Usulsüz Tebligat Nedir ve Borçlu Ne Yapabilir

by Avukat Erdal Ersoy
Usulsüz Tebligat Nedir ve Borçlu Ne Yapabilir

Usulüne aykırı yapılmış bir tebligat, muhatap tebliğe muttali olmuşsa muteber sayılır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu m. 32, bu halde muhatabın beyan ettiği tarihi tebliğ tarihi kabul eder. Öğrenme gerçekleşmedikçe tebliğe bağlı sonuç doğmaz ve süreler işlemeye başlamaz. İcra ve iflas dairesinin işlemine karşı şikayet, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 16/1 uyarınca işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine yapılır. Bu yedi günlük süre yalnızca belirli işlem şikayetleri için geçerlidir; bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması hâlinde ise şikayet İİK m. 16/2 uyarınca her zaman yapılabilir.

7201 sayılı TEBLİGAT KANUNU m. 32Kaynağı aç
Madde 32 – Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur. Resmi ve adli tatil günlerinde tebligat:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/829, K. 2018/1795Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2018/829 E.  ,  2018/1795 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “ihalenin feshi” istemli şikâyet yargılamasından dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla Keşan İcra (Hukuk) Mahkemesinden verilen 15.08.2014 tarihli ve 2014/107 E., 2014/119 K. sayılı kararın bozulmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulundan çıkan 21.03.2018 tarihli ve 2017/12-1148 E., 2018/515 K. sayılı kararın, karar düzeltme yoluyla incelenmesi davalı … vekili ve davalı … vekili tarafından ayrı ayrı verilen dilekçeler ile istenilmiş ve şikâyetçi-borçlu … vekilince karadaki maddi hataların düzeltilmesi talep edilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: HUKUK GENEL KURULU KARARI İstem, ihalenin feshi istemine ilişkindir. Şikâyetçi vekili, müvekkilinin kocası aleyhine başlatılan takibe sonradan mirasçı sıfatıyla dâhil edildiğini ve takipten de sonradan haberdar olduğunu, 21.11.2011 tarihli ihalenin feshi talebine konu taşınmazın kıymet takdir raporu ve satış ilanının müvekkiline tebliğ edilmediğini, tüm tebligatların usulsüz olduğunu ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesini talep etmiştir. Şikâyet olunan … ve … vekilleri ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçelerinde özetle; tebligatların usulüne uygun biçimde yapıldığını ve şikâyetçi-borçlunun ödeme koşullarını konuşmak amacıyla müvekkilleri ile iletişime geçtiğini, bu davranışı nedeniyle tebliğ konusundan haberdar olduğunu bildirerek davanın süreden ve esastan reddini istemiştir. Yerel Mahkemece, ispat yükünün şikâyetçi üzerinde bulunduğu, satış ilanının şikâyetçi-borçlunun MERNİS adresine 13.11.2011 günü tebliğ edildiği, borçlunun vekiline de tebligat yapıldığı belirtilerek yasal bir yıllık süreden sonra 23.05.2012 günü yapılan şikâyetin süreden reddine karar verilmiştir. Şikâyetçi-borçlu … vekilinin temyiz itirazı üzerine karar, Özel Dairece “mahkemece, ihalenin feshi isteminin İİK.nun 134/7. maddesinde öngörülen yasal sürede olduğu kabul edilerek esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin süre aşımından reddi isabetsiz olduğu" gerekçesiyle bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ilave olarak, önce bilinen en son adrese tebligat yapılması, bu mümkün olmaz ise ancak o zaman ikinci aşama olarak Mernis adresine tebligat yapılması şeklindeki bozma gerekçesinin İİK’nın 127. maddesi ile çeliştiğini, borçluya çıkarılan satış ilanı tebligatlarının usulsüz olduğu kabul edilse bile taşınmazın boşaltılması ve teslimi için çıkarılan davetiyenin şikâyetçiye tebliği ile usulsüz tebligatın içeriğinin öğrenildiği için Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca tebligatın geçerli hâle geldiği gerekçeleri ile verilen direnme kararının şikâyetçi – borçlu … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hüküm, Hukuk Genel Kurulunun yukarıda esas ve karar numarası yazılı kararı ile bozulmuştur. Hukuk Genel Kurulunca verilen bozma kararının düzeltme yoluyla incelenmesi davalı … vekili ve davalı … vekili tarafından ayrı ayrı verilen dilekçeler ile istenilmiş ve şikâyetçi-borçlu … vekilince karardaki maddi hataların düzeltilmesi talep edilmiştir. Eldeki dosyada borçluya satış ilanının 03.10.2011 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre, 13.11.2011 tarihinde ise aynı Kanunun 21/2. maddesine göre tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece şikâyetin 23.05.2012 günü yapıldığı belirtilmiş ise de şikâyete konu dilekçenin harcının yatırıldığı tarih 07.05.2012 tarihi şikayet tarihidir. Hukuk Genel Kurulu bozma kararında belirtildiği gibi direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Somut olay bakımından şikâyetçi borçluya "Cumhuriyet Mah…../Edirne" adresinde yapılan tebligat bakımından Tebligat Kanunu'nun 21' nci maddesi uyarınca, tevziat sırasında muhataba rastlanamadığının tevsiki ve tevziat saatlerinden sonra adrese dönüp dönmeyeceğinin tespiti işlemlerinin yapılıp yapılmadığı; Yukarıda belirtilen adrese usulüne uygun bir tebligat yapılmadığının kabulü hâlinde ve İcra ve İflas Kanunu'nun 127'nci maddesinin "adresin tapuda kayıtlı olmaması hâlinde, varsa adres kayıt sistemindeki adresleri tebligat adresi olarak kabul edilir" şeklindeki düzenlemesi karşısında doğrudan MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) adresine tebligat yapılıp yapılmayacağı ve, Taşınmazın tahliyesi için çıkartılan ve 27.12.2011 tarihinde tebliğ edilen muhtıranın, eldeki şikâyetin süresinin hesaplanması bakımından, satış ilanının öğrenilmesi tarihi sayılıp sayılmayacağı noktalarında toplanmaktadır. Şikâyetçi borçluya yapılan 03.10.2011 tarihli satış ilanı tebligatının Tebligat Kanunu 21/1 maddesine göre tebliğ edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ İmkânsızlığı ve Tebellüğden İmtina” başlıklı 21. maddenin birinci fıkrasında “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama hâlinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmünü içermektedir. Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden kaçınma hâlinde nasıl işlem yapılacağı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi ve Tebligat Yönetmeliği’nin 31. maddesinde belirtilmiştir. Tebliğ imkânsızlığı Tebligat Yönetmeliği’nin 31/a bendine göre “Muhatap veya muhatap adına tebligat yapılabilecek kişiler o adreste bulundukları hâlde hiçbirinin tebliğ anında gösterilen adreste mevcut olmamaları" olarak açıklanmaktadır. Tebligat Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclis üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri hâlinde bu durum yazılarak imzalanması gerekir. Bu hususların tevsik edilmesi gerektiği Tebligat Kanunu’nun 23/7. bendi ile aynı Yönetmeliğin 35/f fıkralarında da vurgulanmıştır. Tebliğ memurunun Tebligat Kanunu 21/1’e göre tebligat yapabilmesi için önce muhatap tebliğ evrakında belirtilen adreste oturmakla birlikte posta dağıtım saatinde muhatap veya muhatap adına kendisine tebliğ yapılacak kimseden hiçbirinin gösterilen adreste bulunmadığını, adreste geçici olarak bulunmama sebebini ve posta dağıtım saatinden sonra adrese döneceğini tahkik ve tevsik etmelidir. Daha sonra tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesinde yazılı kişilerden birine imza karşılığı tebliğ ettikten sonra tebellüğ edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber adreste bulunmama hâlinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirmesi gereklidir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Şikâyetçi – borçlu … adına gönderilen ve 03.10.2011 günlü satış ilanı tebligatının zarfında adres olarak “Cumhuriyet Mah., Nazmi ….. – Edirne” görünmektedir. Bu tebligatın mazbatasında “Evrak tebliği esnasında muhataba rastlanamadığından Tebligat Kanunu’nun 21’inci maddesi uyarınca evrak –……– imzasına verilerek 2 no.lu formül muhatabın kapısına yapıştırılarak” şeklinde kaşe basılmış, kaşedeki “haber verilerek” ibaresi çizilmiştir. Kaşedeki boşluk iri harflerle ve boşluğu taşacak şekilde “muhtar İlhan Sezer’e” şeklinde doldurulduktan sonra “İlhan Sezer, Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı” şeklinde bir de muhtarın kaşesi ve mührü basılmış, mazbata muhtar tarafından da imzalanmıştır. Tebligat parçası üzerine yazılan bu şerhten de görüleceği üzere, muhatabın adreste bulunmama sebebi, posta dağıtım saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceği, yukarıda belirtilen Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği hükümlerine göre tahkik ve tevsik edilmediğinden tebligat hükümsüzdür. Şikâyetçi – borçluya Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca 13.11.2011 tarihli tebliğ edilen satış ilanı tebliğinin usulsüz olup olmadığını tespit etmek için öncelikle Tebligat Kanunu’nun 10/1. maddesi ile 21/2. maddelerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “bilinen adrese tebligat” başlıklı 10. maddesi; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir. (Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./3.mad.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” şeklinde düzenleme içermektedir. Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliği’nin “Bilinen Adrese Tebligat” başlıklı 16/2. maddesinde ise; “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79' uncu Maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebligat zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Tebligat Kanunu’nun 01.11.2011 gün ve 6099 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle 21. maddesine eklenen ikinci fıkrasında; “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” düzenlemesi yer almaktadır. Tebligat Yönetmeliğinin 31/1-c bendinde de aynı hükme yer verilmiş olup, Yönetmeliğin 31/2. fıkrasında ise aynı maddenin birinci fıkrasının c bendi gereğince yapılacak tebligatlarda tebligat memurunca 30. maddeye göre araştırma yapılmayacağı hükme bağlanmıştır. Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca tebligat yapılabilmesi için öncelikle Tebligat Kanunu'nun 10/1. maddesi uyarınca tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adres, İçişleri Bakanlığı nezdinde tutulan adrese dayalı kayıt merkezi nüfus kayıt sistemindeki (MERNİS) adresi olabileceği gibi, başka bir adres de olabilir. Her iki durumda da muhatabın bilinen en son adresine normal bir tebligat çıkarılması gerekir. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde Tebligat Yönetmeliğinin 16. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca başka bir adres araştırmasına gerek olmadan tebliği çıkaran merci tarafından Yönetmeliğin 79. maddesinin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılacak tebligat zarfında adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir. Tebligat zarfında böyle bir meşruhata yer verilmeden tebligat memurunca Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca muhataba tebliğ yapılması mümkün değildir. Somut olayda muhatabın bilinen en son adresi olan “Cumhuriyet Mahallesi Nazmi Başer Caddesi No:30/1 Keşan/Edirne” adresine Tebligat Kanunu’nun 10/1. maddesine göre çıkarılıp bila tebliğ edilen bir tebligat olmaksızın doğrudan satış ilanının muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre 13.11.2011 tarihinde yapılan tebligat usulsüzdür. Mahkeme direnme kararında İİK’nın 127. maddesi gereğince şikâyetçi – borçlunun adres kayıt sistemindeki adresine doğrudan Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebligat yapılacağını, bu nedenle tebligatın usulüne uygun olduğunu belirtmiş ise de İİK’nın 127. maddesinde yazılı hüküm borçluya değil, taşınmazın tapu sicilinde kayıtlı (ipotek alacaklısı, irtifak hakkı alacaklısı gibi) ilgililere nasıl satış ilanı tebliğ olunacağını düzenlemektedir. İİK’nın 127. maddesinin birinci cümlesindeki “İlanın birer sureti borçluya ve alacaklıya ve taşınmazın tapu siciline kayıtlı bulunan ilgililerinin tapuda kayıtlı adresleri varsa bu adreslerine tebliğ olunur.” hükmünde borçlunun tapu sicilinde kayıtlı adresi bulunsun bulunmasın Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ olunacağı vurgulanmaktadır. Anılan hükmün ikinci cümlesi borçlu ve alacaklı dışında taşınmazın tapu sicilinde kayıtlı bulunan ilgililer bakımından “Adresin tapuda kayıtlı olmaması hâlinde, varsa adres kayıt sistemindeki adresleri tebligat adresleri olarak kabul edilir. Bunların dışında ayrıca adres tahkiki yapılmaz, gazetede veya elektronik ortamda yapılan satış ilanı tebligat yerine geçer.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu nedenle, İİK’nın 127. maddesinin olayda uygulanması söz konusu olmadığından şikâyetçi – borçluya TK 21/1 ve 21/2 maddelerine göre yapılan 03.10.2011 tarihli ve 13.11.2011 tarihli satış ilanı tebliğ işlemleri usulsüzdür. İİK’nın 134/7 maddesinde satış ilanı tebliğ edilememiş ise ihalenin feshi şikâyet süresinin hükmü ıttıla tarihinden başlayacağı, bu sürenin ihaleden itibaren bir seneyi geçemeyeceği yer almaktadır. Tebligat Kanunu’nun “Usulüne Aykırı Tebliğin Hükmü” başlıklı 32. maddesi ise; “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.” şeklindedir. Somut olayda mahkemece direnme kararında satış ilanı tebligatları usulsüz olsa bile şikâyetçi borçluya ihale sonrası taşınmazı tahliyesi için çıkarılan davetiyenin tebliğ tarihi olan 27.12.2011 tarihinde ihaleyi öğrendiğini, bu tarihten itibaren 7 günlük şikâyet süresini geçirdikten sonra ihalenin feshi şikâyetinde bulunduğu belirtilmiş ise de; anılan 27.12.2011 tarihli tebligatın Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesine göre yapıldığı, yukarıda 13.11.2011 tarihli satış ilanı tebligatının incelenmesinde ayrıntısı ile açıklandığı üzere Tebligat Kanunu’nun 10/1. maddesi uyarınca şikâyetçinin bilinen son adresine çıkarılıp bila tebliğ edilen bir tebligat olmaksızın Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebliğ yapılması usulsüz olup şikâyetçi tüm tebligatların usulsüz olduğunu ileri sürdüğünden 27.12.2011 tarihli usulsüz tebligat ile şikâyetçinin Tebligat Kanunu 32. maddesi uyarınca ihaleye muttali olduğu ve bu tarihten itibaren şikâyet süresinin başladığı ve 7 günlük şikayet süresinin geçtiğinden söz edilemez. Her ne kadar mahkemece şikâyetçi borçlunun vekille temsil edildiği ve tebligatların vekile yapıldığı direnme kararında yer almış ise de; şikâyete konu ihale tarihinden sonra Av. Şehmus Aksan’ın Büyükçekmece 9. Noterliğinin 30.04.2012 günlü vekâletnamesi ile vekil tayin edildiği ve vekâletnamenin 02.05.2012 tarihinde icra dosyasına sunulduğu, şikâyetçinin de 02.05.2012 tarihinde ihaleye muttali olduğunu beyan ettiği, bu tarihten önce ihaleyi öğrendiğinin Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi kapsamında yazılı belge ile ispatlanamadığından, muttali tarihi olan 02.05.2012 tarihinden itibaren 7 günlük şikâyet süresi içinde 07.05.2012 tarihinde ihalenin feshi şikâyetinde bulunulduğunun kabulü gerekir. O hâlde mahkemece, ihalenin feshi isteminin İİK.’nın 134/7. maddesinde öngörülen yasal sürede olduğu kabulü ile işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin süre aşımından reddi isabetsizdir. Nitekim karar düzeltme talebine konu yukarıda esas ve karar numarası yazılı bozma kararında da aynı esaslar kabul edilmiştir. Ne var ki Hukuk Genel Kurulu bozma kararının gerekçesinde yer alan “Hemen belirtmek gerekir ki, bu fıkranın uygulanmasının temel şartı Tebligat Kanunu’nun 21’inci maddenin birinci fıkrasında sözü edilen en son bilinen adresin bulunmaması hâlidir. Oysa icra dairesince bu adres bilinmektedir ve ilk tebligat da o adrese gönderilmiştir. Aynı Kanunun 10’uncu maddesi ile 21’inci maddesinin ikinci fıkrası birlikte değerlendirildiğinde de aynı sonuca varılmaktadır.”, “Hemen belirtmek gerekir ki, şikâyet konusu ihaleye ilişkin her iki tebligat da maddedeki değişiklikten önceki tarihlere rastlamakta iken, şikâyet tarihi ile mahkemenin ilk kararı ve direnme kararı ise değişiklikten sonradır.” ve “Şikâyetçi-borçlu …’a başkaca tebligatlar yapılmış ise de, bunların tebliğ tarihleri de ihale tarihinden sonradır. Bu tebligatların şikâyete esas sürenin başlangıcı için “öğrenme” sayılmasına da yasal olanak bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece şikâyetin süresinde yapılmadığı kabul edilerek bir karar verilmek gerekir.” şeklinde maddi hataya dayalı olarak yazılan açıklamaların bozma kararından çıkarılmasının doğru olacağı Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında kabul edilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2018 tarihli ve 2017/12-1148 E., 2018/ 515 K. sayılı bozma ilamının gerekçesinde yer alan “Hemen belirtmek gerekir ki, bu fıkranın uygulanmasının temel şartı Tebligat Kanunu’nun 21’inci maddenin birinci fıkrasında sözü edilen en son bilinen adresin bulunmaması hâlidir. Oysa icra dairesince bu adres bilinmektedir ve ilk tebligat da o adrese gönderilmiştir. Aynı Kanunun 10’uncu maddesi ile 21’inci maddesinin ikinci fıkrası birlikte değerlendirildiğinde de aynı sonuca varılmaktadır.”, “Hemen belirtmek gerekir ki, şikâyet konusu ihaleye ilişkin her iki tebligat da maddedeki değişiklikten önceki tarihlere rastlamakta iken, şikâyet tarihi ile mahkemenin ilk kararı ve direnme kararı ise değişiklikten sonradır.” ve “Şikâyetçi-borçlu …’a başkaca tebligatlar yapılmış ise de, bunların tebliğ tarihleri de ihale tarihinden sonradır. Bu tebligatların şikâyete esas sürenin başlangıcı için “öğrenme” sayılmasına da yasal olanak bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece şikâyetin süresinde yapılmadığı kabul edilerek bir karar verilmek gerekir.” ibarelerinin karar gerekçesinden çıkarılmasına ve davalı … vekilinin ve davalı … vekilinin karar düzeltme isteminin kararın düzeltilmiş bu hâliyle ayrı ayrı REDDİNE, aynı Kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 4/b-1 maddeleri gereğince takdiren 300,00TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, karar düzeltme harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 29.11.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 16Kaynağı aç
Madde 16 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir. Şikayet üzerine yapılacak muameleler:

Tebligatın işlevi ve icra takibindeki yeri

Tebligat, mahkemeler, cumhuriyet savcılıkları, icra müdürlükleri, vergi daireleri ve diğer resmi kurumlarca mevzuattaki usule göre yapılan, ilgili kişiyi bilgilendiren resmi bir işlemdir. Kanun, bir işlemin tebligat sayılabilmesi için kanunda öngörülen yazılı bildirim ile belgelendirme unsurlarını aramaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/1035, K. 2023/272Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2022/1035 E.  ,  2023/272 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki şikâyet isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine karar verilmiştir. Kararın borçlu mirasçıları vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı alacaklı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. TALEP Borçlu vekili; müvekkili hakkında başlatılan ilâmsız icra takibinde borcun sebebinin fazla ödenen kira ücreti ve işyeri tadilat ücretinden kaynaklanan sebepsiz zenginleşme olarak gösterdildiğini, müvekkilinin 84 yaşında olduğunu, alacaklıya borcunun olmadığını, ödeme emrine ilişkin 17.11.2017 tarihli tebligat mazbatasındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 103 üncü maddesine göre düzenlenen davet kâğıdının kendisine 04.12.2017 tarihinde tebliğ edildiğini de hatırlayamadığını, maaşını almak için bankaya gittiği 06.12.2017 tarihinde hakkındaki takibi öğrendiğini, alacaklının müvekkilinin yaşlılığından faydalanarak alacaklı olmadığı hâlde para tahsil etmeye çalıştığını ileri sürerek, ilâmsız icra takibini öğrenme tarihinin 04.12.2017 veya 06.12.2017 olarak kabul edilmesine, takibin durdurulmasına, borca itirazlarının kabulü ile müvekkilinin borçlu olmadığına karar verilmesini, ayrıca müvekkili lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı vekili; dosya içerisinde bulunan borçluya ait vekâletnamedeki imza, fotokopilerdeki imza ile ödeme emrindeki imzanın benzediğini, ödeme emrinin bizzat borçluya yapıldığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 09.04.2019 tarihli ve 2017/76 Esas, 2019/18 Karar sayılı kararı ile; borçlunun imza örneklerinin mahkeme huzurunda alındığı, ilgili kurum ve kuruluşlardan borçluya ait imza içerir belgelerin toplandığı, Adli Tıp Kurumu raporunda 04.12.2017 tarihli tebligat mazbatasında bulunan imzanın borçluya ait olduğu, 17.11.2017 tarihli tebligattaki imzanın ise boçluya ait olup olmadığının tespit edilemediğinin belirtildiği, Jandarma Genel Komutanlığı'ndan alınan raporda da aynı saptamada bulunulduğu, borçlu tarafından 04.12.2017 tarihli tebligat parçasının da inkâr edildiği, ilgili tebligattaki imzanın borçluya ait olduğunun her iki rapor ile sabit olduğu, 17.11.2017 tarihli mazbatadaki imzanın ise borçluya ait olmadığının tespit edilemediği, borçlunun iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu mirasçıları vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.03.2021 tarihli ve 2019/2602 Esas, 2021/684 Karar sayılı kararı ile; 7201 sayılı Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun) ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin (Yönetmelik) tebliğ belgesindeki imzanın inkâr edilmesi durumunda bunun tahkik şeklini ve yöntemini göstermediği, genel ispat kuralları çerçevesinde iddianın araştırılması gerektiği, buna göre ispat yükünün imza inkârında bulunan kişiye ait olduğu, somut olayda ödeme emrinin tebliğine ilişkin 17.11.2017 tarihli mazbatadaki imzanın borçluya ait olduğu kesin kanaat içeren bilirkişi raporu ile kanıtlanamadığına ve tebligatın amacının muhatap hakkında yürütülen adli işlemlerden haberdar edilmesi olduğuna göre her ne kadar ispat yükü borçluda ise de kesin kanaat içermeyen bilirkişi raporlarının tebligatın muhatabı olan borçlu aleyhine yorumlanmaması gerektiği, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte imzaya itiraz hâlinde ispat yükü alacaklıda olup, yapılacak bilirkişi incelemesinde kambiyo senedi altındaki imzanın borçluya ait olup olmadığının tespit edilemediği hâllerde bilirkişi raporu borçlu lehine yorumlanırken tebligattaki imzaya itiraz hâlinde ispat yükü kendisinde olan muhatap borçlu aleyhine yorumlanmaması gerektiği, zira kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte alacaklı senetteki imzanın borçluya ait olduğunu iddia ederek borçlu hakkında takip başlatırken tebliğ mazbatasındaki imzaya itiraz hâlinde tebliğ işlemini borçlunun gerçekleştirmediği, alınan raporda da imzanın borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildirilmediği dikkate alındığında ispat yükü borçluda olsa da söz konusu raporun borçlu aleyhine değerlendirilmemesi gerektiği gerekçesiyle şikâyetçi borçlu vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak şikâyetin kabulüne, ödeme emri tebliğ tarihinin 04.12.2017 olarak düzeltilmesine ve takibin durdurulmasına karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "…Somut olayda, ödeme emri tabligatının, (tebligatının) "muhatabın adresinde bizzat tebliğ edildi" şerhi ile 17/11/2017 tarihinde borçlunun imzasına tebliğ edildiği, Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen 01/10/2018 tarihli raporda “… imzanın davacının eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği ”, icra mahkemesince itirazlar üzerine dosyanın Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği' ne gönderildiği, 07/02/2019 tarihli raporda, “imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirmek mümkün olamamıştır ” şeklinde görüş bildirildiği; mahkemece bu raporlar esas alınarak ispat yükü üzerinde bulunan davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği, kararın borçlu mirasçıları tarafından istinaf edilmesi üzerine, bölge adliye mahkemesi'nce tebliğ mazbatasındaki imzaya itiraz halinde tebliğ işlemininin borçlu tarafından gerçekleştirilmediği, alınan raporlarda da imzanın borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildirilmediği, ispat yükü borçluda olsa da raporların borçlu aleyhine değerlendirilmemesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak şikayetin kabulü ile ödeme emri tebliğ tarihinin 04/12/2017 olarak (d)üzeltilmesine ve takibin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir. Bu durumda, Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporları gözönüne alınarak, ödeme emri tebligat parçasındaki imzanın borçluya ait olmadığının, bu iddiayı ileri süren borçlu tarafça ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. O halde ilk derece mahkemesince tebliğ imzasının kendisine ait olmadığı iddiasının, ispat yükü üzerinde olan borçlu tarafça ispatlanamadığından bahisle şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi yerinde olup, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı HMK’nin 353/1-b-1 maddesi uyarınca borçlu mirasçılarının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bir hukuki işlemin tebligat olarak nitelendirilebilmesi için iki unsura ihtiyaç olduğu, bu unsurların kanunda öngörüldüğü şekilde yazılı bildirim ve belgelendirme olduğu, bu nedenle muhatabın tebliğ mazbatasındaki imzayı inkâr etmesi hâlinde yapılacak imza incelemesiyle imzanın muhataba ait olduğunun kesin kanaat içeren bilirkişi raporuyla tespit edilmesi gerektiği, bu hususun bireylerin hukuki güvenlikleri yönünden büyük önem taşıdığı, mazbatadaki imzanın muhatabın eli ürünü olup olmadığının tespit edilememesi hâlinde tebligatta belgelendirme unsuru eksik kalacağından usulsüz tebligat şikâyetinin kabulünün gerektiği, somut olayda borçlunun mukayese imzaları toplandıktan sonra Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi ile Jandarma Kriminal Laboratuar Amirliğince düzenlenen raporlarda, 17.11.2017 tarihli ödeme emri tebliğ mazbatasındaki imzanın basit tersimli olması nedeniyle borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin bildirildiği, bu durumda tebligattaki belgelendirmenin usulünce yapılmadığının şikayetçi tarafından ispat edildiğinin kabulü gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde alacaklı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Alacaklı vekili; ispat külfetinin borçluda olduğunu, borçlunun tebliğ mazbatasındaki imzanın eli ürünü olmadığını kesin kanaat bildiren rapor ile ispatlaması gerektiğini, borçlunun bunu ispat edememesine rağmen alacaklı aleyhine yorum yapılarak ispat külfetinin tersine çevrilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, direnme kararında ispat külfetinin borçluda olduğu kabul edilmiş ise de borçlu tarafından ispat edilmeyen istemin kabul edilerek hukuka ve hakkaniyete aykırı karar verildiğini, imzaya itirazda kambiyo senedindeki imzanın borçlu tarafından inkâr edilmesinde imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının belirlenmemesi durumunun şikâyet konusu hakkında kıyasen uygulanamayacağını, belgelerin niteliğinin farklılık arz ettiğini, eldeki şikâyette imzanın posta memuru tarafından imzalattırıldığını ve belgenin resmi kurum aracılığı ile dosyaya sunulduğunu, ispat külfetinin borçluda olduğunu, başka kurumlardan da rapor alınabilecek iken İlk Derece Mahkemesince bu yöndeki talebin dikkate alınmadığını, raporlarda imzanın basit tersimli olduğu belirtildiğinden imza tarihine mümkünse en yakın tarihe ait yazı ve imza örneklerinin temin edilerek uzman bilirkişilerden oluşan heyetten rapor aldırılması gerektiği hâlde buna aykırı karar verildiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ödeme emrinin borçluya 17.11.2017 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, borçlu tarafından ödeme emrinin tebliğine ilişkin mazbatadaki imzanın inkâr edilerek usulsüz tebliğ şikâyetine başvurulduğu somut olayda, imza incelemesine ilişkin bilirkişi raporlarında ödeme emrinin tebliğine ilişkin mazbatadaki imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilememesi karşısında mazbatadaki imzanın kendisine ait olmadığı iddiasının borçlu tarafından ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 2004 sayılı Kanun'un 21 ve 57 nci, 7201 sayılı Kanun'un 23 ve 52 nci maddeleri. 2. 7201 sayılı Kanun'un "Tebliğ mazbatası" kenar başlıklı 23 üncü maddesi şöyledir: "Tebliğ bir mazbata ile tevsik edilir. Bu mazbatanın: 1. Tebliği çıkaran merciin adını, 2. Tebliği istiyen tarafın adını, soyadını ve adresini, 3. Tebliğ olunacak şahsın adını, soyadını ve adresini, 4. Tebliğin mevzuunu, 5. Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kimsenin adını, soyadını, adresini ve 22 nci madde gereğince tebellüğe ehil olduğunu, 6. Tebliğin nerede ve ne zaman yapıldığını, 7. 21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi, 8. (Ek:11/1/2011-6099/6 md.) Tebligatın adres kayıt sistemindeki adrese yapılması durumunda buna ilişkin kaydı, 9. (Değişik:19/3/2003-4829/7 md.) Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını, İhtiva etmesi lazımdır." 3. Yönetmelik'in "Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi" kenar başlıklı 35 inci maddesi şöyledir: "(1) Tebliğ bir mazbata ile belgelendirilir. Bu mazbatanın; a) Tebliği çıkaran merciin adını, b) Tebliği isteyen tarafın adını, soyadını ve adresini, c) Muhatabın adını, soyadını ve adresini, ç) Tebliğin konusunu, d) Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kişinin adını, soyadını, adresini ve 34 üncü madde gereğince tebellüğe ehil olduğunu, e) Tebliğ tarihini, saatini ve nerede yapıldığını, f) 30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebi, g) Tebligatın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine yapılması durumunda buna ilişkin kaydı, ğ) Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun adı, soyadı, sıfatı ve imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını, içermesi gerekir. (2) Tebliğ mazbatasında yukarıda belirtilen hususları kaydetmek için yeterli alan bulunmaması halinde tebliğ memuru usulüne uygun şekilde mazbataya eklenti yapabilir. (3) Bu maddeye göre hazırlanarak bastırılan ve tebligatı çıkaran merci tarafından tanzim edilen ek-1’de yer alan (3) numaralı örnek tebliğ mazbatasının ilgili bölümleri tebliğ memuru tarafından tebliğ yerinde düzenlenir. (4) Tebliğ mazbatası, tebliği çıkaran merci ve tebliğ memuru tarafından okunaklı şekilde düzenlenir. (5) Tebliğ mazbatasında muhatabın birden fazla adresine yer verilemez. Aksi halde tebliğ mazbatası tebligatı çıkaran mercie iade edilir.(1) Tebliğ bir mazbata ile belgelendirilir. Bu mazbatanın; a) Tebliği çıkaran merciin adını, b) Tebliği isteyen tarafın adını, soyadını ve adresini, c) Muhatabın adını, soyadını ve adresini, ç) Tebliğin konusunu, d) Tebliğin kime yapıldığını ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise o kişinin adını, soyadını, adresini ve 34 üncü madde gereğince tebellüğe ehil olduğunu, e) Tebliğ tarihini, saatini ve nerede yapıldığını, f) 30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebi, g) Tebligatın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine yapılması durumunda buna ilişkin kaydı, ğ) Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun adı, soyadı, sıfatı ve imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını, içermesi gerekir. (2) Tebliğ mazbatasında yukarıda belirtilen hususları kaydetmek için yeterli alan bulunmaması halinde tebliğ memuru usulüne uygun şekilde mazbataya eklenti yapabilir. (3) Bu maddeye göre hazırlanarak bastırılan ve tebligatı çıkaran merci tarafından tanzim edilen ek-1’de yer alan (3) numaralı örnek tebliğ mazbatasının ilgili bölümleri tebliğ memuru tarafından tebliğ yerinde düzenlenir. (4) Tebliğ mazbatası, tebliği çıkaran merci ve tebliğ memuru tarafından okunaklı şekilde düzenlenir. (5) Tebliğ mazbatasında muhatabın birden fazla adresine yer verilemez. Aksi halde tebliğ mazbatası tebligatı çıkaran mercie iade edilir." 2. Değerlendirme 1. İcra (ve iflâs) dairesi 2004 sayılı Kanunu (ve icra-iflâs hukukuna ilişkin diğer hükümleri) birinci derecede uygulamakla görevlidir. İcra (ve iflâs) dairesi, bu görevlerini yaparken, kanunu yanlış uygular, kanunun kendisine tanıdığı takdir yetkisini hadiseye uygun olarak kullanmaz, bir hakkı yerine getirmez veya bir hakkın yerine getirilmesini sebepsiz sürüncemede bırakırsa, usulsüz (yolsuz) hareket etmiş olur. İcra (ve iflâs) dairesinin bu gibi yolsuz işlemlerine karşı, bundan zarar gören ilgililer icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilirler (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s.103). 2. Şikâyet icra ve iflas hukukunda düzenlenmiş, kendisine özgü hukuki bir çaredir. Şikâyet icra hukukuna özgü bir yol olup bir dava ve gerçek anlamda bir kanun yolu değildir. Şikâyet, icra takibinin taraflarına veya hukuki yararı bulunan diğer kişilere tanınmış ve bu yolla icra ve iflas dairelerinin (veya diğer icra organlarının) kanuna veya olaya uygun olmayan işlemlerinin iptalini veya düzeltilmesini ya da yapmadıkları veya geciktirdikleri işlemlerin yapılmasını sağlayan hukuki bir çaredir (Hakan Pekcanıtez vd., İcra ve İflâs Hukuku, …, Dokuzuncu Baskı, 2022, s.62.). 3. Şikâyet 2004 sayılı Kanun'un 16, 17 ve 18 inci maddelerinde düzenlemiştir. Şikâyetin konusu, icra ve iflas dairelerinin yapmış oldukları işlemlerdir. İcra dairesinin işleminden maksat, somut olay karşısında icra dairesinin davranış biçimidir. İşlemin, şikâyete konu olabilmesi için mutlaka memurun olumlu bir davranışının olması gerekmez. İcra memurunun yapması gereken bir işlemi yapmaması veya ihmal etmesi, sürüncemede bırakması durumunda da bu olumsuz davranışı şikâyet konusu olabilir. 4. İşlem kavramından ilk olarak icra ve iflas memuru olarak ve icra ve iflas dairesi adına yaptığı işlemlerin anlaşılması gerekir. İşlemin bizzat icra veya iflas memuru tarafından yapılmış olması gerekmez. Örneğin icra veya iflas dairesinin (müdürlüğünün) tebliğleri … idaresi tarafından yapıldığı hâlde, posta memurunun icra dairesini (müdürlüğünü) temsilen yaptığı kanuna veya usulüne aykırı tebliğ işlemi dahi icra dairesinin (müdürlüğünün) işlemi olarak kabul edilmektedir. İşlemi yapan memurun şikâyet sırasında o dairede hâlen çalışıyor olup olmamasının da bir önemi yoktur (Hakan Pekcanıtez, Cemil Simil, İcra-İflas Hukukunda Şikâyet, …, 2017, s.60-61). 5. Şikâyetle ilgili genel açıklamalara yer verildikten sonra tebligat, tebliğ mazbatasının işlevi ve mazbatadaki kayıtların aksinin iddia edilmesi hususunda açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. 6. İcra takibinde tebligatın büyük önemi vardır. İcra takibinin kesinleşmesi, haciz yapılabilmesi, borçlunun itiraz haklarını kullanabilmesi için ödeme emrinin borçluya tebliği gerekir. Tebligat, yargılamada temelini Anayasa’da ve temel insan haklarında bulan adil yargılanma hakkı, onun devamı niteliğindeki hukuki dinlenilme hakkı, bu çerçevede kişinin kendisi ile ilgili yargılamadan haberdar olma ve bilgilenme hakkıyla da doğrudan ilgilidir. Hukuki dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İcra takibinin de sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, itirazların yapılabilmesi ve takibin süratle sonuçlandırılabilmesi, ancak tarafların icra takibinden usulünce haberdar edilmesi ile mümkündür. Takip borçlusunun, hangi icra dairesinde aleyhine takip bulunduğunu, hakkındaki taleplerin nelerden ibaret olduğunu bilmesi ve varsa itirazlarını zamanında ve doğru merciye yöneltebilmesi usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile sağlanabilir. Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak tebligatın, 7201 sayılı Kanun'un öngördüğü usul dairesinde gerçekleştirilmesi gerekir. Nitekim bu hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.12.2009 tarihli ve 2009/12-563 Esas, 2009/600 Karar ile 26.02.2019 tarihli ve 2017/12-765 Esas, 2019/216 Karar sayılı kararında da da açıkça vurgulanmıştır. 7. 2004 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin birinci fıkrası ile 57 nci maddesinin birinci fıkrasına göre icra işlerinde tebligat 7201 sayılı Kanun, Yönetmelik ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümlerine göre yapılır. Belirtmek gerekir ki, tebligat ile ilgili 7201 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla, gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak 7201 sayılı Kanun ve Yönetmelik'te emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisi de daima göz önünde tutulmalıdır. 8. 7201 sayılı Kanun'un ve Yönetmelik'in amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi (tebligatın bilgilendirme fonksiyonu) ve bu hususların belgeye (tebligatın belgelendirme fonksiyonu) bağlanmasıdır. Hâl böyle olunca, 7201 sayılı Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin en küçük ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. 7201 sayılı Kanun ile Yönetmelik'te öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz. Nitekim, 7201 sayılı Kanun'un ve Yönetmelik'in belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı yerleşik yargısal içtihatlarda da açıkça vurgulanmıştır. 9. Tebligatın, tebligat muhatabının (bizzat) kendisine yapılması asıldır. Muhatap ise tebliğ evrakında tebligatı almak üzere belirtilen kimsedir. Satış ilanının (veya ödeme emrinin) tebliğ mazbatalı kapalı zarf içinde tebliğ memuru tarafından muhatabına veya muhatap adına adli tebligatı kabule kanunen yetkili şahsa (7201 sayılı Kanun md. 13, 14, 16, 17, 18) verilmesi ile tebligatın yazılı bildirim unsuru gerçekleşmiş olur. Yazılı bildirimin kanunda öngörüldüğü şekilde yapıldığına dair tutanağın düzenlemesi, başka bir deyişle tebliğ mazbatalı kapalı zarfın arka yüzündeki basılı (matbu) tutanağın boş kısımlarından ilgili olanlarının kanunda öngörüldüğü şekilde (7201 sayılı Kanun md. 23) doldurulup tarih de yazılarak imzalanması ile tebliğin ikinci unsuru olan belgelendirme unsuru gerçekleşmiş (7201 sayılı Kanunu md. 23, 1. cümle), böylece tebligat (tebliğ) hukuki işlemi tamamlanmış olur (Timuçin Muşul, Tebligat Hukuku, Ankara, 2018, s.91). 10. Bilindiği üzere tebligatın kime, ne zaman, hangi koşullarda yapıldığı veya tebligatın yapılmaması hâlinde bunun nedeni ve tebligat görevlisince yerine getirilen işlemlerin ne olduğu gibi hususların belirlendiği tutanağa tebliğ mazbatası denir. Tebliğ mazbatasında nelerin bulunduğu ise yukarıda da değinildiği üzere 7201 sayılı Kanun'un 23 üncü ve Yönetmelik'in 35 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiştir. 11. Tebliğ mazbatası tebligat konusunda resmî belgedir ve tebliğin kime, nerede, ne zaman ve hangi koşullarda yapıldığının veya yapılmadığının delili olabilecek bir belgedir. Tebliğ tutanağının gereği gibi düzenlenmemesi, hem tebligatın amacına ulaşıp ulaşmaması hem de tebligat memurunun hukuki, cezai ve disiplin sorumluluklarının oluşup oluşmadığının tespiti açısından önem arz etmektedir. 12. Hemen belirtmek gerekir ki, 7201 sayılı Kanun'un üçüncü babı (md. 52-57) tebligat suçların düzenlemekte olup bu cezai hükümlerin amacı tebligatın doğru yapılabilmesini sağlamaktır. Tebligatın doğru ve çabuk bir şekilde gerçekleşebilmesi ise büyük ölçüde 7201 sayılı Kanun'u uygulayacak olanların davranışlarına bağlıdır. 7201 sayılı Kanun'un 52 nci maddesine göre bu Kanunun uygulanmasında görevli bulunan tebligat memuru işlediği suçlardan dolayı eyleminin nitelik ve derecesine göre Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi olduğundan Türk Ceza Kanunu'nun kamu görevlisine ilişkin Devlet memurlarına ait hükümleri ile cezalandırılır. Madde gerekçesinden de açıklandığı üzere görevlerinin önemi nedeni ile … mensupları Devlet memuru gibi sayılarak tebligat işlerinde emniyetin sağlanması amaçlanmıştır. Bu hususlara göre tebligat memuru tarafından düzenlenen mazbatadaki kayıtların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğu kabul edilmelidir (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, Ankara, 2021, s.143). 13. Resmî bir belge olması sebebiyle tebliğ tutanağındaki kayıtlara dayanan taraf bunların doğruluğunu ispat etmek zorunda değildir. Tutanaktaki kaydın gerçeğe uygun olmadığını iddia eden taraf ispat yükü altındadır. Nitekim, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “İspat yükü” kenar başlıklı 6 ncı maddesi uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Yine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı maddesinin birinci fıkrasına göre ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. 14. 7201 sayılı Kanun ve Yönetmelik tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi hâlinde bunun tahkik şeklini ve yöntemini göstermemiştir. Mahkemece, her somut olayın özelliği, oluş şekli, gerçekleşen maddi olgular en küçük ayrıntılarına kadar göz önünde bulundurulup iddia tahkik edilmelidir. Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2019 tarihli ve 2017/12-765 Esas, 2019/216 Karar; 10.03.2022 tarihli ve 2018/12-178 Esas, 2022/301 Karar sayılı kararlarında da benimsendiği üzere tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabilir. 15. Tebliğ belgesindeki işlemin aksinin iddia edilmesi çeşitli şekillerde gerçekleşebilir. Tebliğin tebellüğe yetkili olmayan kimseye yapılması, tebliğ tarihinin yanlış olduğu iddiası veya muhatap tarafından tebliğ mazbatasındaki imzanın inkâr edilmesi bu duruma örnek teşkil etmektedir. 16. Somut olayda, alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilâmsız takipte ödeme emri "Muhatabın adresinde bizzat kendisine tebliğ edildi" şerhi ile 17.11.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Alacaklı vekilinin talebi üzerine icra müdürlüğü tarafından 2004 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesine göre düzenlenen davetiye de "Bizzat" şerhi ile 04.12.2017 tarihinde borçluya tebliğ edilmiştir. Borçlu vekili 07.12.2017 havale tarihli dilekçesi ile İcra Mahkemesine başvurarak ödeme emrinin tebliğine ilişkin 17.11.2017 tarihli mazbatadaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, 2004 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesine göre düzenlenen davetiyenin tebliğine dair 04.12.2017 tarihli mazbatadaki imzanın müvekkiline ait olup olmadığından emin olmadıklarını ileri sürerek ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiği şikâyetinde bulunmuştur. 17. İlk Derece Mahkemesince yukarıda sözü edilen tebliğ mazbatalarındaki imzaların borçluya ait olup olmadığının tespiti için alınan 01.12.2018 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda, 17.11.2017 tarihli tebliğ mazbatasındaki imzanın ise teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay bir imza olması nedeniyle borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği belirtilmiştir. Bu rapora yapılan itiraz üzerine Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'ndan alınan 07.02.2019 tarihli raporda 17.11.2017 tarihli tebliğ mazbatasındaki imzanın ise kişiye atfedilebilecek kadar kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen basit tersimli imza olduğundan borçlunun eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirmenin mümkün olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. 18. Yukarıda özetlenen bilirkişi raporlarından 17.11.2017 tarihli ödeme emrinin tebliğine ilişkin mazbatadaki imzanın borçlunun eli ürünü olduğu yönünde bir tespit yapılamadığı anlaşılmaktadır. Ayrıntılı olarak izah edildiği üzere resmî belge olan tebliğ tutanağının gerçeğe uygun olmadığını iddia eden taraf ispat yükü altındadır. Somut uyuşmazlıkta ödeme emrinin borçluya "bizzat" tebliğ edildiği de dikkate alındığında mazbatadaki imzanın kendisine ait olmadığı hususunun borçlu tarafından ispatlanamadığı açıktır. 19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Özel Daire bozma kararındaki gerekçenin yeterli olduğu, direnme kararının Tebligat Kanunu'nun 52 nci maddesine de değinilerek genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden bozulmasının gerekmediği ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 20. O hâlde direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı Kanun'un 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasının göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 29.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

İcra takibinde ödeme emrinin borçluya tebliği, takibin kesinleşmesi, haciz yapılabilmesi ve borçlunun itiraz haklarını kullanabilmesi için gereklidir. Tebliğ mazbatasında tebliğin kime, nerede ve ne zaman yapıldığı ile evrakı alanın imzası ve tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzası bulunmalıdır.

Vekile, kanuni mümessile ve tüzel kişiye tebligat

Vekil aracılığıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır; vekil birden fazla ise bunlardan birine tebligat yeterlidir. Birden fazla vekile tebligat yapılmışsa asıl tebliğ tarihi, ilk yapılan tebliğin tarihidir. Kararların sanıklara tebliğine ilişkin ceza muhakemesi hükümleri bu kurala rağmen saklıdır. Avukatın bürosundaki tebligat, resmi çalışma gün ve saatleri içinde yapılır.

7201 sayılı TEBLİGAT KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – (Değişik birinci fıkra: 6/6/1985 – 3220/5 md.) Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır. (Ek ikinci fıkra: 11/1/2011-6099/4 md.) Avukat tarafından takip edilen işlerde, avukatın bürosunda yapılacak tebligatlar, resmî çalışma gün ve saatleri içinde yapılır. Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillere yapılır. Hükmi şahıslara ve ticarethanelere tebligat:

Kanuni mümessili bulunan veya bulunması gereken kişilere tebligat, kanunlar bizzat kendilerine yapılmasını gerektirmediği sürece mümessile yapılır. Hükmi şahıslara tebligat yetkili mümessile, birden fazla ise yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin işlemlerinden doğan uyuşmazlıkta ticari mümessile yapılan tebligat geçerlidir.

7201 sayılı TEBLİGAT KANUNU m. 12Kaynağı aç
Madde 12 –Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir. Hükmi şahısların memur ve müstahdemlerine tebligat:

Adreste bulunmama ve adres kayıt sistemi

7201 sayılı Kanun m. 21/1 uyarınca muhatap veya adına tebligat yapılabilecek kimseler adreste bulunmaz ya da tebellüğden imtina ederse evrak, muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine ya da zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edilir. Tesellüm edenin adresini içeren ihbarname kapıya yapıştırılır ve ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Kapıya yazı yapıştırılmaması usulsüzlüğe yol açar. Adreste bulunmama ile tebellüğden imtina halleri aynı fıkrada düzenlenmekle birlikte uygulamada birbirinden farklı şekilde ele alınır: adreste bulunmama hâlinde mümkün oldukça en yakın komşulardan birine, varsa yönetici veya kapıcıya da haber verilmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2021/994, K. 2023/48 sayılı kararına göre ise tebellüğden imtina hâlinde bu haber verme koşulu aranmaz.

7201 sayılı TEBLİGAT KANUNU m. 21Kaynağı aç
Madde 21 – (Değişik: 6/6/1985 – 3220/7 md.) Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. (1) (Ek fıkra: 11/1/2011-6099/5 md.) Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. (Ek: 19/3/2003-4829/5 md.) Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkralar uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar.[7] Yaş ve ehliyet şartı:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/994, K. 2023/48Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/994 E.  ,  2023/48 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1486 E., 2021/1857 K. KARAR : İstemin reddine Taraflar arasındaki usulsüz tebliğ şikâyeti isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince şikâyetin reddine, şikâyetçi aleyhine tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir. Kararın borçlu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin reddine, alacaklının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. TALEP Borçlu vekili; müvekkili aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız takipte ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini, müvekkilinin takipten tesadüfen 13.09.2019 tarihinde haberdar olduğunu, müvekkili şirketin Perpa Ticaret Merkezinde 7/24 sürekli hareket hâlinde, yönetimi ile faal bir iş merkezinde ticari faaliyet gösterdiğini, tebliğ zarfında belirtilen muhatabın işyeri dışında olduğu hususunun doğru olmadığını, müvekkilinin kapısına 2 no.lu haber kağıdının yapıştırılmadığını, posta memuru tarafından düzenlenmiş matbu kaşede "isim ve imza vermekten imtina eden komşusunun beyanından anlaşılmış olup" ibaresinin bulunduğunu, Perpa Ticaret Merkezinde yüzlerce işyerinin olduğunu ve işyeri numaralarının bulunduğunu, tebliğ memurunun hiçbir araştırma yapmadığını, komşu işyerinin unvanının işyeri camında, tabela olarak yazılı olduğunu, tebliğ memurunun müvekkili şirket yetkilisinin bulunmadığı anda işyerine gelmiş ise komşusuna haber vermesi veya kapısına (2) no.lu haber kağıdını yapıştırması gerektiğini, tebliğ memurunun görevini yapmadığını, tebliğ memurunun iş merkezinin bulunduğu yönetime gitmediğini, müvekkiline gönderilen ödeme emrinin de usulüne uygun düzenlenmediğini, tebliğ zarfı üzerinde "…dayanak sureti vardır" ibaresi bulunmasına rağmen ödeme emrinde dayanak belgeden bahsedilmediğini, ödeme emrinin hukuka aykırı olup iptali gerektiğini ileri sürerek ödeme emrine muttali olunan 13.09.2019 tarihinin ödeme emrinin tebliğ tarihi olarak tespiti ile usulüne uygun düzenlenmeyen ödeme emrinin ve takibin iptaline, haksız icra takibinin iptali ile alacaklı aleyhine %20 kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı vekili; ödeme emri tebliğinin usulüne uygun olduğunu, borçlu her ne kadar isim ve imzadan imtina hâlinde işyeri kapı numarasının yazılması gerektiğini iddia etse de kanunda tebliğ memurunun böyle bir yükümlülüğünün bulunmadığını, tebligat parçasında (2) no.lu haber kağıdının yapıştırıldığının yazılarak imza altına alındığını, aksinin yine yazılı delil ile ispatlanması gerektiğini, posta memurunun muhatabın komşusuna haber verdiğini, komşusuna haber verilmesinin dışında iş merkezinin yönetimine haber verilmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir kanun maddesi bulunmadığını, kaldı ki borçlu şirketin merkezinin bulunduğu Perpa Ticaret Merkezinde binlerce dükkanın yer aldığını, böyle büyük bir ticaret merkezinde muhatabı adresinde bulunamayan bir tebligat için ticaret merkezinin yönetimine ulaşılmasının mümkün olmadığını, borçlu şirket yetkilisinin iş saatleri içerisinde farklı sebeplerle orada bulunamayabileceğini, borçlu şirket yetkilisi ile müvekkili şirket yetkilisi arasında geçen whatsap konuşmaları incelendiğinde iddiaların aksine borçlunun takipten 13.09.2019 tarihinde tesadüfen değil, itiraz süresi içerisinde 10.09.2019 tarihinde haberdar olduklarının anlaşılacağını belirterek şikâyetin reddini savunmuş, borçlu aleyhine %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 23.10.2019 tarihli ve 2019/644 Esas, 2019/1026 Karar sayılı kararı ile; dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, borçlunun hükmi şahıs sıfatına sahip olduğu, ilgili adreste hükmi şahıs sıfatına sahip kurum ve kuruluşlara yapılan tebligatların tebligat saatlerinde tebligatı alacak herhangi bir yetkili kişinin bulunamaması hâlinde kapalı olması durumunda 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesindeki ve Tebligat Tüzüğünün 28 ve 30 uncu maddesindeki tüm şartların sağlanması suretiyle tebliğ işleminin yapılacağı, tebligatta tebliğ memurunun açık olarak muhatabın işyeri dışında iş takibinde olduğunu belirttiği, yapılan araştırmada isim ve imza vermekten imtina eden komşusunun beyanı ile ve aynı zamanda adreste tebliğ alacak bir kişinin bulunamaması üzerine 2 numaralı haber kağıdının kapıya yapıştırılarak Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesine göre tebliğ evrakının 03.09.2019 tarihinde muhtara bırakılmış olduğu gerekçesi ile şikâyetin reddine, alacaklı yararına şikâyetçinin asıl alacağın %20'si olan 250.100,00 TL tazminata hükmedilmesine, mahkemece verilen 01.10.2019 tarihli geçici durdurma kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 01.07.2020 tarihli ve 2020/180 Esas, 2020/1340 Karar sayılı kararıyla; hükmi şahıslara yapılacak tebligat işleminin Tebligat Kanunu'nun 12 ve 13 üncü maddelerinde düzenlendiği, borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresinin tevziat saatlerinde kapalı olması veya hazır bulunanlar tarafından tebligatın alınmasından imtina edilmesi hâlinde tebligatın bu adrese Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddenin birinci fıkrasına göre yapılması gerektiği, tüzel kişilerin ticaret sicilindeki adresine gönderilen tebligatın anılan maddeye göre yapılmış olması hâlinde dağıtıcının Tebligat Yönetmeliğin 30 ve 31 inci maddelerinde belirtilen araştırmaları yapmasının gerekmediği, zira muhatabın adreste bulunmaması hâlinde bunun nedeninin araştırılmasının ve tevziat saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceğinin tespit edilmesinin gerçek kişiler yönünden zorunlu olup, hükmi şahısların sıfatı ve niteliği itibari ile böyle bir araştırma yapılacağına ilişkin tebligat mevzuatında düzenleme bulunmadığı, bu nedenle borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine tebligat yapılmış olması nedeni ile tebligat usulüne uygun olduğundan tebligata yönelik şikâyetin reddine ilişkin mahkeme kararının usulüne uygun olduğu, ancak usulsüz tebligat şikâyeti üzerine tedbiren takibin durdurulmasına karar verildiği gerekçesi ile borçlu aleyhine tazminata hükmedilmiş ise de 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (İİK) şikâyet nedeni ile takibin durdurulması hâlinde tazminata hükmedileceği düzenlenmediğinden tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf talebinin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin reddine, alacaklının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.02.2021 tarihli ve 2020/5960 Esas, 2021/1721 Karar sayılı kararı ile "….Hükmi şahıslara ne şekilde tebligat yapılacağı 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 12 ve 13. maddelerinde belirlenmiştir. Borçlu şirketin tebligat adresinin, ticaret sicilinde kayıtlı adresi olması ve tevziat saatlerinde kapalı bulunması veya tebligatın alınmasından imtina edilmesi halinde, bu adrese 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. ya da 35/4. maddelerine göre tebligatın yapılması gerekir. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre tüzel kişiler adına ticaret sicilindeki adreslerine gönderilen tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre yapılmış olması halinde tebliğ memurunun, Tebligat Yönetmeliği'nin 30 ve 31. maddelerindeki koşulları araştırmasına gerek yoktur. Zira, muhatabın adreste bulunmaması halinde, bunun nedeninin araştırılması ve tevziat saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceğinin tespit edilmesi gerçek kişiler yönünden zorunlu olup, hükmi şahısların sıfatı ve niteliği itibari ile böyle bir araştırmanın yapılmamış olması, tebligatın usulsüzlüğü sonucunu doğurmaz. Ancak, Kanunun 21/1.maddesine göre tebligat yapılması halinde, tebliğ memuru, tebliğ evrakını tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde, tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de, mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. Somut olayda borçlu Aslanbey Kuyumculuk ve Ticaret Ltd. Şti'ne ödeme emrinin ticaret sicil adresine 7201 Sayılı TK'nın 21/1 maddesi gereğince "muhatabın iş yeri dışında iş takibinde olduğu isim vermekten imtina eden komşusunun beyanından anlışılmış olup 2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırılarak mahalle muhtarlığına tebliğ edilmiştir. “ şeklindeki şerh verilerek tebliğ edildiği, haber verilen komşu isminin bulunmadığı, bu hali ile tebligatın TK'nun 21/1. maddesine aykırı olduğu, her ne kadar şirketin kapalı olması durumunda adreste bulunmama nedeninin araştırılması gerekmemekte ise de, komşuya haber verme yükümlülüğünün devam ettiği, Dairemiz uygulamalarında TK.nun 21/1. maddesinin tüm koşullarının sıkı bir şekilde uygulanmayacağı belirtilmiş olmakla beraber bunun haber verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, haber verilen komşunun isminin usulüne uygun bir şekilde tutanağa geçirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Buna göre şikayete konu tebligatta haber verilen komşunun ismi yazılmadığından bu hali ile tebliğ işleminin şeklen Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine aykırı ve dolayısıyla usulsüz olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan TK'nun 32. maddesi gereğince, tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi olarak kabul edilir. O halde usulsüz tebligat şikayetinin kabulü ile TK'nun 32. maddesi gereğince, tebliğ tarihinin, öğrenme tarihine göre düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tüzel kişilerin ticaret siciline kayıtlı adresleri tüzel kişilerin sıfat ve nitelikleri itibari ile herkes tarafından bilinebilen, meçhul olmayan adresler olduğu, tüzel kişinin bu adresi sicile bildirmekle hukuki, ticari vb. işlemde bulunduğu üçüncü kişiler yönünden bu adresi benimsediği, bu adresin değiştirilmesi hâlinde değişikliğin bildirilmesi yükümlülüğünün tüzel kişiye ait olmasının da bu kuralın bir sonucu olduğu, yine aynı nedenle tüzel kişinin adreste bulunmaması hâlinde Tebligat Yönetmeliğinin 30 ve 31 inci maddelerinin araştırılmasına gerek olmadığı ve Özel Dairece de bu kuralın hâlen uygulandığı, gerçek kişiler için uygulanan mümkün oldukça ibaresi ile mümkün olması hâlinde posta görevlisine haber verme yükümlülüğü getiren düzenlemenin tüzel kişiler için istisnasız, katı şekilde uygulanmasının kanunda amaçlanan düzenlemeye aykırı olduğu gibi, günümüz sosyal ve ekonomik hayatı açısından uygulanmasının da mümkün olmadığı, konutlar esas alınarak gerçek kişiler arasında mevcut olabilecek komşuluk ilişkisinin, tüzel kişilerde mevcut olduğunu söylemenin gerçeklikten uzak bir niteleme olup, uygulama kabiliyetinin de olmadığı, günümüzde site, rezidans, apartman, iş hanı, fabrika, organize sanayi bölgesi vb. tüm tebligat işlemine konu olabilecek yerler düşünüldüğünde gerçek kişiler için bile artık mümkün olmayan komşuluk kavramının tüzel kişiler için mevcut olduğunun söylenemeyeceği, bu nedenle kanun koyucu tebligat işleminden sonra haber verme aşamasında mümkün olma hâline atıf yapmış olup bu kriterin bile sadece gerçek kişiler için uzun yıllar istikrarlı bir şekilde uygulandığı, tüzel kişilere yapılan tebliğ işlemleri ile ilgili Özel Dairenin 07.07.2020 tarihli ve 2019/14252 Esas, 2020/6527 Karar ile 17.06.2019 tarihli ve 2019/8013 Esas, 2019/10331 Karar sayılı kararlarında belirtildiği gibi benzer dosyalarda verilen kararlarda tüzel kişiler için komşuya haber verme şartının aranmadığı, Tebligat Kanunu’nun sistematiği içinde 21 inci madde gerçek kişiler için getirilmiş bir düzenleme olup tüzel kişilere yapılacak tebligatlarda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda kıyas yolu ile uygulanageldiği, tüzel kişilerin adreslerinin kapalı olması hâlinde ne şekilde işlem yapılacağı yasada açıkça düzenlenmediği için gerçek kişiler için getirilen düzenlemenin tüzel kişilerin niteliklerine aykırı düşmedikçe uygulandığı, tüzel kişilere Tebligat Kanunu’nun 12 ve 13 üncü maddelerine göre tebligat yapılması gerektiğine göre haber bırakılan komşunun kim olacağının da ayrı bir uygulama sorununu beraberinde getirdiği, yetkili temsilci haricinde çalışana komşu tarafından yapılan haber verme işleminin geçerli olup olmayacağı, haber bırakılan kişinin tüzel kişinin yetkili temsilcisini bilmemesi durumunda bildirim yapılsa bile bu bildirimin geçerli kabul edilip edilemeyeceği gibi sorunlara neden olacağı, birbirleri ile ticari rakip olan tüzel kişilerin kendilerine gelen ticari işlem ve işletmeleri ile ilgili evrakların komşu işletmelere bildirilmesini ticari sırrın ifşası kapsamında değerlendirmelerinin de mümkün olduğu, adreste bulunmama sebebi, sıfatı ve niteliği itibari ile araştırılmayan tüzel kişilere yapılan tebligatı, bir de gerçek kişi komşu bulup haber verme yükümlülüğünün posta görevlisine yorum yolu ile yüklenmesinin uygulama da tebligat müessesesini içinden çıkılmaz bir hâle getireceği, kötüniyetli borçluların korunması haricinde bir fayda sağlamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Borçlu vekili, ödeme emrinin ve tebligatın usulsüz olduğunu, tebliğ şerhinin "Muhatabın işyeri dışında iş takibinde olduğu isim ve imza vermekten imtina eden komşusunun beyanından anlaşılmış olup 2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırılarak tebligat ilgili mahalle muhtarına tebliğ edilmiştir." ibareli önceden hazırlanmış şablon kaşe basılmak suretiyle yapıldığını, kime haber verildiğinin belirtilmemesinin usulsüz olduğunu, müvekkilinin tebliğ tarihi olarak belirtilen 03.09.2019 tarihinde işyeri dışında olduğu hususunun doğru olmadığını, kapıya (2) no.lu haber kağıdının da yapıştırılmadığını, Perpa Ticaret Merkezinde yüzlerce işyerinin olduğunu ve işyeri numaralarının bulunduğunu, komşu işyerinin unvanının işyeri camında ve tabela olarak yazılı olduğunu, tebliğ memurunun müvekkili şirket yetkilisinin bulunmadığı anda işyerine gelmiş ise komşusuna haber vermesi gerektiğini, Perpa Ticaret Merkezi bünyesinde faal bir ticaret merkezi yönetiminin bulunduğunu, tebliğ memurunun iş merkezinin bulunduğu yönetime gitmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda ödeme emri tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 21 ve 57 nci maddeleri, 2. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesi, 3. Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30 ve 31 inci maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Tüzel kişilere ne şekilde tebligat yapılacağı Tebligat Kanunu’nun 12, 13 ve 21 inci maddenin birinci fıkrası ile 35 inci maddenin dördüncü fıkrasında düzenlenmiştir. 2. Tebligat hukuku bakımından tebligat yapılacak kişi “muhatap” olarak adlandırılır. Tebligatın temel amacı da muhataba tebliğ evrakını en sağlıklı şekilde ulaştırmaktır. Tebligat kural olarak muhatabın kendisine yapılır. Muhatap gerçek veya tüzel kişi olabilir. Gerçek kişi ise muhatap kişinin kendisidir. Tüzel kişi ise somut canlı varlıklar olmayıp sadece hukuki kişiliğe sahip olduklarından, tüzel kişiler adına çıkarılan tebliğler, muhatap tüzel kişinin organlarını oluşturan gerçek kişilere yapılır (Timuçin Muşul, Tebligat Hukuku, Ankara 2018, s. 167). Tüzel kişilerin yetkili temsilcileri ilgili kanun veya statülerine göre belirlenir. 3. Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21 inci maddesinin birinci fıkrası iki hâli birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Tebligat görevlisi tarafından belirtilen adrese gidildiğinde adresin doğru olduğu ancak muhatap ya da muhatap adına tebliği almaya yetkili diğer kimselerin (Tebligat Kanunu md. 12,13, 14, 16, 17, 18) adreste bulunmadığının tespit edilmesi hâlinde tebliğ imkânsızlığı, adreste bulunan kimseler tarafından tebliğ evrakının kabulden kaçınılması hâlinde ise tebellüğden imtina söz konusu olur. 4. Tebligat muhatap tüzel kişi (hükmi şahıs) adına ticaret sicilindeki adresine çıkarılmalıdır. Şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresinde şirket yetkilileri ve çalışanının bulunmaması hâlinde, tebliğ işlemi Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre yapılır (Muşul, s. 538). 5. Muhatabın ya da muhatap adına tebliği almaya yetkili diğer kimselerin adreste bulunmaması hâlinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30 uncu maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Burada tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7 ve Yönetmeliğin 35/1-f bendi gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak muhatap ticaret şirketinin kayıtlı olduğu ticaret sicil müdürlüğündeki adresine çıkarılan tebligatın, adreste kimse bulunmaması (tebliğ imkânsızlığı) hâlinde tebliğ memurunca Tebligat Yönetmeliğinin 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında öngörülen araştırmanın yapılması gerekmez. Muhatabın adreste bulunmaması hâlinde bunun nedeninin araştırılması ve tevziat (dağıtım) saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceğinin tespit edilmesi ancak gerçek kişi muhatap bakımından söz konusu olabilir (Muşul, s. 540-541). 6. Muhatap ticaret şirketinin kayıtlı olduğu ticaret sicil müdürlüğündeki adresine çıkarılan tebligatlarda tebliğ imkânsızlığı hâlinin gerçekleşmesi durumunda tebliğ memurunca muhatap ticaret şirketinin sıfatı ve niteliği itibari ile Tebligat Yönetmeliğinin 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında öngörülen araştırmanın yapılması gerekmemekte ise de, Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında tebligatın yapılması sıkı koşullara bağlanmış olup, en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya haber verme şartı muhatabın ticaret şirketi olması sebebiyle ortadan kaldırılamaz. Tebligat Yönetmeliğinin 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca tebliğ imkânsızlığı hâlinin gerçekleşmesi durumunda tebliğ memuru, tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. Dolayısı ile “tebellüğden imtina” hâlinde en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya haber verme koşulu aranmayacaktır. 7. Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere (2) numaralı ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. 8. Ticaret şirketinin, ticaret sicilindeki adresi fiilen değiştirilmiş olmakla beraber adres değişikliği ticaret siciline aksettirilmemiş ise bu adrese gönderilerek Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre yapılan tebliğ geçerli olur (Muşul, s. 541). 9. Önemle belirtmek gerekir ki tebligat ile ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olmakla, gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak Kanun ve Yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisi de daima göz önünde tutulmalıdır. 10. Kanun ve Yönetmeliğin amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi (tebligatın bilgilendirme fonksiyonu) ve bu hususların belgeye (tebligatın belgelendirme fonksiyonu) bağlanmasıdır. Hâl böyle olunca, Kanun ve Yönetmelik hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz. Nitekim, Kanunun ve Yönetmeliğin belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı yerleşik yargısal içtihatlarda da açıkça vurgulanmıştır. 11. Ödeme emrinin tebliğ mazbatalı kapalı zarf içinde tebliğ memuru tarafından muhatabına veya muhatap adına adli tebligatı kabule kanunen yetkili şahsa (Tebligat Kanunu md. 13, 14, 16, 17, 18) verilmesi ile tebligatın yazılı bildirim unsuru gerçekleşmiş olur. Yazılı bildirimin kanunda öngörüldüğü şekilde yapıldığına dair tutanağın düzenlemesi, başka bir deyişle tebliğ mazbatalı kapalı zarfın arka yüzündeki basılı (matbu) tutanağın boş kısımlarından ilgili olanlarının kanunda öngörüldüğü şekilde (Tebligat Kanunu md. 23) doldurulup tarih de yazılarak imzalanması ile tebliğin ikinci unsuru olan belgelendirme unsuru gerçekleşmiş (Tebligat Kanunu md. 23, birinci cümle), böylece tebligat (tebliğ) hukuki işlemi tamamlanmış olur (Muşul, s. 91). 12. Tebligatın belgelendirme özelliği ve Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının sıkı şekil şartlarına bağlanması karşısında “…tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir…” koşulunun gerçekleşmesi için haber bırakılan komşu, kapıcı veya yöneticinin isminin, kim olduğunun, tebliğ memuru tarafından tutanağa yazılıp imzalanması gerekmektedir. 13. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.06.2022 tarihli ve 2021/12-481 Esas, 2022/986 Karar sayılı kararında da aynı hususlar benimsenmiştir. 14. Tebligat Kanunu’nun “Usulüne aykırı tebliğin hükmü” başlıklı 32 nci maddesi hükmü uyarınca tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Usulsüz tebligatın muhatabın öğrenmesiyle geçerli hâle gelebilmesi için tebligatın yasal muhatap adına çıkarılması, ancak tebliğ işleminin kanun ve yönetmelikte öngörülen şekilde yapılmaması gerekmektedir. Tebliğ usulsüz ise muhatabın her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alması ya da bunların içeriğini öğrenmesi ile tebliği öğrenmiş sayılır ve usulsüz tebliğ geçerli hâle gelir (Muşul, s. 562, 573). Tebligattaki amaç bilgilendirmenin belgelendirilmesidir. Dolayısıyla ilk hedef bilgilendirmedir. Bu nedenle tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatap tebliği öğrenmiş (tebliğe muttali olmuş) ise geçerlidir (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, Ankara 2022, s. 147-148). 15. Somut olayda; alacaklı tarafından borçlular aleyhine başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız takipte borçlu Aslanbey Kuyumculuk ve Tic. Ltd. Şti.'nin ticaret sicilinde kayıtlı ““Halit Rıfat Paşa Mahallesi Yüzer Havuz Sokak Perpa Ticaret Merkezi A Blok Apt No:1 A/1905 Şişli/…” adresine çıkarılan ödeme emri “Muhatabın işyeri dışında iş takibinde olduğu isim ve imza vermekten imtina eden komşusunun beyanından anlaşılmış olup 2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırılarak tebligat ilgili mahalle muhtarına tebliğ edilmiştir.” şerhiyle 03.09.2019 tarihinde tebliğ edilmiştir 16. Ödeme emri tebligat parçasında yazılı “muhatabın işyeri dışında iş takibinde olduğu” ibaresi Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 21 inci maddesine göre muhatap ve muhatap adına tebliği almaya yetkili kimselerin bulunmadığı anlamında olup, somut olayda Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “tebliğ imkânsızlığı” söz konusudur. Bu durumda borçlu ticaret şirketinin kayıtlı olduğu ticaret sicil müdürlüğündeki adresine çıkarılan tebligatta tebliğ memurunca Tebligat Yönetmeliği'nin 30 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki koşulların araştırılması gerekmemekte ise de, tebligat yapılan adres bir ticaret merkezi olup, tebliğ memurunca komşusuna ulaşıldığına göre belgelendirme unsurunun gerçekleşmesi için komşusuna haber verilerek, isminin sorularak tebligat parçasına yazılması gerekir. Kanunda yazılı mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya haber verme koşulunun aranmamasını gerektirecek bir hâl bulunmamaktadır. 17. Şu hâle göre borçlu şirkete ödeme emri tebliğ işlemi Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesinin birinci fıkrası ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30 ve 31 inci maddelerine göre usulsüzdür. 18. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 19. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasının göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesine gönderilmesine,08.02.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Aynı maddenin ikinci fıkrasında adres, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi ise muhatap o adreste hiç oturmamış veya sürekli ayrılmış olsa dahi evrak aynı kişilere teslim edilir ve ihbarname kapıya yapıştırılır; tebliğ tarihi yine yapıştırma tarihidir. Bu kapsamda yapılan tebligatlarda tebligat memurunca ayrıca araştırma yapılmaz. Bilinen son adres tebligata elverişli değilse veya tebligat yapılamamışsa adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri bilinen son adres kabul edilir, başka adres araştırması yapılmaz ve zarfta bu adresin kayıt sistemindeki adres olduğu belirtilerek şerh düşülür.

Adreste geçici bulunmama hâlinde tebliğ memuru, sebebi bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclis üyeleri ile kolluk görevlilerinden araştırır; beyanları mazbataya yazılır ve imzalatılır. İmza verilmezse bu durum mazbataya yazılır. Haber bırakılan kişinin kimliği de tutanağa yazılıp imzalanır. Bu araştırma ve belgeleme yükümlülükleri gerçek kişi muhataplar bakımından uygulanır; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2021/994, K. 2023/48 sayılı kararında ticaret sicilindeki adresine tebligat yapılan ticaret şirketleri bakımından Yönetmelik m. 30/1 kapsamındaki araştırmanın gerekmeyeceği vurgulanmıştır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/4964, K. 2016/24725Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2016/4964 E.  ,  2016/24725 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takibe karşı borçluların örnek 10 nolu ödeme emrinin usulsüz tebliğ ediliğini ileri sürerek, borca itiraz ettiği, borçlu …. yönünden şikayet dilekçesinde öğrenme tarihinin 12.09.2015 tarihi olarak belirtildiği, öğrenme tarihine göre yedi günlük şikayet süresinin geçtiği gerekçesi ile borçlu …. . yönünden şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğüne ilişkin şikayet, İİK'nun 16/1. maddesi uyarınca usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren yedi günlük sürede yapılmalıdır. HGK'nun 5.6.1991 tarih ve 1991/12-258 Esas ve 1991/344 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere "….usulsüz tebliğ işlemini öğrenen muhatabın bu tebliği öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde şikayet yolu ile tebligatın usulsüzlüğünü icra mahkemesi önüne getirmesi gereklidir." Borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi esas olup bu tarihin aksi karşı tarafça ancak yazılı belge ile ispatlanabilir. HGK'nun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere muhatabın beyan ettiği tarihin aksi tarih beyanıyla ispat edilemez. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince, tebligatın usulsüz olması halinde muhatabı tebliğinden haberdar olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Somut olayda şikayet dilekçesinde borçlu…. yönünden, usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarih 12.09.2015 tarihi olarak beyan edilmiş olup, borçlu son gün hafta sonuna rastgeldiğinden yasal yedi günlük süresi içinde 21.09.2015 tarihinde icra mahkemesine başvurmuştur. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır. Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir..” denildiği, Tebligat Kanunu'nun ''Tebligat Mazbatası'' başlıklı 23. maddesinin 7.bendinde ''21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi''nin tebligat mazbatasına yazılmasını emrettiği ''Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi'' başlıklı Tebligat Yönetmeliğinin 35.maddesinin (f) bendinde ise ''30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebi'' nin tebligat mazbatasına yazılacağının hüküm altına alındığı görülmüştür. Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f bendi gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin, usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliğinin 35.maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır. Somut olayda borçlu …. …’a yapılan ödeme emri tebliğine ilişkin tebligat parçasının incelenmesinde; tebligatın "Gösterilen adrese gidildi. Adresin kapalı olması sebebiyle … …’a soruldu. Muhatabın çarşıda olduğunu sözlü beyan eti. TK 21 maddesi ve Teb. Tüz. 28.m. gereğince … mah. Muhtarı … teslim edilerek 2 nolu haber kağıdı adresin kapısına yapıştırılıp …. haber verilmiştir. 13.4.2015" açıklamasına yer verilerek yapıldığı görülmüştür. Tebligatta haber verilen komşunun ismi belirtilmediğinden yukarıdaki yasa ve yönetmelik hükümleri uyarınca tebligatın usulsüz olduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borca itiraz, İİK'nun 168/5. maddesine göre ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş günlük sürede icra mahkemesine yapılmalıdır. Bu süre, hak düşürücü nitelikte olup, mahkemece re'sen gözetilmelidir.Somut olayda borçlu ….’ın borca itirazı şikayet dilekçesinde bildirilen öğrenme tarihine göre yasal beş günlük sürede değildir. O halde mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle, borçlu…’ın usulsüz tebligata ilişkin şikayetin kabulü ile tebliğ tarihinin Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlu …'ın temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Usulsüz tebligatın geçerli sayılması

Tebligat Kanunu m. 32, şekle aykırılığı mutlak geçersizlik saymaz. Muhatap tebliğe muttali olmuşsa tebligat muteberdir ve beyan ettiği tarih tebliğ tarihi addolunur. Öğrenilmediği sürece tebliğe bağlı hukuki sonuç doğmaz, bağlı süreler de başlamaz. Usulsüz tebligatın bu kapsamda geçerli sayılabilmesi için tebligatın yasal muhatap adına çıkarılmış olması, ancak tebliğ işleminin kanun ve yönetmelikte öngörülen şekilde yapılmamış bulunması gerekmektedir. Borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi esastır; bu tarihin aksini karşı taraf ancak yazılı belgeyle ispatlayabilir.

Ticaret şirketinin ticaret sicilindeki adresini fiilen değiştirmiş olmakla birlikte bu değişikliği sicile işletmediği durumlarda, kayıtlı adrese 21. maddenin birinci fıkrası uyarınca yapılan tebliğin geçerli kabul edilebileceği öğretide savunulmakta ve bu görüş Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2021/994, K. 2023/48 sayılı kararının gerekçesinde aktarılmaktadır; ancak bu sonucun birincil yasal dayanaklarla bağımsız olarak doğrulanması gerekir.

Tutanaktaki kaydın ispatı

Tebliğ mazbatası tebligat konusunda resmi belgedir. Mazbatadaki kayda dayanan taraf, bu kayıtların doğruluğunu ayrıca ispat etmek zorunda değildir. Mazbatadaki işlemin aksinin iddia edilmesi, tebellüğe yetkili olmayan kişiye tebliğ, tebliğ tarihinin yanlış olduğu iddiası veya imzanın inkârı biçiminde ortaya çıkabilir. Kanun ve yönetmelik bu iddianın tahkik yöntemini göstermediğinden mahkeme, somut olayın oluşunu ve maddi olguları değerlendirerek iddiayı tahkik eder.

Tebligat tutanağında yazılı olan hususun aksinin her türlü delille ispatlanabileceği kabul edilmektedir. Buna karşılık posta memurunca düzenlenen tutanağın aksinin ancak tutanağa denk yazılı belgeyle ispat edilebileceği, bu güçte belge bulunmazsa şikayetin reddedileceğine ilişkin farklı bir değerlendirme de mevcuttur. Bu iki ölçü aynı konuda yan yana durmakta olup aralarındaki ilişki her somut olayın koşullarına göre mahkemece değerlendirilir.

İcra mahkemesine şikayet

Kanunun çözümünü mahkemeye bıraktığı hususlar dışında, icra ve iflas dairelerinin kanuna aykırı veya olaya uygun olmayan işlemleri icra mahkemesine şikayet edilebilir. Bu şikayet, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması hâlinde ise şikayet her zaman yapılabilir; yedi günlük süre yalnızca belirli işlem şikayetleri için geçerli olup bu istisna kapsamında değildir. Posta memurunun icra dairesi adına yaptığı kanuna veya usule aykırı tebliğ de icra dairesinin işlemi sayılır ve şikayete konu olabilir.

Ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğüne ilişkin şikayet, usulsüz işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine yapılır. Borçlu bu süre içinde usulsüzlüğü ileri sürmezse mazbatadaki tebliğ tarihi geçerli sayılır. Yedi günlük şikayet süresi, kambiyo takibindeki beş günlük borca itiraz süresinden ayrıdır. Şikayet, takibin durmasına yol açmaz; ödeme emrinin kesinleşmesinin önlenmesi için borçlunun ödeme emrine ayrıca itiraz etmesi gerekmektedir. İcra müdürlüğünün usulsüzlük yönündeki değerlendirmesi, icra mahkemesindeki şikayetin yerini tutmaz.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/4523, K. 2024/560Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2023/4523 E.  ,  2024/560 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklı tarafından borçlu şirket hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile ilamsız icra takibinde borçlunun icra mahkemesine yaptığı başvuruda, ödeme emri tebliğ işleminin, Tebligat Kanunu’nun 20. maddesi gereğince yapılması nedeniyle tebligatın, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün sonra yapılmış sayılması gerektiğini ve bu suretle alacaklı tarafından, tebliğ tarihinden itibaren on günlük ödeme süresi dolmadan yapılan haciz talebinin ve icra müdürlüğünün bu hacizlerin kaldırılmasına dair yapılan talebin reddi yönündeki kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, icra müdürlüğünün 24.5.2022 tarihli kararının iptali ile 30.01.2022 tarihinden önce uygulanan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulü ile 24.5.2022 tarihli müdürlük kararının kaldırılmasına karar verildiği, alacaklının istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle şikayetin reddine hükmedildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği görülmüştür. Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğü iddiasının yasal dayanağı İİK'nın 16. maddesi olup, bu yöndeki şikayetin, aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren 7 günlük süre içinde icra mahkemesine yapılması zorunludur. Somut uyuşmazlıkta; borçlu şirkete çıkartılan şikayete konu ödeme emrinin; " tebliğ evrakı gösterilen adreste kimse bulunmaması adresin kapalı olması sebebiyle muhatabın en yakın Sibel Sağlam (çalışan) sorulmuş verilen sözlü beyanda muhatabın geçici olarak çarşıya gittiğinin beyan edilmesi üzerine ( Teb. K. m. 20 Teb. Yön. m. 30) tebliğ imkansızlığı sebebiyle tebliğ zarfı Barbaros mahalle muhtarı teslim edilmiş 2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırılmış, ayrıca en yakın Sibel Sağlam haber edilmiştir.” şerhiyle 03.01.2022 tarihinde tebliğ edildiği, anılan tebligatın şirketin yetkili temsilcileri olmaması durumunda çalışanına teslimi gerekirken, mahalle muhtarına verilerek Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılmaya çalışıldığı, şirket çalışanına ise haber bırakıldığı, tebligatın bu haliyle TK'nın 21/1. maddesine aykırı olarak yapıldığı ve dolayısıyla usulsüz olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar tebligat parçasında Tebligat Kanununun 20. maddesine göre tebliğ yapıldığı yazılmış ise de, Tebligat Kanununun 20. maddesine göre yapılmış bir tebligat bulunmadığından ihbarnamenin kapıya yapıştırılmasından itibaren 15 gün sonra tebligatın yapılmış sayılmasından söz edilemez. Şikayetçi borçlunun şikayet dilekçesinde ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna yönelik bir iddiasının bulunmadığı, bu hususun şikayetçinin temyiz dilekçesinde de, “şikayet dilekçemizde tebligatın usulsüz yapıldığına dair bir itirazımız olmamasına rağmen” şeklinde ikrar edildiği görülmekle birlikte şikayetin değerlendirilmesi için tebligatın hangi kanun maddesine göre yapıldığının resen tespiti gerekmekle birlikte, ödeme emri tebligatının öğrenildiği tarihe göre yedi günlük sürede tebligatın usulsüz olduğu ileri sürülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesince, ödeme emri tebliğ işleminin Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi gereğince yapıldığı ve buna göre tebliğ tarihinin, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih olan 03.01.2022 olarak kabulü ile sonuca gidilmesi yerinde olup kararın onanması gerekmiştir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 427,60 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 18.01.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Kambiyo takibinde beş günlük itiraz

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte borçlu, senetteki imzanın kendisine ait olmadığını beş gün içinde dilekçeyle icra mahkemesine bildirmezse imza kendisinden sadır sayılır. Borçlu olmadığını, borcun itfa edildiğini, mehil verildiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını veya yetki itirazını da sebepleriyle birlikte beş gün içinde icra mahkemesine bildirir. Bu beş günlük süre hak düşürücüdür ve mahkemece resen gözetilir; borca itirazın, bildirilen öğrenme tarihine göre bu süre içinde yapılması gerekir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 168Kaynağı aç
Madde 168 – (Değişik: 18/2/1965-538/81 md.) İcra memuru senedin kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse, borçluya senet sureti ile birlikte hemen bir ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrine şunlar yazılır: 1. (Değişik: 2/7/2012-6352/33 md.) Alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, takip talebine yazılması lazım gelen kayıtlar, 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/33 md.) Borcun ve takip masraflarının on gün içinde ödeme emrinde yazılı olan icra dairesine ait banka hesabına ödenmesi ihtarı, 3. Takibin müstenidi olan senet kambiyo senedi vasfını haiz değilse, beş gün içinde icra mahkemesine şikayet etmesi lüzumu, 4. (Değişik: 9/11/1988-3494/31 md.) Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahküm edileceği ve icra mahkemesin den itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı. 5. (Değişik: 6/6/1985-3222/21 md.) Borçlu olmadığı veya borcun itfa edildiği veya mehil verildiği veya alacağın zaman aşımına uğradığı veya yetki itirazını sebepleri ile birlikte beş gün içinde icra mahkemesine bir dilekçe ile bildirerek icra mahkemesinden itirazın kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı. 6. (Değişik: 17/7/2003-4949/45 md.) İtiraz edilmediği ve borç ödenmediği takdirde on gün içinde 74 üncü maddeye, itiraz edilip de reddedildiği takdirde ise üç gün içinde 75 inci maddeye göre mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapisle tazyik edileceği, mal beyanında bulunmaz veya hakikate aykırı beyanda bulunursa ayrıca hapisle cezalandırılacağı ihtarı. 60 ıncı maddenin son iki fıkrası burada da tatbik olunur. a) Borca itiraz:

Usulsüzlük ile itfa itirazının birlikte incelenmesi

Borçlu hem tebligatın usulsüzlüğünü hem borcun ödendiği itirazını birlikte ileri sürmüşse önce usulsüz tebligat şikayeti incelenir. Şikayet süresindeyse ve tebligat usulsüz görülürse tebliğ tarihi öğrenme tarihine göre düzeltilir. İtfa itirazının bu tarihe göre süresinde olup olmadığı ancak bundan sonra değerlendirilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/2137, K. 2018/2912Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2018/2137 E.  ,  2018/2912 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından borçlu aleyhine 16.06.2014 tarihinde başlatılan ilamlı takipte velayeti anneye verilen müşterek çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakasının talep edildiği, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; çocuğa kendisinin bakması nedeniyle nafaka borcunun bulunmadığını ve icra emri tebligatının usulsüz olduğu ileri sürerek icranın geri bırakılmasını talep ettiği, mahkemece; İİK'nun 33/1. maddesinde öngörülen icra emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde dava açılmadığı gerekçesiyle davanın süre yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğüne ilişkin şikayet, İİK'nun 16/1. maddesi uyarınca, usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren yedi günlük sürede icra mahkemesine yapılmalıdır. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince; tebligatın usulsüz olması halinde muhatabı tebliğinden haberdar olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. İİK'nun 33/1. maddesinde; ''İcra emrinin tebliği üzerine borçlu yedi gün içinde dilekçe ile icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığı veya imhal veya itfa edildiği itirazında bulunabilir. İtfa veya imhal iddiası yetkili mercilerce re'sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle tevsik edildiği takdirde icra geri bırakılır'' hükmü yer almaktadır. Borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, nafaka borcunun ödendiği itirazı yanında icra emri tebligatının usulsüz olduğuna ilişkin şikayette de bulunduğu halde, mahkemece; icra emri tebligatının usulsüz olup olmadığı hakkında bir değerlendirme yapılmadan davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir.O halde mahkemece; öncelikle tebligatın usulsüz olduğuna ilişkin şikayet incelenerek, tebligatın usulsüz olduğu ve buna ilişkin şikayetin de süresinde yapıldığı sonucuna varılması halinde, tebliğ tarihinin, öğrenme tarihine göre düzeltilerek usulsüz tebligattan haberdar olunan tarihe göre itfa itirazının süresinde olması durumunda, borçlunun ödeme itirazı incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/03/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tebliğ şekline ilişkin kararlarda görülen sonuçlar

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E. 2016/4964, K. 2016/24725 sayılı kararında, adreste geçici bulunmama sebebinin yönetmelikte belirtilen kişilere sorularak imzaları alınmak suretiyle tevsik edilmeden ve haber verilen komşunun adı mazbataya yazılmadan 21. maddenin birinci fıkrasına göre yapılan tebligat geçersiz kabul edilmiştir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E. 2023/4523, K. 2024/560 sayılı kararında, borçlu şirketin yetkili temsilcileri bulunmadığında evrakın çalışana teslimi gerekirken muhtara bırakılarak 21. maddenin birinci fıkrasına göre işlem yapılması usulsüz görülmüştür. Aynı olayda usulsüzlük, öğrenme tarihine göre yedi gün içinde ileri sürülmediğinden ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi kabul edilmiş ve bu sonuca gidilmesi uygun bulunmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2021/994, K. 2023/48 sayılı kararında, komşuya ulaşıldığı halde adının tebliğ parçasına yazılmaması nedeniyle borçlu şirkete ödeme emri tebliği, 21. maddenin birinci fıkrası ile Yönetmeliğin 30 ve 31. maddelerine göre usulsüz bulunmuştur. Kurul, özel dairenin bozma gerekçesini benimseyerek borçlu vekilinin temyiz itirazlarını kabul etmiş ve direnme kararını bozmuştur; öğrenme tarihini kendisi belirleyerek yeni bir tebliğ tarihi kararı kurmamıştır.

Usulsüz tebligat kendiliğinden geçersiz midir?

Hayır. Muhatap tebliğe muttali olmuşsa tebligat muteber sayılır ve beyan ettiği tarih tebliğ tarihi kabul edilir. Öğrenilmedikçe tebliğe bağlı sonuç doğmaz ve süreler başlamaz. Tebligatın bu kapsamda geçerli sayılabilmesi için yasal muhatap adına çıkarılmış olması, ancak usulüne aykırı yapılmış bulunması gerekir.

Usulsüz tebligat şikayeti kaç gün içinde yapılır?

İcra ve iflas dairesinin belirli işlemine karşı şikayet, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine yapılır. Bu süre içinde başvurulmazsa mazbatadaki tebliğ tarihi geçerli sayılır. Buna karşılık bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması hâlinde şikayet her zaman yapılabilir.

Şikayet icra takibini durdurur mu?

Şikayet takibi durdurmaz. Ödeme emrinin kesinleşmesini engellemek isteyen borçlunun ödeme emrine ayrıca itiraz etmesi gerekmektedir.

Kapıya ihbarname yapıştırılmazsa ne olur?

Muhtara veya ilgili görevliye teslim edilen tebligatta ihbarnamenin kapıya yapıştırılması gerekir. Yapıştırılmaması usulsüz tebligata yol açar; yapıştırıldığı tarih kanunda tebliğ tarihi olarak kabul edilir.

Kambiyo takibinde borca itiraz süresi nedir?

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte borca ve imzaya itiraz, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine yapılır. Bu süre hak düşürücüdür ve mahkemece resen gözetilir.

Öğrenme tarihinin aksi nasıl ispatlanır?

Borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi esastır. Aksini karşı taraf ancak yazılı belgeyle ispatlayabilir; yalnız tarih beyanı beyan edilen tarihi çürütmez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu