HMK Madde 204 İlamlar ve Resmî Senetlerin İspat Gücü

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 204 İlamlar ve Resmî Senetlerin İspat Gücü

İlamların ve Düzenleme Şeklindeki Noter Senetlerinin İspat Gücü

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılır. Kanun koyucu bu belgelerin doğruluğunu esas almış ve bağlayıcılıklarını sahtelik iddiasının resmî olarak kanıtlanması şartına bağlamıştır. Bu nitelikteki belgeler, sahtelikleri ispat edilene kadar geçerliliklerini korur.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/3147, K. 2016/10341Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2016/3147 E.  ,  2016/10341 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 22/10/2015 tarih, 2015/11288 Esas – 2015/25599 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu şirketin ve avalist …'ün yasal sürede icra mahkemesine başvurarak takibe dayanak senetteki imzaların şirket yetkililerine ve avaliste ait olmadığını ileri sürerek imzaya itiraz ettiği, mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda istemin kabulüne ve takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz İİK'nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında, icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiğine işaret edilmiştir. İİK'nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; “İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır” hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesinde yer alan “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” düzenlemesi nedeniyle uygulanması gereken aynı Kanun'un 211. maddesinde ise imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda, tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir. Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/04/2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 06/02/2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 sayılı kararı). Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, borçlunun duruşmada alınan medarı tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan borçluya ait imzaların celbedilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.05.2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 06.06.2001 tarih ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Dosya kapsamında bulunan … Noterliği'nin 25.01.2011 tarihli imza sirkülerine göre borçlu şirket yetkililerinin … ve Ahmet Şentürk olduğu görülmektedir. Mahkemece hükme esas alınan 2.1.2015 tarihli, adli bilimler ve graoloji uzman… tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda; mukayeseye esas belgelerin gafolojık özellikleri bakımından Ahmet Şentürk yönünden A1 ve A2, … yönünden G1 ve G2 olarak iki gruba ayrıldığı, A2 ve G2 grubu mukayeseye esas imzaların üçüncü bir şahıs tarafından farklı bir kaligrafiyle üretilmiş imzalar oldukları, takip konusu senetteki imzaların borçlu şirket yetkilileri … ve …'e atfen imzalar içerir A2 ve G2 grubu imzalarla aynı el ürünü olduğu, senetteki imzaların, A1 ve G1 gurubu imzalara kıyasla borçlu şirket yetkilileri … ve Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olmadığının bildirildiği görülmektedir. 6100 sayılı HMK'nun 204/1 maddesinde; “İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar” hükmü ile; 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 82. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır. Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir” hükmü yer almaktadır. Yukarıda anılan bilirkişi raporunda; üçüncü bir şahıs tarafından farklı bir kaligrafiyle üretilmiş imzalar oldukları belirtilen A2 ve G2 grubu mukayeseye esas imzaları içerir belgeler arasında, … Noterliği'nin 28.07.2009 tarih, 25013 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, … Noterliği'nin 02.05.2012 tarih, 16953 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, … Noterliği'nin 14.09.2012 tarih, 35151 yevmiye nolu vekaletname aslı, … Noterliği'nin 07.01.2013 tarih, 00697 yevmiye nolu vekaletname aslı, … Noterliği'nin 13.07.2011 tarih, 29324 yevmiye nolu vekaletname aslı, … Noterliği'nin 06.08.2012 tarih, 30444 yevmiye nolu imza sirküleri aslı bulunmaktadır. O halde mahkemece; bilirkişi raporunda sahteliği ispat oluncaya kadar kesin delil sayılan noter senetlerindeki imzalarla, takibe konu senetteki imzaların aynı el ürünü olduğu bildirildiğine göre borçluların imzaya itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, borçluların imzaya itirazının kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, Dairemizce onandığı anlaşılmakla alacaklının karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 22.10.2015 tarih, 2015/11288 E., 2015/25599 K. sayılı onama kararının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 07/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 204. maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere, mahkeme huzurunda yapılan sulhler, resmî vasiyetname düzenlenmesi ve tereke tespiti gibi belgeler de resmî senet kuvvetine sahip belgeler arasında yer alır. Yargılama veya resmî tanzim usulleri dairesinde oluşturulan bu işlemler, kesin delil gücüyle hüküm doğurur.

Onaylama Şeklindeki Noter Senetleri ve Görevli Memur Belgeleri

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 204. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında; ilgililerin beyanı doğrultusunda noterlerce onaylanan senetler ile yetkili kamu görevlilerinin görev alanlarında usule uygun düzenledikleri resmî evrak, aksi ispat edilene dek kesin delil hükmündedir. Bu belgelerin bağlayıcılığı korunmakla beraber, içeriklerinin gerçeği yansıtmadığı sahtelik davası şartı aranmaksızın aksinin kanıtlanması yoluyla da ileri sürülebilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/17168, K. 2018/240Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2017/17168 E.  ,  2018/240 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; adına kayıtlı bulunan 135740 nolu abonelikle ilgili olarak 28.800,00 TL tutarında kaçak tahakkuku yapıldığını, kaçak işlem tarihi olan 04/02/2014 tarihinde bölgede herhangi bir bitkinin sulaması yapılmadığını belirterek 10928 seri nolu kaçak tespit tutanağından kaynaklı 28.800,00 TL davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı; davacıya ait tarımsal sulama tesisinde yapılan genel kontrolde gerilim uçlarını devre dışı bırakıp sayaç ölçüm birimine müdahale edilip kaçak elektrik kullanıldığının tespiti üzerine kaçak tespit tutanağı tutulduğunu, Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği 13.madde ve 622 sayılı kurul kararına göre tahakkuk yapıldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, davacının 04/02/2014 tarih ve 010928 seri nolu kaçak tutanağı kapsamında davalıya 28.838,31 TL borçlu olmadığının (28,79 TL borçlu olduğunun) tespitine, karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık kaçak tahakkukuna yönelik fatura nedeniyle açılan menfi tespit davası niteliğindedir. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 25 Eylül 2002 günlü resmi gazetede yayınlanarak 01.03.2003 tarihinde yürürlüğe giren Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 13.maddesi hükmünde, gerçek veya tüzel kişiler tarafından, mevzuata aykırı bir şekilde tüketilmesi, kaçak elektrik enerjisi tüketimi olarak kabul edilmiş, 15. madde hükmünde de, kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi kullanımına ilişkin tespit, süre, tüketim miktarı hesaplama, tahakkuk, ödeme yöntemleri ile diğer usul ve esasların dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından belirlenerek Kuruma sunulacağı ve kurul onayı ile uygulamaya konulacağı açıklanmıştır. Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından, 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından uygulanacak “Kaçak ve Usulsüz Elektrik Enerjisi Kullanılması Durumunda Yapılacak İşlemlere İlişkin Usul ve Esaslar” hakkında 622 sayılı karar alınmıştır. Somut olaya gelince; davalı kurum tarafından davacı adına düzenlenen kaçak elektrik tespit tutanağında, gerilim uçlarını devre dışı bırakıp sayaç ölçüm birimine müdahale edilerek kaçak elektrik kullanıldığı, tarımsal sulama yapıldığının (buğday sulaması) tespit edildiği açıklanmıştır. 6100 Sayılı HMK 204/2.maddesinde, yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgelerin, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılacağı açıklanmıştır. Kaçak elektrik tespit tutanakları, düzenlendiği tarih itibariyle maddi olgulara ilişkin tespitleri içermekte olup, aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan resmi belgelerdendir. Davacı taraf tutanağın aksini ispat edememiştir. Mahkemece bilgisine başvurulan bilirkişi tarafından düzenlenen raporda; davalının, trafo gücünün tamamının tüm dönemlerde kullanıldığı varsayımı ile yaptığı tahakkukun yerinde görülmediği, yöre şartlarına göre bir kez sulama olacağı, bu sulamanın da ihtilafsız dönem tüketimi esas alınarak hesabının yapılması gerektiği belirtilmiş, mahkemece bu rapor benimsenerek karar verilmiştir. Dosya içerisinde bulunan kaçak elektrik tutanağında, davacı tarafın tarımsal sulama amaçlı kaçak elektrik kullandığı tespit edilmiştir. Kaçak tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Davacı taraf, tutanağın aksini ispat edememiştir. Tutanak içeriği ile davacının tarımsal sulama amaçlı kaçak elektrik kullandığı kesin bir biçimde saptandığından, davacının aksi yöndeki beyanına itibar edilemez. Hal böyle olunca, mahkemece; öncelikle dosyanın önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak üç kişilik uzman bilirkişi kuruluna verilmesi, bilirkişi heyetinden davalının davacı taraftan isteyebileceği kaçak elektrik bedelinin, tutanağının düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan yönetmelik hükümlerine göre hesaplanması konusunda denetime elverişli rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 82. maddesi kapsamında, kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmî sayılır ve noterler tarafından kanuna uygun şekilde düzenlenen hukuki işlemler sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Buna karşılık noter tarafından yapılan imza onaylaması yalnızca onaylanan imzanın ilgiliye ait olduğunu belgelendirir ve hukuki işlemlerin içeriğini kapsamaz. Bu onay işlemlerinde imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli kabul edilirken, bu kapsam dışında kalan noterlik işlemlerinin aksi ispatlanabilir.

1512 sayılı NOTERLİK KANUNU m. 82Kaynağı aç
Madde 82 – Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır. Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Görevin daire dışında yapılması:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/1083, K. 2017/34Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/1083 E.  ,  2017/34 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/09/2015 tarih ve 2010/966-2015/751 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 15.11.2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av…. ile davalılar vekili Av…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı … Gıda Dağıtım ve Pazarlama Ticaret Limited Şirketi'nde bulunan %15 hissesini diğer davalıya hakim ortak …'nin baskıları sonucu müvekkilinin oğlu ve aynı zamanda şirket müdürü … tarafından geçersiz olan hisse devir sözleşmesi ile devredildiğini, hisse devir sözleşmesindeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, imzanın müvekkilinin oğlu …'a ait olup, bu imzanın … şehir dışındayken imza atılan belgeye ilişkin olduğunu, vekaleten imza atıldığına ilişkin bir açıklama bulunmadığını, bu nedenle hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunu, hisse devrine muvafakat edilmesine ilişkin 10.07.2009 tarihli ortaklar kurulu kararının altındaki imzanın da müvekkiline ait olmadığını, bu nedenle ortaklar kurulu kararının da geçersiz olduğunu, bir an için hisse devrinin geçerli olduğu kabul edilse bile davacının BK 21. maddesi uyarınca gabine maruz kalması nedeniyle sözleşmeyle bağlı olmadığını, çünkü devre konu hisselerin gerçek değerinin çok altında satış gösterildiğini, hakim ortağın müvekkiline ve oğluna yönelik baskı ve tehditlerde bulunduğunu, usulsüz hisse devri nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararlardan davalıların sorumlu olduğunu ileri sürerek, hisse devir sözleşmesinin ve ortaklar kurulu kararının sahteliği nedeniyle geçersizliğinin tespitine, devir konusu payların pay defterine yeniden davacı adına tesciline karar verilmesini, bu talep kabul edilmediği takdirde bedele ilişkin hükmün gabin nedeniyle geçersizliğinin tespiti ile gerçek piyasa değerine göre aradaki fark için şimdilik 100.000 TL'nin devir tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 08.07.2010 tarihli ıslah dilekçesinde, talep sonucunu 9.831.500 TL'ye çıkarmıştır. Davalılar vekili, tahkim itirazında bulunarak, perde arkasındaki gerçek hissedarın … olduğunu, davacının oğlu …'ı şirketlere katılmak, hisse almak ve satıp devretmek dahil en geniş yetkilerle vekil tayin ettiğini, dava konusu ortaklar kurulu kararını ve hisse devir sözleşmesini …'ın imzaladığını, davacının … 3. İcra Müdürlüğüne verdiği itiraz dilekçesinde hisse devrini açıkça benimsediğini, davacı iddialarının MK 2. maddesine aykırı olduğunu, müzayaka iddiasının gerçek olmadığını, gabinin objektif ve subjektif unsurlarının oluşmadığını, edimler arasında dengesizlik bulunmadığını, terditli taleplerin çelişkili olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu hisse devir sözleşmenin davacının oğlu olan vekili … tarafından imzalanmış olduğu, ancak noter senedinde devreden olarak …'ın yer aldığı, hisse devir senedinde imzanın vekaleten atıldığına dair bir açıklama bulunmadığı, davacı adına hisse devir sözleşmesini imzalayan …'ın bu işlemi yapmaya yetkili olduğu, vekilin ya da temsilcinin imza atarken vekaleten ya da temsilci olarak hareket ettiğini yazmamasının tek başına o sözleşmeyi geçersiz hale getirmeyeceği, noterin imza tasdiki yaparken davacının kimlik tespitlerini yapmış olması ve vekilin ayrıca kimlik tespiti yapılmamış olması da tek başına geçersizlik sonucunu doğurmayacağı, noter tarafından imza tasdiki yapılmış olmakla TTK 520. maddesinde öngörülen şekil şartının gerçekleştiği, hisse devrinin pay defterine işlenmesine dair şirket ortaklar kurulunun kararını davacı adına yine vekili olan …'ın imzaladığı, bu karara … adına vekilinin katılmış olmasında bir usulsüzlük bulunmadığı gibi, yukarıda açıklandığı üzere vekaleten hareket edildiğine dair açıklama yazılmaması imzayı geçersiz hale getirmeyeceği, hisse devrinin usulüne uygun olarak alınan ortaklar kurulu kararıyla şirket pay defterine işlendiği ve pay devrinin tamamlandığı, devir tarihinde gerçek hisse değerleri ile hisse devir senedinde gösterilen değerler arasında davacı aleyhinde açık bir nispetsizlik bulunmadığı, davacının ekonomik olarak zor durumda olup sözleşmeyi imzalamak zorunda kaldığına dair subjektif unsurları kanıtlayamadığı, dava konusu olayda gabinin varlığının da ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, noterde düzenlenen limited şirket hisse devir sözleşmesi ile bu devre onay veren ortaklar kurulu kararının sahteliği sebebiyle hisse devrinin iptali istemine ilişkin olup, mahkemece hisseyi devralan ile hisseleri devredilen şirketin hasım olarak gösterildiği davada davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davacı vekili dava dışı noterlikçe tasdik olunan limited şirket hisse devir sözleşmesinde yer alan imzanın müvekkiline ait olmadığını ileri sürmekte ve müvekkili adına olan imzanın sahteliğini iddia etmektedir. Dairemizce daha önce verilen 2012/12282 E. – 2013/10936 K. sayılı ve 20.05.2013 tarihli ilamda da ifade olunduğu üzere hisse devrinin dayanağı olan noter sözleşmesinde yer alan imzanın inkarı nedeniyle açılan dava aynı zamanda 6100 s. HMK 208/4 (HUMK'nın 314) maddesi anlamında açılmış bir sahtelik davasıdır. Öte yandan, 6100 s. HMK 204 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 82/f. III maddeleri uyarınca noterlikçe onaylanan imza sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Böyle bir imzanın sahteliği iddiası ise sözleşmenin diğer tarafına olduğu kadar sözleşmedeki imzayı onaylayan notere karşı da ileri sürülmüş bir iddia olup sabit görülmesi halinde noterin Noterlik Kanunu'nun 162. maddesi uyarınca hukuki sorumluluğuna da yol açabileceği gibi noterin savunması bu davanın sonucunu da etkiliyebilir. Şu halde onaylı imzanın sahteliği iddiasının bu imzayı onaylayan noterin taraf olmadığı bir davada incelenip hükme bağlanması usul hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. 6100 s. HMK'nın 208/4. maddesi gereğince resmi bir senetteki yazı veya imzayı inkar eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Bu durumda, mahkemece ilgili noter hakkında, bu davayla birleştirme istemli olarak ayrı bir dava açmak üzere davacıya mehil verilmek ve dava açıldığı takdirde bu dava ile birleştirilerek görülmek gerekirken noterin yokluğunda noter sözleşmesinin sahteliği hakkında karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre davacı tarafın sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) no'lu bentte yer alan gerekçelerle hükmün davacı taraf yararına BOZULMASINA, (2) no'lu bentte açıklanan nedenlerle bozma sebep ve şekline göre davacı tarafın sair temyiz itirazları hakkında şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödemiş olduğu temyiz peşin harcının iadesine, 03.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yetkili memurların kamusal görevleri kapsamında mevzuata uygun tanzim ettikleri belgeler de aksi ispatlanana kadar kesin delil niteliğini korur. Bu kapsamda görevlilerce düzenlenen kaçak elektrik tespit tutanakları, düzenlendiği tarih itibarıyla maddi olgulara ilişkin tespitleri içermekte olup aksi sabit oluncaya kadar geçerli resmî belgelerdendir.

Şüphe Halinde Mahkemenin Açıklama İsteme Yetkisi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 204. maddesinin üçüncü fıkrasına göre mahkeme; ilamlar, düzenleme şeklindeki noter senetleri, onaylama senetleri veya yetkili memurların düzenledikleri belgeler hakkında şüphe uyandıran bir hâl görürse ilgili daireden açıklama isteyebilir. Hâkim, belgenin sıhhati veya tanzim süreci konusunda tereddüt doğması durumunda işlemi gerçekleştiren makamla irtibat kurarak durumu aydınlatma yetkisine sahiptir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 204Kaynağı aç
MADDE 204- (1) İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar. (2) İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar. (3) Mahkeme, yukarıdaki belgelerden biri hakkında şüphe uyandıran bir hâl görürse, ilgili daireden açıklama isteyebilir. Adi senetlerin ispat gücü

Resmî Senette Sahtelik İddiası ve Dava Usulü

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 208. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bu iddiayı asıl davaya bakan mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi bu konuda ayrı bir dava da açabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 208Kaynağı aç
MADDE 208- (1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. (2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. (3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir. (4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir. Yazı veya imza inkârının sonucu

Resmî senetler bakımından kanun koyucu farklı bir inceleme usulü öngörmüştür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 208. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, resmî nitelikteki bir belgede yer alan imza ya da yazının reddedilmesi hâlinde bu uyuşmazlık, belgeyi düzenleyip onaylayan görevlinin de davalı gösterildiği müstakil bir davada çözüme kavuşturulabilir. Asıl yargılamayı yürüten mahkeme, bu iddiayı ileri süren tarafa sahtelik davasını ikame etmesi amacıyla lüzum gördüğünde iki haftalık kesin mehil tanır.

Noter senedinde yer alan imzanın inkâr edilmesi durumunda mahkemece, ilgili noter hakkında asıl davayla birleştirme istemli olarak ayrı bir dava açmak üzere mehil verilmeli ve dava açıldığı takdirde iki dava birleştirilerek karara bağlanmalıdır. İlgili görevlinin taraf gösterilmediği bir usulde sahtelik incelemesi tamamlanamaz.

İmza İncelemesi Esasları ve İspat Yükü

İmza inkârı ve sahtelik iddialarında fotokopi belgeler üzerinden imza incelemesi yapılması usulen mümkün değildir. Bilirkişi incelemesine esas alınacak borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını barındıran belge asıllarının celbi ve incelemenin bu asıllar üzerinden icra edilmesi zorunludur.

İmza incelemesinde bilirkişi öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ait ve keşide tarihine en yakın tarihli belgelerdeki imzaları mukayeseye esas almalıdır. Keşide tarihinden öncesine ilişkin mukayese belgesi temin edilemezse daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli hiçbir belge bulunamazsa borçlunun duruşmada temin edilen imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yürütülür.

Sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılan noter senetlerindeki imzalar ile takibe konu senetteki imzaların aynı el ürünü olduğunun tespiti hâlinde borçlunun imzaya itirazı reddedilir. İmzaya itiraz uyuşmazlıklarında imzanın borçluya ait olduğunu kanıtlama külfeti alacaklıya aittir ve yargılamada ispat yükünü ters çevirecek uygulamalara gidilemez.

Mahkeme İlamlarının Kesin Delil ve Maddi Anlamda Kesin Hüküm Gücü

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 303. maddesi uyarınca, şeklen kesinleşmiş bir mahkeme kararının sonradan açılan bir davada maddi kesin hüküm teşkil edebilmesi; her iki uyuşmazlığın taraflarının, dayandıkları hukuki sebeplerin ve önceki ilamın hüküm fıkrasıyla sonraki davanın netice-i talebinin birebir örtüşmesine bağlıdır. Yargı kararı, asıl veya karşı davada ileri sürülen iddialar arasından yalnızca hükme bağlanan talepler bakımından bağlayıcılık kazanır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 303Kaynağı aç
MADDE 303- (1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır. (5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir. İKİNCİ BÖLÜM Hükmün Tashihi, Tavzihi ve Tamamlanması[34] Hükmün tashihi

Maddi anlamda kesinlik ve ilamın kesin delil gücü yalnız mahkeme kararının hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası davada talep edilen hususlar hakkında verilen nihaî kararı gösterirken kararın gerekçe kısmının kesin delil veya kesin hüküm gücü bulunmamaktadır.

Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın taraflarından biri tarafından üçüncü bir kişiye karşı açılan veya üçüncü bir kişi tarafından davanın taraflarından birine yöneltilen, konusu ile sebebi aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Bununla birlikte ilk davada verilen kesin hüküm, tarafları özdeş olmayan ikinci davada güçlü bir takdiri delil niteliği taşır.

Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Yargılamasına Etkisi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi, zarar verenin kusurunun olup olmadığı veya ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi ceza mahkemesi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 74Kaynağı aç
MADDE 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. II. Tazminat hükmünün değiştirilmesi

Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi gereğince ceza hâkiminin kusurun takdirine ve zararın miktarına ilişkin tespitleri de hukuk hâkimini bağlamaz. Hukuk yargılamasında kusur derecesi ve tazminat miktarı, özel hukuk ilke ve delilleri çerçevesinde bağımsız olarak tayin edilir.

Düzenleme şeklindeki noter senedi kesin delil midir?

Evet, HMK'nın 204. maddesinin ilk fıkrası uyarınca düzenleme şeklindeki noter senetleri sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılır.

Noterde yapılan imza onayı sözleşme içeriğini kesin delil yapar mı?

Hayır, Noterlik Kanunu'nun 82. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca imza onayı yalnızca imzanın ilgilisine ait olduğunu belgelendirir; hukuki işlemin içindeki beyan ve vakıaları kapsamaz.

Resmî senetteki imzanın sahteliği asıl davada tek başına incelenebilir mi?

Hayır, HMK m. 208/4 uyarınca resmî senetteki imza veya yazı inkârı, evraka resmiyet kazandıran noter veya kamu görevlisi de taraf gösterilerek açılacak ayrı bir davada incelenmelidir.

Mahkeme kararının gerekçesi başka davada kesin delil oluşturur mu?

Hayır, HMK m. 303 ve yargısal uygulamalar uyarınca kesin delil ve kesin hüküm etkisi yalnızca hüküm fıkrasını bağlar, kararın gerekçe kısmı kesin delil teşkil etmez.

İmza incelemesi fotokopi evrak üzerinden yapılabilir mi?

Hayır, imza incelemesinde fotokopi üzerinden bilirkişi raporu tanzim edilemez; borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belge asıllarının celbi zorunludur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu