içeriği bu maddeden bağımsız olarak ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Sık Sorulan Sorular

Vakıf iktisadi işletme kurmak için izin almak zorunda mı?

Hayır. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 26. maddesi izin değil, bildirim yükümlülüğü öngörmektedir: vakfın Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bilgi vermesi gerekmektedir. Bildirimin hangi sürede ve hangi belgelerle yapılacağı kanun metninden belirlenememektedir.

İktisadi işletmeden elde edilen gelir başka amaçlara kullanılabilir mi?

Hayır. Vakıflar Kanunu'nun 26. maddesi, şirketler dahil iktisadi işletmelerden elde edilen gelirlerin vakfın amacından başka bir amaca tahsis edilemeyeceğini açıkça düzenlemektedir.

Ticari işletme kuran vakıf her durumda tacir sayılır mı?

Kural olarak tacir sayılır; ancak Türk Ticaret Kanunu'nun 16. maddesinin ikinci fıkrası önemli bir istisna getirmektedir. Gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, ticari işletmeyi doğrudan veya kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen bir tüzel kişi eliyle işletiyor olsalar dahi tacir sayılmamaktadır. Bu istisnadan yararlanabilmek için gelir eşiğinin sağlanmış olması gerekmekte; ancak hesaplamanın nasıl yapılacağına ilişkin ölçütler söz konusu hükümde belirlenmemiştir.

Vakıf vergi muafiyeti için hangi koşullar aranmaktadır?

4962 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca gelirlerinin en az üçte ikisini genel, katma veya özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan hizmetleri yerine getirmeyi amaç edinerek kurulan vakıflara Cumhurbaşkanı kararıyla vergi muafiyeti tanınabilmektedir. Muafiyetin ayrıntılı koşul ve esasları Maliye Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. Vergi muafiyeti şartlarını yitirdiği denetimler sonucunda tespit edilen vakıfların muafiyeti kaldırılabilmektedir.

Kuruluş aşamasında vakfa bir işletme tahsis edilebilir mi?

Türk Medeni Kanunu'nun 101. maddesinin ikinci fıkrası, ekonomik değeri olan haklar dahil geniş bir malvarlığı yelpazesinin vakfedilebileceğini düzenlemektedir. Bu hükme dayanılarak kuruluş aşamasında bir iktisadi işletmenin vakfa tahsisinin mümkün olduğu değerlendirilmektedir; bu, madde metninin yorumuna dayalı bir görüştür. Nakit dışında tahsis edilen malvarlığı değerlerinin mahkeme yoluyla tespit ettirilmesi gerektiği belirtilmektedir; hangi mahkeme ve hangi usulün uygulanacağı bu düzenlemeden belirlenememektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu