Usuli Kazanılmış Hak Nedir ve Hangi Hallerde Doğar?

by Avukat Erdal Ersoy
Usuli Kazanılmış Hak Nedir ve Hangi Hallerde Doğar?

Usuli Kazanılmış Hak Kavramı ve Hukuki Niteliği

Usuli kazanılmış hak, bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi sonucunda taraflardan biri lehine ve diğeri aleyhine doğan, yargılamanın sonraki aşamalarında uyulması zorunlu olan hukuki durumu ifade eder.

Usul mevzuatında usuli kazanılmış hak kurumuna ilişkin açık bir hüküm yer almamaktadır. Buna karşılık, muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadının yanı sıra hukuki alanda istikrar sağlama amacına hizmet etmesi bakımından bu kurum usul hukukunun ana esasları arasında bulunur ve kamu düzeniyle ilgilidir.

Bozma Kararına Uyulması ve Mahkemenin Bağlılığı

Mahkemenin bozma kararına uyması durumunda, söz konusu karar lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar. Mahkeme verdiği uyma kararından sonradan dönemeyeceği gibi, bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak veya gösterilen çerçevede yeni bir hüküm tesis etmek zorundadır.

Bozma kararı bir kanun hükmü atlanarak veya yanlış yorumlanarak verilmiş olsa dahi, mahkemece anılan bozmaya uyulduktan sonra usuli kazanılmış hak meydana gelir ve sonradan kararın yanlışlığı ileri sürülemez.

Bozma ilamına uyan mahkeme, bozma kapsamını aşarak veya tarafın usuli kazanılmış hakkını ihlal edecek şekilde yeniden araştırma ve tahkikat yapamaz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2015/1598 Esas ve 2015/5028 Karar sayılı ilamında, bozmaya uyulmakla lehine hak oluşan tarafın bu hakkını ihlal edecek biçimde yeniden delil araştırması yapılmasının ve tanık dinlenmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2015/1598, K. 2015/5028Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2015/1598 E.  ,  2015/5028 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 27.06.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 30.09.2014 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 05.05.2015 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. … ile karşı taraftan davacı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _ K A R A R _ Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, yazılı delille ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir. Dairemizin 05.05.2009 tarihli 2009/2053 Esas 2009/5653 Karar sayılı ilamı ile "davacının dava ve delil dilekçesinde sair yasal delil demek suretiyle açıkça yemin deliline dayanmış sayılacağından bu hakkı hatırlatılmalı, sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. Mahkemece, bozma ilamı öncesinde davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizin 05.05.2009 tarihli ilamı ile davanın yazılı delil veya delil başlangıcı ile kanıtlanamadığı, ancak davacının davalı tarafa yemin teklif etme hakkı bulunduğu, bu hakkının hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuş, davacı vekili yemin teklifinde bulunmayacaklarını belirtmiştir. Bozma ilamına uyulmakla davalı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğundan sadece davalıya yemin teklifinde bulunulabileceği halde davalının usuli kazanılmış hakkı ihlal edilecek şekilde yeniden araştırma yapılarak 14.04.1999 tarihli belge delil başlangıcı kabul edilerek ve tanık dinlenmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kaldı ki, yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilen "tutanaktır" başlıklı 14.04.1999 tarihli belge taraflar arasındaki dava konusu inanç ilişkisini kanıtlamaya yeterli bir belge niteliğinde değildir. Mahkemece, belirtilen husus gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 1.100,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.05.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde, kararın bozma sebepleri kapsamı dışında kalmış yönleri kesinleşmiş sayılır. Davaların uzamasını önleme amacı taşıyan bu durum, lehine olan taraf bakımından usuli kazanılmış hak oluşturur.

Bilirkişi Raporuna İtiraz Usulü ve Kazanılmış Hak

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 281 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca taraflar, bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde raporda eksik gördükleri hususların tamamlanmasını, belirsizliklerin açıklığa kavuşturulmasını veya yeni bir bilirkişi atanmasını talep edebilirler. Rapora karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde, yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 281Kaynağı aç
MADDE 281- (1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (Ek cümle:22/7/2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir. Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi

Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için bilirkişiden yeni sorularla ek rapor alabileceği gibi duruşmada sözlü açıklama isteyebilir; gerçeğin ortaya çıkması için gerekli gördüğünde yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabilir.

Yargılama sırasında taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmeyip diğer tarafın itiraz etmesi durumunda, rapor itiraz etmeyen yönünden kesinleşir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2014/1503 Esas ve 2015/13111 Karar sayılı ilamına göre, itiraz etmeyen taraf aleyhine kesinleşen bu durum itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak doğurur; bu nedenle itiraz üzerine veya kendiliğinden alınan yeni rapor itiraz edenin daha da aleyhine sonuçlar içerse dahi mahkemece itiraz edenin lehine olan rapora göre karar verilir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/1503, K. 2015/13111Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2014/1503 E.  ,  2015/13111 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :…Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki maddi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacılar vekili; müvekkillerinin desteği ..'nin trafik sigortası bulunmayan motosikletin ve ardından da traktörün çarpması sonucu 08.11.2008 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı anne … ve baba … için ayrı ayrı 2.000 TL destekten yoksun kalma tazminatı ile, 1.750 TL cenaze ve defin gideri olmak üzere toplam 7.500 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı …. vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; bilirkişi raporu benimsenerek, davanın kısmen kabulüne, davacı … için 1.092,68 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve davacı …için 50,00 TL cenaze gideri olmak üzere toplam 1.142,68 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, özellikle, oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda; mahkemece, destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesi için avukat bilirkişiden alınan 06.09.2010 tarihli raporda; davacı anne için 607,59 TL tazminat hesaplandığı, babanın tazminat alacağının bulunmadığının bildirildiği; davacılar vekilinin itirazı üzerine alınan 22.10.2010 tarihli bilirkişi raporunda; davacı anne için anne için 1.978,32 TL, baba için 390,72 TL tazminat hesaplandığı; yine davacılar vekilinin itirazı üzerine alınan 23.02.2011 tarihli üçüncü bilirkişi raporunda ise davacı anne için 1.092,68 TL tazminat hesaplandığı, babanın tazminat alacağının bulunmadığının bildirildiği; davacılar vekilinin tazminatın düşük hesaplandığı gerekçesiyle üçüncü rapora da itiraz ettiği ancak davalı vekili tarafından rapora karşı herhangi bir itiraz bildirilmediği; mahkemece, 23.02.2011 tarihli üçüncü bilirkişi raporuna göre karar verildiği anlaşılmaktadır. Yargılama sırasında yanlardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturur. Taraflardan biri bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğer tarafın itirazı üzerine ya da mahkemece kendiliğinden yeni bir bilirkişi raporu alınır ve sonuncu rapor, önceki rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, önceki rapor itirazda bulunmayan yönünden kesinleşeceğinden itiraz eden taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gereği, mahkemece itiraz edenin lehine olan bilirkişi raporuna göre karar verilir. Buna göre, davalı tarafça itiraza uğramayan 22.10.2010 tarihli bilirkişi raporu, itiraz eden davacılar lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğundan mahkemece bu rapordaki miktara göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde, davacıların aleyhine olan 23.02.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 3-Mahkemece karara esas alınan bilirkişi raporunda, davacı anne Safiye'nin çalışmadığı, herhangi bir gelirinin bulunmadığı belli olduğu halde, hesaplanan tazminattan %5 oranında yetiştirme gideri indirimi yapılmıştır. Esasen bu indirimin yapılabilmesi için davacının çalışan, geliri olan, desteğin yetiştirme giderlerini kısmen de olsa üstlenmiş olan kişilerden olması gerekmektedir. Oysa davacı anne ev hanımıdır, bir geliri yoktur. Yetiştirme giderleri davacı baba tarafından karşılanmaktadır. Bu itibarla, davacı anne için hesaplanan destek tazminatından yetiştirme gideri indirimi yapılması doğru olmamıştır. 4-Borçlar Kanunu m.45/1 kapsamında ele alınması gereken defin masrafları, ölümle doğrudan doğruya ilgili olan ve ölenin dini ile sosyal ve ekonomik durumuna uygun bulunan giderlerdir. Davacılar vekili, dava dilekçesinde, desteklerinin ölümü nedeniyle müvekkillerinin katlandığı defin ve cenaze masraflarının da tahsilini istemiştir. Maddi tazminatın her türünün ispatı davacılara aittir. Ne var ki ölen her şahıs için yakınlarının veya ailesinin ya da ailelerden birinin mutlak surette bazı defin giderlerine katlandığının kabulü gerekir. Bu tür giderler her türlü delille ispatlanabilir. Bu konuda delil ibraz edilememesi halinde dahi TBK 50/2. Madde gereği mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle sarfedilen giderleri tespit ettirmek zorunludur. Mahkemece, cenaze ve defin giderinin tespiti için alınan 14.04.2011 tarihli bilirkişi raporu da değerlendirilerek, yöresel örf ve adetler doğrultusunda yapılabilecek masrafların tespiti ile, BK.'nun 42/2 maddesi uyarınca bu kalem istek için tatmin edici bir tazminata hükmedilmek gerekirken, yazılı şekilde düşük miktarda cenaze ve defin giderine hükmedilmesi isabetli olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,01.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Usuli Kazanılmış Hakkın İstisnaları ve Temyiz Yolu

Bozma kararından sonra, derdest davalara uygulanacağı belirtilen yeni bir kanun yürürlüğe girerse veya Anayasa Mahkemesi ilgili kanunu iptal ederse bozma kararının bağlayıcılığı kalmaz ve usuli kazanılmış hak kuralı işletilemez.

Yargılama sürecinde bir taraf, karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğmasını önlemek amacıyla kendi lehine kurulmuş olan bir hükmü temyiz edebilir.

Usuli kazanılmış hak nedir?

Bir davada mahkemenin veya tarafların yaptığı bir usul işlemiyle taraflardan biri lehine ve diğeri aleyhine doğan, uyulması zorunlu olan usul hukuku kurumudur.

Mahkeme bozma kararına uyduktan sonra bu kararından dönebilir mi?

Mahkeme bozmaya uyma kararından sonradan dönemez; bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak veya yeni bir hüküm vermek zorundadır.

Hatalı kanun yorumuna dayanan bozmaya uyulursa ne olur?

Mahkemenin uyduğu bozma ilamı bir kanun hükmünün gözden kaçırılması veya yanlış yorumlanması suretiyle verilmiş olsa bile, uyma kararıyla birlikte usuli kazanılmış hak doğacağından bu hükmün hatalı olduğu sonradan ileri sürülemez.

Bilirkişi raporuna sadece bir taraf itiraz ederse ne olur?

İtiraz etmeyen taraf yönünden rapor kesinleşir ve itiraz eden lehine usuli kazanılmış hak oluşur; sonraki rapor aleyhe olsa dahi lehine olan rapora göre karar verilir.

Kanun değişikliği usuli kazanılmış hakkı nasıl etkiler?

Bozma sonrasında derdest davalara uygulanacağı öngörülen yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi veya Anayasa Mahkemesinin ilgili kanunu iptal etmesi hâlinde bozma kararının bağlayıcılığı kalmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu