Usulsüz Tebligatı Şikayet Süresi ve Başvuru Yolları

by Avukat Erdal Ersoy
Usulsüz Tebligatı Şikayet Süresi ve Başvuru Yolları

İcra hukuku kapsamında tebligatın usulsüz yapılması durumunda şikayet süresi, borçlunun bu usulsüzlüğü öğrendiği tarihten itibaren 7 gündür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 16. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar saklı kalmak kaydıyla, icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı kanuna aykırılık veya olaya uygun bulunmama nedenleriyle öğrenme tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine şikayette bulunulması gerekir. Borçlunun kendisine gönderilen ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünü ileri sürmesi de İcra ve İflas Kanunu'nun 16/1. maddesi anlamında bir şikayet niteliğindedir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 16Kaynağı aç
Madde 16 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir. Şikayet üzerine yapılacak muameleler:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2257, K. 2021/916Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2257 E.  ,  2021/916 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "şikâyet" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, … 3. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin kabulüne ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Borçlu İstemi: 4. Borçlu vekili şikâyet dilekçesinde; müvekkili aleyhine … 7. İcra Dairesinin 2015/6382 E. sayılı dosyasında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız takipte ödeme emrinin 05.05.2015 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre muhtara teslim edilmek suretiyle tebliğ edildiğini, müvekkilinin 12.05.2015 tarihinde takibe itiraz ettiğini, takibe yasal süresinde itiraz edildiğinden takibin durduğu inancıyla hareket eden müvekkilinin takip işlemlerinin devam ettiğini öğrenince takip dosyasını incelediklerini ve takip dosyasındaki ödeme emri tebligat mazbatasında tebliğ tarihinin posta memuru tarafından sehven 04.05.2015 olarak yazıldığını gözlemlediklerini, 24.07.2015 tarihinde icra dairesine başvurarak müvekkilinin elindeki 05.05.2015 tarihini içerir tebligat zarfını ve PTT’nin web sitesinden alınan gönderi takibi sorgu çıktısını sunarak takibe süresinde itiraz edilmiş olması sebebiyle takibin durdurulmasını talep ettiklerini, icra memurunun tebliğ tarihleri arasında farklılığın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle taleplerini reddettiğini, ayrıca ödeme emrinin de müvekkiline usulsüz tebliğ edildiğini, posta memurunun muhatabın tebliğ anında adreste bulunmama sebebini gereğince araştırıp nerede olabileceğini tespit etmediğini, matbu kaşe ile yazılı şekilde komşunun imzadan imtina ettiği yazılı olsa da kimliğini tespit etmediğini, posta memurunun Tebligat Kanunu’nun aradığı “muhatabın adreste bulunmama sebebini tahkik ve tevsik" görevini yerine getirmeyerek savsakladığını, posta memurunun bu keyfi ve sorumsuz davranışını sürdürerek 05.05.2015 tarihinde mahalle muhtarına teslim ettiği tebliğ evrakına şaşırarak bir gün öncesinin yani 04.05.2015 tarihini yazdığını ileri sürerek şikâyetin kabulü ile takibe süresinde itiraz edilmiş olmasına rağmen takibin durdurulmasına yönelik taleplerinin reddine ilişkin icra memurluk işleminin kaldırılmasına ve tebliğ tarihinin tespiti ile takibin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı Cevabı: 5. Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; tebligat mazbatası üzerinde yazan tarihin aksinin aynı nitelikteki kesin bir delille ispatlanması gerektiğini, şikâyet dilekçesine eklenen belgelerin bu nitelikte olmadığını, ayrıca PTT’nin web sitesindeki sorgulama ekranına göre tebliğ tarihinin 06.05.2015 olduğunu, şikâyetin usulsüz tebligatın varlığının öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içinde ileri sürülmesi gerektiğini, borçlunun itiraz dilekçesini dosyaya sunduğu tarih öğrenme tarihi olarak kabul edilse dahi 7 günlük şikâyet süresinin geçtiğini savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. … 3. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 07.08.2015 tarihli ve 2015/500 E., 2015/450 K. sayılı kararı ile; somut olayda tebliğ memurunun muhatabın kapısının kapalı olması nedeniyle ismini vermeyen komşusundan muhatabın dışarıda olduğunu öğrenmiş ise de geri dönüp dönmeyeceğini, adresinden geçici süre için ayrılıp ayrılmadığını tespit etmediğinden ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğu, borçluya çıkartılan ödeme emri tebligatının muhataba verilmek üzere muhtara bırakılan tebliğ evrakına tebliğ tarihi 05.05.2015 olarak kaşe ile basıldığı, ayrıca PTT'nin resmî internet sitesinde yapılan gönderi takibinde de teslim tarihinin 05.05.2015 yazıldığı, borçlunun kendisine teslim edilen ödeme emri tebligatındaki 05.05.2015 tarihine itibar ederek icra dosyasına borca itiraz dilekçesini vekili aracılığıyla 12.05.2015 tarihinde verdiği gerekçesi ile şikâyetin kabulü ile ödeme emrinin 05.05.2015 tarihinde tebliğ edildiğinin tespitine dosya üzerinden karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 10.02.2016 tarihli ve 2015/26947 E., 2016/3330 K. sayılı kararı ile; “…Alacaklının, genel haciz yoluyla başlattığı ilamsız icra takibinde, borçlunun, ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek ödeme emri tebliğ tarihinin düzeltilmesi talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Borçlunun kendisine gönderilen ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürmesi, İİK'nun 16. maddesi anlamında bir "şikayet" olup, aynı maddenin 1. fıkrası gereğince borçlunun bu şikayetini, işlemi öğrenme tarihinden itibaren 7 günlük sürede icra mahkemesine yapması gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 05.06.1991 tarih ve 1991/12-258 Esas – 1991/344 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, seçilen takip şekline göre, borçlunun, icra dairesine itiraz etmesinden ayrı olarak yedi günlük şikayet süresi içinde tebliğ tarihinin düzeltilmesi için icra mahkemesine başvurması zorunludur. Somut olayda borçlunun, şikayet dilekçesinde, ödeme emrine dair tebligatın 05.05.2015 tarihinde yapıldığını beyan ettiği, icra dairesine ise 12.05.2015 tarihinde itiraz ettiği görülmekte olup, 05.08.2015 tarihinde icra mahkemesine yaptığı başvurunun, İİK'nun 16/1. maddesinde öngörülen yedi günlük süreden sonra olduğu anlaşılmaktadır. O halde mahkemece şikayetin süre aşımından reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. … 3. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 01.12.2016 tarihli ve 2016/798 E., 2016/982 K. sayılı kararı ile; borçluya gönderilen ödeme emri tebligatında tebliğ tarihinin kaşe ile 05.05.2015 olarak basıldığı, PTT'nin web sitesinde yapılan kontrolde ve alınan çıktıda ödeme emri tebliğ tarihinin 06.05.2015 yazıldığı, borçlu vekili tarafından 12.05.2015 tarihinde yani yasal 7 günlük süre geçmeden borca itiraz dilekçesinin icra dosyasına sunulduğu, borçlu vekili itiraz dilekçesini sunduğunda itirazın süresinde yapıldığını düşünerek ayrıca icra mahkemesine tebligatın usulsüzlüğüne ilişkin şikâyette bulunmadığı, borçlu vekilinin icra dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinden sonra icra dosyasına dönen ödeme emri tebligatında tebliğ tarihinin 04.05.2015 olarak yazıldığı, icra dairesince 21.05.2015 tarihinde borca itirazın yasal 7 günlük süre içinde yapılmadığından bahisle takibin durdurulması talebinin reddine karar verildiği, bu kararın borçluya veya vekiline tebliğ edilmediği, borçlunun itirazının süresinde olmadığını ve takibin durdurulmayarak kesinleştiğini maaşına haciz konulması ile öğrendiği, borca itirazını süresi içinde yaptığını düşünen borçlu vekilinin icra mahkemesine tebligatın usulsüz tebliğ şikâyetinde bulunacağının düşünülemeyeceği, borçlunun maaşına haciz konulduktan sonra hakkındaki takibin kesinleştiğini ve ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini öğrendikten sonra yasal 7 günlük süre içinde icra mahkemesine başvurduğu, ödeme emri tebliğinin Tebligat Kanunu’nun 20, 21 ve özellikle Tüzüğün 28. maddesi uyarınca usulsüz olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; borçlunun usulsüz tebliğ şikâyetinin süre aşımından reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 33. maddesi gereğince hukuki tavsif (niteleme) ve uygulanacak Kanun maddesinin tespiti hâkime aittir. Ayrıca HMK'nın 119. maddesinde dava sebebi olarak hukukî sebepler değil maddi vakıalar esas alınmıştır. İcra mahkemesi tarafların dilekçelerinde ileri sürdükleri maddi vakıalarla bağlıdır; ancak başvuranın bu bağlamda yapmış olduğu hukuksal nitelendirmelerle bağlı değildir. 13. Tarafların ileri sürmüş olduğu maddi vakıaların hukukî nitelendirmesini yapmak yani somut olay ya da ilişki bağlamında işlerlik kazanacak hukuk kurallarını araştırıp bulup uygulamasını gerçekleştirmek, hâkim tarafından kendiliğinden yerine getirilmesi gereken bir görevdir (HMK'nın 33. maddesi). Somut olaya uygulanacak olan hukuk kuralları, dava sebebinden tümüyle farklı bir kavram olan hukukî sebebi oluşturur (Tanrıver, S.; Medeni Usul Hukuku C. 1. … 2016, s. 480-483). 14. Somut olayda alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız takipte (7) örnek nolu ödeme emrinin borçluya Tebligat Kanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrasına göre tebliği üzerine borçlunun vekili aracılığıyla 12.05.2015 tarihinde icra dairesine verdiği dilekçesi ile ödeme emrine itiraz ettiği, icra dairesinin 21.05.2015 tarihli işlem ile borçluya ödeme emrinin 04.05.2015 tarihinde tebliğ edildiği, itiraz dilekçesinin ise 12.05.2015 tarihinde verildiği, İİK’nın 62. maddesi gereğince ödeme emrine itiraz süresinde olmadığından takibin İİK’nın 62 ve 66. maddeleri gereğince durdurulması talebinin reddine karar verildiği, alacaklı vekilinin 22.05.2015 tarihinde haciz talep ettiği, borçlu vekilinin 24.07.2015 tarihinde icra dairesine başvurarak ödeme emrinin 05.05.2015 tarihinde tebliğ edildiğini, PTT’nin web sitesinde kayıtlara göre tebligatın 06.05.2015 tarihinde muhtara Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre teslim edildiğini belirterek itirazın süresinde yapıldığının kabul edilmesini talep ettiği, icra dairesince 24.07.2015 tarihli işlemle borçlu tarafta kalan tebligat parçasındaki tarih veya PTT’nin web sitesindeki sorgulamada yazan tarihin değerlendirilmesinin yargılamayı gerektirdiği gerekçesi ile talebin reddine karar verildiği, borçlu vekilinin 05.08.2015 tarihinde şikâyet yolu ile icra mahkemesine başvurarak ödeme emri tebligat mazbatasında tebliğ tarihinin posta memuru tarafından sehven 04.05.2015 tarihi olarak yazıldığını, ödeme emri tebliğ tarihinin 05.05.2015 olduğunu, ayrıca ödeme emrinin de usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek şikâyetin kabulü ile takibe süresinde itiraz edilmiş olmasına rağmen takibin durdurulmasına yönelik talebin reddine ilişkin icra dairesinin 24.07.2015 tarihli işleminin kaldırılmasına ve tebliğ tarihinin tespiti ile takibin durdurulmasına karar verilmesini talep ettiği, icra mahkemesince istemin ödeme emri tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 05.05.2015 tarihi olarak düzeltilmesine ilişkin usulsüz tebliğ şikâyeti şeklinde nitelendirildiği görülmektedir. 15. Borçlu vekilinin icra mahkemesine başvurusu bu hâli ile usulsüz tebliğ şikâyeti olmayıp, ödeme emrinin gerçek tebliğ tarihinin tespitine ilişkin şikâyettir. Borçlunun bu şikâyeti İİK'nın 16. maddesinin 2. fıkrasına göre bir hakkın yerine getirilmemesi ile ilgili olduğundan süresiz şikâyete tâbidir. Yapılması gereken … gerçek tebliğ tarihinin tespit edilerek, borçlunun 12.05.2015 tarihinde icra dairesine yaptığı itirazın süresinde olup olmadığının belirlenmesinden ibarettir. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki Tebligat Kanunu’nun 21. maddesinin 1. fıkrasına göre yapılan tebligatlarda (2) nolu ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. 16. Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliği tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi hâlinde bunun tahkik şeklini ve yöntemini göstermemiştir. Mahkemece, her somut olayın özelliği, oluş şekli, gerçekleşen maddi olgular en ufak ayrıntılarına kadar göz önünde bulundurup iddia tahkik edilmelidir. Hukuk Genel Kurulunun 07.04.1982 tarihli ve 1377 E., 337 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir. 17. Somut olayda icra mahkemesince yapılan incelemede PTT’nin web sitesinden alınan bilgi amaçlı olan kayıtlara itibar edilerek şikâyetin kabulüne karar verilmiş ise de bu kayıtlar resmî kayıt olmadığından, bu kayıtlara göre sonuca gidilmesi mümkün değildir. O hâlde mahkemece ilgili PTT müdürlüğünden şikâyet konusu tebligat ile ilgili kayıtlar getirtilerek, alınacak cevaba göre ödeme emrinin gerçek tebliğ tarihinin tespit edilmesine ilişkin şikâyet hakkında bir karar verilmesi gerekir. 18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; borçlunun isteminin usulsüz tebliğ şikâyeti olmayıp, ödeme emrinin gerçek tebliğ tarihinin tespiti olarak nitelendirilmesi gerektiği, ödeme emri tebligat parçası üzerinde tebliğ tarihi 04.05.2015 olarak görülmekte ise de bunun maddi gerçekliğe aykırı olduğu, muhtara teslim tarihinin 05.05.2015 olup, 2 nolu ihbarın kapıya yapıştırılma tarihinin 04.05.2015 olamayacağı, ödeme emrinin 05.05.2015 tarihinde tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, mahkemece yapılan incelemenin yeterli olduğu gerekçesi ile direnme kararının bu değişik gerekçe ile onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 19. Hâl böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 06.07.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

Tebligat Usulsüzlüğü ve Öğrenme Tarihinin Belirlenmesi

7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi hükmü uyarınca, tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatap tebliğe muttali olmuşsa tebligat geçerli sayılır ve muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi tebliğ tarihi kabul edilir. Usulsüz tebligat iddiasıyla tebliğ tarihinin öğrenme tarihine göre düzeltilmesi talebi, borçlunun icra dairesine yapacağı itirazdan ayrı bir usul işlemi olup öğrenme tarihinden itibaren yedi günlük kanuni şikayet süresi içerisinde icra mahkemesine yöneltilmelidir.

7201 sayılı TEBLİGAT KANUNU m. 32Kaynağı aç
Madde 32 – Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur. Resmi ve adli tatil günlerinde tebligat:

Tebligat Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan tebligatlarda iki numaralı ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Ancak muhatabın bilinen en son adresine tebligat çıkarılıp bila tebliğ iade edilmeden doğrudan adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi uyarınca tebligat yapılması işlemi usulsüz kılar. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/27980, K. 2013/36710 sayılı kararında belirtildiği üzere, Tebligat Kanunu'nun 10/2. maddesi gözetilmeksizin doğrudan 21/2. maddeye göre tebligat çıkarılması halinde işlem usule aykırı hale gelir ve Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca tebliğ tarihinin borçlunun bildirdiği öğrenme tarihine göre düzeltilmesi gerekir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2013/27980, K. 2013/36710Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2013/27980 E.  ,  2013/36710 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 20/03/2013 NUMARASI : 2013/19-2013/236 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Borçlu ödeme emri tebligatının usulsüz olduğunu, takip alacaklısının kişiliğinin bolunmadığını ve borcunun bulunmadığını iddia ederek takibin iptalini talep ettiği,mahkemce tebligatta usulsüzlük bulunmadığı mernis adresine yapıldığı gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği görülmüştür. 2709 Sayılı 1982 Anayasası'nın Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36. maddesine göre; '' Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.'' 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun Bilinen Adreste Tebligat başlıklı 10/1. maddesine göre ''Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir.'', 11.01.2011 tarihinde 6099 Sayılı Kanunun 3.maddesiyle eklenen 10/2.maddesine göre; '' Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.''. Aynı yasanın Tebliğ İmkansızlığı Ve Tebellüğden İmtina başlıklı 21. maddesine 6099 Sayılı Kanunun 5.maddesiyle eklenen 21/2.maddesine göre;'' Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.'' Aynı yasanın Usulüne Aykırı Tebliğin Hükmü başlıklı 32.maddesine göre ''Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.'' Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in Bilinen Adreste Tebligat başlıklı 16/2.maddesine göre ''Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. 6099 Sayılı Kanunun genel gerekçesinde; ''… Uygulamada yaşanan sorunları önlemek üzere Tasarıda yer verilen en önemli değişiklik, 25/4/2006 tarihli ve 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununda kabul edilen "adres kayıt sistemi"nin Tebligat Kanununa intibakının sağlanmasıdır. Hatta bu yolla, bazen on-onbeş tebligatla dahi sonuç elde edilemeyen durumlarda (ilânen tebligatın gerektirdiği istisnaî hâller hariç), en fazla iki veya üç tebligatla sorun çözülebilecektir. Tebligat Kanunun 10.maddesine ek fıkra eklenmesiyle ilgili 6099 Sayılı Kanunun 3.maddesinin gerekçesinde '' Tebligat Kanununun 10. maddesine eklenen ikinci fıkra ile tebligata ilişkin sorunların belki de en önemli kısmının çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. ..Yapılan yeni düzenlemeyle, önce yine bilinen en son adrese tebligat yapılacaktır. Böylelikle, muhataba daha kolay ulaşılabilecek bir adres biliniyorsa oraya tebligat yapılması imkânı açık tutulmuştur. Ancak, tebligatın yapılmasını isteyenin veya tebligatı çıkartan makamın bildirdiği adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın 5490 Sayılı Kanuna göre adres kayıt sistemindeki adresi bilinen son adresi olarak kabul edilerek, tebligat buraya yapılacaktır. Hiç kimse, adres değişikliğini bildirmemek suretiyle ihmali veya adresini belirsiz hâle getirecek kötü niyetli davranışlarıyla hak elde etmemelidir. Hukuk düzeni, kişinin açık ihmal veya kötü niyetini korumaz. Adres kayıt sistemi dışında ayrıca bir adres araştırması yapılmayacaktır. Bu açıdan, adres kayıt sistemindeki adres, başkaca araştırma yapılmasını gerekli kılmayan son adres olarak kabul edilmiştir. Bu durumda, ne tebligatı çıkartan merciin ne de posta memurunun başkaca bir adres araştırması yapmasına gerek bulunmamaktadır.Adres kayıt sistemiyle ilgili olarak yapılan bu düzenlemenin sonucu olarak gereksiz zaman, işgücü ve maddî kaybın önüne geçmek için, bilinen adrese yapılan tebligatın karşılıksız kalması halinde adres kayıt sistemindeki adrese yapılan tebligatın geçerli sayılacağı kabul edilmiştir. ''21. maddeye ek fıkra eklenmesiyle iligi 4. maddesinde; '' Tebligat Kanununun 21. maddesi çok sık uygulanan bir hükümdür. Bu maddede, muhatap veya kendisine tebliğ yapılabilecek kimselerden hiçbiri tebliğ adresinde bulunmaz veya bulunduğu hâlde tebellüğden imtina ederse, hangi yolun izleneceği belirtilmiştir. Bu durumda maddenin birinci fıkrasındaki yol izlenerek tebligat yapılacaktır. Bu maddeye ikinci fıkra eklenmiş, eklenen fıkrayla adres kayıt sistemindeki adrese tebligat yapılması hâlinde izlenecek yöntem belirtilmiştir. Zira, 10. maddede yapılan değişiklikle birlikte, bilinen en son adrese çıkartılan tebligattan sonuç alınamazsa, adres kayıt sistemindeki adres esas alınacak, başkaca araştırma yapılmadan tebligat o adrese yapılacaktır.''denilmiştir. Tebligat Kanunu'nun 10.maddesine eklenen ikinci fıkrasında gerçek kişilere yapılacak tebligatla ilgili olarak iki aşamalı bir yol benimsenmiştir. Muhatabın adresi takip alacaklısı (veya davacı) tarafından bildirilecek ve normal tebligat çıkarılacaktır. İlk defa bildirilen adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi veya başka bir adresi olması arasında fark bulunmamaktadır.Her iki adreste Tebligat Kanununun 10/1.maddesi kapsamında bilinen adrestir. Bildirilen adrese çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre çıkarılacaktır. Tebligat Kanunu'nun 10/2 ve 21/2. maddelerini farklı şekilde yorumlayarak muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine başka adresi bilinmiyor diyerek doğrudan doğruya 21/2. maddesine göre tebligat çıkartılması doğru olmaz. Bu davaranış Anayasanın 36. maddesine aykırı olur ve muhatabın savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir. Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesi aynı zamanda özünde cezalandırmayı da amaçlayan bir düzenleme içermektedir. Yasa koyucu 5490 Sayılı Kanuna göre doğru adresini zamanında Nüfus Müdürlüğü'ne bildirmeyen vatandaşı cezalandırmak amacını gütmüştür. Tebligat yasasının dar yorumlanması geçerli bir mazereti nedeniyle yeni adresini zamanında Nüfus Müdürlüğü'ne bildiremeyen veya önemli bir mazereti nedeniyle (yatarak hastanede tedavi gören hasta gibi) bir kaç aylığına adresinden ayrılmak zorunda kalan vatandaşın cezalandırılmasına neden olur. Yasanın yorumunda yardımcı kaynak olan madde gerekçeleri bu konuda bize ışık tutmaktadır. Tebligat Kanunu'nda değişiklik getiren madde gerekçelerinden açıkça anlaşılacağı üzere iki veya üç tebligatla sorun çözülmek istenmiştir. Hem yasa metninde, hem yasanın uygulanmasını gösteren yönetmelikte ve hem de madde gerekçesinde muhatabın sadece adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresinin bilinen adres olarak bildirilmesi halinde doğrudan doğruya 21/2'ye göre tebligat yapılacağı açıklamasına yer verilmemiş, bilakis bildirilen adrese tebligat yapılamaması halinde 21/2'ye göre tebligat yapılacağı önemle vurgulanmıştır. Ayrıca Tebligat Yönetmeliğinin 79.maddesinde T.K.'nun 21/2.maddesine göre çıkarılacak tebligatların açık mavi renkli zarflarla yapılacağının belirtilmesi bu usulün hemen başvurulacak bir yol olmadığı,istisna olarak ve belirli şartların oluşması halinde başvurulacak bir tebligat şekli olduğunu da göstermektedir. İlk defa bildirilen adres kayıt sistemindeki adres, tebligat yapılamayacağı açıkça anlaşılan bir adres olmadığı için öncelikle normal bir tebligat çıkartılarak Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesinde ve Tebligat Yönetmeliğininin 30.maddesinde muhatap lehine olan araştırmaların yapılarak tebligatın kendisine ulaşması ve bilgilendirme işleminin yerine getirilmesi gerekir. Tebligatın anlamı bildirimdir. Tebligatın yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tebligat savunma hakkı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.12.2009 tarihli 2009/12-563 E. – 2009/600 K. sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere icra takibinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, itirazların yapılabilmesi ve takibin süratle sonuçlandırılabilmesi, ancak, tarafların icra takibinden usulünce haberdar edilmesi ile mümkündür. Zira, takip borçlusunun hangi icra dairesinde aleyhine takip bulunduğunu, hakkındaki taleplerin nelerden ibaret olduğunu bilmesi ve varsa itirazlarını zamanında ve doğru merciye yöneltebilmesi usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile sağlanabilir. Somut olayda; ödeme emri tebligatının üzerine mernis adresi şerhi verilerek çıkarıldığı,dağıtıcı tarafından ''Mukaddes dereye soruldu muhatap ayrılmış olup 6099 sayılı yasa gereğince adres kayıt sistemineki adres olduğundan muhtara haber verildi haber kağıdı kapıya yapıştırıldı'' denilerek tebliğ işleminin tamamlandığı , TK.'nun 23/9. maddesi gereğince mazbataya muhtarın imzasının alınmadığı, dağıtıcının isminin ve soyisminin yazılmadığı, şikayet konusu yapılan tebligatın TK.'nun 10/2.'ncı maddesi göz ardı edilerek borçluya önceden hiçbir tebligat çıkarılmadan ve yasal şartları oluşmadan doğrudan doğruya TK.'nun 21/2. maddesine göre çıkartıldığı ve bu tebligatın yukarıda anlatılan nedenlerle usule aykırı bir tebligat olduğu görülmüştür. O halde mahkemece TK.'nun 32.maddesi gereğince tebliğ tarihinin borçlunun öğrenme tarihi olarak bildirdiği 03.01.2013 tarihi olarak düzeltilmesi gerekirken usulsüz tebligat şikayetinin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan 6100 sayılı HMK.'nun 50.maddesi gereğince hukuk davalarında olduğu gibi, icra takibinin taraflarının da taraf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzelkişi icra takibinde taraf olma ehliyetine de sahiptir. Taraf ehliyeti olmayanların talebi üzerine veya taraf ehliyeti olmayanlara karşı başlamış veya devam edilmiş icra takipleri ve takip işlemleri geçersizdir. Bu işlemlerin geçersizliği her zaman (süresiz) şikayet yolu ile ileri sürülebilir. İcra müdürü ve icra mahkemesi bu işlemlerin geçersizliğini kendiliğinden (re'sen) gözetmelidir. Yine icra takibinin esas bakımından başarı elde edebilmesi için, takip talebinde alacaklı ve borçlu olarak gösterilen kimselerin (İİK 58/1,2) o takipte gerçekten alacaklı ve borçlu sıfatına haiz olmaları öncelikli şarttır. Alacaklının genel haciz yolu ile başlattığı örnek 7 nolu ilamsız takipte borçlu, takip talebinde alacaklı olarak görülen "Kurtköy Vadi Yediemin Otoparkı" nın gerçek yada tüzel kişi olmadığından takip yapamayacağını beyanla takibin iptalini istediği anlaşılmıştır. Taraf ehliyeti ile ilgili olan bu husus kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete tabidir ve mahkemece re’sen nazara alınmalıdır. O halde mahkemece re'sen ve her safhada taraf ehliyeti hususunun ele alınıp incelenmesi gerekirken, şikayet niteliğindeki başvurunun itiraz olarak değerlendirilip, itirazın takip şekli itibariyle İcra Müdürlüğü'ne yapılması gerektiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.11.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi. karşı oy yazısı; 19.01.2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 11.01.2011 tarihli 6099 Sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile adrese dayalı kayıt sistemindeki adrese tebligat usulü benimsenmiş ve bu doğrultuda 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nda değişiklikler yapılmıştır. 6099 Sayılı Yasanın genel gerekçesinde, değişikliklerle, özellikle adil yargılamadaki makul süre unsurunun gerçekleşmesine önemli katkı sağlanacağı ve tebligatın güvenli bir adrese yapılmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Yine aynı Yasanın 3.maddesinin gerekçesinde, muhataba daha kolay ulaşılabilecek bir adres biliniyorsa oraya tebligat yapılması imkânının açık tutulduğu, ancak, tebligatın yapılmasını isteyenin veya teb1igatı çıkartan makamın bildirdiği adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması halinde, muhatabın 5490 Sayılı Kanuna göre adres kayıt sistemindeki adresin bilinen son adresi olarak kabul edilerek, tebligat buraya yapılacağı, adres kayıt sistemindeki adresin, kişinin resmi tebligat adresi olarak kabul edildiği, hiç kimsenin, adres değişikliğini bildirmemek suretiyle ihmali veya adresini belirsiz hale getirecek kötü niyetli davranışlarıyla hak elde etmemesi gerektiği, tüm adres araştırmalarının bu adres kayıt sistemi esas alınarak yapıldığı, adres kayıt sistemi dışında ayrıca bir adres araştırması yapılmayacağı, ne tebligatı çıkartan merciin ne de posta memurunun başkaca bir adres araştırması yapmasına gerek bulunmadığı, anılan Yasanın 4.maddesinin gerekçesinde ise 10 uncu maddede yapılan değişiklikle birlikte, bilinen en son adrese çıkartılan tebligattan sonuç alınamazsa, adres kayıt sistemindeki adresin esas alınacağı, başkaca araştırma yapılmadan tebligatın o adrese yapılacağı açıklanmıştır. 6099 Sayılı Yasanın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri ile 7201 Sayılı Yasanın 10., 21. ve 35.maddelerinde yapılan değişiklikler birlikte değerlendirildiğinde, düzenlemenin amacının 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile oluşturulan adrese dayalı kayıt sisteminden yararlanarak, tebligatların daha sağlıklı bir şekilde ve daha kısa bir sürede yapılması ve bunun sonucu olarak da yargılamaların gereksiz sürüncemede kalmasının önlenmesi olduğu anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, tebligat ile ilgili yasa ve tüzük(yönetmelik) hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla, gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa ve tüzükte(yönetmelikte) emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisi de daima göz önünde tutulmalıdır. Buna göre tebligatın öncelikle muhatabın bilinen en son adresine yapılması, bu adrese tebligat yapılamaması halinde ise tebligatın muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresine gönderilmesi gerekir. Muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresinden başka bilinen bir adresi yok ise tebligatın anılan adrese gönderileceği tabiidir. Bu adrese çıkarılan tebligat evrakı üzerine tebliği çıkaran merciice tebligat çıkarılan adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olduğunun yazılması 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 23/8.maddesi uyarınca yasal zorunluluk olduğu gibi malumun da ilanıdır. Tebligat çıkarılan adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olduğu halde bu hususun tebligat evrakı üzerine yazılmamasının ise gerçeğin gizlenmesi olacağı kuşkusuzdur. Çoğunluk görüşünün aksine 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun ne 10. maddesinde ne 21.maddesinde ne de herhangi bir maddesinde, bilinen en son adrese tebligat yapılamaması halinde muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adrese önce tebligat çıkarılan adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olduğu yazılmaksızın, bir diğer ifade ile bu gerçeklik gizlenmek suretiyle tebligat çıkarılması gerektiğine, bu tebligatın yapılamaması halinde ikinci kez aynı adrese çıkarılacak tebligata adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olduğu açıklamasının yazılması gerektiğine ilişkin hiçbir düzenleme yoktur. Bilindiği üzere Anayasa’da kuvvetler ayrılığı sistemi kabul edilmiş olup, 7.maddede yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu belirtilmiştir. Yargı organları ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce yapılan yasal düzenlemelere uygun davranmak ve yasa hükümlerini aynen uygulamak durumundadır. Bir diğer ifade ile 7201 sayılı Yasanın 10. ve 21/2.maddelerinin yasa koyucunun iradesi doğrultusunda uygulanması halinde hak kayıplarının olabileceği endişesiyle yasa hükümleri göz ardı edilmesi düşünülemez. Yine çoğunluk görüşüne göre yapılacak uygulama 7201 sayılı Yasanın 35.maddesinin 6099 Sayılı Yasa ile değiştirilmeden önceki hali ile neredeyse aynıdır. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 6099 Sayılı Yasa ile değiştirilmeden önceki 35/son maddesi hükmüne göre “…kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ve ticaret sicillerine…” bildirilen adreslere gönderilen tebliğ işlemlerinin yapılamaması halinde, değiştirilen adres bu yerlere bildirilmediği takdirde muhataba doğrudan 35. madde uygulanarak tebligat yapılabilmekte idi. Buna göre nüfus müdürlüğü de kamu kurumu olduğuna göre muhatabın nüfus müdürlüğüne bildirdiği adresine çıkarılan tebligatın yapılamaması halinde aynı adrese bu maddeye göre tebligatın yapılabilmesi mümkündü. Buna göre de yasa koyucunun amacı adrese dayalı kayıt sistemindeki adrese önce bir tebligat çıkarılıp, bunun yapılamaması halinde ikincinin çıkarılması olsa idi zaten yasanın 35/son maddesi bu işlevi gördüğünden böyle bir düzenlemeye gitmesi gerekmezdi. Yasa koyucunun bu durumu bilmemesi, bir diğer ifade ile abesle iştigal etmesi düşünülemeyeceğine göre ve düzenlemenin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, çoğunluk görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. Yukarıda belirtildiği üzere değişiklik öncesi Yasanın 35/son maddesi uyarınca gerçek kişilerin kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ve ticaret sicillerine (nüfus müdürlükleri, tapu sicil müdürlükleri, trafik tescil müdürlükleri, ticaret sicili, kamu bankaları vs. gibi birçok yer) bildirdikleri yerlere tebligatlar yapılabilmekte ve bu durum hak kayıplarına yol açmakta idi. Pek çok kamu kurum ya da kuruluşuna değişik vesilelerle adres bildiren bir kişinin adresini değiştirdiğinde bu değişikliği aynı yerlere bildirmesini beklemenin hayatın gerçeklerine ne kadar uyacağı izahtan varestedir. İşte yapılan bu düzenleme ile kişinin, adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi, resmi tebligat adresi kabul edilmiş ve ona sadece bu adresini takip etme ve değişiklikleri bildirme mükellefiyeti yüklenmiştir. Kişiler aleyhine olumsuz sonuçlar doğurması kuvvetle muhtemel olan 35.maddenin son fıkrası yürürlükten kaldırılarak anılan düzenlemeler yapılmıştır. Şu hale göre 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun hem 10. maddesi hem de 21/2.maddesi son derece açıktır. Muhatabın bilinen adresine tebligat yapılamaması ya da bilinen adresinin bulunmaması halinde tebligat, adrese dayalı kayıt sistemindeki adresine, adresin “muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi” olduğu, tebligat evrakı üzerine yazılmak suretiyle çıkarılmalıdır. Çıkarılan bu tebligatın ise öncelikle adresin niteliğine göre 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 14, 16, 17, 18 ve 20.maddelerine göre yapılması gerekir. Kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse tebliğ işlemi aynı kanunun 21.maddesinin 1.fıkrasına, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış ise 2.fıkrasına göre yapılmalıdır. O halde tebligat çıkarılan adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olması halinde, muhatap ya da muhatap yerine tebligatı alabilecek kimselerden birisi var ise tebligatın onlara yapılması, muhatap geçici ayrılmış ise 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 21.maddesinin 1.fıkrasına göre tebliğ işleminin yapılması, muhatabın o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olduğunun belirlenmesi durumunda ise 2.fıkraya göre tebligatın yapılması gerekir. Kısacası çoğunluğun muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresine önce adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olduğu belirtilmeksizin bir tebligat çıkarılıp, bu tebligatın yapılamaması halinde bu kez aynı adrese, adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olduğu şerhi verilmek suretiyle tebligat çıkarılması gerektiği görüşüne katılmıyoruz. Muhatabın bilinen adresine tebligat yapılamaması ya da bilinen adresinin olmaması halinde tebligat çıkarılan adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olması durumunda bu şerhin verilmek suretiyle tebligatın çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Somut olayda icra takip dosyasında şikayetçinin bilinen adresinin olmadığı görülmektedir. Bu nedenle borçlunun adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi bilinen en son adres kabul edileceğinden bu adrese adresin muhatabın adrese dayalı kayıt sistemindeki adresi olduğu yazılmak suretiyle tebligat çıkarılmasında ve 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 21.maddesinin 2.fıkrasına göre tebligat yapılmasında yasaya aykırılık olmadığından tebliğ işlemi usulüne uygundur. Bu nedenlerle çoğunluğun tebliğ işleminin usulsüzlüğüne ilişkin farklı yöndeki gerekçesine katılmıyoruz.

İspat Yükü ve Fiili Tebliğ Koşulu

7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca tebliğ usulsüz yapılmış olsa dahi muhatabın tebliğe vakıf olması halinde tebligat geçerli sayılır ve muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Mahkemece bu öğrenme olgusunun kendiliğinden tespit edilemediği durumlarda borçlunun öğrenme tarihini icra mahkemesine bildirmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/2257, K. 2021/916 sayılı kararında belirtildiği üzere, ödeme emrinin gerçek tebliğ tarihinin belirlenmesinde posta idaresinin internet sorgulama kayıtları resmi delil niteliği taşımamakta olup mahkemece ilgili posta idaresinden resmi kayıtların celbedilerek değerlendirilmesi gerekir.

7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca öğrenme tarihinin tebliğ tarihi kabul edilmesi ve itiraz süresinin bu tarihten itibaren başlaması için borçluya usulsüz de olsa fiilen bir tebligat yapılmış olması gerekir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/8984, K. 2019/455 sayılı kararında vurgulandığı üzere, borçluya herhangi bir tebligat yapılmamışsa veya çıkarılan tebligat tebliğ edilemeden bila tebliğ iade edilmişse Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi hükmü uygulanamaz.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/8984, K. 2019/455Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2018/8984 E.  ,  2019/455 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 13/02/2018 tarihli ve 2016/37904 Esas – 2018/1226 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibine başlandığı, şikayetçi ile isim benzerliği olan Lütfı Tanyıldızı adına çıkarılan ödeme emrinin 17.02.2014'te tebliğ edildiği, takibin kesinleştiğinden bahisle kendisine ödeme emri çıkarılmayan şikayetçinin Kekliktepe … A.Ş.'de bulunan hisselerine 03.3.2014 tarihinde haciz konulduğu, alacaklıca icra müdürlüğüne yapılan başvuru ile ödeme emri tebliğ edilen kişinin TC numarası ile asıl borçlu olan şikayetçinin TC numarasının farklı olduğu bildirilerek doğru olan TC numarasının dosyaya kaydının talep edildiği ve müdürlüğün 14.01.2016 tarihli kararı ile şikayetçinin TC numarası ile dosyaya borçlu olarak kaydedildiği, şikayetçi vekilinin 11.02.2016'da takip dosyasından fotokopi almasını müteakiben şikayetçinin talebi üzerine müdürlükçe takibe muttali olunan tarihten önce konulan hacizlerin fekkine karar verildiği, alacaklının talebi ile şikayetçinin artık takipten haberdar olduğundan bahisle müdürlüğün 19.02.2016 tarihli kararıyla borçlunun 3. kişi şirketteki hisselerine yeniden haciz konulduğu, şikayetçinin icra müdürlüğüne başvurarak kendisine ödeme emri tebliğ edilmediğinden haczin kaldırılmasını istediği ancak müdürlüğün 29.3.2016 tarihli kararı ile talebin reddedildiği, şikayetçinin icra mahkemesine başvurusunda; ödeme emri tebliğ edilmeksizin dosyadan alınan fotokopi ile borçlu konumuna getirilemeyeceğini ileri sürerek hakkında uygulanan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece, şikayetçinin dosyadan fotokopi alarak takipten haberdar olduğu ve bundan sonra yeniden ödeme emri tebliğine gerek bulunmadığı, borçluca iptali istenen haciz işleminden 18.3.2016 haberdar olunduğundan şikayetin sürede de olmadığı gerekçeleriyle reddine hükmedildiği, kararın şikayetçi tarafından temyizi üzerine Dairemizce onandığı, şikayetçinin karar düzeltme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. Borçlu, borca itirazını, İİK'nun 168/1. maddesinin 5. bendi uyarınca ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş günlük sürede icra mahkemesine yapınası gerekir. Anılan madde uyarınca itiraz süresi takibin öğrenildiği tarihten değil ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar. Ancak borçluya usulsüz de olsa bir tebligat yapılmış ise 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nur 32. maddesi uyarınca öğrenir e tarihi tebliğ tarihi kabul edileceğinden, böyle bir durumda itiraz süresi öğrenme tarihinden başlayacaktır. Her hangi bir tebligat yapılmamış veya tebligat çıkarılmasına rağmen tebliğ edilemeden iade edilmiş olması halinde ise sözkonusu madde hükmü uygulanmaz. Öte yandan haciz safhasına geçilebilmesi için borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmesi zorunludur. Takibin kesinleşebilmesi için ise; borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmesi ve yasal itiraz süresinin geçmesi ya da süreden feragat edilmesi zorunludur. Somut olayda; icra dosyasından çıkarılan ödeme emrinin takip borçlusu olmayıp borçtu ile isim benzerliği olan kişiye çıkarıldığı, şikayetçiye ise ödeme emrinin hiç tebliğ edilmediği ihtilafsız olup, öğrenme ile itiraz süresinin başlayabilmesi için borçluya usulsüz de olsa tebliğ edilmiş bir ödeme emrinin bulunması gerekir. Böyle bir durumda Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca öğrenme tarihi tebliğ tarihi kabul edileceğinden, itiraz süresi de bu tarihten başlayacaktır. Ancak şikayet konusu takipte, şikayetçi borçluya usulsüz de olsa tebliğ edilmiş bir ödeme emri bulunmadığından Tebligat Kanunu'nun 32. maddesinin uygulanma imkanı yoktur. Bu durumda, borçluya ödeme emri tebliğ edilmediğine ve itiraz süresi işlemeye başlamadığına göre, borçlu hakkındaki takibin kesinleştiğinden söz edilemeyeceği gibi takip kesinleşmeden konulan hacizlere ilişkin şikayetin de İİK'nun 16/2. maddesi kapsamında süresiz şikayete tabi olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca, şikayetçi…'na tebliğ edilmiş bir ödeme emri bulunmadığına göre, hakkındaki takibin kesinleştirilmesi ve haciz safhasına geçilmesi şeklindeki müdürlük işlemi yasaya aykırı olduğundan mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup, mahkeme kararının belirtilen bu nedenle bozulması yerine, Dairemizce onandığı anlaşılmakla şikayetçinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir. SONUÇ: Borçlunun karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 13/02/2018 tarih ve 2016/27904 E. – 2018/1226 K. sayılı onama ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 17/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İcra Mahkemesine Şikayet ile İcra Dairesine İtirazın Birlikte Yapılması

Tebligatın usulsüz yapıldığını öğrenen borçlu, hak kaybına uğramamak adına eş zamanlı olarak iki ayrı mercie başvurmalıdır. Borçlunun, tebligatın usulsüz yapıldığını öğrendiği tarihten itibaren hem ilgili icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesine şikayet başvurusu yapması hem de icra dairesine giderek ödeme emrine itiraz etmesi gerekir. Usulsüz tebligata karşı icra mahkemesinde şikayette bulunulmaz ve icra dairesine itiraz edilmezse icra takibi kesinleşir ve haciz işlemlerine başlanabilir.

Kamu düzenine aykırılık veya bir hakkın yerine getirilmemesi gibi hallerde süresiz şikayet yoluna başvurulabilse dahi icra hukukunda süresiz itiraz şeklinde bir prosedür yer almamaktadır. Bu nedenle usulsüz tebligat şikayeti süresiz yapılabilen hallerden birini oluştursa dahi borçlunun icra dosyasındaki borca itiraz hakkını öğrenme tarihinden itibaren bir haftalık kanuni süre içinde icra dairesine sunması zorunludur.

Süresiz Şikayet Yoluna Tabi Bulunan İstisnai Haller

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 16. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/2257, K. 2021/916 sayılı kararında açıklandığı üzere, borçlunun icra mahkemesine başvurusu usulsüz tebliğ şikayeti olmayıp ödeme emrinin gerçek tebliğ tarihinin tespitine ilişkin ise bu başvuru İcra ve İflas Kanunu'nun 16/2. maddesi kapsamında bir hakkın yerine getirilmemesi ile ilgili olduğundan süresiz şikayete tabidir.

İcra takibinde taraf ehliyetinin bulunmaması kamu düzenine ilişkindir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/27980, K. 2013/36710 sayılı kararında ifade edildiği üzere, taraf ehliyeti olmayanların talebi üzerine veya taraf ehliyeti olmayanlara karşı başlatılan ya da devam ettirilen icra takipleri ve takip işlemleri geçersizdir. Bu işlemlerin geçersizliği süresiz şikayet yolu ile ileri sürülebilir; ayrıca icra müdürü ve icra mahkemesi tarafından re'sen gözetilir.

Borçluya ödeme emri hiç tebliğ edilmeden icra takibinin kesinleştirilmesi halinde itiraz süresi işlemeye başlamaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/8984, K. 2019/455 sayılı kararında belirtildiği üzere, ödeme emri tebliğ edilmediği için borçlu hakkındaki takibin kesinleştiğinden söz edilemeyeceğinden, takip kesinleşmeden uygulanan hacizlere ilişkin şikayet İcra ve İflas Kanunu'nun 16/2. maddesi kapsamında süresiz şikayete tabidir.

Şikayet Süresinin Kaçırılması Halinde Menfi Tespit ve İstirdat Davaları

Usulsüz tebligata karşı yedi günlük şikayet süresini kaçıran borçlu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açabilir. İcra ve İflas Kanunu'nun 72/1. maddesi gereğince borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası ikame edebilir. Bununla birlikte İcra ve İflas Kanunu'nun 72/3. maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Borçlu, gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat mukabilinde mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 72Kaynağı aç
Madde 72 – (Değişik: 18/2/1965-538/43 md.) Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur. Hususi hükümler:

Takip sürecinde itiraz hakkını kullanamamış veya itirazı kaldırılmış olduğu için borçlu olmadığı tutarı bütünüyle ödemek durumunda kalan kimse, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin yedinci fıkrası gereğince ödemeyi gerçekleştirdiği tarihten itibaren bir sene zarfında genel hükümlere başvurarak istirdat davası yoluyla paranın iadesini talep edebilir. Aynı maddenin sekizinci fıkrasına göre menfi tespit ve istirdat talepli davalarda icra işlemlerini yürüten icra dairesinin bulunduğu yerdeki yetkili mahkemede dava açılabileceği gibi davalının yerleşim yerindeki mahkeme de yetkilidir.

Usulsüz tebligatta şikayet süresi kaç gündür ve ne zaman başlar?

Usulsüz tebligatı şikayet süresi 7 gündür ve muhatabın usulsüz tebligatı öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Usulsüz tebligatı öğrenen borçlu yalnızca icra mahkemesine mi başvurmalıdır?

Borçlu yalnızca icra mahkemesine başvurmakla yetinmemeli, aynı zamanda icra dairesine giderek ödeme emrine itiraz etmelidir; aksi halde takip kesinleşebilir ve haciz işlemlerine başlanabilir.

Usulsüz tebligatta öğrenme tarihi nasıl belirlenir ve ispatlanır?

7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince muhatabın bildirdiği öğrenme tarihi tebliğ tarihi sayılır; ancak tebliğ tarihinin belirlenmesinde internet çıktıları resmi delil sayılmadığından mahkeme posta idaresinden resmi kayıtları getirtir.

Şikayet süresi kaçırılırsa menfi tespit davasıyla takip durdurulabilir mi?

İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez; ancak borçlu alacağın en az yüzde on beşi oranında teminat göstererek icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmesini önleyebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu