Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine kural olarak yalnızca zarara uğradığını ileri süren üçüncü kişiler başvurabilir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte şirkette pay sahibi veya yönetim kurulu üyesi olan kimseler, iddia ettikleri hususları bilebilecek durumda olduklarından hukuken üçüncü kişi sayılamazlar. Dolayısıyla ilgili şirkette pay sahipliği ve yöneticilik sıfatı bulunan bir kimsenin, kefil sıfatıyla ödeme yaptıktan sonra tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayanarak rücuen alacak talebinde bulunması mümkün değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisinin Hukuki Dayanağı ve Koşulları
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlüdür; hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumamaktadır. Tüzel kişilik perdesinin aralanması ve organik bağ kavramları da dürüstlük kuralı ile hakkın kötüye kullanılması yasağına dayanmaktadır. İstisnai nitelik taşıyan perdeyi aralama teorisi, sınırlı hallerde dar yorumlanarak ihtiyatla tatbik edilir. Tüzel kişilik zırhına sığınılarak dürüst davranılmaması, tanınan yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle üçüncü kişilere zarar verilmesi ve sorumluluğu tesis edecek başka bir kanuni yolun kalmaması durumunda bu çareye gidilebilir.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Üçüncü kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içinde tek bir şirketle işlem yapıldığı izleniminin yaratılması ve güçlü bir ticari yapı görüntüsü altında şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılarak iş alanının diğerine kaydırılması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder. Bu tür durumlarda her somut olayın özelliği gözetilerek tüzel kişiliği düzenleyen kuralların dışına çıkılıp çıkılmadığı ve tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırma amacıyla kötüye kullanılıp kullanılmadığı denetlenir.
Kardeş Şirketler Arasında Perdenin Aralanması ve Kötü Niyet İspatı
Kardeş şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin kaldırılabilmesi için tek bir iktisadi işletmenin faaliyetleri kapsamında birbirinden bağımsız gibi görünen tüzel kişiliklerin kurulmuş olması aranır. Ana şirket, kardeş şirket ve ortaklar arasındaki ilişkiler zincirinin ortaya konulması, hukuken ayrı görünen şirketlerin esasen özdeş olduğunun ve alacaklılardan mal kaçırmak veya sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik şeklinde yapılandırıldığının belirlenmesi zorunludur.
Organik bağ kavramı tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine kıyasla daha geniş bir kapsama sahiptir. Şirketler arasında organik bağın varlığı tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını haklı kılmaz. Organik bağ tespit edilse dahi borcun perdenin arkasındaki şirketten istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve alacaklıyı zarara uğratmak kastıyla kötü niyetli işlemler yürütüldüğünün somut delillerle ispatlanması gerekir.
Organik Bağ Sayılmayan ve Perdenin Aralanmasına Yetmeyen Durumlar
Şirket ortakları arasında akrabalık ilişkisinin bulunması, tek başına şirketler arasında organik bağ bulunduğunu veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gerektiğini kabule yetmez. Benzer şekilde, şirketlerin aynı sektörde yer alması veya aynı alanda ticari faaliyet yürütmesi de tek başına organik bağın kurulması ve perdenin aralanması bakımından yeterli kabul edilmemektedir.
Şirket Yöneticisi ve Ortağı Olan Kefilin Rücu Talebi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 596. maddesinin birinci fıkrası gereğince kefil, alacaklıya ifada bulunduğu oranda alacaklının haklarına kanunen halef sıfatı kazanır ve bu hakları asıl borcun muaccel hale gelmesiyle ileri sürebilir; rücuya dair zamanaşımı süresi ise alacaklıya yapılan ödeme anından itibaren işlemeye başlar. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça kefil, borca teminat teşkil eden rehinler ve benzeri güvencelerden yalnızca kefaletin tesis edildiği anda mevcut olanlara yahut sonradan bizzat asıl borçlu eliyle münhasıran o alacak için tahsis edilenlere halef olabilmektedir. Aynı kanunun 596. maddesinin altıncı fıkrasına göre ise asıl borçluyu ehliyetsizlik ya da irade sakatlığı nedeniyle bağlamayan yahut dava edilebilme kabiliyeti bulunmayan bir edimi yerine getiren kefilin asıl borçluya rücu imkanı bulunmamakta; sadece zamanaşımına uğramış bir edimin borçlunun vekili olarak üstlenildiği hallerde vekalet hükümlerine dayalı talep hakkı korunmaktadır.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 596Kaynağı aç
Kredi sözleşmesinin akdedildiği tarihte aleyhine takip yapılan davalı anonim şirkette yönetim kurulu üyesi ve ortak sıfatını taşıyan kefil, ileri sürdüğü hususları bilebilecek durumda yer aldığından hukuken üçüncü kişi sayılamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2019/149, K. 2022/894), kredi borcunu ödeyerek 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 596. maddesi uyarınca rücu takibi başlatan ve itiraz üzerine itirazın iptali davası açan davacı kefilin, üçüncü kişi sıfatı taşımaması sebebiyle tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayanarak davalı şirketten alacak veya rücu talebinde bulunamayacağına hükmetmiştir.
Tüzel kişilik perdesinin aralanmasını kimler talep edebilir?
Tüzel kişilik perdesinin aralanması kural olarak dürüstlük kuralına aykırı eylemlerle zarara uğratılan üçüncü kişiler tarafından ileri sürülebilir. Borçlu şirkette ortak veya yönetim kurulu üyesi olan kimseler şirket içi durumları bilebilecek konumda olduklarından üçüncü kişi sayılamazlar ve bu teoriye dayanamazlar.
Şirketler arasında organik bağ bulunması perdenin aralanması için yeterli midir?
Hayır, şirketler arasında organik bağın varlığı tek başına perdenin aralanmasına yetmez. Borcun perdenin arkasındaki şirketten istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının somut verilerle ispatlanması gerekir.
Ortakların akraba olması veya şirketlerin aynı alanda çalışması perdenin kaldırılmasını gerektirir mi?
Hayır, şirket ortaklarının akraba olması veya şirketlerin aynı faaliyet alanında çalışması tek başına organik bağın veya perdenin aralanmasının varlığı için yeterli kabul edilmez.
Borcu ödeyen kefil her durumda asıl borçluya rücu edebilir mi?
Hayır, kefil ödeme yaptığı ölçüde alacaklının haklarına halef olsa da dava hakkı vermeyen ya da yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçluyu bağlamayan borçları ödemişse asıl borçluya rücu edemez; zamanaşımına uğramış borcun borçlunun vekili sıfatıyla üstlenilmesi hali ise vekalet kuralları gereğince saklıdır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

